Andolsun, Biz Nuh'u kendi
kavmine (elçi olarak) gönderdik, o da içlerinde elli yılı
eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulmetmekte
devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi. (Ankebut
Suresi, 14)
Hemen her kültürde yer aldığını gördüğümüz
Nuh Tufanı, Kuran'da anlatılan kıssalar arasında, üzerinde
en çok durulanlardan biridir. Hz. Nuh'un gönderildiği kavmin
uyarıları ve öğütleri dinlememeleri, gösterdikleri tepkiler
ve olayın meydana gelişi birçok ayette detaylarıyla anlatılır.
Hz. Nuh, Allah'ın ayetlerinden uzaklaşarak
O'na ortaklar koşan kavmini, sadece Allah'a kulluk etmeleri
ve sapkınlıklarından vazgeçmeleri konusunda uyarmak amacıyla
gönderilmişti. Hz. Nuh, kavmine Allah'ın dinine uymaları konusunda
defalarca öğüt verdiği ve onları Allah'ın azabına karşı birçok
kez uyardığı halde, onlar Hz. Nuh'u yalanladılar ve şirk koşmaya
devam ettiler. Müminun Suresi'nde, Nuh Kavmi'nde gelişen olaylar
şöyle anlatılıyor:
Andolsun, Biz Nuh'u kendi
kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki:
'Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. O'nun dışında sizin başka
ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?'
Bunun üzerine, kavminden
inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: 'Bu, sizin benzeriniz
olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük
elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş
olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan
da bunu işitmiş değiliz.'
O, kendisinde delilik bulunan
bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin.
Rabbim' dedi (Nuh). 'Beni
yalanlamalarına karşılık, bana yardım et. (Mü'minun Suresi,
23-26)
Ayetlerde anlatıldığı gibi, kavminin önde
gelenleri Hz. Nuh'u, onlara karşı üstünlük elde etmeye çalışmak
ve delilik gibi iftiralarla karalamaya çalıştılar. Ve onu
gözetlemeye, baskı altında tutmaya karar verdiler.
Bunun üzerine Allah Hz. Nuh'a, bir gemi inşa
etmesini, çünkü inkar edip zulmedenlerin suda boğularak azaplandırılacağını
ve yalnızca iman edenlerin kurtarılacağını haber verdi.
Sözü edilen azap vakti geldiğinde, yerden
sular ve coşkun kaynaklar fışkırdı ve bunlar şiddetli yağmurlarla
birleşerek dev boyutlu bir taşkına neden oldu. Allah, Hz.
Nuh'a "onun içine her ikişer çift ile,
içlerinden aleyhlerine söz geçmiş olanlar dışında olan aileni
de alıp koy" (Mü'minun Suresi, 27) emrini verdi ve
Hz. Nuh'un gemisine binmiş olanlar dışında -Hz. Nuh'un, yakındaki
bir dağa sığınarak kurtulacağını sanan "oğlu" da dahil olmak
üzere- tüm kavim suda boğuldu. Tufan sonucunda sular çekilip,
ayetin ifadesiyle "iş bitiverince" de gemi, Kuran'da bildirildiğine
göre, Cudi'ye -yani yüksekçe bir yere- oturdu.
Yapılan arkeolojik, jeolojik ve tarihi çalışmalar
olayın Kuran'da anlatıldığı şekilde meydana geldiğini göstermektedir.
Eski çağlarda yaşamış birçok uygarlığa ait tabletlerde ve
elde edilen birçok tarihi belgede, tufan olayı, kişi ve yer
isimleri farklılık gösterse de, çok büyük benzerliklerle anlatılmış
ve "sapkın bir kavmin başına gelenler" bir ibret kaynağı olarak
insanlara sunulmuştur.
Tufan olayı, Tevrat ve İncil'in dışında,
Sümer, Asur-Babil kayıtlarında, Yunan efsanelerinde, Hindistan'da
Satapatha, Brahmana ve Mahabharata destanlarında, İngiltere'nin
Galler yöresinde anlatılan bazı efsanelerde, İskandinav Edna
efsanelerinde, Litvanya efsanelerinde ve hatta Çin kaynaklı
öykülerde birbirine çok benzer şekillerde anlatılır.
Birbirinden ve Tufan bölgesinden hem coğrafi
hem kültürel olarak bu kadar uzak kültürlerde, Tufan'la ilgili
bu denli detaylı ve birbiriyle uyumlu bilgi nasıl yerleşmiş
olabilir?
Sorunun cevabı açıktır: Eski dönemlerde birbirleriyle
ilişki kurmuş olmaları imkansız olan bu toplumların yazıtlarında
aynı olaydan bahsedilmesi, aslında bu insanların bir ilahi
kaynaktan bilgi aldıklarını gösteren açık bir kanıt durumundadır.
Görünen odur ki, tarihin en büyük helak olaylarından biri
olan Tufan, farklı uygarlıklara gönderilen peygamberler tarafından
ibret için anlatılmış ve bu şekilde Tufan'la ilgili bilgiler
çeşitli kültürlere yerleşmiştir.
Bununla birlikte, Tufan olayı ve Nuh kıssası
birçok kültürde ve dini kaynaklarda anlatılmasına rağmen,
kaynakların tahrif edilmesi veya yanlış aktarma ve kasıtlar
sebebiyle birçok değişikliğe uğramış, aslından uzaklaştırılmıştır.
Yapılan araştırmalardan, temelde aynı olayı anlatan ancak
aralarında birtakım farklılıklar da bulunan Tufan anlatımları
içinde, eldeki bilimsel bulgulara uygun yegane anlatım Kuran'dadır.
Kuran'da Hz. Nuh ve
Tufan
Nuh Tufanı, Kuran'ın pek çok ayetinde anlatılır.
Aşağıda, olayın gelişim sırasına göre ayetler derlenmiştir.
Hz. Nuh'un, Kavmini
Dine Davet Edişi
Andolsun, Biz Nuh'u kendi
kavmine (toplumuna) gönderdik. Dedi ki: 'Ey kavmim, Allah'a
kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu
ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.'
(A'raf Suresi, 59)
'Gerçek şu ki, ben size
gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'tan korkup-sakının
ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum;
benim ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan
korkup sakının ve bana itaat edin.' (Şuara Suresi, 107-110)
Andolsun, Biz Nuh'u kendi
kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki:
Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. Onun dışında sizin başka
ilahınız yoktur, yine de korkup-sakınmayacak mısınız? (Müminun
Suresi, 23)
Hz. Nuh'un, Kavmini
Allah'ın Azabına Karşı Uyarması
Hiç şüphesiz Biz Nuh'u:
Kavmini, onlara acı bir azap gelmeden evvel uyarıp korkut
diye kendi kavmine (Peygamber olarak) gönderdik. (Nuh Suresi,
1)
(Nuh:) 'Artık siz, ileride
bileceksiniz. Aşağılatıcı azap kime gelecek ve sürekli azap
kimin üstüne çökecek.' (Hud Suresi, 39)
(Nuh:) 'Allah'tan başkasına
kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından
korkarım.' (Hud Suresi, 26)
Kavmin Hz. Nuh'u Yalanlaması
Kavminin önde gelenleri?
'Gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık'
içinde görmekteyiz' dediler. (A'raf Suresi, 60)
Dediler ki: 'Ey Nuh, bizimle
çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de gittin. Eğer doğru
söylüyorsan bize vadettiğini getir (görelim.)' (Hud Suresi,
32)
Gemiyi yapmaktaydı.
Kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında onunla
alay ediyordu. O: 'Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz
gibi biz de sizlerle alay edeceğiz' dedi. (Hud Suresi, 38)
Bunun üzerine, kavminden
küfre sapmış önde gelenler dediler ki: 'Bu, sizin benzeriniz
olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük
elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş
olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan
da bunu işitmiş değiliz. O, kendisinde delilik bulunan bir
adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin.'
(Müminun Suresi, 24-25)
Kendilerinden önce Nuh
kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar
ve 'delidir' dediler. O, baskı altına alınıp engellenmişti.
(Kamer Suresi, 9)
Hz. Nuh'a Uyanların
Küçük Görülmeleri
Kavminden, ileri gelen
inkarcılar: 'Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası
görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan
başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü
de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz' dedi.'
(Hud Suresi, 27)
Dediler ki: 'Sana, sıradan
aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?' Dedi ki: 'Onların
yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur. Onların
hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız).
Ve ben mümin olanları kovacak değilim. Ben, yalnızca apaçık
bir uyarıcı-korkutucuyum.' (Şuara Suresi, 111-115)
Allah'ın Hz. Nuh'a
Üzülmemesini Hatırlatması
Nuh'a vahyedildi: 'Gerçekten
iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak.
Şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme.'
(Hud Suresi, 36)
Hz. Nuh'un Duaları
'Bundan böyle, benimle
onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle
birlikte olan müminleri kurtar.' (Şuara Suresi, 118)
Sonunda Rabbine dua etti:
'Gerçekten ben yenik düşmüş durumdayım. Artık sen (bu kafir
toplumdan) intikam al.' (Kamer Suresi, 10)
(Nuh) Dedi ki: 'Rabbim,
gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum.
Fakat benim davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı.'
(Nuh Suresi, 5-6)
'Rabbim' dedi. (Nuh) 'Beni
yalanlamalarına karşılık, bana yardım et.' (Müminun Suresi,
26)
Andolsun, Nuh Bize (dua
edip) seslenmişti de ne güzel icabet etmiştik. (Saffat Suresi,
75)
Geminin Yapılışı
Bizim gözetimimiz altında
ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulme sapanlar konusunda da
Bana hitapta bulunma. Çünkü onlar suda-boğulacaklardır.
(Hud Suresi, 37)
Hz. Nuh'un Kavminin
Suda Boğularak Helak Olması
Onu yalanladılar. Biz de
onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi
yalan sayanları da suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.
(A'raf Suresi, 64)
Sonra bunun ardından geride
kalanları da suda-boğduk. (Şuara Suresi, 120)
Andolsun, Biz Nuh'u kendi
kavmine (elçi olarak) gönderdik, o da içlerinde elli yılı
eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulmetmekte
devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.' (Ankebut
Suresi, 14)
Hz. Nuh'un 'Oğlunun'
da Helak Olması
Kuran'da, Tufan'ın başlangıcında Hz. Nuh
ile onun oğlu arasında geçen konuşma şöyle anlatılır:
(Gemi) Onlarla dağlar gibi
dalga(lar) içinde yüzmekteyken Nuh, bir kenara çekilmiş
olan oğluna seslendi: 'Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve
kafirlerle birlikte olma.' (Oğlu) Dedi ki: 'Ben bir dağa
sığınacağım, o beni sudan korur.' Dedi ki: 'Bugün Allah'ın
emrinden, esirgeyen olandan başka bir koruyucu yoktur.'
Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan
oldu.'.. (Hud Suresi, 42-43)
Tufan'dan Müminlerin
Kurtulmaları
Bunun üzerine, onu ve onunla
birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde
kurtardık. (Şuara Suresi, 119)
Böylece Biz onu da gemi
halkını da kurtardık ve bunu alemlere bir ayet (kendisinden
ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk. (Ankebut Suresi,
15)
Tufan'ın Fiziksel Özellikleri
Biz, bardaktan boşanırcasına
akan bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeri de coşkun kaynaklar
halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı
birleşti. Ve onu da tahtalar, çiviler (le inşa edilmiş gemi)
üzerinde taşıdık. (Kamer Suresi, 11-13)
Sonunda emrimiz geldiğinde
ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: 'Her birinden
ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar
dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle.' Zaten onunla
birlikte çok azından başkası iman etmemişti. (Hud Suresi,
40)
(Gemi) Onlarla dağlar gibi
dalga(lar) içinde yüzmekteyken Nuh, bir kenara çekilmiş
olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve
kafirlerle birlikte olma." (Hud Suresi, 42)
Böylelikle Biz ona: "Gözetimimiz
altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip
de tandır kızışınca, onun içine her ikişer çift ile, içlerinden
aleyhlerine söz geçmiş olanlar dışında olan aileni de alıp
koy; zulmedenler konusunda Bana muhatap olma, çünkü onlar
boğulacaklardır" diye vahyettik. (Müminun Suresi, 27)
Geminin Yüksekçe Bir
Yere Oturması
Denildi ki: 'Ey yer, suyunu
yut ve ey gök, sen de tut.' Su çekildi, iş bitiriliverdi,
(gemi de) Cudi üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da:
'Uzak olsunlar' denildi. (Hud Suresi, 44)
Tufan Olayı'nın İbret
Verici Olması
Gerçek şu ki, su taştığı
zaman, o gemide Biz sizi taşıdık; Öyle ki, onu sizlere bir
ibret (hatırlatma ve öğüt) kılalım. Gerçeği belleyip kavrayabilen
kullar da onu belleyip kavrasın. (Hakka Suresi, 11-12)
Allah'ın Hz. Nuh'u
Övmesi
Alemler içinde selam olsun
Nuh'a. Gerçekten Biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz o, Bizim mümin olan kullarımızdandı. (Saffat Suresi,
79-81)
Tufan Yerel Bir Afet
miydi?
Nuh Tufanı'nın varlığını inkar edenler, bu
iddialarına delil olarak dünya çapında bir tufanın varlığının
imkansız olduğunu söylemektedirler. Ayrıca böylesine bir tufanın
gerçekleşmemiş olduğu iddiasını, inkarlarına bir gerekçe olması
amacıyla da öne sürmektedirler.
