20. yüzyıl insanlık tarihinin en kanlı dönemidir.
Bu yüzyılda dünya savaşı, soykırım, toplama kampı, kimyasal
silahlar, nükleer silahlar, bombardıman, gerilla savaşı,
terör eylemleri gibi, daha önceki yüzyıllarda duyulmamış
ve görülmemiş vahşet yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bu yüzyılda
saydığımız yöntemlerle öldürülen insanların sayısı, yüz
milyonlarla ifade edilmektedir.
Joseph Stalin:40 milyon insanın
katili
20. yüzyılın bu kadar kanlı olmasının iki önemli
nedeni vardır. Birincisi, gelişen teknolojinin eski devirlerdeki
silahlara göre çok daha öldürücü silahların yapımına izin
vermesidir. İkinci neden ise —ki asıl önemli olan budur—
bu silahların kullanılmasına, hem de korkunç bir acımasızlıkla
kullanılmasına neden olan ideolojilerdir. Temelleri 19.
yüzyılda atılan çeşitli "izm"lerin kanlı hasadı 20. yüzyılda
olmuştur.
Komünizm, bu "izm"lerin en kanlısı, en acımasızı
ve en geniş çaplısıdır. 20. yüzyılda komünist rejimler veya
örgütler tarafından öldürülen insan sayısı yaklaşık 120
milyondur. 120 milyon insan, sırf bu ideoloji uğruna idam
edilmiş, toplama kamplarında ölesiye çalıştırılarak katledilmiş,
"sürgün" adı altında evlerinden toplanıp Sibirya steplerinde
yok edilmiş, kasten oluşturulan kıtlıklarla açlıktan öldürülmüş,
en korkunç hapishanelerde en korkunç işkencelere uğratılmış,
beyni yıkanmış komünist militanlar tarafından kurşuna dizilmiş,
boğulmuş, boğazlanmış, parçalanmıştır. 1917'de Rusya'da
gerçekleşen kanlı Bolşevik Devrimi ile başlayan vahşet,
önce yeni kurulan Sovyetler Birliği'nin geneline, ardından
Doğu Avrupa'ya, Çin'e, Kore'ye, Vietnam'a, Kamboçya'ya,
Latin Amerika ülkelerine, Küba'ya ve Afrika'ya yayılmıştır.
Şimdi bu kızıl vahşetin tarihini inceleyelim.
Lenin'in Kanlı Devrimi
Marx'ın
ölümünün ardından, onun bıraktığı ideoloji Lenin tarafından
yorumlandı. Lenin, bir yandan Marx'ın açıklarını ve
çelişkilerini kapatmaya çalışırken, bir yandan da
komünizmi silah zoruyla iktidara getirmenin formüllerini
geliştirdi. Üstte, 1897'de St. Petersburg'da çekilen
resimde Lenin (ortada) ve diğer komünist militanlar.
Sağda ise Marx'ın Das Kapital'inin Rusça baskısı
Karl Marx, bir siyasi partinin lideri değildi.
Sadece bir teorisyendi. İnsanlık tarihini diyalektik materyalizme
göre kurallara oturtmaya uğraşmış, buna göre geçmişe yorumlar
getirmiş ve gelecek hakkında kehanetlerde bulunmuştu. Marx'ın
en büyük kehaneti ise devrimdi. Kapitalist düzenin ayaklanan
işçiler tarafından yıkılacağını ve bu devrimle birlikte
"sınıfsız toplum" doğacağını vaat etmişti.
Marx 1883 yılında öldü. Aradan yıllar, hatta
on yıllar geçmesine rağmen, Marx'ın haber verdiği devrim
bir türlü gerçekleşmedi. Avrupalı kapitalist ülkelerde,
devrim gerçekleşmesi bir yana, işçilerin çalışma ve hayat
koşullarında kısmen de olsa iyileşme yaşandı ve işçi-burjuvazi
gerilimi azaldı. Devrim gerçekleşmiyordu ve gerçekleşeceği
de yoktu.
Bu ortam içinde, Marx'ın ölümünden yaklaşık
20 yıl sonra, bir başka önemli isim Rusya'da ortaya çıktı.
Marxistler'in kurduğu Rus Sosyal Demokrat Partisi içinde
giderek yükselen Vladimir İlyiç Lenin, Marxizm'e yeni bir
yorum getirdi. Lenin'e göre, devrimin kendi kendine gerçekleşmesi
mümkün değildi, çünkü Avrupalı işçi sınıfı burjuvazinin
kendilerine sağladığı imkanlarla uyuşturulmuştu, diğer ülkelerde
ise zaten kayda değer bir işçi sınıfı yoktu. Lenin bu soruna
militan bir çözüm önerdi:
Lenin 1919 yılında Kızıl Meydan'da
kalabalığa konuşurken(üstte)
Kasım 1917'de St.
Petersburg'da silahlarıyla poz veren Bolşevik devrimciler(altta)
Devrim, Marx'ın öngördüğü gibi işçiler tarafından
değil, işçiler (yani Marxist literatüre göre "proleterya")
adına hareket eden, profesyonel devrimcilerden oluşan, askeri
bir disipline sahip "Komünist Parti" tarafından gerçekleştirilecekti.
Komünist Parti, silahlı mücadele ve propaganda yöntemlerini
kullanarak siyasi bir devrim gerçekleştirecek, iktidarı
ele geçirdiği andan itibaren Lenin'in "proleterya diktatörlüğü"
adını verdiği otoriter bir rejim kurulacak, rejim muhaliflerini
tasfiye edecek, özel mülkiyeti ortadan kaldıracak ve toplumun
komünist düzene doğru ilerlemesini sağlayacaktı.
