Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı
canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler
vardır. (Casiye Suresi, 4)
Yirmi bin türden oluşan geniş bir familyaya
sahip olan arılar, hayvanlar dünyasındaki en çarpıcı mühendislik
ve mimarlık bilgisine sahip, sosyal hayatları ile diğer
pek çok canlıdan ayrılan, aralarındaki iletişim ile kendilerini
inceleyen bilim adamlarını hayretler içinde bırakan canlılardır.
Bu kitabın konusu olan balarıları ise diğer
arılardan farklı özelliklere sahiptir. Koloniler halinde
ağaç kovuklarında veya benzeri kapalı mekanlarda kendilerine
yuva yaparlar. Bir arı kolonisi, bir kraliçe, birkaç yüz
erkek ve 10-80 bin işçi arıdan oluşur. Görünüş olarak birbirinden
farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve işçi arılar dişidir.
Arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe
bulunur ve bu kraliçe arı diğer dişilere göre daha büyüktür.
Temel görevi ise yumurtlamaktır. Üreme sadece kraliçe arı
vasıtasıyla olur, onun dışında diğer dişiler erkeklerle
çiftleşemezler. Kraliçe, yumurtlamadan başka, koloninin
bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan önemli
maddeler de salgılar.
Erkekler ise, dişilerden iridirler ama ne iğneleri
vardır, ne de kendileri için besin toplayabilecek organları.
Tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek örme,
yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını düzenleme,
temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm işleri ise işçi
arılar yaparlar.
Arı kovanındaki hayatın her aşamasında bir
düzen vardır. Larvaların bakımından, kovanın genel ihtiyaçlarının
teminine kadar her görev hiç aksamadan yerine getirilir.
Bu düzenin en belirgin örneklerinden biri de kovandaki yavruların
bakımı sırasında ortaya çıkar. Diğer arıların yavrulara
gösterdikleri özen ve sergiledikleri özverili davranışlar
detaylı olarak incelendiğinde bu konu daha iyi anlaşılacaktır.
ARILARIN YAVRULARINA GÖSTERDİKLERİ
ÖZEN
Bazı canlı türlerinde yavruların bakımı diğerlerine
göre daha fazla özen gerektirir. Özellikle yumurta, larva,
pupa gibi değişik evrelerden geçerek erişkin hale gelen
canlılarda, her evrede farklı yönde bir bakım uygulanır.
Arılar da farklı büyüme evrelerinden geçerler.
Arı yavruları, sırasıyla larva ve pupa evrelerini tamamlayarak
erişkin hale gelirler. Kraliçe arının yumurtaları bırakması
ile başlayan bu dönem boyunca arı yavrularına son derece
özenli ve dikkatli bir bakım uygulanır.
Arı kovanlarındaki yavruların bütün sorumluluğu
işçi arılara aittir. İşçi arılar öncelikle kraliçenin yumurtlaması
için peteklerin içinde özel olarak belirlenmiş bir bölgede
kuluçka hücreleri hazırlarlar. Bu hücrelere yumurtlamak
için gelen kraliçe arı, hücrenin temizliğini ve uygunluğunu
kontrol ettikten sonra her peteğe birer yumurta bırakarak
ilerler.
Yumurtaların gelişimi için gerekli olan şartların
sağlanmasından, yumurtadan çıkacak larvaların ihtiyaçları
olan besin maddelerinin temin edilmesine, hücre sıcaklıklarının
sabit tutulmasından, özel hücre kontrollerine kadar pek
çok şey özel olarak ayarlanır. İşçi arılar, detaylı metodlar
kullanarak larvalara çok dikkatli bir bakım uygularlar.
İşçi Arıların Larvalara Uyguladıkları
Titiz Kontrol
Kraliçe arının büyük bir hassasiyetle
hücrelere yerleştirdiği arı yumurtaları yaklaşık 3 gün içinde
gelişirler. Bu sürenin sonunda hücrelerden beyaz kurt şeklindeki
arı larvaları çıkar.1 Yumurtadan çıkan
bu canlıların gözleri, kanatları ve bacakları yoktur. Dış
görünüş olarak balarısına hiç benzemezler.
İşçi arılar
bu yeni doğmuş larvaları son derece dikkatli ve özenli bir
şekilde beslerler. Öyle ki tek bir larvanın büyüme dönemi
boyunca yaklaşık 10.000 kere işçi arılar tarafından ziyaret
edildiği tespit edilmiştir.2 Larvalar yumurtadan
çıktıktan sonraki ilk üç günleri boyunca arı sütü ile beslenirler.
Larva dönemi arıların sürekli beslendikleri ve beden olarak
en çok geliştikleri dönemdir. Arı larvaları bu dönemdeki
düzenli beslenme sonucunda 6 gün içerisinde ilk ağırlıklarının
1500 katına kadar ulaşırlar.3
Kovanda bulunan binlerce larvaya karşılık bir
o kadar da dadı işçi arı vardır. Sürekli hareket halinde
olan bu dadı arılar yumurtaları ve larvaları kolaylıkla
kontrol altında tutarlar. Kovanda binlerce arı larvası olmasına
ve bu larvaların beslenme şekillerinin günlere göre değişiklik
göstermesine rağmen hiç karışıklık çıkmaz. Larvaların hangisinin
kaç günlük olduğu, hangisinin ne ile besleneceği gibi detaylar
işçi arılar tarafından hiç atlanmaz.
Bu son derece şaşırtıcıdır, çünkü hücrelerde
kraliçe arı tarafından farklı dönemlerde bırakılan ve farklı
büyüklüklere sahip olan pek çok yumurta vardır. Ve yavru
arılar özellikle larva döneminde kaç günlük olduklarına
göre bir beslenme programına tabi tutulurlar. Buna rağmen
dadı arılar larvaların beslenmesinde bir problem yaşamazlar.
Arı kovanındaki
özel hazırlanmış peteklerde büyümeye devam eden larvaların
yedinci günlerinde şaşırtıcı bir olay gerçekleşir. Larva
yemek yemeyi keser ve bakıcı arılar larvanın bulunduğu hücrenin
ağzını mumdan yapılmış, hafif kubbeli bir kapak ile tamamen
kapatırlar.4 Bu sırada larva da kendi ürettiği
bir madde ile bulunduğu odanın içinde etrafına koza örerek
kendini buraya adeta hapseder.5
Kraliçe arının yumurtaları
bırakmasından 3 gün kadar sonra kurt şeklindeki arı
larvaları ortaya çıkar.Arı larvaları, 6 gün içinde
ilk ağırlıklarının 1500 katına ulaşır ve neredeyse
bulundukları hücrelere sığmaz olurlar (solda). Bu
noktadan sonra büyüme durur ve pupa aşaması başlar.
(sağda) |
Arı larvaları bu şekilde pupa evresine bir
geçiş yaparlar. Pupa döneminin detaylarına geçmeden önce
dikkatle incelenmesi gereken nokta, koza örülen maddenin
yapısıdır.
Arı larvalarının kafalarında bulunan çift taraflı
ipek bezleri sayesinde ürettikleri bu maddenin özelliği;
hava ile temasa geçmesinden kısa bir süre sonra sertleşmesidir.
Diğer bir özelliği ise içerdiği "fibroin" isimli protein
sebebiyle kuvvetli bir bakteri öldürücü ve enfeksiyon önleyici
etkisi olmasıdır. Arılar üzerinde araştırma yapan bilim
adamları, bu canlıların ördükleri koza sayesinde larvaların
mikroplardan korunduklarını tahmin etmektedirler.
Kozanın örülmesinde kullanılan ağ, farklı kimyasal
maddelerin belirli oranlarda karışımından oluşmaktadır.
1-Elastik bir protein olan
"Fibroin" % 53.67. (Bu bileşik, glikol (% 66.5), lösin (%
1.5), arjinin (% 1), tirozin (% 10)'den meydana gelir.)
2-Jelatin yapısında yine bir protein olan
"Serizin" % 20.36. (Bu madde serin (% 29), alanin (% 46)
ve lösin (% 25)'den meydana gelmiştir.)