Oysa, Allah'ın indirdiği ve tahrif edilmemiş
tek kutsal kitap olan Kuran'ı Kerim'de Tufan olayı, Muharref
Tevrat ve çeşitli kültürlerde bahsedilen Tufan efsanelerinden
çok daha farklı anlatılır. Eski Ahit'in ilk beş kitabını oluşturan
Muharref Tevrat, bu tufanın evrensel olduğunu ve tüm dünyayı
kapsadığını söylemektedir. Oysa Kuran'da böyle bir bilgi verilmez,
aksine, ilgili ayetlerden Tufan'ın yöresel olduğu ve tüm dünyanın
değil, Hz. Nuh tarafından uyarılıp-korkutulan Nuh Kavmi'nin
cezalandırıldığı anlaşılmaktadır.
Muharref Tevrat'ın ve Kuran'ın Tufan anlatımlarına
bakıldığında bu farklılık kolaylıkla görülebilmektedir. Tarih
içinde çeşitli tahrifatlara ve eklemelere maruz kalmış olan
Tevrat, Tufan'ın başlangıcını şöyle açıklamaktadır:
Ve Rab gördü ki, yeryüzünde
adamın kötülüğü çoktu, ve her gün yüreğinin düşünceleri
ve kuruntuları ancak kötü idi. Ve Rab yeryüzünde adamı yaptığına
nadim oldu, ve yüreğinde acı duydu. Ve Rab dedi: Yarattığım
adamı, ve hayvanları, sürünenleri ve göklerin kuşlarını
toprağın yüzü üzerinden sileceğim; çünkü onları yaptığıma
nadim oldum. Fakat Nuh, Rabbin gözünde inayet buldu. (Tekvin,
6:5-8)
Oysa Kuran'da tüm dünyanın değil, sadece
Nuh Kavmi'nin helak edildiği bildirilmektedir. Tıpkı Ad Kavmi'ne
gönderilen Hz. Hud (Hud Suresi, 50) veya Semud Kavmi'ne gönderilen
Hz. Salih (Hud Suresi, 61) ve diğer peygamberler gibi Hz.
Nuh da yalnızca kendi kavmine gönderilmiştir ve Tufan da Nuh'un
Kavmi'ni ortadan kaldırmıştır:
Andolsun, Biz Nuh'u Kavmi'ne
gönderdik. (Onlara) 'Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-
korkutucuyum. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size
(gelecek olan) acıklı bir günün azabından korkmaktayım'
dedi. (Hud Suresi, 25-26)
Helak olanlar Hz. Nuh'un tebliğini dinlemeyen
ve isyanda direten kavimdir. Bu konudaki ayetler kesin bir
anlatım ile açıklanmıştır:
Onu yalanladılar. Biz de
onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi
yalan sayanları da suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.
(A'raf Suresi, 64)
Böylece onu ve onunla birlikte
olanları Katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi
yalan sayarak inanmamış olanların da kökünü kuruttuk. (A'raf
Suresi, 72)
Ayrıca Kuran'da Allah, herhangi bir kavme
elçi gönderilmedikçe, o kavmin helak edilmeyeceğini bildirmektedir.
Helak için, kavme uyarıcı korkutucu gelmiş olması ve bu uyarıcının
yalanlanmış olması gerekmektedir. Kasas Suresi'nde Allah şöyle
buyurmaktadır:
Senin Rabbin, 'ana yerleşim
merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe
şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz, halkı zulmeden
şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz. (Kasas
Suresi, 59)
Kendisine uyarıcı gönderilmeyen bir kavmin
helak edilmeyeceği Kuran'da bildirilmektedir. Bir uyarıcı
olan Hz. Nuh ise sadece kendi kavmine gönderilmiştir. Bu sebeple
Allah, uyarıcı gönderilmemiş olan başka kavimleri değil, sadece
Hz. Nuh'un Kavmi'ni helak etmiştir.
Kuran'daki bu ifadelerden Nuh Tufanı'nın
tüm dünyayı kaplayan değil, yöresel bir felaket olduğu anlaşılmaktadır.
Ayrıca Tufan'ın gerçekleştiği düşünülen arkeolojik bölgede
yapılan -ve birazdan inceleyeceğimiz- kazılar da, Tufan'ın
tüm dünyayı kaplayan evrensel bir olay değil, Mezopotamya'nın
bir bölümünü etkisi altına almış olan çok geniş bir afet olduğunu
göstermektedir.
Gemiye Bütün Hayvanlar
Alındı mı?
Kitab-ı Mukaddes yorumcuları, Hz. Nuh'un
yeryüzündeki tüm hayvan türlerini gemiye aldığına ve hayvan
neslinin Hz. Nuh sayesinde yok olmaktan kurtulduğuna inanırlar.
Bu inanışa göre yeryüzündeki tüm hayvanlar toplanmış ve gemiye
yerleştirilmiştir.
Bu iddiayı savunanlar elbette birçok açıdan
çok zor duruma düşmektedirler. Gemiye alınan hayvan türlerinin
nasıl beslendikleri, gemide nasıl istiflendikleri, birbirlerinden
nasıl tecrit edildikleri gibi soruların cevaplanması elbette
mümkün değildir. Dahası, farklı kıtalara has hayvanların nasıl
toplandığı da merak konusudur; kutuplardaki memeliler, Avustralya'daki
kangurular veya Amerika'ya has bizonlar gibi. Ayrıca insan
için son derece tehlikeli olan yılan, akrep gibi zehirli olanların
ve vahşi hayvanların nasıl yakalandığı, Tufan'a kadar bunların
kendi doğal ortamlarının dışında nasıl yaşatılabildiği gibi
sorular da birbirini izlemektedir.
Ancak bunlar tahrif edilmiş Tevrat'ta yer
alan ve açıklama getirilemeyen izahlardır. Kuran'da ise, yeryüzündeki
tüm hayvan türlerinin gemiye alındığına dair bir açıklama
bulunmamaktadır. Daha önce belirttiğimiz gibi Tufan belirli
bir bölgede gerçekleşmiştir. Bu nedenle gemiye alınan hayvanlar,
Nuh Kavmi'nin bulunduğu bölgede yaşayanlar olmalıdır.
Ancak sadece o bölgede yaşayan tüm hayvan
türlerinin bile biraraya getirilmesinin mümkün olmadığı açıktır.
Hz. Nuh'un ve çok az sayıda oldukları belirtilen müminlerin
(Hud Suresi, 40) çevrelerindeki yüzlerce hayvan türünden çiftler
topladıklarını düşünmek de zordur. Yaşadıkları bölgedeki hayvanlardan
sadece böcek türlerinin toplanması bile mümkün değildir; hem
de erkek dişi ayrımı yaparak! Bu nedenle, toplanan hayvanların
rahatlıkla yakalanıp himaye edilebilecek ve özellikle de insanlara
yarar sağlayacak evcil hayvanlar olduğu düşünülebilir. Buna
göre, Hz. Nuh muhtemelen, inek, koyun, at, tavuk, horoz, deve
ve benzeri hayvanları gemiye almış olabilir. Çünkü Tufan nedeniyle
canlılığını büyük ölçüde yitirmiş olan bölgede yeni kurulacak
hayat için gerekli olan temel hayvanlar bunlardır.
