Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde
kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan
başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara
ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir
zanna uyarlar... (Yunus Suresi, 66)
Hinduizmin kendi içinde birçok farklı türevi
olduğu için, bu batıl inancın öğretilerini kesin hatlarla
tespit etmek, inanışlarını sınıflandırabilmek ve bunun ardından
tüm sapkın yönlerini teker teker ortaya koymak mümkün değildir.
Ancak Hindu dini hakkında bilinen en temel gerçek, bu dinin
insanları putlara tapınmaya teşvik eden, pagan bir inanç
olduğudur.
Hinduların nasıl bir Allah inancına sahip olduklarını
anlamak oldukça zordur. Çünkü her farklı Hindu topluluğunun,
kasabanın, köyün, hatta aynı aile içinde yaşayan bireylerin
dahi birbirlerinden farklı inançları bulunabilmektedir.
Ancak bu din üzerine araştırma yapıldığında Hinduizmin putperest
bir din olduğu sonucuna ulaşılır. Bu gerçeğe rağmen, Hindular
asırlardır süregelen putperest geleneklerini çok farklı
şekillerde yorumlamaktadırlar. Milyonlarca farklı puta tapmalarına,
bu putların cezalandırma ve mükafatlandırma gibi pek çok
sözde üstün güce sahip olduklarına inanmalarına rağmen,
Hindular genelde putperest olduklarını kabul etmezler. "Brahma"
adını verdikleri "evrensel bir ruha" inandıklarını, diğer
putları Brahma'nın yansımaları olarak gördüklerini, dolayısıyla
Hinduizmin tek tanrılı bir inanç olduğunu söylerler.
Oysa bu, İslam dini ile hiçbir şekilde bağdaşmayan
sapkın bir anlayıştır ve zaten putperestlik de budur. Üstelik
Hinduizmin putperest bir din olduğunu anlamak için herhangi
bir araştırmaya ya da uzun süre gözlemler yapmaya da gerek
yoktur. Hindistan'ın dört bir yanını saran milyarlarca put
bu gerçeği tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir.
Kuran ayetlerinde de putperestliğin tarifi
çok açık bir şekilde yapılmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed
(sav) döneminde de putlara tapan bazı Arap toplulukları,
tüm evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah'ın varlığına
inanıyor, ancak taptıkları putların Allah'tan başka güçleri
olduklarını sanıyor, kimi zaman da onlara "aracı" olarak
tapınıyorlardı. Hinduizmdeki Brahma inancı ile bir kısım
cahiliye devri Araplarının bu putperest inançları büyük
bir benzerlik göstermektedir. Allah, bu insanların nasıl
bir yanılgı içinde olduklarını Kuran'da şöyle haber verir:
...O'ndan başka veliler
edinenler (şöyle derler:) "Biz, bunlara bizi Allah'a daha
fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Elbette Allah,
kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm
verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi
hidayete erdirmez. (Zümer Suresi, 3)
Nitekim şekil olarak da cahiliye putperestliği
ile Hinduizm oldukça benzerdir. Hindular da sözde ilahlarına
ibadet etmekte, yemekler sunmakta, saygı göstermekte, onlardan
korkmaktadırlar. Hinduizmin pagan bir din olduğu açıktır
ve tüm öğretileri bu açık gerçeği ortaya koymaktadır.
Bir Müslüman için Hinduizmin gerçek tanımını
yapmak oldukça kolaydır. Çünkü iman edenlerin önlerinde
hakkı batıldan ayıran bir rehber bulunmaktadır. Bu rehber
Rabbimiz'in tüm insanlara doğruyu yanlıştan ayıran bir hidayet
rehberi olarak gönderdiği Kuran'dır. Allah'ı "Bir ve Tek"
olarak tanıyan İslam dini, bu tevhid inancı üzerine kuruludur
ve Müslümanlar "La İlahe İllAllah" (Allah'tan başka ilah
yoktur) gerçeğine iman eden, muvahhid kimselerdir. Rabbimiz
insanları yaratma amacını "Ben, cinleri
ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım."
(Zariyat Suresi, 56) ayetiyle bizlere haber vermiştir.
Tüm insanlar Allah'a teslim olmak, sadece O'na dua edip
yalnızca O'ndan yardım istemek ve hiçbir şeyi Rabbimiz’e
ortak koşmamakla sorumlu tutulmaktadırlar. Bir ayette şu
şekilde buyurulmaktadır:
De ki: "Ben, dini yalnızca
O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum." (Zümer
Suresi, 11)
"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı
birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir;
ki insanları bunun üzerine yaratmıştır..." (Rum Suresi,
30) ayetiyle de bizlere bu gerçek hatırlatılmaktadır.