3-Diğer proteinler % 24.43
4-Mum % 1.39
5-Yağ ve reçine % 0.10
6-Renk maddesi % 0.05
6
Arı larvalarının koza ördükleri bu ipeğin formülü
her arıda aynı şekilde üretilir. Milyonlarca yıldır bütün
arı larvaları son dönemlerinde ördükleri kozalarında yukarıdaki
formüle sahip olan ipeği kullanır. Ayrıca arı larvaları
bu karmaşık yapılı maddeyi her zaman değil, sadece ihtiyaçları
olan büyüme dönemlerinde üretmeye başlarlar. Bunlar göz
önünde bulundurularak düşünülecek olursa akla pek çok soru
gelecektir. Örneğin larvaların vücudundaki bu kimyasal madde
nasıl ortaya çıkmıştır? Gözü, kanadı, beyni, olmayan, bir
et parçasından farksız, henüz dünyayı hiç görmemiş, nasıl
şartlarda bir yaşam süreceğini bilmeyen bir larva kendi
başına karar verip, böyle bir şey oluşturabilir mi? Örneğin
kimyasal maddenin koruyucu formülünü larvanın kendisi mi
bulmuştur? Üretimini larva kendi kendine mi başarmıştır?
Bu kimyasal maddeyi larvanın vücuduna kim yerleştirmiştir?
Elbette ki koza örmede kullanılan ipeğin oluşmasını;
hareket bile etmeyen, bakımı başka canlılar tarafından sağlanan,
göremeyen, duyamayan, sadece çok basit yaşamsal fonksiyonlara
sahip olan larvanın kendisi sağlamış olamaz. Böyle bir şeyin
iddia edilmesi elbette ki bilimsellikten ve akılcılıktan
uzaklaşmak olacaktır. Çünkü bu iddia arı larvasının kimyasal
madde oluşturabilecek bilgilere sahip olduğu, matematiksel
hesaplar yapabildiği gibi çıkarımların kabul edilmesi demektir.
Bu ise bilimsel olmaktan çok hayali bir iddia olacaktır.

Sol üst resim, üst 1.Ağız
2. Nefes alıp verme delikler. Sol alt resim, 1. Orta
hazım sistemi 2. İpek bezleri 3. Salgı tüpçükleri
4. Arka hazım sistemi
Solda, bakımı başka canlılar tarafından sağlanan arı
larvalarının anatomik yapıları görülmektedir. Bir
et parçası şeklindeki böyle bir canlının kendi kendine
karar vermesi ve gelişimi için gerekli kimyasal maddeleri
üretmesi kuşkusuz imkansızdır. Sağda yavru arıların
gelişim aşamaları |
Yalnız burada vurgulanması gereken son derece
önemli bir nokta vardır. Söz konusu canlı şuur sahibi bir
canlı olsa da değişen bir şey yoktur. Çünkü hiçbir canlının
kendi vücudunda var olmayan bir sistemi kendi kendine oluşturması
söz konusu değildir. Örneğin insan, doğadaki akıl sahibi
yegane varlıktır. Ama buna rağmen bir insanın çok basit
formüllü de olsa bir kimyasal madde üretimini sağlayacak
sistemleri kendi vücudunda oluşturması mümkün değildir.
Bu durumda akıl ve bilinç sahibi insanların yapamayacağı
bir şeyi bir böceğin yapabileceğini iddia etmek de kesinlikle
akla ve mantığa sığmayacak bir davranıştır.
"Larvanın koza üretiminde kullandığı ipek nasıl
meydana gelmiştir?" sorusunun cevabını verebilmek için öncelikle
ipeği oluşturan maddeleri tekrar hatırlayalım. Bunlardan
biri olan fibroin; glikol, lösin, arjinin ve tirozin maddelerinin
belirli oranlarda birleşmesiyle meydana gelen bir maddedir.
İpeği oluşturan maddelerden başka biri olan serizin ise
serin, alanin ve lösin'in çok hassas yüzdelerde biraraya
gelmesiyle oluşur. Arı larvalarının koza örerken kullandıkları
ipeğin yapısındaki maddeler sadece bu kadar değildir. Bundan
başka mum, yağ ve reçine gibi maddeler de ipeğin yapısında
bulunmaktadır.
Görüldüğü gibi ipeğin oluşması için çok sayıda
maddenin belirli oranlarla biraraya gelmesi gerekmektedir.
Bir deney yapalım ve ipeği oluşturan maddelerden en basit
yapılı olanını ele alarak bu maddenin kendi kendine oluşmasını
bekleyelim. Ne kadar beklersek bekleyelim, ne gibi işlemler
yaparsak yapalım sonuç asla değişmeyecektir. Ve günlerce,
aylarca, yıllarca hatta milyonlarca yıl boyunca beklense
de, değil bu maddelerden tek bir tanesi, bu maddeleri oluşturan
atomlardan tek bir tanesi bile tesadüfen oluşamayacaktır.
Bu durumda koza örmede kullanılan ipeği oluşturan maddelerin
her birinin tesadüfen ortaya çıktığını ve daha sonra yine
tesadüfen biraraya gelerek ipek oluşturduklarını iddia etmekse
tamamen akıl ve mantık ölçülerinden uzaklaşmak olacaktır.
İpeğin oluşumu bir arının yumurtadan çıkıp,
uçabilir hale gelmesi için gerekli olan pek çok mekanizmadan
sadece bir tanesidir. Larvanın arıya dönüşebilmesi için
bütün mekanizmaların aynı anda bir bütünlük içinde çalışması
gereklidir. Herhangi bir eksiklik arının gelişememesine
yani, ölümüne neden olacaktır. Bu da arı neslinin zaman
içinde yok olması demektir. Bu durumda varılan sonuç, arıların
evrimcilerin iddia ettikleri gibi zaman içinde kendiliklerinden
ortaya çıkmadıkları, bir anda tüm sistemleriyle birlikte
var olduklarıdır. Bu da arıların bir Yaratıcı tarafından
yaratıldıklarını bize gösterir. Bu Yaratıcı tüm evrene hükmeden,
üstün bir aklın sahibi olan Allah'tır.
Arıların ne gibi özelliklere sahip olmaları
gerektiğini belirleyen ve bunların tümünü eksiksiz bir şekilde
onlarda var eden, larvaya nasıl koza öreceğini ilham eden,
kısacası arıların her hareketine hükmeden Allah'tır.
Pupa Dönemi
İşçi arıların
üzerine mumdan hafif kubbeli bir kapak örmeleriyle birlikte
larva, pupa dönemine girer. Arı pupası, bulunduğu hücrenin
içinde 12 gün boyunca kalır.7 Bu süre içinde
hücrede dıştan herhangi bir değişiklik gözlenmez. Oysa hücrenin
içindeki pupa sürekli büyüme halindedir. Arı yumurtası kraliçe
arı tarafından hücreye bırakıldıktan tam üç hafta sonra
hücrenin kapağı yırtılır ve içinden uçmaya hazır bir şekilde
balarısı çıkar. Bundan sonra pupanın dış yüzeyi ölü bir
kabuk olarak hücrede kalır. Pupadan çıkan balarısı yaklaşık
6 hafta sürecek ömrüne bu hücrenin içinde geçirdiği gelişim
evrelerinin sonucunda başlar.8 Balarısı
hücreden ne larvaya ne de pupaya benzemeyen, bambaşka bir
canlı olarak çıkar. Balarısının, son aşamanın tamamlanması
ile birlikte, yaşamını devam ettirmek için ihtiyaç duyacağı
sistemlerde hiçbir eksik olmadan pupadan çıkması, üzerinde
önemle durulması gereken bir konudur. Arının herşeyi pupanın,
yani küçük kapalı bir mekanın içinde oluşmuştur. Örneğin
uzun uçuşlarında kullanacağı özel yapılı kanatları, yapacağı
işlere uygun tasarlanmış gözleri, düşmanlarına karşı kullandığı
iğnesi, salgı bezleri, balmumu üretmesini sağlayacak sistemi,
üreme sistemi, polen toplamaya yarayan tüyleri kısacası
bütün vücut sistemleri eksiksiz olarak arının pupa evresini
geçirdiği kozanın içinde gelişir.
Bir arının tüm fiziksel özelikleri,
pupa evresindeki kapalı mekanın içinde oluşur. Pupadan
çıkan bir arının kanatları, gözleri kısacası tüm vücut
sistemi dış dünyadaki yaşamı için hazırdır. |
Larvanın pupa içinde nasıl olup da bir arıya
dönüştüğünü sorular sorarak inceleyelim. Arı yumurtalarının
pupa dönemindeki büyüme evreleri ilk olarak nasıl ortaya
çıkmıştır? Bu süreci belirleyen kimdir ya da nedir? Arının
kendisi midir, evrimcilerin iddia ettikleri gibi tesadüfler
midir, yoksa hepsinin üstünde başka bir güç müdür?
