Beşinci Dönem: Besin Toplayıcısı
Arılar
İşçi balarılarının hayatlarının
son dönemlerindeki görevleri besin toplamaktır. İhtiyaçları
olan tüm besin maddelerini çiçeklerden temin ettikleri polen
(çiçek tozu) ve nektar (bal özü) sayesinde karşılarlar.
Polen protein yönünden zengin bir maddedir, nektar ise hem
enerji kaynağıdır, hem de balın ana maddesidir. Arılar kışın
besin bulamayacakları için kovanlarına bal depo ederler.
Kış için ayrıca polen depo edilmez, yalnız yağmurlu havalarda
kullanılmak üzere yavru arılara yetecek kadar polen biriktirilir.28
Arılar çiçeklerden topladıkları
poleni doğrudan doğruya kullanmaz, "arı poleni" veya "arı
ekmeği" adı verilen bir maddeye dönüştürürler. Bu dönüşüm
çiçeklerden toplanan polenlere nektarla birlikte bazı enzimlerin
eklenmesiyle sağlanır. Elde edilen bu madde sadece beslenme
için kullanılır.29
Polen ve nektar toplama görevi 21 günlük işçi
arılara düşmektedir. Bu aşamada artık balmumu yapmaya yarayan
mum bezleri mum salgılamayı durdurur. İşçi arılar kovan
dışına çıkarak yeni ve tehlikeli görevlerine başlarlar.
Çiçekler arasında dolaşma görevi tehlikelidir çünkü arıların
bütün düşmanları (örümcekler, yusufçuklar gibi) dışarıdadır.
Aynı zamanda arılar, kovan ve yiyecek kaynağı arasında sürekli
uçuş halinde oldukları için de bu görev oldukça yorucudur.
Uçuş kasları yıpranan arılar kısa bir süre sonra ölürler.
Arıların vücutları polen ve nektar toplamak
için tasarlanmış özel sistemlerle donatılmıştır. Arılar,
nektarı bal kesesine doldurmak için yutar. Polenler ise
nektar gibi yutulmaz, kümeler halinde arıların arka bacaklarının
yan taraflarına yapışık olarak açıkta kovana taşınır.
BALARILARINDA
SAVUNMA STRATEJİSİ: DÜŞMANI YOK ETMEK İÇİN ISI KULLANMA
Avrupa'dan getirilen
balarıları için, Japonya'daki eşek arıları tam bir
baş belasıdır. Yağma için bir kovana saldıran 30 eşek
arısı, üç saat içinde tam 30.000 balarısını öldürebilir.
Ancak yerli balarıları yaban arılarına karşı mükemmel
bir savunma mekanizmasına sahip olarak yaratılmışlardır.
Bir eşek arısı, yeni
bir arı kolonisi keşfettiğinde, bunu hemcinslerine
duyurmak için özel bir koku salgılar. Kokuyu balarıları
da algıladığından, kovanı savunmak üzere hemen girişe
toplanmaya başlarlar. Bir eşek arısı yaklaştığında
500 balarısı havalanıp hemen eşek arısının etrafını
sararlar. Bedenlerini hızla titreştirmeye başlarlar.
Bu hareket arıların vücut ısılarının artmasına neden
olur. Bu esnada eşek arısı adeta bir fırında pişiriliyormuşçasına
ısınır ve sonunda kavrularak ölür.
Bu türden bir saldırının,
ısıya duyarlı filmle çekilmiş fotoğrafında, görünen
beyaz bölgelerdeki sıcaklık 50 oC'ye kadar çıkmaktadır.
Balarılarının dayanabildiği bu sıcaklık eşek arıları
için ölüm demektir. Nature, Vol.377, No.654,
s.334-336, September 1995
Balarıları, kendilerine
saldıran eşek arılarını ısı üreterek öldürür. |
|
Arıların Polen Sepetleri
Arıların arka bacaklarının
dış tarafı çok hafif bir çukur oluşturacak şekilde bir tasarıma
sahiptir. Vücutlarının bu bölümü adeta polenleri taşımaya
yarayan bir kaşık gibidir. Ayrıca bacaklarının çevresinde
uzun tüyler vardır. Bu bölüme "polen kesesi" adı verilir.
Arıların karınlarının alt tarafı ise tamamen yumuşak tüylerle
kaplanmıştır. Çiçekten polen toplarken bunların üzerine
de çiçek tozları yapışır. İşçi arıların bacaklarındaki fırçayı
andıran tüyler ise karınlarının altına yapışan çiçek tozlarını
fırçalayarak, bunları polen keselerinde biriktirebilmelerine
yarar.30
Besin toplayıcılığı yapma zamanı gelen bir
balarısı, uçuşa çıkmadan önce enerji kazanabilmek için kursağını
bir miktar bal ile doldurur. Bundan başka topladığı polenleri
sepete yerleştirmek için de kursağındaki bu baldan kullanır.
Polen toplayan arı çiçeğin erkek organı üstüne konduğunda,
burada bulunan polenleri çenelerini ve ön ayaklarını kullanarak
kazır ve onları yapışkan hale getirmek için de kursağındaki
bal ile ıslatır. Arı bu işleri yaparken polenlerin bir kısmı
da vücudundaki kılların arasına bulaşır. Bu nedenle arının
görüntüsü kimi zaman una bulanmış gibi olur.
Polen toplamaya çıkan arıların
Mantis (yukarıda), yusufçuk ve örümcek gibi pek çok
tehlikeli düşmanı vardır. |
Polenleri, polen kesesine
fırçalama işini -bu işlem süpürme olarak da tanımlanabilir-
arı uçarken yapar. Bir çiçekten başka bir çiçeğe doğru uçarken
bir yandan da arka bacağında bulunan fırçasıyla vücuduna
ve arka bacağına yapışmış olan polenleri biraraya toplar.
Sonra aynı işlemi diğer bacağıyla da yapar. Yani arı bir
sağ bir sol ayağını kullanarak polenleri toplar ve bacağının
dış tarafında bulunan sepetçiğe doğru iter. Bu şekilde polenler
birikir. Arı bu işlemi sepetçik doluncaya kadar devam ettirir.
En sonunda burada irice ve yoğun bir çiçek tozu topağı oluşur,
artık arının polen kesesi dolmuştur. Polenlerin düşmemesi
için de arı, ara sıra bacağıyla sepetçiğin dış tarafından
vurarak, polenleri sepete iyice yerleştirir ve kovana doğru
yola çıkar. Kovana vardığında ise polenleri, özel olarak
ayrılmış olan polen hücrelerinden birine yerleştirecektir.31
Pek çok böcek çiçeklerden
polen taşır ama hiçbiri arılar kadar verimli sonuç alamaz.
Bunun en önemli nedeni arıların polen toplamaya son derece
elverişli olan vücut yapılarıdır. Polen toplama işi yoğun
bir çalışma gerektirir, çünkü arının uzun süre çalışıp toplayarak
kovana taşıdığı polen paketi ancak bir çifttir. Oysa tek
bir petek gözünün polenle dolması için ortalama 20 çift
polen paketine gereksinim vardır. Bu da arıların hiç durmadan
hareket halinde olması demektir.32
Göklerin ve yerin anahtarları
O'nundur. O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve
kısar da. Çünkü O, herşeyi bilendir.
(Şura Suresi, 12) |
Arılar çiçeklerden iki ayrı madde toplar. Bu
iki maddenin hem içerikleri, hem toplanış biçimleri, hem
de kullanım alanları birbirinden çok farklıdır. Çiçeklerdeki
nektarı toplayabilmek için de arılar polen taşımak için
kullandıklarından daha farklı bir sisteme ihtiyaç duyar.
Çünkü çiçeklerin yapılarına göre nektarların bulunduğu yer
de değişiklik gösterir. Bazı çiçeklerin nektarları çiçek
yapraklarının üzerinde serbestçe görülecek şekildedir ve
bu bölgeye böcekler kolayca ulaşabilir. Ancak bazı çiçek
türlerinin nektarları ulaşılması daha zor olan, çiçeğin
boru şeklinde uzayan dip tarafında bulunur. Bu yüzden böceklerin
daha diplere inmesi ve nektarı çiçeğin o bölümünden çıkarması
gerekir.
Arılar özel ağız yapıları,
tüylü vücutları ve polen keseleri sayesinde diğer
böceklerden çok daha verimli bir şekilde polen toplar.
Resimlerde polen ile keselerini doldurmuş arılar görülmektedir.
|
Bu durum pek çok böcek için
sorun yaratırken arılar için bir problem oluşturmaz, çünkü
arıların derinlerdeki bal özüne ulaşmalarını sağlayan boru
biçiminde "proboscis" adı verilen bir organları vardır.
Proboscis arının çiçeklerden kolay nektar toplamasını sağlar.
Bundan başka bal ve su gibi maddeleri de bu organları ile
toplar. Uzun bir burun olarak nitelendirilebilecek olan
proboscis, arılar arasındaki besin değişiminde de rol oynar.
Bu organ aynı zamanda kraliçe arının salgısının yalanmasında
ve diğer arılara aktarılmasında da kullanılır. İşçi arılar
proboscislerini kullanmadıkları zamanlarda, ağızlarının
alt bölümünde bulunan boşlukta, z harfi görünümünde olacak
şekilde içeri doğru katlarlar. Nektar, polen ya da su toplamak
istediklerinde ise tekrar açarlar.33
Arılar kusursuz vücut tasarımları
sayesinde, diğer böceklerin ulaşamayacağı kadar derinlerde
bulunan nektarları dahi çiçeklerden kolaylıkla toplar.
