| KURAN'DA
PEYGAMBER EFENDİMİZİN
GÜZEL AHLAKI
Kendisine Rabbinin ayetleri
öğütle hatırlatıldığı zaman,
sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni
unutandan
daha zalim kimdir? Biz gerçekten, kalpleri üzerine
onu kavrayıp anlamalarını
engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık
koyduk. Sen onları hidayete
çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet
bulamazlar.
(Kehf Suresi, 57)
Peygamberimiz (sav)'in çok güzel bir ahlaka sahip
olduğunu Allah Kuran'da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına
andolsun. Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.
Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir
vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.
Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler.
Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını'.
Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını
daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de
daha iyi bilendir. (Kalem Suresi, 1-7)
Allah bu ayette ayrıca Peygamberimiz (sav) için
kesintisi olmayan bir ecir olduğunu bildirmiştir.
Bu, Hz. Muhammed (sav)'in daima güzel ahlak gösterdiğini,
takvadan hiçbir zaman ayrılmadığını gösteren bir
bilgidir.
Peygamberimiz (sav)'in de "İmanın
kemali, güzel ahlakladır"4 sözleriyle
belirttiği gibi, imanın en önemli alametlerinden
biri güzel ahlaktır. Bu nedenle güzel ahlakın en
güzel örneklerini öğrenmek ve uygulamak önemli bir
ibadettir.
Bu bölümde, Peygamber Efendimizin Kuran'da zikredilen
güzel ahlak özelliklerinden bazılarına yer verilecektir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) SADECE KENDİSİNE
VAHYOLUNANA UYMUŞTUR
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da da çok kereler
zikredilen en önemli özelliklerinden biri, sadece
Allah'ın indirdiğine uyması, insanların rızasını
gözetmeden, insanlardan çekinmeden sadece Allah'ın
bildirdiklerini yapmasıdır. Hatta, çağdaşı olan
müşrikler ve diğer dinlerin mensupları Peygamberimiz
(sav)'den kendi çıkarlarına uygun hükümler getirmesini
istemişlerdir. Bu kişiler sayıca ve kuvvetçe daha
üstün konumda olmalarına rağmen, Peygamberimiz (sav)
Kuran'ı ve Allah'ın hükümlerini daima büyük bir
titizlik ve kararlılıkla korumuştur. Bir ayette
Allah, Peygamberimiz (sav)'in bu insanların ısrarlarına
nasıl karşılık verdiğini bizlere şöyle haber vermektedir:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler
olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar,
derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu
değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir
öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey
değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım.
Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük
günün azabından korkarım." De ki: "Eğer Allah dileseydi,
onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben
ondan önce sizin içinizde bir ömür sürdüm. Siz yine
de akıl erdirmeyecek misiniz?" (Yunus Suresi, 15-16)
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir;
onları sana bir hak olarak okuyoruz.
Sen de gönderilen elçilerdensin.
(Bakara Suresi, 252)
Allah, kavminin bu tavırlarına karşılık Peygamberimiz
(sav)'i birçok ayetiyle uyarmıştır. Örneğin Maide
Suresi'nde şöyle buyrulur:
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki
kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici'
olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik.
Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet
ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve
tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat
ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi,
sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle
sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız.
Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa
düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. Aralarında
Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına
uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından
seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın. Şayet
yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları
nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir.
Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır. (Maide Suresi,
48-49)
Peygamberimiz (sav) de Allah'ın kendisine
indirdiğinden başkasına uymayacağını büyük bir kararlılıkla
kavmine tekrarlamıştır. Peygamberimiz (sav)'in bu
üstün ahlakını haber veren bir ayet şöyledir:
Hamid Aytaç. Celi
Sülüs Levha. Hadis-i şerifte; "Hz. Peygamber,
insanların en hayırlısı insanların faydalı
olanıdır" buyrulmuştur. |
De ki: "Size Allah'ın hazineleri
yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben
size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden
başkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir
olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?" (Enam Suresi,
50)
Peygamberimiz (sav)'in, Allah yolunda kararlı ve
sebatlı olması ile hak din, en güzel ve en doğru
şekliyle insanlara bildirilmiştir. İnsanların büyük
bir bölümü ile kıyas yapmak Peygamberimiz (sav)'in
bu üstünlüğünün daha da iyi anlaşılmasına vesile
olacaktır. Günümüzde de geçmişte de insanların büyük
bir bölümü zaaflara, hırslara, tutku dolu isteklere
sahiptirler. Büyük bir çoğunluğu ise dini kabul
etmelerine rağmen bu zayıflıklarına yenilirler.
Zaaf ve tutkularını terk etmek yerine dinin hükümlerinden
tavizler verirler. Örneğin dostlarının, eşlerinin,
akrabalarının ne diyeceğinden çekinerek dinin bazı
hükümlerini yerine getirmezler. Veya dine uymayan
bazı alışkanlıklarını terk edemezler. Bu nedenle,
dini kendi çıkarlarına göre yorumlar, kendilerine
uyan hükümlerini kabul eder, diğerlerini görmezden
gelirler.
Peygamberimiz (sav) ise, bu tür insanların isteklerine
hiçbir zaman taviz vermemiş, Allah'ın indirdiğini
hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiç kimsenin çıkarını
hesap etmeden, sadece Allah'tan korkup sakınarak
Kuran'ı insanlara tebliğ etmiştir. Allah, Peygamber
Efendimizin bu takva özelliğini Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Battığı zaman yıldıza andolsun;
Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve
azmadı. O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına
göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta
olan bir vahiydir. Ona (bu Kuran'ı) üstün (oldukça
çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir. (Necm
Suresi, 1-5)
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir.
Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya
düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu
kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı,
fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru
yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi,
7)
Allah'a karşı
yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?İşte
bunlar, Rablerine sunulacaklar ve şahidler: "Rablerine
karşı yalan söyleyenler bunlardır" diyecekler. Haberiniz
olsun; Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
(Hud Suresi, 18)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TÜM
ALEMLERE ÖRNEK OLAN TEVEKKÜLÜ
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'le ilgili olarak anlatılan
olaylarda onun tevekkülü ve Allah'a teslimiyeti
açıkça görülmektedir. Örneğin Peygamberimiz (sav)'in,
Mekke'den çıktıktan sonra arkadaşı ile birlikte
gizlendiği bir mağaradaki sözleri tevekkülünün en
güzel örneklerinden biridir. Ayette şöyle bildirilmektedir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz,
Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden
biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu:
"Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir."
Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu'
indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş,
inkara edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını)
alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Tevbe Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun,
daima Allah'a teslim olmuş, O'nun yarattığı herşeyde
bir hayır ve güzellik olduğunu bilmiştir. Kuran'da
Peygamberimiz (sav)'e, kavmine söylemesi bildirilen
şu sözler de bu tevekkülün bir göstergesidir:
Sana iyilik dokunursa, bu onları
fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz
önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde
dönüp giderler. De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları
dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez.
O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a
tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 50-51)
Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara
örnek olmuş ve insanın Allah'tan gelecek bir şeyi
değiştirmeye asla güç yetiremeyeceğini şöyle hatırlatmıştır:
"Bir nefse
takdir edilmiş şey mutlaka olur."5
"... Bir şey
isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen
Allah'tan yardım dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı
bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler,
bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın
yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler,
buna da muktedir olamazlar."6
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin
de, musibet gibi görünen olayları onun gibi tevekküllü
karşılaması, herşeyde bir hayır ve güzellik olduğuna
iman etmesi gerekir. Şunu da unutmamak gerekir ki,
Allah'ın en takva kullarından biri olan Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav), çok büyük zorluklarla ve şedid
olaylarla denenmiştir.
Herşeyden önce tebliğ yaptığı kavimde her türlü
zorluğu çıkarmaya hazır olan insanlar bulunmaktadır:
İki yüzlü davranarak Peygamberimiz (sav)'e tuzak
kurmaya çalışanlar, atalarının dinini değiştirmeyi
kabul etmeyen müşrikler, peygamberden nefislerine
uygun ayet getirmesini isteyenler, Peygamberimiz
(sav)'i öldürmek, sürmek veya tutuklamak isteyenler
ve daha birçokları sürekli olarak Peygamberimiz
(sav)'e zorluk çıkarmaya çalışmışlardır.