Allah, kainatın ve kainattaki kusursuz düzenin tek sahibidir,
yaratıcısıdır ve tek koruyucusudur. Evreni yoktan var eden,
ona belli bir düzen veren, gökleri, yeri ve en küçüğünden
en büyüğüne kadar tüm canlıları yaratan, onlara hayat ve
rızık verendir. Fatır Suresi'nde şu şekilde buyurulmaktadır:
(Allah) Geceyi gündüze
bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar; Güneş'i
ve Ay'ı emre amade kılmıştır, her biri adı konulmuş bir
süreye kadar akıp gitmektedir. İşte bunları (yaratıp düzene
koyan) Allah sizin Rabbinizdir; mülk O'nundur. O'ndan başka
taptıklarınız ise, 'bir çekirdeğin incecik zarına' bile
malik olamazlar. (Fatır Suresi, 13)
Tüm kainatı üstün bir yaratılışla var eden
Rabbimiz, ilmiyle herşeyi kuşatmıştır. Başka varlıkları
Allah'a ortak koşanlar, cansız putların önünde secde edip
saygı gösterisinde bulunurlarken çok büyük bir günah işlemektedirler.
Çünkü Allah tüm mülkün gerçek sahibidir, övülmeye, itaat
edilmeye ve şükredilmeye gerçek layık olandır. Bir ayette
bu gerçek şu şekilde haber verilmektedir:
De ki: "Ey mülkün sahibi
Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü
çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın;
hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin."
(Al-i İmran Suresi, 26)
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur.
Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır,
övülmeye layık olandır. (Hac Suresi, 64)
Canlı cansız tüm varlıkları çepeçevre kuşatmış
olan Rabbimiz, söylediğimiz her sözde, aklımızdan geçen
her düşüncede, yaptığımız her işte bize şahittir. O insanların
içlerinden geçirdiklerinden, gizlice tasarladıklarından
haberdar olan, gizlinin gizlisini bilendir:
Senin içinde olduğun herhangi
bir durum, onun hakkında Kuran'dan okuduğun herhangi bir
şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona
(iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş
olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden
uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü
de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus
Suresi, 61)
Yeryüzündeki her varlık Allah'a muhtaçtır.
Allah ise; insanın sahip olduğu her türlü eksiklikten münezzehtir,
hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Allah Kendisi'ne yegane
sığınılan, ihtiyaç duyulandır. Kendisi'nden yardım beklenmesi,
medet umulması gereken de yalnızca O'dur. Allah, Ezeli ve
Ebedi olan, daima Diri olandır:
Allah... O'ndan başka
ilah yoktur. Diridir, Kâim'dir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın
O'nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
O'nun Kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.
Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek Yüce'dir, pek
büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
Allah sonsuz güç sahibidir, herşey O'nun bilgisi
ve emri dahilinde hareket eder. Gökten yere kadar bütün
işler Allah'ın emriyle gerçekleşmektedir. Ölümler, doğumlar,
doğa olayları, akla gelebilecek her iş, her olay Allah'ın
emriyle oluşmaktadır. En küçüğünden en büyüğüne kadar alınan
her karar, yapılan her faaliyet Allah'ın izni iledir. Aynı
şekilde vücudunuzdaki trilyonlarca hücrenin işleyişi, bu
hücrelerin her birinin içinde bulunan organellerin tek tek
yerine getirdikleri bütün görevler, bu hücreleri besleyen
sistemler ve daha sayamayacağımız türlü detaylar Allah'ın
kontrolündedir. Bunun yanında, boşlukta dönüp durmakta olan
Dünya'dan, Dünya'nın üzerindeki tek bir karıncanın beslenmesinden
üremesine kadar hayatını devam ettirmesi için gereken tüm
faaliyetlere kadar herşey yine Allah'ın izniyle gerçekleşir.
Rabbimiz "... O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur..." (Hud Suresi, 56) ayetiyle
bu gerçeği bizlere bildirir.
Gökleri ve yeri hak ile yarattı:
O, şirk koştukları şeylerden yücedir. (Nahl Suresi,
3)
Hiçbir insan ya da varlık Allah'tan bağımsız
müstakil bir güce sahip değildir. Tüm varlıklar Allah'a
boyun eğmiştir. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'a teslim
olmuştur ve O'nun kontrolündedir. Hiç kimse Allah'ın kontrolü
ve dilemesi dışında hareket edemez, tek bir söz dahi söyleyemez.
Allah, bütün alemlerin sahibidir. Tüm kuvvet sadece Allah'ın
elindedir. Bu gerçeği unutup da, ne kendine ne bir başkasına
-Allah'ın dilemesi dışında- en küçük bir yardıma bile güç
yetiremeyecek taştan, topraktan varlıklardan medet ummak,
insana hem dünyada hem de ahirette çok büyük hüsran getirir.
Allah Araf Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:
Kendileri yaratılıp dururken,
hiçbir şeyi yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar? Oysa
(bu şirk koştukları güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma
güç yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmeğe. Onları
hidayete çağırırsanız size uymazlar. Onları çağırırsanız
da, suskun dursanız da size karşı (tutumları) birdir. Allah'tan
başka taptıklarınız sizler gibi kullardır. Eğer doğru iseniz,
hemen onları çağırın da size icabet etsinler. Onların yürüyecek
ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek
gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki:
"Ortak koştuklarınızı çağırın, sonra bir düzen (tuzak) kurun
da bana göz bile açtırmayın. Hiç şüphesiz, benim velim Kitab'ı
indiren Allah'tır ve O salihlerin koruyuculuğunu (veliliğini)
yapıyor. O'ndan başka taptıklarınız ise size yardıma güç
yetiremezler, kendilerine de. Eğer onları doğru yola çağırırsanız
işitmezler. Onları sana bakar (gibi) görürsün, oysa onlar
görmezler bile. (Araf Suresi, 191-198)
Hinduizmi incelediğimizde son derece sapkın,
batıl, ilkel, akıl ve mantıkla çelişen bir ritüeller dini
ile karşılaşırız. Onlar tüm hayatlarını hayali ilahlarına
cahilce ibadet ederek geçirirler. Hindistan'ın her yerinde
bu Hindu putlarını görmek mümkündür: tapınaklarda, evlerde,
küçük yol üstü ibadet yerlerinde, girintili çıkıntılı taş
yontularda, reklamlarda, takvim yapraklarında, film afişlerinde,
dükkanlarda, mücevher tasarımlarında, biblolarda, ev süslemelerinde...
