Bu bölümde, Allah'ın sevimli sincapları
yaratırken onlara verdiği bazı ilginç özellikleri öğreneceksiniz.
Arkadaşlarınız bu minik, sevim li canlılar hakkında öğrendiklerinize
çok şaşıracaklar.
Sincaplar,
daha çok Avrupa kıtasındaki ormanlarda yaşarlar. Boyları
25 cm., yani sizin ellerinizle iki karıştır. Vücutlarının
arkasında, hemen hemen kendi boyları kadar uzun, yukarı
doğru duran, geniş ve gür tüylerden oluşan kuyrukları bulunur.
Herşeyi bir amaçla yaratan Allah'ın, sincaba böyle bir kuyruk
vermesinin de elbette bir nedeni vardır: Sincap, bu kuyruk
sayesinde dengesi bozulmadan ağaçtan ağaca atlar.
Sincap, minik sivri tırnakları
sayesinde ağaçlara tırmanabilir. Bir dalın üstünde koşabilir,
baş aşağı sallanabilir ve o şekilde ilerleyebilir. Özellikle
gri sincaplar bir ağacın en uçtaki dalından 4 metre uzaktaki
bir başka ağacın dalına rahatlıkla atlayabilirler. Havada
uçarken de kollarını ve bacaklarını açarak adeta bir planör
gibi hareket ederler. Bu esnada yassılaşan kuyrukları ise
hem dengelerini sağlar hem de yönlerini ayarlayan bir dümen
görevi görür. Hatta kendilerini 9 metre yükseklikten boşluğa
bırakıp dört ayaklarının üzerine yere yumuşak iniş yapabilirler.
Şimdi şu sevimli sincapların neler
yaptığını bir kere daha düşünelim... Artık siz de biliyorsunuz,
sincaplar bir ağaçtan diğerine düşmeden ve yuvarlanmadan
atlayabilmek ve üstelik atlarken incecik dalları hedefleyip
tam üstüne tutunabilmek gibi hareketleri bir sirk cambazı
ustalığıyla yapabilirler.
Peki ama nasıl? İşte, tüm bunlar
sincabın arka ayaklarını, mesafeleri çok iyi ayarlayabilen
keskin gözlerini, güçlü pençelerini ve denge kurmasına yarayan
kuyruğunu kullanması sayesinde olur. Ama hiç düşündünüz
mü, acaba sincaba bu özellikleri veren ve bunları kullanmasını
öğreten kimdir; sincap bu şekilde yaşaması gerektiğini nereden
biliyor? Sincapların ailece ellerine cetvel alıp ormandaki
her ağacın boyunu veya ağaç dallarını ölçmeleri mümkün olmadığına
göre, sincaplar ağaçtan ağaca atlarken mesafeleri nasıl
ayarlıyorlar? Ayrıca, sincaplar nasıl hiçbir yerlerini sakatlamadan
ya da yaralanmadan bu kadar hızlı hareketlerle atlayıp zıplayabiliyorlar?
Hiç kuşkusuz bu sevimli hayvancıkları
sahip oldukları bu özelliklerle birlikte yaratan ve onlara
bu özelliklerini kullanmayı öğreten Rabbimiz olan Allah'tır.
Üstelik sincaplar yüksek ağaçların
tepelerinde yetişen ceviz, kestane, fındık ve çam fıstığı
gibi sert kabuklu besinlere ulaşabilmek için gereken bütün
yeteneklere ve fiziksel özelliklere sahiptirler. Allah doğadaki
bütün hayvanlar gibi sincaplar ıda, ihtiyaç duydukları yiyecekleri
kolayca elde edebilecek şekilde, özel olarak yaratmıştır.
Sincaplar kışın yemek bulmakta
çok zorlanırlar. Bu yüzden yaz aylarında kış için yiyecek
biriktirirler. Sincaplar kışın yiyecekleri besin maddelerini
daha önceden toplayan canlılardandır. Ancak yiyecek depo
ederken çok dikkatlidirler. Meyveleri ve buldukları etleri
depo etmezler. Çünkü bu yiyecekler kısa zamanda bozulur,
o zaman da sincaplar kışın aç kalırlar. Bu yüzden sincaplar
kış için yalnızca ceviz, fındık ve kozalak gibi dayanıklı
yemişleri toplarlar.
Sincaplara doğuştan bu bilgiyi
veren ve bu şekilde beslenmelerini sağlayan ise Allah'tır.
Burada Allah'ın sıfatlarından birisini görürüz. Bu, Allah'ın
"rızık veren", yani "yarattığı her canlıya yiyecek veren"
sıfatıdır.
Kış için yiyecek depolayan sincaplar,
çeşitli yerlere gömdükleri fındıklarını mükemmel koku duyularını
kullanarak bulurlar. Öyle ki, 30 cm.'lik karın altına gizlenmiş
olan fındıkların bile kokusunu alabilirler.
Yiyeceklerini keselerinde taşıyan
sincaplar bunları yuvalarına götürürler. Bu inlerde birden
çok yerde besin depolarlar. Fakat çoğunun yerini daha sonra
unuturlar. Ancak bunun özel bir sebebi vardır. Allah bu
durumu da özel olarak yaratır Sincapların unutup yer altında
bıraktıkları yemişler zamanla ormanın içinde filizlenip
gelişerek tekrar yeni ağaçlar oluşturur.
