Her insan yaratılış anından itibaren, kendisini ve etrafındaki
tüm varlıkları yaratan Allah'ın varlığını, aklıyla ve vicdanıyla
kavrayabilecek fıtrattadır.
Evreni ve içindeki herşeyi, en küçük detaylarına
kadar, sonsuz güç ve ilim sahibi Allah'ın yarattığı açık
bir gerçektir. Etrafımızda gördüğümüz herşey Allah'ın varlığının
kesin birer delilidir. Gökte uçan kuştan okyanus dibindeki
balığa, çöldeki deveden kutuptaki penguene, gözle görülmeyen
bir bakteriden vücudumuzdaki hücrelere, meyvelerden bitkilere,
bulutlardan gezegenlere, galaksilere kadar herşey ince ince
işlenmiş ve muhteşem sistemlerle donatılmıştır.
Aynı şekilde, dünyada yaşamı ayakta tutan tüm
sistemler de mükemmel dengeler üzerine kurulmuştur. Bu dengelerde
en ufak bir oynama ya da sapma bile söz konusu olsa, yaşamın
imkansız hale gelmesi kaçınılmazdır. Bunlar öyle ince dengelerdir
ki, bu dengeleri biraz inceleyince hepsinde olağanüstü bir
hesap ve tasarım olduğu hemen fark edilir. Örneğin, Dünya
kendi etrafında biraz daha yavaş dönse, gece ile gündüz
arasında korkunç ısı farkları meydana gelir, biraz daha
hızlı dönse bu sefer de kasırgalar ve tufanlar yüzünden
yaşam sona ererdi.
Bunun gibi, dünyadaki yaşamın üzerine kurulu
olduğu daha pek çok hassas denge vardır ve bunların tek
birinin dahi tesadüfler sonucu, kendi kendine meydana gelmiş
olması ihtimal dışıdır. Dolayısıyla aklı başında bir insanın
böylesine kritik dengeler ve ince hesaplar üzerine kurulu
bir düzeni görüp de bunu tesadüflere vermesi mümkün değildir.
Nasıl ki insan, bir araba ya da herhangi bir teknolojik
ürün görse bunu tasarlayan, meydana getiren bilinçli insanların
varlığından hiçbir kuşku duymuyorsa, bunlardan çok daha
üstün, iç içe geçmiş karmaşık sistemlerden, son derece hassas
dengelerden oluşan evrenin de kendi kendine var olamayacağı
şüphesizdir. Evrendeki her detay, sonsuz kudret ve ilim
sahibi Allah'ın varlığını gözler önüne seren açık birer
delildir. Kuran'da yaratılışın bu delillerine sık sık dikkat
çekilir:
Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek
O'ndan, ağaç O'ndandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.
Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve
meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda düşünebilen
bir topluluk için ayetler vardır. Geceyi, gündüzü, güneşi
ve ayı emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır
kılınmıştır. Şüphesiz bunda aklını kullanabilen bir topluluk
için ayetler vardır. Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli
renklerdekileri de. (faydanıza verdi) Şüphesiz bunda öğüt
alıp, düşünen bir topluluk için ayetler vardır... (Nahl
Suresi, 10-13)
Yaratan hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt
alıp, düşünmez misiniz? (Nahl Suresi, 17)
Din hakkında hiçbir şey bilmeyen bir insanın
bile, ayette dikkat çekilen konular üzerinde düşünmesi,
Allah'ın varlığını anlayabilmesi, O'nun gücünü ve ilmini
takdir edebilmesi için yeterlidir. Akıl ve vicdan sahibi
bir insanın, yalnızca kendi vücudu hakkında düşünmesi dahi
çok üstün bir yaratılışın eseri olduğunu ona gösterir. Vücudumuzun
içinde son derece organize, iç içe geçmiş kompleks sistemler
vardır. Bu da tüm evren gibi insan vücudunun da üstün bir
akıl tarafından tasarlandığını göstermektedir.