Allah, arıları görevlerine uygun özelliklerle birlikte
yaratmıştır. |
Arı bir çiçeğe konunca nektar
damlacıkları önce emme hortumundan sonra da yemek borusundan
geçerek "bal midesi" adı verilen bölüme akar. Arılar taşıyabilecekleri
kadar bal özünü buraya doldurur ve kovana döner. Bu arada
balarılarının yaklaşık 50 mm3'lük bir kapasitesi olan bal
keselerini tamamen nektarla doldurabilmeleri için 100 ile
150 arasında çiçeği ziyaret etmeleri gereklidir. 34
Arılar arasındaki iş bölümü
nektar toplanması ve yerleştirilmesi işlerinde de açıkça
görülmektedir. Şöyle ki nektar yüküyle dönen toplayıcı arı
bunu hücrelere yerleştirmekle uğraşarak hiç vakit kaybetmez.
Bunun yerine bu işle görevlendirilmiş olan arılara nektarı
ağız yoluyla aktarır. Midesinde kendisine enerji verecek
kadar bal bırakır ve hemen besin kaynağına doğru uçar. Kendisine
nektar aktarılan görevli de duruma göre nektarı başka arılara
verebilir veya depolayabilir. Bu işlem kovandaki arıların
o andaki gıda ihtiyacına bağlıdır. 35
 
1. Alt çene kemiği 2. Z şeklinde
hortum 3. Üst çene kemiği 4. Dudak |
Diğer Görevler...
Balarıları besin toplamaya başladıktan ve yetişkin
bir arı olduktan sonra her işi yapabilir. Bunun için sadece
arıların 3 haftalık olması yeterlidir.
 |
Bir işçi arının
proboscis'i (burnu), arının türüne göre 5.3-7.2 mm
uzunluğunda olabilir. Bazı çiçeklerin nektarları diğerlerine
oranla daha derinlerde bulunur. Bu nedenle arıların
bu gibi çiçeklerin tabanlarından nektar çekebilmeleri
için uygun özelliklere sahip olan uzun burun yapıları
büyük bir avantajdır. Sol üst çizim resimlerde arı
proboscis'inin açık ve kapalı hali görülmektedir.
Alttaki şekilde de görüldüğü gibi arılar proboscislerini
kullanmadıkları zamanlarda "z" şeklinde içeri doğru
katlarlar. |
 |
O Allah ki, yaratandır,
(en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil
ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde
ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakim'dir. (Haşr Suresi, 24) |
Daha önce arıların büyüme
dönemleri boyunca vücutlarında çeşitli değişikliklerin meydana
geldiğinden ve bu değişikliklerle doğru orantılı olarak
kovan içindeki görevlerinin değiştiğinden bahsetmiştik.
Arıların vücutlarında dönem dönem gerçekleşen bu değişiklikler
geri dönülmez değişiklikler değildir. Kovandaki ihtiyaçlar
doğrultusunda arıların organları eski fonksiyonlarını tekrar
kazanabilir. Örneğin bir saldırı ya da bir yangın sonucunda
kovanda herhangi bir tahribat meydana geldiğinde, bunu telafi
etmek için artık balmumu üretmeyen yetişkinler birdenbire
balmumu üretmeye başlayabilir. Benzer şekilde, larvaların
beslenmesinde bir aksaklık ihtimali belirirse bu defa dadılık
yapan arıların dışında da, dadı bezleri faaliyete geçen
arılar olabilir. Bundan başka bal stoğu yetersiz olduğunda
da daha fazla arı nektar toplamaya çıkabilir veya kovanın
acil olarak serinletilmesi gerekiyorsa diğer arılar o sırada
yaptıkları işleri bırakıp, hemen bu işe yönelebilir. Kovan
büyük bir saldırıya uğradığında arıların çoğu savunmaya
katılır, yüzlerce işçi arı kovan girişine birikir ve saldırı
hep birlikte geri püskürtülür.36 Kısacası
her arı o anda kovanda ne gibi ihtiyaçların ortaya çıktığını
ve buna bağlı olarak nerede, nasıl davranması gerektiğini
çok iyi bilir. Şimdiye kadar ele alınan konularda da görüldüğü
gibi arıların tüm hareketlerine bir "bilinç" hakimdir. Arılar
üstlerine düşen görevleri son derece başarılı bir şekilde
yerine getirmektedir.
Göklerin
ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na
mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen
vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.
(Furkan Suresi, 2) |
Bu bilgiler doğrultusunda düşünüldüğünde çok
önemli bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Arıların her türlü
özelliklerini (hem davranışsal, hem de fiziksel olarak)
kendi iradeleri ile ya da tesadüfen kazandıklarını iddia
etmek akla, mantığa ve bilime uymayan bir iddiadır. Arıların
tümünün aynı dönemlerde aynı şekilde hareket etmesi, kovandaki
düzenin arılar ilk ortaya çıktığından beri hiç değişmeden
devam etmesi gibi detaylar arıları yöneten aklın açık göstergelerindendir.
Arıların sahip oldukları bilgilerin tümü bu canlılara üstün
bir akıl sahibi tarafından verilmektedir. Arılara neler
yapmaları gerektiğini, hangi dönemde ne gibi görevlerde
bulunacaklarını ilham eden bu aklın sahibi, sonsuz bir ilmin
sahibi olan Allah'tır. Allah herşeyi bir düzen içinde yaratandır.
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde)
kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel
isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu
tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir. (Haşr Suresi, 24)
Kovandaki Isının Ayarlanması
Bazı canlılar yaşadıkları ortamın sıcaklığını
dengede tutabilmek için kendi vücut ısılarını kullanırlar.
Vücut sıcaklıklarıyla bu ayarlamayı yapabilenler memeli
hayvanlar ve kuşlardır. Diğer pek çok canlının (kertenkele,
yılan, kurbağa, balık, salyangoz, solucan, ıstakoz, böcek
vs.) vücut ısıları ise yaşadıkları bölgenin ısısına göre
değişiklik gösterir.
Bu bilgiler göz önüne alındığında
arı kovanlarındaki 35°C'lik değişmeyen ısı son derece dikkat
çekicidir. Çünkü arılar da vücut sıcaklıklarında değişiklik
yapamayan canlılardandır. Bu nedenle kovan içindeki sıcaklığı
vücut sıcaklıkları ile dengeleyemezler. Ancak hareket etmelerinin
sonucunda ortaya çıkan ısı ile kovandaki ısı dengesini sağlarlar.37
İşçi arıların kovan içindeki en önemli görevlerinden biri
de kovandaki ısının ayarlanmasıdır. Balarıları, bulundukları
ortam (ağaç kovuğu, kaya arası vs.) ve dışarının ısısı ne
olursa olsun kovandaki ısıyı her zaman kontrolleri altında
tutarlar. Bahar sonundan sonbahara kadar kovan ısısı 34.5°C-35.5°C
arasında korunur. Balarıları ısı değişikliklerinden etkilenen
canlılardır. Balmumu üretimleri, balın oluşumu gibi işlemlerin
tümü belirli bir sıcaklıkta gerçekleştirilir. Kovandaki
ısı değişikliğinden en çok etkilenenlerse yavru arılardır.
Bu nedenle kuluçka odalarının sıcaklığına özellikle çok
dikkat edilir. Gün içinde gerçekleşen sıcaklık değişikliklerine
göre arılar kovan ısısını korumak için çeşitli çalışmalar
yaparlar. Örneğin havanın daha soğuk olduğu sabahın erken
saatlerinde işçiler petek çevresinde kümelenir ve vücut
sıcaklıkları ile yumurtaları ısıtırlar. Gün ilerledikçe
ve hava ısınmaya başladıkça arılar tarafından örülen küme
yavaş yavaş dağılır. Eğer sıcaklık artmaya devam ederse
işçilerin bir bölümü ısıyı düşürmek için kanatlarını yelpaze
gibi sallamaya başlar. Hava akımını kovanın girişine ve
peteklerin üzerine doğru yönlendirerek kovan ısısını düşürmeye
çalışırlar.
Çok sıcak
günlerde ise arılar daha şiddetli bir soğutma yöntemi kullanırlar.
Yiyecek toplayan arılar kovan ısısı çok yükseldiğinde polen
veya nektar yerine kovana, yakındaki su kaynaklarından aldıkları
su damlalarını getirir ve bunları kuluçka hücrelerinin üzerine
serperler.38 Daha sonra kanatlarıyla hava
akımı oluşturarak bu damlaların içerisindeki suyu buharlaştırırlar.
Bu soğutma sistemiyle kovanın ısısı kısa sürede eski haline
döner.39 Bu konuyla ilgili olarak yapılan
bir deneyde, sıcaklığın 50 °C'ye yükseldiği bir günde kovan
tam güneşin altına konulmuş, arıların yakındaki bir su kaynağından
sürekli su taşıyarak kovan içi sıcaklığını yaklaşık 35 °C'de
sabit tuttukları gözlenmiştir.
Kovandaki ısı dengesi arıların
uyguladıkları değişik yöntemler ile sağlanır. Kovan
ısısının artması durumunda arıların kanatlarını kullanarak
yaptıkları havalandırma ile ısının düşürülmesi bunlardan
bir tanesidir. |
Arılar
kış aylarında ısınmak için de yazın kovanı soğuturken kullandıklarına
benzer bir yöntem kullanırlar. Kovan ısısı düştüğünde arılar
önce sıkıca birbirlerine kümelenirler. Kalınlığı soğuğun
şiddetine göre 2.5 cm ile 7.5 cm arasında olan bu arı kümesi,
bir kabuk gibi peteği kaplar. Ana kümeye dahil olmayan arılar
iç taraftadır, birbirlerine yakın olmalarına rağmen dışarıdakiler
kadar sıkışık değildirler. Bu arılar sürekli hareket ederek
dışarıdaki arılar için ısı açığa çıkarırlar. (Her bir arının
10 °C sıcaklıkta, dakikada 0.1 kalori ısı üretebildiği bilinmektedir.)
Arılar daha çok ısı elde etmek için daha fazla hareket ederler.