Bütün bunların yanısıra sincapların
da pek çok canlıda olduğu gibi kendi aralarında kullandıkları
haberleşme yöntemleri vardır. Örneğin kırmızı sincaplar
düşman gördüklerinde kuyruklarını sallar ve heyecanlı sesler
çıkarmaya başlar. Bu haberleşme yöntemlerinin dışında yüksek
dallarda koşarak hareket edebilen sincaplar kuyruklarını
denge sağlamak için de kullanırlar. Yönlerini de kuyruklarını
çevirerek değiştirirler. Sincapların kuyrukları bir geminin
dümeni ile aynı işlemi görür. Sincapların bıyıkları da dengelerini
sağlamada önemli bir unsurdur. Bıyıkları kesilen sincaplar
dengelerini koruyamazlar. Aynı zamanda sincaplar bıyıklarını
geceleri dolaşırken etrafta bulunan nesneleri hissetmek
için de kullanırlar.
Çocuklar!
Sincapların bir de uçan cinsleri olduğunu biliyor muydunuz?
Avustralya'da yaşayan ve boyları 45 cm. ile 90 cm. arasında
değişen "uçan sincaplar"ın bütün türleri ağaçlarda yaşar.
Aslında yaptıkları tam olarak uçma değildir. Bir ağaçtan
diğerine uzun atlayışlar yaparak hareket ederler. Ağaçlar
arasında bir planör gibi uçarak hareket eden bu canlılarda
kanat yoktur, uçma zarı vardır.
Uçan sincapların bir türü olan
"şeker uçan sincapları"nın uçma zarı, ön bacaklardan arka
bacaklara doğru uzanır; dardır ve püsküle benzer uzun tüyleri
vardır. Bazı türlerindeyse uçma zarı kürklü bir deriden
oluşan bir zar halindedir. Bu zar ön ayağın bileğine kadar
uzanır. Uçan sincap, bir ağacın gövdesinden fırlar ve gerilmiş
derinin planöre benzeyen etkisiyle bir seferde ortalama
30 m.'lik bir uzaklık aşabilir. Hatta kimi zaman arka arkaya
6 kaymayla 530 m.'lik bir mesafe alabildikleri gözlenmiştir.
Boyut
olarak küçük olan hayvanlar hareket etmediklerinde hızla
ısı kaybeder ve donma tehlikesi ile karşılaşırlar. Bu da
onlar için özellikle uykuda oldukları vakitlerde bir tehlike
oluşturur. Ama Allah her canlı türü için olumsuz dış şartlardan
etkilenmemelerini sağlayacak korunma yöntemleri yaratmıştır.
Örneğin sincap gibi canlılar kalın bir kürke benzeyen kuyruklarını
vücutlarının etrafına sarmalayıp, bir top gibi kıvrılarak
uyurlar. Sincapların kuyrukları tıpkı bir palto gibidir.
Soğuk havalarda uyuduklarında kuyruklarına sarılarak donmaktan
kurtulurlar.
Bu sevimli canlılara Allah ihtiyaçları
olan bütün özellikleri vermiş ve nasıl kullanacaklarını
da öğretmiştir. Onlar da Allah'ın ilhamı ile hareket ederek
yaşamlarını rahatlıkla sürdürürler.
KIRILSA DA YENİLENEN DİŞLER
Sincapların bir insanın asla sahip
olamayacağı keskinlikte ve sağlamlıkta dişleri vardır. Ağızlarının
ön tarafında, sert maddelerin kemirilip kırılmasını sağlayan
kesici dişler, arka uzun boşlukta ise azı dişleri bulunur.
Biz bir cevizi kırmak istediğimizde, oldukça sağlam bir
taş veya bu iş için özel olarak demirden yapılmış bir alet
kullanırız. Bu minik hayvanlar ise ağızlarındaki keskin
dişlerle bu işi kolaylıkla yapabilirler.
Sincapların dişlerinin bir ömür
boyu nasıl sağlam kaldığını veya dişleri hasar gören sincapların
daha sonra nasıl beslendiklerini -fındık ya da ceviz yediklerini-
hiç merak ettiniz mi? İşte, herşeyi mükemmel bir uyum içinde
yaratan Allah, onların dişlerine çok önemli bir özellik
vermiştir. Bakın şimdi çok şaşıracaksınız; çünkü sincapların
dişleri kırılıp-aşınsa bile, yerine hemen yenisi çıkar.
Aşınan dişler sürekli uzayarak alttan yenilenir. Dahası,
Allah bu özelliği yalnızca sincaba değil, yiyeceklerini
kemirmek zorunda olan bütün canlılara vermiştir.
HAVUCU SEVEN TAVŞANLAR!
Evlerimizde
beslediğimiz, o bembeyaz tüylerini okşadığımız ve havuç
kemirişlerini seyretmekten büyük zevk aldığımız tavşanlar
hakkında da yeni bilgiler öğrenmeye ne dersiniz? Bakalım
bu sevimli hayvanların hem bilmediğimiz, hem de ilginç ne
özellikleri varmış:
Bir tavşanın yanına yaklaşmaya
çalışırsanız ne kadar hızlı kaçtığını hemen fark edersiniz.
Bu sevimli hayvanların, kafalarını eğmiş ot yerken bile
o uzun kulaklarıyla düşmanlarını çok rahat fark edebildiklerini
biliyor muydunuz? İşte, bu keskin işitme yeteneklerinden
dolayı, kendinizi fark ettirmeden onlara yaklaşmanız çok
zordur. En ufak bir sesi veya kıpırtıyı hissedip, olanca
hızlarıyla kaçarlar.
Tavşanlar büyüdüklerinde 50-70
cm. arasında bir boya ulaşırlar. Arka bacakları ön bacaklarından
daha uzun ve güçlüdür. Bu özellikleri sayesinde saatte 60-70
km hızla koşabilir ve bir seferde 6 metre ileriye sıçrayabilirler.
Bir tavşan şehir içinde giden bir arabadan daha hızlı koşabilir.
Tüm
tavşanlar yaratılıştan bu özelliklere sahip olarak doğarlar.