Lenin'in ortaya attığı bu teoriyle birlikte
komünizm, eli silahlı terör gruplarının ideolojisi haline
gelmiş oluyordu. Lenin'den sonra da dünyanın dört bir yanında
kendilerini kan dökerek devrim yapmaya adamış yüzlerce "komünist
parti" veya "işçi partisi" ortaya çıktı.
Lenin, Rusya'nın dört bir
yanına yayılan Bolşevik militanlara çektiği telgraflarda,
sürekli idam emirleri veriyor ve bu idamların halka
korku salacak şekilde gerçekleşmesini istiyordu. Üstte
Lenin, bir grup Bolşevik militanla birlikte, 1918.
Peki komünist parti devrim için hangi yöntemleri
izlemeliydi? Lenin bu soruyu hem yazılarıyla hem de eylemleriyle
cevapladı: Komünist parti olabildiğince çok kan dökecekti...
Lenin, henüz 1906 yılında, yani Bolşevik Devrimi'nden
11 yıl önce, Proletari dergisinde şöyle yazıyordu:
Bizim ilgilenmekte
olduğumuz olgu, silahlı mücadeledir; bu mücadele, bireyler
ve küçük gruplar tarafından yürütülmektedir. Bir kesimi
devrimci örgütlere ait iken, öteki kesimler (Rusya'nın belirli
kesimlerinde çoğunluğu) herhangi bir devrimci örgüte bağlı
değildirler. Silahlı mücadele, birbirlerinden kesinkes olarak
ayrılması gereken, farklı iki amaca yöneliktir; önce,
bu mücadele kişilere, liderlere ve ordu ve polisteki görevlilere
suikast yapmayı amaçlar, ikinci olarak, hem hükümete
ait, hem de özel kişilere ait para kaynaklarına elkoyar.
El konulan paralar kısmen parti kasasına, kısmen özel silahlanma
amacına ve ayaklanma hazırlığına, ve kısmen de tanımlamakta
olduğumuz mücadeleye katılan kişilerin geçimine gider. Büyük
el koymalar (Kafkasya'daki 200.000 rublelik, Moskova'daki
875.000 rublelik gibi olanlar) gerçekten de öncelikle devrimci
partilere gitmiştir -küçük elkoymalar çoğunlukla, bazen
de tümüyle "el koyucuların" geçimine gider.14
Lenin'in de yönetiminde bulunduğu Rus Sosyal
Demokrat Partisi içinde, 1900'lü yılların başında önemli
bir fikir ayrılığı yaşandı. Lenin'in önderliğindeki grup,
şiddet yoluyla devrim yapmayı savunurken, diğer bir grup
daha demokratik yöntemlerle Marxizm'i Rusya'ya getirmeyi
savunuyordu. Leninistler, gerçekte sayıları az olmasına
rağmen, çeşitli baskı yöntemleriyle "çoğunluk" haline geldiler
ve Rusça "çoğunluk" anlamına gelen "Bolşevik" sözüyle anılmaya
başladılar. Diğer grup ise "azınlık" anlamına gelen "Menşevik"
sözüyle adlandırıldı.
KOMÜNİZMİN CAHİL MİLİTANLARI
Bolşevikler, cahil halk kitlelerine basit sloganlarla
seslendiler ve yoğun bir propaganda ile pek çok kişiyi
kısa sürede saflarına kattılar. Eğitimsiz ve yoksul
insanlar, kendilerine ekmek ve huzur vaat eden komünistlerin
yalanlarına kolayca inanabiliyorlardı. Darwinizm'in
körüklediği dinsizlik ise, komünist propagandayı pekiştiriyordu.
Resimde, söz konusu propaganda sonucunda bir kaç gün
içinde komünist olup çıkmış bir grup Rus işçi ve köylüsü
yer alıyor.
Bolşevikler, Lenin'in üstteki alıntısında tarif
edilen şekilde örgütlenmeye başladılar: suikastler, hükümete
ait paralara el konması, resmi kurumların soyulması vs.
Çoğu sürgünde geçen yıllar sonucunda, Bolşeviklerin planladıkları
devrim 1917 yılında gerçekleşti. Bu yıl iki ayrı devrim
yaşandı. Şubat ayında gerçekleşen ilk devrimde, Rus Çarı
II. Nicholas tahtından indirildi, ailesiyle birlikte hapsedildi
ve demokratik bir hükümet kuruldu. Ancak Bolşevikler demokrasi
değil, "proleterya diktatörlüğü" kurmaya kararlıydılar.
Ekim 1917'de bekledikleri devrim gerçekleşti ve Lenin ile
en büyük yardımcısı Leon Trotsky'nin (Troçki) önderliğindeki
komünist militanlar önce hükümet merkezinin bulunduğu Petrograd'ı,
ardından Moskova'yı ele geçirdiler. Her iki şehirdeki çatışmaların
sonucunda dünyanın ilk komünist rejimi kurulmuş oluyordu.
Ekim Devrimi'nin ardından Rusya büyük bir iç
savaşa sahne oldu. Çar yanlısı generallerin topladığı "Beyaz
Ordu" ile, Trotsky'nin önderliğindeki Kızılordu arasında
geçen savaş tam 3 yıl sürdü. Temmuz 1918'de Bolşevik militanlar
tarafından, Lenin'in emri üzerine, Çar II. Nicholas ve tüm
ailesi (üç çocuğu ile birlikte) kurşuna dizilerek idam edildi.
İç savaş boyunca Bolşevikler, rejim muhaliflerine karşı
en kanlı cinayet, katliam ve işkenceleri uygulamaktan çekinmedi.
