Kuran’da sık sık vurgulanan hususlardan biri
azgınlıkları ve isyanları nedeniyle Allah’ın helak ettiği
kavimler ve bunlardan çıkarılması gereken ibretlerdir. Sözü
edilen geçmiş toplumlar ile günümüz toplumları arasında
büyük benzerlikler olduğu tartışma götürmez bir gerçektir.
Hatta günümüzde, cinsel sapkınlıklarıyla tanınan Lut kavmi,
dolandırıcı ve sahtekar Medyen halkı, alaycı ve kendini
beğenmiş Nuh kavmi, isyankar ve azgın Semud halkı, nankör
İrem halkı ve helak edilen diğer toplumların tutumlarını
bile aşmış şekilde hayat sürdüren insanlar yaşamaktadır.
Açıktır ki, tüm bu ahlaki dejenerasyonun arkasında insanın
Allah’ı ve yaratılış amacını unutması yatmaktadır.
İçinde bulunduğumuz dönemdeki cinayet, sosyal
adaletsizlik, dolandırıcılık ve hırsızlık vakaları, ahlaki
yozlaşma gibi olumsuzluklar insanların bir kısmını umutsuzluğa
düşürmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, Allah Kuran’da
“rahmetinden umut kesilmemesini” emretmiştir. Ümitsizlik,
yılgınlık müminlere özgü özellikler değildir. Allah, şirk
koşmadan katıksız olarak Kendisine kulluk eden, O’nun rızasını
kazanmaya yönelik hayırlı işler yapan müminleri “güç ve
iktidar sahibi” yapacağını müjdelemektedir:
Allah içinizden iman edenlere
ve salih amellerde bulunanlara vaat etmiştir. Hiç şüphesiz
onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa,
onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak; kendileri
için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp
sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana
hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse,
işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Hak dini içtenlikle yaşayan salih kulların
yeryüzüne mirasçı kılınmasının İlahi bir kanun olduğunu
Allah şöyle bildirir:
Andolsun, Biz Zikir’den
sonra Zebur’da da “Şüphesiz Arz’a salih kullarım varis olacaktır”
diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)
“Ve onlardan sonra sizi
o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana
ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır).” (İbrahim
Suresi, 14)
Musa kavmine: “Allah’tan
yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki arz Allah’ındır;
ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç
muttakiler içindir.” dedi. Dediler ki: “Sen bize gelmeden
önce de geldikten sonra da eziyete uğratıldık.” (Musa) “Umulur
ki Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde
halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı
gözleyecek.” dedi. (Araf Suresi, 128-129)
Allah yazmıştır: “Andolsun,
Ben galip geleceğim ve elçilerim de.” Gerçekten Allah, en
büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele
Suresi, 21)
Yukarıdaki ayetlerde verilen müjde ile birlikte
Allah, müminlere çok önemli bir vaatte daha bulunmaktadır.
İslam dini bütün dinlere üstün kılınmak için insanlığa gönderilmiştir.
Allah Kuran’da şöyle buyurmaktadır:
Ağızlarıyla Allah’ın nurunu
söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi
nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese
de O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini
hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur. (Tevbe Suresi, 32-33)
Onlar, Allah’ın nurunu
ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu
tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet
ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan
İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler
hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)
Hiç kuşkusuz Allah, vaadinin gerçekleşeceğinde
şüphe olmayan ve vaadinden dönmeyendir. Sapkın felsefeleri,
çarpık ideolojileri ve batıl din anlayışlarını ortadan kaldıracak,
insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan güzel
ahlak İslam ahlakıdır. Yukarıdaki ayetlerde vurgulandığı
gibi, inkarcıların ve müşriklerin bu büyük olayı engelleyebilmesi
ise söz konusu değildir.
İslam ahlakının tam anlamıyla yaşanacağı bu
dönem sevginin, fedakarlığın, yardımlaşmanın, dürüstlüğün,
sosyal adaletin, güven ve huzurun hakim olacağı bir zaman
olacaktır. Cennet benzeri özellikleri nedeniyle Altınçağ
olarak adlandırılan böyle bir dönem bugüne kadar yaşanmamıştır.
Bu kutlu dönem kıyamet öncesinde yaşanacaktır; şu an Allah’ın
takdir ettiği zamanı beklemektedir.
Hz. İsa’nın Yeryüzüne
Dönüşü
Hz. İsa, Allah’ın seçkin kıldığı bir peygamberdir;
dünya tarihinde hakkında en çok konuşulan elçilerden de
birisidir. Allah’a şükürler olsun ki konuşulanlardan neyin
doğru neyin yanlış olduğunu seçmemize yarayacak bir kaynak
elimizde bulunmaktadır, o da Allah’ın koruması altında bulunan
tek İlahi kitap olan Kuran’dır.