Allah onları hızlı koşucular olarak yaratarak, düşmanlarından
kolayca kaçabilmelerini sağlamıştır.
Sizce bir tavşana "en çok ne
yemeyi seversin?" diye sorsak ne cevap verir bize? Evet,
haklısınız "havuç" der (havucun gözlerimize ne kadar iyi
geldiğini de unutmayalım). Peki, tavşanların yeraltında
kazdıkları yuvalarda yaşadıklarını, havuçların da tam onların
yerin altındaki yaşantılarına uygun şekilde yerin altına
doğru büyüdüklerini biliyor muydunuz? Evet, sizin de bu
sorudan anladığınız gibi havuçlar tavşanların beslenme ihtiyaçlarını
karşılamalarına en uygun şekilde yaratılmışlardır.
Allah, bizler için de herşeyi
kullanmamıza en uygun şekilde yaratmıştır. Kış aylarında
büyüklerinizin size sık sık yedirdiği portakalı düşünün.
Eğer kabuğundan dilimlenmiş bir şekilde çıkmasaydı, o sulu
haliyle onu yememiz çok zor olurdu. Oysa çevrenizde gördüğünüz
herşeyi yaratan Allah, kış aylarında içindeki C vitamini
sayesinde bizi hastalıklardan koruyan bu lezzetli meyveyi
özel olarak dilimlenmiş ve paketlenmiş olarak yaratmıştır.
Tekrar
tavşana dönelim! Tavşan, kendisine çok sevimli bir hava
veren ve sürekli uzayan ön dişleri sayesinde havuçları kolaylıkla
kemirebilir.
Allah canlılara yiyecek içecek
ihtiyaçlarından başka yaşamlarını kolaylaştıracak başka
birçok özellik vermiştir. Yeryüzünde farklı özelliklere
sahip çeşit çeşit tavşanlar vardır. Örneğin, soğuk bölgelerde
yaşayan tavşanlar genelde beyaz renklidir. Bu onların karlar
üstünde fark edilmemeleri ve kolayca saklanmaları için verilen
önemli bir özelliktir. Ayrıca diğerlerine göre daha büyük
olan yabani tavşanların, bacakları ve kulakları daha uzundur.
Çöllerde yaşayan Amerikan tavşanının ise iri kulakları vardır.
Bu kulaklar tavşanın serinlemesine yardımcı olur.
Hayvanların
çoğu doğada kendileri için belirledikleri bölgelerde yaşamlarını
sürdürürler. Bunu insanların kendilerine ve ailelerine mahsus
evlerde yaşamalarına benzetebiliriz. Hayvanlar ve hayvan
toplulukları genelde diğerlerinin yaşadıkları bölgelere
girmemeye özen gösterirler. Hayvanlar kendi yaşam bölgelerini
belirlemek için "koku bırakma" yöntemini kullanırlar. Örneğin
ceylanlar kendi bölgelerini belirlemek için uzun ince dallara
ve otlara, hemen gözlerinin altındaki bezlerden salgılanan
ve katran gibi kokan bir madde bırakırlar. Bu koku diğer
ceylanların bölgenin bir sahibi olduğundan haberdar olmalarını
sağlar. Ren geyiklerinin ise, arka ayaklarının ucunda koku
bezleri vardır. Bu bezlerden salgılanan koku, bölgelerini
işaretlemelerine yardımcı olur. Tavşanlar da çenelerindeki
bezler ile bir koku bırakarak bölgelerini işaretlerler.
Gördüğünüz gibi Allah hayvanları
çok ilginç ve önemli özelliklerle yaratmıştır. Tüm bunları
öğrendiğimizde ise Allah'ın kusursuz yaratışına hayranlık
duyarız. Allah'ın hepimizin yaratıcısı olduğunu bilir ve
Rabbimize her zaman şükrederiz. Unutmayın çocuklar; Allah
Kuran'da insanlara her zaman nimetleri düşünüp şükretmelerini
emretmiştir.
Al-i İmran Suresi'ndeki bir ayette
şükredenleri ödüllendireceğini Allah bize şöyle bildirmiştir:
…Biz şükredenleri pek yakında
ödüllendireceğiz. (Al-i İmran Suresi, 145)
Çocuklar! O zaman siz de her zaman
gördüğünüz nimetler ve güzellikler için Allah'a şükretmeyi
sakın unutmayın.
SADIK DOSTLARIMIZ:KÖPEKLER
Köpekler, birçok canlıdan çok
daha zeki ve eğitilmeleri çok daha kolay olan hayvanlardır.
İyi eğitimli olanları kimi zaman bekçi köpeği olarak kullanılır.
Bir bekçi köpeği kendi vücudundan 5-6 kat büyük bir canlıyı
etkisiz hale getirebilir. Ancak, çok ilginçtir ki, tehlike
anlarında böylesine vahşi olabilen bu köpekler sahiplerine
hiç zarar vermezler. Kendi canlarını sahipleri için tehlikeye
atabilirler ve ne olursa olsun sahiplerini zorluk anlarında
terk etmezler.
Köpekleri
sevmemizin bir başka nedeni ise kuşkusuz çok oyuncu olmalarıdır.
Ayrıca, köpekleri tasmalarından tutup dolaştırmak da çok
zevklidir. Bir de uzun tüylü ise ve sevimli sevimli bakıyorsa
hemen biz de bir tanesine sahip olmak isteriz.
İşte, farklı türlerde ve renklerde,
büyüklü-küçüklü, tüylü-tüysüz yüzlerce köpek çeşidinin olması
Allah'ın canlıları yaratırken hiçbir örnek olmadan, benzersiz,
örneksiz yaratmasının en güzel göstergelerinden biridir.
Kuran ayetlerinde Rabbimizin örneksiz yaratışı şöyle anlatılır:
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin
yaratandır... O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir.
İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur.
Herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin
üstünde bir vekildir. (Enam Suresi, 101-102)
Şimdi bir düşünün, bugüne kadar
hiç köpek görmemiş olsaydınız ve sizden bir köpek resmi
çizmeniz istenseydi, bunu yapabilir miydiniz? Tabii ki yapamazdınız.
Böyle olması da çok normal. Bunu yalnızca siz değil, hiç
kimse yapamazdı. Çünkü insan, doğada benzeri olmayan hiçbir
şey yapamaz.
Örneğin,
uçaklar kuşların uçuş sistemleri taklit edilerek yapılır.
Robotlar insanların vücut sistemleri taklit edilerek üretilir.
Oysa Rabbimiz, yeryüzündeki sayısız canlı türünü örneksiz,
benzersiz yaratmıştır. Kutuplarda yaşayan sevimli penguenleri,
ormanlar kralı aslanı, yunusları, kelebekleri, kuşları,
arıları... Kısaca tüm canlıları yaratan Allah'tır.
Tüm canlılara kendilerine ait
özellikler veren Allah, köpeklere de diğer canlılardan farklı
fiziksel özellikler vermiştir. Örneğin, köpeklerin dişlerinin
sayısı bizimkinden on tane daha fazla, tam 42 tanedir. Böylece
yiyeceklerini, özellikle de kemikleri rahatlıkla ağızlarında
ufalayıp öğütebilirler. Ayrıca, köpekler gözlerindeki özel
bir yaratılış sayesinde karanlıkta insanlardan çok daha
iyi görürler. Hareketli cisimleri çok daha uzaktan algılayabilirler.
Öte yandan, köpekler, bizim duyamadığımız bazı sesleri duyabildiklerinden;
sesleri, insanlardan 4 kat daha uzak mesafeden fark edebilirler.
Mesela köpeklere emir vermeye yarayan köpek düdüğünün sesini
insanlar duymaz, ama onlar çok rahat duyabilirler.
Köpeklerin
koku alma duyuları da çok güçlü yaratılmıştır. Beyinlerindeki
koku alma merkezi insanlardan 40 kat daha fazla gelişmiştir.
Bu nedenle köpeklerin koku alma yeteneği, insanlardan çok
daha üstündür.
Tüm bu özellikleri sayesinde köpekler,
avın kokusunu alıp, izini sürerek, avcıların vurdukları
avları kilometrelerce uzakta da olsa bulup getirirler. Polis
köpekleri kendilerine koklatılan küçük bir eşyadan yola
çıkarak o eşyanın sahibini bulabilirler. Örneğin; Sen Bernard
cinsi köpekler, hani şu kocaman sarkık yanaklı olanlar,
son derece duyarlı burunları ile kar altında gömülü kalan
yaralıları kolayca bulup çıkarabilirler. İşte, köpeklerin
sahip olduğu bu olağanüstü duyu organı başlı başına bir
mucizedir.
Köpekler, havayı solumak için
de burunlarını kullanırlar. Hava buradan geçerken süzülür,
ısıtılır, nemlendirilir ve oradan da ciğerlere dolar. Bu
sevimli canlılar, insanlarda olduğu gibi vücut ısılarını
düzenlemek için terlemezler, çünkü vücutlarında ter bezleri
yoktur. Isı ayarını solunum sistemleriyle yaparlar. Köpeklerin
vücutlarındaki tüyler ise dışarıdan gelen ısının deri ile
temasını önler. Hava sıcaklığının artmasıyla köpeklerin
vücut ısıları da artar; vücut ısısı artan köpekler meydana
gelen fazla ısıyı dillerini çıkararak atarlar. Böylece sıcak
günlerde kalın tüylerine rağmen terlemezler. Allah onlara
öyle mükemmel bir sistem vermiştir ki; insanların yarım
saat hareket edince hemen terlemesine rağmen, saatlerce
hiç durmadan koşan köpekler yine de terlemezler. Artık bunları
bildiğinize göre, sıcak havalarda dilleri dışarı sarkmış
köpekler gördüğünüzde onlar için üzülmenize gerek olmadığını
da anladınız değil mi?.
Siz
de gördüğünüz köpekleri düşünürseniz hemen hatırlayacaksınız,
köpeklerin vücutları hep yumuşak ve parlaktır. İşte, onların
derilerine bu yumuşaklığı ve parlaklığı veren, derilerinde
çok bol bulunan yağ bezleridir.
Bir de, köpeklerin vücutlarında
bizde olmayan bazı özel sistemleri vardır. Bu sistemler
sayesinde, hayvanın yürürken sürekli yere sürtünen patileri
tahriş olmaz, pençeleri de aşınıp kurumaz. Gördüğünüz gibi
Rabbimiz, yarattığı bu canlının en küçük bir sorununu dahi
onun için yarattığı bir koruma mekanizması ile çözmüştür.
Rabbimiz herşeyi birbiriyle uyumlu yaratandır. Bu örnekte
de gördüğümüz gibi Allah her canlıyı ihtiyacı olan özelliklerle
donatmıştır. Böyle örnekler bizi düşünmeye ve Rabbimizin
yaratışındaki sanatı fark etmeye yönlendirir.
KÜÇÜK BEYAZ KUZULAR
Belki
dikkatinizi çekmiştir, kuzuların hepsi küçük, sevimli ve
masum yüzlüdür. Bir de yine onlara benzeyen fakat daha iri
olanları vardır. Bunlar da, kuzunun annesi olan koyunlardır.
Kuzuyla annesi arasında çok güçlü bir bağ olduğunu biliyor
muydunuz? Bu güçlü bağ ise koyun kuzuyu doyurmaya başladığı
zaman oluşur.