Burada önemli olan nokta şudur: Allah'ın
Hz. Nuh'a verdiği hayvanları toplama emrindeki hikmetlerden
biri, hayvanların neslini korumaktan çok, Tufan sonrasında
kurulacak yeni yaşama gerekli olan hayvanların toplanması
olabilir. Çünkü Tufan yerel olduğu için hayvanların soylarının
tükenmesi söz konusu olamaz. Nasıl olsa Tufan'dan sonra zamanla
diğer bölgelerden hayvanlar bu bölgeye göç edip bölgeyi eski
canlılığına getireceklerdir. Önemli olan Tufan'dan hemen sonra
bölgede kurulacak yaşamdır ve toplanan hayvanlar temelde bu
amaçla toplanmış olmalıdırlar.
Sular Ne Kadar Yükseldi?
Tufan hakkındaki bir başka tartışma ise,
suların dağları kaplayacak kadar yükselip yükselmediği konusundadır.
Bilindiği gibi Kuran'da, geminin Tufan sonrası "Cudi"ye oturduğu
bildirilmektedir. "Cudi" kelimesi kimi zaman özel bir dağ
ismi olarak alınır, oysa kelime Arapça'da "yüksekçe yer-tepe"
anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Kuran'da "Cudi"nin, özel
bir dağ ismi olarak değil, sadece geminin yüksekçe bir mekana
oturduğunu anlatmak için kullanılmış olabileceği göz ardı
edilmemelidir. Ayrıca cudi kelimesinin bu anlamından, suların
belirli bir yüksekliğe eriştiği, ama yine de büyük dağların
seviyesine kadar yükselmemiş olduğu da çıkarılabilir. Yani
Tufan Tevrat'ta anlatıldığı gibi tüm yeryüzünü ve yeryüzündeki
tüm dağları yutmamış, sadece belirli bir bölgeyi kaplamış
olmalıdır.
Nuh Tufanı'nın Yeri
Nuh Tufanı'nın gerçekleştiği yer olarak Mezopotamya
Ovası gösterilir. Bu bölgede tarihte bilinen en eski ve en
gelişmiş uygarlıklar kurulmuştur. Ayrıca bu bölge, Dicle ve
Fırat Nehirleri'nin ortasında yer alması sebebiyle, coğrafi
olarak büyük bir su baskınına uygun bir zemin teşkil etmektedir.
Tufan'ın etkisini artıran sebeplerden birisi, büyük bir ihtimalle,
bu iki nehrin yataklarından taşıp bölgeyi etkisi altına almış
olmasıdır.
Bu bölgenin Tufan'ın gerçekleştiği yer olarak
kabul edilmesinin ikinci bir sebebi de tarihseldir. Bölgedeki
birçok medeniyetin kayıtlarında, aynı dönemde yaşanmış bir
Tufan'ı anlatan çok sayıda belge ortaya çıkarılmıştır. Nuh
Kavmi'nin helak edilmesine tanık olan bu medeniyetler, bu
felaketin oluş biçimini ve sonuçlarını tarihsel kayıtlara
işleme ihtiyacı hissetmiş olmalıdırlar. Tufan'ı anlatan efsanelerin
çoğunluğunun Mezopotamya kökenli olduğu da bilinmektedir.
En önemlisi de arkeolojik bulgulardır. Bunlar, bu bölgede
gerçekten de büyük bir su baskınının meydana geldiğini göstermektedir.
Bu su baskını, ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz gibi, bölgede
bulunan uygarlığın bir süre için duraksamasına neden olmuştur.
Yapılan kazılarda böylesine büyük bir felaketin açık izleri
toprağın altından çıkartılmıştır.
Mezopotamya bölgesinde yapılan
kazılardan anlaşıldığına göre, bu bölge tarih içinde birçok
kez seller ve Dicle, Fırat Nehirleri'nin taşması sonucu meydana
gelen felaketlerle yüz yüze gelmiştir. Örneğin, MÖ 2000 civarında
Mezopotamya'nın tam güney kısmında bulunan büyük Ur kentinin
hükümdarı olan İbbis'in zamanındaki bir yıl, "gökle yer arasındaki
sınırları yok eden bir Tufan sonrası"1 şeklinde
tanımlanmaktadır. MÖ 1700'lerde Babilli Hammurabi zamanında
bir yıl da "Eşnunna kentinin bir selle yıkılması" olayıyla
tanımlanmaktadır.
MÖ
10. yüzyılda hükümdar Nabumukinapal zamanında Babil şehrinde
bir su baskını gerçekleşmiştir.2 Milattan
sonra 7., 8., 10., 11. ve 12. yüzyıllarda da bölgede önemli
su baskınları vuku bulmuştur. 20. yüzyılda 1925, 1930 ve 1954
yıllarında da bu meydana gelmiştir.3 Anlaşılan
odur ki bölge, her zaman için bir sel felaketine açıktır ve
Kuran'da belirtildiği gibi büyük çaplı bir selin tüm bir kavmi
yok etmesi açıkça mümkündür.
Tufan'ın Arkeolojik
Delilleri
Kuran'da helak edildiği haber verilen kavimlerin
birçoğunun izlerine günümüzde rastlanılması oldukça dikkat
çekicidir. Arkeolojik verilerden anlaşılmaktadır ki, bir kavmin
ortadan kaybolması ne kadar ani olursa, buna ait bulgu elde
edilmesi şansı da o kadar fazla olmaktadır.
Bir uygarlığın birdenbire ortadan kalkması
durumunda -ki bu bir doğal felaket, ani bir göç veya bir savaş
sonucu olabilir- bu uygarlığa ait izler çok daha iyi korunmaktadır.
İnsanların içinde yaşadıkları evler ve günlük hayatta kullandıkları
eşyalar, kısa bir zaman içinde toprağın altına gömülmektedir.
Böylece bunlar, uzunca bir süre insan eli değmeden saklanmakta
ve gün ışığına çıkartılmalarıyla geçmişteki yaşam hakkında
önemli ipuçları sunmaktadırlar.
İşte Nuh Tufanı'yla ilgili birçok delilin
günümüzde ortaya çıkarılması bu sayede olmuştur. MÖ 3000 yılları
civarında gerçekleştiği düşünülen Tufan, tüm bir uygarlığı
bir anda yok etmiş ve bunun yerine tamamen yeni bir uygarlık
kurulmasını sağlamıştır. Böylece Tufan'ın açık delilleri,
bizlerin ibret alması için binlerce yıl boyunca korunmuştur.