Peygamberimiz (sav) inkarcıların bu tavırlarına
daima sabretmiş, büyük bir kararlılıkla Allah'ın
dinini tebliğ etmiş ve Müslümanları tehlikelerden
koruyarak onları Kuran ile eğitmiştir. Onun bu azminin,
başarısının ve cesaretinin temelinde Allah'a olan
güçlü imanı, tevekkülü ve teslimiyeti yatmaktadır.
Peygamberimiz (sav), mağarada olduğu gibi her durumda
Allah'ın kendisi ile birlikte olduğunu bilmiş, her
olayı Allah'ın yarattığına ve Rabbimizin herşeyi
en güzel ve en hayırlı şekli ile sonuçlandıracağına
iman etmiştir. Peygamberimiz (sav)'in şu hadis-i
şerifi onun herşeyde hayır gören tevekkülüne bir
örnektir:
"Mümin kişinin
durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun
için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır,
başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse
şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder,
bu da hayırdır."7
Peygamber Efendimiz bu inancı ile olaylar karşısında
elinden gelen tüm çabayı göstermiş ancak sonucun
Allah'a ait olduğunu her zaman bilerek, O'na dayanıp
güvenmiştir. Allah, onun bu güzel tevekkülü karşısında
onu daima güçlü ve başarılı kılmıştır.
Allah, zorluk çıkaranlara karşı Peygamberimiz (sav)'e
tevekkül etmesini bildirmiştir ve Peygamberimiz
(sav) de hayatı boyunca Rabbimizin bu emrine uygun
olarak davranmıştır. Ayette şöyle buyrulur:
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından
çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda
senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda
kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir
ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
(Nisa Suresi, 81)
Konu ile ilgili başka bir ayette de şöyle buyrulmaktır.
Hacı Nazif Bey. Kuran'dan
bir ayet yazılı; "Sakın Allah'ı zalimlerin
yaptıklarından habersiz sanma..." (İbrahim
Suresi, 42) |
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa,
de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a
teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de
ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa,
gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse,
artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah,
kulları hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav) bir sözünde ise tevekkül edenlerin
görecekleri karşılığı şöyle bir örnekle açıklamıştır:
"Siz Allah'a
hakkı ile tevekkül etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız.
Onlar aç gider, tok dönerler."8
Müminler için en güzel örnek Peygamberimiz (sav)'in
sözleri ve tavırlarıdır. Bu nedenle, herhangi bir
zorlukla, nefsinin hoşlanmadığı bir durumla karşılaşan
her mümin, Kuran ayetlerini, herşeyi yaratanın Allah
olduğunu düşünerek, Peygamber Efendimizin tevekkülünü
örnek almalı, her olayda Allah'ın yarattığı kadere
teslim olduğunu zikretmelidir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARDAN
HİÇBİR KARŞILIK BEKLEMEDEN SADECE ALLAH'IN HOŞNUTLUĞUNU
ARAMIŞTIR
İslam dininin en temel özelliklerinden biri, insanın
tüm yaşamını Allah korkusu üzerine bina etmesi ve
tüm ibadetlerini de yalnızca Allah'ın rızasını,
rahmetini ve cennetini kazanmak için yapmasıdır.
Allah bir ayetinde müminlere "De
ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım
ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır" şeklinde
buyurmaktadır. (Enam Suresi, 162)
Kuran'da, "Ancak tevbe edenler,
ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini
katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka;
işte onlar mü'minlerle beraberdirler. Allah mü'minlere
büyük bir ecir verecektir" (Nisa Suresi,
146) ayetiyle de müminlere, dini sadece Allah için,
başka hiçbir amaç katmaksızın yaşamaları emredilmiştir.
Bir kimsenin Allah'a sımsıkı sarılması, Allah'tan
başka bir ilah olmadığını bilerek, hayatını yalnızca
O'nu razı etmeye adaması ve her ne olursa olsun
Allah'a olan sadakatinden vazgeçmemesi o kişinin
ihlas sahibi olduğunu gösterir.
İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve ibadetlerle
Allah'ın dışında bir başkasının sevgisini, hoşnutluğunu,
takdirini, ilgi ve beğenisini elde etmeye çalışmaz.
İhlas sahibi müminlere en güzel örnek Hz. Muhammed
(sav) ve diğer peygamberlerdir.
Peygamber Efendimiz, sadece Allah'ın hoşnutluğunu
aramış, hiçbir çıkar veya dünyevi bir kazanç düşünmeden,
hayatı boyunca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini
kazanmak için çaba göstermiştir.
De ki: "Ben, buna karşı sizden
bir ücret istemiyorum ve (kendiliğinden) bir yükümlülük
getirenlerden de değilim." (Sad Suresi, 86)
De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem,
artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca
Allah'a aittir. O, herşeye şahid olandır." (Sebe
Suresi, 47)
Sonra birbiri
peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi
elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece biz
de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin
izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı)
bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun.
(Müminun Suresi, 44)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN ZORLUKLAR
KARŞISINDAKİ GÜZEL SABRI
Hz. Muhammed (sav), peygamberliği boyunca daha
önce de belirtildiği gibi, türlü zorluklarla karşılaşmıştır.
Kavminden inkar edenler ve müşrikler ona karşı son
derece incitici sözler söylemişler, hatta büyücü
veya delidir demişler, bazıları da Peygamberimiz
(sav)'i öldürmek dahi istemiş ve bunun için planlar
kurmuştur. Buna rağmen, Peygamberimiz (sav) her
kültürden ve karakterden insanı eğitmeye, onlara
Kuran'ı, dolayısıyla güzel ahlakı, güzel tavrı öğretmeye
çalışmıştır.
Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi, bazı kişiler
en temel görgü kurallarından dahi habersiz olduğu
için Peygamberimiz (sav) gibi ince düşünceli, üstün
ahlaklı bir insana sıkıntı verebileceklerini düşünmemişlerdir.
Peygamberimiz (sav) ise tüm bunlara karşı büyük
bir sabır göstermiş, her durumda Allah'a yönelerek
Allah'ın yardımını istemiş ve müminlere de sabrı
ve tevekkülü tavsiye etmiştir.
Allah, Kuran'da Peygamber Efendimize birçok ayeti
ile, inkar edenlerin söylediklerine karşı sabırlı
olmasını şöyle tavsiye etmektedir:
Öyleyse sen, onların dediklerine
karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce
ve batışından önce hamd ile tesbih et. (Kaf Suresi,
39)
Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz
'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir,
bilendir. (Yunus Suresi, 65)
Andolsun, onların söylemekte olduklarına
karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz. (Hicr
Suresi, 97)
Şimdi onların: "Ona bir hazine
indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli
değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp
sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin?
Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah herşeye vekildir.
(Hud Suresi, 12)
Peygamberimiz (sav)'in nelere sabır göstererek
üstün bir ahlak sergilediğini düşünen müminlerin
karşılaştıkları olaylarda kendilerine onu örnek
almaları gerekir. Nefislerine ters düşen en küçük
bir olayda ümitsizliğe kapılanlar, en küçük bir
itirazda tahammülsüzlük gösterenler, Allah'ın dinini
anlatmaktan vazgeçenler ya da yaptıkları ticarette
başarısız olunca mutsuz olanlar, bu tavırlarının
Allah'ın Kitabı'na ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine
uygun olmadığını bilmelidirler. İman edenler, her
olayda sabır gösterip, Allah'ı vekil tutup O'na
hamd ederek, Peygamberimiz (sav) gibi üstün bir
ahlak göstermeli ve Rabbimizin rızasını, rahmetini
ve cennetini ummalıdırlar.
Kendilerine
hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan
ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan
şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine
de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına
gelmesi(ni beklemeleri)dir.
(Kehf Suresi, 55)
|
PEYGAMBERİMİZ (SAV) YANINDAKİLERE
DAİMA HOŞGÖRÜLÜ DAVRANMIŞTIR
Daha önce de belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in
yanında her karakterden, her düşünceden insan vardı.