Bu soruların cevabı aslında açıktır. Kozanın
içindeki canlının dışarıda neye ihtiyaç duyacağını bilerek
kendinde gerekli değişimleri oluşturduğunu iddia etmek anlamsızdır.
Kendi kendine gelişen tesadüflerle bir canlıdaki göz, sindirim
sistemi, enzim, hormon gibi yapıların oluşması kesinlikle
mümkün değildir. Pupanın içine dışarıdan herhangi bir müdahalenin
yapılması ise söz konusu bile değildir.
Pupa evresinde arının her organının eksiksiz
bir şekilde, tam gerektiği fonksiyonlarla tamamlanmasını
sağlayan ne tesadüfler ne de arının kendisidir. Böyle kusursuz
bir oluşum ancak üstün bir güç sahibi tarafından gerçekleştirilebilir
ki, bu benzersiz gücün sahibi, yaratmada hiçbir ortağı olmayan
Allah'tır.
İŞ BÖLÜMÜ VE KOVAN DÜZENİ
Bir kovanda sayıları 10.000 ile 80.000 arasında
değişen arı yaşar. Birarada yaşayan arı sayısının fazlalığına
rağmen aralarındaki kusursuz iş bölümü ve disiplin sayesinde,
kovandaki işlerde hiçbir aksama olmaz ve kovan içinde hiçbir
kargaşa da yaşanmaz.
Arılar arasındaki düzen son derece dikkat çekicidir.
Bu nedenle bilim adamları kovandaki düzenin nasıl sağlandığı,
iş bölümünün neye göre belirlendiği, bu kadar kalabalık
bir topluluğun nasıl olup da rahatlıkla birlikte hareket
ettiği gibi sorulardan yola çıkarak arılar üzerinde çok
detaylı araştırmalar yapmışlardır. Elde ettikleri sonuçlar
araştırmacılar açısından son derece düşündürücü olmuştur.
Özellikle canlıların tesadüfen ortaya çıktığını iddia eden
evrim savunucuları bu sonuçlar üzerine teorilerinin içine
düştüğü çelişkileri sorgulamak zorunda kalmışlardır.
Evrim teorisinin temel iddialarından olan "yaşam
mücadelesi" kavramı evrimciler tarafından sorgulanan çelişkilerden
sadece bir tanesidir. Evrimcilere göre doğadaki her canlı
kendi çıkarlarını korumak için savaşır. Ayrıca bu çarpık
anlayışa göre bir canlının, yavrularına bakma sebebi de
neslini devam ettirme isteğinden, yani içgüdüsünden başka
bir şey değildir. Zaten evrimcilere göre açıklayamadıkları
tüm canlı davranışlarının sebebi "içgüdü"lerdir. Bu içgüdülerin
nasıl ortaya çıktığı sorusunun mantıklı bir cevabı ise evrimciler
tarafından verilememektedir.
Her balarısı, bulunduğu hücrenin
içinden bütün vücut yapıları tamamlanmış olarak çıkar.
Ne tesadüfler ne de arının kendisi böyle bir oluşumu
gerçekleştiremez.Hücresinin kapağını açarak dışarı
çıkan bir arının tüyleri ilk anlarda ıslaktır. Bir
süre sonra bu tüyler kurur ve arı kovan içindeki görevlerini
yerine getirmeye başlar. |
Evrimciler içgüdünün doğal seleksiyon denen
evrim mekanizması ile kazanılmış bir özellik olduğunu iddia
ederler. Doğal seleksiyon, "bir canlı için faydalı olan
her türlü değişimin diğerlerinin arasından seçilerek o canlıda
kalıcı hale gelmesi ve bu şekilde bir sonraki nesle aktarılması"
anlamına gelmektedir. Ancak dikkat edilirse burada kastedilen
seçimin yapılması için bir bilinç ve bir karar mekanizması
gerekmektedir. Yani bir canlının önce bir davranışta bulunması,
ardından bu davranışın kendisine uzun vadede çok ciddi yararlar
sağlayacağını tespit etmesi ve ardından da yine bilinçli
bir kararla bu davranışı sürekli hale getirerek "içgüdüleştirmesi"
gerekmektedir. Ancak kuşkusuz böyle bir karar mekanizması
doğadaki canlılardan hiçbirine ait olamaz. Değil kendileri
için yarar getirecek olan bir davranışı seçip sürdürmeleri,
onların kendi içinde bulundukları durumdan dahi haberleri
yoktur.
Örneğin bu içgüdü konusunu bir önceki bölümde
incelediğimiz koza örme örneği üzerinde düşünelim. Söz ettiğimiz
gibi, belirli bir vakit geldiğinde işçi arılar peteğin tepesini
kapatırken, larva da kendi etrafına kozasını örmektedir.
Ve Afrika'da yaşayan da, Avustralya'da hayatını sürdüren
de olsa tüm balarıları, milyonlarca yıldır aynı işlemi yerine
getirmektedirler. Yani bu, tüm balarılarının sahip olduğu
bir içgüdüdür. Peki ama arı larvaları ve işçi arılar, larvalar
için en uygun gelişme ortamının kozanın içi olacağını nasıl
tespit etmişlerdir? Bunları kendi hesaplamaları ve seçimleri
ile yapmaları mümkün müdür?
Evrimcilere göre doğadaki
her canlı kendi çıkarlarını korumak için savaşır.
Oysa arılar arasında evrimcilerin iddialarının tam
aksine son derece dikkat çekici bir işbirliği ve bu
işbirliğinden kaynaklanan bir düzen vardır. İşte bu
düzen arıların Allah'ın ilhamıyla hareket ettiklerinin
bir kanıtıdır. |
İşte bu noktada evrimcilerin kendi içlerinde
büyük bir çelişkiye düştükleri açığa çıkmaktadır. Çünkü
iddia ettikleri gibi bir seçimi ancak üstün bir güç sahibi
yapabilir; ancak bilinçli bir varlık bu canlılara tam ihtiyaçları
olan özellikleri ve içgüdüsel davranışları verebilir. Bunu
kabul etmekse bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmek demektir.
Yani, doğadaki kusursuz tasarım Allah'a aittir ve canlıların
"içgüdü" olarak tanımlanan tüm davranış biçimleri Allah'ın
onlara ilhamıdır. Evrimciler de aslında bu gerçeğin farkındadırlar.
Arı gibi küçük ve bilinçsiz bir canlının bu olağanüstü yeteneklere
kendi iradesiyle sahip olamayacağını onlar da bilirler.
Ama evrimciler Allah'ın üstün gücünü gördükleri, kendi iddialarının
imkansızlığının da farkına vardıkları halde teorilerini
savunmaktan vazgeçmezler.
Geçmişte de bu zihniyeti taşıyan insanlar yaşamıştır.
Hz. Musa döneminde peygamberin gösterdiği apaçık mucizeleri
görmezlikten gelen ve Allah'ın apaçık varlığını inkar etmekte
direnen insanlar olmuştur. Allah bu insanların içinde bulundukları
durumu şöyle haber vermiştir:
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve
büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen,
bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml
Suresi, 14)
EVRİMCİLERİN İTİRAFLARI
Bilim adamları, doğadaki canlıları incelediklerinde
bir değil, iki değil, yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca
canlı türünün, birbirinden çok farklı yaratılış delilleri
ile karşılaşmışlardır. Ve bu yüzden de içgüdü iddialarının
anlamsızlığını defalarca itiraf etmek zorunda kalmışlardır.
Genetikçi Gordon Taylor'ın aşağıdaki sözü evrimcilerin
içinde bulundukları bu çıkmazı açıkça ortaya koymaktadır:
İçgüdüsel bir davranış ilk
olarak nasıl ortaya çıkıyor ve bir türde kalıtımsal olarak
nasıl yerleşiyor diye sorsak, bu soruya hiçbir cevap alamayız.9
Charles Darwin'in oğlu Francis Darwin, The
Life and Letters of Charles Darwin isimli
kitapta babasının bu konuda yaşadığı zorlukları şöyle anlatmıştır:
Çalışmanın (Türlerin Kökeni'nin)
3. Bölümü'nde birinci kısım tamamlanıyor ve hayvanların
alışkanlıkları ile içgüdülerindeki varyasyonlardan söz ediyor...
