ATATÜRK'ÜN GÜZEL AHLAK VASIFLARI
Dürüst bir devlet adamıydı
"İftira ve yalan en büyük
yalanlardır.Kuran 'iftiraya cüret edenler,yalan söyleyenler
mümin değillerdir' diyor." 37
Atatürk, dünyanın, ahiretteki
ebedi mükafata ulaşmak için bir imtihan yeri olduğunu bilirdi.
"Cihan bir imtihan meydanıdır, imtihanda muvaffak olmadan
lütufkarahane muameleler beklemek boşunadır" 38
şeklindeki sözü bu konudaki inancının bir ifadesidir. Bu
ve benzeri sözleriyle insanları Allah'ın rızasına göre davranmaya
teşvik etmiştir. Bu sebeple özel yaşamında olduğu gibi devlet
yönetiminde de ahlaki değerlerden taviz vermeden vicdanı
ile hareket etmiştir.
"Hedefe ulaşmak için her yol mübahtır" şeklindeki
Makyevelist mantığın her zaman karşısında olan ve ahlaki
değerlerden asla taviz verilmemesi gerektiğine inanan Atatürk,
kendisi gibi çevresindeki insanların da dürüst olmasını
ister, dürüst olmayan insanları tasvip etmezdi. Son derece
hoşgörülü olmasına rağmen asla sevmediği ve affedemeyeceği
iki şey vardı. Bir yakınına sevmediği bu iki konu sorulmuş,
karşılığında şu cevap alınmıştır:
"Yalan ve emrivaki, bu
iki hatadan başka affedemeyeceği kabahat yoktu." 39
Dürüst olmamak Allah'ın çirkin gördüğü ve İslam
ahlakına aykırı bir davranıştır. Allah, Kuran'da, "Gerçeği
sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline"
(Casiye Suresi, 7) hükmüyle insanları uyarmıştır.
Başka bir ayetinde de "Kahrolsun,
o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler';" (Zariyat Suresi,
10) diyerek dürüst olmamanın Allah Katında büyük
bir cezası olduğuna dikkat çekmiştir. Bu sebeple Allah'tan
korkan insanlar, hayatlarının her anında yalan söylemekten
kaçınırlar.
İşte, Atatürk'ün başarısının ardındaki sır,
özel hayatında olduğu gibi devlet yönetiminde de dürüst
davranmasıdır. İleri görüşlülüğü ile kimi hangi göreve yerleştiriciğini
iyi bilen Atatürk, devlet yönetiminde ehil olanlara sorumluluk
vererek Allah'ın emrettiği gibi "emaneti ehline" teslim
etmiştir. Söz konusu kişiler, yakın arkadaşları da olsa
devletin güvenliğini düşünerek asla iltimas geçmemiştir.
İslam Dininin bir emri olan emaneti ehline verme işi ile
Atatürk böylece Türk halkını da dürüstlüğe ve işlerinde
ehil olmaya teşvik etmiştir. Atatürk'ün bu konudaki bir
sözü şöyledir:
"Arkadaşlar benden iltimas
beklememelidir. Hepiniz benim gözümde değerli, önemli kardeşlerimsiniz.
Ama hepinize gösterdiğim hedef yüce kutsal bir hedeftir.
Hanginiz daha güzel yöntemle, başarıyla oraya ulaşırsanız,
onu ellerim çatlayıncaya kadar çırparak alkışlayacak, takdir
edeceğim. Benden iltimas ve taraf tutma beklemeyiniz arkadaşlar,
adam olanlar, insan olanlar, yüksek ideali olanlar değerlerini
göstersinler. Benim size kardeşçe söyleyeceğim budur, tüm
arkadaşlarımıza söylemek zorundayım ki ben o milli hedefe
tüm millet kitlesini yürütmek için, doğal olarak ahlaki
bir durum, bunu isterim." 40
29 Ekim 1933'deki 10. yıl
kutlamaları sırasında görülen Atatürk'ün başarısının
ardındaki sırlardan biri de, kayıtsız şartsız dürüstlüğüdür.