Dışarıdakiler ise büzülerek vücutlarının soğuğa daha az
temas etmesini sağlarlar. Kümenin dışında yer alan arıların
karınlarına depoladıkları besin bir süre sonra biter. Bunun
üzerine iç kısımdaki arılarla diğerleri arasında yer değişimi
yaşanır. Arılar arasındaki bu değişim, gerekli olan sıcaklık
elde edilene kadar devam eder.40 Arılar
bu yöntemi kullanarak hava sıcaklığı -30 °C'ye düştüğünde
bile kovan ısısını yaklaşık olarak 35 °C'de tutabilmektedirler.41
BÖCEKLERİN
VERİMLİ UÇUŞLARI
Evrimci bir çizgiye sahip olan "New Scientist"
Dergisi'nde yayınlanan 12 Ekim 1996 tarihli bir yazıda
böceklerin uçuşlarının dikkate değer bir şekilde etkisiz
ve verimli olmayan uçuşlar olduğu ve sarfettikleri
enerjinin sadece % 6'sını mekanik enerjiye dönüştürdükleri
ifade ediliyordu. Enerjinin geri kalanının ise ısı
olarak kaybolduğu iddia ediliyordu.
Bunun üzerine Arizona State Üniversitesi'nden
Jon Harrison ve ekibi aynı konuda araştırmalar yaptılar.
Buldukları sonuçlar son derece şaşırtıcıydı. Böceklerin
uçuşlarındaki düşük verimin aslında son derece önemli
nedenleri vardı. Bu araştırmanın sonuçları Science
Dergisi'nde (1996, vol. 274, s.88) yayınlandı. Bu
deneylerde bir arı kovanının bulunduğu yerdeki çevre
ısısı değiştirilerek, arıların vücut ısıları, kanat
çırpma ve metabolizma hızları ölçüldü. Isı 20 dereceden
40 dereceye yükseldikçe arıların kanat çırpma frekansı
% 16, metabolizma hızları ise % 50 azaldı ve göğüs
ısısı da buna bağlı olarak sabit kaldı. Arıların düşüş
gösteren kanat çırpma frekansları uçuşta bir sorun
yaşanmasına neden olmadı. Bütün bunların sonucunda
ısı yükseldikçe arının uçuşunun daha etkili ve verimli
bir hale geldiği anlaşılmış oldu. Neticede arıların
kaslarının sıcak olan günlerde daha çok verimli olduğu
ortaya çıktı.
Bunun üzerine Harrison, arıların
uçuşlarının soğuk havalarda neden daha az verimli
olduğu konusunu araştırdı. Etkisiz ve verimli olmayan
uçuşlarda açığa çıkan ısının arıları soğuk günlerde
sıcak tutmaya yardımcı olduğu sonucuna vardı. Bu,
kovanın ısı düzeninde çok önemli bir yer tutmaktaydı.
Yapılan bu detaylı araştırmalar sonucunda ortaya çıkan
sonuç arıların kanat kaslarının iki önemli görevi
olduğuydu. Bunlardan biri arıların uçmalarını sağlamak,
diğeri ise ihtiyaçları olan ısıyı oluşturmaktı. Kanatlardaki
bu tasarım sayesinde arı, çevre koşullarına göre hem
uçuş etkinliğini hem de ısı üretimini ihtiyacı doğrultusunda
değiştirebiliyordu.
Bu örnekte görüldüğü gibi, bilim adamları
doğadaki bir canlı üzerinde araştırma yaparken o canlıda
tesadüfi oluşumlar, hatalı tasarımlar ararlarsa, doğru
bir sonuca ulaşamazlar. Bunları ararken de çok büyük
bir zaman kaybına uğrarlar. Oysa bugün kesin olarak
görmekteyiz ki, doğada kusursuz tasarımlar vardır.
Tüm canlılar, tam ihtiyaçları olan özelliklere sahiptirler.
Kuşkusuz bu noktada karşımıza çıkan Allah'ın sonsuz
kudreti ve ilmiyle doğadaki tüm canlıları kusursuzca
var ettiğidir. İşte insanlar bu bakış açısıyla araştırma
yaptıklarında, yani kusursuzluğu araştırdıklarında,
çok daha çabuk sonuca ulaşabilir, doğadaki üstün yaratılış
sanatına çok daha yakından şahit olabilirler. |
Şu ana kadar anlaşıldığı gibi, kovan ısısının
ayarlanmasında arıların kullandıkları çözümler son derece
etkili ve pratiktir. Burada üzerinde düşünülmesi gereken
nokta, arıların bu çözümleri nasıl keşfettikleri ve kovanın
ısısını nasıl doğru olarak tespit ettikleri konusudur. Bir
böceğin sıcaklık konusunda bu kadar hassas ölçümler yapabilmesi
son derece şaşırtıcıdır.
Öncelikle sıcaklık ölçümü yapabilmesi için
arının vücudunda bir ısı ölçerin bulunması şarttır. Bu durumda
termometre hassaslığındaki bu organın arının vücudunda nasıl
oluştuğu sorusunun cevabının verilmesi gerekecektir. Arılar
bu sisteme tesadüfen sahip olamayacaklarına ve kovan ısısının
kaç derecede olacağını, ısının nasıl korunacağını tesadüfen
keşfedemeyeceklerine göre bütün bunları arılarda var eden
bir güç vardır.
Arıların bütün bunları kendi kendilerine yapmaları
imkansızdır. Arılardaki ısı ölçüm sisteminin tasarımı ve
bunun vücutlarına yerleştirilmesi, kovanı ne zaman ve nasıl
ısıtıp soğutacakları gibi bilgilere arılar kendiliklerinden
ulaşmış olamazlar.
Tüm bunlar bizi tek bir sonuca ulaştırır. Arılara,
yaptıkları her hareket yaratıcıları olan üstün güç sahibi
Allah tarafından ilham edilmektedir. Sahip oldukları sistemlerin
tasarımı da benzersiz sanatını bize yarattığı canlılarda
tanıtan Allah'a aittir.
İşçi Arıların Ölümü
Koloninin tüm yükü üzerlerinde bulunan işçi
arılar, doğdukları andan itibaren hiç durmadan çalışırlar.
Bu yoğun tempo nedeniyle kovandan çıkıp yiyecek toplamaya
başladıktan sonra ancak 3-4 hafta kadar yaşayabilirler.
Resimde polen sepetleri dolu
olarak kovana dönen işçi arılar görülmektedir. Arıların
hayatlarının son dönemlerindeki görevleri olan polen
taşıma son derece yorucu bir iştir. Bu görevleri sırasında
işçi arıların bezleri zarar görür ve bir süre sonra
ölürler. |
İşçi arının ölümüne yol açan
nedenlerden en önemlisi yiyecek arama işidir. Bu zor işin
sonucunda arının beslenme ve balmumu bezleri zarar görür.
Ayrıca işçi arı tüylerini kaybeder ve sonunda (toplam olarak
yaptığı yaklaşık 800 km.lik bir uçuştan sonra) uçma kasları
da tükenir. İşçi arılar genellikle kovandan uzakta ve görev
başında iken ölürler.42
Sonbaharda yumurtalardan çıkacak yeni bireyler
koloninin bakımını üstleneceklerdir. Bu arıların doğumu
kışa denk geldiği için kovan dışına çıkmaz ve kendilerinden
önceki arıların depoladıkları yiyecekler ile beslenirler.
Koloniyi oluşturan arıların ömürleri kısa olsa
da koloniler oldukça uzun süre hayatta kalır. Öyle ki aynı
koloni (orman yangını ve kuraklık gibi olağanüstü durumlar
hariç) 20 yıl ve bazen daha da fazla süreyle varlığını koruyabilir.
Arılar Bir Anda Ortaya Çıkmışlardır
Arıların yaşamı incelenirken özellikle dikkat
edilmesi gereken nokta, kovandaki tüm işlerin sayıları ortalama
40 ila 80 bin arasında değişen arılar tarafından yapılması
ve bu sayıya rağmen kovanda en ufak bir karışıklığın ve
düzensizliğin yaşanmamasıdır. Kalabalığa rağmen ne larvalar
aç kalır, ne savunma aksatılır, ne de kraliçeye hizmet geciktirilir.
Arılar hayatlarının her aşamasında son derece akılcı davranıp,
üstlendikleri her işi en başarılı şekilde tamamlarlar.
National Geographic Society tarafından yayınlanan
The Marvels of Animal Behaviour adlı kitapta işçi
arıların faaliyetleri şöyle anlatılır:
İşçi arıların hareketleri
son derece tutarlıdır ve amaçsız bir şekilde hareket etmezler.
Örneğin, bir arı yeni yumurtalar için hücreler hazırlarken,
diğeri kraliçeye hizmet için petekler arasında dolaşır,
bir üçüncüsü bal toplar, bir başkası ise kovan kapısında
nöbet tutar. Her işçi kesin olarak neyi nasıl yapacağını
bilir, kusursuz bir disiplinle hareket eder.43
Daha önceki bölümlerde de değindiğimiz gibi
işçi arılar, kovandaki işleri gerçekleştirmek için kimi
zaman özel sıvılar, kimi zamansa o iş için tasarlanmış organlar
kullanırlar. Bir arının yaşamını devam ettirebilmesi için
şu anda sahip olduğu özelliklerin tümünün aynı anda var
olması zorunludur. Kovanı savunmak için gerekli olan zehirli
iğneler, nektarı çiçeklerden toplamak için kullandıkları
uzun dil, çiçek tozlarının vücutlarına yapışmasını sağlayan
tüyler, bacaklarına monte edilmiş fırça benzeri tüyler ve
daha pek çok yapı, arılar ilk ortaya çıktıklarından beri
mevcuttur. Bundan başka arılarda evrimcilerin içgüdü olarak
nitelendirdikleri davranışların da ilk ortaya çıktıkları
anda var olması gereklidir. Bir arı, larvaları nasıl besleyeceğini,
kraliçeye nasıl bir ihtimam göstermesi gerektiğini, petekleri
hangi açı ile yaparsa balın rahatlıkla depolanabileceğini,
balmumundan nasıl tasarruf yapacağını, kovanı nasıl koruyacağını,
propolisi nasıl toplayacağını, yiyeceğin yerini diğerlerine
nasıl bildireceğini doğduğu anda bilmek zorundadır. Kısacası
arıların sahip oldukları tüm yeteneklerin ilk ortaya çıktıkları
anda var olması gereklidir.