Kısaca Hinduizmin etkili olduğu ülkelerde hayatın her alanı
bu putlarla çevrilmiştir. Allah Fatır Suresi'nde böyle kimselerin
durumlarını bizlere şu şekilde haber vermektedir:
Eğer onlara dua ederseniz,
duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler.
Kıyamet gününde ise, sizin şirk koşmanızı tanımayacaklardır.
(Bunu herşeyden) Haberi olan Allah gibi sana (hiç kimse)
haber vermez. (Fatır Suresi, 14)
Hinduların putperest olmadıklarını iddia etmelerinin
nedenlerinden biri ise, bu inancın saçmalığının dünyadaki
hemen her sağduyulu insan tarafından bilindiğinin farkında
olmalarıdır. Tapındıkları putların aslında put olmadığını,
kendilerini "Brahma"ya veya "evrensel ruha" ulaştıracak
aracılar sayıldığını iddia ederken farkına varamadıkları
gerçek ise, bu iddianın zaten tarih boyunca tüm putperestlerin
iddiası oluşudur. Başta da belirttiğimiz gibi, Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav)'in dönemindeki cahiliye devri müşrikleri
de taptıkları putlara kendilerini Allah'a yaklaştırsınlar
diye taptıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu sapkın inanca kapılmalarının
nedeni ise - hem cahiliye devri müşriklerinin hem de Hinduların
- atalarından miras kalan öğretilere körü körüne, sorgulamadan
inanmalarıdır. Hz. İbrahim ile putperest kavmi arasında
geçen ve Kuran'da haber verilen bu konuşma, putperestlerin
tarih boyunca süregelen bu bağnazlığını göstermektedir:
Hinduların hayali ilahları Brahma'nın
bronz heykeli
Siz yalnızca Allah'tan
başka birtakım putlara tapıyor ve birtakım yalanlar
uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka
taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler...
(Ankebut Suresi, 17)
Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?"
demişti. Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli
onların önünde bel büküp eğiliyoruz." Dedi ki: "Peki, dua
ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?" Ya da size bir
yararları veya zararları dokunuyor mu? "Hayır" dediler.
"Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk." (Şuara Suresi,
70-74)
Hinduizmi sempatik gösterme propagandasının
öncüleri sadece Hindular değildir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde
daha detaylı olarak inceleyeceğimiz materyalist ve Darwinist
çevreler de bu propagandada önemli bir rol üstlenmektedirler.
Ancak Batı toplumlarında putperestliğe karşı Hıristiyan
geleneğinden gelen doğal bir tepki vardır. Hıristiyanlık
zaman içinde ilk vahyedildiği halinden uzaklaşıp dejenere
olmuşsa da bu gibi temel değerlerini korumuştur. Günümüzde
de Hıristiyan toplumları putperestliği bir çeşit sapkınlık,
Hinduizmi de putperest bir inanç olarak görmektedirler.
Bu nedenle de Hindu inanışlarının Batılı toplumlarda yerleşmesini
hedefleyen çevreler, "evrensel ruh" tanımını kullanarak
bu sapkınlığı putperestlikten uzak bir görüntüyle kamufle
etmeye çalışmaktadırlar. Bu aldatmacanın bozulması içinse,
çözüm Hinduizme inanan insanların düşünmeye, vicdanlarının
sesini dinlemeye ve akıllarını kullanmaya davet edilmeleridir.
Allah, Kendisi'nden başka ilahlar edinerek cahilce sapan
insanları vicdanlarıyla hareket etmeye şöyle davet etmemizi
bizlere bildirmiştir:
"...De ki: "Öyleyse, O'nu
bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç
yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De
ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit
olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa
Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular
da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki:
"Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır."
(Rad Suresi, 16)
Hindular Milyonlarca Puta Taparlar
Batıl Budist inanışlar, Buda heykellerine sapkınca
tapınmayı, heykellere yiyecekler sunmayı, açlık ve sefalet
içinde Buda'ya kendini adamayı emretmektedir. Hinduizmde
ise bu putların sayısı 300-350 milyona kadar çıkmaktadır.
Çünkü her yönüyle batıl bir öğreti olan Hinduizme göre her
Hindu kendi putunu yapabilir, istediği canlı ya da cansız
varlığa sapkınca tapabilir. Her üç Hinduya ortalama bir
tane put düşmesi bu dinin ne kadar büyük bir hurafe olduğunu
en açık şekilde ortaya koymaktadır.
Hindular insan, hayvan, bitki, mekan ve olaylar
gibi milyonlarca farklı varlığı veya olguyu put edinebilirler.