|
Tevazulu bir liderdi
"Bir adam ki büyük olmaktan
bahseder,bu benim hoşuma gitmez. Bir adam ki memleketi kurtarmak
için evvela büyük adam olmak lazım der. Ve bunun için numune
irtihap eder, onun gibi olmayınca memleketin kurtarılamayacağı
kanaatinde bulunur bu adam değildir." 41
Önemli bir mümin vasfı olan tevazu için Allah,
Kuran'da şöyle buyurur:
"O Rahman olan Allah'ın kulları yeryüzünde
alçak gönüllü olarak yürürler..." (Furkan Suresi, 63)
Atamız da, bu ahlakı göstermiş, bütün dünyaya
nam salan zaferlerini ve üstün başarılarını hiçbir zaman
şahsına mal etmemiş, daima halkının başarısını ve güzel
özelliklerini ön plana çıkarmıştır. Ulusunun içinde erimiş
bir kahraman olarak makamın, ünvanın hiçbir ehemmiyeti olmadığını
sık sık vurgulamıştır:
"Gerçekleri bilen, kalp
ve vicdanında manevi kutsal hazlardan başka zevk taşımayan
insanlar için ne kadar yüksek olursa olsun, maddi makamların
hiçbir değeri yoktur." 42
"Benim şan ve şerefimden
söz etmek de hatadır. İyi dinleyiniz, öğüdüm budur ki içinizden
herhangi bir adam çıkar, şan şeref davası güder ve benzersiz
olmak isterse, başının belasıdır. Bulunduğu Türk Ulusu'nun
şan ve şerefi varsa, benim de bir bireyi olmak sıfatıyla
şanım ve şerefim vardır. Asla başka değilim." 43
Onun gözünde büyük olmak ne parayla ne malla
ne de baskıya dayalı bir otoriteyle oluşmaktadır. Halkın
gözünde büyük adam olmanın yollarını samimi bir şekilde
ifade ederken Atamızın tevazusu bir kez daha ortaya çıkmaktadır:
"Büyük olmak için hiç
kimseye iltifat etmeyeceksin; hiç kimseyi aldatmayacaksın;
memleket için hakiki mefkure ne ise onu görecek, hedefe
yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes
seni yolundan çevirmeye çalışacaktır; fakat sen buna mütehammil
olacaksın; önüne nihayetsiz manialar yığacaklardır. Kendini
büyük değil, zayıf, kimsesiz, vasıtasız telakki edecek,
kimseden yardım gelmeyeceğine kani olarak bu maniaları aşacaksın."
44
Atatürk üstün ahlakından ötürüdür ki, her zaman
mütevazi bir yaşam istemiştir. Şahsi hırs, mal ve mülk gibi
dünyevi arzulardan kendini uzak tutmuş, gerçek zenginliğin
maneviyatta aranması gerektiğini savunmuştur:
"Mal ve para bana ağırlık
veriyor. Bunları soylu ulusuma geri vermekle büyük rahatlık
duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar? İnsan, zenginliği kendi
manevi kişiliğinde aramalıdır." 45
Atatürk'ün tevazusunu, karşısındaki kişilerin
fikirlerine verdiği değeri, Türkiye'de bulunduğu dönemde
Atatürk'le çok yakın dost olan, Türkiye Cumhuriyeti nezdinde
ilk Amerikan Büyük Elçisi General Charles H. Sherrill, kendi
kitabında ayrıntılı olarak anlatmıştır. Sherrill'in anlattıklarından,
Atatürk'ün yalnızca karşısındaki kişilerin fikrine değer
vermekle kalmadığı, kendi hatalarını da büyük bir tevazuyla
düzelttiği anlaşılmaktadır. Atatürk'ten dinlediklerini,
şahsi tespitlerini, ülkesinde ve dünyada çok büyük yankılar
uyandıran Gazi Ülkesinde Elçilik adlı kitabında toplayan
Sherrill şöyle diyor:
"Öyle zamanlar oldu ki,
anıları içinde benim eşsiz nitelikte gördüklerimi düzeltti.
"Hayır!.. Ben bunda yanılmışım. Eğer şöyle düşünseydim ve
yapsaydım sonuç daha mükemmel olacaktı" dediği az değildi.
Gerçekçilik onun korkmadığı şeydi. Bu gerçekleri anlatırken
yaşıyordu, esas mesleği askerliğe, çok farklı bilgileri
o yaşta nasıl sığdırabilmiş, nasıl mutlak armoniyi sentez
yaratabilmiş olmasına şaşmamak, hayranlık duymamak mümkün
değildi..." 46
Zor anlarda da güzel ahlakını muhafaza ederdi
"Felaketler insanları
ve akılları başında milletleri daima azimkar, dinç hamlelere
sevk eder." 47
Bir ferdin insani kalitesi, yüksek şahsiyeti,
dirayeti, zorlu anlarda ortaya çıkar. Müslüman ahlakına
sahip Atatürk de şartlar ne olursa olsun, her zaman azim
ve kararlılığını Türk halkına göstermiş, vazifelerini yerine
getirirken şüphesiz çok çetin engellerle karşılaşmış, asla
ödün vermediği İslam ahlakı sayesinde de büyük başarılar
elde etmiştir. İşte bu özellikleri ona "çağın büyük devlet
adamı" olma vasfını kazandırmıştır. Çünkü çok az lider tarihin
akışını bu denli değiştirebilmiş ve "tarihi lider" ünvanını
alabilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaş
medeniyet seviyesinin üzerine çıkabilmesi için uğraş veren
Mustafa Kemal Atatürk'ün en dikkat çekici özelliklerinden
biri, zorluklar karşısında direnmesi, karar verdiği bir
şeye azmetmesi idi. Karşılaştığı zorluklar ve olumsuzluklardan
asla yılgınlığa kapılmazdı. İnandığı değerler uğruna kararlı
bir şekilde mücadele ederdi. Hızlı ve seri kararlar verir,
"Tatbik eden icra eden, karar verenden daima daha kuvvvetlidir."
48 diyerek lüzumuna kani olduğu işin
derhal yapılmasını isterdi.