Gerek Kızılordu birlikleri, gerekse Lenin'in
kurdurttuğu "Çeka" adlı gizli polis örgütü, devrime karşı
gördükleri bütün toplum kesimlerine karşı büyük bir terör
uyguladılar. Dünya çapındaki komünist terörü anlatan Komünizmin
Kara Kitabı adlı eserde, Bolşevik terörü şöyle anlatılır:
Bolşevikler,
mutlak iktidarlarına yönelen edilgen de olsa her türlü muhalefeti
veya direnişi; sadece siyasi muhalif gruplardan kaynaklanmayıp,
soylular, burjuvalar, aydınlar, din adamları gibi toplumsal
ve subaylar, jandarmalar gibi mesleki gruplardan da gelse,
gerek hukuki gerekse fiziki olarak ortadan kaldırmaya karar
verdi ve bazen işi soykırım boyutlarına vardıracak kadar
ileri götürdü. Daha 1920'de yürütülen "Kazaklardan
arındırma" kampanyası önemli ölçüde soykırım tanımının
kapsamına girmektedir: yeri yurdu tamamen belli bir topluluk
olan Kazaklar, tüm erkeklerin kurşuna dizilmesi, kadın,
çocuk ve yaşlıların sürgün edilmesi, köylerin yerle bir
edilmesi ya da Kazak olmayanlara devredilmesi sonucu
bir grup olarak varlığını sürdüremez duruma getirildi. Lenin,
Kazakları Fransız Devrimi dönemindeki Vendee'yle bir tutuyor
ve onlara modern komünizmin "mucidi" Gracchus Bubeuf'ün
daha 1795'te populicide (soykırım) olarak
tanımladığı yöntemi uygulamak istiyordu.15
Kanlı Bolşevik devriminin
askeri lideri, Leon Trotsky idi. Lenin'den sonraki
ikinci adam durumunda olan Trotsky, başında
olduğu Kızılordu ile tüm Rusya'yı kana boğan
bir iç savaş yürüttü. Üstte iç savaşta öldürülen
on binlerce suçsuz insandan bir görüntü.
Trotsky'i
savaş kahramanı gibi gösteren propaganda posteri.
Trotsky'nin etkisiyle Petrograd
kentinde Çar karşıtı ayaklanmayı destekleyen Rus
askerleri, 1917
Bolşevikler, girdikleri her
şehirde kendi ideolojilerine ılımlı bakmayan kesimleri
katliamdan geçiriyor, halka korku salmak amacıyla abartılı
vahşetler gerçekleştiriyorlardı. Aynı kaynakta, Kırım'da
gerçekleştirilen Bolşevik vahşetleri şöyle anlatılıyor:
Benzer
şiddet uygulamaları Bolşevikler tarafından işgal edilen
Sivastopol, Yalta, Aluşta, Simferopol gibi Kırım illerinde
de gerçekleştirildi. Aynı uygulamalara Nisan-Mayıs 1918'den
itibaren isyan komisyonunun hazırladığı dosyalarda "elleri
kopmuş, omzu parçalanmış, kafası dağılmış, çenesi kırılmış,
cinsel organları koparılmış cesetler" de yer almaktaydı...
16
S.P. Melgunov da, La Terreur rouge en Russie,
1918-1924 (Rusya'da Kızıl Terör, 1918-1924) isimli
eserinde, Sivastopol şehrinin "hayatta kalanların tanıklıklarını
bastırma harekatı" neticesinde bir "asılanlar şehri"ne
dönüştüğünü ifade ediyordu:
Nahimovski Caddesi, sokakta
tutuklanan subayların, erlerin, sivillerin asılmış cesetleriyle
doluydu. Şehir ölüydü, halk mahzen ve ambarlarda gizleniyordu.
Tüm çit kazıkları, tüm ev duvarları, telgraf direkleri,
mağaza vitrinleri 'Hainlere Ölüm' yazılı afişlerle
kaplıydı. İnsanları ibret olsun diye sokakta asıyorlardı.
Maxim Gorki
Bolşevikler, yok etmek istedikleri herkesi,
belirli kategoriler altında damgalıyorlardı. Örneğin "burjuvalar",
veya Bolşeviklerden farklı bir sosyalizm anlayışını savunan
"Menşevikler", kurulan yeni rejimin önde gelen düşmanlarıydı.
Sayısı en geniş ve en çok hedef alınan kategori ise, "kulak"
kategorisiydi. Kulaklar, Rusça'da zengin toprak sahiplerine
verilen isimdi. Lenin, devrim ve iç savaş boyunca, kulaklara
karşı acımasız bir terör uygulanmasına dair yüzlerce emir
yağdırdı. Örneğin, Penza Sovyeti Yürütme Komitesi'ne
yolladığı bir telgrafta şöyle yazıyordu:
Yoldaşlar!
Beş kazanızda cereyan eden kulak ayaklanması acımasızca
ezilmelidir. Devrimin çıkarları bunu gerektiriyor, çünkü
artık her yerde kulaklarla bir "ölüm kalım mücadelesi"
başlamıştır. Bir örnek oluşturmak gereklidir. Daha az
sayıda olmamak üzere; 100 kulak, para babası, kan içicinin
asılması (insanların görebileceği bir şekilde asılması
diyorum), isimlerinin açıklanması, bütün tahıllarına el
konması... Bunu insanların yüzlerce fersah öteden görüp,
titreyecekleri, anlayacakları... şekilde yapınız. Bu
talimatları aldığınızı ve yerine getirdiğinizi bildirmek
için telgraf çekiniz. Selamlar. Lenin.17
Lenin'in talimatları Bolşevik militanlar tarafından
büyük bir zevkle yerine getiriliyordu. Hatta militanlar,
özel vahşet stilleri geliştirmişlerdi. Ünlü Rus yazarı Maxim
Gorki, şahit olduğu bazı yöntemleri şöyle anlatıyordu:
Tambov'da
komünistler, tutsaklarını sol el ve sol ayaklarından toprağın
bir metre yukarısında ağaçlara demiryolu çivileri ile mıhlıyorlardı
ve bu insanların acı çekmesini bilerek izliyorlardı. Bir
esirin midesini açıp küçük bağırsağını alıyorlar ve bir
ağaca çiviliyorlardı ve bağırsağın çözülmesini izliyorlardı.
