SEVİLMEK İSTEYEN YARAMAZ KEDİLER
Kediler,
yalnız yaşayan, bağımsız olmaktan hoşlanan hayvanlardır.
Evcil köpekler gibi sahiplerinin isteklerine hiçbir zaman
boyun eğmezler. Sizin de bildiğiniz gibi kediler aç kaldıklarında
miyavlar, sevilmek istediklerinde sürtünür, tüyleri okşandığında
aldıkları zevkten ötürü mırıldanır ve daha bunlara benzer
pek çok hareketle istedikleri mesajı verirler.
- Kedilerin Geceleri
Çok İyi Gördüklerini Biliyor musunuz?
Evet, bu tüy yumaklarının görmesi
için azıcık ışık yeterlidir. Çünkü kedilerin gözleri bizim
gözlerimizden farklı yaratılmıştır. Onların gözbebekleri
karanlıkta, olabildiğince çok ışık alabilmek için büyüyerek
yuvarlaklaşır. Bu da onların karanlıkta rahatça görebilmelerini
sağlar.
Ayrıca,
kedilerin gözlerinde insanların gözlerinde bulunmayan bir
tabaka vardır. Bu tabaka, retina tabakasının hemen arkasındadır.
Retinadan geçip buraya gelen ışık tekrar retinaya doğru
yansır. İşte, bu tabaka ışığı geri yansıtabildiği için retinadan
iki kere ışık geçmiş olur. Bu sayede kediler çok az ışıkta,
hatta insan gözünün göremeyeceği kadar karanlık ortamlarda
bile gayet iyi görür.
- Peki Hiç Düşündünüz
mü Gözleri Geceleri Neden Parlar?
Bu parlama, kedinin gözlerindeki
biraz önce bahsettiğimiz tabaka ile ilgilidir. Artık sizin
de bildiğiniz gibi, bu tabaka gelen ışığı ayna gibi geri
yansıtır. İşte, onların gözlerini daha parlak gösteren,
gözlerindeki aynadan yansıyan ışıktır.
- Pençelerinin Özelliğini
Biliyor musunuz?
Bu sevimlilerin minik patileri,
tehlike anlarında yırtıcı bir pençeye dönüşürler. Bunları
tehlikeli hale getiren, içlerinde sakladıkları sivri ve
keskin tırnaklarıdır. Tehlike anlarında bu tırnakları dışarı
çıkarmak için yaptıkları hareket, aynı zamanda pençelerin
yayılarak genişlemesini de sağlar.
-
Niçin Hep Dört Ayak Üzerine Düşerler?
Hepiniz biliyorsunuzdur, metrelerce
yükseklikten düşseler dahi kediler her seferinde dört ayakları
üzerine düşerler. Dört ayak üstüne düşmenin kedilerdeki
gerçek sebebi onların düşerken dengelerini sağlamak için
kuyruklarını kullanmaları ve gövdelerinin ağırlık merkezini
bu sayede değiştirip, patileri üzerinde yere düşebilmeleridir.
Ağaçların üzerinde, yüksek yerlerde
dolaşmaktan keyif alan bu sevimli hayvancıklara düşme tehlikesi
karşısında bu koruyucu özelliği veren, sonsuz şefkat ve
merhamet sahibi olan yüce Rabbimizdir.
ORMANLAR KRALI: ASLAN
Aslan kedigillerin bir üyesidir
ve çok yırtıcıdır. Uzun gövdesi, kısa bacakları, büyük kafası,
güçlü görünüşü ve azametiyle ormanlar kralı olmayı hak eder.
Uzunluğu kuyruğuyla birlikte 3
metredir. Yüksekliği yaklaşık bir metre, ağırlığıysa yaklaşık
230 kg'dır. Yani, aslan sizden yaklaşık 1.5-2 metre daha
uzun, kocaman bir kedidir.
Erkek aslanların yeleleri vardır.