Nitekim Kuran'da da örnek bir ahlaka sahip
olan insanların, zorluk zamanında da güzel ahlaklarından
taviz vermedikleri, karşılaştıkları güçlüklerden dolayı
hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmadıkları haber verilir. Al-i
İmran Suresi'nde samimi bir Müslümanın bu üstün özellikleri
şu şekilde belirtilmektedir:
"Onlar, kendilerine insanlar: 'Size karşı insanlar
toplandılar, artık onlardan korkun' dedikleri halde, buna
rağmen imanları artanlar ve: 'Allah bize yeter, O ne güzel
vekildir' diyenlerdir." (Al-i İmran Suresi, 173)
Üzerinde Müslüman kararlılığı bulunan Mustafa
Kemal de halkına zorluklar karşısında yılmamayı, aleyhte
faaliyetlerden etkilenmemeyi öğretmiştir. Atatürk bu konuyu
şu sözleriyle tarif etmiştir:
"... Herkes senin aleyhinde
bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır.
Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır, kendini büyük
değil küçük, zayıf, vasıtasız hiç telakki ederek kimseden
yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın..."
49
Atatürk, zorluklara göğüs germiş, milletinin
ve devletinin bekası için ölümü bile göze almıştı. Halkının
ona duyduğu büyük güvenin özünde de, onun zorluklar karşısında
gösterdiği cesareti ve yılmadan, usanmadan mukaddes amacı
uğruna mücadelesini devam ettirmesi yatmaktadır. Kuran ahlakını
tavırlarıyla gösteren Atatürk'ü kendi sözlerinden tanıyalım:
"Ölüme doğru en çok atılanlardan
biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında, birçok muharebelere
iştirak ettim. Hatta ölüm, bir defa, kalbimin yanından sıyırarak
geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu saat mermi
parçasının şiddetini kırdı. Büyük bir şarapnel parçası kalbimin
tam üzerine çarptı, sarsıldım, elimi göğsüme götürdüm, kan
akmıyordu. Olayı yarbay Servet Beyden başka hiç kimse görmemişti.
Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması
bütün bütün cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde
cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar
birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım." 50
Atatürk, ölümden asla korkmayan, son derece
cesur bir liderdi. Düşmanın sayısı, gücü ve büyüklüğü onun
kararlılığını etkilemez, hiçbir zorluk onu hedeflerinden
döndüremezdi. Mahmut Yesari, Atatürk'ün cesaretini açıklarken,
onun göz açtırmayan ateşe gözlerini kırpmadan bakabilecek
bir cesarete sahip olduğunu söylemiştir:
"Ben ona yol gösterirken,
günlerden değil, aylardan beri siper hayatına alışmış olduğum
halde titriyordum, fakat o boyunun uzunluğuna rağmen, ayaklarının
ucuna basarak doğrulur, siperlerin üzerinden düşman siperine
bakardı. Düşman siperine bakmak hiç kolay değildi. Düşman
ateşten göz açtırmazdı. O bu göz açtırmayan ateşe gözlerini
kırpmadan bakardı. Onu ilk defa "korku bilmeyen adam" olarak
tanıdım." 51
Her zaman halkın içinde olan
Atatürk, Türk Milleti'nin göğüs germek zorunda kaldığı
zorlukları da paylaşıyordu. Zorluklar karşısında gösterdiği
cesaret ve mücadele azmi, milletinin ona duyduğu güvenin
özünü oluşturuyordu. |
Ülkesi ve milleti için daima büyük hayaller
peşinde koşan Ulu Önder, Türkiye'yi idealindeki başarıya
ulaştırmak için gerekirse canını feda etmeye hazır bir dava
adamı idi. Mücadelesi sırasında birçok kez ölümün eşiğinden
döndüğü halde, bir an olsun metanetini ve cesaretini kaybetmemiş,
halkına da cesaret aşılamıştı. Mustafa Kemal Atatürk, mütevazi
yaşamı, dürüstlüğü ve güzel ahlakıyla olduğu kadar, cesareti,
güçlükler karşısında baş eğmemesi, sabretmesi ve sebat etmesiyle
de örnek bir Müslüman olarak milletine şevk kaynağı oldu.
Müstağniyet veya övünmenin karşısındaydı
"Hayır; gerçekten insan, azar, kendini müstağni
gördüğünden." (Alak Suresi, 6-7)
Milli ve manevi değerlerimizin muhafazası için
büyük çaba sarf eden Atatürk, insanın kendini müstağni görmesi
ve övünmesinin güzel bir ahlak özelliği olmadığını, övünmenin
insana yarardan çok zarar getireceğini her fırsatta dile
getirmiştir. Gerçekten de başarılı bir iş yapıldığı takdirde
kişinin onunla övünmesi, kendini yeterli görmesine sebep
olarak ileri vadede onu atalete sürükler ve daha fazla başarı
elde etmesine engel olur. Atatürk, bu konuda şunları söylemiştir:
"Bir insan hayatında
başarılı bir iş yapmışsa o iş tarihe mal olmuştur. O şahıs
sadece onunla övünerek kalmak isterse, bu insanı tembelliğe
götürür ve yeni başarılardan yoksun kılar. Onun için çalışmak
ve daima başarı aramak herkes için esas olmalıdır."