Mezopotamya
Ovası'nı etkisi altına alan Tufan'ı araştırmak için yapılmış
birçok kazı vardır. Bölgede yapılan kazılarda başlıca dört
şehirde büyük bir tufan sonucu gerçekleşmiş olabilecek sel
felaketinin izlerine rastlanmıştır. Bu şehirler Mezopotamya
Ovası'nın önemli şehirleri Ur, Uruk, Kiş ve Şuruppak'tır.
Bu şehirlerde yapılan kazılar, bunların tümünün
MÖ 3000'li yıllar civarında bir sele maruz kaldıklarını göstermektedir.
Önce Ur şehrinde yapılan kazıları ele alalım.
Günümüzde Tel-El Muhayer olarak isimlendirilen
Ur şehrinde yapılan kazılarda ele geçirilen medeniyet kalıntılarının
en eskisi MÖ 7000'li yıllara kadar uzanmaktadır. İnsanların
ilk uygarlık kurdukları yerlerden birisi olan Ur şehri, tarih
boyunca birçok medeniyetin birbiri ardına gelip geçtiği bir
yerleşim bölgesi olmuştur.
Ur şehrinde yapılan kazılarda ortaya çıkartılan
arkeolojik bulgular, buradaki medeniyetin çok büyük bir sel
felaketi sonunda kesintiye uğradığını, daha sonra zaman içinde
tekrar yeni uygarlıkların meydana çıkmaya başladığını göstermektedir.
Bu bölgede ilk kazıyı yapan kişi, British Museum'dan R. H.
Hall'dür. Hall'den sonra kazıyı yürütme görevini devralan
Leonard Woolley, British Museum ve Pennsylvania Üniversitesi
tarafından ortaklaşa yürütülen bir kazı çalışmasına da başkanlık
etmiştir. Woolley'in yürüttüğü ve dünya çapında büyük sansasyon
yaratan kazı çalışmaları 1922'den 1934 yılına kadar sürdürülmüştür.
Sir Woolley'in kazıları Bağdat ile Basra
Körfezi arasındaki çölün ortalarında gerçekleşti. Ur şehrinin
ilk kurucuları, Kuzey Mezopotamya'dan gelmiş olan ve kendilerine
"Ubaidyen" ismini veren bir halktı. Bu halka dair bilgi elde
etmek için detaylı kazılar başlatıldı. Reader's Digest
dergisinde Woolley'in kazıları şöyle anlatılıyor:
Kazı yapılan bölgede, derine inildikçe
çok önemli bir buluntu ortaya çıkarılmıştı; bu, Ur şehrinin
krallar mezarlığıydı. Araştırmacılar Sümer krallarının ve
soyluların gömülmüş olduğu bu mezarlıkta birçok efsanevi
sanat eserlerine rastladılar. Miğferler, kılıçlar, müzik
aletleri, altından ve kıymetli taşlardan yapılmış sanat
yapıtları. Bunlardan çok daha önemli olan başka şeyler de
vardı; kil tabletlere hayret verici bir ustalık ve beceriyle,
yüksek bir teknikle pres edilmiş tarihsel kayıtlar. Araştırmacılar,
Ur'da kral listelerindeki aynı adları taşıyan yazılar bulmuş,
hatta bunların arasında Ur'un ilk krallık ailesini kuran
kişinin adına rastlamıştı. Woolley, mezarlığın ilk Ur Hanedanlığı'ndan
önce başladığı neticesine vardı. Bu nedenle, son derece
gelişmiş bir medeniyetin ilk hanedandan daha önceleri var
olduğu sonucuna vardı.
Arkeolojik bulgulara göre
Nuh Tufanı Mezopotamya Ovası'nda meydana gelmişti.
Ovanın o zamaki şekli bugünkünden farklıydı. Üstteki
grafikte ovanın bugünkü sınırları kırmızı kesik çizgiyle
belirtilmiştir. Kırmızı çizginin gerisinde kalan geniş
bölgenin ise o zamanlar denize dahil olduğu bilinmektedir.
Kanıtın iyice incelenmesinden sonra
Woolley kazıyı daha derinlere, mezarların altına doğru ilerletmeye
karar verdi. İşçiler çamur olmuş tuğlaların içinden bir
metre kadar derine daldılar ve çanak çömlekleri çıkarmaya
başladılar. "Ve sonra birdenbire herşey durdu." Woolley
böyle yazıyordu. "Artık ne çanak, ne çömlek, ne kül vardı,
yalnız suyun getirdiği temiz çamur."
Woolley kazıya
devam etti, iki buçuk metre kadar temiz kil tabakasından
geçilerek derine dalındı ve sonra birdenbire işçiler, tarihçilerin
son Taş Devri kültürü olarak isimlendirdiği bu devrin insanları
tarafından yapılmış zımpara taşından aletler ve çanak çömlek
parçalarına rastladılar. Çamur iyice temizlenince altında
kalmış bir medeniyet ortaya çıktı. Bu durum, bölgede büyük
bir su baskınının meydana geldiğini gösteriyordu. Ayrıca
mikroskobik analiz, temiz kilden kalın bir katmanın, eski
Sümer uygarlığını yok edecek kadar büyük bir tufan tarafından
buraya yığılmış olduğunu gösteriyordu. Gılgamış Destanı
ile Nuh'un öyküsü, Mezopotamya Çölü'nde kazılan bir kuyuda
ortak bir kaynakta birleşmiş oluyordu.4
Ayrıca Max Mallowan kazıyı yürüten Leonard
Woolley'in düşüncelerini şöyle aktarıyordu:
Woolley, tek bir zaman
diliminde oluşmuş böylesine büyük bir kil kütlesinin sadece
çok büyük bir sel felaketinin sonucu olabileceğini belirterek;
Sümer Ur'u ile Al-Ubaid'in boyalı çanak çömlek kullanan
halkı tarafından kurulan kenti ayıran sel tabakasını, efsanevi
Tufan'ın kalıntıları olarak tanımladı.5
Sir Leonard Woolley'in Mezopotamya
Ovası'nda yaptığı kazı bu bölgede toprağın derinliklerinde
2.5 metre kalınlığında bir çamur-kil tabakasının varlığını
ortaya koydu. Bu çamur-kil tabakası, büyük olasılıkla
Tufan anında suların taşıdığı kil kütleleriydi ve dünyada
sadece Mezopotamya Ovası'nın altında vardı. Bu tespit,
Tufan'ın yalnızca Mezopotamya Ovası'nda gerçekleştiğinin
önemli bir kanıtını oluşturdu.