Yakaladıkları görevlileri soyup omuzlarından itibaren derilerini
yüzüyorlardı.18
Bolşevikler, komünizmi benimsemek istemeyen
herkesi tasfiye etmeye giriştiler. Lenin'in üstteki emrine
benzer daha pek çok emir ve uygulama sonucunda, on binlerce
insan hiçbir yargılama olmaksızın kurşuna dizildi. Pek çok
rejim muhalifi de "Gulag" adı verilen ve tutukluların çok
ağır şartlarda ölesiye çalıştırıldıkları toplama kamplarına
gönderildi. Çoğu bu kamplardan sağ kurtulamayacaktı. Sonuçta,
1918-1922 yılları arasında Bolşevik rejime karşı ayaklanan
yüz binlerce işçi ve köylü katledildi.
Tarihçi Richard Pipes, gizli Sovyet arşivlerine
dayanarak yazdığı The Unknown Lenin (Bilinmeyen Lenin)
adlı kitabında, Lenin'in Bolşeviklere verdiği sayısız cinayet,
katliam, işkence emirlerini ortaya çıkarmakta ve sonuçta
şu yorumu yapmaktadır:
Mevcut
delillerle Lenin'in idealist değil, ancak gerçek ya da hayali
olsun sorunları çözmenin en iyi yolunun, onlara sebep
olan insanları öldürmek olduğuna inanan bir toplu katliamcı
olduğunu reddetmek imkansız hale gelmektedir. 20. yüzyılda
on milyonlarca hayatın yok olmasına politik ve sosyal imha
uygulamasını ilk olarak meydana getiren/başlatan kendisidir.19
Pavlov'un Köpekleri ve Lenin'in "İnsan
Evrimi" Planları
Buraya kadar Lenin örneğinde gördüğümüz ve
ilerleyen sayfalarda çok daha feci örneklerini inceleyeceğimiz
komünist vahşet uygulamalarının sebebini iyi anlamak gerekir.
Lenin'i ve sonradan inceleyeceğimiz Stalin, Mao, Pol Pot
gibi komünist liderlerin her birini gözü dönmüş birer katil
haline getiren sebep nedir?
Hayvanlar üzerinde yaptığı
şartlı refleks deneyleriyle tanınan Pavlov.
Bu sebep, inandıkları materyalist felsefe ve
bu felsefenin insana bakışıdır. Başta da belirttiğimiz gibi,
komünizm, aslında materyalist felsefenin tarihe uyarlanmasından
ibarettir. Ve materyalist felsefenin doğaya uyarlanmasıyla,
yani Darwin'in evrim teorisiyle tam bir uyum içindedir.
Bu sapkın düşüncelerin bazı temel yapıtaşları ise şöyle
özetlenebilir:
1. İnsan, sadece maddeden
ibaret olan, ruhu bulunmayan bir varlıktır.
2. İnsan, gelişmiş bir hayvan
türüdür. Diğer hayvanlardan tek farkı, içinde bulunduğu
şartların onu biraz "ehlilleştirmiş" olmasıdır. Özde, insanla
hayvan arasında bir fark yoktur.
3. Gerek doğada gerekse insan
toplumlarında değişmeyen tek kural "çatışma"dır. Çatışma,
birbiriyle çakışan menfaatler nedeniyle olur. Çatışma sonucunda
bir tarafın kaybetmesi, acı çekmesi, ölmesi son derece doğal
ve hatta gereklidir.
4. Dolayısıyla, bir gelişmenin
gerçekleşmesi, örneğin komünistlere göre "komünist devrim"in
yaşanması için, çok sayıda insanın ölmesi, acı çekmesi,
işkence görmesi kaçınılmazdır ve hatta gereklidir.
Komünizmin –ve materyalizmi benimsemiş tüm
ideolojilerin- yukarıda saydığımız maddeleri meşru göstermek
için başvurdukları yöntem toplumlardaki Allah inancını ortadan
kaldırmaktır. Aslında materyalizmin amacı da Allah inancını,
dini ve ahlaki değerleri toplumlardan uzaklaştırmak, böylece
kendilerini "ruhsuz hayvan toplulukları" olarak algılayan
kitleler meydana getirmektir. Bu yolla söz konusu kitleleri
kolaylıkla yönlendirebileceklerini, kendi iktidarlarını
koruyabileceklerini, istedikleri her türlü ahlaksızlığa
ve zulme meşru zemin hazırlayabileceklerini düşünürler.
İşte insana bu şekilde bakan komünist ideolojinin
en büyük icraatı, insanları olabildiğince "hayvanlaştırmak",
vahşi hayvanlar gibi zincirlere vurmak, acı ve korku yoluyla
kendince "terbiye etmek" ve gerektiğinde boğazlamak olmuştur.