Çok yumuşak olan bu tüyler, ya yüzü çevreler ya da başın
arkasını, boynu ve omuzları kaplayarak göğüsten bele kadar
uzar. Bu yele aslana çok heybetli bir görünüm verir. Allah'ın
aslana verdiği bu yele hayvanı olduğundan daha da güçlü
ve gösterişli hale getirir.
Bütün gününü kayaların ve ağaçların
gölgesinde yatarak ya da uyuyarak geçiren aslan çoğu zaman
geceleri avlanır. Mükemmel bir gece görüşüne sahip olan
aslanlar bu sayede geceleri rahatlıkla avlarını görebilirler.
Karanlıkta dolaşan aslanların ışığı mümkün olduğu kadar
fazla toplayabilmeleri için gözlerinde özel bir tasarım
vardır. Diğer canlılara göre daha büyük olan gözbebekleri
ve göz mercekleri aslanları iyi birer avcı yapan en önemli
özelliklerdendir. Allah bu canlıları içinde yaşadıkları
ortama en uygun özelliklerle birlikte yaratmıştır.
Aslanın kendine özgü kükremesi,
genellikle akşamları avlanma zamanından ve gün doğmadan
önce duyulur. Aslan kükrediği zaman, ormanda sanki hayat
durur. Uluyan bir sırtlan ulumasını, hırlayan bir leopar
hırlamasını keser. Herkes susar ve kralı dinler. Maymunlar
ağaçların en üst dallarına kaçarak, çıkarabildikleri kadar
çığlık atarlar.
VAHŞİ KEDİ: KAPLANLAR
Sakın
onları kedi gibi uysal sanmayın! Onlar çok vahşi ve güçlüdürler.
Kaplanlar kedi ailesinin en güçlülerindendir.
Yeni doğan yavru kaplanların gözleri
ancak iki gün sonra açılır. Anne kaplan diğer hayvanlara
karşı çok vahşi olmasına rağmen yavrularına karşı çok hassas
ve düşkündür. Altı hafta boyunca onları sütle besler. Daha
sonra onlara yavaş yavaş avlanmayı ve kendi yiyeceklerini
elde etmeyi öğretir.
Bu eğitim döneminden sonra kaplan,
çok hızlı hareket edebilen güçlü ve yetişkin bir hayvan
olur. Bir sıçrayışta tam 4 metre atlayabilir. Şimdi, kollarınızı
iki yana açın, bir elinizin parmak ucundan diğer elinizin
parmak ucuna kadar olan uzunluk 1 metre kadardır. İşte,
bu uzunluğun dört tanesinin yan yana gelmiş hali de kaplanın
bir sıçrayışta atlayabileceği mesafeye eşittir.
Kaplanların kendilerinin bile
farkında olmadıkları kamuflaj (bulunduğu ortama uyabilme)
özellikleri vardır. Yaşadıkları yerlerin doğal renklerine
benzer tüy renkleri ormanda kolaylıkla gizlenebilmeleri
sağlar. Bu sayede kaplanlar avlarına sezdirmeden yaklaşabilirler.
Ayrıca bu renkler kaplana çok estetik ve etkileyici özellikler
kazandırır. Her kaplanın postundaki ve yanaklarındaki çizgiler
ile kaşları diğerlerinden farklı farklıdır.
Kaplanlar birbirinin avlanma alanına
kesinlikle girmez. Bir kaplan, kendi bölgesini çalılıklar
üzerine salgıladığı bir kokuyla işaretler. Diğer kaplanlar,
kokuyu duyduklarında başka birinin bölgesine girmekte olduklarını
anlarlar.
Kaplanların özellikleri bu kadarla
sınırlı değildir. Bu vahşi kediler, diğer kedi türlerinin
aksine suyu çok severler. Hatta, o dev gibi cüsseleriyle
mükemmel birer yüzücüdürler.
Allah tüm canlılarda olduğu gibi
kaplanlarda da hayranlık uyandıran özellikler yaratmıştır.
