AHLAK GÜZELLİĞİNİN
ÖNEMİ
Şanlı bir geçmişe sahip olan milletlerin arkalarında
tarih boyunca her zaman, üstün yetenekli ve çok yönlü liderler
olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk de askeri ve siyasi olarak
"sorumluluk alma" "sahiplenme",
"fikir ve siyaset adamlığı" gibi özellikleri ile
eşsiz bir liderdi.
Bugüne kadar pek çok kimse Atatürk'ün, başarılı
liderlik özelliklerinin ardında, onun, yalnızca karizmatik
kişiliği, yeteneği, zekası, karar verebilme gücü ve kendine
olan güveni gibi özelliklerini aramıştır. Elbette Atatürk'ün
başarısında bu dahiyane özelliklerin çok büyük katkısı vardır.
Ancak Türkiye'nin 'uzun soluklu' liderinin başarısının ardındaki
sırrı öğrenmek için asıl onun ahlaki özelliklerinin değerlendirilmesi
gerekir.
Atatürk'ün hayatı, incelenecek olursa elde
ettiği başarının onun ahlak güzelliğiyle son derece bağlantılı
olduğu görülecektir. Atatürk, çöken bir imparatorluğun ardından,
milletin bağımsızlığının tehlikeye girdiğini sezinlemiş
ve bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için pek çok fedakarlıkta
bulunmuştur.
Şu, göz ardı edilmemesi gereken
bir noktadır ki, Mustafa Kemal'in vatanı ve milleti için
yaptığı tüm fedakarlıklar, onun inançlı yapısı sonucu ortaya
çıkan güzel ahlak özellikleridir. Güzel ahlakın kökeni ise
dine dayanır. Dini değerlere inanmayan, vicdanı ile hareket
etmeyen bir insanın, tehlike altında olan vatanını ve milletini
kurtarmayı düşünmesi, gelecek nesil için canını bile severek
ortaya koyması mümkün değildir. Peygamberimiz Hazreti Muhammed,
"Müminler arasında imanca en kâmil olanı, ahlakça
en güzel olanıdır"5 buyurmuştur.
Peygamberimiz (sav)'in bu sözü, Mustafa Kemal'in üstün ahlakının
din ahlakına olan bağlılığından kaynaklandığının en güzel
örneklerden birini teşkil eder.
Bir milleti birbirine kenetleyen en önemli
bağ güzel ahlaktır. Toplumu oluşturan fertlerin güzel ahlaklı
olması, toplumun genelini etkilediği gibi, sevgi, saygı,
dürüstlük, fedakarlık, gibi ahlaki değerlerin yaşanması
toplumu, her geçen gün daha da güçlü bir hale getirecektir.
Ahlaki değerlerini ön planda tutmayı yaşam biçimi haline
getiren insanlardan oluşan toplumda her zaman birlik, beraberlik
ve dayanışma olur.
Güzel ahlakın bilinmediği toplumları ise, ahlaki
dejenerasyon, içten içe kemiren korkunç bir hastalık gibi
sarar. Sevgi, saygı, dürüstlük, fedakarlık yerine, çıkarcı
ve egoist bir yapı hakim olur. Başka bir deyişle din ahlakının
olmadığı yerde güzel ahlak da yoktur. Çünkü bir insanın
güzel ahlaklı olmasını sağlayan Allah korkusu ve Allah sevgisidir.
Ahlaki yapısı bozulan toplumlar eninde sonunda çökmeye mahkum
olurlar. Tarihe baktığımızda bunun birçok örneğini görmek
mümkündür.
Atatürk'ün, Türk Milleti'ne yol olarak gösterdiği
Kuran ahlakı toplumda yaygınlaştığı zaman ise, yardımlaşma,
adalet, fedakarlık, hoşgörü, dürüstlük gibi değerler daha
fazla yaşanacak, toplumun fertleri dayanışma içinde daha
da güçlü bir yapıya doğru ilerleyecektir. Yardımlaşma ve
işbirliğinin olduğu toplumumuzda "birlikten kuvvet doğacak",
yurdumuz dünya ülkeleri arasında hak ettiği yeri alacaktır.