Her kasaba kendi uydurma ilahına sahiptir. Her kasabanın
ya da köyün girişinde yılan, maymun ve daha farklı putların
temsil edildiği heykellere rastlanır. Her Hindu evinin de
kendi putları vardır. Hatta aynı aile içinde dahi her bireyin
farklı putlara secde ettiği görülmektedir. Sabahları putlarını
şarkılarla ve ışık oyunlarıyla uyandırdıklarını düşünür,
onları temizler, onlara çiçekler, yemekler, sütler sunarlar.
Allah putperest kavimlerin bu büyük aldanışlarını ve kendilerine
ilah edindikleri varlıkların hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini
"Onların yürüyecek ayakları var mı?
Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri mi
var? Yoksa işitecek kulakları mı var?.." (A'raf Suresi,
195) ayetiyle bizlere haber vermektedir.
Hindular putlarına bu şekilde tapınırlarken,
çok büyük bir sapkınlık içinde olduklarını, yaptıklarının
akıl ve mantıkla çeliştiğini düşünmez, her hareketlerini
bir ibadet olarak görürler. Oysa onların tahtadan, taştan
putlara ya da sözde ilahlarına tapmaları, Allah'ın vahyine
dayalı tüm dinlerde şiddetle yasaklanan çok büyük bir günahtır.
Allah'ın dışında canlı ya da cansız başka varlıklara tapanlar
Kuran'da müşrikler, yani Allah'a şirk koşanlar, olarak tarif
edilir. Şirk Allah'ın dışındaki varlıklara, Allah ile eşit
ya da Allah'tan daha fazla değer vermek demektir. Yani şirk
koşan kişi sevgisini, ilgisini Allah'tan ziyade bu varlığa
yöneltir, Allah'tan başka ilahlar edinir. Bazı müşrikler
Allah'ın varlığını açıkça inkar ederlerken, bazıları Allah'la
birlikte kendi sözde ilahlarına da tapmaktadırlar. Kuran'da
şirk konusuyla ilgili pek çok ayet bulunmaktadır ve Allah
şirk koşanları affetmeyeceğini bildirmektedir. Bu ayetlerden
bazıları şu şekildedir:
Gerçekten, Allah, Kendisi'ne
şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini
bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla
iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)
…Ey İsrailoğulları, benim
de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü
O, Kendisi'ne ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır,
onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.
(Maide Suresi, 72)
Hiç şüphesiz, Allah, Kendisi'ne
şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan)
dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o
uzak bir sapıklıkla sapmıştır. (Nisa Suresi, 116)
Bir ayette ise Hz. Lokman'ın oğluna şu şekilde
bir öğüt verdiği haber verilmektedir:
…Ey oğlum, Allah'a şirk
koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür." (Lokman
Suresi, 13)
Hindu inanışlarındaki sapkın ritüeller, tek
tek tarif edilemeyecek kadar detaylı ve karmaşıktır. Hindu
yazıtlarında her bir put ile ilgili ayrı bölümler, efsaneler,
özel ritüeller, kurban törenleri vardır. Söz konusu efsanelerde
putların her birinin kendi aile hayatları, düşmanları, zaafları,
hırsları, insanüstü güçleri, cezalandırma yöntemleri vardır.
Ayrıca bu putların dokundukları, üzerine binip yolculuk
yaptıkları, birarada bulundukları canlı – cansız her varlık
da Hindular tarafından cahilce kutsal görülürler. Günlük
yaşam da bu putlar arasında bölüştürülmüştür. Hindular bu
putların varlığına da, onların tüm bu özelliklere sahip
olduklarına da tam anlamıyla inanırlar. Hinduların en çok
değer verdikleri putlar ise üç tanedir. Bunlar Brahma, Vishnu,
Shiva'dır.
Brahma, Vishnu ve Shiva Hinduların
en çok değer verdikleri üç sözde ilahlarıdır. Putperest
Hindu inanışlarına göre bu üç hayali ilahın çeşitli
özellikleri ve kabiliyetleri vardır. Oysa akıl ve
sağduyu sahibi bir insanın taştan, tahtadan yapılmış
heykelleri güç ve kudret sahibi bir varlık zannetmesi,
onlardan medet umması mümkün değildir.
Brahma'nın sözde var etme özelliğine sahip
olduğuna inanılır. Vishnu'nun koruyucu, Shiva'nın ise yok
edici olduğuna inanılır. Hinduizm daha bunlar gibi milyonlarca
batıl inanış üzerine kuruludur. Ancak çocuk masallarında
rastlanabilecek garip hikayeler, insanlara bir din olarak
sunulur. Oysa İslam dini Allah'ın vahyine, Rabbimiz'in "Batıl,
ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kur'an,) Hüküm
ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir. (Fussilet
Suresi, 42) ayetiyle tarif ettiği Kuran'a dayalıdır.
Rabbimiz Bakara Suresi'nde şu şekilde buyurmaktadır:
... İnsanlar için hidayet olan ve doğru
yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri
(kapsayan) Kuran... (Bakara Suresi, 185)
Allah'a iman eden bir insan tüm hayatını Rabbimiz'in
razı olacağı gibi geçirir, Kuran ayetlerinde bildirilen
hükümlere titizlikle uyar. Mümin derin Allah korkusu ve
Allah sevgisi, samimi imanı ve güçlü vicdanı ile tanınır.