Koyun, kuzuyu doğurduğu an, onu
diliyle temizlerken aldığı tadı ve kokuyu bir daha asla
unutmaz. Bu yüzden de başka tat ve kokudaki kuzuyu yanına
kabul etmez. İnsan bile hastanede kendisine başkasının bebeği
verilse bunu farkedemezken, koyunun kendi yavrusunu kalabalık
bir sürünün içinden yanılmadan bulması gerçekten hayret
vericidir. Oysa, koyunun kendi yavrusunu tanımak için fazla
zamanı yoktur, doğum yaptığı an bunu başarmak zorundadır.
Yoksa o kalabalık sürüde bir daha kuzusunu asla bulamaz.
Ama böyle bir sorun yaşanmaz. Çünkü, Allah, koyuna yavrusunu
doğurduğu an, tadını ve kokusunu öğrenmek için hemen yalaması
gerektiğini ilham etmiştir.
Peki, yağmurlu havalarda kuzuların
yağmurdan korunmak için ne kullandıklarını biliyor musunuz?
Postlarını!.. Kuzu postu, çok yumuşak ve yağlı bir tabakadan
oluştuğu için kuzunun ıslanmasına engel olan bir yağmurluk
görevini görür. Böylece yağmurlu havalarda tüylerinin kıvrık
ve kuru kalmasını sağlar. 
Ayrıca, bu sevimli kuzuların en
büyük özelliklerinden biri geviş getirmeleridir. Siz hiç
geviş getiren bir hayvan gördünüz mü? Görmediyseniz anlatalım.
Ot yiyen hayvanların bir kısmı geviş getirirler. Bu hayvanların
4 adet midesi vardır. Hayvan yemek yediği zaman besin ilk
önce mideye gider, bir süre sonra tekrar ağza gelir. Hayvan
tekrar çiğnedikten sonra ise diğer mideye gider. Bu işleme
"geviş getirmek" denir. Rabbimiz, bazı hayvanlara sindirimi
zor besinleri kolay hazmetmeleri için böyle bir özellik
vermiştir.
Koyunların ve kuzuların bizim
için birçok yararı vardır. Bize her gün süt verirler. Sütün
içindeki kalsiyum kemiklerimizin ve dişlerimizin gelişimi
için çok önemlidir. Sütten yoğurt, peynir gibi temel gıdalar
yapılır. Pasta, börek ve diğer yemeklerde de bunlar kullanılır.
Kısacası süt en çok kullandığımız ve bize en faydalı olan
gıdalardan biridir. Ayrıca yünlerinden elde edilen ipliklerle
de giyinmemiz için kumaş üretilir. Birçok kullanım alanı
olan iplikler yaşamımızı çok kolaylaştırmıştır. Allah'ın
insanlara indirdiği kitap olan Kuran'da da bu hayvanların
insanlara sağladığı faydalar aşağıdaki ayetlerle anlatılmıştır:
...Size hayvan derilerinden
hem göç gününde, hem de yerleşme gününde kolaylıkla taşıyabileceğiniz
evler; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir zamana
kadar giyimlikler döşemelikler ve (ticaret için) bir meta
kıldı. (Nahl Suresi, 80)
...İçenlerin boğazından kolaylıkla
kayan dupduru bir süt içirmekteyiz. (Nahl Suresi, 66)
Gerçekten bu ayetlerdeki gibi
koyunların ve kuzuların birçok özelliğinden yararlanırız.
Allah'ın bizim için yaratmış olduğu bu nimetler için çok
şükretmeliyiz.
VEFAKAR DOSTUMUZ: ATLAR
Köpeklerden
sonra en sadık dostlarımızın atlar olduğunu biliyor muydunuz?
Evcil atlar, sahiplerini hiçbir zaman terk etmezler.
25 'ten fazla türü olan bu sadık
dostlarımız hiç yorulmadan bizi kilometrelerce uzağa taşıyabilirler.
Atlar, tarih boyunca insana en çok yardımcı olmuş hayvanlardır.
Bugün sokaklarda binlerce araba
ve bu arabalar için yapılmış yollar var. Oysa, bu arabalar
ancak son yüzyılda insanlara hizmet etmeye başlamışlardır.
Sizin dedenizin dedesinin doğduğu yıllarda hiç kimse araba
diye bir şeyin varlığını bilmiyordu. O tarihte ulaşım ve
taşıma işleri hayvanlar, özellikle de atlar sayesinde yapılıyordu.
Peki, atların yaşının kesici dişlerinin
aşınıp yıpranmasına göre anlaşıldığını biliyor muydunuz?
Atların yediği ot, kumlu ve tozlu olduğu için dişleri zamanla
aşınır. Ancak Allah atların dişlerini çok uzun yaratmıştır.
Bu dişler çene kemiğinin çok derinlerine kadar gömülen uzun
şeritler halindedir. Yani dişlerin kök kısmı bizimkilere
göre çok daha derinlerdedir. Diş aşındıkça kemiğin içindeki
bölüm dışarı çıkar. Hatta yaşlı atlarda dişlerin kökü diş
etinin yüzeyine gelir. Her bir diş, yemek yeme kabiliyetini
yitirmeden 2.5-5 cm aşınabilir. İşte biz de bu aşınmanın
miktarına göre atların yaşını tahmin edebiliriz. Düşünsenize;
eğer Rabbimiz atlara böyle bir özellik vermeseydi, bu hayvanlar
kısa sürede dişlerini kaybedip açlıktan ölürlerdi.. 
Rabbimiz, atın tüylerine de çok
önemli bir özellik vermiştir. Atların tüyleri vücut ısılarının
ayarlanması için termostat, yani ısı ayarlayıcısı görevi
görür. Vücutları her zaman 38 derece sıcaklıkta olmalıdır.