ATATÜRK'ÜN AHLAKİ KİMLİĞİ
Atatürk, sadece siyaset adamlığı ve askeri
kişiliğiyle değil, aynı zamanda ahlaki kimliği ile Türk
Milleti'nin önünde çok güzel bir örnektir. Ulu Önder Atatürk,
İslam ahlakıyla ahlaklanmış, tam bir Osmanlı beyefendisidir.
İnsanlara karşı son derece müşfik ve hoşgörülü
olan Atatürk'ün yüreği, millet ve insan sevgisiyle doludur.
Onu tanıyanlar her zaman bitmek bilmeyen sabrını, fedakarlığını,
insan sevgisini takdir etmiş ve medeni kişiliğini gıpta
ile izlemişlerdir. Cemiyet hayatına düşkünlüğü, sosyal ilişkilerdeki
başarısı ve candan konuşmaları ile tanınan Atamızın tüm
bu özellikleri, aslında onun güzel ahlakının bir yansımasıdır.
Büyük Önder, yaşadığı zor şartlarda bile bu kişiliğinden
taviz vermemiş her zaman çevresindekilere neşe, canlılık
ve moral vererek kendisini tanıyan her insanın kalbinde
çok önemli bir yer edinmiştir.
Atatürk'ün güzel ahlakı, Türk Milleti için
her ne pahasına olursa olsun hizmeti kendine ilke edinmesinden
ve bu uğurda hiçbir özveriden kaçınmamasından anlaşılmaktadır.
Fedakarlık için asıl önemli olanın ulusun ve vatanın esenliğini
ve güvenliğini sağlamak olduğuna inanan Atatürk gerekirse
bu uğurda canını bile feda edeceğini söylemiştir:
"Ben icap ettiği zaman
en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim."6
Ahlakı ile de her zaman Müslüman Türk halkına
örnek olan Atatürk son derece merhametli, şefkatli ve bağışlayıcı
bir yapıya sahipti. Yakın çevresinden bir dostu Mustafa
Kemal'i şu sözlerle anlatmıştır:
"Duruma göre esnek davranmasını
bilir, kimseye asla kin tutmaz, ne kadar kızarsa kızsın
bir zaman sonra onu affeder, olanları unuturdu. Bu yüzden
çevresindeki bir çokları zaman zaman gözden düşer, sonra
yeniden affedilir, eski yerini alırdı." 7
Atatürk'ün ahlakında ailesinin muhafazakar
ve manevi değerlerine bağlı olmasının çok büyük rolü olmuştur.
Çocukluğunde iyi bir aile terbiyesi görmüştü. İlk din eğitimini
annesi Zübeyde Hanım'dan almış ve yine dindarlığıyla tanınan
babası Ali Rıza Bey'in güzel ahlakından da etkilenmiştir.
Mazbut bir ortamda büyüyen Mustafa Kemal çevresinde, küçük
yaşlardan itibaren efendiliği ve candanlığıyla tanınmıştır.
Çocuklara karşı şefkatini
her fırsatta gösteren Atatürk, Osmaneli İstasyonu'nda
bir öğrencinin okuduğu şiiri dinlerken. |
Atatürk'ün ilişkilerinde saygı
ve sevgi esas olmuştu. Ve Mustafa Kemal insana her zaman
hak ettiği değeri vermişti. Kalbi milletinin bireylerine
karşı sevgi ile dolu olan Atatürk her zaman, "Millet
sevgisi kadar büyük bir mükafat yoktur" 8
derdi. Mustafa Kemal Atatürk'ün en önemli özelliklerinden
biri, çevresiyle olan insan ilişkilerini hep yumuşak, sıcak
ve içten tutmuş olmasıdır. Herkese sevgi ve iyi niyetle
yaklaşır, her an yardımseverliğini ön planda tutmaya çalışırdı.
