EVRENİN VAROLUŞU
Evrenin
Yaratılışı
20. yüzyılın başlarına dek hakim olan görüş, evrenin sonsuz
boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza
kadar da var olacağı şeklindeydi. "Statik (durağan) evren
modeli" adı verilen bu anlayışa göre, evren için herhangi
bir başlangıç veya son söz konusu değildi.
Materyalist felsefenin de temelini
oluşturan bu görüş, evreni sabit, durağan ve değişmez bir
maddeler bütünü olarak kabul ederken, bir Yaratıcının varlığını
da reddediyordu. Oysa 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji,
materyalistlere zemin sağlayan durağan evren modeli gibi
ilkel anlayışları kökünden yıkmıştır.
21. yüzyılın başlarında olduğumuz
şu dönemde, evrenin bir başlangıcı olduğu, yok iken bir
anda büyük bir patlamayla var olduğu modern fizik tarafından
pek çok deney, gözlem ve hesapla ispatlanmış durumdadır.
Ayrıca, evrenin, materyalistlerin iddia ettikleri gibi sabit
ve durağan olmadığı, tam tersine sürekli bir hareket ve
değişim içinde olduğu, genişlediği de saptanmıştır. Bugün
bu gerçekler bütün bilim dünyası tarafından kabul edilmektedir.
Kuran-ı Kerim'de evrenin ortaya
çıkışı şöyle açıklanır:
O gökleri ve yeri yoktan
var edendir... (Enam Suresi, 101)
Kuran'da verilen bu bilgi,
çağdaş bilimin bulgularıyla tam bir uyum içindedir. Başta
da belirttiğimiz gibi astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç,
tüm evrenin madde ve zaman boyutlarıyla birlikte, bir sıfır
anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. "Büyük Patlama",
orijinal adıyla "Big Bang" teorisi, tüm evrenin yaklaşık
15 milyar yıl önce tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan
meydana geldiğini kanıtlamıştır.
Big Bang'den önce madde diye
bir şey yoktur. Maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi
bulunmadığı, tamamen metafizik olarak tanımlanabilecek bir
yokluk ortamında, madde, enerji ve zaman bir anda yaratılmıştır.
Modern fiziğin ortaya koyduğu bu büyük gerçek, Kuran'da
bize 1400 yıl önceden haber verilmektedir.
NASA'nın 1992'de gönderdiği
Cobe uydusunun hassas tarayıcıları Big Bang'den sonra
tüm evrene yayıldığı varsayılan radyasyonun kalıntılarını
buldu. Bu buluş evrenin yoktan var edildiği gerçeğinin,
bilimsel bir açıklaması olan Big Bang teorisinin ispatı
oldu. |
Evrenin
Genişlemesi
Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde,
14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim'de evrenin genişlediğinden
şöyle bahsedilir:
Biz göğü 'büyük bir
kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.
(Zariyat Suresi, 47)
Yukarıdaki
ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde
uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu
anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir.
Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte
olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune"
ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına
gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip
ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı
katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni
çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün
varmış olduğu sonuç da Kuran'da bize bildirilenle aynıdır.1
Edwin Hubble, dev teleskobuyla.
|
20. yüzyılın başlarına dek
bilim dünyasında hakim olan tek görüş, "evrenin durağan
bir yapıya sahip olduğu ve sonsuzdan beri süregeldiği" şeklindeydi.
Ancak, günümüz teknolojisi sayesinde gerçekleştirilen araştırma,
gözlem ve hesaplamalar evrenin bir başlangıcı olduğunu ve
sürekli olarak "genişlediğini" ortaya koydu.
Rus fizikçi Alexander Friedmann
ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre, 20. yüzyılın
başlarında evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini
teorik olarak hesapladılar.
| 
Georges Lemaitre
|
Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel
olarak da ispatlandı. Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı
dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin
sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti.
Bu buluş astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden biri
sayılmaktadır. Hubble bu incelemeler sırasında yıldızların,
uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir
ışık yaydıklarını saptadı. Çünkü bilinen fizik kurallarına
göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların
tayfı mor
yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların
tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble'ın gözlemleri sırasında
ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma fark
edilmişti. Kısacası yıldızlar sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar.
Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden
de uzaklaşıyorlardı. Herşeyin sürekli olarak birbirinden
uzaklaştığı bir evren ise, sürekli "genişleyen" bir evren
anlamına gelmekteydi. Evrenin genişlemekte olduğu, ilerleyen
yıllardaki gözlemlerle de kesinlik kazandı.
Konuyu daha
iyi anlamak için, evreni şişirilen bir balonun yüzeyi gibi
düşünmek mümkündür. Balonun yüzeyindeki noktaların balon
şiştikçe birbirlerinden uzaklaşmaları gibi, evrendeki cisimler
de evren genişledikçe birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar.
Aslında bu gerçek 20. yüzyılın en büyük bilim adamlarından
biri sayılan Albert Einstein tarafından da teorik olarak
keşfedilmişti. Fakat Einstein, o devrin genel kabul gören
"durağan evren modeli" ile ters düşmemek için, bu buluşunu
bir kenara bırakmıştı. Einstein bu davranışını daha sonra,
"kariyerinin en büyük hatası" olarak adlandıracaktı.2
Bu bilimsel gerçek, henüz hiçbir
insan tarafından bilinmezken, Kuran'da asırlar önce açıklanmıştır.
Çünkü Kuran, tüm evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah'ın
sözüdür.
Evren ilk patlamadan bu yana
her an büyük bir süratle genişlemektedir. Bilim adamları
genişleyen evreni şişen bir balonun yüzeyine benzetmektedirler.
|
Evrenin Sonu ve Big Crunch
Big Crunch teorisi, Big Bang'le
başlayarak genişlemekte olan evrenin, gittikçe hızlanarak
içine çökeceğini öne süren bir teoridir. Teoriye göre
evrendeki bu çöküş, evren tüm kütlesini kaybedip sonsuz
yoğunluktaki bir noktaya dönüşene dek sürecektedir.
|
Evrenin yaratılışı,
önceki konuda da belirttiğimiz gibi Big Bang denilen büyük
bir patlama ile başlamıştır ve o zamandan beri evren genişlemektedir.
Bilim adamları evrenin kütlesi yeterli miktara ulaştığında,
çekim kuvvetleri nedeni ile bu genişlemenin duracağını ve
bunun evrenin kendi içine çökmeye, büzülmeye başlamasına
sebep olacağını bildirmektedirler. Büzülen evrenin de, sonunda
"Big Crunch" denilen çok yüksek bir ısı ve sıkışma ile sonuçlanacağını
ifade etmektedirler. Bu ise, bildiğimiz tüm yaşam şekillerinin
yok olması anlamına gelir.3
Big Crunch olarak ifade edilen
bu bilimsel varsayıma Kuran'da şöyle işaret edilmektedir:
Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız
gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna)
iade edeceğiz. Bu, Bizim üzerimizde bir vaiddir. Elbette,
Biz yapıcılarız. (Enbiya Suresi, 104)
Bir başka ayette ise göklerin
bu durumu şöyle tarif edilmektedir:
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa
kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır;
gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından
münezzeh ve yücedir. (Zümer Suresi, 67)
Big Crunch teorisine göre başlangıçta
olduğu gibi önce yavaşça, fakat gittikçe hız kazanarak evren
çökmeye başlayacaktır. Tüm bunların devamında ise, evren
sonsuz yoğunluk ve sonsuz ısıda, sonsuz küçüklükte bir nokta
haline gelecektir. Tarif edilen bu bilimsel teori, Kuran
ayetleri ile parelellik içindedir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Sıcak Dumandan Yaratılış
Bugün bilim adamları yıldızların
dumandan -sıcak bir gaz bulutundan- oluşumunu gözlemleyebilmektedirler.
Sıcak gaz kütlesinden oluşum, aynı zamanda evrenin yaratılışı
için de geçerlidir. Kuran'da da evrenin yaratılışı, bu bilimsel
bulguları tasdik edecek şekilde tarif edilmiştir:
Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda
bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak
üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman
halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki:
"İsteyerek veya istemeyerek gelin." İkisi de: "İsteyerek
(İtaat ederek) geldik" dediler. (Fussilet Suresi, 10-11)
Yukarıdaki
ayette geçen "duman" ifadesi, Arapçada "duhanun" kelimesidir.
