| GİRİŞ
(Bu elçi,) Bir güç
sahibidir,
arşın sahibi Katında şereflidir.
Ona itaat edilir, sonra güvenilirdir.
(Tekvir Suresi, 20-21)
Peygamber Efendimiz, Allah'ın
"… ancak o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur."
(Ahzab Suresi, 40) ayetiyle bildirdiği gibi
insanlar için son peygamber olarak gönderilen, Allah'ın
en son hak kitabını vahyettiği, güzel ahlakı, takvası,
Allah'a olan yakınlığı ile insanlara örnek kıldığı,
Allah'ın dostu, Rabbimizin katında üstünlüğü olan,
müminlerin de dostu, en yakını ve velisidir.
Allah, "Gerçek şu ki, Biz
senin üzerine 'oldukça ağır' bir söz (vahy) bırakacağız"
(Müzzemmil Suresi, 5) ayetiyle de bildirdiği gibi
son peygamber olan Hz. Muhammed (sav)'e önemli bir
sorumluluk vermiştir. Peygamberimiz (sav) ise, Allah'a
olan güçlü imanı ile, Allah'ın kendisine verdiği
sorumluluğu en güzeliyle yerine getirmiş, insanları
Allah'ın yoluna, hidayete davet etmiş ve tüm inananların
yol göstericisi ve aydınlatıcısı olmuştur.
Peygamberimiz (sav)'i görmemiş olsak bile, Kuran
ayetlerinden ve hadis-i şeriflerden, güzel tavırlarını,
konuşmalarını, gösterdiği güzel ahlakı tanıyabilir,
ona benzemek, ahirette onunla yakın bir dost olabilmek
için elimizden gelen çabayı en fazlasıyla gösterebiliriz.
Günümüzde insanlar, özellikle de gençler birçok
insanı kendilerine örnek almakta, onların tavır
ve konuşmalarına, üsluplarına, giyim tarzlarına
özenmekte, onlar gibi olmaya çalışmaktadırlar. Ancak
bu insanların büyük bir çoğunluğu doğru yolda olmadığı
gibi, tavır ve ahlak güzelliğine de sahip değildirler.
Bu nedenle insanları doğru olana, en güzel ahlak
ve tavıra özendirmek önemli bir sorumluluktur. Bir
Müslümanın, tavrına ve ahlakına özenmesi, benzemek
için çaba göstermesi gereken kişi, Hz. Muhammed
(sav)'dir. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirmektedir:
Andolsun, sizin için, Allah'ı ve
ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler
için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.
(Ahzab Suresi, 21)
Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav) gibi diğer peygamberler de, Allah'ın
müminler için örnek kıldığı, Allah'ın razı olduğu
kişilerdir. Allah, Yusuf Suresi'nde şöyle bildirmektedir:
Andolsun, onların kıssalarında
temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an)
düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden
öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin 'çeşitli biçimlerde
açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir
hidayet ve rahmettir. (Yusuf Suresi, 111)
Bu
kitabın hazırlanış amacı da Peygamberimiz (sav)'i
birçok yönüyle tanıtmak, onun ahlakını örnek alan
insanlardan oluşan bir topluluğun ne kadar üstün
özelliklere ve güzelliklere sahip olacağını göstererek,
insanları Peygamberimiz (sav)'in ahlakına özendirmektir.
Peygamberimiz (sav)'in "Size iki şey bırakıyorum.
Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız:
Allah'ın Kitabı ve Resulü'nün sünneti"1
hadis-i şeriflerinde de bildirdiği gibi, Müslümanların
en önemli iki yol göstericisi Kuran ve Peygamber
Efendimizin sünnetidir.
Peygamber Efendimiz hem güzel ahlakı ile insanlara
örnek olmuş, hem de insanları güzel ahlaklı olmaya
çağırmıştır. "Müminin mizanında en ağır basacak
şey güzel ahlaktır. Muhakkak ki, Allah Teala işi
ve sözü çirkin olan ve hayasızca konuşan kimseye
buğz eder"2 buyuran Peygamberimiz
(sav), bir sözünde de "Ruhumu kudret altında tutan
Allah'a yemin ederim ki cennete sadece güzel ahlak
sahipleri girer"3 demiştir.
Peygamberimiz (sav)'in izinden giden Müslümanların
da, hem tüm insanlığa güzel ahlakları ve iyi huyları
ile örnek olmaları, hem de sözlü ve yazılı olarak
onları güzel ahlaka davet etmeleri gerekir.
Biz elçileri,
müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka
bir amaçla) göndermeyiz. İnkar edenler ise, hakkı
batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar.
Onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı)
alay konusu edindiler.
(Kehf Suresi, 56)
1- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme
ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ
Yayınları, Ankara, s. 328 
2- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis,
1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 15/9
3- Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam
Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr.
Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.792
|