Örneğin küçük kaplan yavruları bakıldığında insanda şiddetli
şefkat uyandıracak bir sevimliliğe sahiptirler. Aslında
son derece vahşi olan kaplanları da Allah kendi yavrularına
karşı çok yoğun bir şefkat ve merhamet gösterecek şekilde
yaratmıştır.
MASKELİ PANDALAR
Dev
bir oyuncağa benzeyen bu hayvanları hepiniz görmüşsünüzdür.
Bu sevimli hayvanların yalnızca bambu yediğini biliyor muydunuz?
Örneğin, yetişkin bir panda günde 15 kilo bambu yer. Bu
da senede 6 ton bambu yapar. Bu yüzden günün her saati yemek
yerler. Ne kadar oburlar değil mi?
Pandaların çok ilginç bir özelliği
vardır. Şimdi kendi elinize bakın. 5 parmağınız var. Ama
pandaların fazladan bir tane parmağı daha var. Her işi kolaylaştıran
Rabbimiz, pandalara altı parmak vererek yiyeceklerini sıkıca
kavramalarını ve kolayca yemelerini sağlamıştır.
Pandalar
her zaman soğuk ve ıslak ortamlarda yaşarlar. Bu yüzden
yavrularını mağara gibi yerlerde doğururlar. Pandaların,
minik ve sevimli bir oyuncağa benzeyen yavruları doğduklarında
kör ve dişsizdir. Genellikle eylül ayında doğan yavruların
boyları 10 cm'dir ve bu bebek pandalar 142 gram ağırlığındadır.
Çok çabuk gelişip büyüyen pandalar, doğduklarında annelerinden
800 kat daha küçüktürler. Daha dokuz aylıkken 27 kilo olurlar.
Oysa doğduktan sonra bizim 27 kilo olmamız için en az 6
yıl geçmesi gerekir.
Pandanın diğer bir özelliği de
saldırgan olmamasıdır. Tek yaptığı patileriyle ağaçları
tırmalamaktır. Bunu da tırnaklarını temizlemek ve törpülemek
için yapar. Kaçmak için o kocaman cüssesiyle ağaçlara tırmanır.
Panda çok sakin bir hayvandır, uyurken kendisine insanların
yaklaştığını fark etse bile rahatını bozmadan uyumaya devam
eder. Yani bir gün bir pandayla karşılaşırsanız, bu sevimli
hayvanı hiç çekinmeden rahatlıkla sevebilirsiniz.
BAL DÜŞKÜNÜ AYILAR
Kalın postları ve bal yemeleriyle
ünlü olan ayıların, görme ve işitme duyuları çok zayıftır.
Peki o halde çok sevdikleri balı nasıl bulabiliyorlar biliyor
musunuz? Tabii ki tüm ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayan
Rabbimizin ayılara verdiği uzun burun sayesinde. Bu burun
onların çok iyi koku almalarını sağlar. Böylece, ayılar
yiyeceklerini kolayca bulurlar.
Biliyorsunuz, ayılar çok hantal
görünüşlü hayvanlardır. Ama, bu görüntü sizi yanıltmasın,
ayılar aslında çok hızlı hayvanlardır. Hatta, saatte 48
km hızla koşabilirler. Tabii, ayıların hızlı olmalarının
yanı sıra çok kuvvetli olduklarını da belirtmek gerekir.
Ayıların bazı türleri, 2-3 metrelik cüsseleriyle ağaç tepelerine
tırmanarak vakitlerini orada geçirirler. Genellikle bitkilerle
beslenen ayılar, yemek bulmak için 30 metre yüksekliğe bile
tırmanabilirler.
Bal
ararken arı kovanı bulduklarında pençeleriyle bir iki keskin
vuruş yapıp tüm arıları kaçırırlar. Sonra kovandaki balı
afiyetle yerler. Sakın siz böyle bir şey yapmayın! Çünkü,
arılar her tarafınızı sokar ve hastalanmanıza sebep olur.