Ve bu kelime söz konusu kozmik ve sıcak bir dumanı tarif
etmektedir. Katı maddelere bağlı uçan parçacıklar içeren,
sıcak gaz halinde bir kütle olan bu duman şekli, ayette
geçen kelimeyle tam olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü
gibi Kuran'da evrenin bu aşamadaki görünümünü tarif eden
en uygun kelime kullanılmıştır. Bilim adamları ise evrenin,
duman halindeki sıcak bir gaz kütlesinden oluştuğunu 20.
yüzyılda keşfetmişlerdir.4
Evrenin yaratılışı ile ilgili
böyle bir bilginin Kuran'da bildirilmiş olması, kuşkusuz
Kuran"ın bilimsel alandaki bir mucizesidir.
"Göklerle Yer'in Birbirinden Ayrılması
Kuran'da göklerin yaratılışı hakkında bilgi
verilen bir başka ayet ise şöyledir:
O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle
yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her
canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar
mı? (Enbiya Suresi, 30)
Ayetin "birbiriyle bitişik"
olarak tercüme edilen "ratk" kelimesi, Arapça sözlüklerde
"birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış" anlamlarına
gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki maddeyi tanımlamak
için bu kelime kullanılır. Ayette geçen "ayırdık" ifadesi
ise Arapça "fatk" fiilidir ki, bu fiil bitişik durumdaki
bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir.
Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapçada
bu fiille ifade edilir.
Şimdi ayete tekrar bakalım.
Ayette göklerle yerin birbiriyle bitişik, yani "ratk" durumunda
olduğu bir durumdan bahsediliyor. Ardından bu ikisi "fatk"
fiili ile ayrılıyorlar. Yani biri diğerini yararak dışarı
çıkıyor. Gerçekten de Big Bang'in ilk anını düşündüğümüzde,
evrenin tüm maddesinin tek bir noktada toplandığını görürüz.
Diğer bir deyişle herşey, hatta henüz yaratılmamış olan
"gökler ve yer" bile bu noktanın içinde, birbiriyle iç içe,
ayrılmaz durumdadırlar. Ardından bu nokta şiddetli bir patlamayla
yarılıp ayrılmaktadır.
Göklerle Yer Arasındakilerin Yaratılışı
Kuran'da, göklerin, yerin ve
ikisinin arasında bulunanların yaratılışı ile ilgili pek
çok ayet bulunmaktadır:
Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini
hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz
o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı)
güzel davranışlarla davran. (Hicr Suresi, 85)
Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın
altında olanların tümü O'nundur. (Taha Suresi, 6)
Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri
ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. (Enbiya Suresi,
16)
Bilim
adamları başlangıçta sıcak bir gaz kütlesinin yoğunlaştığını,
daha sonra bu kütlenin parçalara ayrılarak galaktik maddeleri,
daha sonra yıldızları ve gezegenleri oluşturduklarını ifade
etmektedirler. Diğer bir deyişle Dünyamız da dahil olmak
üzere bütün yıldızlar, birleşik bir gaz kütlesinden ayrılan
parçalardır. Bu parçalardan bir kısmı güneşleri, gezegenleri
meydana getirmiş, böylece pek çok Güneş Sistemleri ve galaksiler
ortaya çıkmıştır. Daha önceki bölümlerde de açıkladığımız
gibi evren "ratk" (Füzyon: Birbirine yapışık, birleşik)
halindeyken, "fatk" (parçalara ayrılmıştır) olmuştur. Kuran'da
evrenin oluşumu, bilimsel açıklamaları tasdikleyen, en uygun
kelimelerle anlatılmaktadır.5
Her bölünme, ayrılma olduğunda
ise, uzayda yeni oluşan temel cisimlerin dışında birkaç
parça dışarıda kalmıştır. Bu fazla parçaların bilimsel adı,
"yıldızlar arası galaktik madde"dir. Bilim adamları bu maddeleri,
astrofizikteki ölçümler açısından çok önemli görmektedirler.
Ayrıca bu maddeler toz, duman ya da gaz olarak değerlendirilebilecek
kadar incedirler. Ancak bu maddelerin tamamı düşünüldüğünde,
uzaydaki galaksilerin toplamından daha fazla bir kütle söz
konusu olmaktadır. Galaksi ötesindeki bu maddelerin varlığı
yakın bir tarihte keşfedilmesine rağmen, yukarıdaki ayetlerde
"ikisinin arasındakiler, ikisinin arasındaki şeyler" olarak
çevrilen "ma beynehuma" ifadesi ile, Kuran'da bu parçaların
varlığına yüzyıllar öncesinden dikkat çekilmiştir.
