Doğu Dinleri denildiği zaman ilk akla gelen
çoğu zaman Hinduizmdir. Çünkü Hinduizm yaklaşık 900 milyon
takipçisiyle, İslam dini ve Hıristiyanlıktan sonra dünya
üzerinde en fazla kişi tarafından kabul gören üçüncü dindir.
Hindistan, Nepal ve Endonezya nüfusunun önemli bir bölümü
başta olmak üzere, Hinduizmi dünya nüfusunun yaklaşık yüzde
15'i kabul etmektedir. Hindistan nüfusunun yaklaşık yüzde
90'ını oluşturan 700 milyon kişi Hindudur.
Aslında Hinduizmi bir din olarak tanımlamak
doğru değildir. Çünkü İslam dini, Hıristiyanlık ve Yahudilik
Allah'ın vahyine dayalı hak dinlerken (Yahudilik ve Hıristiyanlık
vahyedilmelerinden sonra tahrif edilmişlerdir), Hinduizm
bir felsefe, yaşayış şekli, asırlardır süregelen batıl geleneklerden
oluşan bir kültürdür. Bu nedenle de kitabın ilerleyen bölümlerinde
Hinduizm batıl bir din olarak tanımlanırken, gerçekte asırlardır
var olan putperest Hindu kültürü kastedilmektedir.
Tarih boyunca İndus Irmağı çevresinde değişik
gelenekleri ve inançları olan farklı uygarlıklar yaşamıştır.
Hindistan birçok kez istila edilmiştir. Bilinen en eski
istilacılar ise Aryanlardır. Aryanlar, MÖ 2500-1500 yılları
arasında kuzeybatıdan gelerek tüm Kuzey Hindistan'ı işgal
etmişlerdir. Hindistan topraklarını sadece askeri anlamda
işgal etmekle kalmamış, yeni bir Hindu uygarlığı oluşturmuşlardır.
Bunu yaparken de bu topraklardaki yerleşik kültürün bazı
geleneklerini koruyup, bazılarını değişitirip, Aryan kültürünü
temel alarak yeni bir inanç meydana getirmişlerdir. Yerli
Hindu halkı siyah tenli iken Aryanlar beyaz tenli, uzun
boylu bir ırktır, bu nedenle de oluşturulan yeni kültür
ırkçı temeller üzerine kurulmuş, beyaz olanlar kayırılmış,
yerli halk ise aşağılanmıştır.
Hindu münzevileri (Sadhular)
açlık, sefalet ve acı dolu bir hayat sonucunda "Brahma'ya
ulaşacaklarına" inanırlar. Oysa onların "kendi kendine
eziyet" halini alan bu sapkın uygulamaları İslam ahlakına
tamamen aykırıdır. Allah Kuran'da "…Allah, kullar
için zulüm istemez." (Mümin Suresi, 31) şeklinde buyurmaktadır.
Aryanların MÖ 1000 yıllarında Sanskritçeyi
kullanarak yazdıkları Vedalar ise, Hinduizmin ilk metinleri
olarak kabul edilmiştir. Vedaların ardından zaman içinde
farklı kişiler tarafından yeni metinler oluşturulmuş ve
bunların hepsi biraraya getirilip Hindu dininin sapkın inançlarını
anlatan sözde kutsal metinleri olarak kabul edilmiştir.
Dolayısıyla Hinduizm Allah'ın vahyine değil, istilacı ve
savaşçı bir topluluk olan Aryanların yazıtlarına dayanan
"insan yapımı" bir inanıştır. İngilizlerin 1829 yılında
Hindistan'ı istilasının ardından Hinduizm ismiyle anılacak
olan bu din, gerek temel aldığı batıl metinler, gerek yıllardır
süregelen ilkel gelenek ve töreler, gerekse tüm ritüel ve
uygulamalarıyla karmakarışık bir hurafeler toplamıdır. Bu
inanışı, tek bir kitaba bağlı olan, kuralları belirlenmiş,
kurucusu olan bir inanç olarak tanımlamak da mümkün değildir.