Ancak Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca her biri
ile tek tek ilgilenmiş, her birinin eksiklerini
ve hatalarını düzeltmek için onları uyarmış, temizliklerinden
imanlarına kadar onları her türlü konuda eğitmeye
çalışmıştır. Onun bu şefkatli, hoşgörülü, anlayışlı
ve sabırlı tavrı, birçok insanın kalbinin dine ısınmasına
ve Peygamberimiz (sav)'e büyük bir içtenlik ve sevgi
ile bağlanmalarına vesile olmuştur. Allah, Peygamber
Efendimizin çevresindekilere gösterdiği bu güzel
tavrını Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla,
onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli
olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse
onları bağışla, onlar için bağışlanma dile… (Al-i
İmran Suresi, 159)
G. Mesara Koleksiyonu,
Hat, Esma-i Nebi, Kuran'dan bir ayet; "Biz
seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak
gönderdik." (Enbiya Suresi, 107) |
Allah bir başka ayetinde ise Peygamberimiz (sav)'e
çevresindekilere karşı nasıl davranması gerektiğini
şöyle bildirmiştir:
Biz onların neler söylediklerini
daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba
değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara
Kur'an ile öğüt ver. (Kaf Suresi, 45)
Peygamberimiz (sav), çevresindekilere dini zor
kullanarak veya şart koşarak kabul ettirmeye çalışmamış
her türlü durumda güzellikle anlatmıştır.
Peygamberimiz (sav) güçlü vicdanı
ile ümmetini her yönüyle sahiplenmiş, onlara her
konuda bir velinimet olmuştur. Bu özelliklerinden
dolayı Peygamberimiz (sav) Kuran'ın birçok ayetinde
"sahibiniz" (arkadaş, sıkı dost, sahip) olarak zikredilir.
(Sebe Suresi, 46/Necm Suresi, 2/ Tekvir Suresi,
22)
Peygamberimiz (sav)'in bu vicdanlı tavrını takdir
edip anlayabilen müminler de, onu kendilerine herkesten
çok daha yakın görmüşler ve onu kendi nefislerinden
çok daha üstün tutmuşlardır. Bir ayette Allah bunu
şöyle bildirir:
Peygamber, mü'minler için kendi
nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de
onların anneleridir… (Ahzap Suresi, 6)
Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden
derlediği bilgiler ile Peygamber Efendimizin çevresindekilere
karşı tutumunu şöyle özetlemiştir:
"... Huzurunda oturan herkese
mübarek yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu.
Bu yüzden huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden
daha değerlisi olmadığı düşüncesine kapılırdı. Evet
onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri
ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla
birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisiydi.
... Kendilerine ikram ve gönüllerini
hoş tutmak için sahabelerini künyeleri ile çağırır,
künyesi olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi.
Öfkelenmekten
son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi.
İnsanlara karşı insanların en şefkatlisiydi. Öyle
ya, insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan,
insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır."9
Peygamberimiz (sav)'in çevresindekileri dine bağlayan
ve kalplerini imana ısındıran insan sevgisi, ince
düşüncesi ve şefkati, tüm Müslümanların önemle üzerinde
durmaları gereken bir ahlak üstünlüğüdür.
Eğer onlar yüz çevirirlerse,
de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka ilah yoktur.
Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur."
(Tevbe Suresi, 129)
... Allah, elçilerinden dilediğini
seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman edin.
Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük
bir ecir vardır.
(Al-i İmran Suresi, 179)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TÜM
İNSANLIĞA ÖRNEK ADALETİ
Allah Kuran'da müminlere "Allah
için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar)
ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah
onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva
(tutkuları)nıza uymayın" (Nisa Suresi, 135)
şeklinde buyurmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed
(sav), hem Müslümanlar arasında verdiği hükümler,
hem diğer din, dil, ırk ve kavimlerden olan kişilere
karşı adil ve hoşgörülü tutumu, hem de Allah'ın
ayetinde bildirdiği gibi zengin, fakir ayırmaksızın
herkese eşit davranmasıyla tüm insanlar için çok
büyük bir örnektir.
Allah bir ayetinde Resulüne şöyle buyurmaktadır:
Onlar, yalana kulak tutanlardır,
haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet
veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek
olursan, sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler.
Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz,
Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever. (Maide
Suresi, 42)
Peygamberimiz (sav) böylesine zorlu bir kavmin
içinde dahi, Allah'ın emrine uymuş ve hiçbir zaman
adaletten taviz vermemiştir. Daima "Rabbim
adaletle davranmayı emretti…" (Araf Suresi,
29) diyerek her devirde tüm insanlara örnek olmuştur.
Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği süresince adil
tutumuna örnek teşkil eden birçok olay yaşanmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in yaşadığı coğrafyada çok çeşitli
din, dil, ırk ve kabileden insan birarada yaşıyordu.
Bu toplulukların birarada huzur ve güven içinde
yaşamaları, aralarına nifak sokmaya çalışanların
etkisiz bırakılmaları çok zordu. En küçük bir sözden
veya tavırdan hemen bir grup diğerine karşı öfkelenip
saldırabiliyordu. Ancak Peygamberimiz (sav)'in adaleti,
Müslümanlar için olduğu kadar bu topluluklar için
de bir huzur ve güvence kaynağı olmuştur. Asr-ı
Saadet döneminde Arabistan Yarımadasında Hıristiyan,
Musevi, putperest, ayırt etmeksizin herkese adil
davranılmıştır. Peygamberimiz (sav) Allah'ın
"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur…" (Bakara
Suresi, 256) ayetine uyarak, herkese hak dini anlatmış
ancak seçimlerini yapmak konusunda serbest bırakmıştır.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e bir başka ayetinde
de, farklı dinlerden insanlara karşı nasıl bir adalet
ve uzlaşma içinde olması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Şu halde, sen bundan dolayı davet
et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur.
Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de
ki: Allah'ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda
adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de
Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz
bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda
'deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)'
yoktur. Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır.
Dönüş O'nadır." (Şura Suresi, 15)
Peygamberimiz (sav)'in Kuran ahlakına uyarak gösterdiği
bu güzel tavrı, bugün farklı dinlerden insanların
birbirlerine karşı tutumları konusunda örnek olmalıdır.
Senden önce gönderdiklerimizden,
gerçekten yemek yiyen ve pazarlarda gezen (elçi)lerden
başkasını göndermiş değiliz. Biz, sizin kiminizi
kimi için deneme (fitne konusu) yaptık. Sabredecek
misiniz? Senin Rabbin görendir.
(Furkan Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, farklı ırklardan
insanlar arasında da uzlaşma sağlamıştır. Peygamberimiz
(sav) birçok konuşmasında, hatta Veda Hutbesinde
de ırklara göre bir üstünlük olamayacağını, Allah'ın
ayetinde haber verdiği gibi "üstünlüğün takvaya
göre olacağını" bildirmiştir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi
bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle
tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde)
kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim)
olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride
olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.
(Hucurat Suresi, 13)
Peygamberimiz (sav) ise iki ayrı hadisinde şöyle
buyurmuştur:
"Ey insanlar!
Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktan
yaratılmıştır. İnsanlar muhakkak ve muhakkak ırklarıyla
övünmeyi bırakmalılar."10
"Sizin şu
soyunuz-sopunuz kimseye üstünlük ve kibir taslamaya
vesile olacak şey değildir. (Ey insanlar)! Hepiniz
Adem'in çocuklarısınız. Hepiniz bir ölçek içindeki
birbirine müsavi buğday taneleri gibisiniz… Halbuki,
hiç kimsenin kimseye din ve takva müstesna üstünlüğü
yoktur. Kişiye kötü olması için; başkalarını yermesi,
küçük görmesi, cimri, kötü huylu, had ve hududu
aşmış olması yeter."11
Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde de Müslümanlara
şöyle seslenmişti:
"Soylarla
övünülmez. Araplar, Arap olduklarından Acemlerden;
Acemler de, Acemi olduklarından Araplardan üstün
sayılamazlar. Çünkü Allah katında en yüce olanınız,
ona karşı gelmekten en fazla kaçınanınız (en takvalınız)dır."12
Arap Yarımadasının güney kısmındaki Hıristiyan
Necran Halkı ile yapılan bir antlaşma da Peygamber
Efendimizin adaletine çok güzel bir örnek teşkil
etmektedir. Bu antlaşmanın maddelerinden biri şöyledir:
"Necranlıların
ve maiyetindekilerin canları, malları, dinleri varları
ve yokları, aileleri, kiliseleri ve sahip olduları
herşey Allah'ın ve Allah'ın Peygamberinin güvencesi
(himayesi) altına alınacaktır."13
Peygamberimiz (sav)'in Hıristiyan, Yahudi ve müşrik
topluluklarla imzaladığı Medine Vesikası da önemli
bir adalet örneğidir. Farklı inançlara sahip topluluklar
arasında adaletin sağlanması ve her topluluğun çıkarlarının
gözetilmesi için hazırlanan bu vesika sayesinde
yıllarca düşmanlık içinde yaşayan topluluklara barış
getirilmiştir. Medine Vesikası'nın en belirgin özelliklerinden
biri inanç özgürlüğü sağlamasıdır. Bu konu ile ilgili
madde şöyledir:
Hacı Nazif Bey. Kuran'dan
bir ayet yazılı; "... İnsanlar arasında hükmettiğiniz
zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisa
Suresi, 58) |
"Ben-i Avf
Yahudileri, müminlerle beraber aynı ümmettirler,
Yahudilerin dinleri kendilerine, Müslümanların dinleri
de kendilerinedir."14
Medine Vesikasının
16. maddesinde ise, "Bize tabi olan Yahudiler, hiçbir
haksızlığa uğramaksızın ve düşmanlarıyla da yardımlaşmaksızın,
yardım ve desteğimize hak kazanacaklardır"15
diye bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)'den sonra
da sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in antlaşmaya
koydurduğu bu hükme sadık kalmışlar ve aynı hükmü,
Berberi, Budist, Brahman ve benzeri inançlara sahip
kişiler için de uygulamışlardır.16
Asr-ı Saadet döneminin barış, huzur ve güvenlik
içinde geçmesinin en önemli nedenlerinden biri,
Kuran ahlakına uyan Peygamberimiz (sav)'in adaletli
tutumudur.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslüman olmayan
kişilerde de bir güven duygusu uyandırmıştır ve
müşriklerden dahi Peygamberimiz (sav)'in himayesi
altına girmek isteyenler olmuştur. Allah Kuran'da
müşriklerin bu taleplerini bildirmiş ve aynı zamanda
Peygamberimiz (sav)'e bu kişilere karşı nasıl davranması
gerektiğini de vahyetmiştir:
"Eğer müşriklerden biri, senden
'eman (himaye) isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın
sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde
olacağı yere ulaştır'… Şu halde o (anlaşmalı olanlar),
size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de
onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah,
muttaki olanları sever." (Tevbe Suresi, 6-7)
Ben gerçekten, benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül
ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru
bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)
(Hud Suresi, 56)
Senin Rabbin rahmet sahibi
(ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı
onları (azabla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı
(bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için
bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka
bir sığınak bulamayacaklardır.
(Kehf Suresi, 58)
Günümüzde de, dünyanın dört bir yanında
meydana gelen çatışmaların, kavgaların, huzursuzlukların
tek çözümü Kuran ahlakına uymak ve Peygamberimiz
(sav) gibi din, dil veya ırk ayrımı gözetmeksizin,
adaletten hiçbir zaman ayrılmamaktır.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'E İTAAT EDEN
ALLAH'A İTAAT ETMİŞ OLUR
Allah, tüm insanları gönderdiği elçilere uymakla
ve onlara itaat etmekle sorumlu tutmuştur. Elçiler,
Allah'ın emirlerini yerine getiren, insanlara Allah'ın
vahyini ileten ve hal ve tavırlarıyla, konuşmalarıyla,
kısacası tüm hayatlarıyla insanlara Allah'ın en
hoşnut olacağı insan modelini ve hayatın nasıl yaşanması
gerektiğini gösteren mübarek insanlardır. Allah
Kuran'da elçilerine uyanların kurtuluşa ereceklerini
bildirmiştir. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e itaat,
önemli bir ibadettir. Allah itaat konusunun önemini
Kuran'da şöyle haber verir:
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak
Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka
bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde
şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi
ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette
Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.
(Nisa Suresi, 64)
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse,
işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler,
doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle
beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? (Nisa Suresi,
69)
Kuran'ın birçok ayetinde ise, peygamberlere itaat
edenlerin aslında Allah'a itaat etmiş oldukları
bildirilir. Elçilere başkaldıranlar ise, gerçekte
Allah'a karşı gelmişlerdir. Bu ayetlerden bazıları
şöyledir:
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte
Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse,
Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik. (Nisa
Suresi, 80)
Şüphesiz sana biat edenler, ancak
Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların
ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa,
artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur.
Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık
O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi,
10)
Peygamberimiz (sav) de, hadis-i şeriflerinde itaatin
önemini hatırlatmış ve şöyle buyurmuştur:
"Kim bana
itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiştir.
Kim de bana isyan ederse muhakkak ki Allah'a isyan
etmiştir."17
Allah, Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in müminler
için bir koruyucu ve yönetici olduğunu bildirmektedir.
Bu nedenle Müslümanlar her konuda Peygamberimiz
(sav)'e danışır, onun fikrini ve rızasını alarak
bir işe başlarlardı. Ayrıca aralarında anlaşmazlığa
düştükleri konularda, çözüm bulamadıklarında veya
ümmetin güvenliğine, sağlığına, ekonomik durumuna
yönelik bir haber öğrendiklerinde bunları da hemen
Peygamberimiz (sav)'e iletir ve ondan en hayırlı
ve güvenli çözüm veya yöntemi öğrenerek uygularlardı.
Bu, Allah'ın Kuran'da müminlere emrettiği çok önemli
bir ahlaktır. Örneğin Allah bir ayetinde, tüm haberlerin
peygambere veya onun kendisine vekil kıldığı kişilere
iletilmesini emretmektedir. Ayette şöyle buyrulur:
Kendilerine güven veya korku haberi
geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu
peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine
götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler'
onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti
olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
(Nisa Suresi, 83)
Bu elbette ki birçok hayrı ve hikmeti olan bir
emirdir. Herşeyden önce Peygamberimiz (sav)'in her
emri ve hükmü Allah'ın koruması altındadır. Dolayısıyla
verdiği kararlar daima hayır olur. Ayrıca Peygamberimiz
(sav) ümmetin en akıllı ve hikmetli kişisidir. İnsan
her işinde doğal olarak en ehil, en yüksek akla
ve vicdana sahip olan, en çok güvendiği ve emin
olduğu kişiye danışmak, bir haberi sonuç çıkarması
için ona götürmek ister.
Peygamberimiz (sav)'in tüm bu özelliklerinin yanında,
bütün haberlerin tek bir kişide toplanmasının bir
hikmeti de, bu haberlerin bütününden daha akılcı
ve sağlıklı yorumlar yapılabilecek olmasıdır. Allah
bir başka ayetinde ise, müminlerin aralarındaki
anlaşmazlıklarda Peygamberimiz (sav)'i hakem tutmalarını
bildirmiştir. Bu tür çözümsüzlüklerin hemen Peygamberimiz
(sav)'e iletilmesi Allah'ın emridir ve bu nedenle
de akla, vicdana ve adaba uygun olandır. Ayrıca,
Peygamberimiz (sav)'in verdiği hükme gönülden ve
hiçbir kuşkuya kapılmadan itaat etmek son derece
önemlidir. Onun verdiği karar o insanın çıkarları
ile çelişse de, gerçekten iman edenler bu durumdan
hiçbir burukluk duymaz ve hemen razı olarak peygamberin
hükmüne itaat ederler. Allah bu önemli itaat özelliğini
Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun,
aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp
sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı
duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça,
iman etmiş olmazlar. (Nisa Suresi, 65)
Peygamberimiz (sav)'in tüm kararlarının daima Allah'ın
koruması altında olduğunu fark edemeyen bazı zayıf
imanlı ya da ikiyüzlü kişiler, Peygamberimiz (sav)'in
her konudan haberdar olarak bilgilendirilmesine
karşı çıkmış ve bu konuda fitne çıkarmaya çalışmışlardır.
Bu durumun bildirildiği ayet şöyledir:
İçlerinden Peygamberi incitenler
ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler
vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır.
Allah'a iman eder, mü'minlere inanıp-güvenir ve
sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın
elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azab
vardır." (Tevbe Suresi, 61)
Bu kişiler imanın özünü kavrayamadıkları ve Peygamberimiz
(sav)'i takdir edip tanıyamadıkları için onun herşeyden
haberdar olmasını cahiliye zihniyeti ile değerlendirmişlerdir.