Sonuçta bir insan, bir elçi ya da gönderilmiş
bir kitaptan haberdar olmasa, düşünerek, etrafını gözlemleyerek,
bunlardaki olağanüstülüğü araştırarak Allah'a ulaşabilir.
Akıl sahibi insanlar için her yerde Allah'ın delillerinin
bulunduğu ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece
ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için
gerçekten ayetler (deliller) vardır. Onlar ayakta iken,
otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin
ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:)
"Rabbimiz Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi
ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 190-191)
İşte bu noktada din ahlakına neden ihtiyaç
olduğu daha iyi ortaya çıkar. Çünkü Allah'ın varlığını kavrayan
insan, O'nu daha çok tanımak ve kendisinden neler istediğini
öğrenmek isteyecek, Rabbimiz'in sevgisini ve hoşnutluğunu
kazanmak için neler yapması, nasıl davranması gerektiğini
merak edecektir.
Kuran'da, En Temel Konular Açıklanmıştır
Allah kullarına Kendisi'ni tanıtmak, isteklerini
onlara açıklamak, Kendisi'nin beğendiği tavır, davranış,
ahlak ve yaşam biçiminin nasıl olduğunu, iyi, kötü, doğru,
yanlış, güzel ve çirkin kavramlarının gerçek manada neler
olduklarını, ölümden sonra kendilerini nelerin beklediğini
bildirmek, Kendi isteklerini yerine getirip hoşnutluğunu
kazananları nasıl bir mükafatın beklediğini müjdelemek,
Kendisi'ne isyan edenlerin nasıl bir sonla karşılaşacaklarını
haber vermek için her devirde elçilerini ve kitaplarını
hak dinle göndermiştir.
Bu şekilde, hak dinler vasıtasıyla, ihtiyaç
duyacakları her türlü konuyu Allah en hikmetli biçimde insanlara
açıklamıştır. Onların dünyada ve ahirette en güzel yaşamı
sürebilmeleri, en mutlu ve en huzurlu yapıya kavuşabilmeleri
için gereken her türlü bilgiyi vermiştir. Kitap ve elçi
vasıtasıyla gönderilen hak dinin bu temel amacı Kuran'ın
pek çok ayetinde de belirtilir. Bunlardan bazıları şöyledir:
... Biz Kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı,
Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak
indirdik. (Nahl Suresi, 89)
Biz onu (Kuran'ı) hak olarak indirdik ve
o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu
olarak gönderdik. (İsra Suresi, 105)
Sonra Biz Musa'ya, iyilik yapanların üzerinde
(nimetimizi) tamamlamak, herşeyi ayrı ayrı açıklamak ve
bir hidayet ve rahmet olarak Kitabı verdik. Umulur ki Rablerine
kavuşacaklarına inanırlar. (Enam Suresi, 154)
Din ile Hayatın Gerçek Amacı Açıklanmıştır
Tarih boyunca milyarlarca insan doğmuş, yaşamış
ve ölmüştür. Bu insanların içinden ancak çok azı hayatın
gerçek amacını anlamaya çalışmıştır. Büyük bir kısmı ise
kendilerini zamanın akışına bırakmış ve belli ihtiyaçlarını
karşılamak, nefislerinin çeşitli istek ve tutkularını kovalamak
dışında bir amaç gözetmeden ömürlerini tüketmişlerdir. Bu
bilinçsiz ve sorumsuz kesim her devirde insan topluluklarının
büyük bir çoğunluğunu oluşturmuştur. Her gelen yeni nesil
de bazı istisnalar dışında çoğunluğun gittiği bu yola uymuş,
çoğunluğun doğrularını, amaçlarını ve değerlerini benimsemiş,
bunları kendilerinden sonrakilere miras bırakmıştır. Bu
gelenek bugün de aynen devam etmektedir.
Bu çoğunluğun her devirde "değişmez" felsefe
ve ilkeleri olmuştur: Doğarlar, büyürler, yaşlanırlar ve
ölürler. Dünyaya bir kere gelinir, ölüm ise herşeyin sonudur.