Bu konunun yazının başlangıç kısmına dahil edilmesinin sebebi,
içgüdülerin Doğal Seleksiyon'la gerçekleştiği fikrini imkansız
olarak değerlendiren okuyucuların aceleyle reddetmemesini
sağlamak. Türlerin Kökeni'nde yer alan "İçgüdüler Bölümü"
özellikle teorinin en ciddi ve en açık zorluklarını içeren
konu".10
Evrim teorisinin içgüdüler karşısında içine
düştüğü durum Charles Darwin tarafından çeşitli şekillerde
itiraf edilmiştir. Örneğin Darwin hayvanlardaki içgüdülerin
teorisini yıktığını Türlerin Kökeni adlı kitabında
şöyle ifade etmektedir.
İçgüdülerin çoğu öylesine
şaşırtıcıdır ki, onların gelişimi okura belki teorimi tümüyle
yıkmaya yeter güçte görülecektir.11
Yine Charles Darwin başka bir ifadesinde içgüdülerin
gelişemeyeceği hakkında şöyle söylemektedir:
Şu tahmin üzerimde ağır basıyor.
İçgüdüler, yapılar kadar hassas bir değişime uğramıyorlar.
Kitabımda da belirttiğim gibi, içgüdü veya yapının ilk olarak
bilinçsiz aşamalarla değişmesini anlayabilmek oldukça zordur.12
Teorinin kurucusu olan Darwin canlılarda görülen
karmaşık ve faydalı davranışların doğal seleksiyon yoluyla
kazanılmış olmasının imkansız olduğunu da çok defalar itiraf
etmişti. Ancak saçma olmasına rağmen bu iddiayı neden sürdürdüğünü
de şöyle açıklamıştı:
Sonunda, yavru guguğun üvey
kardeşlerini yuvadan atması, karıncaların köleleştirmesi…
gibi içgüdüleri, özellikle bağışlanmış ya da yaratılmış
içgüdüler olarak değil de, bütün organik yaratıkların ilerlemesine
yol açan genel bir yasanın, yani çoğalmanın, değişmenin,
en güçlülerin yaşamasının ve en zayıfların ölmesinin küçük
belirtileri olarak görmek, mantıklı bir sonuç çıkarma olmayabilir,
ama benim hayalgücüm için çok daha doyurucudur.13
Evrim teorisinin savunucuları, üstün bir Yaratıcı'nın
varlığını kabul etmemek uğruna her türlü yola başvurabilmektedirler.
Nitekim teorinin kurucusu Charles Darwin, yukarıdaki sözlerinde,
içgüdülerin yaratılmış olduğunu kabul etmemenin mantıksız
olabileceğini, ama yine de hayalgücüne dayanarak inkarda
diretmenin kendisi için daha "doyurucu" olduğunu ifade etmiştir.
Buradan çıkan sonuç, yukarıda verdiğimiz ayette geçen, "vicdanen
kabul ettiği halde inkar etme" saplantısının açık bir örneğidir.
Charles Darwin'in örnek olarak verdiği guguk
kuşlarının ve köleci karıncaların ortak özellikleri; amaçları
doğrultusunda bir taktik belirlemek ve bu taktiğe uygun
planlar yaparak, bunları eksiksiz uygulamaktır. Başka bir
canlıyı kandırmak için taktik belirlemek, karşı tarafın
zayıf noktalarını tespit ederek içten çökertecek planlar
yapmak gibi özellikler ancak akıl, planlama ve muhakeme
yeteneği sonucunda gerçekleşecek özelliklerdir. Oysa ne
karıncalar ne de guguk kuşları akla ve muhakeme yeteneğine
sahip değildirler. Bu konularda bir eğitimden geçmemişlerdir.
Uyguladıkları taktikleri başkalarından da öğrenmemişlerdir.
Bu konuyla ilgili bir bilgi birikimine de sahip değildirler.
Hiçbir şekilde düşünme yeteneği olmayan bu canlılar sahip
oldukları özelliklerle birlikte Allah tarafından yaratılmışlardır.
Allah'ın kendilerine ilhamı sayesinde akıl ve muhakeme gerektiren
bu gibi işleri yapabilmektedirler.
Bir sonraki sayfada bu canlıların sergiledikleri
bilinçli davranışlardan örnekler verilmektedir.
DARWIN'İ
ÇIKMAZA SÜRÜKLEYEN CANLILAR
Balarılarının bilinçli
davranışları Darwin'i açmaza sürükleyen konulardan
biridir. Ama yalnızca balarıları değil birçok canlının
bilinçli davranışları, evrim teorisi tarafından açıklanamaz.
Örneğin dişi guguk kuşları yumurtalarını farklı türde
bir kuşun yuvasına bırakarak büyütürler. Ve bu şekilde
yumurtaların bakımını başka kuşların üstlenmesini
sağlamış olurlar. Yuvadaki diğer yumurtalardan önce
dışarı çıkan yavru guguk kuşu -yuvaya sonradan dahil
olmasına rağmen- ilk iş olarak yuvadaki diğer yumurtaları
aşağıya atar. Bunu yaparken de yuvanın asıl sahibi
olan kuşun yuvada bulunmadığı zamanı seçer. Yavru
guguk bu şekilde kendisini garanti altına almış olur.
İşte Darwin'i zorda bırakan olaylardan biri, yavru
gugukların doğar doğmaz yaptıkları bu bilinçli harekettir.
Aynı şekilde bazı karıncaların
başka karınca türlerinin larvalarını kaçırarak köleleştirmesi
de Darwin'i çıkmaza sürükleyen hayvan davranışlarındandır.
Köleci karınca olarak adlandırılan bu karıncaların
en önemli özellikleri savaştıkları koloninin larvalarını
çalarak, daha sonra bu larvaları kendi işlerinde kullandıkları
köleler haline getirmeleridir. Köleci karıncalar bunu
yaparken karşı koloninin salgıladığı alarm kokusunu
taklit ederek savaştıkları koloni üyelerinin paniğe
kapılmasını sağlarlar. Bu sayede saldırıya uğrayan
koloninin üyeleri kaçarken, köleci karıncalar da köle
olarak kullanacakları larvaları ve besin depolarını
ganimet olarak alırlar.
Üstte soldaki resimlerde
dişi guguk kuşu (yanda), yavru guguk diğer yumurtayı
yuvadan atarken (ortada) ve yumurtanın bırakıldığı
yuvanın asıl sahibi kendisinden büyük yavruyu
beslerken (en sağda) görülüyor. Hemen yukarı
soldaki resimde köleci karıncalar görülüyor.
Hayvanlardaki şuurlu davranışlar, canlıların
tesadüfen ortaya çıktığı düşüncesini savunmaya
çalışan evrim savunucularını zor durumda bırakmaktadır.
Öyle ki bu konuda yaptıkları açıklamalar, evrimin
geçersizliğini ortaya koyan birer itiraf niteliği
taşımaktadır. |
|
"İçgüdü" İddiasına Balarılarından Bir Darbe
Evrimciler ne kadar görmezlikten gelseler de
doğadaki canlıların davranışları, onların iddialarını yalanlamaktadır.
Balarıları da yaşadıkları sosyal düzenle, sahip oldukları
bilinçli davranışlarla evrimci iddialara darbe vuran canlılardandır.
Arı kovanlarında asla evrimcilerin iddia ettikleri
gibi bir "yaşam savaşı"na rastlanmamaktadır. Tam tersine
arılar arasında son derece fedakar ve işbirliği içinde davranışlar
vardır. Kovandaki genel düzen dikkate alınarak yapılacak
bir karşılaştırma arıların akıllı, fedakar ve disiplinli
davranışlarının bu canlıların kendilerinden kaynaklanmadığını,
tesadüfen de oluşamayacağını anlamak için yeterli olacaktır.
Sayı olarak bir kovandaki arıların sayısı kadar
insanın birarada, aynı mekanda yaşadığı ve bu kişilerin
her türlü ihtiyaçlarını kendilerinin karşıladıkları düşünülecek
olursa, arıların yaptıkları işin ne kadar önemli olduğu
daha iyi anlaşılacaktır. Bir arı kovanındaki en alt limiti
dikkate alarak, 20.000 kişinin birarada kapalı bir alanda
yaşadığını varsayalım. Temizlik, beslenme, güvenlik ve bunlara
benzer daha pek çok konuda çok fazla problem çıkacaktır.