Çünkü cahiliye insanları sahip oldukları bilgileri
hayır, güzellik, insanların iyiliği ve güvenliği
için kullanmazlar. Onlar bunu ancak dedikodu ve
fitne için kullanır, insanları birbirine düşürmeye,
tuzaklar kurmaya çalışırlar. Oysa, Peygamberimiz
(sav) kendisine gelen her haberle hem Müslümanların
hem de koruması altındaki diğer insanların güvenliğini,
sağlığını, huzurunu sağlamış, olası tehlikeleri
bertaraf ederek, müminlere kurulan tuzakları bozmuş,
iman zaafiyeti içinde olanları tespit ederek onların
imanlarını güçlendirecek önlemler almış, müminleri
zayıflatacak, şevklerini kıracak tüm ihtimallerin
önünü kesmiş, müminlere güzellik ve hayır getirecek
türlü yöntemler belirlemiştir. Bu nedenle Allah
ayetlerde onun, "bir hayır kulağı" olduğunu bildirmiştir.
Elçi, kendisine Rabbinden
indirilene iman etti, müminler de. Tümü, Allah'a,
meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı. "İşittik
ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz).
Varış ancak Sana'dır" dediler.
(Bakara Suresi, 285)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARIN
VİCDANLARINI ETKİLEYECEK ŞEKİLDE HİKMETLE UYARIP
KORKUTMUŞTUR
Peygamber Efendimiz, kendisine Kuran vahyedildikten
itibaren hayatı boyunca insanları Allah'ın dinine
çağırmış, onlara doğru yolu göstererek rehberlik
etmiştir. Kuran'ın bir ayetinde Peygamberimiz (sav)'in
şöyle hitap etmesi bildirilir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir
basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana
uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden
değilim." (Yusuf Suresi, 108)
Kuran ayetlerinden anlaşıldığı üzere Peygamberimiz
(sav) insanları uyarıp korkuturken ve onlara Kuran'ı,
güzel ahlakı öğretirken birçok zorluklarla karşılaşmıştır.
Herkes hidayet ehli olmadığı için, kıskançlığından,
kininden, öfkesinden dolayı Peygamberimiz (sav)'e
zorluk çıkaranlar, söylediği sözü kavrayamayanlar,
anladığı halde ağırdan alanlar, Peygamberimiz (sav)'in
söylediklerine inandım dediği halde gerçekte inanmayıp
iki yüzlü davrananlar ve benzeri kötü ahlak gösterenler
olmuştur. Peygamberimiz (sav) bunlara rağmen hiçbir
zaman yılmadan dini anlatmaya büyük bir kararlılıkla
devam etmiştir. Bu kişilerin tavırları bir ayette
şöyle açıklanır:
… Siz Kitabın tümüne inanırsınız,
onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler,
kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin
ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.
De ki: "Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah,
sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i İmran
Suresi, 119)
Peygamberimiz (sav)'in, münafıklara
karşı tavrı ve kararlılığı ise ayette şöyle bildirilir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz,
sana indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat (Müslümanların
aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkar
edenler vardır. De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk
etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak
O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır." (Rad
Suresi, 36)
Peygamberimiz (sav) münafıkları uyarmaya devam
etmiş, dine ve kendisine karşı düşmanlık beslemelerine
rağmen belki vazgeçerler ve hidayet bulurlar diye
onlara dini en etkili şekilde anlatmıştır. Münafıkların
Peygamberimiz (sav)'in anlattıklarına karşı gösterdikleri
tavır ise Nisa Suresi'nde şöyle haber verilir:
Sana indirilene ve senden önce
indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri
görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı
istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır.
Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.
Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde,
o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını
görürsün. (Nisa Suresi, 60-61)
Münafıkların bu iki yüzlü tavırlarına rağmen Peygamberimiz
(sav) onlara öğüt vermiş, onların vicdanlarını etkileyerek,
doğruyu görmelerini sağlayacak şekilde onlarla konuşmuştur.
Bir ayette şöyle buyrulur:
İşte bunların, Allah kalplerinde
olanı bilmektedir. O halde sen, onlardan yüz çevir,
onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık
ve etkileyici söz söyle. (Nisa Suresi, 63)
Kendisine düşman olan insanlara öğüt vermek, hatalarını
açıkça söyleyerek onları doğru yola çağırmak elbette
ki güç bir sorumluluktur. Ancak, Peygamberimiz (sav)
gibi Allah'a dayanıp güvenen, hidayeti verenin Allah
olduğunu bilen, insanlardan değil sadece Allah'tan
korkup sakınan bir insan için, her işte olduğu gibi
bunda da Allah'ın yardımı ve kolaylıklar vardır.
De ki: "Bu, benim yolumdur.
Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana
uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden
değilim."
(Yusuf Suresi, 108)
Allah Kuran'da birçok ayetinde sapıklık içinde
olan insanları doğru yola iletmek, onları arındırmak
ve onlara ayetlerini öğretmek için elçilerini gönderdiğini
bildirmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi Peygamberimiz
(sav) Allah'ın kendisine verdiği bu sorumluluğu
büyük bir sabır, şevk ve kararlılıkla hayatı boyunca
sürdürmüştür. Vefatına çok yakın bir zaman kala
yaptığı Veda Hutbesi'nde dahi Müslümanları eğitmeye
ve onlara öğüt vermeye devam etmiştir.
Allah'ın Peygamberimiz (sav)'e verdiği bu güzel
sorumluluklar ayetlerde şöyle bildirilir:
Öyle ki size, kendinizden, size
ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap
ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek
bir elçi gönderdik. (Bakara Suresi, 151)
Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde
kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta
bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları
arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor.
Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.
(Al-i İmran Suresi, 164)
Sami Efendi (1838-1912).
Cel'i talik levha.Kelam-ı kibar; "Hikmetin
başı Allah korkusudur." |
O, ümmîler içinde, kendilerinden
olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen
ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir.
Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık
içinde idiler. (Cuma Suresi, 2)
Allah bir ayetinde, Peygamberimiz (sav)'in öğütlerinin,
hatırlatma ve uyarılarının inananlar için "hayat
verecek şeyler" olduğunu bildirmektedir. Ayette
şöyle buyrulmaktadır:
Ey iman edenler, size hayat verecek
şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne
icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile
kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp
toplanacaksınız. (Enfal Suresi, 24)
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in çağrı ve öğütleri
herhangi bir insanın çağrısı gibi değildir. Bu çağrılara
uymak, insanın dünyada ve ahirette kurtuluşu demektir.
Peygamberimiz (sav)'in her çağrısında insanı kötülüklerden,
zulümden, karamsarlıktan, azaptan kurtaracak hikmetler
vardır. Peygamberimiz (sav)'in her öğüdünde Allah'ın
ilhamı ve koruması olduğu için, samimi bir Müslüman
bu öğütlere gönülden teslim olarak, hidayet bulur.
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinde
onun müminlere verdiği güzel öğütler de bulunmaktadır.
Bunlardan bir tanesi sahabesi Muaz (r.a)'a verdiği
öğüttür. Ona şöyle söylediği aktarılır:
"Muaz! Sana Allah'tan korkmanı, sözün doğrusunu
söylemeni, sözünde durmanı, emaneti yerine getirmeni,
hıyanetten uzak kalmanı, komşu hakkını korumanı,
yetime acımanı, tatlı sözlülüğü, bol bol selam vermeni,
işin iyisini yapmanı, az tamahkarlığı, imana sarılmanı,
Kuran'ı derinliğine anlamanı, ahiret sevgisini,
hesaptan korkmanı, tevazu kanatlarını indirmeni
tavsiye ederim.
Muaz! Seni hikmet sahiplerine sövmekten, doğru
söyleyene yalan söylemekten, günahkara boyun eğmekten,
adaletli bir hükümdara baş kaldırmaktan, yeryüzünde
fesat çıkarmaktan men ederim.
Muaz! Sana her taşın, ağacın
ve duvarın yanında nerede olursan ol Allah'tan korkmanı
işlediğin her günahın ardından gizlisine gizli,
aleni olanına da aleni tevbe etmeni tavsiye ederim."18
Peygamber Efendimiz, yakınlarını ve Müslümanları
böyle eğitmiş ve onları her zaman güzel huylu olmaya
çağırmıştır.