Evrendeki Mükemmel Denge
O, biri diğeriyle
'tam bir uyum' içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman'ın
yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' göremezsin.
İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk
ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha
çevirip-gezdir; o göz umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak
sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)
Evrendeki
milyarlarca yıldız ve galaksi mükemmel bir uyum içinde kendileri
için tespit edilmiş yörüngelerinde hareket ederler. Yıldızlar,
gezegenler ve uydular hem kendi etraflarında, hem de bağlı
oldukları sistemlerle birlikte dönerler. Hatta bazen içinde
200-300 milyar yıldız bulunan galaksiler birbirlerinin içinden
geçip giderler. Bu geçişte, evrendeki büyük düzeni bozacak
herhangi bir çarpışma olmaz.
Evrende hız kavramı, Dünya
ölçüleriyle karşılaştırıldığında kavranması güç boyutlardadır.
Milyarlarca, trilyonlarca ton ağırlığındaki yıldızlar, gezegenler
ve sayısal değerleri ancak matematikçilerin anlayabileceği
büyüklükteki galaksiler ve galaksi kümeleri uzay içinde
olağanüstü bir süratle hareket ederler.
Örneğin, Dünya saatte 1.670
km hızla kendi ekseni çevresinde döner. Bugün en hızlı merminin
saatte ortalama 1.800 km'lik bir sürate sahip olduğu düşünülürse,
Dünya'nın dev boyutlarına rağmen süratinin ne denli büyük
olduğu anlaşılır.
Dünya'nın Güneş etrafındaki
hızı ise merminin yaklaşık 60 katıdır: Saatte 108.000 km.
(Böylesine büyük bir süratle yol alabilen bir araç yapılabilseydi,
Dünya'nın çevresini 22 dakikada dolaşacaktı.) Verdiğimiz
bu sayılar sadece Dünya içindir. Güneş Sistemi ise daha
da ilginçtir. Bu sistemin sürati mantık sınırlarını zorlayacak
derecede yüksektir. Evrende sistemler büyüdükçe sürat artar.
Güneş Sistemi'nin galaksi merkezi etrafındaki dönüş sürati,
saatte tam 720.000 km'dir. Yaklaşık 200 milyar yıldızı bünyesinde
bulunduran "Samanyolu Galaksisi"nin uzay içindeki hızı ise
saatte 950.000 km'dir.
Kuşkusuz ki böylesine karmaşık
ve hızlı bir sistem içinde dev kazaların oluşma ihtimali
son derece yüksektir. Ancak böyle bir durum olmaz ve biz
yaşamımızı güven içinde sürdürürüz. Çünkü evrendeki herşey
Allah'ın koyduğu kusursuz dengeye göre işlemektedir. İşte
bu sebeple ayette bildirildiği gibi tüm bu sistem içinde
hiçbir "çelişki ve uygunsuzluk" yoktur.
Güneş, Ay ve Yıldızın Yapılarındaki
Farklılık
Sizin üstünüze sapasağlam
yedi-gök bina ettik. Parıldadıkça parıldayan bir kandil
(Güneş) kıldık.(Nebe Suresi, 12-13)
Bilindiği gibi Güneş, Güneş
Sistemi'ndeki tek ışık kaynağıdır. Teknolojik imkanların
gelişmesiyle birlikte, astronomlar Ay'ın bir ışık kaynağı
olmadığını, sadece Güneş'ten gelen ışığı yansıttığını keşfetmişlerdir.
Yukarıdaki ayette geçen "kandil" ifadesi de, Arapçada ısı
ve ışık kaynağı olan Güneş'i en mükemmel şekilde tarif eden
"sirac" kelimesidir.