Fakat Rabbimizin ayılara verdiği kalın kürk, onları arıların
iğnelerinden korur. Böylece hiçbir tehlikeye girmeden bala
kolayca ulaşabilirler.
Sonbaharda kış uykusuna yatan
ayılar ilkbahara kadar kuru dal ve otlarla döşenmiş, güvenli
barınaklarından hiç çıkmazlar. Kış uykusuna yatmadan önce
de bol bol yemek yerler. Derilerinin altındaki yağ tabakasını
artırmak için bol miktarda kayın kozalağı ve kestane tüketirler.
Vücutlarında yağ depolamak zorundadırlar. Çünkü ilkbaharda
barınaklarından çıktıklarında kilolarından çoğunu kaybetmiş
olurlar. Eğer bir insan bu kadar kilo kaybedecek olsa hemen
ölür. Oysa ayılar vücut ağırlıklarının çoğunu kaybetseler
de yaşamlarını sürdürürler.
Doğum da ayıları mağara yaşantısına
döndüren bir başka etkendir. Genellikle üç yavru doğuran
ayılar bahara kadar onları sütle beslerler. Bu süre içinde
de barınaklarından hiç çıkmazlar. Yavrular kör, dişsiz ve
tüysüz doğarlar. Yavrular mağaradan çıktıklarında anne,
yavrularını korumak zorundadır. Yoksa avcılar ya da erkek
ayılar tarafından öldürülebilirler.
Sonsuz şefkatli ve merhametli
olan Rabbimiz, bütün canlıların ihtiyaçlarını karşılayan,
onları koruyup kollayandır. Bu yüzden sevimli ayı yavrularının
da yaşamlarını sürdürmeleri ve zarar görmemeleri için gereken
bütün imkanları onlara sağlamıştır. Onları güçlü annelerinin
yanında dışarıdan gelecek tehlikelere karşı koruma altına
almıştır.
DEV KARDAN ADAMLAR: KUTUP
AYILARI
Hayvanların en iri yapılılarından
biri olan kutup ayısını gördüğünüzde, onu kocaman bir kardan
adama benzetebilirsiniz. Bu kardan adamın erkeklerinin ağırlığı
800 kiloyu, boyları da 2.5 metreyi bulur. Bu kilo ortalama
10 insanın toplam kilosuna eşittir. 
Kutup ayısının vücudu bütün özellikleriyle
yaşadığı ortama göre tasarlanmıştır. Dondurucu soğuklara,
buzullara ve kar fırtınalarına rağmen, Allah'ın yarattığı
bir mucize olarak, kutup ayılarının derilerinin altında
bulunan kalın bir yağ tabakası onları soğuktan korur. Kürkleri
kalın, sık, uzun ve kabarıktır. Bu özelliklere sahip olan
kutup ayısının neden Afrika'da çölde yaşamadığını hiç düşündünüz
mü? Elbette ki sorunun cevabı, Allah'ın onu yaşayacağı iklimin
özelliklerine göre yaratmış olmasıdır. Bir düşünün! Çölde
yaşasaydı çöl sıcağında kavrulup ölürdü.
Kutup ayılarıyla ilgili bir başka
konu da onların diğer ayılardan farklı olarak kış uykusuna
düşkün olmamalarıdır. Yalnızca dişi olanları, özellikle
de hamile olanları uzun dönemler boyunca kış uykusuna yatarlar.
Yeni doğan yavrular için ihtiyaç duyacakları besinler de
hazırdır. Çünkü Allah'ın "Rezzak" (rızk veren) sıfatı vardır.
Kutup ayısının sütü çok yüksek oranda yağ içerir. Bu yağlı
süt yavruların en çok ihtiyacı olan besindir. Böylece yavrular
çok çabuk büyüyüp, baharda inlerinden çıkmaya hazır hale
gelirler.