Bu veriler, Tufan'ın etkilediği yerlerden
birinin Ur şehri olduğunu gösteriyordu. Alman arkeolog Werner
Keller de söz konusu kazının önemini şöyle ifade etmişti:
"Mezopotamya'da yapılan arkeolojik kazılarda balçıklı bir
tabakanın altından şehir kalıntılarının çıkması burada bir
sel olduğunu ispatlamış oldu."6
Tufan'ın izlerini
taşıyan bir başka Mezopotamya şehri ise günümüzde Tel El-Uhaymer
olarak isimlendirilen, Sümerlilerin Kiş şehridir. Eski Sümer
kayıtlarında, bu şehir "Büyük Tufan'dan sonra başa geçen ilk
hanedanlığın başkenti" olarak nitelendirilmektedir.7
Günümüzde Tel El-Fara
olarak adlandırılan Güney Mezopotamya'daki Şuruppak kenti
de Tufan'ın açık izlerini taşımaktadır. Bu kentteki arkeolojik
çalışmalar 1920-1930 yılları arasında Pennsylvania Üniversitesi'nden
Erich Schmidt tarafından yürütüldü. Kazılarda MÖ 3000-2000
yılları arasında var olan bir uygarlığın doğuşu ve gelişmesi
değişik tabakalarda rahatlıkla izlenebiliyordu. Çivi yazılı
kayıtlardan anlaşılan oydu ki, bu bölgede MÖ 3000'li yıllarda,
kültürel olarak oldukça gelişmiş bir halk yaşıyordu.8
Asıl önemli nokta ise, bu şehirde de MÖ 3000-2900
yılları civarında büyük bir sel felaketinin gerçekleştiğinin
anlaşılmasıydı. Schmidt'in çalışmalarını anlatan Mallowan
şöyle diyor:
"Schmidt 4-5 metre derinlikte
kil ve kum karışımı sarı topraktan bir tabakaya erişti (bu
tabaka selle beraber oluşmuştu). Bu tabaka, höyük kesitine
göre ova seviyesine yakın bir düzeyde yer alıyordu ve höyüğün
her yerinde izlenebiliyordu..." Cemdet Nasr dönemini Eski
Krallık döneminden ayıran kil ve kum karışımı tabakayı Schmidt
"tamamen nehir kökenli bir kum" olarak tanımlayarak Nuh
Tufanı ile ilişkilendirdi.9
Kısacası Şuruppak kentinde
yapılan kazılarda da yaklaşık MÖ 3000-2900 yıllarına rastgelen
bir selin kalıntıları ortaya çıkartılmıştı. Diğer şehirlerle
beraber Şuruppak kenti de muhtemelen Tufan'dan etkilenmişti.10
Tufan'dan etkilendiğine
dair elde kanıtlar olan son yerleşim birimi, Şuruppak'ın güneyinde
yer alan ve günümüzde Tel El-Varka olarak isimlendirilen Uruk
kentidir. Bu kentte de diğerleri gibi bir sel tabakasına rastlanmıştır.
Bu sel tabakası da, MÖ 3000-2900'li yıllarla tarihlendirilmektedir.11
Bilindiği gibi Dicle ve Fırat Nehirleri Mezopotamya'yı
boydan boya kesmektedir. Anlaşılan odur ki, olay anında, bu
iki nehir ve irili ufaklı bütün su kaynakları taşmış, bunlar
yağmur sularıyla birleşerek büyük bir su baskını oluşturmuşlardır.
Kuran'da bu olayı Allah şöyle bildirmektedir:
Biz de 'bardaktan boşanırcasına
akan' bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeri de coşkun
kaynaklar halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş
bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.
(Kamer Suresi, 11-12)
Gerçek şu ki, su taştığı
zaman, o gemide Biz sizi taşıdık. (Hakka Suresi, 11)
Aslında felaketin gerçekleşmesine neden olan
öğeler tek tek ele alındığında hepsi gayet doğal olaylardır.
Tüm bu olayların aynı anda olması ve Hz. Nuh'un da kavmini
böyle bir felaket için uyarması, olayın mucizevi yönünü oluşturur.
Yapılan çalışmalar sonucu elde edilen ipuçları
değerlendirildiğinde Tufan'ın oluştuğu alanın boyutlarının
yaklaşık olarak doğudan batıya (genişlik) 160 km, kuzeyden
güneye (boy) 600 km. olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu tespit
de, Tufan'ın tüm Mezopotamya Ovası'nı kapladığını göstermektedir.
Tufan'ın izlerini taşıyan Ur, Uruk, Şuruppak ve Kiş şehirleri
dizilimini incelediğimiz zaman bunların bir hat üzerinde yer
aldığını görürüz. Öyleyse Tufan, bu dört şehri ve çevresini
etkilemiş olmalıdır. Ayrıca MÖ 3000'li yıllarda Mezopotamya
Ovası'nın coğrafi yapısının günümüzdekinden daha farklı olduğunu
söylemek gerekir. O devirlerde Fırat Nehri'nin yatağı, bugünküne
göre daha doğuda bulunmaktaydı; bu akış rotası da Ur, Uruk,
Şuruppak ve Kiş'ten geçen bir hatta denk geliyordu. Kuran'da
belirtilen "yeryüzü ve gökyüzü pınarları"nın açılmasıyla,
anlaşıldığına göre, Fırat Nehri taşmış ve yukarıda belirtilen
bu dört şehri yerle bir ederek yayılmıştı.
Tufan'dan Söz Eden
Din ve Kültürler
Hak dini tebliğ eden peygamberlerin ağzından
hemen her kavme duyurulmuş olan Tufan, zamanla çeşitli dejenerasyon
ve eklemelerle karıştırılarak, sözü edilen toplumların efsaneleri
haline dönüştürülmüştür.
Allah, Nuh Tufanı'nı, insanlara bir ibret
ve ders konusu teşkil etmesi için farklı toplumlara gönderdiği
peygamberler ve kitaplar yoluyla aktarmıştır. Ancak her defasında
metinler orijinalinden uzaklaştırılmış ve Tufan anlatımlarına
mistik, mitolojik öğeler katılmıştır. Arkeolojik bulgularla
uyuşan ve onları tasdik eden tek kaynak ise Kuran'dır. Bunun
tek nedeni Allah'ın Kuran'ı en ufak bir değişikliğe uğramadan
korumuş olması ve aslının bozulmasına izin vermemesidir. Kuran,
"hiç şüphesiz zikri (Kuranı) Biz indirdik
Biz; onun koruyucuları da Biziz" (Hicr Suresi, 9) hükmüne
göre, Allah'ın özel koruması altındadır.
Kitabımızın Tufan'la ilgili son kısmında
olayın -oldukça bozulmuş olmakla birlikte- çeşitli kültürlerde,
ayrıca Tevrat ve İncil'de nasıl yer aldığını inceleyeceğiz.
Muharref Tevrat'ta
Nuh Tufanı
Hz. Musa'ya indirilmiş hak kitap olan Tevrat,
bilindiği gibi zamanla orijinalliğini yitirmiş, bazı kısımları
Yahudi toplumunun önde gelenleri tarafından değiştirilmiştir.