52
İnsanın nefsi övünmeye ve her türlü eksiklikten
kendini müstağni görmeye eğilimli olarak yaratılmıştır,
zenginlik, başarı, şan, şöhret gibi şeyler insanın dünyada
denenmesi için nefsine çekici kılınmıştır. Allah bu gerçeği
insanlara şu şekilde bildirir:
"Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence
türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda
bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusudur.
Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya
kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de
bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir.
Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve
bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan
bir metadan başka bir şey değildir." (Hadid Suresi, 20)
Atatürk adaletli bir insandı
"Hiç kimsenin hakkına
tecavüz etmek istemediğimiz gibi, diğerleri tarafından da
hayat ve istiklalimize riayet olunmasından başka bir davamız
yoktur." 53
Sadece nefsinin istek ve tutkularını amaç haline
getirip, basit ve şahsi çıkarlar peşinde koşup, vicdanlarını
köreltmiş olan insanların adaletli olmaları mümkün değildir.
Adaletli olmak, ancak kişisel tutkularını terk eden insanların
gösterebileceği bir vasıftır.
Kuran'da Allah insanlara adil davranmalarını,
adaletten taviz vermemelerini emretmiş ve bunu bir mümin
özelliği olarak belirtmiştir:
"... Allah, insanlar arasında hükmettiğiniz
zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size
ne güzel ögüt veriyor!..." (Nisa Suresi, 58)
Adalet anlayışının temelini İslam Dininden
alan Atatürk de, getirmiş olduğu çağdaş Türk hukuk sistemi
ile herkesin insanca, adaletle yaşamasına ortam hazırlamıştır.
Herkesin hakkını koruyan, haksızlığı önleyen, suçlu suçsuz
ayrımını en titiz biçimde yapan bir sistem oluşturmuştur.
Atatürk kişiye değer veren, ülkeyi kaostan çıkarıp, gerçek
selamete kavuşturmayı amaçlayan bu hukuk sisteminin gerekliliğini
şöyle dile getirmiştir:
"Adalet gücü bağımsız
olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul olunamaz.
Vatandaş ancak mahkeme kararı ile cezalandırılır. Bu memlekette
hükümsüz vatandaş öldürülemez." 54
Adaleti sağlayabilen devlet güçlüdür, vatandaşları
da o oranda huzurlu ve güven içindedirler. Çünkü devletten
yana beklediği adaletin eksiksizce yerine geldiğini gören
bireylerin hem devletine olan saygısı ve itimadı artar,
hem de endişeye kapılarak kendi hakkını kendisi aramaya
kalkışıp suç işleme gibi bir eğilim göstermez. Aynı zamanda
bu sistemin en hassas şekilde işlediğini görürse hem kendi
adalet anlayışı güçlenir, hem de çevresini adil olmaya teşvik
eder. Atatürk'ün adalet anlayışı sayesinde de, Türk Milleti'nin
hem ferdi hem de toplumsal hakları güvence altına alınmıştır.
Bu da Atatürk'ün millet çıkarlarını önde tutan eşsiz lider
karakterinden ve güzel ahlakından kaynaklanmaktadır.
Çalışkanlığı ile tüm dünyaya örnekti
"Büyük dinimiz çalışmayanın
insanlıkla hiç alakası olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler
modern olmayı kafir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların
bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslamların
kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir?" 55
Dinine ve manevi değerlerine bağlı bir insan
olan Mustafa Kemal çalışkanlık konusunda halkına bizzat
örnek olmuş, sorumluluk sahibi bir insandı. "Mesuliyet
yükü herşeyden, ölümden de ağırdır" diyen Atatürk Türkiye'yi
"örnek ülke" konumuna getirme sorumluluğunu üstlenmişti.
Atamız, sadece modern bir sistem kurmanın yeterli
olmayacağına, Türk Milleti'nin kaybetmiş olduğu zamanı,
çok çalışmakla kapatacağına inanıyordu. Bu sistemin sürekli
çalışılarak iyileştirilmesi gerektiğini de her fırsatta
vurguluyordu. Atatürk, Türk Milleti'ni ilerletecek fikirlerin
uygulanmasının çok gecikmiş olduğunu, bunun telafisinin
ancak daha fazla çalışmakla mümkün olacağını düşünüyordu.
Çalışkanlığı ile örnek bir
lider olan Atatürk, Orgeneral Ali Fuat Eren ve yanında
Halis Bıyıktay ile birlikte harekat planını takip
ederken. |
Yeni bir devlet kurulurken,
sosyal, siyasal ve iktisadi olmak üzere birçok alanda yapılması
gereken çok fazla iş varken o, "Yalnız tek bir şeye
ihtiyacımız vardır, çalışkan olmak. Servet ve onun tabii
neticesi olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışkanların
hakkıdır" 56 diyerek halkını şevklendiriyor
ve milleti hizmete yöneltiyordu. Atatürk şu sözüyle de toplumu
hizmete teşvik etmişti:
"Millete efendilik yoktur.
Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur."
57
Atatürk Türk Milleti için "efendilik yoktur,
hizmet vardır" derken aslında halka, Kuran ahlakı doğrultusunda
direktifler veriyordu. Zira Kuran'da da çalışmak, durmaksızın
hizmetle meşgul olmak üstün bir meziyet olarak gösterilmektedir.