İsa Peygamber ile ilgili gerçek bilgilere ulaşmak
için Kuran’a başvurduğumuzda şunları görürüz:
Hz. İsa Allah’ın elçisi
ve kelimesidir. (Nisa Suresi, 171)
Allah kendisine “İsa
Mesih” ismini vermiştir. (Al-i İmran Suresi, 45)
İnsanlığa bir ayet, bir
işaret kılınmıştır. (Enbiya Suresi, 91)
Hz. İsa daha beşikteyken
insanlarla konuşmuş (Al-i İmran Suresi, 46), birçok mucize
göstermiştir. Bir başka mucizesi, yetişkinliğinde yeryüzüne
geri dönmesi ve insanlarla konuşmasıdır. (Al-i İmran Suresi,
46; Maide Suresi, 110)
İsa
Peygamber İncil’i tebliğ etmiştir. (Hadid Suresi, 27)
Onu tanrılaştıranlar
doğru yoldan sapmış, küfre düşmüşlerdir. (Maide Suresi,
72)
İnkarcılar onu öldürmek
için tuzak kurmuşlardır, ama Allah bu tuzağı bozmuştur.
(Al-i İmran Suresi, 54)
Allah, inkarcıların Hz. İsa’yı öldürmelerine
izin vermemiş, onu Kendi katına yükseltmiştir. Ve tekrar
yeryüzüne döneceğini insanlara müjdelemiştir. Hz. İsa’nın
yeryüzüne dönüşü ile ilgili olarak da Kuran’da şu haberler
verilir:
İsa Peygamberi öldürmek için tuzak kuran inkarcıların
onu kesinlikle öldüremediklerini Allah şöyle haber verir:
Ve : “Biz, Allah’ın Resulü
Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle
de (onlara böyle bir ceza verdik) Oysa onu öldürmediler
ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir
şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna
ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
(Nisa Suresi, 157)
Hz. İsa’nın ölmediği insanların yaşadığı boyuttan
alınarak, Allah katına yükseltildiğini haber veren ayet
şöyledir:
Hayır; Allah onu Kendine
yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Nisa Suresi, 158)
Al-i İmran Suresi’nin 55. ayetinde, Hz. İsa’ya
uyanların kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçirileceği
haber verilmektedir. Günümüzden 2000 yıl kadar önce Hz.
İsa’ya tabi olan havarilerin hiçbir siyasi güce sahip olmadıkları
tarihi bir gerçektir. Bu dönem ile günümüz arasında yaşayan
ve kendilerini Hıristiyan olarak adlandıranların ise başta
teslis (üçleme) olmak üzere pek çok sapkın inancı savundukları,
dolayısıyla gerçek anlamda İsevi olarak tabir edilemeyecekleri
de açıktır. Çünkü Kuran’ın birçok ayetinde teslise inananların
inkara saptıkları ifade edilir. O halde kıyamet saati öncesindeki
bir dönemde, inkarcılara üstün gelecek gerçek İseviler ortaya
çıkacak Al-i İmran Suresi’ndeki İlahi vaat de böylece tecelli
edecektir. Kuşkusuz müjdelenmiş bu topluluk, Hz. İsa’nın
yeryüzüne dönüşüyle kendini gösterecektir.
Kuran’da verilen bir diğer bilgi de Hz. İsa’nın
Allah’ın katına alınmasından önce tüm Ehli Kitap’ın kendisine
iman edeceği şeklindedir:
Andolsun, Kitap Ehlinden,
ölmeden önce ona (Hz. İsa’ya) inanmayacak kimse yoktur.
Kıyamet günü, o (Hz. İsa) da onların aleyhine şahit olacaktır.
(Nisa Suresi, 159)
Bu ayetten açıkça anlaşılmaktadır ki, Hz. İsa
ile ilgili olarak henüz gerçekleşmemiş olan üç İlahi vaat
vardır. İlk olarak, İsa Peygamberin her insan gibi yaşadıktan
sonra öleceği bildirilmektedir. İkinci vaat, tüm Ehli Kitap’ın
onu cismani olarak göreceği ve ona yaşarken itaat edeceğidir.
Şüphesiz söz konusu bu iki haber de Hz. İsa’nın kıyamet
öncesindeki gelişinde gerçekleşecek olaylardır. Ayetteki
üçüncü haber olan Hz. İsa’nın Ehli Kitap hakkındaki şahitliği
de kıyamet gününde gerçekleşecektir.