Çevresinin kalabalık olmasından çok hoşlanır, devlet ve
bilim adamlarını akşam yemeklerine davet eder, ülke meselelerinden
bahseder, onları çok güzel ağırlardı.
Özel hayatında büyük bir sadelik içinde yaşayan
Atatürk, sahip olduğu bu üstün ahlak özelliğini göstermek
için birçok çocuğun hamiliğini üstlenmiş, birçoğunu da manevi
evlat olarak kendine seçmişti. Atatürk'ün manevi evlatları,
Afet İnan, Sabiha Gökçen, Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye,
Zehra, Mustafa, Abdurrahim, İhsan'dır.
Atatürk, güzel ahlakıyla hem
Türk Milleti'ne hem de tüm dünya milletlerine örnek
olmuş eşsiz bir liderdi. |
Bir ulusu yok olma tehlikesinden kurtaran Atatürk,
insanların küçük görülmesinden hoşlanmaz, her kim olursa
olsun, Allah'ın yarattığı bir kul olduğu için ona değer
verilmesi gerektiğini düşünürdü. Milletinin ayrı ayrı her
evladına kıymet verir, herkesin de birbirine aynı değeri
vermesini isterdi. İnsanları küçük düşürecek tavırlar, alay
ve lakap takma gibi çirkin ahlak özelliklerini hiç sevmezdi.
Karşısındaki insanı küçük
görme ve ona alçaltıcı lakaplar takmanın İslam ahlakında
da çirkin karşılanan bir tavır olduğunu bilen Atatürk, o
dönemde kentlerde yaşayıp da köylüleri küçük gören vatandaşlara,
şiddetle karşı çıkmış, köylüyü küçük gören, onların cahil,
anlayışsız ve kaba olduğunu savunanlara ve birbirlerine
hakaret kastiyle "köylü gibisin" diyen kişilere, "Türkiye'nin
gerçek sahibi ve efendisi köylüdür" diye karşılık vermiştir.
Köylünün layık olduğu değeri göstermek için de gittiği yerlerde
bu sözünü tekrarlamıştır.9
Ahlakının temelini İslam ahlakı üzerine kurmuş
olan Atatürk'ün bu ahlakı yine Kuran'ın öğretisi ile çok
mutabıktır. Zira Hucurat Suresi'nin 11. ayetinde Allah,
alay, lakap takma ve küçük düşürmenin çirkin özellikler
olduğunu bildirmiş, bir ayetinde şöyle buyurmuştur:
"Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle
alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar
da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar.
Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin
ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakaplarla' çağırmayın." (Hucurat
Suresi, 11)
Atatürk, güzel ahlaklı olduğu kadar aynı zamanda
çok ince düşünceli bir insandı. Neşeli, nüktedan yapısı
ve keskin zekası ile açıkları kapatır, kimsenin utanacağı
bir duruma düşmesini istemezdi. Bir ülkenin Kralının katıldığı
yemekli bir davette gelişen bir olay onun güzel ahlakını
yine ön plana çıkarmıştı. Atatürk'ün bu olay esnasında gösterdiği
ince davranış şöyle anlatılmıştır:
"Yemek sırasında
garsonlardan biri, fazla heyecanlandığı için mi nedir, elindeki
büyük porselen tabakla yere yuvarlandı. Sofradakiler utanç
içinde önlerine baktıkları bir anda Atatürk sanki hiçbir
şey olmamış gibi Kral'a doğru eğilerek : Bu millete herşeyi
öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim. diye hem meseleyi
kapattı, hem de ortalığı neşeye boğdu. Garsona da 'vazifene
devam et! Emrini verdi.10
Türk Milleti'ne bizzat ahlakıyla örnek olmuş
Atatürk, gerek devlet yönetimi, gerekse yapmış olduğu reformlarla
halkın da güzel ahlakı yaşaması için bir çok tedbir almıştır.
Şimdi bu konuları sırasıyla inceleyelim.
Güzel Ahlakın Kaynağı Dindir: Atatürk'ün İslam
Dinine Bakış Açısı
Atatürk hakkında en çok tartışılan konulardan
biri onun din anlayışıdır. Bazı çevreler, Atatürk'ü her
zaman sözde 'din aleyhtarı' gibi göstermeye çalışmışlardır.