Allah yolunda hak bir vazife için çalışmak, bir iş bittiği
zaman başka bir işe geçerek durmaksızın yorulmak inananlar
için bir ibadettir. Önemli bir Müslüman özelliği olan çalışkanlık
ayetlerde şöyle emredilmektedir:
"Boş kaldığın zaman, durmaksızın yorulmaya
devam et." (İnşirah Suresi, 6-7)
Atatürk ayette emredildiği gibi halkı çalışmaya,
bir işi bitirip başka bir işe yönelerek "durmaksızın yorulmaya"
davet etmiş, yukarıda bahsedildiği gibi Türk Milleti'nin
Batılı ülkeler karşısındaki eksikliklerini ancak çok çalışmakla
kapatacağına inanmıştır. Atatürk, davetine icabet eden ve
kendisini yorulmadan takip edeceklerini söyleyen kişilere
şunları söylemiştir:
"Yorulmadan beni takip
edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan
ne demek? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim
şey, yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman da durmadan yürümek,
yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir.
Yorgunluk her insan, her mahluk için tabi bir haldir. Fakat
insanda yorgunluğu yenebilecek manevi kudret vardır ki işte
bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler yeni
Türkiye'nin genç evlatları! Yorulursanız dahi beni takip
edeceksiniz. Dinlenmek için yürümeye karar verenler asla
ve asla yorulmazlar. Türk gençliği bu gayeye, bizim yüksek
idealimize durmadan yorulmadan yürüyeceklerdir."58
Yüce Türk Milleti'nin ilerleyebilmesi, çağdaş
milletler arasında hak ettiği yeri alabilmesi için bireylerinin
çalışkanlıkta Ulu Önder'i örnek alması gerekir. Peygamberimiz
Hz. Muhammed de, "İki günü eşit olan mümin zarardadır"
demiştir. Peygamberimiz (sav), değil asırlar ya da aylar
boyunca beklemeyi, her gün ilerlemeyi tavsiye etmiştir.
Bu tavsiyeyi en iyi yerine getiren kişilerden biri de şüphesiz
Mustafa Kemal'dir. Başarılı bir asker, başarılı bir komutan
olan Atatürk, milletimize çalışkanlıkta bizzat kendi örnek
olmuştur.
Atatürk'ü tanıyanlar onun için çalışma saati
diye bir şey olmadığını, yapacağı işi bitirinceye kadar
uyumadan, dinlenmeden, yemek yemeden çalıştığını söylerler.
Özellikle mücadele yıllarında normal uyku nedir bilmediğini,
geceleri uyumaktan hoşlanmadığı için odasına çekilip uyumak
yerine okuduğu için, Mahmut Esat Bozkurt tarafından ona
"Türk Milleti'nin gece bekçisi" adı takıldığı
söylenir. Yakın mücadele arkadaşlarından biri onun bu yönünü
şöyle anlatmaktadır:
"Çankaya Köşkünde Büyük
Nutuk hazırlanırken 48 saat hiç gözünü kırpmadan yazı dikte
ettirişini hatırlarım. Öyle ki, yazı yazmaktan yorulanlar
değişiyor, fakat o binlerce belge arasından ayırdığı notlarıyla
büyük eserlerini tamamlamak için uykusunu bile vermekten
çekinmiyordu." 59
Azmi ile "cesur" bir liderdi
"Milletin istiklalini
yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." 60
Büyük liderlerin ana vasıflarından biri "cesur"
olmak, yani inandığı bir şeyi hayata geçirmek için önündeki
engellerle başa çıkabilmektir. Atatürk'ün en dikkat çekici
vasıflarından biri bu anlamda "cesur" olmasıdır; davasındaki
samimiyeti, kararlı ve sabırlı olması, tüm zamanını hedeflerini
hayata geçirmek için adaması ve inandığı değerlerden asla
ödün vermemesi, onun bu vasfından kaynaklanmaktadır.
Kuran'da Allah, Müslümanların en önemli özelliklerinden
biri olarak kararlılıklarına ve sebatlarına dikkat çekmekte,
"Artık sen sabret; Resullerden azim
sahiplerinin sabrettikleri gibi" (Ahkaf Suresi, 35)
şeklinde buyurarak, azmetmenin bir güzel ahlak özelliği
olduğunu belirtmektedir. Bu sebeple Mustafa Kemal Atatürk'ün
aziminden ve inancından hiçbir şekilde taviz vermemesi,
Müslüman Türk gençlerinin örnek alması gereken özelliğidir.
Mustafa Kemal doğru bildiği yolda yalnız kalacağını
bilse dahi tek başına yürüyebilecek bir insandır.