Herkesin belirli bir yaşam süresi vardır ve bunu elinden
geldiğince nefsini en çok tatmin edebilecek, hayattan kendince
en büyük zevki alabilecek şekilde değerlendirmelidir.
İşte insanlar, ellerine bir daha geçmeyeceğini
düşündükleri bu fırsatı atalarından miras aldıkları yaşam
tarzı ve davranış biçimlerini aynen uygulayarak değerlendirirler.
Kendilerine verilen yaşam süresini dünyadaki zevklerin peşinden
giderek, ölümü tamamen unutarak, dünyaya yönelik planlar
yaparak ve hiçbir kural tanımayarak geçirirler. Dünyanın
neresinde, hangi zaman diliminde yaşarlarsa yaşasınlar,
hangi kültüre, hangi ırka mensup olurlarsa olsunlar bu durum
değişmez. Bulundukları toplumda prestijli bir konuma gelmek,
iyi bir eğitim almak, zengin olup refah içinde bir yaşam
geçirmek, mutlu bir aile kurmak, çeşitli makam ve mevkilere
ulaşmak ve bunlar gibi sayısız büyüklü küçüklü hedeflere
ulaşabilmek için çalışırlar.
Bu amaçlar daha yüzlerce madde halinde detaylandırılabilir.
Fakat gerçek şudur ki, tüm bu insanlar dünyaya gelişlerinin
tek ve en önemli amacını arkalarında bırakırlar. Ve bu amaç
için kendilerine tanınmış ve bir daha telafi imkanı olmayacak
yegane yaşam süresini boşa geçirirler. Bu amaç; Allah'a
kul olmaktır. Kuran'da bu amaç şöyle bildirilir:
Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet
etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)
Allah'a nasıl kulluk etmemiz gerektiği bize
yine hak din ile öğretilir. Allah'a kul olmak; O'nun varlığını
ve birliğini kabul etmek, Rabbimiz'i gereği gibi tanıyıp
takdir etmek, Allah'tan başka ilah edinmemek ve tüm yaşamını
O'nun istediği biçimde geçirmek demektir. Kuran'da bize
Allah'ın insanlar için beğendiği ahlak ve yaşam biçimi de
detaylı olarak tarif edilir. İnsanlar bu modeli uygulamaya
davet edilirler.
Artık bu amaca uygun, Allah'ın razı olduğu
biçimde bir ömür süren insan, dünyadaki yaşamı için de ölümünden
sonraki hayatı için de müjdelenmiştir. Fakat bu amaçtan
sapan, boş gayeler peşinde koşan ve Allah'ın istediği biçimde
davranıp yaşamayan, O'na gereği gibi kul olmayan kimseyi
de kötü bir son beklemektedir. Tüm bunlar bize yine Kuran
ile ulaşmaktadır.
Sonsuz yaşamını belirleyecek ölçü kişinin dünya
hayatını nasıl geçirdiğidir. Öldükten sonra bir daha hatalarını
telafi etme imkanı yoktur. Bu bakımdan sanki dünyaya tesadüfen
gelmiş, başıboş bırakılmış ve yaptıklarından hesaba çekilmeyecekmiş
gibi bir mantıkla hareket etmek, kişinin kendi geleceği
için çok büyük bir kayıp olacaktır. Yaratılış amacını göz
ardı ederek sorumsuzca bir hayat yaşayan ve bunun sonucundan
da endişe etmeyen bu tür kimseler ise ahirette şöyle karşılanırlar:
Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı
ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?
(Müminun Suresi, 115)
Yaratılış amaçlarını göz ardı eden bu kimseler
aslında bu amaçtan habersiz değildirler. Allah kitapları
ve elçileri vasıtasıyla onları bu gerçekten haberdar etmiş
ve onlara izlemeleri gereken doğru yolu göstermiştir. Onlara
bir ömür boyu da öğüt almaları için süre vermiştir. Artık
kendilerine tanınmış bunca fırsatı görmezden gelip, yalnızca
nefislerinin istek ve tutkularını amaç edinerek gerçek amaçlarından
sapanların ise ebedi pişmanlıkları kendilerine fayda vermeyecektir:
İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz,
bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım."
Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği
kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse
(azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.
(Fatır Suresi, 37)
Allah Kuran ile İnsanlara Kendisi'ne
Nasıl Kulluk Edilmesi
Gerektiğini Bildirmiştir
Madem ki insanlar Allah'a ibadet etmeleri için
yaratılmışlardır, öyleyse nasıl ibadet edeceklerini de öğrenmeleri
gerekir. İşte Allah insanlara nasıl ibadet etmeleri gerektiğini
de Kuran vasıtasıyla bildirmiştir. Ayette şöyle buyrulur:
Biz her ümmete bir ibadet tarzı (Mensek) kıldık,
onlar bu tarz üzere ibadet etmektedirler. (Hac Suresi, 67)
Kuran'da müminlere Allah'a nasıl dua etmeleri,
O'nu nasıl anmaları gerektiği, namazı, zekatı ve Allah'ın
kendilerinden istediği her türlü ibadet şeklini nasıl yerine
getirecekleri detaylı olarak açıklanır. Bunların yanı sıra
yine Allah'a kul olmanın gerektirdiği güzel ahlak yapısının
nasıl olması gerektiği, müminin ne tür vasıfları kazanması,
ne tür özelliklerden kaçınması gerektiği de Kuran'da ayrıntılı
olarak tarif edilir. Tevazu, fedakarlık, dürüstlük, adalet,
merhamet, hoşgörü, kararlılık ve bunlar gibi pek çok üstün
ahlak özelliği Allah'a kulluk etmenin temel vasfı olarak
Kuran'da belirtilir. Kötü ahlak özellikleri, kötü tavır,
davranış ve konuşma biçimleri yine Kuran'da tanıtılmış,
müminler bu tür olumsuz şeylerden sakındırılmışlardır.
Allah tüm kainatı ve insanı yoktan var etmiştir.
Bu varlıklar arasında insana sayısız nimetler vermiş, en
önemlisi de onu diğer canlılardan ayıran ve üstün kılan
bir ruhla yaratmıştır. İnsan bu sayede şuurlu bir varlıktır.
İnsana verilen nimetler o kadar çoktur ki Allah bunların
genelleme yapılsa dahi saymakla bitirilemeyeceğini bildirmektedir.
(Nahl Suresi, 18) Bu durumda insanın, kendisine bunca nimetin
ne amaçla verildiğini, bunların karşılığında kendisinden
ne istendiğini düşünmesi gerekir.
... Allah'tan korkup-sakının
ve bilin ki Allah, muhakkak ki korkup-sakınanlarla
beraberdir. (Bakara Suresi, 194) |
İnsan, kendisini yoktan var edenin ve sahip
olduğu tüm nimetleri verenin Allah olduğunu kendi başına
düşünerek bulabilecek kapasitededir. Bunun sonucunda da
bu nimetlere karşılık kendisinin de Allah'a şükretmesi gerektiğini
rahatça idrak edebilir. Ancak Allah'a olan şükrünü ne şekilde
ifade etmesi gerektiğini bilemeyebilir. İşte bir insanın
Allah'a nasıl şükredeceği, O'na ne şekilde kulluk edeceği
Kuran ile bildirilmiştir. İnsan Kuran ahlakı sayesinde Yaratıcımızın
karşısında nasıl bir davranış göstermesi gerektiğini çok
detaylı olarak öğrenir.