Tam anlamıyla bir düzen ancak kuvvetli bir organizasyonla
yapılan işbölümünden sonra sağlanacaktır.
Kısacası arıların kurduğu düzeni insanların
kurması oldukça zahmet gerektiren bir işlemdir. Oysa bir
arı, hücresinden ilk çıktığı andan itibaren bu düzeni nasıl
sürdüreceğini, düzendeki görevini, nerede, ne zaman, nasıl
davranması gerektiğini bilir. Üstelik bu canlıları yönlendiren,
onlara neler yapmaları gerektiğini bildiren başka arılar
yoktur. Bu canlılar hiçbir eğitim de almazlar ama son derece
disiplinli bir şekilde görevlerini yerine getirirler. Çünkü
arılar bu özelliklerle birlikte Allah tarafından yaratılmışlardır.
Daha önce Nahl Suresi'nde de gördüğümüz gibi Allah onlara
yapacakları işi "ilham etmiştir". Karanlık bir kovanda on
binlercesi birarada yaşayan arıların aralarındaki düzeni
ve kusursuz disiplini sağlayan, sonsuz bir güç ve ilim sahibi
olan Allah'tır.
KOVANIN EN ÇALIŞKAN ELEMANLARI: İŞÇİ
ARILAR
Kovandaki işlerin aksamamasında ve düzenin
sağlanmasında en büyük etken işçi arılardır. Sayının çokluğu
nedeniyle arı kovanlarında yapılması gereken çok fazla iş
vardır. Yavru arıların bakımı, temizlik, beslenme, yiyecek
toplama ve depolama, güvenlik gibi pek çok işten işçi arılar
sorumludur. Kraliçe gibi dişi olan işçi arılar hücrelerinden
çıkar çıkmaz, büyük bir hızla kovanın işlerine koyulurlar.
İşçi arıların görevlerinin detaylarına geçmeden önce, yaptıkları
belli başlı işler şöyle maddelendirilebilir:
1. Kovanın temizliği
2. Arı larvalarının ve yavrularının bakımı
3. Kraliçe arı ve erkek arıların beslenmesi
4. Bal yapılması
5. Peteklerin inşası ve onarım işleri
6. Kovanın havalandırılması
7. Kovanın güvenliği
8. Nektar (bal özü), polen (çiçek tozu),
su, reçine gibi malzemelerin toplanması ve depolanması
On binlerce arının yaşadığı kovandaki düzen,
her bireyin üzerine düşen görevleri tam olarak yerine getirmesi
ile sağlanmaktadır. Peki kovanda nasıl bir düzen vardır?
Arılardaki görev dağılımı nasıldır ve neye göre belirlenmektedir?
Bu soruların cevaplarını
araştıran Alman böcek bilimci Gustav Rosch yaptığı bir dizi
deney sonucunda, işçi arıların kovanda aldıkları görevlerin
yaşlarıyla bağlantılı olduğunu keşfetmiştir. Buna göre işçi
arılar hayatlarının ilk 3 haftasında birbirinden tamamen
farklı görevler alırlar.14 Bu dönemler;
Çok sayıda arının yaşadığı
bir kovandaki hemen hemen tüm işlerden işçi arılar
sorumludur. Kovandaki düzen de işçi arıların üzerlerine
düşen sorumlulukları tam olarak yerine getirmeleri
ile sağlanır. On binlerce arıya nasıl davranacaklarını
ilham eden, herşeyden haberdar olan Allah'tır. |
Gerçekte arıların görevlerinin belirlenmesinde
sadece yaş etken değildir. Her arının belli sorumlulukları
olmasına rağmen acil durumlarda arılar hemen görevlerinde
değişiklik yapabilirler. Bu, arı kovanı gibi kalabalık bir
topluluk için son derece önemli bir avantajdır. Eğer arılar
arasındaki görev dağılımı katı kurallara bağlı olsaydı,
beklenmeyen bir olayla karşılaşıldığında koloni zor durumda
kalabilirdi. Örneğin kovana büyük bir saldırı olduğunda
sadece gardiyan arılar savaşa katılsalardı, diğerleri kendi
işlerine devam etselerdi elbette ki bu kovan açısından tehlikeli
olurdu. Oysa böyle bir durumda koloninin büyük bir bölümü
savunmaya katılır ve öncelikle kovan güvenli hale getirilir.
Aslında arıların ani görev değişimleri sağlık
konusunda görev yapan bir kişinin, birdenbire mimarlık ya
da mühendislik yapar hale gelmesinden farklı değildir. Burada
bir karşılaştırma yapalım ve öncelikle insanlar için düşünelim.
Değişik konularda görev alabilen kişiler zeki olarak nitelendirilirler.
Bir insan için normal olan bu özellikler bir böcek için
söz konusu olduğunda elbette durum değişmektedir. Çünkü
insanlar değişik alanlarda eğitim alarak ya da belli bir
tecrübe neticesinde bir bilgi birikimi ve deneyim kazanabilirler.
Ama burada söz konusu olan arılardır. Arıların yetenekleri
ve bilgi birikimleridir. Bunun olağanüstü bir durum olduğu
açıktır. Bu durumda şu soruyu sormak gerekir: Arılardaki
bilgi birikimi ve yeteneklerin açıklaması nedir? Onlara
kim tarafından verilmiştir?
Arılardaki bu yeteneklerin nedeni evrim teorisi
savunucularına göre ya tesadüflerdir ya da "tabiat ana"nın
onlara bir hediyesidir. Evrimciler doğa ya da tabiat ana
olarak nitelendirdikleri gücün arıları usta birer mimar,
usta birer bakıcı, usta birer bal üreticisi haline getirdiğini
iddia ederler. Oysa kuşların, böceklerin, sürüngenlerin,
ağaçların, taşların, çimenlerin, çiçeklerin oluşturduğu
"doğa " kavramı tesadüfleri kullanarak bir arı meydana getiremez.
Bir arının kanadını, arılardaki peteklerin hepsini aynı
ölçülerde altıgenlerden yapabilecek bir yeteneği, arıların
üreme sistemini kısacası arının tek bir vücut parçasını
bile yaratamaz. Çünkü doğanın kendisi de Allah tarafından
yaratılmıştır. Doğayı oluşturan her parça tüm detaylarıyla
birlikte Allah tarafından tasarlanmıştır.
Arılar da yeryüzündeki bütün canlılar gibi
Allah'ın ilhamıyla hareket ederler. Yaptıkları bilinçli
hareketlerin, sahip oldukları yeteneklerin tek kaynağı budur.
İşçi Arıların Hayatlarındaki Önemli
Dönemler
Birinci Dönem: Kuluçka Temizleyicisi Arılar
Hücresinden ilk çıktığında
arının vücudu adeta suya düşmüş gibi ıslaktır. Tüyleri
birbirine yapışıktır. Öncelikle ayaklarıyla bu tüyleri
düzene koyar. Bundan sonra hemen temizliğe girişir.
İlk olarak kendisinin çıktığı hücreden başlamak üzere
kuluçka hücrelerini temizleyerek, kraliçenin yeniden
yumurtlayabileceği hale getirir. |
İşçi arılar dünyaya gözlerini açar açmaz şaşırtıcı
bir şekilde kovan içindeki işlere destek olmaya başlarlar.
Onlara yapacakları işi öğreten, yol gösteren eğitmenler
bulunmaz. Yumurtadan ilk çıktıkları andan itibaren bilinçli
bir şekilde hareket ederler. Her arının görevi bellidir.
Hiçbir karışıklık çıkmadan, on binlerce arı tam bir uyum
içinde hareket eder ve kovandaki düzeni kısa bir süre içinde
sağlar.
Bir işçi arının kovandaki
ilk görevi temizliktir. Pupadan çıkan arı hemen temizliğe
başlar. Öncelikle kendi hücresinden başlayarak ilk iki gün
boyunca kuluçka hücrelerini temizler. Kraliçe arı sürekli
yumurtladığı için yeni hücrelere ihtiyaç vardır. Bu nedenle
boşalan hücrelerin hemen temizlenerek yeni yumurtalar için
hazırlanması gerekmektedir. İşçi arı temizleyeceği hücrenin
içine girer bazen dakikalarca içeride kalır. Bütün hücre
duvarlarını yalayarak özenle temizler. İşçi arılar kovandaki
ilk iki günlerini temizlik dışında kovanı tanımak için içeride
dolaşarak da geçirirler. Yaşamlarının daha sonraki bölümlerinde
de işçi arılar kovanın genel temizliğinden sorumlu olacaklardır.15
İkinci dönem: Larva Bakıcısı Arılar
İşçi arıların en önemli görevlerinden
biri kovan temizliğidir. Üstteki resimde larvaların
boşalttıkları hücrelerin kapaklarını açarak, kraliçenin
yumurtlaması için bu hücrelerin uygun olup olmadığını
kontrol eden ve temizlik işiyle ilgilenen işçi arılar
görülmektedir. |
İşçi arılar hayatlarının
3. gününden itibaren larvaları besleme işini üstlenirler.