Hinduizm köyden köye, kasabadan kasabaya, hatta aileden
aileye çok büyük farklılıklar taşımakta, bu farklılıklar
da Hinduizmin "kişiye özel batıl bir yaşayış şekli" olduğu
gerçeğini gözler önüne sermektedir. History of Hindu
Imperialism (Hindu Emperyalizminin Tarihi) isimli kitabın
yazarı Swami Dharma Theertha bu durumu şu şekilde açıklar:
Açıkçası, kimin Hindu
olduğunu ve Hinduizmin ne olduğunu tam olarak söyleyebilmek
mümkün değildir. Bu sorular tekrar tekrar araştırmacılar
tarafından değerlendirilmiş ve bu sorulara şimdiye kadar
tatmin edici herhangi bir cevap verilememiştir. Hinduizm,
teizm (Allah'ın varlığına inanma), ateizm, politeizm (çok
tanrıcılık), Adwitizm, Dwaitizm, Saivizm, Vaishanavizm ve
benzeri dinlerin her türünü içinde barındırır. Doğaya tapma,
atalara tapma, hayvanlara tapınma, putlara tapma, şeytana
tapma, sembollere tapma, kendi kendine tapma ve tanrıya
tapmayı içerir. Birbirleriyle çelişen bu felsefeler herhangi
bir sıradan insanın kafasını karıştıracaktır. Hinduizmin
içinde barbar uygulamalar ve karanlık batıl inançlardan,
en mistik ayinler ve dikkat felsefelere kadar tüm aşamalara
ve çeşitlere yer vardır."3
Sadhular (Hindu çilekeş) yarı çıplak, aç ve susuz
bir şekilde sokaklarda yaşarlar. Saç ve sakalları
birbirine karışmış, toz ve pislik içinde bir görünümleri
vardır. Bu sefil yaşamı bir erdem olarak kabul ederler.
Ancak ibadet adı altındaki bu uygulamaları, onlara,
Allah'ın dilemesi dışında, ne dünyada ne de ahirette
bir fayda sağlamayacaktır.
1947-1964 yılları arasında bağımsız Hindistan'ın
ilk Başbakanı olan Pandit Nehru da Hinduizmi benzer şekilde
tanımlamaktadır:
Hinduizm
bulanık, keskin hatlarla tanımlanamayan, çok yönlü, her
insana göre değişen bir inançtır. Onu tam olarak tanımlamak
çok zordur. Hatta kelimenin gerçek tanımıyla bir din olup
olmadığını söylemek de çok zordur. Bugünkü haliyle geçmişte
de olduğu gibi en yükseğinden en alçağına kadar, hatta birbirine
karşı ve birbiriyle çatışan her türlü inancı ve ibadeti
içine almaktadır.4
Biz elçileri, müjde vericiler
ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz.
İnkâr edenler ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak
için mücadele ediyorlar... (Kehf Suresi, 56)
Özetlemek gerekirse Hinduizm, putperestliğin
ve batıl inançların en alçaltıcı şekillerine izin verebilmekte,
şeytana, putlara, ağaçlara, dağlara, nehirlere, bitkilere
tapanları batıl bir inanışın altında birleştirmektedir.
Hatta öyle ki kişilerin istedikleri putlara tapınmalarını,
kendi putlarını kendilerinin oluşturmasını, türlü hurafeler
ve batıl inanışlar üretip bunları din olarak kutsallaştırmalarını
mümkün kılmaktadır. Bu anlayış ise zaten her yönüyle sapkın
olan Hinduizmi, yaklaşık 300 milyon farklı puta sahip, milyonlarca
türevi olan, her yönüyle batıl, karanlık bir yaşam şekli
haline getirmiştir. Üstelik bu, insanların yirmi dört saatini
kontrol eden baskıcı ve totaliter bir yaşamdır. Batıl Hindu
geleneklerini; aile hayatlarında, insanlar arasındaki ilişkilerde,
kitabın ilerleyen bölümlerinde detaylı olarak inceleyeceğimiz
adaletsiz sosyal düzende, ırkçılığa varan çarpık milliyetçilik
anlayışında, diğer toplumlara olan düşmanlıkta, ülke politikalarında,
hatta nasıl yemek yeneceğinden nasıl yıkanılacağına kadar
hayatın her alanında görmek mümkündür. Hindular tüm hayatlarını
Hindu metinlerinde yazdığı şekliyle geçirdikleri takdirde
"doğru yola" ulaşacaklarını zanneder, bundan dolayı çok
büyük bir yanılgıya düşerler. Çünkü Hinduizmin hem dünya
hayatı hem de ahiret hayatı için hiçbir güzellik vaat etmesi
mümkün değildir. Hinduizm batıldır ve hak karşısında mutlaka
yok olacaktır. Rabbimiz şu şekilde buyurmaktadır:
De ki: "Hak geldi, batıl
yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi,
81)
3- Swami Dharma
Theertha, History of Hindu Imperialism, Madras, 1992, s.
178. http://www.geocities.com/Athens/Agora/4229/in15.html 4- Jawaharlal Nehru, The Discovery of India,
New Delhi, 1983, s. 75. http://www.geocities.com/Athens/Agora/4229/in15.html
Bu
sitenin hazırlanmasında Adem Yakup'un eserleri kaynak olarak
alınmıştır.