Allah'ın kulundan en başta istediği onun tüm
yaşamı boyunca Kendisini hoşnut etmeyi gaye edinmesi ve
sürekli bu bilinçte olmasıdır. Bunun için de kişinin her
olay karşısında, nefsinin isteklerini değil, Allah'ın rızasını
seçmesi gerekir. Aksi takdirde, Allah'ı değil nefsini ilah
edinmiş olur ki, ayette bu durum şöyle ifade edilir:
Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah
edineni gördün mü?.. (Furkan Suresi, 43)
Dolayısıyla mümin hayatı boyunca karşısına
çıkan her olayda, her düşüncede, her tavırda, her eylemde
bu alternatifleri değerlendirir ve ayetteki gibi hevasını
değil, Allah'ın rızasını tercih eder.
Sonuçta bu dünyada Allah'a gereği gibi kulluk
etmiş olan bir mümin Allah'ın rızasını kazanmış ve Allah'ın
rahmetiyle cennetine layık gördüğü seçkin bir kişi haline
gelmiş olarak sonsuz mutluluk ve mükafata kavuşmayı umabilir.
Bu sonuçtan da anlaşılacağı gibi kişinin Allah'a kulluk
etmesinin yalnızca kendisine faydası vardır. Allah'ın hiç
kimsenin ibadetlerine, iyiliklerine, güzel ahlaklı olmasına
ihtiyacı yoktur. Ayette haber verildiği üzere, "Allah
alemlerden müstağnidir." (Ankebut Suresi, 6)
Kuran İle İyi ve Kötünün, Doğru ve Yanlışın
Ne Olduğu Bildirilir
İnsanlar karşı karşıya geldikleri olayları
Kuran'a göre değerlendirmedikleri müddetçe, çok farklı ölçülere
sahip olurlar. Olayları değerlendirmedeki bu farklı ölçüler
ise insanları son derece hatalı ve zararlı sonuçlara sürükler.
Örneğin ilk defa suç işlemiş biri diğerlerine göre masumdur.
Bir hırsıza göre bir katil kötüdür, ama kendisi iyidir;
bir katile sorduğunuzda ise o bunu hayatında bir kere yapmıştır,
o nedenle o kadar kötü niyetli değildir. Ona göre bunu meslek
haline getirenler kötüdür; profesyonel bir katile soracak
olsanız o da kendini belki bir sapıkla kıyas edecek ve masum
görecektir. Bu kıstas halk arasında da aynen böyledir. Dedikodu
yapan biri belki de sadece tek olumsuz yanının bu olduğunu
ama onu da kötü maksatla yapmadığını; kindar biri sadece
haklı olduğu anlarda kin güttüğünü, aslında iyi kalpli olduğunu
iddia edecektir. Bu tür daha pek çok örneğe rastlamak mümkündür.
Sonuçta bu insanlar kendilerindeki kötü ahlak özelliklerini
kabul etmedikleri gibi, kendilerini oldukça iyi ve masum
görürler. Oysa bu sayılan mazeretlerin tümü geçersizdir
ve söz konusu insanların tümü önemli bir yanılgı içindedirler.
Çünkü bir insanı haklı kılan, yalnızca Allah'ın indirdiği
Kitaba uygun davranmasıdır. Bunun aksinde, yani Kuran ahlakına
muhalif bir tavır gösterdiğinde, bu insan ne mazeret ortaya
atarsa atsın suçludur, hatalıdır.
Bilindiği gibi insanın içinde vicdan ve nefis
denilen iki yön vardır. Vicdan, insana her zaman iyi ve
doğru olanı ilham eder, nefis ise kötü ve Allah'ın razı
olmadığı tavırları telkin eder. Vicdanı tam kullanabilmek
de ancak güçlü bir iman ve Allah korkusu ile mümkündür.
İşte din ahlakı, insanın doğruyu yanlıştan
ayırt etmesini sağlayacak şuur ve vicdanı kazanmasını sağlar.
Ancak Allah'ın dininde bildirdiklerine iman ettiği ve gereği
gibi uyduğu takdirde bir insanın sağlıklı düşünme, muhakeme
yapma ve akletme yetenekleri tam anlamıyla devreye girebilir.