Mustafa Kemal'in sözlerini, izlediği yolu ve politikalarını
gözden geçirdiğimizde gerçeğin hiç de bu çevrelerin iddia
ettiği gibi olmadığını, aksine Atatürk'ün dinine bağlı bir
insan olduğunu görürüz. Atatürk'ün dindarlığını onun en
yakınlarında öğrenmek gerekir.
Atatürk, İzmir dönüşü Uşak'ta
karşılanırken dua ediyor. (18 Şubat 1923) |
Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi)
Efendi, İcra Vekilleri Heyeti'nin önüne geçmiş dua
ederken. |
Atatürk'ün Dindarlığı Hakkında Ne Dediler?
Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen Mustafa
Kemal şöyle anlatıyor:
"Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim.
İşleri ile meşguldü. Bir süre ayakta bekledim. Birden derin
bir iç geçirdi. Ve "Allah" dedi. O bunu sık sık tekrarladı.
Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum. Bu tesirle
olacak bir hayli şaşırdım. Onun ağzından Allah kelimesini
duymak beni bir hayli şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı. Atanın
yüzüne şaşkınca bakmış olacağım ki,
-"Sen dindar mısın" diye sordu?
-"Evet dindarım" dedim. Ve bu cevabımı
nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım.
Cevabım hoşuna gitmişti.
"Çok iyi, Allah, büyük
bir kuvvettir. Ona inanmak lazımdır" dedi. Ve bu konuda
uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki, Atatürk
hakkında söylenenlerin aslı yoktur. Ve Ata, bütün söylenenlerin
hilafında dindar bir insandı.11
Atatürk'ün diğer manevi kızı Ülkü Şüküllüoğlu
anlatıyor:
"Annemi Zübeyde Hanım
büyütmüştür. Onun anneme anlattığı bir anıyı aktarayım.
Atatürk, 25 Ağustos'ta Kocatepe'ye çıktığı zaman orada şöyle
dua ediyor: "Allah'ım senin bana verdiğin fikir ve zeka
ile ben bütün planlarımı gerçekleştirdim. Bundan sonrası
artık senin mukadderatın…" O, Allah'ına inanan bir insandı.
Paşa, Ramazan'da Dolmabahçe'de veya Çankaya'da olduğunda
anneme "Vasfiye oruç tutuyor musun?" diye sorarmış, annem
"tutuyorum" dediğinde çok memnun kalırmış. Bana hastalandığımda
dua ettirirdi, kendi de ederdi. Çok iyi hatırlıyorum, tifo
geçiriyordum çok üzülmüş beni kurtarması için Allah'a dua
etmiş. Annesi Zübeyde Hanım da çok dindarmış. Anneme daha
7 yaşındayken Kuran dersi aldırmaya başlamış. Kız kardeşi
Makbule Hanımın da devamlı namaz kıldığını biliyorum."12
Safiye Ayla anlatıyor:
"Annesi Zübeyde Hanım
da ablası Makbule Hanım da çok dindar insanlardı. Namaz
kılarlardı. Tam dindar bir aile ortamında yetişti. Atatürk
de dindar bir insandı. Çok beğendiği Hafız Yaşar vardı.
O Kuran okurken gözlerinden yaşlar dökülürdü. Hatta bütün
hocaları toplayıp ayetleri okuyup izah ederek incelemeler
yapardı. Bana "Allah'ın sana verdiği lütfu unutma ve bununla
şımarma, mütevazi ol, daima Allah'a şükret" derdi. Kendisine
"Paşam şunu yaptın, bunu yaptın" diyenlere "Bana Allah yardım
etti...derdi." 13
Vasfi Rıza Zobu anlatıyor:
"Hz. Peygamber (sav)'e
çok hürmet ederdi. Peygamberlerin çok sağlıklı bir muhakemeye
vakıf olduğuna kaniydi. Onun dine, fikre saygılı bir kişiliği
vardı. Kuran'a da çok hürmeti vardı. Yanında üç hafız vardı.