Lenin'e baktığımızda, insanları bir hayvan
türü olarak kabul eden söz konusu materyalist-Darwinist
felsefeyi çok açık olarak görürüz. Öyleki Lenin, hayvanlar
üzerinde gerçekleştirdiği şartlı refleks deneyleriyle ünlenen
Rus bilim adamı Pavlov'la özel olarak görüşmüş ve Pavlov'un
yöntemlerini Rus toplumu üzerinde uygulamak için girişimde
bulunmuştur. Tarihçi Orlando Figes, A People's Tragedy,
A History Of The Russian Revolution (Bir Halkın Trajedisi:
Rus Devriminin Tarihi) adlı kitabında, Lenin'in Rus halkını
bir havyan terbiyecisi gibi eğitme amacını ve bunun Darwinist
kökenini şöyle anlatır:
Ekim 1919'da söylentiye göre
Lenin büyük fizyolojist I. P. Pavlov'un laboratuvarına,
onun şartlı refleks çalışmaları vasıtasıyla insan beyninin
Bolşeviklerin insan davranışını kontrol etmede yardımcı
olup olamayacağını öğrenmek için gizli bir ziyarette bulundu.
"Rus kitlelerinin komünizm çizgisini düşünmelerini ve buna
göre davranmalarını istiyorum" diye açıkladı Lenin... Pavlov
hayretler içinde kalmıştı. Lenin ondan köpekler için yaptığı
şeyi insanlar için yapmasını istiyordu. "Rus kitlelerini
bir standart haline getirmek istediğinizi mi söylüyorsunuz?
Hepsinin aynı şekilde davranmasını sağlamak mı istiyorsunuz?"
diye sordu... "Aynen" diye cevap verdi Lenin. "İnsanlar
doğru olmalı. İnsanlar biz nasıl istersek o şekle getirilmelidir"...
Komünist sistemin nihai amacı
insan tabiatının değişimiydi. Bu, diğer totaliter rejimler
tarafından da paylaşılan bir amaçtı... Nazi Almanyası'nda
1920'de öjenik hareketin öncülerinden birinin söylediği
gibi "Neredeyse insanlık kavramında bir değişime şahit olduk....
Savaşın korkunç öjeniği sayesinde daha öncekine göre farklı
bir birey olmaya zorlandık"...
Aydınlanmış kitleler vasıtasıyla
yeni bir insanlık türü yaratma fikri 19. yy Rus aydınlarının
-ki Bolşevikler onlardan çıkmıştır- her zaman kurtarıcı
misyonu olmuştur. Marxist felsefe de aynı şekilde insan
tabiatının tarihi bir gelişimin sonucu olduğunu ve bu nedenle
de yenilenebileceğini öğretir. Lenin'in gençlik çağlarında
Rus aydınları arasında neredeyse dini bir kutsallığa sahip
olan Darwin ve Huxley'in bilimsel materyalizmi, insanın
içinde yaşadığı dünyaya göre belirlendiğini savunuyordu.
Bu nedenle Bolşevikler kendi devrimlerinin bilimin de yardımı
ile yeni bir insan türü yaratacağına inanıyorlardı...
Pavlov'un
her zaman devrimi eleştirmiş olmasına ve göç ettirilmekle
tehdit edilmesine rağmen Bolşevikler her zaman ona lütuf
göstermişlerdir. İki yıl sonra Pavlov'a Moskova'da geniş
bir apartman verildi. Lenin, Pavlov'un çalışmaları hakkında
"devrim için çok büyük öneme sahiplerdir" diyordu. Bukharin
bunu materyalizmin demir cephaneliği olarak adlandırıyordu.20
ŞARTLI
REFLEKS TELKİNLERİ Lenin ve Trotsky, insanların
da hayvanlar gibi şartlı refleks yöntemleriyle eğitilebileceğini
düşünüyorlardı. Sovyetler Birliği'ndeki Komünist Parti
örgütlenmesi, bu mantığa göre şekillendirildi. Resimde,
Trotsky Kızıl Meydan'da kendisini dinleyen kitlelere
propaganda konuşması yapıyor. 1918.
Lenin'in en büyük yardımcısı ve komünist ideolojinin
önemli teorisyeni Trotsky de Lenin'in Darwinist kökenli
"insan tabiatını değiştirme" düşüncelerine katılıyordu.
Trotsky aynen şöyle yazmıştı:
İnsan nedir? Henüz
bitmiş bir canlı değildir. Hala beceriksiz bir yaratıktır.
Bir hayvan olarak insan planlı bir şekilde değil spontane
bir şekilde evrimleşmiştir. Ve birçok zıtlık gelişmiştir.
Nasıl eğitmek ve idare etmek sorusu, insanın fiziksel ve
ruhsal yapısının; nasıl geliştiği ve tamamlandığı sorusu,
yalnızca sosyalizm temelinde tasarlanabilecek büyük bir
problemdir. Çöle bir tren yolu inşa edebiliriz, Eyfel Kulesi'ni
inşa edip direk olarak New York ile konuşabiliriz, ama insanı
geliştiremeyiz, öyle mi? Hayır, yapabiliriz. İnsanın yeni
ve değişmiş bir versiyonunu üretmek—bu komünizmin bir sonraki
görevidir... İnsan kendisini ham materyal olarak görmeli,
ya da yarı üretilmiş bir madde olarak. Ve şöyle demeli:
"Sevgili homo sapiens, senin için çalışacağım".21
Lenin, Trotsky ve
diğer Bolşevikler, insanı bir hayvan türü olarak gördükleri
ve bir madde yığını saydıkları için, insan hayatına herhangi
bir değer vermiyorlardı. Onlara göre, devrimin başarısı
için, milyonlarca insan kolayca feda edilebilirdi. The
Unknown Lenin kitabının yazarı tarihçi Richard Pipes'a
göre, "Lenin, insanlığın geneli için küçümseme dışında
hisler beslemiyordu: Mektuplar, Gorki'nin öne sürdüğü,
insanların Lenin için 'neredeyse hiçbir anlamı' olmadığı
ve onun işçi sınıfına bir metal işçisinin demir cevherine
davrandığı gibi davrandığı iddiasını doğruluyor."22
Lenin'in Kasıtlı Kıtlık Politikası
Lenin, Darwinizm'e olan bağlılığının
bir sonucu olarak, insanları bir hayvan sürüsü gibi
görüyordu. Dolayısıyla yönetimi altındaki insanlara
karşı en zalim yöntemleri kullanmaktan çekinmedi.