Hz. Musa döneminden sonra İsrailoğulları'na gönderilen peygamberlerin
bildirdikleri de aynı sona uğramış ve tahrif edilmiştir. Dolayısıyla
orijinalliğini kaybetmiş olan "Muharref Tevrat"ın bu özelliği,
bizim ona bir kutsal kitaptan çok, bir tarih kitabı gibi bakmamızı
gerektirir. Nitekim M. Tevrat'ın bu yapısı ve barındırdığı
çelişkiler, -bazı bölümlerinde Kuran ile paralellikler içermekle
birlikte-Nuh Kıssası'nda da kendini gösterir.
M. Tevrat'a göre, Allah, Hz. Nuh'a yeryüzünün
zorbalıklarla dolu olması sebebiyle, inananların dışındaki
tüm insanların yok edileceğini bildirir. Bunun için kendisine
gemi yapmasını emreder ve gemiyi nasıl yapacağını etraflıca
tarif eder. Ayrıca, gemiye ailesiyle beraber üç oğlunu ve
onların üç karısını ve tüm canlılardan ikişer adet ve birtakım
yiyeceklerden almasını söyler.
Yedi gün sonra Tufan vakti geldiğinde, yerin
bütün kaynakları yarılmış, göklerin pencereleri açılmış ve
büyük bir sel ortaya çıkmıştır. Bu kırk gün, kırk gece devam
etmiştir. Gemi, bütün yüksek yerleri ve dağları örten sular
üzerinde yüzmüştür. Böylece Hz. Nuh ile beraber gemide olanlar
kurtulmuşlar, geride kalanlar ise Tufan'ın sularına kapılıp
gitmiş ve boğularak ölmüşlerdir. 40 gün 40 gece süren Tufan'dan
sonra yağmurlar kesilmiş ve bundan 150 gün sonra sular alçalmaya
başlamıştır.
Bunun üzerine gemi yedinci ayda, ayın on
yedinci gününde, Ararat (Ağrı) Dağları üzerine oturur. Hz.
Nuh, suların iyice çekilip çekilmediğini anlamak için birkaç
defa güvercin yollar ve sonunda güvercin geri dönmeyince suların
iyice çekildiği anlaşılır. Bunun üzerine Allah Hz. Nuh'a yeryüzüne
yayılmaları için gemiden çıkmalarını söyler.
Muharref Tevrat'ta yer alan Nuh Tufanı ile
ilgili bazı bölümler şöyledir:
Ve Allah Nuh'a dedi: Önüme
bütün beşerin sonu geldi; çünkü onların sebebiyle yeryüzü
zorbalıkla doldu, ve işte, Ben onları yeryüzü ile beraber
yok edeceğim. Kendine gofer ağacından bir gemi yap; Ve Ben,
işte Ben, göklerin altında kendisinde hayat nefesi olan
bütün beşeri yok etmek için yeryüzü üzerine sular tufanı
getiriyorum; yeryüzünde olanların hepsi ölecektir. Fakat
seninle ahdimi sabit kılacağım; ve sen ve seninle beraber
oğulların, ve senin karın ve oğullarının karıları gemiye
gireceksiniz. Ve seninle beraber sağ kalmak için her yaşayan,
bütün beden sahibi olanlardan, her nevinden ikişer olarak
gemiye getireceksin; erkek ve dişi olacaklar. Ve Nuh Allah'ın
kendisine emrettiği herşeye göre yaptı; öyle yaptı. (Tekvin,
6/13-22)
Ve gemi yedinci ayda, ayın
on yedinci gününde, Ararat dağları üzerine oturdu. (Tekvin,
8/1-19)
Bütün yeryüzü üzerinde zürriyetlerinin
sağ kalması için, kendine her temiz hayvandan, erkek ve
onun dişisi olarak yedişer ve temiz olmayan hayvanlardan,
erkek ve onun dişisi olarak ikişer... (Tekvin, 7/1-24)
Ve ahdimi sizinle sabit
kılacağım, ve bütün beşer artık tufanın suları ile kesilmeyecektir,
ve yeryüzünü helak etmek için artık tufan olmayacaktır.
(Tekvin, 9/11)
Muharref Tevrat'a göre, tüm dünyayı kaplayan
bir Tufan'la "yeryüzünde olanların hepsi ölecektir" hükmü
gereği, tüm insanlar cezalandırılmış, Tufan sonrasında yaşayan
yegane insanlar Hz. Nuh ile gemiye binenler olmuştur.
İncil'de Nuh Tufanı
Bugün elimizde var olan İncil de zaman içerisinde
tahrif edilmesi dolayısıyla gerçek anlamda İlahi bir kitap
değildir. Nitekim Yeni Ahit, Hz. İsa'nın sözlerini ve eylemlerini
içeren, onun göğe yükselişinden 30 ila 50 yıl sonra, onu hiç
görmemiş ya da bir süre yanında bulunmuş kişiler tarafından
yazılmış dört "İncil"le başlar; Matta, Markos, Luka ve Yuhanna.
Bu dört İncil arasında çok belirgin çelişkiler vardır, özellikle
Yuhanna İncili, birbirlerine büyük ölçüde paralel olan diğer
üçünden (Snoptik İnciller) çok farklıdır. Yeni Ahit'in diğer
kitapları ise Hz. İsa'dan sonra onun havarilerinin yaptıkları
işleri anlatan ve havariler veya Tarsuslu Pavlus (sonradan
Aziz Paul) tarafından yazılan mektuplardan oluşur.
Dolayısıyla bugünkü İncil de ilahi bir metin
değil, bir tarih kitabı niteliğindedir.
İncil'e göre Nuh Peygamber sapkın ve itaatsiz
kavme gönderilmiş, ancak kavmi ona uymayıp sapkınlıklarına
devam etmiştir. Bunun üzerine Allah Tufan ile inkar edenleri
yakalamış, Nuh Peygamberi ve inananları gemiye bindirip
kurtarmıştır. Konuyla ilgili bazı İncil bölümleri şöyledir:
Nuh'un günlerinde nasıl
olduysa, İnsanoğlu'nun gelişinde de öyle olacak. Nuh'un
gemiye bindiği güne dek, tufandan önceki günlerde insanlar
yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Tufan gelinceye,
hepsini süpürüp götürünceye dek başlarına geleceklerden
habersizdiler. İnsanoğlu'nun gelişi de öyle olacak. (Matta,
24/37-39)
Tanrı, eski dünyayı da esirgemedi.
Ama Tanrısızların dünyası üzerine tufanı gönderdiği zaman,
doğruluk yolunu bildiren Nuh'u ve yedi kişiyi daha korudu.
(II. Petrus, 2/5)
Nuh'un günlerinde nasıl
olduysa, İnsanoğlu'nun günlerinde de öyle olacak. Nuh'un
gemiye bindiği güne dek insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı.