Hafız Yaşar, Hafız Hüseyin, Hafız Mehmet. Ben o hafızları,
onun yanında Çankaya'da tanıdım. Saygıyla dinlerdi. Onun
karşı olduğu yobazlık ve hurafelerdi." 14
Cemal Kutay anlatıyor:
"Dünyada Atatürk kadar
İslam Dinini mana ve mefhumuyla kavramış ve onu aslına iade
etmek için büyük kavga yapmış başka bir insan yoktur. Mustafa
Kemal 1300 sene sonra Hazreti Muhammed (sav)'in ruhunu şadedecek
esaslar getirmiştir. Bugün secde-i Rahmana alın koyabiliyorlarsa
bu onun sayesindedir. Bugün en geçerli iki meal, Ömer Rıza
Doğrul ve Ahmet Hamdi Akseki mealleridir. İkisini de Mustafa
Kemal yaptırmıştır. " 15
Süreyya Koral (Kılıç Ali'nin eski eşi) anlatıyor:
"Laikti. Laiklik dinsizlik
değildir... Kuran'ın Türkçeleştirilmesi dinin anlaşılmasına
vesile olan büyük bir hizmettir. O, dinin politika aracı
olarak kullanılmasına ve istismarına karşıydı ve buna hiçbir
zaman izin vermedi." 16
Büyük Önder'i tanıyanların da ifade ettiği
gibi, Atamız, dine ve manevi inançlarına bağlı ve saygılı
bir liderdi. Atatürk'ün İslam Dinini, Kuran'ı, Peygamberimiz
(sav)'i öven ve milletimizi İslam Dinini yaşamaya davet
eden pek çok sözleri mevcuttur. İşte bu sözlerden birkaçı:
"İnsanların mücadelelerinde
en kuvvetli istihkam (barikat), iman dolu göğüsleridir"
17
Hüseyin Rauf (Orbay)'ın (1880-1964)
başkanı olduğu TBMM Hükümeti'nin üyeleri ve din adamları
Cumhuriyet ilan edilmeden önceki günlerde bir törende
görülüyor. |
"Din vicdan işidir. Herkes
vicdanının sesine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz.
Düşünce ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini
milletin işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile
dayanan taassuplar hareketlerden sakınıyoruz." 18
"Ey millet! Allah Bir'dir.
Şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi ve hayrı üzerinize
olsun. Peygamber Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından
insanlara dini hakikatleri duyurmaya memur ve elçi olmuştur.
Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki, Kur'andaki
anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş
olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz
akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor."
19
"Din vardır ve lazımdır.
Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur"20
"Milletimiz din ve dil
gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri, hiçbir
kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır
ve alamaz da." 21
" Bizim
dinimiz en makul ve en tabi dindir ve ancak bundan
dolayıdır ki son din olmuştur."23 |
"Camilerin mukaddes minberleri
halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır.
Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap
edebilmekte, Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir,
imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur." 22
"Ey Arkadaşlar! Allah
Bir'dir, büyüktür- Adalet-i ilahiye, O'nun tecellilerine
bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki devrede
mütalaa olunabilir, ilk devir insanlığın çocukluk ve gençlik
devridir. İkinci devir, insanligin kemal (olgunluk) devridir."24
"Ey millet! Allah B'irdir,
şanı büyüktür. Allah'ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize
olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından
insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur.
Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki Kuran'i azimüssandaki
husustur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir,
temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen
uyuyor. Eğer akli mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla
diğer ilahi ve tabi kanunlar arasında aykırılıklar olmalı
gerekirdi. Çünkü bütün kanunları yapan Cenab-ı Hak'tır."
25
"Din vardır ve lazımdır...