(Yine)
Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız
yoktur.
(Bakara Suresi, 107) |
Arıları arı yapan özelliklerden tek bir tanesinin
olmaması durumunda bile ortaya aksaklıklar çıkacak ve bu
canlılar yaşamlarını sürdüremeyeceklerdir. Bütün bunlar
bize arıların, evrimcilerin iddia ettikleri gibi, zaman
içinde gerçekleşen gelişimlerle ortaya çıkmadıklarını gösterir.
Arılar, vücutlarındaki sistemlerden sadece birinin eksikliği
halinde bile hayatlarını sürdüremezler. Örneğin, iğneleri
olmasa kendilerini savunamaz, bacaklarının arkasındaki polen
sepetleri olmasa kovana besin taşıyamaz, dilleri kısa olsa
nektara ulaşamaz, balmumu salgılamasa petek öremez. Larva
bakımını ve petek örmeyi bilmese neslini devam ettiremez.
Zehir bezleri gelişse ama kovanı korumayı bilmese bir işe
yaramaz. Kısacası, arıların tüm vücut sistemlerinin ve tüm
yeteneklerinin aynı anda ve eksiksiz bir şekilde ortaya
çıkması gereklidir. Böyle bir şeyin tesadüfen oluşması ise
imkansızdır.
Bütün bunlar arıların bir anda, şu anki halleri
ile ortaya çıktıklarını gösterir. Arılar bir Yaratıcı tarafından
yaratılmışlardır. O Yaratıcı arılarda yarattığı kusursuz
tasarım ile bize Kendisi'ni tanıtmaktadır. Bu Yaratıcı Allah'tır.
Tüm evrenin yaratıcısı olan Allah çok üstün, sınırsız ve
benzersiz bir Aklın sahibidir. Allah her türlü yaratmayı
bilen, herşeyden haberdar olandır:
O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır,
bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye
sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi.
Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan
çiftten bir bitki bitirdik. Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Şu
halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin.
Hayır, zulmedenler, açıkca bir sapıklık içindedirler. (Lokman
Suresi, 10-11)
KOVANIN DEVAMLILIĞINI SAĞLAYAN KRALİÇE
ARI
Arı kovanında kısa bir gözlem yapılacak olunursa
işçi arıların kendilerine göre daha büyükçe olan bir arıya
özel bir ihtimam gösterdikleri görülecektir. Beslenmesi,
temizliği, güvenliği gibi tüm ihtiyaçları diğer arılar tarafından
karşılanan bu arı, koloninin devamlılığını sağlayan kraliçe
arıdır. Bir kovanda yaşayan işçi arıların sayısı on binlerle
ifade edilirken, sadece bir tane kraliçe bulunur. Kraliçenin
varlığı arılar için hayati bir öneme sahiptir. Çünkü yumurtlayarak
koloninin devamını sağlayan, kraliçe arıdır. Bundan başka
kolonideki disiplin de kraliçenin salgıladığı bir madde
ile sağlanır.
Kraliçe bütün hayatı boyunca yumurtlamaktan
başka bir işle meşgul olmaz. Sürekli kovanın içindedir,
hiç dışarı çıkmadan, baharın başlangıcından yazın sonuna
kadar her gün durmadan yumurtlar. Kraliçenin tüm bakımını
da işçi arılar yaparlar. Kraliçe kovan içinde dolaşırken
bir grup işçi arı da onun etrafında kümelenir ve kraliçeyi
sürekli besler, antenleri ile sıvazlar ve yalayarak temizliğini
yaparlar. Kısacası kraliçe kendisiyle ilgili hiçbir konuyla
ilgilenmez. Çünkü kovan içindeki görevi sadece yumurtlamaktır.
 |
Kraliçe
arı kovan için son derece önemlidir. Koloninin ayakta
durmasını sağlayan kraliçe arıdır. Bu nedenle işçi
arılar kraliçenin her türlü ihtiyacını karşılar. Resimde
kraliçe arının her türlü bakımı ile yakından ilgilenen,
kraliçeyi özenle besleyen ve güvenliğini sağlayan
işçi arılar görülmektedir. İşçi arılara bu bilgileri
veren Allah'tır. Arılar Allah'ın ilhamıyla hareket
ederler. |
Farklı Bir Arı: Kraliçe
Kraliçenin ayrıcalığı daha
larva aşamasındayken başlar. Kraliçeler diğer peteklerden
farklı özelliklere sahip olan bir yerde yetiştirilirler.
Kraliçenin büyütüldüğü bu yer, petekten aşağıya doğru sarkan
özel hazırlanmış hücrelerdir. Bu hücreler kraliçenin diğer
arılara göre daha büyük boyutta olması nedeniyle normal
petek hücrelerine göre daha büyükçe inşa edilir.44
Kraliçe arı larvaları, meme
denen özel bölümlerde büyütülür. |
Önceki bölümlerde de vurguladığımız
gibi kraliçe arının oluşmasını sağlayan yumurtanın, işçi
arıların oluşmasını sağlayan yumurtalardan hiçbir farkı
yoktur. 6 gün süren larva dönemindeki beslenme farklılığı
sebebiyle kraliçe, normal bir dişi arı olarak değil de,
görünüm ve işlev olarak diğerlerinden daha farklı bir arı
olarak ortaya çıkar. Diğer işçilere sadece 3 gün süreyle
arı sütü verilirken, kraliçeye çok değerli olan bu besinden
bütün larva dönemi boyunca (6 gün) verilir.45
Kraliçeye verilen arı sütünün
içeriği ve miktarı da özel olarak ayarlanır. Yapılan incelemeler
sonucunda larva dönemi boyunca kraliçe arıya 10 mg. arısütü
verilirken, diğerlerine sadece 3 mg. verildiği tespit edilmiştir.
Sadece bu besleme farklılığı sebebiyle birbirinden çeşitli
morfolojik (yapısal) farklılıklara sahip olan iki canlı,
kraliçe ve dişi işçi arılar meydana gelir.46
Kraliçe ve Diğer Arılar Arasındaki
Farklar
Kraliçe arı genel yapı ve dış görünüş olarak
diğer arılardan farklıdır. Örneğin işçi arılar da kraliçeler
gibi dişi olmalarına rağmen işçi arıların yumurtalıkları
gelişmemiştir, yani işçi arılar kısırdır. Bir kraliçe kafa
ve thorax (gövde kısmı) olarak işçilerden çok da fazla büyük
değildir. Bununla birlikte işçi arıların tam aksine kraliçenin
çene kemiği balmumu hücrelerini yapmak için uygun bir yapıya
sahip değildir. Ve kraliçe arı, işçilerin polen sepetlerini
oluşturan sert tüylerinden de yoksundur. En önemlisi de
kraliçe arı aynı yumurtadan çıkmasına rağmen sadece beslenme
farklılığı sebebiyle diğer arılar gibi sadece 5-6 hafta
değil, (kışa denk gelenler birkaç ay) 4-5 sene kadar yaşar.
 |
Bunlar kraliçe ve diğer arılar arasındaki genel
farklılıklardan sadece birkaç örnektir. Yan sayfadaki tabloda
ise bu konu detaylı olarak anlatılmaktadır.Tablo incelenirken
unutulmaması gereken nokta; arıların beslenme şekilleri
ve sürelerindeki farklılık ile erkek, kraliçe ve işçi arıların
ortaya çıktığıdır.
BALARILARI
ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
| Duyumsal özellikler |
İşçi |
Kraliçe |
Erkek |
| Bileşik gözlerdeki ufak gözcük
sayısı |
4000-6900 |
3000-4000 |
7000-8600 |
| Beynin optik lobu |
Orta |
Küçük |
Büyük |
| Antene ait levha organı sayısı |
3000 |
1600 |
30000 |
| Antene ait yüzeyin bağıl oranı |
2 |
1 |
3 |
|
| Salgı bezleri |
İşçi |
Kraliçe |
Erkek |
| Hypopharyngeal (larva besleme) |
Var |
Yok |
Yok |
| Çene salgıları bezleri |
Büyük |
Çok büyük |
Küçük |
| Kafa salgıları (dudakla ilgili bezler) |
Büyük |
Büyük |
Yok |
| Balmumu bezleri |
Var |
Yok |
Yok |
| Nasanov (yön bulma ile ilgili) |
Var |
Yok |
Yok |
| Dufour (savunma ile ilgili) |
Küçük |
Çok |
Yok |
| Koshevnikov (koku salgılayan bez) |
Küçük |
Var |
Yok |
|
| Üreme ve iğne |
İşçi |
Kraliçe |
Erkek |
| Yumurtalık ve testis |
Küçülmüş
yumurtalık |
Büyümüş
yumurtalık |
Testis |
| Spermatheca kesesi |
Gelişmemiş |
Büyük |
Yok |
| İğne kancaları |
Güçlü |
Çok küçük |
İğne yok |
| İğne tabakaları |
Gevşek olarak tutulmuş |
Sıkı olarak tutulmuş |
Yok |
|
| Ağız bölümünün yapısı |
İşçi |
Kraliçe |
Erkek |
| Çene |
İnce |
Sağlam |
Küçük |
| Çene oluğu |
Var |
Yok |
Yok |
| Hortum |
Uzun |
Kısa |
Kısa |
|
| Bacak ve kanat özellikleri |
İşçi |
Kraliçe |
Erkek |
| Polen baskısı ve tarak |
Var |
Yok |
Yok |
| Polen sepeti |
Var |
Yok |
Yok |
| Kanat sensilla |
Orta |
En az |
En çok |
|
Kaynak: Mark L.Winston,
The Biology of the Honey Bee, s.40 |
Kraliçenin İlk Günleri
Kraliçe de larva döneminden sonra diğer arılar
gibi pupa aşamasından geçer ve yumurtanın bırakılmasından
16 gün sonra pupasından çıkar. Görünümü işçi arılardan oldukça
büyük, erkek arılara göre ise daha uzundur.