Sonra tufan gelip hepsini yok etti. (Luka, 17/26-27)
Ne var ki göklerin, çok
önceden Tanrı'nın sözüyle var olduğunu ve yerin su aracılığıyla
sudan şekillendiğini kasıtlı olarak unutuyorlar. O zamanki
dünya yine suyla, tufanla mahvolmuştu. (II. Petrus 3/5-6)
Tufan'la İlgili Diğer
Kültürlerdeki Bilgiler
Sümerlere göre, Enlil isimli bir tanrı, diğer
tanrıların insanlığı yok etmeye karar verdiklerini, kendisinin
de onları kurtarmaya niyetli olduğunu insanlara açıklar. Olayın
kahramanı Sippar kentinin sofu kralı Ziusudra'dır. Tanrı Enlil,
Ziusudra'ya Tufan'dan kurtulmak için ne yapması gerektiğini
anlatır. Metnin kayığın yapılışını anlatan parçası yitiktir,
ancak böyle bir parçanın varlığı, Tufan'ın gelip, Ziusudra'nın
nasıl kurtulduğunu anlatan bölümlerinden anlaşılmaktadır.
Tufan'ın Babilonya versiyonuna dayanılarak, olayın eksiksiz
Sümer versiyonunda, Tufan'ın nedeni ve kayığın yapılışı hakkında
çok daha doyurucu ayrıntının bulunduğu sonucuna varılabilir.
Sümer ve Babil kayıtlarına göre, Xisuthros
ya da Khasisatra, ailesi, arkadaşları, kuşlar ve hayvanlarla
birlikte 925 metre uzunluğunda bir gemiyle Tufan'dan kurtulmuşlardır.
"Sular göğe doğru uzandı, okyanuslar kıyıları örttü ve nehirler
yataklarından taştı." denir. Gemi daha sonra Gordiyen Dağı'na
oturmuştur.
Asur-Babil kayıtlarına göre ise Ubaratutu
ya da Khasisatra, ailesi, uşakları, sürüleri ve vahşi hayvanlarla
birlikte 600 kübit uzunluğunda, 60 kübit yüksekliğinde ve
genişliğinde bir tekneyle kurtulmuştur. Tufan 6 gün 6 gece
sürmüştür. Gemi Nizar Dağı'na gelince uçurulan güvercin dönmüş
ama karga dönmemiştir.
Bazı Sümer, Asur ve Babil kayıtlarına göre
de, Utnapishtim, ailesiyle birlikte 6 gün 6 gece süren Tufan'ı
atlatmışlardır: "Yedinci gün Utnapishtim dışarı baktı. Herşey
çok sessizdi. İnsanoğlu tekrar çamura dönmüştü" diye anlatılır.
Gemi Nizar Dağı'nda karaya oturunca Utnapishtim bir güvercin,
bir karga ve bir de kırlangıç gönderir. Karga cesetleri yemek
için kalır, fakat diğer iki kuş geri döner.
Hindistan'ın Satapatha, Brahmana ve Mahabharata
destanlarında, adı geçen Manu, Rishiz ile birlikte Tufan'dan
kurtulmuştur. Efsaneye göre Manu'nun yakalayıp yaşamını bağışladığı
bir balık birdenbire büyüyüp, bir gemi inşa edip boynuzlarına
bağlamasını söylemiştir. Balık gemiyi dev dalgaların üzerinden
aşırıp, kuzeye, Himavat Dağı'na çıkarmıştır.
Britanya'nın Galler yöresi efsanelerine göre,
Dwyfan ve Dwyfach büyük felaketten bir gemiyle kurtulmuşlardır.
Dalgalar Gölü adı verilen Llynllion'un patlaması sonucu oluşan
korkunç seller durulunca, Dwyfan ve Dwyfach yeniden Britanya
Halkını oluşturmaya başlarlar.
İskandinav Edna efsaneleri Bergalmer ile
eşinin büyük bir tekneyle Tufan'dan kurtulduğunu anlatır.
Litvanya efsanelerinde ise birkaç çift insanın
ve hayvanın yüksek bir dağın tepesinde bir kabuğun içinde
barınarak kurtuldukları anlatılır. 12 gün 12 gece süren rüzgarlar
ve seller yüksek dağa erişip oradakileri de yutacağı zaman,
Yaratıcı onlara dev bir ceviz kabuğu atar. Dağdakiler ceviz
kabuğu ile yolculuk yaparak felaketten kurtulurlar.
Çin
kaynaklı öyküler Yao adında birisinin 7 kişiyle birlikte,
ya da Fa Li, eşi ve çocuklarıyla birlikte bir yelkenliyle
sel ve depremlerden kurtulduğu anlatır. "Dünya paramparça
oldu. Sular fışkırıp her tarafı kapladı." diye söylenir. Sonunda
sular çekilir.
Tüm bu bilgiler bizlere somut bir gerçeği
göstermektedir. Tarihte her topluluğa İlahi vahyin mesajı
ulaşmıştır ve bu sayede de pek çok toplum Nuh Tufanı ile ilgili
bilgileri öğrenmiştir. Ancak insanların İlahi vahyin özünden
uzaklaşmalarıyla birlikte Tufan ile ilgili bilgiler de çeşitli
değişikliklere uğramış, efsanelere ve mitolojiye dönüşmüştür.
Hz. Nuh'un ve onun inkarcı kavminin gerçek
hikayesini öğrenebileceğimiz yegane kaynak ise, İlahi vahyin
bozulmamış tek kaynağı olan Kuran'dır.
Kuran'ın bu özelliği, yalnızca Nuh Tufanı
değil, başka tarihsel olaylar ve kavimler hakkında da doğru
bilgileri edinmemizi sağlar. İlerleyen bölümlerde bu gerçek
bilgileri araştırmaya devam edeceğiz.
1 Max Mallowan,
Noah's Flood Reconsidered, Iraq: XXVI-2, 1964, s. 66. 2 Max Mallowan, Noah's Flood Reconsidered,
Iraq: XXVI-2, 1964, s. 66. 3 Muazzez İlmiye Çığ, Kuran, İncil ve Tevrat'ın
Sümer'deki Kökleri, 2.b., İstanbul: Kaynak Yayınları, 1996. 4 Fred Warshofsky, "Ur of the Chaldees",
Readers Digest, Aralık 1977. 5 Max Mallowan, Noah's Flood Reconsidered,
Iraq: XXVI-2, 1964, s. 70. 6 Werner Keller, Und die Bibel hat doch
recht (The Bible as History; a Confirmation of the Book
of Books), New York: William Morrow, 1956, s. 40. 7 "Kiş", Ana Britannica, Cilt 13, s. 361. 8 "Şuruppah", Ana Britannica, Cilt 20, s.
311. 9 Max Mallowan, Early Dynastic Period in
Mesapotamia, Cambridge Ancient History 1-2, Cambridge: 1971,
s. 238. 10 Joseph Campbell, Doğu Mitolojisi, Ankara:
1993, s. 129. 11 Bilim ve Ütopya, Temmuz 1996, 176. dipnot,
s. 19.
Bu
sitenin hazırlanmasında Adem Yakup'un eserleri kaynak olarak
alınmıştır.