Peki, size bir soru daha: Kutup
ayılarının çok iyi bir yüzücü ve dalgıç olduklarını biliyor
muydunuz? Evet, yanlış duymadınız, kutup ayıları bu iki
işi de çok iyi yaparlar. Yüzerken ön ayaklarını kullanırlar.
Bu ayakları bir kürek gibi kullanabilmeleri, Allah'ın onlar
için yarattığı bir kolaylıktır. Diğer bir kolaylık ise suyun
içindeyken burun deliklerini kapatabilmeleri ve gözlerini
açık tutabilmeleridir. Dahası, parmak aralarının ördek ayağı
gibi perdeli olması yüzmelerine yardımcı olur.
Kuzey
Kutbu, Kuzey Kanada, Kuzey Sibirya ve Antartika gibi dünyanın
en soğuk bölgelerinde yaşayan bu hayvanların ayaklarının
üşüme problemi yoktur. Ayağınızı veya elinizi bir buzun
üzerinde birkaç dakika bekletirseniz, bir süre sonra soğuğa
dayanamayıp çekmek zorunda kalırsınız. Oysa kutup ayıları
bu soğuğu fark etmezler bile. Çünkü ayakları kalın kürkle
kaplı olarak, yani soğuktan etkilenmeyecek şekilde yaratılmıştır.
Eğer insan derisi gibi bir deriyle kaplı olsalardı, asla
o ortamda yaşayamazlardı. Ayrıca, kutup ayılarının derilerinin
altındaki 10 cm'lik yağ tabakası ısı yalıtımı sağlar. Böylece
buzlu sularda saatte 10-11 km. hızla, 2000 km. uzağa kadar
yüzerek gidebilirler.
Peki kutup ayılarının renginin
neden beyaz ya da sarımsı bir tonda olduğunu biliyor musunuz?
Kutup ayısının beyaz rengi, yaşadıkları soğuk buzlu ortamda
korunmalarını sağlar. Kutup ayısının o yüzlerce kilometrelik
bembeyaz buzullar içinde saklanma imkanını artırır. Eğer
rengi bir karga kadar siyah ya da tropikal ormanlarda yaşayan
papağanlar gibi rengarenk olsaydı o zaman saklanabilmesinin
ne kadar güç olacağını herhalde tahmin edersiniz.
Kutup ayılarının koku alma duyuları
öylesine keskindir ki 1.5 m. kalınlığındaki kar tabakasının
altında saklanan bir fok balığının kokusunu bile rahatça
algılayabilirler. Kutup ayılarının yaz-kış kullandığı taktikler
de vardır. Şimdi, bu ayının bembeyaz tüyleriyle kardan adama
benzer halini gözünüzün önüne getirin. Sizce bembeyaz karların
içine uzanmış olsa fark edilir mi? Evet, fark edilir. Tabii
siz bu soruya sadece tüylerini düşünerek cevap verdiyseniz,
"hayır fark edilmez" demiş olabilirsiniz. Ancak, kutup ayılarının
siyah renkli burnunu unutmayın. Bu burun, ayının karlar
içinde tamamen kamufle olmasını engeller. Ama, o ne yapar
biliyor musunuz? Son derece akıllı bir hareket yapar. Beyaz
renkli ön patileriyle burnunu kapatır. Böylece renk farkını
ortadan kaldırır. Karlar içinde tamamen gizlenmiş bir şekilde
avının kendisine yaklaşmasını bekler.
Burada hepinizin dikkat etmesi
gereken çok önemli bir nokta var. Şöyle ki, kutup ayısının
avlanmak için taktik kullanması, onun üstün bir zekaya sahip
olmasını gerektirir. Bir düşünün, ayı kendisinin beyaz renkte
olduğunun ve etrafın da aynı renkte buzullarla kaplı olduğu
için kendini kamufle edebileceğinin, yani gizleyebileceğinin
farkındadır. Dahası kutup ayısı kamufle olmasına tek engel
olan siyah renkteki burnunu kapatması gerektiğini akıl eder.