26
Atatürk'ün Hazreti Muhammed (sav) ile İlgili
Düşünceleri
Atatürk yeni Türk Devleti'ni kurarken milliyetçilik
ülküsünden hareket etmiş, fakat bu milliyetçiliğin ancak
imanlı, güzel ahlaklı, Müslüman Türk halkının desteği ve
çabasıyla başarılı olacağını vurgulamıştır. Yaptığı birçok
konuşmada İslam'ın önemine değinmiş, Milli Mücadele'ye başlarken
ve milliyetçilik ateşini yakarken en büyük yardımı din adamlarından
aldığını söylemiştir.
Atatürk milli mücadelede Peygamber Efendimizin
yüce ahlakının, mücadeleci ruhunun, en güzel örnek olduğunu
sık sık tekrarlamıştır.
İşte Atatürk'ün Hazreti Muhammed (sav) ile
ilgili bazı sözleri:
"O, Allah'ın birinci
ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan
yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonsuza kadar
O ölümsüzdür." 27
"Büyük inkılap yaratan
Hazreti Muhammed (sav)'e karşı beslenilen sevgi, ancak O'nun
koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir.28
"Bütün dünyanın Müslümanları
Allah'ın son Peygamberi Hazreti Muhammed'in gösterdiği yolu
takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak takip etmeli.
Tüm Müslümanlar Hazreti Muhammed (sav)'i örnek almalı ve
kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyet'in hükümlerini olduğu
gibi yerine getirmeli. Zira bu şekilde insanlar kurtulabilir
ve kalkınabilir."29
Atatürk'ün Vicdan ve Düşünce Özgürlüğü Hakkındaki
Görüşleri
Atamızın vicdan ve düşünce özgürlüğünün önemi
ve gerekliliği ile ilgili bazı sözleri şunlardır:
"Her fert istediğini
düşünmek, istediğine inanmak, kendine malik siyasi bir fikre
malik olmak seçtiği bir dinin icaplarını yapmak ve yapmamak
hak ve hürriyetine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına
hakim olunamaz. Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez,
ferdin tabii haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır."
30
"Türkiye Cumhuriyeti'nde
herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder... Türkiye'de bir
kimsenin fikirlerini, zorla başkalarına kabul ettirmeye
kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez."
31
"Taassupsuzluk o kimsede
vardır ki vatandaşın veya herhangi bir insanın vicdani inanışlarına
karşı hiç kin duymaz, bilakis hürmet eder." 32
"Camiler,
itaat ve ibadet ile birlikte din ve dünya için neler yapılmak
lazım geldiğini düşünmek yani meşveret için yapılmıştır.33
Atatürk'ün Dine Hizmetleri
Atatürk'ün güzel ahlakı, uyguladığı din politikasında
da etkili olmuştur. Atatürk halkın manevi yönünü kuvvetlendirmeye
çalışmış, halkın ancak bu şekilde istenilen refah ve huzura
ulaşacağını savunmuştur ve şöyle demiştir:
"Hissiyatı ve vicdani
telakkiyatı, ilim ve fenle besleyip eğiterek toplumun gerçek
huzur ve saadetine çalışmak ulvi bir görüştür." 34
Eşsiz lider Atatürk'ün ülkeyi yönettiği süre
zarfında dine yaptığı en iyi hizmet dinin doğru anlaşılması
ve yaşanması için ciddi bir mücadele göstermesidir. Atatürk
bu amaçla Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kurmuştur. İkinci
olarak hurafeciliğe karşı çıkmış ve Kuran'ın doğru anlaşılması
için Türkçeleştirilmesini sağlamıştır.
Kuran'ın Türkçeleştirilmesi ve Anlatılması
Atatürk Kuran-ı Kerim'e de büyük bir saygı
ve itaatle bağlı bir insandı. Kuran'dan söz ederken pek
çok kez "kitabı ekmel" yani "en mükemmel kitap" ifadesini
kullanmıştır. Atatürk'e göre Kuran'ın anlaşılarak okunması,
yalnızca duvarlarda süs olarak saklanılan bir kitap olmaması
gerekiyordu. Mustafa Kemal hurafeleri silmek, akla, fenne,
mantığa uygun dediği gerçek İslam'ın anlatılmasını sağlamak
istiyordu. Bu sebeple Kuran'ın anlaşılması için Türkçeleştirilmesine
karar verdi. Atatürk bu isteğini şu şekilde dile getirmiştir:
"Türkler dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar.