Hayatının her anında vicdanının sesini dinlediği için doğru
ile yanlışı birbirinden ayırabilir, feraset ve basiret sahibidir,
akıllıdır. Kuran ahlakından uzaklaşıp, atalarından gördükleri
geleneklere uymanın insanı ne kadar büyük bir kayba uğrattığının
farkındadır. Bu üstün vasıflardan yoksun olan müşriklerin
içinde bulundukları durum ise ayetlerde şu şekilde haber
verilmektedir:
"Siz yalnızca Allah'tan
başka birtakım putlara tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz.
Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size
rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın Katında
arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz."
(Ankebut Suresi, 17)
De ki: "Allah'ın dışında
(tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde
ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri
yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi,
O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur. (Sebe Suresi,
22)
Hindular Ganeşa adını verdikleri
putlarına her fırsatta sapkınca saygı gösterilerinde
bulunurlar. Akıl ve mantıkla çelişen bu garip ritüeller
onlara hem dünyada hem de ahirette büyük bir kayıp
getirecektir.
Müşrikler gibi Hindular da tapındıkları putların
Allah'tan bağımsız, müstakil güçlere sahip oldukları yanılgısına
düşerler. Önünde secde ettikleri taştan, tahtadan heykellerin
kendilerini duyduklarını, işledikleri günahların farkında
olduklarını zannederler. Bu heykellerin insanlara zarar
verebileceğine, onları lanetleyebileceğine inanırlar. Oysa
bu düşünceleriyle hem Allah'a şirk koşarak çok büyük bir
günah işlemekte, hem de akıl ve mantıkla çelişen çok büyük
bir çıkmaza girmektedirler. Rabbimiz müşrikleri bu büyük
çıkmazdan kurtulmaya şöyle davet etmektedir:
Allah; sizi yarattı, sonra
size rızık verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra sizi
diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini
yapacak var mı? O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.
(Rum Suresi, 40)
Hinduların sapkın
ritüelleri saymakla bitmeyecek kadar fazladır. Örneğin Hindular,
tapınaklarının içinde yer alan ikonalara çok büyük bir saygı
gösterirler. Saygın bir konuk gibi bu cansız heykellere
hizmet eder, sevgi sunar, ilgi gösterirler. Yıkanmaları
ve içmeleri için su, giysi, çiçekler, tütsü ve daha pek
çok farklı şey sunarlar. Bu putlar her gün sanki bir canlı
uyandırılıyor gibi özenle uyandırılır, giydirilir, Hindular
tarafından ziyaret edilirler; kendilerine ibadet edilir
ve daha sonra istirahate terk edilirler. Hindu bayramlarında
topluca putlara hediyeler, sunular verilerek, oruç tutularak,
ilahiler söyleyerek hiçbir gücü olmayan anlamsız eşyalara
karşı şuursuzca bağlılıklarını kanıtlamaya çalışırlar.5
Hiçbir Hindu tüm bunların ne derece saçma ve küçük düşürücü
olduğunu fark etmez. Bir taşı ya da tahtayı uyandırmaya
kalkmanın, onu giydirme ya da onunla konuşmanın ne kadar
büyük bir akılsızlık ve saçmalık olduğunu kavrayamaz. Ancak
şizofreni hastalarında görülen türde bir hezeyan sergilediklerinin
bilincine varamaz. Rabbimiz putperestlerin bu sapkın inançlarını
bizlere şu şekilde bildirmektedir:
(İbrahim) Dedi ki: "Peki,
dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı? Ya da size
bir yararları veya zararları dokunuyor mu?" "Hayır" dediler.
"Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk." (Şuara Suresi,
72-74)
Hindular için putlara yiyecek
sunmak çok önemli bir ritüeldir. Tüm Hindular bir
taşa yemek sunmanın ne kadar büyük bir saçmalık olduğunu
düşünmeksizin, atalarından aldıkları bu batıl gelenekleri
şuursuzca devam ettirirler.
Hinduizmin sapkın inanışlarına göre inekler,
maymunlar, bazı kuş türleri, bazı ayı türleri, geyikler,
filler, bazı timsah türleri, kedigiller, fareler, baykuşlar,
kargalar, köpekler de sözde kutsaldırlar6
ve tüm bu hayvanlara da hayali ilahlarına gösterdikleri
saygıyı gösterirler. Örneğin Rajputana Tapınağı'ndaki farelere
kimse dokunmaz; bu farelere dokunmak çok büyük bir günah
olarak görülür.7 Kendisine en çok saygı
gösterilen hayvan ise hiç şüphesiz inektir. Yolda bir inekle
karşılaşan ya da bir inek resmi gören Hindular üstün güçlere
sahip, "tüm insanlığın anası" ve herşeyiyle kutsal bir sözde
ilahla karşılaştıklarını düşünür ve bu ineğe saygı gösterisinde
bulunmaya başlarlar.
İnekler sapkın Hindu
inançlarına göre yer, gök ve atmosferin anası sayılmaktadır.
Bu nedenle de inekler ve öküzler caddelerde, alışveriş merkezlerinde
veya diledikleri her yerde serbestçe dolaşabilirler. İnek
etinin yenmesi yasaktır, öldürülmeleri de kanunla yasaklanmıştır.