Örneğin, Kuran'da tarif edildiği biçimde Allah korkusuna
sahip olan bir mümine doğruyu yanlıştan ayırt etme yeteneği
verilir:
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız,
size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan)
verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük
fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)
Tüm insanların gerçek iyiyi ve gerçek kötüyü
öğrenebileceği yegane kaynak Kuran'dır:
Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı
indiren (Allah) ne yücedir. (Furkan Suresi, 1)
Kuran'da nelerin iyilik, nelerin kötülük olduğu
ve vicdanımızı nasıl kullanmamız gerektiği tek tek tarif
edilir. Örneğin bir ayette gerçek iyilik kavramının çok
kapsamlı bir tanımı yapılır:
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik
değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere,
Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen,
onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene
ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan,
zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler
ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in
tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır
ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi, 177)
İnsanların atalarından, ailelerinden, çevrelerinden
duydukları, getirdikleri her türlü inanç Kuran'a uygun olmadığı
müddetçe hatalıdır. Mesela, halk arasında bazı tabirler
vardır ki, bunlarla o insanın ne kadar iyi olduğu ifade
edilmek istenir. "Karıncayı bile ezmez" cümlesi bunlardan
biridir. Oysa bir insan karınca ezmeyecek kadar hassas olup,
Kuran'a uymuyorsa, o gerçekte iyi bir insan değildir. Önemli
olan Kuran'da iyilik olarak tarif edilen davranışları yapmak,
yine Kuran'da tarif edilen kötülüklerden kaçınmaktır. Halk
arasında dilenciye para vermek, çocuklara yardım etmek,
hasta bir insan görünce acımak dindar olmak için yeterli
görülür. Oysa Kuran'da bize bunların tek başına gerçek bir
mümin olmak için yeterli olmadığı açıklanmıştır. Gerçek
mümin, Kuran'a eksiksiz olarak uyan, tüm yaşamını Allah'ın
razı olacağı şekilde geçiren kişidir.
Kuran ile Bize Bu Dünyanın Gerçek Mahiyeti
Öğretilir
Kuran ahlakı ile bize amacımızın, yalnızca
Allah'a kulluk etmek olduğunu bildirilirken, bu amaç uğrunda
deneneceğimiz de haber verilir. Dünyanın bu "deneme" için
özel olarak hazırlanmış bir imtihan ortamı olduğu tüm incelikleriyle
tarif edilir. Dolayısıyla bu imtihanın gereği olarak, dünyada
deneme unsuru yaratılmış şeylere kapılıp sapmamak konusunda
insanlar uyarılır ve dünya hayatının "aldatıcı
bir meta" (Al-i İmran Suresi, 185) olduğu bildirilir.
Kuran'da dünya hayatının gerçek yönünü açıklayan pek çok
ayet vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:
Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak
bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük ecir (en güzel
karşılık) O'nun Katında olandır. (Teğabün Suresi, 15)
Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış
altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere
duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı.
Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer
Allah Katında olandır. (Al-i İmran Suresi, 14)
Allah, Kuran'da insanlara
dünya hayatının geçici bir yer olduğunu, onlara ulaşan
her nimetin birer imtihan vesilesi olduğunu bildirmektedir. |
Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının
metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve
daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (Kasas
Suresi, 60)
İnsanlara dünyada farklı derecelerde verilen
her türlü makam, mevki, sosyal statü, maddi imkan, zenginlik,
fakirlik gibi konumların da yalnızca insanları deneme vasıtası
olduğu Kuran'da açıklanmaktadır. Bu konudaki ayetlerden
biri şöyledir:
O sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size
verdikleriyle sizi denemek için kiminizi kiminize göre derecelerle
yükseltti. Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması pek çabuk
olandır ve şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir. (Enam
Suresi, 165)
Ölümün ve hayatın yaratılış hikmetinin insanların
denenmesi olduğu, yine bize Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin
daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı
yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk
Suresi, 2)
Bu dünyada insanın başına gelen her türlü iyilik
ve kötülük onun denenmesi içindir. (Enbiya Suresi, 35).