Onlara, kendilerinden
öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin,
Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi
gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi.
Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar
kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(Tevbe Suresi, 70)
İnsanlar, (sadece)
"İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını
mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık;
Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten
yalancıları da bilmektedir. Yoksa kötülükleri yapanlar,
bizi (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hükmediyorlar?
(Ankebut Suresi, 2-4)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) KONUŞMALARINDA
DAİMA ALLAH'I TESBİH EDERDİ
Peygamberimiz (sav), Allah'ın "…
Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et" (İsra
Suresi, 111) ayetiyle bildirdiği emrine uygun olarak
bir konuyu anlatırken, müminlere öğüt verirken,
insanlara seslenirken veya dua ederken, hep Rabbimizi
en yüce ve en güzel isimleri ile anar, O'nun gücünü,
üstünlüğünü ve büyüklüğünü zikrederdi. Allah, peygamberimiz
(sav)'e, insanlara nasıl hitap etmesi gerektiğini
şu ayetlerle bildirmiştir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım,
dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü
çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini
alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen,
herşeye güç yetirensin. Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın,
gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden
çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine
hesapsız rızık verirsin." De ki: "Sinelerinizde
olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir.
Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah,
herşeye güç yetirendir." (Al-i İmran Suresi, 26-27-29)
De ki: "… Hüküm yalnızca Allah'ındır.
O, doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır."
(Enam Suresi, 57) De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın
sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim.
Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan
başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse
Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin.
O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona
iman edin ki hidayete ermiş olursunuz. (Araf Suresi,
158)
De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak)
için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini
(bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri
tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi. (Kehf
Suresi, 109)
De ki: O Allah, birdir. Allah,
Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir
şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.
Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir. (İhlas Suresi,
1-4)
Peygamberimiz (sav), bir Müslümana öğüt verirken
de ona önce Allah'ın yüceliğini hatırlatmış ve şöyle
demiştir:
"Allah'tan
başka ilah yoktur, o tektir, şeriksizdir. Arz ve
semanın mülkü O'na aittir. Bütün hamdler O'nadır,
O herşeye kadirdir." de... Taşlanmış şeytandan Allah'a
sığın."19
Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa
hiç şüphesiz Allah'ın (tespit ettiği) süresi yaklaşarak-gelmektedir.
O, işitendir, bilendir.
(Ankebut Suresi, 5)
Peygamber Efendimizin her halini, ahlakını ve takvasını
kendisine örnek edinen, Kuran'a ve Peygamberimiz
(sav)'in sünnetine uyan her müminin konuşması da,
insanlara Allah'ı, O'nun gücünü ve büyüklüğünü hatırlatan,
daima Allah'a çağıran, insanlara Allah'ı sevdiren
ve O'ndan korkup sakınmalarına vesile olan bir üslupta
olmalıdır. Müminin her konuşmasında Allah'ı unutmadığı,
her zaman Rabbimize yöneldiği belli olmalıdır.
Peygamberimiz (sav), müminlere her zaman Allah'ı
sevmelerini ve kendisini de Allah'ı sevdikleri için
sevmelerini öğütlemiştir. Bir hadiste şöyle bildirilmektedir:
"Size vermekte
olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de
Allah beni sevdiği için seviniz."20
PEYGAMBERİMİZ (SAV) BİR "MÜJDELEYİCİ"
İDİ
Allah "Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid,
bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik"
(Ahzab Suresi, 45) ayetinde Peygamberimiz (sav)'in
bir müjde verici ve uyarıcı olduğunu bildirmektedir.
Peygamberimiz (sav), insanları hem cehennem azabına
karşı uyarıp korkutmuş, hem de onları dünyada iyilerin
daima üstün geleceği, ahirette ise sonsuz cennet
hayatı ile müjdelemiştir. Peygamberimiz (sav)'in
bu özelliği Kuran ayetlerinde şöyle bildirilir:
Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve
bir uyarıcı olarak, hak (Kuran) ile gönderdik. Sen
cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın. (Bakara
Suresi, 119)
Biz onu (Kuran'ı) hak olarak indirdik
ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici
ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. (İsra Suresi,
105)
Hüseyin Kutlu, "MaşaAllah"
yazılı hat. |
Gerçekten o (Kuran), alemlerin
Rabbinin (bir) indirmesidir. Onu Ruhu'l-emin indirdi.
Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine
(indirmiştir). (Şuara Suresi, 192-194)
Biz seni ancak bütün insanlara
bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak
insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)
Peygamberimiz (sav)'i örnek alarak onun sünnetine
uyanlar da onun gibi insanları uyaran ve onlara
müjdeler veren kişiler olmalıdırlar. Nitekim Peygamberimiz
(sav) de ümmetine müjde verenlerden olmalarını şöyle
buyurmuştur:
"Kolaylaştırın,
güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle
iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin."21
Müjde vermek, müminlerin şevk ve heyecanlarını
artırır, yaptıkları salih amellerde daha gayretli
ve başarılı olmalarına vesile olur. Yaptığı işi,
karşılığını cennette bir güzellik olarak alacağını
umarak yapan kişi, elbette ki işini monotonluk içinde,
bir alışkanlıkla veya mecburiyetten yapan kişiden
çok daha farklı bir ruh hali ve tavır içinde olacaktır.
Allah, bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e "Müminleri
hazırlayıp-teşvik et" (Nisa Suresi, 84) şeklinde
buyurmuştur.
Allah bir başka ayetinde ise,
"Müminlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan
büyük bir fazl vardır" (Ahzap Suresi, 47)
şeklinde bildirir. Allah'ın emrine ve Peygamberimiz
(sav)'in ahlakına uyan her mümin, tüm Müslümanları
müjdelemek ve onları teşvik ederek şevklendirmekle
sorumludur. Olumsuz konuşmalar yapmak, kolay olan
işleri zor gibi gösterip müminleri yıldırmaya çalışmak,
güzellikleri, Allah'ın Kuran'da verdiği müjdeleri
unutturarak Müslümanları gaflete sürüklemek Müslümanca
bir tavır değildir. Kuran ahlakına uygun olan, Peygamberimiz
(sav) gibi, Allah'ın Müslümanlara vaat ettiği güzellikleri
sık sık hatırlatmak ve onları hep canlı ve şevkli
tutmaktır.
Peygamberimiz (sav)'e müjdelemesi emredilen konulardan
biri Allah'ın günahları bağışlayan olmasıdır:
 ...
De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü
taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin.
Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü
O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi,
53)
Bizim ayetlerimize iman edenler
sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun size.
Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden
kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe
eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır,
esirgeyendir." (Enam Suresi, 54)
Diğer bir müjde konusu ise cennettir:
De ki: "Size bundan daha hayırlısını
bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin
katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar
akan cennetler, tertemiz eşler
ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla
görendir." (Al-i İmran Suresi, 15)
(Ey Muhammed) iman edip salih
amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için
altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine
rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu
daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara,
(dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada,
onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada
süresiz kalacaklardır.
(Bakara suresi, 25)
PEYGAMBERİMİZ (SAV), KAVMİNE KENDİSİNİN
DE BİR İNSAN OLDUĞUNU HATIRLATMIŞTIR
İnkar edenlerin temel özelliklerinden biri, kibirleridir.
Bu kibirleri nedeniyle Allah'ın elçilerine itaat
etmeyi reddetmişler ve itaat etmemek için türlü
bahaneler öne sürmüşlerdir. Bu bahanelerinden biri
ise, elçilere ancak insanüstü bir varlık olurlarsa
itaat edeceklerini söylemeleridir. Peygamberimiz
(sav) ise kavmine, kendisinin Allah'a kul olan bir
insan olduğunu, onların bu beklentilerinin yersiz
olduğunu ve kurtuluşa ermek için Allah'a yönelmelerini
söylemiştir. Bu konudaki Kuran ayetlerinde Allah,
Peygamberimize şunları söylemesini emretmiştir:
De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin
benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin
ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim
Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde
bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın."
(Kehf Suresi, 110)
De ki: "Eğer yeryüzünde (insan
değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı,
Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik."