Tabii, sizin de tahmin edeceğiniz gibi, kutup ayısının birkaç
kere avdan eli boş döndükten sonra, oturup ne yapması gerektiğini
düşünürken burnunu kapaması gerektiğini akıl etmesi mümkün
değildir! Ayılar yalnızca Allah'ın kendilerine "vahyettiği"
(bildirdiği) gibi hareket etmektedir. Onları, Allah bu şekilde
avlanmaya programlamıştır. Çünkü, onlar da diğer canlılar
gibi Allah'ın koruması altındadırlar.
HIZLI YÜZÜCÜ FOKLAR
Çoğunuzun
televizyondan ve sirklerden tanıdığı bu sevimli hayvanlar
hayatlarının büyük bir kısmını suda geçirirler. Çok iyi
birer yüzücü ve dalgıçtırlar. Biz nasıl karada rahat ve
mutluysak onlar da suda ve buzda aynı şekilde rahat ve mutludurlar.
Bahar aylarında bile bulundukları yerin sıcaklığı en fazla
[-5] derecedir. Bizim böyle bir soğukta donmamak için kat
kat giyinip, birçok önlemler almamız gerekirken, onlar hiç
üşümezler. Çünkü, kürkleri ve vücutlarında depoladıkları
yağları üşümelerini önler.
Foklar kalabalık sürüler halinde
yaşarlar. Peki, sizce anne fok bu kalabalık sürünün içinde
yavrusunu nasıl tanır? Çok kolay. Fok, yavrusunu doğurduktan
sonra ona bir tanışma öpücüğü verir. Bu öpücük sayesinde
yavrusunun kokusunu tanır ve onu başka yavrularla hiç karıştırmaz.
Yavrular doğduklarında bebek yağı
denilen bir yağla kaplı olarak doğarlar. Küçücük vücutları
bu yağ sayesinde sürekli sıcak kalır. Bu yağ o kadar çoktur
ki annesi yavruya yüzme dersi verirken küçük fok adeta can
simidi takmış gibi batmadan su üzerinde kalır. Bunun nedeni
yağın sudan daha hafif olmasıdır. Anne fokun yavrusunu eğitmesi
iki hafta sürer. İki hafta sonra yavru bağımsız hareket
etmesini öğrenmiştir.
Bütün hayvanlar gibi foklar da,
Rabbimiz tarafından bulundukları ortamın şartlarına göre
yaratılmışlardır. Bu da bize Rabbimizin ne kadar merhamet
sahibi olduğunu kanıtlar.
SMOKİNLİ PENGUENLER
Paytak
paytak yürüyen penguenler aslında bir kuş türüdür ama uçamazlar.
Büyük topluluklar halinde yaşarlar. Allah onları, ısının
[-88] dereceye kadar düştüğü dondurucu ortamlarda bile hayatlarını
devam ettirebilecekleri mükemmellikte yaratmıştır. Bir düşünün;
bizler kışın kazak, çorap, eldiven derken ne hale geliriz.
Ama penguenler üstlerine hiçbir şey giymezler. Üstelik onların
ayaklarına giyecek ayakkabıları da yoktur. Ama buz üstünde
kaymadan kolaylıkla yürürler. Ayrıca, evleri de olmayan
penguenler buz üstünde yaşarlar. Peki, ama nasıl oluyor?
Onlar hiç üşümezler mi acaba? Hayır, üşümezler. Çünkü, Allah,
penguenleri buzlarla dolu bir yerde yaşayabilecek şekilde
özel olarak yaratmıştır.
Penguenlerin sahip oldukları vücut
özellikleri insanlardan çok farklıdır. Bunlar nelermiş bir
bakalım mı?
Kimi zaman sayıları 400 bini bulan
bir grubun üyesi olan bu sevimli canlılar, kış geldiğinde
deniz kenarından, daha güneye doğru gitme kararı alırlar.
Bu ortak karar, Allah'ın yarattığı büyük bir mucizedir.