Kuran’da Hz. İsa’nın Allah katına alınmasını
açıklayan bir diğer ayet ise Meryem Suresi’nde geçmektedir.
“Selam üzerimedir; doğduğum
gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım
gün de.” (Meryem Suresi, 33)
Bu ayet Al-i İmran Suresi’nin 55. ayetiyle
birlikte incelendiğinde çok önemli bir gerçeğe işaret etmektedir.
Al-i İmran Suresi’ndeki ayette Hz. İsa’nın Allah katına
yükseltildiği ifade edilmektedir. Bu ayette ölme ya da öldürülme
ile ilgili bir bilgi verilmemektedir. Ancak Meryem Suresi’nin
33. ayetinde Hz. İsa’nın öleceği günden bahsedilmektedir.
Bu ikinci ölüm ise ancak Hz. İsa’nın ikinci kez dünyaya
gelişi ve bir süre yaşadıktan sonra, vefat etmesiyle mümkün
olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
Hz. İsa’nın yeryüzüne dönüşüne işaret eden
bir diğer ayet şöyledir:
Ona (Hz. İsa’ya) kitabı,
hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. (Al-i İmran Suresi,
48)
Bu ayette geçen “kitap” kelimesinin neyi ifade
ettiğini anlamak için konuyla ilgili diğer Kuran ayetlerine
baktığımızda şunu görürüz: Tevrat ve İncil ile birlikte
aynı ayette kullanılması halinde kitap, Kuran anlamını ifade
etmektedir; Al-i İmran Suresi’nin 3. ayeti buna bir örnek
olarak verilebilir. Bu durumda, 48. ayetteki Hz. İsa’nın
öğreneceği bildirilen kitap da ancak Kuran olabilir. İsa
Peygamberin bundan yaklaşık 2000 sene önceki yaşamında,
Tevrat ve İncil üzerine bilgi sahibi olduğu bilinmektedir.
Kuran’ı öğrenmesinin ise yeryüzüne yeniden gelişinde gerçekleşeceği
açıktır.
Al-i İmran Suresi’nin 59. ayetindeki “şüphesiz,
Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir”
ifadesi de oldukça dikkat çekicidir. Bu ayette iki peygamber
arasındaki bazı benzerliklere dikkat çekilmiş olabilir.
Bilindiği gibi, hem Hz. Adem hem de Hz. İsa babasızdır.
Ayrıca yukarıdaki ayette, Hz. Adem’in cennetten yeryüzüne
indirilmesi Hz. İsa’nın Ahir Zaman’da Allah katından yeryüzüne
indirilmesine de benzetilmiş olabilir.
Kuran’da Hz. İsa ile ilgili şöyle bir bilgi
de verilmektedir:
Şüphesiz o (Hz. İsa) kıyamet-saati
için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir
kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur. (Zuhruf
Suresi, 61)
Hz. İsa’nın Kuran’ın indirilişinden altı yüzyıl
önce yaşadığını biliyoruz. O halde yukarıdaki ayette bildirilen,
onun ilk hayatının değil Ahir Zaman’daki dönüşünün kıyamet
için bir bilgi kaynağı olacağıdır. Hz. İsa’nın ikinci gelişi
hem Hıristiyan hem de İslam dünyasında sabırsızlıkla beklenmektedir.
Bu kutlu misafirin yeryüzünü şereflendirmesiyle de çok önemli
bir kıyamet alameti daha tecelli etmiş olacaktır.
Hz. İsa’nın tekrar dünyaya geleceği ile ilgili
bir başka delil ise Maide Suresi 110. ayette ve Al-i İmran
Suresi 46. ayette geçen “kehlen”
kelimesidir. Ayetlerde Allah şu şekilde buyurur:
Allah şöyle diyecek: “Ey
Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
(kehlen) iken de insanlarla konuşuyordun…” (Maide Suresi,
110)
“Beşikte de, yetişkinliğinde
(kehlen) de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir.”
(Al-i İmran Suresi, 46)
Bu kelime Kuran’da sadece yukarıdaki iki ayette
ve sadece Hz. İsa için kullanılmaktadır. Hz. İsa’nın yetişkin
halini ifade etmek için kullanılan “kehlen” kelimesinin
anlamı “otuz ile elli yaşları arasında, gençlik devresini
bitirip ihtiyarlığa ayak basan, yaşı kemale ermiş kimse”
şeklindedir. Bu kelime İslam alimleri arasında ittifakla
“35 yaş sonrası döneme işaret ediyor” şeklinde çevrilmektedir.