Kovan güvenliği açısından -her türlü ihtimal
göz önünde bulundurularak- işçi arılar aynı anda sadece
tek bir tane değil, birkaç tane kraliçe adayı yetiştirirler.
Kraliçeye herhangi bir zarar gelmesi durumunda hemen yeni
bir kraliçe yetiştirilmeye başlanır. Yeni kraliçenin yaptığı
ilk şey, içinde bal olan şapkasız bir hücre bulana kadar
petekleri dolaşmaktır. Kraliçe bulduğu baldan yer ve hızla
diğer petekleri dolaşmaya başlar. Amacı rakip kraliçeleri
bir an önce bularak saf dışı etmektir. Yeni kraliçe, yumurtadan
çıkmamış diğer kraliçe adaylarını bulduğu anda imha eder.
Alt çenesiyle kraliçe pupasının bulunduğu hücreyi yırtar
ve içerideki rakibini sokar. Ya da sadece hücrenin kapağını
açık bırakarak imha işleminin tamamlanmasını diğer işçilere
bırakır.
Eğer kovanda başka bir yetişkin
kraliçeye rastlarsa iki arı birbirlerine saldırır ve biri
diğerini sokana kadar mücadele ederler. Sokulan arı ölür.
Bu, aslında kovanda sıkça yaşanan bir olay değildir. Çünkü
sadece eski kraliçe çok yaşlı ise veya yeni bir koloni kurmak
için kovandan henüz ayrılmamışsa kraliçeler karşı karşıya
gelir. Genelde kovandaki yeni kraliçe ortaya çıktığında
eski kraliçe kovanı çoktan terk etmiş olur. Kraliçenin rakiplerini
öldürmek için bu kadar ısrarlı davranması kovanın düzeni
açısından çok önemlidir. Çünkü kovan disiplininin sağlanması
için bir kovanda yalnızca bir kraliçenin bulunması şarttır.47
Kovanın yeni kraliçesi hücresinden
çıkar çıkmaz hemen eski kraliçenin yerini tutamaz. Çünkü
henüz yumurtlamaya başlamamıştır. Yumurtlayabilmek için
kraliçenin öncelikle çiftleşmesi gerekir. Ancak çiftleşme
hiçbir zaman kovan içinde gerçekleşmez. Kraliçe bir süre
sonra kovan dışına çıkar ve çiftleşmek için erkek arılar
arar.48
Kraliçe arının kovan dışına çıktığı iki durum
vardır. Çiftleşme uçuşu ve "oğul verme" zamanı. Bu iki dönem
dışında kraliçe kovandan dışarıya çıkmaz.
Çiftleşme uçuşuna çıkmadan
önce kraliçe kovan içinde sürekli dolaşır. 5. ve 6. günlerde
sık sık kovan kapısına gider. Bir hafta dolduğunda ise kovanın
konumunu öğrenmek ve çevreyi tanımak için kısa mesafeli
uçuşlara çıkar. Bu uçuşlar bir dakika ile başlar. Günler
geçtikçe uçuş süresi yarım saate kadar çıkar. 49
Kraliçenin Çiftleşme Uçuşu
Çiftleşme uçuşuna çıkan kraliçe
arıyı bekleyen erkek arılar. |
Kraliçe çiftleşmek için kovandan bir grup arıyla
birlikte yola çıkar. Bir süre sonra beraberindeki arılardan
ayrılır ve erkek arıların toplandığı alanlara doğru tek
başına uçar. Bu alana belli bir oranda yaklaştığında erkek
arıların kendisini bulmalarını sağlayan bir tür feromon
salgılamaya başlar.
Erkek arıların kraliçeyi
fark etmeleri ile gerçekleşen ve "çiftleşme uçuşu" adı verilen
bu uçuş, kraliçe arı pupasından çıktıktan 10 gün sonra gerçekleşir.50
Kraliçe arıların üreme organları, yumurtaları üreten iki
yumurtalık ve çiftleşme uçuşu sırasında erkeğin spermatozoasının
yerleştiği "spermatheca" adı verilen vücudunun arka tarafındaki
bir kesecikten oluşur. Bu kesecik koloninin yeni elemanları
olan arıların hayatında oynayacağı rol nedeniyle son derece
önemli bir göreve sahiptir. Erkek ve dişi arıların çiftleşmesi
havada iken gerçekleşir. Döllenmeden sonra kraliçe arı kovana
geri dönerken erkek arılar genellikle hayatlarını kaybederler.
Kraliçe arı temizlenmiş hücrelere
yumurta bırakır. |
Çiftleşme
döneminde kraliçenin 3-12 arasında uçuş yaptığı ve her defasında
başka bir erkek arıyla çiftleştiği tespit edilmiştir. Tek
bir erkek arının spermleri bu keseyi doldurmaya yetmediği
için kraliçe birden fazla erkek arıdan sperm alır.51
Döllenmeden sonra erkek arılardan gelen bütün spermler sperm
kesesinde biriktirilir. Kraliçe, 4-5 senelik ömrü boyunca
çiftleşme uçuşu sırasında edindiği bu spermleri kullanacaktır.52
Döllenmiş bir kraliçe arının keseciğinde (spermatheca'da)
ortalama olarak 6 milyon sperm bulunur.53
Diğer pek çok canlıdaki üreme hücrelerinin aksine erkek
arıların spermleri kraliçenin vücudunda bozulmadan senelerce
muhafaza edilebilecek bir yapıya sahiptir. Bu da arının
vücudundaki kusursuz tasarımın başka bir yönüdür.
Spermler kraliçe arının vücudunda biriktirilir.
Ancak spermler yumurtlama sırasında kendileri gidip de dölleme
yapamazlar. Yumurtaların döllenmesini her aşamasında kontrol
eden kraliçedir. Kraliçe arı bu keseden kendi isteğine göre
sperm bırakarak döllenmeyi düzenler. (Son derece mucizevi
olan bu işlem kitabın ilerleyen bölümlerinde detaylı olarak
incelenecektir.)
Yılda Bir Milyon Yumurta...
Kraliçe arı çiftleşme işleminden yaklaşık 2-3
gün sonra, işçi arılar tarafından hazırlanmış olan hücrelere
yumurta bırakmaya başlar. İlkbahar başlangıcından sonbahar
ortalarına kadar süren yumurtlama işlemini, kraliçe arı
hayatının sonuna kadar hiç durmadan devam ettirir .
Bir kraliçe
yumurtlama dönemi boyunca, günde 1500-2000 yumurta yumurtlar.54
Bu sayı gerekli olan hallerde 3000'e kadar çıkabilmektedir.55
Kraliçenin yumurtlama süratinin ortalaması alınacak olunursa
her dakikaya bir yumurta isabet ettiği görülecektir.
Bir yumurtlama dönemi boyunca,
tek bir kraliçe arının 500 bin ile 1 milyon arasında yumurta
bıraktığı tespit edilmiştir.56 Kraliçenin
ömrü dikkate alındığında bu, tek bir kraliçe arının milyonlarca
yumurta bırakması demektir. Bundan başka kraliçe arının
bir gün boyunca bıraktığı yumurtaların toplam ağırlığı kraliçenin
kendi vücut ağırlığına eşittir.
Kraliçe arı yumurtlayacağı
zaman, ilk olarak başını petek hücresinin içine sokar ve
hücreyi kontrol eder. Hücrenin boş olduğuna ve yumurtayı
bırakması için uygun özelliklere sahip olduğuna kanaat getirdikten
sonra vücudunun arka kısmını hücrenin içine doğru sarkıtır.
Daha sonra uzun yumurtasını hücrenin dibine dikkatli bir
şekilde bırakır. Yumurtlama işlemi biter bitmez de hemen
başka hücrelere doğru yönelir. Bu işlemleri kraliçe arı
günde en az 1500 defa tekrarlar. Yaptığı işlemin yoruculuğuna
rağmen aynı titizliği ve dikkati istisnasız her yumurta
bırakışında gösterir.57
Kraliçe, Diğer Arıların Cinsiyetlerini
Nasıl Belirler?
Daha önceki bölümlerde kraliçenin
kovan içindeki arıların cinsiyetini belirleyebildiğinden
bahsetmiştik. Kraliçe, cinsiyet denetimini spermlerin muhafaza
edildiği kesenin ağzını açıp kapayarak sağlar. Bu kese ince
bir kanal aracılığıyla yumurtlama borusu ile birleşir. Kraliçe,
dişi bir yumurta yumurtalamak istediği zaman, kaslarını
bükerek yumurta geçit kanalına bağlı olan kesecikte depolanmış
spermlerden çok az miktarını tüpe doğru çeker ve orada yumurta
ile buluşup döllenmeyi sağlar. Kraliçe yumurtlayacağı sırada
bu keseden bir tane de sperma çıkarırsa yumurta döllenir.
Eğer keseden sperma çıkarmazsa yumurta döllenmemiş olur.
Kraliçenin denetiminde olan bu işlem neticesinde kraliçenin
döllendirdiği yumurtalardan dişi arılar, döllendirmediği
yumurtalardan ise yalnızca erkek arılar çıkar.58
Kraliçe arının nasıl olup
da böyle bir sisteme sahip olduğunu ve cinsiyeti neye göre
belirlediğini araştıran bilim adamları son derece şaşırtıcı
sonuçlarla karşılaşmışlardır. Buna göre cinsiyet belirleme
işleminde, kraliçe arının yumurtalar üzerindeki denetimine
rağmen gerçekte yumurtanın cinsiyetini belirleyenler işçi
arılardır. Kraliçeyi onlar yönlendirirler. Çünkü işçiler
hangi tip hücre hazırladılarsa kraliçe arı ona uygun bir
yumurtlama gerçekleştirir. Eğer kraliçenin yumurtlamak için
başına geldiği hücre 5.2 mm.lik standart bir dişi hücresiyse,
kraliçe döllenmeyi gerçekleştirip buraya içinden dişi arı
çıkacak yumurtayı bırakır. Eğer kraliçe dişilerinkine göre
1 mm. daha büyük olarak inşa edilen hücrelere rastlarsa
buralara döllendirmeye tabi tutmadığı yumurtalarını bırakır.