İnsana verilen ya da kendisinden alınan nimetlerin de hepsi
bu imtihanın birer parçasıdırlar:
Fakat insan; ne zaman Rabbi kendisini bir denemeden
geçirse, ona bir keremde bulunsa, nimetler verse: "Rabbim
bana ikram etti" der. Ama ne zaman onu deneyerek, rızkını
kıssa, hemen: "Rabbim bana ihanet etti" der. (Fecr Suresi,
15-16)
Görüldüğü gibi yukarıdaki ayette başına gelen
olayların ardındaki hikmetleri kavrayamayan, denendiğinin
farkında olmayan, dünyanın gerçek mahiyetinden habersiz,
şuursuz bir kimsenin bakış açısı aktarılmaktadır.
Müminler ise şuursuz kimselerle aynı konuma
düşmemeleri konusunda Kuran'ın birçok yerinde uyarılırlar
ve sürekli olarak gerçek amaçları kendilerine hatırlatılır:
Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek
için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme.
Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir. (Taha
Suresi, 131)
Fakat din ahlakı ile bildirilen bu gerçeklerden
haberi olmayan ya da bu gerçekleri kavrayamayan cahil kesim
kendisine deneme için verilen nimetler karşısında şımarır
ve hırsa kapılırlar. Bu nimetlerden ellerinden geldiğince
faydalanmaya ve hayatları boyunca bunların peşinden koşmaya
çabalarlar. Başlarına gelen bela ve sıkıntılar karşısında
ise ümitsizliğe ve hüsrana düşüp feryat ederler. Allah inkar
edenlerin bu durumunu Kuran'da şöyle tarif etmektedir:
Andolsun, Biz insana tarafımızdan bir rahmet
tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alsak, kuşkusuz o,
(artık) umudunu kesmiş bir nankördür. Ve andolsun, kendisine
dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, kuşkusuz;
"Kötülükler benden gidiverdi" der. Çünkü o, şımarıktır,
böbürlenendir. (Hud Suresi, 9-10)
Allah'ın Kuran ile bildirdiği
gerçeklerden haberdar olmayan kişiler kendilerine
deneme olarak verilen nimetlerin artması karşısında
şımarırlarken, eksilmesi durumunda hüzne kapılırlar. |
Herşeyi ve her olayı Allah'ın kendilerine açıkladığı,
tarif ettiği şekilde değerlendiren müminler ise her durumda
Allah'a yönelip dönerler ve sürekli ahiret yurdunu anar,
gerçek yurtlarına kavuşmanın özlem ve çabası içinde olurlar.
Bu yüzden ne nimet karşısında şımarıp azar, Allah'ın sınırlarını
aşarlar ne de bir sıkıntı ya da mahrumiyet durumunda üzüntü
ve umutsuzluğa kapılırlar. Kendilerine verilen her nimetin
ya da her sıkıntının, Allah'ın beğendiği tavırları gösterip
göstermemeleri konusunda bir deneme olduğunu bilirler ve
Kuran'da kendilerine öğretildiği gibi davranırlar. Başlarına
gelen her olayı Kuran'ın şu ayetinin bilinci ile değerlendirirler:
Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle
de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz.
(Enbiya Suresi, 35)
İşte bu noktada Kuran'ın insanlara gönderilmiş
ne kadar büyük bir rahmet olduğu görülmektedir. Çünkü insanlar
söz konusu gerçekleri, Allah Katından gelen Kuran vasıtasıyla
en doğru şekilde öğrenmiş olurlar.
Gerçek Hayatın Ahiret Yurdu Olduğunu Kuran'dan
Öğreniriz
İnsanların algılarının ötesindeki konular hakkında
kendi başlarına bilgi sahibi olma imkanları yoktur. "Gelecek"
de bunlardan biridir. Kimse yarın ne yapacağını, nerede
olacağını, başına neler geleceğini hiçbir zaman kesin olarak
bilemeyeceği gibi, gece yattığında uyanabileceğinden, hatta
bir dakika sonra hayatta olup olmayacağından emin olamaz.