Hz. İsa’nın genç bir yaş olan otuz yaşının
başlarında göğe yükseldiğini, yeryüzüne indikten sonra kırk
yıl kalacağını ifade eden ve İbn Abbas’tan rivayet edilen
hadise dayanan İslam alimleri, Hz. İsa’nın yaşlılık döneminin,
tekrar dünyaya gelişinden sonra olacağını, dolayısıyla bu
ayetin, Hz. İsa’nın nüzulüne (yeniden yeryüzüne gelişine)
dair bir delil olduğunu söylemektedirler. (Faslu’l-Makal
fi Ref’I İsa Hayyen ve Nüzulihi ve Katlihi’d-Deccal, s.
20)
Kuran ayetlerine bakıldığında bu ifadenin bir
tek Hz. İsa için kullanıldığını görürüz. Tüm peygamberler
insanlarla konuşup, onları dine davet etmişlerdir. Hepsi
de yetişkin oldukları dönemde tebliğ görevini yerine getirmişlerdir.
Ancak Kuran’da hiçbir peygamber için bu şekilde bir ifade
kullanılmamıştır. Bu ifade sadece Hz. İsa için ve mucizevi
bir durumu ifade etmek amacıyla kullanılmıştır. Çünkü ayetlerde
birbiri ardından gelen “beşikte” ve “yetişkin iken” kelimeleri
iki büyük mucizevi zamana dikkat çeker.
Hz. İsa’nın beşikteyken konuşması bir mucizedir.
Bu görülmüş bir olay değildir ve ayetlerde bu mucizevi olay
birçok kez anlatılmaktadır. Bu kelimenin hemen ardından
gelen “yetişkin iken de insanlarla konuşması” şeklindeki
ifadenin de bir mucize olduğu anlaşılmaktadır. Eğer “yetişkin
iken” ifadesi, Hz. İsa’nın Allah katına alınmadan önceki
hayatına işaret ediyor olsaydı, o zaman Hz. İsa’nın konuşuyor
olması bir mucize olmayacaktı. Bir mucize olmadığı için
de beşikteyken konuşmasının ardından ve bu mucizevi durumla
eşdeğer bir anlamda kullanılmazdı. O zaman “beşikten yetişkin
oluncaya kadar” şeklinde bir ifade kullanılırdı ki, bu da,
Hz. İsa’nın beşikte konuşmaya başlamasından göğe yükseltilmesine
kadar süren tebliğini anlatmış olurdu. Ancak ayette iki
büyük mucizevi zamana dikkat çekilmektedir. Bunlardan birincisi
beşikteyken konuşması, ikincisi ise yetişkin iken konuşmasıdır.
Dolayısıyla mucizevi bir döneme işaret eden “yetişkin iken”
ifadesi, Hz. İsa’nın mucizevi bir şekilde tekrar yeryüzüne
döndükten sonraki dönemde, yetişkin iken insanlarla konuşmasıdır.
(En doğrusunu Allah bilir)
Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci kez gelişi hakkındaki
bilgiler Peygamber Efendimizin hadislerinde de mevcuttur.
Peygamberimiz (sav)’in birçok hadisinde bu müjdenin yanı
sıra Hz. İsa’nın dünyada yapacakları ile ilgili haberler
de bulunmaktadır. Bu konu hadisler doğrultusunda, elinizdeki
kitabın “Hz. İsa ve Sahte Peygamberler” bölümünde incelenmektedir.
Burada önemli bir konuyu daha hatırlatmakta
yarar vardır: Hz. Muhammed (sav) Allah’ın insanlara gönderdiği
son peygamberdir. Allah Peygamberimiz (sav)’e Kuran’ı vahyetmiş
ve kıyamete kadar tüm insanları Kuran’a uymaktan sorumlu
tutmuştur. Hz. İsa da Ahir Zaman’da bir mucize olarak dünyaya
gelecek, ancak Peygamberimiz (sav)’in de bildirdiği gibi,
yeni bir din getirmeyecektir. Peygamberimiz (sav) tarafından
insanlığa öğretilen hak din Kuran’da bildirilen İslam dinidir
ve Hz. İsa da yeryüzüne ikinci gelişinde Kuran’a tabi olacaktır.
Ay’ın Yarılması
Kuran’ın 54. Suresi’nin adı olan “Kamer”in
Türkçe karşılığı “Ay”dır. Bu surenin büyük bir bölümünde,
kendilerine gönderilen peygamberlerin “uyarılarını yalanlayan”
Nuh, Ad, Semud ve Lut halkının, Firavun ve çevresinin başlarına
gelen yıkımlar anlatılır. Aynı zamanda birinci ayette kıyamet
vakti ile ilgili çok önemli bir mesaj verilir:
Saat (kıyamet saati) yakınlaştı
ve Ay yarıldı. (Kamer Suresi, 1)
Ayette
kullanılan “yarmak” fiilinin Arapça karşılığı “şakka”dır.