İneklerin dışkıları Hindularca kutsal ve aynı zamanda da
çok faydalı olarak görülür. Çok sayıda hastalığı tedavi
ettiğine ve adetlere göre insan ruhunu arındırdığına inandıklarından
dolayı kutsal görülmekte, içilmekte ve yenmektedir.8
İneklere tapınmanın - hem de bu denli iğrenç
ritüeller uygulamanın - ne kadar büyük bir akli, ahlaki
ve ruhi bozukluk olduğu açıktır. Eğitimli, üniversite mezunu,
belli bir entelektüel seviyeye ulaşmış Hinduların dahi bu
sapkın gelenekten asla ödün vermemesi ise, Hinduizmin insanlar
üzerindeki büyük etkisini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Hindu gelenekleriyle akılları örtülmüş olan bu insanlar
neyi niçin yaptıklarının dahi farkında değildirler, analiz
yeteneklerini ve doğruyu yanlıştan ayırt edebilme özelliklerini
tamamen kaybetmişlerdir. Ve hiç düşünmedikleri bir gerçek
daha vardır: Tüm putları biraraya gelseler dahi Allah'tan
gelecek bir azaptan onları "hiç kimse ya da hiçbir varlık,
hiçbir şekilde" koruyamayacaktır. Allah Araf Suresi'nde
müşriklere şu şekilde haber vermektedir.
Allah Kuran'da İsrailoğullarının
buzağıyı tanrı edindiklerini bildirir. Hinduların
da ineği sözde bir ilah olarak kabul etmeleri son
derece dikkat çekicidir.
Kendileri yaratılıp dururken, hiçbir şeyi yaratamayan şeyleri
mi ortak koşuyorlar? Oysa (bu şirk koştukları güçler ve
nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir, ne kendi
nefislerine yardım etmeye. (Araf Suresi, 191-192)
İneğin Hindularca sözde bir ilah olarak görülmesi
oldukça dikkat çekicidir. Çünkü Rabbimiz Kuran'da özellikle
buzağıyı tanrı edinenlere birçok ayetle dikkat çekmekte
ve "Şüphesiz, buzağıyı (tanrı) edinenlere
Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir zillet yetişecektir.
İşte Biz, 'yalan düzüp-uyduranları' böyle cezalandırırız."
(Araf Suresi, 152) şeklinde buyurmaktadır. Ayetlerde
Hz. Musa'nın yanlarından ayrılmasının ardından İsrailoğullarının
da buzağıyı put edindikleri ve ona tapındıkları haber verilmektedir.
Ayetlerde şu şekilde buyurulmaktadır:
Hani Musa ile kırk gece
için sözleşmiştik. Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı
(tanrı) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz. (Bakara
Suresi, 51)
Böylece onlara böğüren
bir buzağı heykeli döküp çıkardı "İşte sizin ve ilahınız,
Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler. Onun
kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar
veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı? (Taha
Suresi, 88-89)
Andolsun, Musa size apaçık
belgelerle geldi. Sonra siz onun arkasından buzağıyı (tanrı)
edindiniz. İşte siz (böyle) zalimlersiniz. Hani sizden misak
almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize
(Kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi
ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkârları yüzünden buzağı
(tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız,
inancınız size ne kötü şey emrediyor?" (Bakara Suresi, 92-93)
(Tura gitmesinin) Ardından
Musa'nın kavmi süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı
heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle
konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini
(hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler,
de zulmedenler oldular. (Araf Suresi, 148)
Şüphesiz, buzağıyı (tanrı)
edinenlere Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir
zillet yetişecektir. İşte Biz, 'yalan düzüp-uyduranları'
böyle cezalandırırız. (Araf Suresi, 152)
Demişlerdi ki: "Musa bize
geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde
eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız." (Taha Suresi, 91)
İneklere tapınmanın ne kadar büyük
bir akli, ahlaki ve ruhi bozukluk olduğu açıktır.
Koskoca bir ulusun 21. yüzyılda böylesine akıldışı
bir inanca sahip olması insanı hayrete düşüren bir
durumdur.
Ayetlerde de görüldüğü gibi İsrailoğulları
buzağıya "tutkuyla" bağlanmış, Hz. Harun ise onları bu sapkınlıktan
vazgeçmeleri için birçok kez uyarmıştır. Taha Suresi'nde
Hz. Harun'un kavmine yaptığı şu uyarısı haber verilir:
"Ey kavmim, gerçekten
siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl
Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime
itaat edin" demişti. (Taha Suresi, 90)
Hz. Musa kavmine geri geldiğinde onları buzağıya
taparken bulur:
Hani Musa, kavmine: "Ey
kavmim, gerçekten siz buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize
zulmettiniz. Hemen, kusursuzca yaratan (gerçek ilah)ınıza
tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, Yaratıcınız Katında
sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah)
tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir,
esirgeyendir. (Bakara Suresi, 54)
İneğe tapan Hindularla, buzağıyı ilah edinen
Hz. Musa devrindeki İsrailoğulları arasındaki benzerlik
çok dikkat çekicidir. Onlar da başka bir hayvanı ya da başka
bir nesneyi değil, Kuran'da birçok ayetle dikkat çekilen
ineği Allah'a ortak koşmuş ve çok büyük bir günaha girmişlerdir.