Bu konuyla ilgili her türlü detayla özenli bir şekilde ilgilenirler.16
Arı larvalarının bakımı diğer pek çok canlı
türüne oranla daha fazla özen ve dikkat ister. Burada önemli
olan nokta larvaların beslenme şekillerinin şartlara göre
değişiklik göstermesidir. Larvanın yaşı, ileride kovan içinde
ne gibi bir görevinin olacağı gibi etmenler bu beslenme
üzerinde rol oynar. Dadı arılar özel bir beslenme listesine
uyarak larvaların bakımını yaparlar.
Kovanda bulunan larvaların
her birinin beslenme şekli, yaşlarına ve kovan içinde
alacakları göreve göre değişiklik gösterir. Buna rağmen
işçi arılar binlerce arı larvasını hiç karışıklık
çıkmadan bir düzen içinde beslerler. Hücrelerdeki
larvaları gün boyunca ziyaret eden işçi arılar, larvalara
son derece özenli bir bakım uygularlar. |
Arılardaki larva bakımı, larvaların yaşlarına
göre iki aşamalı olarak gerçekleşir.
1) İşçi
arılar hayatlarının 3.-5. günlerini "larvalardan üç gününü
doldurmuş olanları" beslemekle geçirirler. Onları, polen
ve balı karıştırarak yaptıkları 'arı ekmeği' adı verilen
besin ile doyururlar.17 3 günlük olmayan
larvalar arı ekmeğini sindiremedikleri için, onları da farklı
bir yiyecekle beslerler.
2) Yumurtadan yeni çıkmış
larvaların besinleri işçi arıların salgıladığı bir tür süttür.
İşçi arılar gelişimlerinin 6. gününe girdiklerinde kafalarının
üzerinde bulunan bir çift bez faaliyete geçer. Dadı bezi
olarak adlandırılan bu organdan "arı sütü" veya "royal jelly"
(kraliyet jölesi) adı verilen bir sıvı salgılanır. İşte
bu sıvı 1-3 günlük arıların besinidir. Arı sütü bilim adamlarını
hayretler içinde bırakan çok özel bir maddedir. Çünkü bir
larvanın kraliçe veya işçi arı olması tamamen işçi arıların
salgıladıkları bu maddeye bağlıdır. Bakıcılar, larvaları
sadece yumurtadan çıktıkları ilk 3 gün arı sütü ile beslerler.
Larva -yukarıda da belirttiğimiz gibi- daha sonra arı ekmeği
verilerek beslenir. Ancak kraliçe adayı olan larvalara hiçbir
zaman arı ekmeği verilmez. Kraliçelere diğer arılardan farklı
olarak larva dönemi boyunca (6 gün süreyle) arı sütü verilir.18
Üçüncü Dönem: İnşaat İşçileri Görev Başında
Besinle yüklü bir şekilde
kovana dönen arılar, topladıkları besinleri diğer
arılara dağıtır ya da peteklere depolar. |
10. günden itibaren arılar
kovan dışına çıkarak çevre hakkında bilgi edinirler. Bu
onların kovanı ilk terk edişleridir. Bu arada işçilerin
karnındaki balmumu bezleri gelişmeye başlar ve 12. günlerinde
olgunlaşarak balmumu üretecek hale gelirler.19
Dadı bezleri ise artık faaliyetlerini durdurmuştur. 12 günlük
olan işçiler, arı yavrularını beslemeyi keserler ve birbirine
eşit altıgenlerden oluşan peteğin inşaasına koyulurlar.
(Bu konu son derece önemli olduğu için kitabın bundan sonraki
bölümlerinde ayrıntılı bir biçimde incelenecektir.)
Arıların kovan içinde sürekli olarak petek
inşa etmeleri gerekmez. Ancak yaşadıkları yer ihtiyaçlarını
karşılamadığında veya başka bir yere göç ettiklerinde yeni
petekler örerler. Bunun dışında balmumunu genellikle petek
tamiratında kullanırlar ki, bu iş çok fazla vakitlerini
almaz. Bu dönemde arılar çok önemli üç iş daha yaparlar.
Bunlardan ikisi, dışarıdan
getirilen yiyecekleri diğer arılara dağıtmak ve petek hücrelerine
depolamaktır. Arılar kovana dönen nektar toplayıcılarından
balı alır, bunu aç arkadaşlarına bölüştürür veya duruma
göre bal odalarına depo ederler.20
Kovandaki Büyük Temizlik
İşçi arıların aynı dönemde
yaptıkları üçüncü iş ise kovan temizliğidir. Temizlik, kovan
sağlığı açısından çok önemlidir. Bu yaştaki arılar, hücrelerden
yeni çıkan arıların geride bıraktıkları parçaları, işi biten
petek kapakçıklarını, kovan içinde ölmüş olan arıların cesetlerini
ve buna benzer pek çok yabancı maddeyi kovanın çıkışına
sürükler ve metrelerce uçarak kovandan uzağa atarlar.21
Ancak eğer kovan içinde bulunan
şey taşıyamayacakları kadar büyükse bunu "propolis" adı
verilen bir madde ile kaplarlar. Arılar propolisi bazı ağaçların
yapışkan tomurcuklarından alt çeneleri yardımıyla kemirdikleri
reçineye ağız salgılarını ekleyerek üretir. Daha sonra arka
ayaklarındaki özel keselere yerleştirerek kovana taşırlar.
Arı reçinası da denen propolisin özelliği içinde bakteri
barınamamasıdır.22
Arılar propolisin antibakteriyel özelliğinden
çok isabetli bir şekilde yararlanırlar. Kovan içinde öldürdükleri
ve dışarı taşıyamayacakları kadar büyük olan böcekleri propolisle
kaplayarak bir nevi mumyalama işlemi yaparlar.
Arılar reçineyi yandaki çizimlerde
ve yukarıdaki resimde görüldüğü gibi çenelerini kullanarak
ağaçlardan kazır. |
Son cümle dikkatle üzerinde düşünülerek okunduğunda
şaşırtıcı ayrıntılar taşıdığı görülecektir. Bu ayrıntıların
tam anlaşılması için arıların propolosi kullanma şeklini
ve yaptıkları işlemleri sırasıyla düşünelim.
Öncelikle arılar bir canlı öldüğünde bedeninde
bozulmaların olacağını ve ortaya çıkan maddelerin kovandaki
canlılara zarar verebileceğini bilmektedirler. Ayrıca bu
bozulmayı engellemek için ölen canlının özel bir kimyasal
işleme tabi tutulması gerektiğinin de farkındadırlar. Mumyalama
işlemi için de bakteri barındırmama özelliğine sahip bir
madde olan propolisi kullanmaktadırlar.
Buraya kadar sıralanmış olan bilgiler ışığında
düşünerek şu soruları soralım: Acaba arılar bir canlıda
meydana gelebilecek bozulmaları ve bu bozulmanın zararlı
etkilerini nasıl yok edebileceklerini nereden bilmektedirler?
Üstelik sadece bunları bilmekle kalmayıp propolis gibi bir
maddeyi kullanıma geçirmeyi nasıl akletmiş olabilirler?
Arılara bunu öğreten kimdir? Bu maddeyi arılar nasıl keşfetmişlerdir?
Formülünü nasıl bulup, üretime nasıl geçmişlerdir? Bu formülün
bilgisini diğer koloni üyelerine ve kendilerinden sonra
gelen nesillere nasıl aktarmışlardır?
Mumyalama işlemi, antiseptik maddenin içeriği
ve üretimi veya nerelerde kullanılacağı gibi konularda arıların
bir bilgisinin olamayacağı ve vücutlarında bunları üretebilecekleri
bir sistemi de kendilerinin meydana getiremeyeceği açıktır.