Diğer bir deyişle, işçiler kaç tane erkek arı odası inşa
ederlerse kraliçe balarısı da o kadar erkek arı yumurtası
bırakır.59
Hücrelerin sayısını ayarlayanlar
da işçi arılardır. Kovandaki ihtiyaca göre ne kadar işçi,
ne kadar erkek hücresi gerektiğine ya da kovan içinde bala
veya polene ne kadar yer ayrılacağına işçi arılar karar
verirler.60
Görüldüğü gibi işçiler ihtiyaca göre kovandaki
hücre sayısını belirlemekte, bu sayıya göre hücre boyutlarını
hazırlamakta ve kraliçeyi bu şekilde yönlendirmektedirler.
Bu şaşırtıcı durum karşısında akla birtakım sorular gelecektir.
Bir böceğin milimetrik hesaplar yaparak, kendi kendine hücre
büyüklüğü belirlemesi mümkün müdür? Peki ya bir böceğin
başka bir böceğin hareketlerini yönlendirmesi mümkün müdür?
Elbette ki bunlar mümkün değildir. Arılar son derece küçük
beyinleri olan canlılardır. Düşünme, muhakeme yapma, hesap
yapabilme gibi özelliklere sahip değildirler. Bu durumda
arıların yaptıkları hareketlerin kontrolünün başka bir güç
tarafından sağlandığı ortaya çıkmaktadır. İşte bu gücün
sahibi herşeyi yaratmış olan Allah'tır. İşçi arıların kraliçeler
üzerindeki denetimlerinin nedeni her iki canlının da Allah'ın
ilhamıyla hareket ediyor olmalarıdır. Allah her iki canlıya
da nasıl hareket edeceklerini öğretendir.
İşçi arıların kraliçe üzerindeki denetimlerinin
bir delili de kraliçe arının yeni kraliçeler için yumurta
bırakmasıdır. Bu, son derece şaşırtıcı bir durumdur. Çünkü
kraliçe arı kendisinden başka bir kraliçenin kovanda bulunmasına
asla tahammül edemez. Buna rağmen kovanda işçiler tarafından
özel olarak inşa edilmiş kraliçe hücreleri bulduğunda bunların
içine yumurta bırakır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta
vardır. Kraliçe hücreleri de erkek arılarda olduğu gibi,
işçi hücrelerine oranla daha büyüktür. Bu durumda kraliçe
arının her iki hücreyi birbirine karıştırma riski ortaya
çıkmış olur. Oysa kraliçe bu yanılgıya hiçbir zaman düşmez.
Kraliçe arı her zaman doğru hücreye doğru yumurtayı bırakır.
Örneğin kraliçe hücrelerine daha büyük olan erkek arıların
çıkacağı yumurtadan değil de dişi arıların çıkacağı yumurtadan
bırakır.
Şimdi burada durup bir düşünelim. Arıların
hayatında şu ana kadar incelediğimiz tüm detaylar son derece
şuurlu davranışların, kusursuz sosyal düzenlerin, bu düzenlere
tam uygun olan tasarımların varlığını göstermektedir. Bir
arının kovan ölçülerindeki milimetrik değişiklikleri kendi
kendine tespit edip, bu değişikliklere göre yumurtanın cinsiyetine
karar veremeyeceği açıktır. Öncelikle şunu düşünmek gerekir:
Bir kolonide kaç işçi arı, kaç erkek arıya ihtiyaç olduğunu,
ne zaman yeni bir kraliçenin var olması gerektiğini tespit
eden kimdir? Petekleri inşa eden arıların aklı ve bilinci
mi bu düzeni sağlamaktadır? Ya da şunu düşünelim: Kraliçe
arı dediğimiz canlı, birkaç cm.lik, beyni basit sinir düğümlerinden
oluşan bir varlıktır. Bu canlının kendi iradesi ve aklıyla,
petek hücrelerinin ne için inşa edildiğini kavraması ve
bunları hiçbirbirine karıştırmadan, en uygun yumurtlamayı
yapması nasıl mümkün olmaktadır? Tüm bunların sonucunda
karşımıza çıkan, arılar üzerinde kusursuz bir denetimin
varlığıdır. Ama bu denetim on binlerce işçi arıdan birkaçının
veya kraliçe arının denetimi değildir. İşte bu denetim Allah'ın
ilhamıdır. Arılar da diğer tüm canlılar gibi Allah'ın ilhamıyla
hareket ederler ve buraya kadar söz ettiğimiz kusursuz düzeni
sürdürebilirler. Nitekim Allah onların vücut sistemlerini
de tam olarak yaşadıkları hayata uygun şekilde yaratmıştır.
O, herşeyin Yaratıcısı'dır…
Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık
öğüt alıp-düşünmez misiniz? (Nahl Suresi, 17)
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin)
yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca
"OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
Kraliçenin Otorite Salgısı
Normal şartlar altında işçiler kraliçe hücresi
inşa etmez. Kovandaki kraliçenin varlığı bunu engeller.
Yalnız istisnai durumlarda bu değişir. İşçilerin başlarında
bir kraliçe varken hangi sebeple yeni bir kraliçe hücresi
hazırlama ihtiyacını duyduklarını anlamak için kraliçe salgısının
incelenmesinde fayda vardır.
Kovandaki işçi arıların tümü dişidir, buna
rağmen üreme organları gelişmediği için kraliçe gibi yumurtlayamazlar.
Bu ilginç durumun nedeni uzun yıllar bilim adamları için
bir merak konusu olmuştur. Daha önce larva dönemindeki beslenme
farklılığı nedeniyle dişi larvaların kraliçe veya işçi olarak
dünyaya geldiğinden söz etmiştik. Aslında ilk doğduklarında
işçi arıların da üreme organları vardır. Ama bunlar bir
türlü gelişip yumurtlamaya elverişli hale gelemezler. Bunun
sebebini araştıran bilim adamları sonunda aradıkları cevabı
bulmuşlardır.
Cevap, kraliçenin salgıladığı
bir sıvıda gizlidir. Bu sıvının özelliği bir yandan kraliçenin
hayatta ve sağlıklı olduğunu diğer arılara bildirirken,
diğer taraftan da kolonideki tüm dişileri kısırlaştırmasıdır.
Koloni fertlerinin birbirini tanımasını sağlayan da yine
bu salgıdır.61 Kraliçenin alt çene bezlerinden
çıkan ve sütü andıran bu salgının formülü şöyledir:
Salgının arılar üzerindeki başka bir etkisi
de; kovan içinde bu madde bulunduğu müddetçe işçi arıların
kraliçe hücresi hazırlamamalarıdır.
Kovandaki disiplini sağlayan
bu maddedir. Bu nedenle kovan içindeki işlerin tam yürümesi
için kraliçe arının her gün kovandaki arıların tümüne yetecek
kadar salgı üretmesi gerekmektedir. Bu miktarın arı başına
ortalama 0.1 mg olduğu tespit edilmiştir.62
Kraliçenin yaydığı bu kokunun (kraliçe kokusu) kovan içindeki
bütün arılara yayılması gerekmektedir. Kraliçe kovandaki
düzenin sağlayıcısıdır ama elbette ki on binlerce arının
her biriyle tek tek ilgilenmesi mümkün değildir.
1. Petek inşa etmek 2. Yiyecek
aramak 3. Yavru yetiştirmek 4. Yiyecek depolamak 5.
Yeni kraliçe larvaları oluşturulmasını engeller 6.
İşçi yumurtalıklarının gelişimini engeller. Bu grafiksel
anlatımın üst bölümünde işçi arıların kovan içindeki
görevlerinden bir bölümü, alt bölümde ise kraliçenin
kovandaki arılar üzerindeki etkileri görülmektedir. |
Kraliçe kokusunun kovanda yayılması kraliçenin
sürekli olarak etrafında bulunan ve bakımını sağlayan bir
düzine kadar arı aracılığıyla olur. Bunlar sıvıyı kraliçenin
vücudundan yalayarak alır ve yiyecek transferi sırasında
bu kokuyu başka arılara bulaştırırlar. Bilindiği gibi arıların
besin aktarımı ağız yoluyla olur. İşte bu besin aktarımları
sırasında kraliçenin salgıladığı koku da hızla koloni üyeleri
arasında dağıtılmış olur. Bu sayede her kovan için farklı
olacak şekilde kovandaki arı kolonisinin tüm bireylerine
sinmiş olan ortak bir koku oluşur.
Salgıda oluşacak herhangi
bir azalma işçi arıları harekete geçirir. Çünkü kraliçe
salgısının azalması, kraliçenin yaşlandığının veya koloninin
çok fazla büyüdüğünün işareti sayılır. Her iki durumda da
işçi arıların almaları gereken bazı önlemler vardır. 63
Kraliçe Arı Yaşlanınca...
Kraliçe arının yaşı ilerledikçe
gücü de zayıflar ve bunun sonuçları kovan içinde görülmeye
başlar. Örneğin kraliçenin yumurtlaması yavaşlar ve en önemlisi
salgıladığı özel sıvı azalır. Bu belirtiler işçi arılar
için de bir işarettir. Bilindiği gibi işçi arıları yeni
kraliçe yetiştirmekten alıkoyan kraliçenin salgıladığı bu
sıvıdır. Bunun azalmasıyla birlikte işçiler hemen yeni kraliçe
hücreleri inşa etmeye başlar ve yeni kraliçeler yetiştirmek
için harekete geçerler. Kovandaki şartlar normal seyrinde
ilerlediği sürece bir arı topluluğunun beklenmedik bir anda
kraliçesiz kalması söz konusu değildir. Çünkü şartlar aniden
değişip de koloninin kraliçesiz kalma tehlikesi ortaya çıktığında,
işçi arılar hemen var olan larvalardan birkaç tanesini kraliçe
besini ile beslemeye başlarlar.64
Burada yine son derece önemli bir nokta vardır.