Bu ısının korunması için soğuk kış günlerinde atın tüyleri
uzar, sıcak mevsimlerde ise dökülür ve vücut ısısının sabit
kalmasını sağlar.
İşte size ilginç bir özellik daha:
Atlar ayakta uyurlar! Peki nasıl olur da uyurken yere hiç
düşmezler biliyor musunuz? Çünkü bacak kemiklerinin kilitlenebilme
özelliği vardır. Rabbimizin verdiği bu özellik sayesinde
atlar hem ayakta uyuyabilir hem de çok ağır yükleri taşıyabilirler.
Oysa insanlar, oturdukları yerde uyuya kaldıkları zaman
bile başlarının yana düşmesini engelleyemezler.
Atların bacakları yalnız ağır
yükleri taşıyabilmeleri için değil, aynı zamanda da hızlı
koşabilmeleri için özel yaratılmıştır. Atlarda, diğer hayvanlarda
olduğu gibi köprücük kemiği yoktur. Bu da onların daha büyük
adım atabilmelerini sağlar. Ayrıca atların bacaklarında
hızlandıkça harcadıkları kuvveti düşüren buna karşın hareket
edebilme yeteneklerini artıran bir kemik-kas mekanizması
vardır. Bu mekanizmanın çalışmasını otomobillerdeki vites
sistemine benzetebiliriz. Hızlanan bir arabanın vitesini
büyütmesi gibi atlar da hızlandıkça adeta vites büyütürler.
Bu sayede itme için harcanan güç azaltılırken, hareket yeteneği
artar.
Peki
atların vücutları niçin çok ağır yükleri taşımaları ve çok
hızlı koşabilmeleri için dizayn edilmiştir? Normalde ağır
yük taşıma ve hızlı koşma yeteneğine sahip olmak, atın çok
fazla işine yarayacak özellikler değildir. Öyleyse atlar
bu özelliklere niçin sahiptirler?
Cevap çok basittir. Atlara bu
yetenekler kendileri için değil, insanlara faydalı olabilmeleri
için verilmiştir. Yani atları Allah bu özellikleriyle insanlara
hizmet etmeleri için yaratmıştır. Rabbimiz hayvanları insanlar
için yarattığını ayetlerinde şöyle bildirmiştir:
Ve hayvanları da yarattı; sizin
için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz.
Akşamları getirir, sabahları götürürken onlarda sizin için
bir güzellik vardır. Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının
telef olacağı şehirlere onlar, ağırlıklarınızı taşımaktadırlar.
Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir. Onlara
binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı).
Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? (Nahl
S27)
PİJAMALI ATLAR: ZEBRALAR
İnsana
ilk bakışta atı hatırlatan zebralara, pijamalı sevimli atlar
da denebilir. Zebralar, tıpkı atlarda olduğu gibi, yele
denilen saçlara sahiptirler; vücut yapıları da atlara benzer
şekilde yaratılmıştır ve en az onlar kadar hızlı koşarlar.
Yalnız ikisi arasında görünüm
açısından bir fark vardır. Sizin de tahmin ettiğiniz gibi
bu, zebranın başından tırnaklarına kadar tüm bedenini kaplayan
düzgün şeritlerdir. Şerit deyip geçmeyin, çünkü bu düzenli
çizgiler her zebrada farklıdır. Nasıl parmak izi her insanda
farklıysa zebraların üzerindeki çizgiler de her birinde
farklıdır. Bir zebranın çizgileri sanki onun kimlik kartı
gibidir. Zebraların dikey çizgileri aynı zamanda önemli
bir savunma unsurudur. Birarada durdukları zaman kendilerini
avlamak isteyen kaplan ve aslanlar bu çizgilerden dolayı
sürüyü bir bütün olarak algılarlar. Bu durumda avcı, avlayacağı
zebrayı seçmekte güçlük çeker, bu da zebralar için bir korunma
olur.
Zebraların yaşamlarında önemli
iki şey vardır, su ve ot...
Bazı günler ot ve su bulabilmek
için sürü halinde 50 km yol yürüyebilirler. Fakat akşam
tekrar yaşadıkları yere dönerler. Çünkü daha önce başka
hayvanlar için de anlattığımız gibi, her sürü kendi için
belirlediği bir bölgede yaşar.
Zebraların en hoşlandıkları şeyin
toz-banyosu olduğunu biliyor muydunuz? Evet, çok ilginç
ama doğru, zebralar toz banyosunu çok severler. Çünkü, toz
banyosu üzerlerindeki asalak böcekleri temizler. Zebraların
bir de onlara eşlik eden ve temizlenmelerine yardım eden
misafirleri vardır. Oxpecker kuşu denilen bu kuşlar, zebraların
üzerlerine konarlar ve zebraların hastalık kapmasına ve
kaşınmasına yol açan asalak böcekleri üstlerinden tek tek
ayıklarlar. Gördüğünüz gibi bütün canlıların yaşamlarını
düzenleyen, idare eden ve birbirine yardımcı kılan Rabbimiz,
hayvanlar aleminde de, onları birbirine yardımcı olarak
görevlendirmiştir.
Küçük
zebralar doğduktan yarım saat sonra titreyerek de olsa kalkıp
yürümeye başlarlar. Hemen annelerine yönelerek onların sütlerini
emerler. Süt onlar için çok faydalıdır. Allah'ın onlar için
özel olarak yarattığı pembe renkteki süt, onları doğdukları
andan itibaren hastalıklardan korur. Ayrıca bağırsaklarının
da çalışmasını sağlar...