Kış mevsiminin geldiğini anlayıp, aralarında anlaşarak,
gidecekleri yeri kararlaştırmaları, ortak bir gün tayin
edip, hiçbir itiraz olmadan toplu hareket etmeleri, yalnızca
Allah'ın sonsuz gücünün bu sevimli hayvanların üzerindeki
hakimiyeti olarak açıklanabilir. Aksi takdirde bu hayvanların
anlaşıp yaşamlarına elverişli yerlere topluca göç etmeleri
mümkün olmazdı.
Göç mevsimi, aynı zamanda penguenlerin
çiftleşme mevsimidir. Bunu anlayan penguen, birinci adım
olarak derhal kendisine bir eş seçer. Atılacak ikinci adım,
eşin kaybedilmemesi için onun şarkısını öğrenmek, yani çıkardığı
özel sesi ayırt edebilmektir. Unutmayın, aklı ve zekası
olmayan bir penguenin 400 bin penguenin arasından birini
belirleyip, onun sesini tanıyabilmesi Allah'ın gücünün ve
yaratışındaki üstünlüğün bir başka göstergesidir.
Ses ayırımındaki bu hassasiyet
yavru penguenler için de geçerlidir. Yavrular da anne-babalarını
yalnızca seslerinden tanıyabilirler. Birbirine bu denli
benzeyen hayvanlar arasında, böyle bir ayırım olmasaydı,
yaşantıları karmakarışık olurdu. Bu ise ancak Allah'ın eşsiz
düzeniyle ve onlara verdiği özelliklerle sağlanmaktadır.
Çiftleşmenin ardından dişi yalnızca
bir yumurta yumurtlar. Erkek penguenin sorumluluğu, yumurtanın
üzerinde kuluçkaya yatmaktır. Ortalama [-30] derecede, 65
gün boyunca hiç kıpırdamadan bu görevi yerine getirmeye
çalışırlar. Bu oldukça zorlu bir dönemdir. Erkek penguen
yerinden kıpırdayamadığı için yemek yiyemeyecektir. Anne
penguen de uzaklarda, doğacak yavru için besin arayacaktır.
Siz [-30] derecede, 65 gün boyunca,
hiç yemek yemeden beklediğinizi düşünebiliyor musunuz? Bir
insan için bu durumun sonucu ölümdür. Fakat penguenler hiçbir
sabırsızlık ve bıkkınlık göstermeden bu fedakarlığı gösterirler,
Allah'ın kendilerine ilham ettiği görevi terketmeden sonuna
kadar yerine getirirler.
Geçen 2 aylık kuluçka döneminin
ardından, erkek penguen kilosunun 1/3'ünü yitirir. Bunu
60 kiloluk bir insanın 40 kiloya düşmesi şeklinde düşünebiliriz.
Kuluçkadan çıkan yavru penguen, ilk iki ayı anne ve babasının
ayaklarının arasında geçirir. Bu korunma yavru için çok
önemlidir. Çünkü, yanlışlıkla 2 dakika gibi kısa bir süre
için dahi buradan çıkması, donarak ölümüne sebep olacaktır.
Anne ve babaya bu korumayı ilham eden Allah'tır. Burada
da Allah'ın koruyan, gözeten sıfatlarını görürüz.
Dahası, soğuktan korunmak amacıyla,
kümeler halinde toplanarak birbirine adeta yapışan 400 bin
üyeli penguen topluluğu mükemmel bir dayanışma örneği sergiler.
Aldıkları bu önlemle sıcaklığın devamlılığını sağlayarak
ısı kaybını yarıya düşüren sevimli penguenler, kümenin dışında
kalanları da sırayla aralarına alarak onların da ısınmalarını
sağlarlar. Penguenler, aralarındaki düzeni bozabilecek en
ufak bir itiraz olmadan, nesiller boyu büyük bir uyum içinde
yaşamıştır ve aynı düzen içinde yaşamaya devam etmektedirler.