Bu kelimenin Arapçada farklı anlamları bulunmaktadır. Bazı
Kuran tefsirlerinde “ikiye yarılmak” manası tercih edilmektedir.
Bununla birlikte, “şakka” kelimesi Arapçada “toprağı sürme,
toprağı kazma” anlamlarında kullanılmaktadır.
İkinci anlamına örnek olarak, Abese Suresi’nin
26. ayetinde geçen kullanımını verebiliriz:
Biz, şüphesiz, suyu akıttıkça
akıttık. Sonra yeri yardıkça yardık. Böylece onda taneler
bitirdik, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalar. (Abese
Suresi, 25-29)
Açıkça görüldüğü gibi, bu ayetteki “şakka”
ifadesi “yerin ikiye yarılması” manasında değil, “çeşitli
bitkilerin yetişmesi için toprağın sürülerek yarılması”
anlamında kullanılmıştır.
İşte tam bu noktada, 1969 yılına geri döndüğümüzde
Kuran’ın çok büyük bir mucizesiyle karşılaşmaktayız. Kamer
Suresi’nde on dört yüzyıl öncesinden haber verilen ayet,
20 Temmuz 1969’da Ay yüzeyinde yapılan çalışmalar ile gerçekleşmiştir.
Amerikalı astronotların Ay’a ayak basarak, Ay toprağı üzerinde
bilimsel araştırmalar yapmaları, taş ve toprak örnekleri
toplamaları ayın yarılması ayetindeki ifadelere tam olarak
uymaktadır.
Astronotlar Ay yüzeyinde bulundukları
süre boyunca bilimsel çalışma ve deneyler yapmışlar, 22
kilogram ağırlığında taş ve toprak örneği toplamışlardır.
Bu numuneler daha sonra büyük bir ilgi odağı olmuştur. NASA’nın
raporlarında halkın örneklere gösterdiği alakanın, muhtemelen
20. yüzyıldaki diğer uzay araştırmalarının topladığı ilginin
üstünde olduğu belirtilmiştir.2
Ay’ın keşfi, “Bir insan için küçük bir adım,
insanlık için büyük bir atılım” sloganıyla özdeşleşmiştir.
Bu tarihi gezi uzay araştırmalarında bir dönüm noktasıdır;
kameralar aracılığıyla belgelenmiş ve o tarihten bu yana
yaşayan insanların seyrettikleri bir olay olmuştur. Kamer
Suresi’nin ilk ayetinde Allah’ın bildirdiği gibi, bu büyük
olay aynı zamanda bir kıyamet alametidir; dünyanın kıyamet
öncesi son zaman diliminde olduğunun bir belirtisidir. (En
doğrusunu Allah bilir.)
Son olarak şunu da belirtelim ki, sözü edilen
alameti haber veren ayetlerin devamında çok önemli bir ihtar
vardır. Bu ayetlerde, Allah katından gelen işaretlerin insanları
gaflet ve hatalarından döndürecek büyük fırsatlar olduğu,
bu uyarıları gördükleri halde yalanlayanların “ne tanınmış-ne
görülmüş” bir gün olarak tanıtılan kıyamet günü diriltildiklerinde
pişman olacakları hatırlatılmaktadır:
Saat (kıyamet saati) yakınlaştı
ve Ay yarıldı.
Onlar bir ayet (mucize)
görseler, sırt çevirirler ve “(Bu) süregelen bir büyüdür”
derler.
Yalanladılar ve kendi
hevalarına (istek ve tutkularına) uydular; oysa her iş ‘sonunda
kendi amacına varıp karar kılacaktır.’
Andolsun, onlara (kendilerini
şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler
geldi.
(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış
hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.
Öyleyse sen onlardan yüz
çevir. O çağrıcının ‘ne tanınmış, ne görülmüş’ bir şeye
çağıracağı gün…
Gözleri ‘zillet ve dehşetten
düşmüş olarak’, sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden
çıkarlar.
Boyunlarını çağırana doğru
uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: “Bu, zorlu
bir gün”. (Kamer Suresi, 1-8)
2 NASA, “Primary
Mission Accomplished:1969, Scientific Work Begins”, http://www.hq.nasa.gov/office/pao/History/SP-4214/ch9-6.html
Bu
sitenin hazırlanmasında Adem Yakup'un eserleri kaynak olarak
alınmıştır.