Allah'ın koruması altında olan
tüm canlılar gibi zebralar da kendilerine öğretilen savunma
sistemleri sayesinde yaşayabilirler. Bu savunma sistemlerinin
birincisi, Allah'ın onlara doğuştan verdiği görme, işitme
ve koku alma duyularının çok hassas olması sayesinde ortaya
çıkar. Bu duyu organlarının hassas olması zebraların düşmanlarını
çok çabuk fark edip, kaçmalarına yarar. Koşmaya başladıklarında
ise inanılmaz bir hıza ulaşırlar. İkincisi, sürü uykuya
daldığında bir veya iki zebranın muhtemel tehlikeleri sürüdekilere
önceden haber vermek amacıyla nöbetçi kalmalarıdır.
İşte, zebralar insanların kullandığı
savunma taktiklerine benzer savunma taktikleriyle hareket
ederler. Ancak, bu hayvanların sürüler halinde uyum içinde
yaşamaları ve belirli bir iş bölümü yapmaları ilginçtir.
Çok açıktır ki, bunu onlara emreden, zebraları yaratan,
onları biraraya toplayan, onlara yiyeceklerini veren Allah'tır.
Eğer böyle olmasaydı zebraların uykularından vazgeçmelerini,
gece boyu nöbetçilik yapan zebranın bu fedakarlığı niçin
ya ptığını hiç kimse açıklayamazdı.
Öte
yandan, dünyaya gözlerini yeni açmış bir yavru zebra için,
Allah'ın ona öğrettiği savunma taktiği çok daha basittir.
Yavrunun tek yapması gereken annesinin yakınında olmaktır.
Çünkü, yeni doğmuş bir zebranın dünyaya yeni açılmış gözleriyle
ne sinsi düşmanlarını görmesi, ne de görse bile titrek bacaklarıyla
onlardan kaçabilmesi mümkündür. İşte, Allah bu yavruya doğduğu
andan büyüyünceye kadar annesinin yanından ayrılmaması gerektiğini
ilham etmiştir. Yoksa zebra yavrusu doğar doğmaz kendisini
düşmanların beklediğini, bu düşmanlardan korunabileceği
en emin yerin annesinin yanı olduğunu nereden bilebilir?
Zebraların çoğu gizlenecek fazla
yer olmayan açık otlaklarda yaşar. Bu nedenle hayatta kalabilmek
için çok hızlı hareket etmek zorundadırlar. Zebraların tüm
vücut yapıları bu ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yaratılmıştır.
Örneğin bacakları çok uzundur, güçlü kasları ve geniş bir
alana sahip olan akciğerleri vardır. Bu yüzden hiç yorulmadan
ve yavaşlamadan çok uzun mesafeleri koşabilirler. Zebraların
kemikleri de hafif olmasına rağmen oldukça güçlüdür.
Bundan başka zebralar sık sık
su içme ihtiyacı hissederler. Suyun olmadığı bölgelerde
ise koku duyularını kullanarak çukur açacak bir yer bulurlar
ve temiz suyu ortaya çıkarırlar. Herhangi bir tehlike anında
yetişkin zebralar, sürüdeki yavruları koruyabilmek için
onları sürünün içine doğru iterler. Tüm zebra sürüsü koşarken
yavrular daima kalabalığın iç kısmındadır ve daha iyi korunmak
için annelerine yakın hareket ederler.
BENEKLİ KULE: ZÜRAFA
5-6
metrelik boylarıyla zürafaları benekli bir kuleye benzetebilirsiniz.
Zürafaların en uzun yerleri boyunlarıdır. Boyunlarının uzun
olması, ağaçların en üst dallarına kadar uzanıp oradaki
filizleri ve bitkileri yiyebilmelerini sağlar. Zürafaların,
hiç çiğnemeden yuttukları bu dikenli bitkiler önce dört
bölmeli midelerine gider. Daha sonra bunları sindirmek için
tekrar ağızlarına gönderir ve burada çiğnerler. En sonunda
da tekrar yutarak midelerinin bir başka bölmesine gönderirler.
Ancak, burada çok ilginç bir ayrıntı
var. Biraz evvel bahsettiğimiz gibi zürafalar midelerindeki
dikenli bitkileri çiğnemek için ağızlarına geri gönderirler.
Fakat, bu çok uzun bir yolculuktur. Besinin mideden ağza
gidebilmesi için, beneklinin yaklaşık 3-4 metre uzunluğunda
olan boynundan yukarı doğru çıkması gerekir. Sizin de tahmin
edebileceğiniz gibi yemeklerin kendi kendine oraya çıkabilmesi
mümkün değildir. Peki, zürafaların bunu nasıl başardıklarını
merak ettiniz mi? Hemen söyleyelim. Zürafalar, besinleri
yemek borusundan yukarı doğru çıkaracak asansör benzeri
bir sisteme sahiptir. Tabii ki zürafaların, "yediklerimizi
sindirmek için ağzımıza geri göndermeliyiz, bunu yapabilmek
için de asansör gibi bir sistem inşa etmemiz gerekir" diye
düşünmeleri mümkün değildir.
Öte yandan bu sistemin tesadüfen
oluşması ise hiç mümkün değildir. Bir insan, "yıllar önce
inşaat yapmak için gerekli malzemeleri koyduğum boş araziye
gittim bir baktım malzemelerin yerinde kocaman bir bina
duruyor, herhalde biraz yağmur biraz kar biraz da güneş,
sonunda seneler için de bu binayı oluşturdu" dese, her halde
bu kişiye çok gülersiniz. Hatta belki de aklını yitirmiş
olduğunu düşünüp ona acırsınız. İşte, beneklinin asansör
sistemli boynu için de "tesadüfler sonucunda oluşmuştur"
demek aynı şeydir. Böyle bir sistem tesadüfen oluşamaz.
Üstelik bir zürafa, taş, toprak
ve kerpiçten oluşan cansız bir bina değildir. Bu, koşan,
acıkan, çocukları olan bir canlıdır. Hiç bunun tesadüfen
oluşması, tesadüflerin ona sahip olduğu uzun boynu ve içindeki
sistemleri vermesi mümkün müdür? Tabii ki değil...