20. yüzyıldaki komünist rejimlerin neredeyse
ortak bir özelliği, halklarını büyük açlıklara mahkum etmeleridir.
Lenin zamanında tüm Rusya'da 5 milyon insanın ölümüne neden
olan bir kıtlık yaşanmıştır. Stalin zamanında, 1932-33 yılları
arasında bu felaket daha geniş çapta tekrarlanmış ve sadece
Ukrayna'da tam 6 milyon insan kıtlık sonucunda açlıktan
can çekişerek ölmüştür. İlerleyen sayfalarda inceleyeceğimiz
gibi, Mao'nun Kızıl Çini'nde ve Pol Pot'un Kamboçyası'nda
da milyonlarca insan kıtlık sonucunda ölmüştür.
Kıtlığın ne olduğunu iyi düşünmek gerekir.
Süpermarketlerin, fırınların, pastanelerin, restoranların
dört bir yanımızda yer aldığı günümüzde, kıtlık bizler için
yabancı bir kavramdır. Ve dolayısıyla kıtlık kavramını duyduğumuzda,
bunu çoğunlukla "bir süre aç kalmak" olarak anlarız. Oysa
Rusya, Çin, Kamboçya gibi örneklerde yaşanan kıtlık, aylar
ve yıllar boyunca devam eden daimi bir aç kalma halidir.
Sadece kendi yetiştirdikleri ürünlerle (tahıl veya pirinçle)
beslenen köylülerin elinden tüm mahsulleri zorla toplanmıştır.
Bunlar alındıktan sonra geriye yiyecek hiçbir şey kalmaz.
İnsanlar önce etraftan topladıkları sebzeyi, meyveyi ve
kesebilecekleri hayvanları bulup yerler. Bunlar hemen tükenir.
Sonra yapraklar, otlar, ağaç kabukları kaynatılmaya başlanır.
Haftalar geçtikçe bedenler zayıflar, incelir. İnsanlar sürekli
açtır. Bazı insanlar kedi, köpek yakalayıp yemeye başlarlar.
Bu, başka canlılara, böceklere kadar devam eder. Sonuçta
acı içinde kıvranan insanlar birbiri ardına ölmeye başlar.
Ölüleri gömecek takati olan kimse yoktur. Ve en sonunda
kıtlığın en korkunç boyutu ortaya çıkar: Yamyamlık. İnsanlar
önce ölüleri yemeye başlarlar. Sonra birbirlerine saldırmaya,
birbirlerinin çocuklarını kaçırıp, kesip yemeye başlarlar.
İnsanlıktan çıkar ve hayvanlaşırlar.
Zaten komünist rejimin amacı da budur.
ÇOCUK KAÇIRIP YERKEN YAKALANAN
YAMYAMLAR Lenin'in
çok "yararlı" bulduğu kıtlık sırasında yamyamlık olayları
ortaya çıktı. 1921 yılında Volga bölgesinde çekilen
üstteki resim, kaçırdıkları çocukları parçalayıp yerken
yakalanan iki yamyam Rus köylüsüne aittir. Bu vahşet
tablosu, komünizmin oluşturmak istediği "insan modeli"nin
belgesidir.
Bu anlatılanlar, -inanılmaz görünse de- 20.
yüzyıl içinde ilk olarak Lenin'in önderliğindeki Bolşevik
Rusya'da yaşanmıştır.
Bolşevikler iktidara geldikten bir süre sonra,
1918 yılı içinde, Lenin tarafından alınan bir kararla, özel
mülkiyetin ortadan kaldırılmasına yönelik bir politika başladı.
Bunun en önemli sonucu ise, köylülerin tarlalarının devletleştirilmesi
ve mahsullerinin ellerinden alınmasıydı. Bolşevik militanlar,
Çeka polisleri, Kızılordu birlikleri, Rusya'nın dört bir
yanındaki köyleri basarak, zaten çok zor koşullarda yaşayan
köylülerin yegane besin kaynağı olan mahsulleri silah zoruyla
toplamaya başladılar. Her çiftçi için Bolşeviklere vermesi
gereken bir kota belirlenmişti, ancak bu kotayı tamamlayabilmek
için çoğunun elindeki tüm mahsulü vermesi gerekiyordu. Direnmek
isteyen köylüler en vahşice yöntemlerle susturuldu. Bazıları
ellerindeki buğdayın hepsini kaptırmamak için mahsulün bir
kısmını gizli ambarlara saklıyordu. Ancak bu gibi davranışlar,
Bolşeviklerce "devrime ihanet" sayılıyor ve akıl almaz vahşetlerle
cezalandırılıyordu. 14 Şubat 1922'de inceleme yapmak üzere
bölgeye giden bir müfettiş, Omsk bölgesindeki uygulamaları
şöyle anlatıyordu:
Zoralım
birliklerinin haksız uygulamaları akıl almaz boyutlara ulaştı.
Tutuklanan köylüler sistematik biçimde soğuk hangarlara
kapatılıyor, kırbaçla dövülüyor ve ölümle tehdit ediliyor.
Teslim etmeleri gereken kotanın tamamını doldurmayanlar,
elleri kolları bağlanıp, çıplak bir şekilde köyün ana caddesi
boyunca koşmaya zorlanıyor ve sonra da soğuk bir hangara
tıkılıyor. Çok sayıda kadın bayılana kadar dövüldükten
sonra çıplak olarak karda açılan çukurlara konuluyor.23
1921 ve 22 yıllarında, Lenin'in
oluşturduğu kasıtlı kıtlık sonucunda, Sovyet sınırları
içinde tam 29 milyon insan açlıkla pençeleşti. Bunların
5 milyonu da açlık nedeniyle yaşamını yitirdi.