Ancak Hz. Musa devrindeki İsrailoğulları bu yaptıklarının
çok büyük bir hata olduğunu fark etmiş ve Rabbimiz de onların
tevbelerini kabul etmiştir. Hindular da bir an önce içinde
bulundukları bu sapkınlığın farkına varmalı, samimiyetle
tevbe edip, Bir ve Tek olan Allah'a gönülden teslim olmalıdırlar.
Umulur ki Rabbimiz tevbelerini kabul edecek ve onları hidayete
yöneltecektir. Bakara Suresi'nde şu şekilde buyurulmaktadır:
Resimdeki kadın ağaca oyulan Venugopalaswamy
Tapınağında, putları Krishna'ya sapkınca ibadet
ediyor. Batıl Hindu inanışlarında bu ağaçlar da
sözde kutsaldırlar. İslam dini ise müşrik toplulukların
tüm bu sapkın anlayışlarını reddeder ve kainatın
tek sahibi, Rahman ve Rahim olan Rabbimiz'e kulluk
etmeyi emreder.
Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler
ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini
kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim.
Şüphesiz, inkar edip kafir olarak ölenler, Allah'ın, meleklerin
ve bütün insanların laneti bunların üzerinedir. Onda süresiz
kalacaklardır, onlardan azap hafifletilmez ve onlar gözetilmezler.
(Bakara Suresi, 160-162)
Hinduizmde putlar insan ve hayvanlarla da sınırlı
kalmamaktadır. İnsanın gün içinde karşılaşabileceği hemen
her nesne büyük bir sapkınlıkla kutsallaştırılmış ve kendisine
ibadet edilir hale getirilmiştir. Örneğin Allah'ın izniyle
biraraya gelip çağlayarak akan nehirler, O'nun yüce takdiri
ile tohumu yere düşüp büyüyen ağaçlar, Rabbimiz'in sarsılmadan
sabit durmasına izin verdiği dağlar Hindularca kutsal olarak
görülmektedir. Oysa Rabbimiz'in Kuran ayetlerinde bildirdiği
gibi tüm bu varlıklar Allah'a secde etmektedirler:
Görmedin mi ki, gerçekten,
göklerde ve yerde olanlar, Güneş, ay, yıldızlar, dağlar,
ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde
etmektedirler... (Hac Suresi, 18)
Göklerde ve yerde olan
ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve
onlar büyüklük taslamazlar. (Nahl Suresi, 49)
Bu sapkın düşünce
Hinduları dağlar, nehirler hakkında akıl dışı efsaneler
üretmeye götürmektedir. Bu efsanelere göre dağların, nehirlerin
ruhları ve yaşamları vardır. Haktan sapılarak kendilerince
kutsallaştırdıkları nehirlerin en ünlüsü ise Ganj'dır, sözde
kutsal dağların başında ise Himalayalar gelmektedir.9
Hindulara göre ateş putu Agni, Güneş putu Surya, okyanus
putu Varuna, rüzgar putu Vayu, mimari putu Vişkarma, ölüm
putu ise Yama'dır. Sadece bu inançlar dahi Hinduizmin ne
kadar akıl dışı ve uydurma bir hurafeler yığını olduğunu
ortaya koymak için yeterlidir. Çünkü normal akıl seviyesine
sahip hiçbir insanın bir nehirin karşı konulamaz güçlerinin
olduğunu düşünmesi mümkün değildir. Bunlar ancak batıl safsatalarla
tüm düşünce yolları tıkanmış, kavrayışı ortadan kalkmış
ve akli yeteneklerini yitirmiş bir insanın inanabileceği
şeylerdir. Oysa günümüzde yaklaşık 1 milyar kişi körü körüne
bu sapkın dinin peşinden gidebilmektedir.
Putperest
Hindular taştan heykelleri önce yıkar, sonra yüzlerine
makyaj yapar, ardından da çiçeklerle süslerler.
Bu sapkın ritüel Hindistan'ın dört bir yanında sürekli
uygulanır. Oysa onlar kendilerini ibadet edip iyi
bir iş yapmakta zannederlerken, gerçekte çok büyük
bir aldanış içindedirler. Çünkü Allah Kendisi'ne
şirk koşan müşrikleri sonsuz cehennem azabıyla uyarmaktadır.
Dola Purnima Festivali sırasında sözde ilahları
Krishna'nın heykelini taşıyan Hindu gençler, bu
göreve seçilmeyi büyük bir şeref olarak görürler.
Oysa taştan bir putun, kendisine inananları gördüğünü,
koruduğunu, dualarını işittiğini ve saygı gösterilerini
değerlendirdiğini düşünmenin ne kadar büyük bir
sapkınlık olduğu açıktır.
Bugün Hindistan'da Güneş'e tapma da hala sürmektedir.