Atatürk'ün yıllarca yanında bulunmuş olan dava
arkadaşı Celal Bayar, onun bu yapısını şu şekilde anlatmaktadır:
"Atatürk prensip sahibi
bir insandı. Üzerinde kesin inanca vardığı düşüncelerini
ne kadar güç ve tehlikeli olursa olsun tereddütsüz kanunlaştırır
ve başarıya ulaşıncaya kadar peşini bırakmazdı." 61
Büyük Önder'in manevi kızı Afet İnan Hanımefendi
ise, onun bu sarsılmaz yönünü şöyle ifade etmektedir:
"Mustafa Kemal cesurdu
ve çok azimliydi. Yapacağı işlerde muvaffak olmak için bütün
şartların hazırlığını yapar ve karşısındakinin neler yapabileceğini
hesap ederek onlara karşı tedbirli hareket etmeyi önceden
kararlaştırırdı. En kötü ihtimali bile önceden düşünüp tedbirini
alırdı." 62
Atatürk'ü tanıyan bir başka kişi de onun azmini
şu şekilde tarif etmiştir:
"Mustafa Kemal her yapacağı
işi günlerce bazen aylarca, inceden inceye düşünerek fikren
hazırlardı. Bir defa karar verdi mi onu hiçbir güçlük yolundan
çeviremezdi. Yaptığı her işte onun azmi ve karakteri açıkça
okunurdu. Bugün, Türkiye'de elle tutulacak ne varsa, onun
kudret ve kabiliyetinin, yılmak bilmeyen çalışmasının, gece
gündüz ara vermeden didinmesinin meyvesidir." 63
Devlet ve milletin refahı ve geleceği için
çalışanlar, Türkiye'yi dünyaya yön veren güçlü bir ülke
yapabilmek için, onun gösterdiği azim ve kararlılığı aynen
tatbik etmek zorundadır. Ancak bu şekilde Büyük Önder'in
izinden yürüyebilir, ülkemizi ve milletimizi hak ettiği
seviyeye çıkarabiliriz.
Başkalarının fikrine her zaman önem verirdi
"Dünyada hükümet için meşru
olan tek bir prensip vardır ki, o da istişareden ibarettir.
Hükümet için ilk ve temel şart yalnız ve yalnız istişare
etmektir." 64
Allah Kuran'da Müslümanlara işlerinde 'şura'
(istişare) içinde olmalarını tavsiye etmiş, her bilenden
daha iyi bilen olduğunu haber vererek karşılıklı fikir alış
verişinin bereketli olacağına dikkat çekmiştir. Örneğin,
Al-i İmran Suresi'nin, 59. ayetinde Allah Peygamber Efendimize,
"... İş konusunda onlarla müşavere
et..." (Al-i İmran Suresi, 159) şeklinde buyurarak
istişarenin önemli olduğunu bildirmiştir.
Atatürk de, milletine hizmet yolunda tüm varlığını
ortaya koymuş dindar bir önder olarak ulusal menfaatleri
daima ilk planda tutmuş ve her işinde istişareye başvurmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti'ni ileriye götürecek kararları almadan
önce, daima bilgisine ve ahlakına güvendiği kişilerle fikir
alış verişinde bulunmayı prensip edinmiştir.
Atatürk her işinde kurmaylarına
danışır, onların fikirlerini sonuna kadar dinlerdi.
Dönemin Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya'dan su işleri
hakkında bilgi alan Atatürk'ün arkasında da Meclis
Başkanı Abdülhalik Renda görülüyor. |
Atatürk'ün otuz yıllık dostu olması sebebiyle
özel yaşamını çok yakından tanıyan Sayın Süreyya Yiğit,
bu konuda şunları söylemektedir:
"... Atatürk, herhangi
bir meseleye karar vermeden önce herkesin ayrı ayrı fikrini
dinlerdi." 65
Atatürk'ün fikir alış verişine verdiği değeri
Hasan Rıza Soyak da şu sözleriyle anlatıyor:
"Atatürk, her görevlinin
üzerinde aldığı işleri, aklını, zekasını ve kanuni yetkilerini
son hadidine kadar kullanarak, zamanında çözmeye çalışmasını
ve sorumluluk almaktan çekinmemesini isterdi. İlgililerin
ve görevlilerin görüşlerini dinlemeden, hatta kendileriyle
müzakere etmeden bir konu hakkındaki görüşünü bildirmezdi.
Ben, maiyetindeki bütün çalışma hayatım esnasında konuşmadan
ve fikir alış verişinde bulunmadan bir emir aldığımı hatırlamıyorum.
Aynı zamanda, birçok konuşmalarında kendisine aklına gelen
herhangi bir görüşü arzetmekten çekinmek hissine kapıldığımı
hatırlamıyorum." 66
Kendisini yakından tanıyanların
sözlerinde de açıkça ifade edilen örnek tevazusunu Atatürk'ün
kendi ifadelerinde de görmek mümkündür. Örneğin bir gün
Atatürk'e gücünün ve iktidarının sırrı sorulduğunda, "durur
dinlerim" demiştir. Karar mekanizması kendisi olduğu
halde niçin herkesi dinlediği sorulduğunda ise, herkesten
öğreneceği bir şeyin olduğunu söylemiştir.67
Atatürk'ün milletini "gizli iyiliğe" daveti
"Dünyanın filan yerinde
bir rahatsızlık varsa, bana ne dememeliyiz. Tıpkı kendi
aramızda oluşmuş gibi, onunla alakadar olmalıyız."
68
Kuran'da, her zaman kendinden önce bir başkasının
isteğini ön planda tutma, onun nefsini, kendi nefsine tercih
etme, mala olan sevgiye rağmen malı ihtiyacı olana verme,
aç olanı doyurma gibi güzel ahlak özellikleri anlatılmaktadır.