Daha önce belirttiğimiz gibi kraliçe arı olarak yetiştirilen
larvaların hücreleri normal şartlarda diğerlerine oranla
daha geniş hazırlanır. Oysa ani durumlarda kraliçe arı olarak
yetiştirilmek zorunda kalınan larvaları daha büyük boyutlarda
bir hücreye taşımak gibi bir imkan yoktur. Bu arıların hücreleri
normal boyutlardadır. Aslında bu, yeni yetiştirilen kraliçelerin
gelişiminde problem yaratabilecek bir durumdur. Ama arılar
açısından bu bir sorun oluşturmaz.
İşçi arılar ani durumlarda
kraliçe olarak yetiştirilmek üzere seçilmiş olan larvaların
bulundukları hücrelerin çevresindeki diğer hücreleri yırtmaya
başlarlar. Amaçları normal hücreleri genişleterek kraliçe
hücresi haline getirmektir. Her yeni kraliçe hücresi için
birkaç tane işçi hücresi bozulur. Tabi bu arada bu hücrelerdeki
larvalar da ölürler.65
Ancak bu kaybın kovan açısından bir önemi yoktur,
çünkü işçi arıların bu hareketi tüm bir arı kolonisinin
devamının sağlanması bakımından gereklidir. Arılar birkaç
işçi arı yerine bir kraliçe arı adayının yaşamasını tercih
ederler. Kraliçe hücresinin bu şekilde hazırlanmasından
sonra, yeni kraliçe adayları, işçiler tarafından arı sütü
ile beslenecektir.
Özel olarak yetiştirilen kraliçe, bir süre
sonra hücresinden çıkar ve rakiplerini yok etme işlemlerine
başlar.
Kraliçe arı hücresinden ilk çıktığı andan kovanı
terk edene kadar ne yapacağını çok iyi bilmektedir. Kraliçe
arının belli bir amaca yönelik şuurlu hareketlerinin, bu
amacına ulaşması için gerekli olan her türlü donanıma eksiksiz
sahip olması gibi detayların tek bir açıklaması vardır.
Arılar Allah'ın kendilerine ilham ettiği bir şuura sahiptir
ve O'nun dilemesiyle bu hareketleri yapmaktadırlar.
ERKEK ARILAR
Her arının çok fazla görevinin
olduğu arı kolonilerindeki tek istisna erkek arılardır.
Erkek arılar ne kovanın savunmasına, ne temizliğine, ne
de besin toplamaya bir katkıda bulunurlar. Erkek arıların
kovan içindeki tek fonksiyonları kraliçe arıyı döllemektir.66
Çiftleşme organları dışında diğer arılarda bulunan özelliklerin
hemen hemen hiçbirine sahip olmadıkları için erkek arıların
kraliçe arıyı döllemekten başka bir iş yapması mümkün değildir.
Dişi arılar ve erkek arılar arasında çok belirgin farklılıklar
vardır. Bu farklardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:
Kış mevsiminde kovanda yalnızca
dişi arılar bulunur. Çünkü erkek arılar kış gelmeden ya
kovandan atılır ya da öldürülür. Ancak kış mevsiminin bitmesiyle
birlikte işçi arılar erkek petek hücreleri inşa etmeye başlar.
Kraliçe arı da bu hücrelerin içine erkek arıları oluşturacak
yumurtalarını bırakır. Mayıs ayı başlangıcında da erkek
arılar hücrelerinden çıkmaya başlar.67
Kışın kovandaki nüfus biraz
düşer, ancak bahar öncesi yeni işçiler yetiştirildiği
için nüfus tekrar yükselmeye başlar. Bu artış oğul
vermeye kadar sürer.(James and Carol Gould, The Honey
Bee, s.27) |
Genelde bu aylar eski kraliçenin yeni koloniler
kurmak için kovandan ayrıldığı ve kovanlarda yeni kraliçelerin
yetiştirildiği aylardır. İşte bu dönemde yeni kraliçenin
yumurtlayabilmesi için çiftleşme uçuşuna çıkması gerekmektedir.
Bu da işçilerin erkek arı yetiştirme nedenlerinden bir tanesidir.
Erkek arılar son derece beceriksiz olmalarına
rağmen kraliçeyle çiftleşene kadar işçi arılar tarafından
hep el üstünde tutulurlar. Kovanda bulunan 400-500 erkek
arıdan sadece birini beslemek için, 5-6 işçi arının hiç
durmadan çalışması gerekmektedir. Yani bir kovandaki işçi
arılardan 2-3 bin tanesinin belli bir dönem için tek görevi
erkeklerin bakımını sağlamaktır.
Aslında kraliçe arının çiftleşmesi için en
fazla 10 erkek arı yeterlidir. Buna rağmen bir arı topluluğunda
yüzlerce erkek arı yetişir. Kovanda yapılacak işlerin çokluğuna
rağmen işçi arıların bir bölümü tüm vakitlerini erkek arıların
bakımına harcarlar. Bu, son derece önemli bir görevdir.
Çünkü kraliçe arı çiftleşme uçuşu için dışarı çıktığında
mutlaka erkek arı bulmak zorundadır. Arıların yusufçuk gibi
düşmanlarının olduğu ve erkeklerin kendilerini savunabilecekleri
zehir ve iğne gibi silahlardan yoksun oldukları düşünülürse
çok sayıda olmalarının önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Hiçbir işe yaramamalarına rağmen erkek arılara
belli bir dönem için işçi arılar tarafından özenli bir bakım
uygulanması, bütün kovanın güvenliği açısından alınmış oldukça
önemli bir tedbirdir. Elbette ki bu tedbirin alınmasının
çok önemli bir amacı vardır. Amaç kovanın devamlılığının
sağlanması, kraliçenin çiftleşmesinin riske atılmamasıdır.
Bu durumda akla arıların bu önemli kararı nasıl aldıkları
sorusu gelecektir. Arılar bu stratejiyi oturup topluca mı
belirlemişlerdir? Yoksa bunun böyle olması gerektiğini tesadüfen
keşfetmişler ve bunun iyi bir strateji olduğunu bir şekilde
anlayarak devam ettirmeye mi karar vermişlerdir?
Elbette ki arılar bunların hiçbirini kendi
kendilerine yapamazlar ve böyle bir kararı veremezler. Arıların
karar verme mekanizmaları, strateji belirleyip daha sonra
da bunu uygulamaya geçirecek bilinçleri yoktur. Onlar da
yeryüzündeki bütün canlılar gibi Allah'a boyun eğmişlerdir.
Peki
onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar?
Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese
de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler.
(Al-i İmran Suresi, 83) |
Erkek arıların sayısı kısıtlı olsa döllenme
işleminin gerçekleşmesinde çeşitli problemler ortaya çıkabilirdi.
Örneğin erkek arılardan bir kısmı kraliçeyi bulamayabilirdi
ya da çok fazla sayıda olan düşmanlara yem olabilirlerdi.
Bu da kraliçenin sperm kesesini yeteri kadar dolduramamasına
ve dolayısıyla kovanda yeteri kadar arı üretilememesine
neden olabilirdi. Oysa böyle olmaz. Her zaman kovanda yeteri
kadar erkek arı bulunur. Allah'ın kendilerine ilham ettiğini
uygulayan arılar kovanda gezinen ve hiçbir işle ilgilenmeyen
erkek arılara çiftleşme döneminin sonuna kadar bakarlar.
Erkek Arılardaki Tasarım, Çiftleşme
ve Sonrası
Erkek arılar, doğduktan 2
hafta kadar sonra kovan dışına çıkarak kraliçe arıyı aramaya
başlarlar. Erkek arıların çiftleşme döneminde kraliçenin
salgıladığı maddenin yeni bir işlevi daha ortaya çıkar.
Erkek arılar çiftleşme uçuşuna çıkan kraliçeyi işte bu madde
sayesinde bulurlar. Erkek arıların kovandaki dişi arılara
(işçi arılar ve kraliçeye) göre anatomik yönden bazı üstünlükleri
vardır. Örneğin erkeklerin gözleri işçilere göre daha fazla
(8-10 bin) parçadan oluşur. Antenlerindeki koklama organlarında
ise çok daha fazla (2.600 tane) gözenek vardır.68
Ayrıca kanatları da işçilere göre daha kuvvetlidir.
Dikkat edilecek olunursa erkeklerin diğer arılara
göre farklı olan tüm özellikleri belli bir amaca yönelik
tasarlanmış özelliklerdir. Bu amaç erkek arıların kraliçeyi
kolay bulabilmeleridir. Erkeklerin kraliçeyi aramaları sırasında
uzun süre yükseklerde uçabilmelerini ve kraliçenin kokusunu
çok uzaklardan algılayabilmelerini sağlayacak sistemlere
ihtiyaçları vardır. Ve erkek arılarda, kovandaki diğer bütün
arılardan farklı olarak bu özellikler mevcuttur.
Her canlının kendisi için gerekli olan özelliklere
sahip olması evrende var olan kusursuz düzenin göstergelerinden
yalnızca bir tanesidir. Böyle bir düzenin tesadüfen oluşamayacağı
kesin bir gerçektir. Her canlıyı ihtiyacı olan özelliklerle
birlikte yaratan üstün güç sahibi olan Allah'tır. Tüm evrene
hakim olan bu düzen Allah'ın sınırsız yaratma gücünün delillerinden
yalnızca bir tanesidir.