Bütün bunları arılar kendi kendilerine akledemezler. Her
aşamasında belli bir akıl ve bilgi gerektiren bu işlemleri
arılar tesadüfen de öğrenmiş değildirler. Çünkü tesadüfler,
şuurlu ve akılcı hareketler ortaya çıkaramazlar.
Bunlar, tüm bu işlemlerin nasıl yapılacağının
arılara başka bir Akıl tarafından öğretilmiş olduğunu gösterir.
Bu bilgilerin tümü arılara yaratıcıları olan Allah tarafından
ilham edilmektedir. Yeryüzündeki herşey gibi arılar da Melik
(bütün kainatın sahibi ve mutlak surette hükümdarı) olan
Allah'a boyun eğmişlerdir:
Hak Melik olan Allah pek yücedir. O'ndan başka
ilah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbi'dir. (Mü'minun Suresi,
116)
Propolisin Çok Yönlü Kullanımı
Arı reçinesinin (propolisin)
diğer bir kullanım yeri ise kovan inşaatıdır. Arılar kovandaki
çatlak ve delikleri bu maddeyle sıvarlar. Ayrıca sıcaklığın
çok yüksek olduğu bazı volkanik arazilerde (İtalya'nın güneyindeki
Salerno arazileri gibi) peteklerin erimemesi için, petek
hammaddesi olan balmumuna reçine ekleyerek balmumunun dayanıklılığını
artırdıkları da gözlenmiştir.23
Kovan içinde değişik alanlarda
kullanılan propolisin toplanması ve taşınması gibi konularda
arılar arasında tam anlamıyla bir işbölümü vardır. Propolis
taşıyan arının kovana dönüşü polen taşıyan bir arınınkinden
farklıdır. Polen taşıyıcısı yükünü koymak için boş bir hücre
arar. Propolis taşıyıcısı ise hemen bu maddeye ihtiyaç duyulan
inşaat alanına gider ve topladığı maddeyi diğer arılara
gösterir. İşçiler propolise ihtiyaç duyduklarında, taşıyıcının
yanına giderler ve gereken miktarda maddeyi torbanın içinden
alırlar. Hemen balmumu ile karıştırarak yapışkan bir tutkal
haline getirirler ve inşaat işlemlerinde kullanırlar. Burada
dikkat çekici olan nokta propolis taşıyıcısı arının inşaat
işine karışmaması ve bu işle uğraşan arkadaşlarının yükünü
almalarını beklemesidir.24 Arı kolonilerindeki
her üyenin belli bir işi vardır. Herkes kendi göreviyle
ilgilenir, sadece bir iş aksadığında diğer arılar aksayan
işlere destek olur. Bu nedenle arı reçineyi hem toplayıp
hem yamamakla veya mumyalamakla, hem de mumyaladığını dışarı
taşımakla uğraşmaz. Kovandaki işçi arıların tümü bu işlerin
her birini yapabilecek yeteneklere sahip olsalar da, sadece
kendi işlerini en iyi şekilde yapıp, diğer işleri o konuda
görevlendirilmiş arkadaşlarına bırakırlar.
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır
ve (bütün) işler Allah'a döndürülür.
(Al-i İmran Suresi, 109)
|
Kovan kapısı önünde bekleyen
bir gardiyan arı. |
İşçi arıların hayatları incelenirken unutulmaması
gereken çok önemli bir nokta vardır. 5-6 haftalık yaşamları
boyunca işçi arılarda gerçekleşen görev değişikliklerinin
tümü vücutlarında meydana gelen değişimlere bağlıdır. Bazı
bezler etkisizleşirken, yeni bezler ortaya çıkmakta ve farklı
bir görev için harekete geçmektedir. Örneğin arıların petek
yapma dönemlerinde balmumu bezleri gelişir, dadılık dönemlerinde
ise larvalar için besin üreten bezleri gelişir. Gardiyanlık
dönemleri geldiğindeyse işçi arıların vücutlarındaki salgı
bezleri birdenbire zehir salgılamaya başlar. Eğer tesadüfi
bir gelişim söz konusu olsaydı, pek çok problem yaşanırdı;
daha doğrusu tesadüfi bir gelişimle böyle düzenli bir sistemin
meydana gelmesi asla mümkün olmazdı. Örneğin larva besleme
döneminde işçi arıların vücudundan arı sütü yerine zehir
salgılanabilirdi. Bu durumda larvaların tümü ölür ve arıların
da soyu tükenirdi. Ama bütün bu görev değişimleri sırasında
hiçbir problem çıkmaz. Herşey çok kontrollü bir şekilde,
kusursuz bir düzen içinde gerçekleşir.
İşçi arılar hayatlarının dördüncü dönemlerinde yine bir
görev değişikliği yaşarlar.
Dördüncü Dönem: Kovan Bekçileri
Arılar hayatlarının dördüncü
dönemlerinde kovan girişinde nöbetçilik yaparlar. Vücutlarında
bir değişim olur; iğne bezleri gelişir ve zehir üretmeye
başlar. İşte bu dönemdeki arılar, kovan kapısında nöbet
tutarak davetsiz misafirlerin içeri girmesini engellerler.
Gelen her canlı -arılar bile- kapıdaki nöbetçinin kontrolünden
geçerek içeri girebilir. Nöbetçi arının yerinden ayrılması
durumunda ise hemen başka bir işçi arı gelir ve kovan kapısındaki
nöbeti devralır.25
Arıların kovan bekçiliğini, sınır kapılarında
giriş yapmaya çalışanlara uygulanan kontrollere benzetebiliriz.
Bir ülkenin sınır güvenliği çok önemlidir. Bu nedenle alınan
güvenlik önlemleri son derece fazladır. Aynı şekilde kovanlardaki
güvenlik önlemleri de son derece sıkıdır. Gardiyan arılar
kovana yabancı girişine hiçbir şekilde izin vermezler.
Kovan kokusunu taşımamasına
rağmen kovana girmeye çalışan canlılar gardiyan arıların
saldırısına uğrar ve kovandan atılır. |
Bütün arılar dış görünüş olarak birbirlerine
çok benzemelerine rağmen kovana giren yabancı arılar hemen
teşhis edilir. Bu ayrımı arıların nasıl yaptığını araştıran
bilim adamları şaşırtıcı sonuçlar elde etmişlerdir. Arıların
birbirini tanımasındaki en önemli etken kovan kokusudur.
Her arı kolonisinin kendine özgü, diğer kovanlardan onları
ayıran bir kovan kokusu vardır. Arılar birbirlerini bu koku
sayesinde ayırt ederler. Kovan kokusunu taşımayan canlılar
kovan için tehlike demektir. Bu nedenle kovandan olmayan
her canlı, hiç ayrım yapılmadan, kapıdaki nöbetçilerin saldırısına
uğrar.
Başka bir kovana girmeye çalışan arılar farklı
kokuları nedeniyle nöbetçiler tarafından hemen teşhis edilirler
ve yine nöbetçiler tarafından kovandan dışarı atılırlar
ya da öldürülürler.
Kovan saldırıya uğradığında
gardiyan arılar hemen kokulu bir kimyasal madde salgılar
(yanda). Bu koku ve arıların duruş biçimi tüm kovanı
harekete geçirir. İşçi arılar kendi hayatları pahasına
kovanı savunur. |
Yabancı bir canlı, kovan girişinde göründüğü
zaman, nöbetçi arılar hemen sert tepkiler vermeye başlarlar.
Kovan dışından olduğu tespit edilen davetsiz misafire karşı
nöbetçiler zehirli iğnelerini kullanırlar. Nöbetçi arıların
ilk hamlesinin hemen ardından genelde diğer kovan üyeleri
de saldırıya katılırlar.
Kovandaki kitlesel saldırıyı
ateşleyen sinyal, yabancıya saldıran nöbetçi arının iğnesinden
salgılanan kokulu bir kimyasaldır. Bazı durumlarda saldırıyı
başlatan kokuların salgılanmasının yanısıra huzursuz olan
hayvandaki karakteristik duruş ve uçuş tipleri de kovandaki
diğer arılar için alarm sinyali anlamına gelir. Alarm sinyallerinin
yayılmasının ardından yüzlerce arı kovan kapısına birikir.
Nöbetçi arıdan yayılan koku ne kadar kuvvetli olursa, arılar
da o kadar heyecanlı ve savaşçı olurlar.26
Arıların anlaşmasında son derece önemli bir
yeri olan bu özel kokular, arılar ilk ortaya çıktıklarından
beri kullanılmaktadır. Arılar Allah'ın kendileri için yaratmış
olduğu özel tasarımlara sahip bedenlerinde bu kokuları üretmekte
ve bu yolla aralarındaki iletişimi sürdürebilmektedirler.