Atatürk kendi güzel ahlakıyla tüm Müslümanlara bu konuda
da örnek olmuştur. Milletin selameti, huzur ve güvenliği
için tüm hayatını Türk halkına vakfetmiş, milletinin saadeti
ve rahatı için kendi rahatlığını feda etmiştir. Atatürk
kendi sözleriyle bu konuyu şöyle açıklamaktadır:
"Hayatımın bütün safhalarında
olduğu gibi son zamanların buhranları ve felaketleri arasında
da, bir dakika geçmemiştir ki her türlü huzur ve istirahatimi,
her nevi şahsi duygularımı, milletimin selameti ve saadeti
namına feda etmekten zevk duymayayım." 69
Allah'ı razı etmek için yapılan iyiliklerin
gizli olması, Allah Katında makbuldür. Bu ahlakı yaşayan
insanlar, fıtratlarına uygun hareket ettikleri için aynı
zamanda yaptıklarından büyük bir haz alırlar. Mustafa Kemal
Atatürk de milletimizi gelecek nesiller için çalışmaya davet
ederken ihlaslarının zedelenmemesi için halkı 'gizli iyiliğe'
davet etmiştir:
"Bütün varlığını kendi
şahsında gören adamlar bedbahtırlar. Belli ki o adam fert
sıfatıyla mahvolacaktır. Herhangi bir şahsın, yaşadıkça
memnun mesut olması için lazım gelen şey, kendisi için değil,
kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Hayatta tam
zevk ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı ve saadeti
için çalışmakta bulunabilir. Bir insan böyle hareket ederken
'benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı
fark edecekler mi' diye düşünmemelidir. Hatta en mesut olanlar,
hizmetlerinin bütün nesillerce gizli kalmasını tercih edecek
karakterde bulunanlardır." 70
Barışçı olması: Yurtta Sulh Cihanda Sulh
"Bizim
için barış demek, gerçek hayatımızın temiminine yarayan
elbiseyi üretmek demektir." 71
Dindar bir kişiği olan Mustafa Kemal barışı,
milleti refah ve saadete ulaştıran en iyi yol olarak benimsemiş,
iç ve dış işlerindeki bağlantılarında hep barış yanlısı
bir politika gütmüştür.
Mustafa Kemal "Biz cenkçi değiliz, sulh perveriz.
Ve bir an evvel barışın etkisini görmek ve ona yardım ve
hizmet etmek isteriz." diyerek barışseverliğini özetlemişti.
'Yurtta sulh cihanda sulh' adeta onun parolasıydı. Her zaman,
"biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanlığın düşmanı
olanların düşmanıyız" diyerek harbin ancak savaş açıldığı
zaman nefsi müdafaa olarak gerekli olduğunu belirtirdi.
Aksi bir durumda, milletin hayatı tehlikede olmadan yapılan
savaşın "cinayet" olduğunu söylerdi.
"Milleti harbe götürünce
vicdanımda azap duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı
'ölmeyeceğim" diye harbe girebiliriz. Lakin savaş zaruri
olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş
cinayettir." 72
Atatürk'ün bu yaklaşımı da İslam Dinine tamamen
uygundur. Barışın kelime anlamı olarak karşılıklarından
biri de İslam'dır. Kuran'ın birçok ayetinde barıştan söz
edilmekte, tüm insanlar, dostluğa ve kardeşliğe davet edilmektedirler.
Örneğin Allah insanlara, "Ey iman
edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a)
girin" (Bakara Suresi, 208) şeklinde emretmiştir.
Başka bir ayette de, "Eğer onlar barışa
eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah'a
tevekkül et. Çünkü O, işitendir, bilendir." (Enfal Suresi,
61) şeklinde buyrulmaktadır.
Mustafa Kemal de binlerce şehidin kanlarıyla
belirlenmiş topraklarımızı kazandıktan sonra artık barışın
hakim olmasını istemiş ve Türkiye Cumhuriyeti'nin en esaslı
prensiplerinden biri olan "Yurtta sulh, cihanda sulh" prensibine
uygun hareket etmiştir.
Atatürk'ün tüm dış politikası barış fikrine
dayalıdır. Milletlerarası herhangi bir meseleyi barış yoluyla
halletmenin, Türk Milleti'nin menfaatine uyan bir yol olduğunu
ısrarla belirtmiştir. Eğer uzun süreli barış isteniyorsa,
kitlelerin durumunu iyileştirecek, insanlığın refahı ve
açlık gibi sorunların bitmesi için uluslararası alanda iyileştirici
tedbirler alınması gerektiğini, tüm insanların, haset, aç
gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmesi
gerektiğini savunmuştur.
"Türkiye'nin emniyetini
gaye tutan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir sulh istikameti
bizim daima düsturumuz olacaktır" 73
diyen Atatürk 1937'de Romanya Dış İşleri Bakanı ile yaptığı
konuşmada, insana verdiği değeri açıkça ortaya koymaktadır.