Bunun için Kuran Türkçe olmalıdır."
"Türk Kuran'ın arkasından
koşuyor fakat onun ne dediğini bilmiyor. ... benim maksadım,
Kitap'ta neler var Türk anlasın." 35
Bu maksatla Kuran Türkçeleştirilmiş, Atamızın
direktifleriyle Cumhuriyetimiz'in ilk on beş yılında Kuran-ı
Kerim'in meali ve tefsiri niteliğinde 9 eser yayınlanmıştı.
Atatürk Dolmabahçe Sarayı'nda da Kuran okutturmuş, ayetleri
okuyup izah ettirerek manası üzerinde incelemeler yapmıştır.
Atatürk'ün Laiklik Anlayışı
Atatürk, laikliği, din ve vicdan hürriyetinin
temeli olarak görmüştür. Fakat tarihte ve günümüzde laiklik
yanlış anlaşılmış, yanlış uygulanmış, bilinçli olarak bazı
çevrelerce çarpıtılmaya çalışılarak "dinsizlik" gibi lanse
edilmek istenmiştir. Oysa gerçekte laiklik devletin, dinler
karşısında tarafsız kalarak insanlara din hürriyetini sağlamasıdır.
Laiklik ilkesinin amacı, gerçekte inancı özgürleştirmektir.
Devlet, hangi din veya mezhepte olursa olsunlar vatandaşına
vicdan, ibadet ve dini yaşama hürriyeti sağlar. Atatürk'ün
laiklik ilkesinin özü, devletin halkını, bir dini kabul
etme, o dinin gereklerini uygulama ya da uygulamama konusunda
kendi vicdanları ile baş başa bırakması ve onlara özgür
bir seçim yapma imkanı vermesidir.
Dikkat edilirse sözkonusu laiklik anlayışı
İslam'ın özüne de son derece uygundur. İslam Dininde de
hiç kimse bir başkasını iman etmeye veya ibadetlerini yapmaya
zorlayamaz. Nitekim Allah rızası gözetilmeden (örneğin baskı
altında) yapılan ibadetin de Allah Katında bir karşılığı
yoktur.
Bu nedenle Atatürk Türkiye Cumhuriyeti için
laikliği seçmiş, kişilerin din ve ibadet özgürlüğünü vererek
devletin dine karışmamasını sağlamıştır. İslam ahlakında
da kişi, hiçbir baskı olmadan ancak özgür iradesi ile dini
yaşar. Şahıslara dışarıdan müdahale ancak, teşvik etme,
anlatma, öğüt verme şeklinde olur. Fakat bu konuda da bir
zorlama yapılamaz.
Atatürk'ün laiklik ve laik toplum anlayışını
en güzel anlatan sözlerinden biri şu şekildedir:
"Din ve vicdan meselesidir.
Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı
gösteririz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle
karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve tutucu hareketlerden
sakınıyoruz." 36
Din konusunda oluşturulan yapay gerilimler
ise, ancak Atatürk'ün uyguladığı formülle çözümlenebilir.
Atatürk, İslam'a inanan samimi bir dindar olarak, laikliği
din ve vicdan özgürlüğünün temeli olarak kabul etmiştir.
Gerçek dindarlara ve vatanperverlere düşen görev, Atatürk'ün
de yaptığı gibi, hurafalere ve batıl inanışlara karşı gerçek
İslam'ı savunarak ve öğreterek ilmi olarak mücadele etmek,
öte yandan da Atatürk'ün mirasını "din aleyhtarlığı" gibi
göstermek isteyen materyalist-Marksist odaklara karşı tavır
almaktır.