Allah Kuran'da Ay, Güneş ve
yıldızlar gibi gök cisimlerinden bahsederken farklı kelimeler
kullanmaktadır. Bunlardan Güneş ve Ay'ın yapıları arasındaki
farklılık Kuran'da şöyle ifade edilmiştir:
Ve Ay'ı bunlar içinde bir nur kılmış, Güneş'i de
(aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh Suresi,
16)
Yukarıdaki ayette Ay için ışık
(Arapça "nur"), Güneş için kandil (Arapça "sirac") kelimeleri
kullanılmıştır. Bu kelimelerden Ay için kullanılan, ışığı
yansıtan, parlak, hareketsiz bir kitleyi ifade eder. Güneş
için kullanılan kelime ise, sürekli yanma halinde olan,
ısı ve ışık kaynağı, gökteki bir oluşum anlamına gelmektedir.
Diğer taraftan "yıldız" kelimesi
Arapçada "beliren, ortaya çıkan, görünen" anlamlarına gelen
"neceme" kökünden türemiştir. Ayrıca yıldız aşağıdaki ayetteki
gibi, ışığıyla karanlıkları delen, parıldayan, kendi kendini
tüketen ve yanan anlamlarına işaret eden "sakib" kelimesiyle
de nitelendirilmiştir:
(Karanlığı) Delen yıldızdır. (Tarık
Suresi, 3)
Günümüzde Ay'ın kendi ışığını
yaymadığı, Güneş'ten gelen ışığı yansıttığı bilinmektedir.
Güneş ve yıldızların ise kendi ışıklarını yaydıklarını biliyoruz.
Kuran'da bu gerçekler insanların gök cisimleri ile ilgili
bilgilerin çok kısıtlı olduğu bir dönemde yani bundan 14
asır evvel bildirilmiştir.
Yörüngeler ve Dönen Evren
Evrendeki büyük dengenin en
önemli nedenlerinden biri, kuşkusuz gök cisimlerinin belirli
yörüngeler izliyor olmasıdır. Yıldızlar, gezegenler ve uydular
hem kendi etraflarında, hem de bağlı bulundukları sistemle
birlikte dönmekte, evren tıpkı bir fabrikanın dişlileri
gibi ince bir düzen içinde çalışmaktadır.
Evrende yaklaşık 200 milyar
galaksi mevcuttur ve her galakside ortalama 200 milyar yıldız
bulunur. Bu yıldızların pek çoğunun gezegenleri, bu gezegenlerin
de uyduları vardır. Tüm bu gök cisimleri çok ince hesaplarla
saptanmış yörüngelere sahiptir. Ve milyonlarca yıldır her
biri kendi yörüngesinde diğerleriyle kusursuz bir uyum ve
düzen içinde akıp gitmektedir. Bunların dışında pek çok
kuyruklu yıldız da kendisi için tespit edilmiş olan yörüngede
yüzüp gider.
Evrendeki
yörüngeler sadece bazı gök cisimlerine ait değildir. Güneş
Sistemimiz hatta diğer galaksiler, başka merkezler etrafında
büyük bir hareketlilik gösterirler. Dünya ve onunla birlikte
Güneş Sistemi her yıl, bir önceki yerinden 500 milyon km
uzakta bulunur. Gök cisimlerinin yörüngelerinden en ufak
bir sapmanın bile sistemi altüst edecek kadar önemli sonuçlar
doğurabileceği hesaplanmıştır. Örneğin Dünya yörüngesinde,
normalden fazla veya eksik 3 mm'lik bir sapmanın yol açabilecekleri,
bir kaynakta şöyle tarif edilmektedir:
Dünya, Güneş
çevresinde dönerken öyle bir yörünge çizer ki, her 18 milde
doğru bir çizgiden ancak 2,8 mm ayrılır. Dünya'nın çizdiği
bu yörünge kıl payı şaşmaz; çünkü yörüngeden 3 mm'lik bir
sapma bile büyük felaketler doğururdu: Sapma 2,8 yerine
2,5 mm olsaydı, yörünge çok geniş olurdu ve hepimiz donardık;
sapma 3,1 mm olsaydı, hepimiz kavrularak ölürdük.6
Gök cisimlerinin bir başka
özelliği de, yörüngelerinin dışında bir de kendi etraflarında
dönmeleridir. Kuran'da "Dönüşlü
olan göğe andolsun." (Tarık Suresi, 11)
ayeti ise tam da bu gerçeğe işaret eder. Elbette, Kuran'ın
indirildiği dönemde insanlık, günümüzdeki gibi uzayı milyonlarca
kilometre uzaklara dek gözlemleyecek teleskoplara, gelişmiş
gözlem teknolojilerine, modern fizik ve astronomi bilgilerine
sahip değildi. Dolayısıyla uzayın, ayette bildirildiği gibi,
"özen içinde yollar ve yörüngelerle
donatılmış" (Zariyat Suresi, 7)
olduğunu, o dönemde bilimsel olarak tespit edebilmek
imkansızdı. Ancak o çağda indirilmiş olan Kuran-ı Kerim'de
bu gerçek bizlere açıkça haber verilmiştir; çünkü Kuran,
Allah'ın sözüdür.