De ki: "Benimle aranızda şahid olarak Allah yeter;
kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır,
görendir." (İsra Suresi, 95-96)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin de Müslüman
olmakla ve Allah'a itaat etmekle emrolunduğunu ve
kendisinin sadece uyarmakla sorumlu olduğunu, inkar
edenlerin tavırlarından sorumlu tutulmayacağını
da bildirmiştir. Bunu haber veren ayetler şöyledir:
(De ki:) "Ben, ancak bu şehrin
Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını
kutlu ve saygıdeğer kıldı. herşey O'nundur. Ve Müslümanlardan
olmakla emrolundum." "Ve Kuran'ı okumakla da (emrolundum).
Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete
gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: "Ben yalnızca
uyarıcılardanım." Ve de ki: "Allah'a hamdolsun,
O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip
tanıyacaksınız." Senin Rabbin, yaptıklarınızdan
gafil değildir. (Neml Suresi, 91-93)
... Şüphesiz Allah, sinelerin
özünde saklı duranı bilendir. Size bir iyilik dokununca
tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse
buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız,
onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez.
Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.
(Al-i İmran Suresi, 119-120)
Onlara ne zaman bir ayet gelse,
derler ki: "Allah'ın elçilerine verilenin bir
benzeri bize de verilene kadar biz kesin olarak
inanmayacağız." Allah, elçiliğini nereye vereceğini
daha iyi bilir. Bu suçlu-günahkarlara, kurdukları
hileli-düzenleri nedeniyle şiddetli bir azap ve
Allah Katında bir küçüklük isabet edecektir.
(Enam Suresi, 124)
PEYGAMBERİMİZ
(SAV) MÜSLÜMANLARIN ÜZERLERİNDEKİ ZORLUKLARI KALDIRMIŞTIR
Peygamberimiz (sav) yukarıda sayılan özellikleri
ile, müminlerin üzerlerinden yük almış, onların
akıl erdiremeyecekleri veya zorlukla yapacakları
işlerde onlara yol göstermiştir. Bunun yanında,
insanların bir kısmı kendi kendilerine zulmetmeye,
kendilerine zorluk çıkarmaya, kendi akıllarından
kurallar çıkarıp, bu kurallara uyduklarında kurtuluş
bulacaklarına inanmaya çok yatkındır. Tarih boyunca
dinlerin tahrif edilmesinin altında yatan nedenlerden
biri de insanların bu özelliğidir. Birçok topluluk,
dinde olmayan kurallar uydurmuş, bunlara uyulduğunda
da takva olacaklarına kendilerini ve insanları inandırmışlardır.
Peygamberimiz (sav)'in en önemli vasıflarından biri
ise, insanlar üzerindeki bu kendi elleriyle oluşturdukları
zorlukları kaldırmaktır. Allah bir ayetinde Peygamberimiz
(sav)'in bu özelliğini şöyle bildirir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta
ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber
getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o,
onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü)
yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri
haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki
zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup
savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen
nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
(Araf Suresi, 157)
Ayette bildirilen "ağır yük" ve "zincirler" insanların
üzerlerindeki zorluklardır. Peygamberimiz (sav)
ise hem hayatı ile onlara örnek olup, hem de ayette
bildirildiği gibi onları iyiliğe davet edip, kötülüklerden
sakındırarak, insanların üzerlerinden zorlukları
kaldırmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in en güzel örnek olduğu konulardan
biri de takvası yani sadece Allah'ın rızasını gözeten
tavrıdır. Peygamberimiz (sav) sadece Allah'tan korkup
sakındığı ve hiçbir zaman insanların hevalarına
uymadığı için daima en doğru yolda olmuştur. Kuran
ahlakının bu özelliği insan için büyük bir kolaylık
ve güzelliktir. İnsanları memnun etmeye, kendini
onlara beğendirmeye çalışan, hem Allah'ın hem de
insanların rızasını arayarak, takdir ve övgü peşinde
koşan kişiler için her yaptıkları iş büyük bir ağırlıktır.
Böyle insanlar hem içlerinden geldiği gibi, samimi,
özgür düşünüp davranamazlar, hem de her insanı aynı
anda memnun edemeyecekleri için aradıkları övgü
ve takdiri de bulamazlar. En küçük bir hatalarında
bile paniğe kapılır, gözüne girmeye çalıştıkları
kişilerin hoşnutsuz olduklarını gördüklerinde onların
saygı ve güvenini kaybetme korkusunu taşırlar.
Oysa, sadece Allah'ın rızasını gözeten, sadece
Allah'tan korkup sakınan Müslümanlar hiçbir zaman
başaramayacakları ve onlara dünyada ve ahirette
sıkıntı ve kayıp getirecek bir yükün altına girmezler.
Hiçbir zaman insanların hoşnutluğu, ne düşündükleri,
ayıplayıp kınamaları gibi konularda hesap yapmazlar.
Bu nedenle her zaman rahat ve huzurludurlar. Bir
hataları olduğunda da bunun hesabını sadece Allah'a
vereceklerini, sadece Allah'tan bağışlanma dilemeleri
gerektiğini bildikleri için yine bir sıkıntı ve
endişe içinde olmazlar.
İşte Peygamber Efendimiz hem sözleri hem de hali
ile müminlere ihlasla yaşamayı öğretmiş ve bütün
insanlık için ağır bir yük olan "insanların rızasını
gözetmeyi" onların sırtından almıştır. Elbette bu,
Peygamberimiz (sav)'in inananların üzerinden kaldırdığı
zorluklardan yalnızca biridir. Hz. Muhammed, bu
şekilde dünyada ve ahirette hayır ve güzellik getirecek
pek çok konuda tüm Müslümanlara örnek olmuştur.
Allah, ihlaslı bir insanla, Allah'a eş ve ortaklar
koşan kimsenin bir olmayacağını ayette şöyle bildirmektedir:
Allah (ortak koşanlar için) bir
örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz
bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir
adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam.
Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır.
Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)
Peygamberimiz (sav)'in, müminlerin üzerlerinden
kaldırdığı tek zorluk şirk değildir. Peygamberimiz
(sav), insanlara güç gelen, onlara sıkıntı veren
her türlü zorluğu kaldırmış, onları en kolay ve
en güzel olana çağırmış ve herşeyin çözümünü göstermiştir.
Bu nedenle Peygamber Efendimizin sünnetine uyanlar,
huzurlu ve kolay bir hayat yaşarlar. Peygamberimiz
(sav)'in bu konudaki hadis-i şeriflerinden bazıları
şöyledir:
"... Sen,
yakini bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya
muktedir olabilirsen çalış; şayet buna muktedir
olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde sabırda çok hayır
var. Şunu da bil ki nusret sabırla birlikte gelir,
kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık
vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır."22
"Zorluk gelip
şu kayanın içine girse mutlaka kolaylık peşinden
gelip içeri girer ve oradan zorluğu çıkarır."23
...o, onlara marufu (iyiliği)
emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri
helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır
yüklerini,
üzerlerindeki zincirleri indiriyor...
(Araf Suresi, 157)
PEYGAMBER EFENDİMİZ MÜMİNLERE ÇOK
DÜŞKÜN VE ŞEFKATLİYDİ
Peygamber Efendimiz çok içli, şefkatli, anlayışlı,
sevgi dolu bir insandı. Dostlarının, yakınlarının,
kendisine tabi olan tüm müminlerin maddi ve manevi
her türlü sorunu ile ilgilenir, sağlıkları, güvenlikleri,
neşeleri için tüm tedbirleri alır, onlara koruyucu
kanatlarını gerer, imanlarını ve takvalarını sürekli
takviye ederek ahiret hayatlarını düşünürdü. Peygamberimiz
(sav)'in bu tüm insanlığa örnek olan güzel özellikleri
ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Andolsun size, içinizden sıkıntıya
düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere
şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.
(Tevbe Suresi, 128)
"Ve müminlerden, sana tabi olanlara
(koruyucu) kanatlarını ger." (Şuara Suresi, 215)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği müminler de onun
güzel özelliklerini kendilerine örnek aldıkları
için, Kuran'da da zikredilerek tüm insanlığa duyurulan
fedakarlıklarda, şefkatli ve merhametli tavırlarda
bulunmuşlardır. Bir ayette müminlerin birbirleri
için yaptıkları fedakarlık şöyle anlatılır:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi)
hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise,
hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden
dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar.
Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini)
öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri
ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar,
felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği ve Kuran ayetlerine
gönülden bağlı müminler, esirlere karşı dahi koruyucu
tavırlar göstermişlerdir. Onların bu örnek ahlakları
ayetlerde şöyle bildirilir:
Kendileri, ona duydukları sevgiye
rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
"Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz;
sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür.
Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle
Rabbimizden korkuyoruz." (İnsan Suresi, 8-10)
Peygamber Efendimiz ashabına da merhametli olmalarını
hatırlatmış ve onlara en güzel örnek olmuştur:
"Merhamet
edin, merhamet olunasınız. Af edin, af olunasınız.
Yazık, laf ebesi olanlara. Yazık günahlarına bilerek
devam edip, istiğfar etmeyenlere."24
"Merhamet
etmeyene merhamet edilmez."25
"Allah refikdir
(merhametli ve şefkatli), rıfkı sever ve rıfka mükabil
verdiğini başka hiçbir şeyle vermez."26
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN MÜMİNLER
İÇİN BAĞIŞLANMA DİLEMESİ VE DUA ETMESİ
Peygamberimiz (sav)'in müminlere olan sevgisinin
ve düşkünlüğünün bir sonucu olarak, onların hataları
için Allah'tan bağışlanma dilemiştir. Allah'ın Peygamberimize
bu konudaki emirleri ise şu şekildedir:
Ey Peygamber, mümin kadınlar, Allah'a
hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak,
zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve
ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri
meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak),
ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda
isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri
zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için
Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (Mümtehine Suresi, 12)
Şu halde bil; gerçekten, Allah'tan
başka ilah yoktur. Hem kendi günahın, hem mü'min
erkekler ve mü'min kadınlar için mağfiret dile.
Allah, sizin dönüp-dolaşacağınız yeri bilir, konaklama
yerinizi de. (Muhammed Suresi, 19)
"… Böylelikle, senden kendi bazı
işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine
izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile.
Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nur
Suresi, 62)Allah Tevbe Suresi'nde ise, Peygamberimiz
(sav)'e müminler için dua etmesini şöyle bildirmektedir:
… Onlara dua et. Doğrusu, senin
duan, onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur.' Allah
işitendir, bilendir. (Tevbe Suresi, 103)
Ayette bildirildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in
duası müminler için bir sukunete ve huzura vesile
olmaktadır. Şunu hiç unutmamak gerekir ki, kalbe
huzur ve sukunet veren sadece Allah'tır. Allah,
müminlerin velisi, koruyucusu olarak vekil kıldığı
peygamberinin duasını müminlerin rahatlığı, huzuru
için vesile etmektedir. Rabbimizin şefkati, merhameti,
müminleri esirgeyen ve koruyan olması Peygamberimiz
(sav)'in ahlakında en fazlasıyla tecelli etmektedir.
Peygamber Efendimiz bir sözlerinde müminlere dua
hakkında önemli bir konuyu şöyle hatırlatmışlardır:
"İcabetten
emin olarak Allah'a dua edin."27
Güzellik yapanlara daha güzeli
ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı
sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar;
orada süresiz kalacaklardır.
(Yunus Suresi, 26)
Allah, iman edenlerin Velisi
(dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan
nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağuttur.
Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar,
ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.
(Bakara Suresi, 257)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN MÜSLÜMANLARIN
MENFAATİ İÇİN ALDIĞI SADAKALAR ONLARIN TEMİZLENMESİNE
VESİLE OLMUŞTUR
Allah, Tevbe Suresi'nin 103. ayetinin başında,
"Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş,
arındırmış olursun…" şeklinde buyurmaktadır. Yani
Allah çok sevgili kulu olan Peygamberimiz (sav)'in,
Müslümanların menfaati için aldığı sadakaları vesile
ederek, müminleri temizleyip arındıracağını bildirmektedir.
Peygamber Efendimiz Allah'ın elçisidir ve her sözünde
ve her tavrında Rabbimizin emirlerine ve gösterdiği
yola uymaktadır. Peygamberimiz (sav)'in güzel ahlakının
ve üstün tavrının kaynağı, onun şirk koşmadan, başka
bir yol gösterici ve ilah aramadan, her zaman Allah'a
yönelmesidir. Allah'ın kendisine buyurduğu her emri
yerine getirdiği için, tüm alemlere örnek, eşsiz
güzellikte bir ahlak ve tavır kazanmaktadır.
Bu gerçek, bütün Müslümanlar için yol gösterici
olmalı ve inananlar, sadece Allah'ın vahyi olan
Kuran'a uyarak ve Peygamberimiz (sav)'in öğrettiği
güzel ahlakı yaşayarak, tüm alemlere örnek bir tavır
ve ahlak göstermelidirler.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) MÜMİNLERLE
İSTİŞARE EDERDİ
Peygamberimiz (sav) Allah'ın emrine uyarak, müminlerle
istişare eder, onların fikirlerini alırdı. Bu konunun
emredildiği ayet şöyledir:
… Öyleyse onları bağışla, onlar
için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere
et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz
Allah, tevekkül edenleri sever. (Al-i İmran Suresi,
159)
Peygamberimiz (sav), müminlerin de fikirlerini
aldıktan sonra, kararını verir ve sonucu için Allah'a
tevekkül ederdi. Unutulmaması gereken çok önemli
bir gerçek, alınan kararların hepsinin Allah katında
önceden belli olduğudur. Allah kaderde her kararı,
her kararın sonucunu belirlemiştir. Bir konu hakkındaki
istişare ve sonra konuyu bir hükme veya sonuca bağlamak
ise müminler için bir ibadettir. Peygamberimiz (sav)
bu gerçeği bilerek, müminlere danışmış, kararını
vermiş ancak kararın sonucu için Allah'a güvenerek,
Allah'ın en hayırlı sonucu yaratacağını bilmiştir.
İstişare etmek müminler için de güzel ve hayırlı
sonuçlar getirebilecek bir tavırdır. Herşeyden önce,
istişare eden kişi tevazulu davranarak güzel ahlak
göstermektedir. Örneğin Peygamberimiz (sav) ümmetinin
içinde en fazla akla sahip, en basiretli ve en ferasetli
olan kişidir. Buna rağmen çevresindekilere danışması,
onların fikirlerini öğrenmesi, onların bir konuya
getirecekleri çözümlerin neler olacağını sorması,
onun ne kadar alçakgönüllü bir insan olduğunun göstergesidir.
Müminler de, her konuda tevazu gösterip, "bunu
benden iyi zaten kimse bilemez" demeden, diğer kişilere
danıştıklarında bunun hayır ve güzelliklerini pek
çok açıdan göreceklerdir. Böylelikle Peygamber Efendimizin
bir tavrını uygulayıp ona benzeyecekler, müminlere
gösterdikleri tevazu ve saygı nedeniyle de Allah'ın
ve müminlerin sevgisini kazanacaklardır. Bütün bunların
yanısıra akıllarını beğenmek gibi bir beladan uzak
durmuş olacaklardır. Ayrıca Allah Kuran'da, "… Ve
her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır"
(Yunus Suresi, 76) şeklinde bildirmektedir. Dolayısıyla
insan sadece kendi aklına güvenmeyip, başkalarının
akıl, düşünce ve bilgi birikimlerinden faydalandığında,
çok daha iyi sonuçlar elde edebilir. Tek akıl yerine,
danıştığı kişi sayısınca, örneğin 10 akla sahip
olur. Peygamberimiz (sav), müminlere birbirleri
ile istişare etmelerini şöyle hatırlatmıştır:
"Kim bir işe girişmek ister de
o hususta Müslüman biri ile müşavere ederse Allah
onu işlerin en doğrusunda muvaffak kılar."28
Allah'ın Kuran'da insanlar için gösterdiği her
yol ve Peygamberimiz (sav)'in üzerinde gördüğümüz
her tavır bizim için en hayırlısı ve en güzelidir.
İstişare etmek bunlardan biridir. Bu nedenle Allah'ın
emirlerini çok iyi bilmek ve Peygamber Efendimizi
çok iyi tanımak, ibadetlerimizi en güzeliyle yerine
getirmek ve en güzel ahlaka sahip olmak için çok
önemlidir.
Senin içinde
olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan
okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi
bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz
sizin üzerinizde şahidler dur |