Erkek Arıları Bekleyen Son
Kraliçe arı ile erkek arının
buluşması genellikle yükseklerde gerçekleşir. Erkek arılar
4.5 metreden alçakta kraliçeye yaklaşamazlar. Çiftleşme
ile birlikte erkek arının sperm keseciği dahil olmak üzere
tüm erkeklik organları vücudundan kopar ve erkek arılar
çiftleşmeyi gerçekleştirir gerçekleştirmez ölürler.69
Kraliçeyle çiftleşmeyi başaramayan diğer erkeklerin de çok
fazla ömrü kalmamıştır. Erkek arılar yalnız ilkbaharda ve
yaz başlangıcında yaşar sonra işçi arılar tarafından imha
edilirler. Çiftleşme uçuşunun zamanı geçip, yazın sıcaklarıyla
beraber çiçeklerin nektarları da azalmaya başlayınca işçilerin
erkeklere karşı davranışları da tamamen değişir. İşçi arılar,
erkek arılara çiftleşme döneminde büyük bir özenle baktıkları
halde, bu dönemin sona ermesiyle birlikte erkeklerin kanatlarını
yolmaya ve onlara saldırmaya başlarlar. Eğer erkek arılar
birşey yemek isterlerse, işçi arılar onları kuvvetli çeneleriyle,
antenlerinden veya bacaklarından tutarak kovan kapısına
sürükler ve dışarı atarlar.
Kovandaki tek görevleri kraliçe
arıyı döllemek olan erkek arılar, bu görevlerinin
sona ermesiyle birlikte işçi arılar tarafından kovandan
dışarı atılırlar. |
Kovan dışına atılan erkek
arılar çok kısa bir süre içinde açlıktan ölürler. Çünkü
kendi besinlerini kendileri bulma kabiliyetinden yoksundurlar.
Bunun için ısrarla tekrar kovana girmek isterler. Fakat
yine işçi arıların ısırmaları ve hatta ölümlerine sebep
olacak zehirli iğneleri ile karşılaşırlar. Erkek arılar
işçi arılara oranla daha iri olmalarına rağmen bu saldırıya
karşı koyamazlar.70 Erkek arıların kovandan
çıkarılmasından, gelecek senenin ilkbaharına kadar geçen
süre boyunca dişi arılar (kraliçe ve işçiler) kovanda kendi
kendilerine kalırlar.
Şimdi burada erkek arıların durumunu, evrimci
iddiaları göz önünde bulundurarak değerlendirelim. Biraz
önce anlattığımız gibi, erkek arılar çiftleşme uçuşunun
ardından kısa süre içinde ölürler. Bu, evrimci iddialarla
açıklanması mümkün olmayan bir davranıştır. Erkek arının
ölümü göze alarak soyunu devam ettirmek üzere çiftleşme
uçuşuna çıkması, "yaşam mücadelesi" kavramıyla taban tabana
zıttır. Eğer evrimin doğada var olduğunu iddia ettiği mekanizmalar
var olsaydı, erkek arılar şu ana kadar çoktan kendi lehlerinde
olacak bir evrimsel süreç geçirirlerdi. Oysa milyonlarca
yıldır erkek arılar, sonunun kendileri için ölüm olacağını
bilerek çiftleşme uçuşuna çıkmaktadırlar.
Kısacası evrim teorisinin herhangi bir iddiası
ile, balarıları arasında yaşanan böylesine bir fedakarlık
örneğinin açıklanması mümkün değildir. Bir canlının kendi
can güvenliğini bir kenara bırakıp, içinde yaşadığı grup
üyelerinin güvenliğini ve rahatını sağlamaya çalışmasının
tek bir açıklaması olabilir: Arı kovanında yaşanan düzen,
üstün akıl sahibi bir tasarımcı tarafından belirlenmiş ve
bu tasarımcı kovandaki her arıya birbirinden farklı görevler
vermiştir. Kovanda yaşayan arılar, kendilerine verilen bu
görevlere uygun davranır ve gerekirse bu uğurda kendilerini
feda ederler. Önemli olan grubun düzeninin devamıdır; bunun
için gereken fedakarlık da, bilinç ve muhakemeden yoksun
arıların iradesiyle değil, onları yöneten iradenin isteğiyle
gerçekleşebilir. Yani erkek arılar kendilerini yaratmış
olan Allah'ın emrine uyarak çiftleşme uçuşuna çıkmakta ve
ölümleri pahasına kovanın varlığının sürdürülmesini sağlamaktadırlar.
Kovanda Nüfus Planlaması
Kovandaki özel sistem sayesinde binlerce dişi
arı, hiçbir işe yaramayan erkek arılara kış boyunca bakmak
yerine, kovan içindeki ve dışındaki daha faydalı işlerle
uğraşırlar. Arı kolonisinin devamı için kış aylarında ayakta
kalmak çok önemlidir. Daha fazla birey, daha fazla besin
stoğu gerektirecek, bunun için daha fazla petek üretilmesi
ve dolayısıyla daha çok çaba gerekecektir. Üstelik erkekler
dişilere göre oldukça iridir ve bakımları da o oranda zahmetlidir.
Arılar gerekli durumlarda sadece erkekleri
imha etmekle kalmaz eğer yiyecek stokları yetersizse yumurtaları
ve larvaları da imha edebilirler. Bu, arıların koloninin
sayısını düşürmek için uyguladıkları bir yöntemdir.
Arılar kovanda nüfus planlaması
yaparken kademeli olarak ve denetimli bir şekilde larva
veya pupa aşamasındaki yeni bireyleri de yok edebilirler.
Bu yöntemle nüfuslarını 1/5 oranında azalttıkları gözlenmiştir.71
Buraya kadar anlatılan konularda da görüldüğü
gibi arıların hayatında kusursuz bir denetim ve düzen söz
konusudur. Arıların her türlü ihtiyaçlarını karşılayabildikleri
kovan düzeni, arıların üstün bir Akıl tarafından yaratıldıklarının
bir göstergesidir. Allah yarattığı tüm canlıları bir hikmet
üzerinde yaratmaktadır. Akıl sahibi insanlara düşen de bu
canlılar üzerinde düşünüp hikmetleri görebilmek ve sonuç
çıkarabilmektir.


28-
Prof. Karl von Frisch, Arıların Hayatı, s.29-30
29- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.58
30- Prof. Karl von Frisch, Arıların Hayatı,
s.36-37
31- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.25-26
32- Prof. Dr. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel
Kuralları, Entomoloji, Cilt 2, Ankara 1992, s. 677
33- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, S:19-20
34- Prof. Dr. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel
Kuralları, Entomoloji, Cilt 2, Ankara 1992, s. 676
35- Prof. Karl von Frisch, Arıların Hayatı,
s. 127-128
36- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.107-109
37- Prof. Karl von Frisch, Animal Architecture,
A Helen and Kurt Wolff Book/Harcourt Brace Jovanavich, Inc.
New York and London; s.87
38- National Geographic Society, The Marvels
of Animal Behaviour, s.49-64
39- National Geographic Society, The Marvels
of Behaviour, 1972, s.49-64
40- Murray Hoyt, The World of Bees, Coward
Mcnann Inc, New York, 1965, s.146
41- C.D. Mitchener, The Social Behavior
of Bees, 1974
42- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.101
43- National Geographic Society, Marvels
of Animal Behaviour, 1972, s.49-64
44- Thomas A.Sebeok, Animal Communication,
Indiana Unv. Press, London; s.437
45- Compton's Pictured Ency. Vol.2, Compton
& Comp. Chicago, USA, 1961, s.106
46- Prof.Dr. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel
Kuralları, Omurgasızlar/Böcekler, Entomoloji Cilt II / Kısım
-II, Ankara; s.212
47- Murray Hoyt, The World of Bees, Coward
Mcnann Inc, New York, 1965; s.45-58
48- Edward O.Wilson, The Insect Societies,
Harvard Unv. Press, Cambridge, Massachussetts, 1972
49- Murray Hoyt, The World of Bees, Coward
Mcnann Inc, New York, 1965; s. 49
50- Thomas A.Sebeok, Animal Communication,
Indiana Unv. Press, London, s.218
51- Edward O.Wilson, The Insect Societies,
Harvard Unv. Press, Cambridge, Massachussetts, 1972
52- Prof. Karl von Frisch, Aus Dem Leben
Der Bienen, Verständliche Wissenschaft Band 1, 8.Auflage,
s. 56
53- Murray Hoyt, The World of Bees, Coward
Mcnann Inc, New York, 1965; s.52
54- Encyc. Americana, 1993, USA, Vol.3,
Int. Headquartes, Danbury Connecticut, s.440
55- New Encyc. of Science, Orbis Publishing,
1985, Vol.2, s.218
56- New Encycl. of Science, Orbis Publishing,
1985, Vol 2, s.217
57- Prof. Karl von Frisch, Aus Dem Leben
Der Bienen, Verständliche Wissenschaft Band 1, 8.Auflage,
s.47
58- Prof. Karl von Frisch, Arıların Hayatı,
s. 55-56
59- Prof. Karl von Frisch, Aus Dem Leben
Der Bienen, Verständliche Wissenschaft Band 1, 8.Auflage,
s. 57
60- Moddy Science Classics, Moody Video,
City of the Bees, , Chicago, A.B.D.,1998
61- The New Eny. Britannica, Sensory Reception,
Vol 27, s. 134
62- Edward O.Wilson, The Insect Societies,
Harvard Unv. Press, Cambridge, Massachussetts, 1972, s.96
63- Mark L. Winston, The Biology of the
Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.130
64- Murray Hoyt, The World of Bees, Coward
Mcnann Inc, New York, 1965; s.40
65- Murray Hoyt, The World of Bees, Coward
Mcnann Inc, New York, 1965
66- Hayvanlar Ansiklopedisi, Böcekler,
C.B.P.C. Publishing Ltd./Phoesbus Publishing Company, İstanbul,
1979; s. 97
67- Prof. Karl von Frisch, Aus Dem Leben
Der Bienen, Verständliche Wissenschaft Band 1, 8.Auflage,
s. 64
68- Compton's Pictured Encyc. Vol.2, Compton&Comp.
Chicago, USA, 1961,Vol.2 s. 108
69- Prof.Dr. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel
Kuralları, Omurgasızlar/Böcekler, Entomoloji Cilt II/ Kısım
-II, Ankara; s.679
70- Prof. Karl von Frisch, Aus Dem Leben
Der Bienen, Verständliche Wissenschaft Band 1, 8.Auflage,
s. 65
71- Compton's Pictured Ency. Vol.2, Compton&Comp.
Chicago, USA, 1961, s.108