İşçi Arıların Fedakarlığı
Gardiyanlık yaptıkları bu
dönemde işçi arılar aslında kendi hayatlarını riske atmaktadırlar.
Çünkü düşmana saldıran arı, iğnesini geri çekemediği zaman
ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Balarılarının iğnesi
bir kirpinin dikeni gibi küçük oklara sahiptir. Bu yapısı
nedeniyle iğne birçok hayvanın etinden geri çekilemeyebilir.
Nöbetçi arılar iğnelerini ancak başka bir arıyı ya da bazı
hayvanları soktuklarında geri çekebilirler ve kendilerine
bir zarar gelmez. Ama özellikle insanları soktuktan sonra
uçmaya çalışırken arıların iğneleri soktukları yerde takılı
kalır ve arının karnının arka tarafı yırtılır. Karnın yırtılmış
kısmında, zehir salgısı ve onu kontrol eden sinirler vardır.
İç organlarındaki bu tahribat sonucunda arı ölür. Ölen arıdan
kopan salgı bezinin başka bir özelliği de, arının vücudundan
ayrılmış olmasına rağmen kurbanının yarasına belli bir süre
daha zehir pompalamaya devam etmesidir.27

Bir balarısı soktuğu zaman,
iğnesindeki çengeller kurbanın etine saplanır ve sonuçta
tüm iğne takımı yerinden sökülür ve arı ölümcül şekilde
yaralanır. Saldıran arı ayrıldıktan sonra bile, kaslar
çengelleri daha da içeri sokacak ve yaranın içine
zehir pompalayacak şekilde kasılmaya devam edecektir.
Küçük resimde arının bıraktığı bir iğne görülmektedir.
|
Kovanın korunması bütün koloniyi ilgilendiren
önemli bir sorumluluktur. Nöbetçi arılar da bu sorumluluğu
kendi hayatlarını tehlikeye atarak yerine getirirler. Kovandaki
her arı, zamanı gelip de nöbetçilik görevini devraldığında
aynı şekilde hareket eder ve kendi canı pahasına da olsa
kovanı korur.
Arıların bu fedakar tavırları, evrim savunucularının
doğada bir "yaşam savaşı" olduğu, her canlının yalnızca
kendi soyunu korumaya çalıştığı yönündeki iddialarını yalanlamaktadır.
 |
1.
Zehir kesesi 2. Kas 3. Uzatıcı kas 4. Geriye çekici
kas 5. İğne 6. Çengel 7. Sinir düğümü
Soldaki çizimde,
kaslar, zehir kesesi gibi yapıların bulunduğu, arının
iğne takımı görülüyor. |
Arıların Fedakar Davranışlarının Gerçek Nedeni
Evrim teorisinin "hayatta kalma mücadelesi"
tezine göre fedakarlık, açıklanması imkansız bir davranıştır.
Evrimcilerin iddiaları canlıların kendilerini korumak ve
hayatta kalabilmek için savaştıkları doğrultusundadır. Oysa
doğanın sadece savaşan bireylerden oluştuğunu söylemek mümkün
değildir. Çünkü canlılar arasında yardımlaşma, fedakarlık
gibi pek çok davranış vardır. Bu durum karşısında bazı evrimciler
canlıların tüm neslin devamı için kendilerini feda ettiklerini,
yani bu işten çıkarları olduğu için fedakarlık yaptıklarını
iddia ederler. Elbette bu iddia kendi içinde pek çok çelişkiyi
barındırmaktadır.
Örneğin nöbetçi arılar çoğu zaman kendilerinden
çok daha büyük olan eşekarısı gibi canlıların üzerine hiç
düşünmeden atılırlar ve savaşırlar. Arıların bütün bunları
kendi kendilerini düşünerek yaptıklarını ve bundan bir çıkarlarının
olduğunu iddia etmek cevaplanması gereken bazı soruları
da beraberinde getirecektir. Arılar bunu yaparken acaba
"kolonideki yavruların korunması" gibi bir mantık yürütebilirler
mi? Arıların geçmiş-gelecek gibi kavramları, bunlara yönelik
kaygı ve beklentileri olabilir mi? İşçi arıların kovan savunması
yaparken ölmelerinde ne gibi bir çıkarları olabilir?
Elbette ki arıların mantık yürütmesi söz konusu
değildir. Arıların bu işten hiçbir çıkarları da yoktur.
Zaten çıkarları olsa bile kendi hayatlarını tehlikeye atmalarının
bir anlamı yoktur. Nöbetçi arılar sadece kovanı koruma görevi
kendilerine verildiği için böyle yaparlar.
Hiçbir akla ve şuura sahip olmayan canlıların
bir plan belirleyip, ona göre hareket etmesi, örnek yardımlaşmalar
sergilemesi, özveride bulunması tesadüfen meydana gelecek
davranışlar değildir. Bunların o canlıya öğretilmiş, diğer
bir deyişle Allah tarafından ilham edilmiş olması gerekir.
Bu kitabın konusu olan arılar da yeryüzündeki
diğer canlılar gibi Allah'ın ilhamıyla hareket eder. Evrendeki
tüm canlılar, atlar, kuşlar, böcekler, ağaçlar, çiçekler,
kaplanlar, filler Allah'a boyun eğmişdir. Yaptıkları her
hareketi Allah'ın ilhamıyla yapmaktadırlar. Allah Hud Suresi'nde
canlılar üzerindeki hakimiyetini bize şöyle bildirmektedir:
...O'nun alnından yakalayıp denetlemediği
hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir
yol üzerindedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır). (Hud
Suresi, 56)


1-
Hayvanlar Ansiklopedisi, C.B.P.C. Publishing Ltd./Phoesbus
Publishing Company 1969/77 s.98
2- Encyc. Americana, 1993, USA, Vol.3, Int.
Headquartes, Danbury Connecticut, s.439
3- Encyc. Int. Grolier of Canada Ltd. 1968,
USA, Vol.2, s.473
4- Encyc. Americana, 1993, USA, Vol.3, Int.
Headquartes, Danbury Connecticut; s.439
5- Compton's Pictured Encyc. Vol 2, Compton&Company
Chicago, 1961 USA, s.106
6- Prof.Dr. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel
Kuralları, Omurgasızlar/Böcekler, Entomoloji Cilt.II/Kısım-II,
Ankara; s.43
7- Compton's Pictured Encyc. Vol.2, Compton&Company
Chicago, 1961, USA, s.108
8- Prof. Karl von Frisch, Aus Dem Leben
Der Bienen, Verständliche Wissenschaft Band 1, 8.Auflage,
s.51
9- Gordon R. Taylor, The Great Evolution
Mystery, Harper&Row Publishers, 1983, s.222
10- Francis Darwin, The Life and Letters
of Charles Darwin, Cilt 1, New York: D. Appleton and Company,
1888, s.374
11- Charles Darwin, Türlerin Kökeni, Onu
Yayınları 5. Baskı, Ankara, 1996, s.273
12- Francis Darwin, The Life and Letters
of Charles Darwin, Cilt.II, New York:D. Appleton and Company,
1888, s.111
13- Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s.
310
14- National Geographic Society, The Marvels
of Animal Behaviour, 1972, s.127
15- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.96
16- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.97
17- Compton's Pictured Enc. Vol.2, Compton&Company
Chicago 1961, USA, s.106
18- Compton's Pictured Enc. Vol.2, Compton&Company
Chicago 1961, USA, s.106
19- Hayvanlar Ansiklopedisi, Böcekler,
C.B.P.C. Publishing Ltd./ Phoesbus Publishing Company 1969/77,
s. 97
20- Prof. Karl von Frisch, Arıların Hayatı,
s. 75
21- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.96
22- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.85
23- Prof. Karl von Frisch, Animal Architecture,
A Helen and Kurt Wolff Book/Harcourt Brace Jovanavich, Inc.
New York and London; s.95
24- Prof. Karl von Frisch, Animal Architecture,
A Helen and Kurt Wolff Book/Harcourt Brace Jovanavich, Inc.
New York and London; s.94
25- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.100
26- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.96
27- Russel Freedman, How Animals Defend
Their Young?E.P. Dutton, New York, 1978, s. 63