Çok açıktır ki, zürafaya ihtiyacı
olan herşeyi, doğuştan Allah vermiştir. Allah, zürafanın
ağzını ve mide yapısını iğneli ve dikenli bitkileri rahatça
yiyebilmesi için özel olarak yaratmıştır.
Boyun yapıları gibi, zürafaların
uyuma şekillerini de Allah özel olarak yaratmıştır. Zürafalar,
boyunlarını arka gövdelerinin yanına uzatarak uyurlar. Birkaç
dakika dışında bütün uykularını bu şekilde ayakta geçirirler.
Bir de zürafalar hiçbir zaman aynı anda uyumazlar, mutlaka
aralarından biri nöbet tutar. İşte, bu nöbetçinin uykusundan
fedakarlık etmesi ve zürafaların bu konuda ortak karar alıp
anlaşabilmeleri, bize tüm canlılar gibi beneklinin de Allah'ın
kontrolünde olduğunu gösterir.
Şimdi, bu beneklilerin yemek yiyişlerini
bir kenara bırakalım ve biraz da bu sevimlilerin su içmeleri
hakkında konuşalım. Eminiz, zürafaların metrelerce eğilip
nasıl rahatça su içebildiklerini öğrenince bu çok hoşunuza
gidecek. Bu konuyu çoğu insan bilmez ya da bilse bile üzerinde
düşünmek aklına gelmemiştir. Oysa, herşeyi yaratan Rabbimiz,
bizlerin düşünen insanlar olmamızı ister.
İlk olarak şunu söyleyelim, bu
uzun benekli kuleleri su içerken önemli bir sorun bekler.
Onları bekleyen sorunun ne olduğunu
anlamanız için biraz insanlardan bahsedelim. Bildiğiniz
gibi bir insan baş aşağı durduğunda veya amuda kalktığında
yüzü kıpkırmızı kesilir. Bunun sebebi yerçekiminin etkisiyle
önemli miktarda kanın insanın başına toplanmasıdır. Böyle
bir durumda kan, başın içindeki damarlara bir basınç uygular
ve bu kuvvete "kan basıncı" denir.
İşte,
bu kan basıncı zürafalar su içerken de meydana gelir. Ancak
ortada büyük bir problem vardır. Zürafaların boyları 5-6
metre olduğu için, bu yükseklikten aşağı inen kafaya etki
eden kan basıncı da oldukça büyük olacaktır. Söz konusu
kan basıncı bir insana uygulansa insan hemen beyni parçalanarak
ölür.
Peki, zürafalar nasıl olur da
su içerken beyin kanaması geçirmezler? Çünkü, uzayın, gökyüzünün,
dünyamızın ve içinde yaşayan tüm canlıların yaratıcısı olan
Allah, zürafaların başlarının içine çok özel bir mekanizma
yerleştirmiştir. Zürafaların başlarındaki damarların içinde
kapakçıklar vardır. Bu kapakçıklar, zürafanın başının yüksekliği
değiştiğinde devreye girer ve kanın zürafanın başına basınç
yapmasına engel olurlar. Böylece, zürafa rahatlıkla su içebilir.
Peki, zürafaların neden benekli
olduğunu hiç düşündünüz mü? Çok estetik olan bu görüntü
aslında onların saklanmalarını sağlar. Yaşadıkları ortamın
rengi ile böyle bir uyum içinde olmaları düşmanları tarafından
görülmelerini zorlaştırır. Çok büyük olmalarına rağmen,
tek düşmanları olan ormanlar kralı aslandan bu sayede saklanabilirler.
Ayrıca zürafalar, bir tehlike
anında koşarak 55-60 km. hıza ulaşabilirler. Koşmaya başladıklarında
başlarını pompalar gibi ileri geri götürür ve kuyruklarını
kıvırırlar. Koşarken diğer bir özellikleri ise, diğer hayvanlar
gibi ayaklarını çaprazlama atmamalarıdır. Önce ön ve arka
sol, daha sonra ön ve arka sağ ayaklarını kullanarak koşarlar.
Aslanların bu yüzden zürafayı yakalayabilmesi çok zor olur.
Tabii bu durum yavru zürafalar
için geçerli değildir. Onlar, henüz tam gelişmemiş bacaklarıyla
anneleri gibi hızlı koşamazlar. Bu yüzden, aslanlar onları
kolayca yakalayabilirler. Ancak, ilk başta da belirtiğimiz
gibi bu sevimli, minik yavrular, annelerinin yanından hiç
ayrılmazlar. Anneleri de öldürücü tekmeler atabilen uzun
bacaklarını onları korumak için kullanırlar. Burada biraz
durup düşünün. Zürafa dediğimiz canlı sonuçta bir hayvandır.
Hayvanların aklı, zekası yoktur. İnsanlar gibi duyguları
da yoktur. Yani bir tehlike karşısında annenizin sizi koruması
çok doğaldır ve bu durum size olan sevgisinden kaynaklanır.
Ama bir insan gibi duygulara, akla ve vicdana sahip olmayan
zürafanın tehlike karşısında yavrusunu koruması son derece
şaşırtıcıdır. İşte zürafanın ve diğer tüm hayvanların yavrularını
korumaları Allah'ın onlara ilham etmesi sayesinde olur.
Allah sonsuz şefkat sahibidir.
Hepimizin yaratıcısı olan Rabbimiz,
yarattığı varlıklara olan benzersiz şefkatini ve merhametini
bir Kuran ayetinde şöyle haber verir:
…Öyleyse Rabbin, gerçekten
şefkatli ve merhamet sahibidir. (Nahl Suresi, 47)