Lenin, köylüler için belirlediği kotanın doldurulamadığını
gördükçe çılgına dönüyordu. Sonunda, zoralımlara direnen
bazı bölgelerdeki köylülere 1920 yılında korkunç bir ceza
verdi: Bu köylülerin sadece mahsulleri değil, aynı zamanda
ellerindeki tohumlar da toplanacaktı. Tohumların toplanması,
köylülerin yeni mahsul üretememeleri ve mutlak kıtlıkla
ölmeleri anlamına geliyordu. Nitekim öyle oldu. 1921 ve
22 yıllarında, Rusya sınırları içinde tam 29 milyon insan
açlıkla pençeleşti. Bunların 5 milyon tanesi de açlık sonucunda
yaşamını yitirdi.
Kıtlık dünya kamuoyu tarafından duyulduğunda,
Batılı ülkeler bu felaketi hafifletebilmek için yardım kampanyaları
düzenlediler ve biraz olsun felaketi hafiflettiler. Ama
çok geç kalmışlardı; çünkü Bolşevikler, uyguladıkları tarım
politikasının felaketini gizlemek için kıtlıkla ilgili haberlerin
yayılmasını yasaklamış, böyle bir olayın varlığını da ısrarla
inkar etmişlerdi. Richard Pipes, A Coincise History Of
The Russian Revolution (Rus Devriminin Kısa Tarihi)
adlı kitabında şöyle yazar:
1921
ilkbaharında köylüler açlık nedeniyle ot, ağaç kabuğu
ve kemirgenleri yiyorlardı. Yamyamlık olayları vardı.
Kısa sürede milyonlarca sefil insan yemek bulabilecekleri
bir yere gitmek umuduyla en yakın tren istasyonuna koşuyordu.
Bu kişilerin nakli kabul edilmedi, çünkü Moskova 1921
Temmuzu'na kadar bir felaketin varlığını inkar ediyordu.
Hiçbir zaman gelmeyecek olan treni ya da onlar için kaçınılmaz
olan ölümü beklediler. Şehri ziyaret edenler hiçbir hayat
belirtisi görmeden gidiyorlardı, halk ya oradan gitmişti
ya da evlerinde hareket edemeyecek kadar güçsüz bir şekilde
yatıyorlardı. Şehir sokaklarını cesetler kirletiyordu.24
... KIZILORDU TAHILLARI
YAĞMALIYORDU
(Solda)1920'lerin başındaki
kıtlık, Bolşeviklerin köylülerin mahsulüne zorla
el koymasının bir sonucuydu. Yüzbinlerce çocuk ve
milyonlarca insan kıtlıktan öldü. Lenin ise yoldaşlarına
kıtlığın çok yararlı olduğunu söylüyor ve "ancak
bu sayede insanların Tanrı'ya olan inancını yok
edebiliriz" diyordu.
(Sağda)Bir deri
bir kemik kalan çocuklar açlıktan kıvranarak ölüyordu.
Ancak Bolşevikler köylülerin tahıllarına zorla el
koymaya devam ediyorlardı. Köylülerin korkuyla yer
altında gizledikleri çuvallar komünist militanlar
tarafından bulunup çıkarılıyor, bunları gizleyen köylüler
ise işkence edilip öldürülüyordu.
Peki bu açlık politikasının hedefi neydi? Elbette
Lenin, köylülerin mahsullerini toplayarak Bolşevik rejimini
ekonomik yönden güçlendirmek ve özel mülkiyeti kaldırarak
komünist rüyayı gerçekleştirmek peşindeydi. Ama insanları
bile bile kıtlığa sürüklemenin başka bir amacı daha vardı.
Lenin, kıtlığın insan psikolojisi üzerinde tahribat oluşturacağını
biliyor, bu yolla insanların Allah'a olan inançlarını yok
etmeyi ve kiliseye karşı bir hareket başlatmayı hedefliyordu.
Komünizmin Kara Kitabı'nda Lenin'in bu zalim düşüncesi
şöyle anlatılır:
LENIN'İN
İBRET VERİCİ SONU
Lenin delirerek öldü. Ölümünden
bir süre önce, çekilen bu resim, Lenin'in ibretlik
sonunu göstermektedir. Bu, Allah'ın inkarda önde gidenlere
dünyada yaşattığı azabın bir örneğidir. Bu son, bir
ayette şöyle haber verilir: "Sonra kötülük yapanların
uğradıkları son, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları
ve alay konusu edinmeleri dolayısıyla çok kötü oldu."