Güneş'in Gidiş İstikameti
Kuran'da Güneş ve Ay'dan bahsedilirken
her birinin belli bir yörüngesi olduğu vurgulanır:
Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve
Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.
(Enbiya Suresi, 33)
Yukarıdaki ayette geçen "yüzme"
kelimesi Arapçada "sabaha" olarak ifade edilir ve Güneş'in
uzaydaki hareketini anlatmak üzere kullanılmaktadır. Bu
kelime Güneş'in uzayda hareket ederken kontrolsüz olmadığı,
ekseni üzerinde döndüğü ve dönerken bir rota izlediği manasındadır.
Güneş'in sabit olmadığı belli bir yörüngede yol almakta
olduğu, bir başka ayette de şöyle bildirilmektedir:
Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş)
olan bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve
güçlü olan, bilenin takdiridir. (Yasin Suresi, 38)
Kuran'da bildirilen bu gerçekler,
ancak çağımızdaki astronomik gözlemlerle anlaşılmıştır.
Astronomi uzmanlarının hesaplarına göre Güneş, Solar Apex
adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı doğrultusunda
saatte 720.000 km'lik muazzam bir hızla hareket etmektedir.
Bu, kabaca bir hesapla, Güneş'in günde 17 milyon 280 bin
km yol katettiğini gösterir. Güneş'le birlikte onun çekim
sistemi içindeki tüm gezegenler ve uyduları da aynı mesafeyi
katederler.
Ay Yılının
Hesaplanması
Güneş'i bir aydınlık, Ay'ı bir nur kılan ve yılların
sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden
O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen
bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır.
(Yunus Suresi, 5)
Ay'a gelince,
Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda
o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner). (Yasin Suresi,
39)
Yukarıdaki ilk ayette Allah,
Ay'ın insanlar için yıl hesabının yapılmasında bir ölçü
olacağını açıkça bildirmiştir. Ayrıca bu hesapların, Ay'ın
yörüngesinde dönüşü sırasında alacağı konumlara göre yapılacağına
da dikkat çekilmiştir. Dünya-Ay ve Dünya-Güneş doğrultuları
arasındaki açı sürekli olarak değiştiğinden, biz Ay'ı çeşitli
zamanlarda değişik şekillerde görürüz. Ayrıca Ay'ı görebilmemiz,
Ay'ın Güneş'ten aldığı ışığı yansıtması ile mümkün olduğundan,
Ay'ın Güneş etrafından aydınlatılan yüzü, Dünya'daki gözlemciye
göre sürekli değişir. İşte bu değişimler göz önünde bulundurularak
birtakım hesaplamalar yapılır ki, bu da insanlar için yıl
hesabını mümkün kılar.
Eskiden 1 ay, insanlar tarafından
iki dolunay arasındaki zaman veya Ay'ın Dünya etrafında
döndüğü zaman olarak hesaplanırdı. Buna göre 1 ay, 29 gün
12 saat ve 44 dakikaya eşitti. Buna "Kameri ay" denir. 12
Kameri ay ise Rumi takvime göre 1 yıl eder. Ancak Dünya'nın
Güneş etrafındaki dönüşünü tamamlamasını 1 yıl olarak kabul
ettiğimiz Miladi takvim ile Rumi takvim arasında her yıl
11 günlük bir fark oluşur. Nitekim Kehf Suresi'nin 25. ayetinde
de bu farka şöyle dikkat çekilmiştir:
Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz
(yıl) daha kattılar. (Kehf Suresi, 25)
Ayette geçen zamanı şöyle açıklamak
mümkündür: 300 yıl x 11 gün (her yıl için oluşan fark) =
3.300 gündür. 1 Güneş yılının 365 gün 5 saat 48 dakika ve
45.5 saniyeden oluştuğu dikkate alınırsa, 3.300 gün/365.24
gün = 9 yıl'dır. Diğer bir deyişle Miladi takvime göre 300
yıl, Rumi takvime göre 300+9 yıldır. Görüldüğü gibi ayette
ince hesaplara dayanan bu 9 yıllık farka dikkat çekilmiştir.