Atatürk'ün sözleri şöyledir:
"İnsan mensup olduğu
milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar, bütün cihan
milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin
saadetine ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya milletlerinin
saadetine hadim (hizmet edici) olmağa elinden geldiği kadar
çalışılmalıdır. Çünkü dünya milletleri arasında sükun, vuzuh
ve iyi geçim olmazsa bir millet kendi kendisi için ne yaparsa
yapsın huzurdan mahrumdur. En uzakta zannettiğiniz hadisenin
bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın
hepsi bir vücud ve bir millet bunun bir uzvu addetmek icap
eder. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan bir bütün aza
müteessir olur." 74


37
Avni Altıner, Her Yönüyle Atatürk, 2. Baskı, Bakış Kütüphanesi,
İstanbul, 1974, s. 627
38 http://www.geocities.com/strateji_taktik/makaleler/arsiv/tct6-a56.htm
39 Avni Altıner, Her Yönüyle Atatürk,
2. Baskı, Bakış Kütüphanesi, İstanbul, 1974, s.268
40 1922 Prof. Dr. Afet İnan'ın
yayımladığı belgeden s. 37
41 Mustafa Baydar, Atatürk'le Konuşmalar,
Yeditepe Basımevi, İstanbul, 1955, s.102
42 http://www.kho.edu.tr/atasayfa/buynutuk/bolum13/index29.htm
43 http://www.meb.gov.tr/belirligunler/10kasim/yazilar/vecizeler.htm
44 Cemal Kutay, Ne Buldu, Ne Bıraktı,
Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı, İzmir, Tarihsiz, s.149
45 http://www.meb.gov.tr/belirligunler/10kasim/anasayfa.htm
46 http://ulusdergisi.kolayweb.com/756212731881.html
47 Atatürk diyor ki, Atatürk'ün
Direktif Mahiyetindeki Düşünceleri ve Kısaca Hayatı, 2.
Baskı, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1954, s.120
48 Atatürk diyor ki, Atatürk'ün
Direktif Mahiyetindeki Düşünceleri ve Kısaca Hayatı, 2.
Baskı, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1954, s.Yayınevi, İstanbul,
1954, s.118
49 Mustafa Baydar, Atatürk'le Konuşmalar,
Yeditepe Basımevi, İstanbul, 1955, s.103-104
50 Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri
I-III, III. Cilt, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1989, s. 120
51 http://www.kultur.gov.tr/portal/tarih_tr.asp?belgeno=13798
52 http://www.netbul.com/superstar/ozeldosyalar/sicakhaber/ataturk/ataturkdiyorki.asp
53 http://www.kultur.gov.tr/portal/tarih_tr.asp?belgeno=13539
54 http://ulusdergisi.kolayweb.com/956444946013.html
55 http://www.kultur.gov.tr/portal/tarih_tr.asp?belgeno=13533
56 Mehmet Özel, Atatürk, TC Kültür Bakanlığı,
Ankara, 1990, s. 264
57 Atatürk diyor ki, Atatürk'ün Direktif
Mahiyetindeki Düşünceleri ve Kısaca Hayatı, 2. Baskı, Varlık
Yayınevi, İstanbul, 1954, s.119
58 http://zonguldak.meb.gov.tr/ataturk/sayfalar/genclik.htm
59 Emre Kongar, Devrim Tarihi ve Toplum
Bilim Açısından Atatürk, Remzi Kitabevi, 4.Basım, İstanbul,
s.138
60 Mehmet Özel, Atatürk, TC Kültür Bakanlığı,
Ankara, 1990, s. 53
61 Celal Bayar, İsmet Bozdağ, s.108
62 Prof. Dr. Ayşe Afet İnan, Mustafa Kemal
Atatürk'ten Yazdıklarım, Ankara, 1969, s. 114
63 Prof. Dr. Süleyman Arslan Özel Sayısı,
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt 12, Sayı 36, Kasım
1996, s.936
64 Prof. Dr. Hamza Eroğlu, Atatürkçülük,
Olgaç Matbaası, Ankara, 1981, s.68
65 http://www.mkataturk.gen.tr/ozel/ ozel5.html,
Celal Bayar, Atatürk'ten Hatıralar, Sel Yayınları, 1955,
s. 109
66 Prof. Dr. Süleyman Arslan Özel Sayısı,
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt 12, Sayı 36, Kasım
1996, s.948
67 Emre Kongar, Devrim Tarihi ve Toplum
Bilim Açısından Atatürk, Remzi Kitabevi, 4.Basım, İstanbul,
s.208
68 Atatürk diyor ki, Atatürk'ün Direktif
Mahiyetindeki Düşünceleri ve Kısaca Hayatı, 2. Baskı, Varlık
Yayınevi, İstanbul, 1954, s.112-113
69 Atatürk diyor ki, Atatürk'ün Direktif
Mahiyetindeki Düşünceleri ve Kısaca Hayatı, 2. Baskı, Varlık
Yayınevi, İstanbul, 1954, s.70
70 Seyfettin Turhan, Atatürk'te Konular
Ansiklopedisi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Şubat 1995,
s.184
71 http://www.ataturk.net/ata/iktisatk.html
72 http://www.meb.gov.tr/belirligunler/10kasim/ilkeleri/yurtta_baris.htm
73 http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/kronoloji/bolum21/
74 Prof. Dr. Hamza Eroğlu, Atatürkçülük,
Olgaç Matbaası, Ankara, 1981, s.180