(Rum Suresi, 10)
1890 yılında, genç avukat Vladimir Ulyanov-Lenin,
1891'de açlıktan en çok etkilenen eyaletlerden birinin merkezi
olan Samara'da ikamet ediyordu. Yöre aydınının, yalnızca
açlara toplumsal yardım çabalarına katılmamakla kalmayıp,
kesin biçimde böyle bir yardıma karşı olduğunu da açıklayan
tek temsilciydi. Arkadaşlarından birinin hatırladığına göre,
"Vladimir İlyiç Ulyanov, açlığın birçok olumlu yanları
olduğunu açıkça ifade etmekten çekinmiyordu. Düşüncesine
göre ortaya çıkacak sanayi proleteryası burjuva düzeninin
kökünü kazıyacaktı. … Geri kalmış köylü ekonomisi yıkılırken,
açlık bizi amacımıza yaklaştıracak ve kapitalizm sonrası
aşama olan sosyalizme ulaşılacaktı. Açlık, yalnızca Çar'a
değil, Tanrı'ya olan inancı da yok edecekti..."25
30
yıl sonra, Bolşevik hükümetin başı olan genç avukat, yine
aynı düşüncedeydi: açlık, 'düşmanın başına ölümcül bir
darbe indirmeye' yarayabilir ve yaramalıydı. Bu düşman,
Ortodoks kilisesiydi. 26
Lenin, açlık yoluyla kitlelerin dine olan bağlılığını
kıracağını, onları tepkisizleştireceğini, böylece dini kurumlara
karşı planladığı saldırıyı çok daha kolay gerçekleştireceğini,
19 Mart 1922'de Politbüro üyelerine gönderdiği bir mektupta
şöyle anlatıyordu:
Gerçekten
de, şu anki durum onların değil, istisnai derecede bizim
lehimize. Düşmanımızın başına ölümcül bir darbe indirmek
ve gelecek on yıllar bakımından bizim için asli nitelikte
olan mevzileri garanti altına almak için yüzde 99 şansımız
var. Tüm bu aç insanın insan etiyle beslendiği, yolların
yüzlerce, binlerce cesetle dolu olduğu tam da şu an, ancak
kilisenin mallarına yaman, acımasız bir enerjiyle el koyabiliriz
ve dolayısıyla da koymalıyız. Şimdi, yalnızca şimdi,
büyük köylü kitleleri bizi destekleyebilir ya da bir avuç
Kara Yüzlü ruhban ve gerici küçük burjuvaları destekleyemeyecek
durumda olur... Herşey göstermektedir ki başka bir zaman
amacımıza ulaşamayız, çünkü sadece açlıktan kaynaklanan
ümitsizlik, kitlelerde bize karşı hoşgörülü davranışlara
yol açabilir veya en azından bize karşı yansız olabilirler.27
Lenin'in cesedi Mısır firavunları
gibi mumyalandı ve Yunan tapınaklarını andıran bir
anıt mezara kondu.
Lenin uyguladığı tüm bu zulümle birlikte, komünist
vahşetin ilk büyük örneğini sergiledi. Onu izleyen Stalin
veya Mao gibi komünist diktatörler, başlattığı vahşeti daha
da büyüteceklerdi. Lenin'in sonu ise oldukça anlamlıydı.
1922 yılından itibaren giderek yoğunlaşan bir hastalık Lenin'i
yavaş yavaş felç etmeye başladı. 1923 yılının çoğunu tekerlekli
sandalyede ve büyük acılar veren baş ağrılarıyla boğuşarak
geçirdi. Mart 1923'de bir tür kriz geçirdi ve bu tarihten
sonra düzgün konuşma yeteneğini yitirdi. Hayatının son aylarında,
Lenin'i görenler dehşete kapılıyorlardı; çünkü yüzü korkunç
bir ifadeye bürünmüştü ve yarı deli durumdaydı. 21 Ocak
1924'te bir beyin kanaması sonucunda öldü.
Bolşevikler Lenin'i mumyaladılar ve çok değerli
saydıkları beynini özel bir koruma altına aldılar. Moskova'daki
Kızıl Meydan'da eski Yunan tapınaklarını andıran bir anıt
mezara konan cesedi, uzun kuyruklar oluşturan kalabalıklar
tarafından ziyaret edildi. Ziyaretçiler, cesede korkuyla
bakıyorlardı.
Korkuları ilerleyen yıllarda daha da artacaktı.
Çünkü Lenin'in ardından Sovyetler Birliği iktidarını ele
geçiren Josef Stalin, Lenin'den bile daha zalim ve daha
sadistti. Kısa sürede modern tarihin en büyük "korku imparatorluğu"nu
kurdu.
14 Vladimir
I. Lenin, 30 Eylül 1906, Proletari, Nr. 5, 15 N. Werth, "Le Pouvoir soviétique et
l'Eglise ortnodoxe de la collectivisation à la Constitution
de 1936", Revue d'études comparatives Est-Quest, 1993, no.3-4,
s.41-49 16 Stéphane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis
Panné, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin,
Komünizmin Kara Kitabı, Doğan Kitapçılık A.Ş., s. 84 17 RTHİDNİ (Rossiyskiy Tsentr Hraneniya
I İzuçeniya Dokumentov Noveyşey İstorii – Rusya Çağdaş Tarih
Belgelerinin Korunması ve İncelenmesi Merkezi), 2/1/6/898 18 Orlando Figes, A People's Tragedy, A
History Of The Russian Revolution, Penguin Books Ltd, 1997,
USA, s. 775 19 Richard Pipes, The Unknown Lenin: From
the Secret Archive, Yale University Press, New Haven, London,
s.181 20 Orlando Figes, A People's Tragedy, A
History Of The Russian Revolution, s. 733 21 Orlando Figes, A People's Tragedy, A
History Of The Russian Revolution, s. 734 22 Richard Pipes, The Unknown Lenin: From
the Secret Archive, s. 10 23 Komünizmin Kara Kitabı, s.159-160 24 Richard Pipes, A Coincise History Of
The Russian Revolution, Vintage Books, Newyork, 1995, s.
357 25 A.Belyakov, Yunost vozdya (Önderin Gençliği),
Moskova, 1960, s.80-82, aktaran M.Heller, "Premier avertissement:
un coup de fouet. L'histoire de l'expulsion des personnalites
culturelles hors de l'Union sovietique en 1922", Cahiers
du monde Russe et Sovietique, cilt XX, no.2, Nisan-Haziran
1979, s.134 26 Komünizmin Kara Kitabı, s.165 27 Komünizmin Kara Kitabı, s.167
Bu
sitenin hazırlanmasında Adem Yakup'un eserleri kaynak olarak
alınmıştır.