İşte insanlar bu sınırlı bilgiler dolayısıyla her dönemde
gelecek hakkında merak sahibi olmuşlardır. Bu merakın en
büyük bölümü, ölümden sonraki hayatta kendilerini nelerin
beklediği olmuştur.
 |
Elbette ki bu soruların tümünün en doğru cevabını,
dünyayı, insanları, ölümü, kıyamet gününü, cenneti, cehennemi,
geçmişi ve geleceği, sonsuz ahiret hayatını yaratan Allah
Kuran'da bildirmektedir. Allah, evreni ve içindeki tüm varlıkları
yoktan var etmiştir ve her an da var olarak tutmaktadır.
Evrenin boyutlarından biri olan zamanı da yaratmış ve yarattıklarını
zamana bağımlı kılmıştır. Allah, yaratmış olduğu zamandan
bağımsızdır; zaman ve mekan kavramlarının ötesindedir. Allah
herşeyi zamansızlık boyutunda dilemiş ve belirli bir kader
ile yaratmıştır. Bizim için geçmiş ya da gelecek olan herşeyi
Allah tek bir an olarak bilir ve yaratır. Gelecek de dahil
olmak üzere insanın algılarının erişemediği herşey Kuran'da
"gayb" (gizli, örtülü) olarak tanımlanır. (Kader konusunda
geniş bilgi için yazarın "Zamansızlık
ve Kader Gerçeği" isimli kitabına başvurabilirsiniz.)
İşte ahiret de insanlar için bu dünyada bulundukları
sürece bir gaybdır. Kuran ile insanlara ahiretin varlığı
bildirildiği gibi, ahiret hakkında da detaylı bilgiler verilir.
Ölümden sonra neler olduğu konusunda her devirde filozoflar,
düşünürler pek çok varsayımlar öne sürmüşlerdir. Ayrıca
her toplumun kültüründe bu konuda çok sayıda efsaneler,
hurafeler mevcuttur. Ama bu konuda en doğru ve kesin bilgi
insanlığa yine hak dinler vasıtasıyla bildirilmiştir.
Her canlı varlık Allah'ın
belirlediği süre geldiği zaman mutlaka ölecektir ve
Allah'ın karşısında dünyada yaptıklarıyla ilgili olarak
tek başına hesap verecektir. Bu gerçeği Allah Kuran'da
haber verir. |
Bu dünyanın geçici bir deneme yeri olduğu,
gerçek yaşamın ise ebedi olarak ahirette süreceği insanlara
hak dinler ile haber verilmiştir. İnsanların bu dünyada
yaptıklarının karşılığını ahirette göreceklerini, yapılan
hiçbir iyilik ya da kötülüğün karşılıksız kalmayacağını,
Kuran ile öğreniriz. Bu dünyada hak dinin gerektirdiği gibi
yaşayan, Allah'ın istediği, beğendiği gibi davrananların
ahirette mükafatlandırılacaklarını din ahlakının gereklerini
yerine getirmeyenlerin ise sonsuz bir cehennem azabına maruz
kalacaklarını da Kuran ile öğreniriz.
Kuran ile bize ölüm anından, kıyamet saatine,
hesap gününden cennet ve cehennem hayatının en ince detaylarına
kadar ahiret konusunda gerekli her türlü bilgi verilir.
En son ilahi kitap olan Kuran'da bize ahiret hayatı çeşitli
biçimlerde tarif edilir ve gerçek yurdun ahiret yurdu olduğuşöyle
hatırlatılır:
Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan
başkası değildir. Korkup sakınmakta olanlar için ahiret
yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek
misiniz? (Enam Suresi, 32)
İşte, göğün ve yerin Rabbine
andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda)
konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.
(Zariyat Suresi, 23) |