En önem verilen Güneş tapınağı da Orissa Bölgesi'ndeki Konarak
Tapınağı'dır.10 Güneş'e tapınma Hindular
ile geçmişteki putperest toplumlar arasındaki bir diğer
benzerliktir. Bu aldanış, tarihin en eski dönemlerinden
beri süregelmektedir. Güneş'in kendilerine ısı ve ışık sağladığını
gören insanlar varlıklarını bu gök cismine borçlu oldukları
zannına kapılmışlar ve Güneş'e kendi düşük akıllarınca ilahlık
vermişlerdir. Bu sapkın inanç, tarihte pek çok toplumu Allah'ın
hak dininden uzak tutmuştur. Kuran'da bu durum bizlere haber
verilmekte ve Hz. Süleyman devrinde yaşayan Sebe Halkı'nın
Güneş'e taptığı şöyle anlatılmaktadır:
Milyonlarca farklı puta cahilce ibadet eden
Hindular, Himalayaları da, Ganj Nehri'ni de
kutsal kabul ederler. Allah'ı unutup, taşa,
toprağa, suya ibadet eden bu insanlar -söz konusu
batıl inanışlarından vazgeçmedikleri sürece-
kendilerini çok büyük bir azaba sürüklemektedirler.
Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da Güneş'e secde etmektelerken
buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece
onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar
hidayet bulmuyorlar. Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı
ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı
bilen Allah'a secde etmesinler diye. (Neml Suresi, 24-25)
Hindu inanışları insanların
"Ganj Nehri'nin sularının tüm günahları temizlediği"
gibi akıl ve mantık dışı bir efsaneye inanmalarını
emreder
Dikkat edilirse, insanların Güneş'e tapmaları,
tam bir cehaletin ve akılsızlığın sonucudur. Güneş'in dünyaya
ısı ve ışık ulaştırdığı doğrudur, ancak bunun için şükredilmesi
gereken, Güneş'i yaratmış olan Allah'tır. Güneş, hiçbir şuuru
olmayan bir hidrojen-helyum yığınıdır ve bir zamanlar yok
iken Rabbimiz onu yoktan yaratmıştır. Gelecekte bir gün de
yakıtı tükenecek ve sönüp gidecektir. Belki bundan önce Rabbimiz
onu yok edecektir. Allah, Güneş'i de, tüm diğer gök cisimlerini
de yoktan yaratmıştır ve dolayısıyla tüm bu varlıklar nedeniyle
övülüp yüceltilmesi gereken Allah'tır. Bir ayette bu gerçek
şöyle açıklanır:
Gece, gündüz, Güneş ve
Ay O'nun ayetlerindendir. Siz Güneş'e de, Ay'a da secde
etmeyin. Allah'a secde edin, ki bunları Kendisi yaratmıştır.
Eğer O'na ibadet edecekseniz. (Fussilet Suresi, 37)
Allah'ı unutup, tüm hayatlarını hiçbir şeye
gücü olmayan taştan heykellere ibadet ederek geçiren, batıl
bir hayat sürerek büyük bir kayıp içinde yaşayan bu insanların
asıl kayba uğrayacakları yer ise hiç şüphesiz sonsuz ahiret
yurdu olacaktır. Onlar dünya hayatını putlarını memnun etmek
uğruna heba ederlerken, yeniden dünyaya gelip hiç ölmeyecekleri
yalanına sarılırlar. Ancak bu sarıldıkları yalanların içi
boş bir aldanış olduğunu ölümleriyle birlikte anlayacaklardır.
Rabbimiz bu gerçeği Ankebut Suresi'nde şu şekilde haber
vermektedir:
Geçmiş putperest topluluklar gibi Hindular da sapkınca
Güneş'e tapınmış ve bunun için tapınaklar inşa etmişlerdir.(Yanda)
Orissa Bölgesi'ndeki Konarak Tapınağı.
(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya
hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar)
edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak
ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz
ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur." (Ankebut Suresi,
25)
Peygamberimiz Hz.
Muhammed (sav) de bir hadislerinde müşrikler için "Herhangi
bir şeyi Allah'a ortak kılarak ölen kimse ateşe girer"11
şeklinde buyurmuş ve imanlarına şirk katmayan muvahhid kullarına
ise şu güzel müjdeyi vermiştir:
"Her
kim ki, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan, tam bir ihlas
ile O'nun birliğine inanmak, O'na ibadet etmek, namazı dosdoğru
kılmak ve zekatı (gereği gibi) vermek hali üzerinde dünyadan
ayrılırsa, Allah (Teala) kendisinden razı iken ölmüş olur."12
5- Korhan
Kaya, Hinduizm, Dost Yayınevi, Şubat 2001, Ankara, s. 48 6- Korhan Kaya, Hinduizm, Dost Yayınevi,
Şubat 2001, Ankara, s. 68 7- Khushwant Singh, India An Introduction,
New Delhi, 1990, s. 44. Murtahin Billah Fazlie, Hinduism
and Islam, A Comparative Study, Islamic Book Service, New
Delhi, s. 76 8- "Lynching 5 Dalits in Police Presence
Exposes India's Inhuman Caste System", http://www.islamonline.net/english/news/2002-10/17/article54.shtml 9- Korhan Kaya, Hinduizm, Dost Yayınevi,
Şubat 2001, Ankara, s. 62 10- Korhan Kaya, Hinduizm, Dost Yayınevi,
Şubat 2001, Ankara, s. 23 11- Sahih Müslim, cilt 1, s. 138, no: 141 12- İbni Mace, 1. cilt, s. 119, no: 70
Bu
sitenin hazırlanmasında Adem Yakup'un eserleri kaynak olarak
alınmıştır.