Kötülük, haksızlık, üzüntü, karamsarlık, sıkıntı, yalnızlık,
korku, stres, güvensizlik, vicdansızlık, endişe, öfke, kıskançlık,
kin, uyuşturucu bağımlılığı, ahlaksızlık, kumar, fuhuş,
açlık, fakirlik, yolsuzluk, hırsızlık, kavga, düşmanlık,
cinayet, savaş, çatışma, zulüm, ölüm korkusu... Tüm bunlar,
hemen her gün gazete ve televizyonlarda gördüğünüz, günlük
hayatta karşılaştığınız hatta bizzat yaşadığınız sorunlardandır.
İnsanların ve toplumların içinden çıkmak için
uğraştıkları, her alanda mücadele verdikleri bu tür olumsuzluklar,
kargaşalar ve karanlık toplumsal yapılar, dünya üzerinde
yüzyıllardan beri hakimdir. Bunun için, eski Yunan'a veya
Büyük Roma İmparatorluğu'na, Çarlık Rusyası'na ya da Aydınlanma
Çağı'na, hatta dilerseniz iki büyük dünya savaşına ve büyük
toplumsal olaylara sahne olan 20. yy'a göz atabilirsiniz.
Hangi yüzyıla ve dünyanın neresine giderseniz gidin, genellikle
manzara pek değişmez.
Peki insanlar bu kötülüklerle şimdiye dek mücadele
etmişler midir ya da etmek için bir gayretleri var mıdır?
Elbette, dünyanın hemen her döneminde insanlar
bu sayılan olumsuzluklarla karşı karşıya kalmışlar, bunlarla
mücadele etmişler, ancak çareyi hep yanlış yöntemlerde aradıkları
için bir türlü çözüm bulamamışlardır. Kurtuluşu kimi zaman
değişik yönetim biçimleri denemekte, kimi zaman sapkın akımlara
kapılmakta, devrimler yapmakta, çoğu kere de umursamazlığı
tercih edip, tüm bu olumsuzlukları kabullenmekte aramışlardır.
Günümüzde insanlar genelde böyle bir yaşam
tarzına öylesine alışmışlardır ki yukarıda saydığımız sorunları
hayatın gerçeği olarak kabul eder, bunların yaşanmadığı
bir toplumun var olabileceğini adeta imkansız olarak görürler.
Böyle bir yaşantıdan memnun olmadıklarını sürekli dile getirirler
ama içinde bulundukları şartlarda başka bir seçeneklerinin
bulunmadığını düşünerek, bu yaşantıyı hemen kabullenirler.
Oysa dünyada, yukarıda sadece çok küçük bir
kısmına yer verdiğimiz bu olumsuzlukların hiçbirini ne ruhen
ne de bedenen yaşamayan, sürekli bolluk, bereket, mutluluk,
sevgi, saygı, huzur, güven, güzel ahlak, barış ve dostluk
gibi sayısız nimet ve güzelliklerin sahibi olan insanlar
da vardır. İşte bu insanlar Allah'ın rızası için yaşayan,
Kuran hükümlerine uyan, Allah'ın rahmetini ve cennetini
uman gerçek dindarlar, yani müminlerdir.
Diğer bir deyişle, bu olumsuzlukların tek çözümü
"din ahlakı"nın yaşanmasında yatmaktadır. Din ahlakı tam
olarak yaşandığı takdirde toplumlara hakim olan bu karanlık
tablo yerini aydınlık bir ufka bırakacaktır. Tüm insanların
ve toplumların çağlar boyu düşledikleri, iyilik ve güzelliğin
hakim olduğu böyle güzel bir atmosfer, ancak Kuran ahlakının
yaşanması ile mümkündür.
Başta tasvir ettiğimiz ortam ise Kuran ahlakı
yaşanmadığında, Allah'ın hükümleri göz ardı edildiğinde
kaçınılmaz olarak oluşur. Diğer bir deyişle, din ahlakı
yaşanmadığı sürece insanlar bu olumsuzluklara mahkumdurlar.
Çünkü bu, "dinsizliğin kabusu"dur.
Bu kitapta, Allah'ın insanlara indirdiği Kuran'da
tarif edilen "güzel ahlak" modeli yaşandığı takdirde "dinsizliğin
kabusu"nun yani kötülüklerin, karamsarlıkların, toplumsal
huzursuzlukların ne şekilde engelleneceği, olumsuzlukların
nasıl ortadan kalkacağı, ideal ortama nasıl kavuşulacağı,
insanların maddi-manevi ne gibi kazançlar sağlayacakları
ve tüm bu olumsuzluklardan kurtulabilmek için de Kuran ahlakının
tek alternatif çözüm olduğu anlatılmaktadır.
Bugüne dek belki pek çok kitapta toplumların
ve insanların içinde bulundukları karamsar durum ele alınmış,
sosyolojik ve psikolojik tahliller yapılmış, sorunlar sık
sık tüm detaylarıyla dile getirilmiştir. Fakat elinizdeki
kitabın farkı, bu tahlil ve teşhisler karşısında insanlara
en gerçekçi çözümü sunmak ve bu çözüme başvurmadıkları takdirde
onları nasıl bir geleceğin beklediğini tarif ederek samimiyetle
uyarmaktır.
Böylelikle umarız ki kitabı okuyan vicdan sahibi
her insan huzurun, güvenin ve ideal toplum yaşantısının
yalnızca Kuran ahlakının yaşanması ile mümkün olduğunu anlayacak
ve gerçek dine, yani "İslam"a yönelecektir.