5 Tirmizî,
Rad 11, (1162); Ebu Dâvud, Sünnet 16, 4682
6 Atatürk diyor ki, Atatürk'ün Direktif
Mahiyetindeki Düşünceleri ve Kısaca Hayatı, 2. Baskı, Varlık
Yayınevi, İstanbul, 1954, s.68
7 Emre Kongar, Devrim Tarihi ve Toplum Bilim
Açısından Atatürk, Remzi kitapevi, 4.Basım, İstanbul, s.149-150
8 http://www.gazi.edu.tr/ataturk/sozler.htm
9 Cemal Kutay, Ne buldu, Ne bıraktı, Yaşar
Eğitim ve Kültür Vakfı, İzmir, Tarihsiz, s. 182
10 Emre Kongar, Devrim Tarihi ve Toplum
Bilim Açısından Atatürk, Remzi kitapevi, 4.Basım, İstanbul,
s.135
11 Avni Altıner, Her Yönüyle Atatürk, 2.
Baskı, Bakış Kütüphanesi, İstanbul, 1974, s. 376
12 Rönesans Dergisi, Şubat 1991, s.20
13 Rönesans Dergisi, Şubat 1991, s.20
14 Rönesans Dergisi, Şubat 1991, s.20
15 Rönesans Dergisi, Şubat 1991, s.20
16 Rönesans Dergisi, Şubat 1991, s.20
17 Cemal Kutay, Ne Buldu, Ne Bıraktı, Yaşar
Eğitim ve Kültür Vakfı, İzmir, Tarihsiz, s. 175
18 Mehmet Özel, Atatürk, TC Kültür Bakanlığı,
Ankara, 1990, s. 261
19 Seyfettin Turhan, Atatürk'te Konular
Ansiklopedisi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Şubat 1995,
s.191
20 Cemal Kutay, Ne Buldu, Ne Bıraktı, Yaşar
Eğitim ve Kültür Vakfı, İzmir, Tarihsiz, s.168
21 http://www.kultur.gov.tr/portal/tarih_tr.asp?belgeno=13533,
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, cilt 2, s. 66-67
22 Seyfettin Turhan, Atatürk'te Konular
Ansiklopedisi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Şubat 1995,
s.121
23 Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu, Atatürk
ve Laiklik, Genel Kurmay Başkanlığı, s.337-346, http://www.merih.com/ataturk/wiaclaiklik.htm
24 Sadi Borak, Atatürk ve Din, 2. baskı,
Anıl Yayınevi, İstanbul, 1996, s. 21
25 Sadi Borak, Atatürk ve Din, 2. baskı,
Anıl Yayınevi, İstanbul, 1996, s. 33
26 Sadi Borak, Atatürk ve Din, 2. baskı,
Anıl Yayınevi, İstanbul, 1996, s.87
27 Prof.Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk'ün
Fikir ve Düşünceleri, s. 208, http://www.diyanet.gov.tr/duyurular/balikesir2.htm
28 http://musabe2.virtualave.net/ataturk.htm
29 Hanif Fauk, Atatürk Urduca Yayınlardan,
Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1979, s.102
30 Prof. Dr. Ayşe Afet İnan, Mustafa Kemal
Atatürk'ten Yazdıklarım, Ankara, 1969, s. 85
31 Prof. Dr. Ayşe Afet İnan, Mustafa Kemal
Atatürk'ten Yazdıklarım, Ankara, 1969, s. 98
32 http://www.geocities.com/islampencereleri/ataturk.htm,
http://www.liderler.net/liderataturk.php
33 Seyfettin Turhan, Atatürk'te Konular
Ansiklopedisi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Şubat 1995,
s.190
34 Atatürk diyor ki, Atatürk'ün Direktif
Mahiyetindeki Düşünceleri ve Kısaca Hayatı, 2. Baskı, Varlık
Yayınevi, İstanbul, 1954, s.63
35 http://www.haberbilgi.com/kitaplar/Ahmet_Taner_Kislali/siyasal_sistemler/ss1_22f_kemalizm.html
36 Sadi Borak, Atatürk ve Din, 2. baskı,
Anıl Yayınevi, İstanbul, 1996, s. 87