(En doğrusunu Allah bilir) Kuşkusuz Kuran'da böyle bir bilgiye
dikkat çekilmesi Kuran'ın bilimsel mucizelerinden biridir.
Dünya'nın Yuvarlaklığı
Gökleri ve yeri hak olarak
yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de
gecenin üstüne sarıp örtüyor... (Zümer Suresi, 5)
Kuran'ın evreni tanıtan ayetlerinde
kullanılan ifadeler oldukça dikkat çekicidir. Üstteki ayette
"sarıp örtmek" olarak tercüme edilen Arapça kelime "tekvir"dir.
Bu kelimenin Türkçe karşılığı, "yuvarlak bir şeyin üzerine
bir cisim sarmak"tır. (Örneğin Arapça sözlüklerde "başa
sarık sarma" gibi yuvarlak cisimleri içeren fiiller için
bu kelime kullanılır.) Ayette, gecenin ve gündüzün birbirlerinin
üzerlerini sarıp-örtmeleri (tekvir etmeleri) konusunda verilen
bilgi, aynı zamanda Dünya'nın biçimi konusunda esin bir
bilgi içermektedir. Ancak ve ancak Dünya'nın yuvarlak olması
durumunda bu ayette ifade edilen fiil gerçekleşebilir. Yani
7. yüzyılda indirilen Kuran'da Dünya'nın yuvarlak olduğuna
işaret edilmiştir.
Unutmamak gerekir ki, o dönemdeki
astronomi anlayışında Dünya daha farklı algılanıyordu. O
dönemde Dünya'nın düz bir satıh olduğu düşünülüyordu ve
tüm bilimsel hesap ve açıklamalar da buna göre yapılıyordu.
Ancak Kuran Allah'ın sözü olduğu için, evreni tarif ederken
olabilecek en tanımlayıcı kelimeler kullanılmıştır. Kuran
ayetlerinde ise bize henüz yakın yüzyılda öğrendiğimiz bu
bilgileri 1400 sene öncesinden haber verilmektedir.
Dünya'nın Dönüş Yönü
Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların
sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi 'sapasağlam ve
yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz
O, işlediklerinizden haberdardır. (Neml Suresi, 88)
Neml Suresi'ndeki
ayette Dünya'nın sadece döndüğü değil, dönüş yönü de vurgulanmaktadır.
3.500-4.000 metre yükseklikteki ana bulut kümelerinin hareket
yönü daima batıdan doğuya doğrudur. Hava durumu tahminleri
için çoğunlukla batıdaki duruma bakılmasının sebebi de budur.7
Bulut kümelerinin batıdan doğuya
doğru sürüklenmesinin asıl sebebi Dünya'nın dönüş yönüdür.
Günümüzde bilindiği gibi, Dünyamız da batıdan doğuya doğru
dönmektedir. Bilimin yakın tarihlerde tespit ettiği bu bilimsel
gerçek, Kuran'da yüzyıllar öncesinden haber verilmiştir.
Atmosferin Katmanları
Kuran ayetlerinde evren hakkında
verilen bilgilerden biri, gökyüzünün yedi kat olarak düzenlendiğidir:
Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe
istiva edip de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur.
Ve O, herşeyi bilendir.
(Bakara Suresi, 29)
Sonra, duman halinde
olan göğe yöneldi... Böylece onları iki gün içinde yedi
gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti...
(Fussilet Suresi, 11-12)
Kuran'da pek çok ayette
kullanılan gök kelimesi tüm evreni ifade etmek için kullanıldığı
gibi, Dünya göğünü ifade etmek için de kullanılır. Kelimenin
bu anlamı düşünüldüğünde, Dünya göğünün, bir başka deyişle
atmosferin, 7 katmandan oluştuğu sonucu ortaya çıkmaktadır.
Nitekim
bugün Dünya atmosferinin üst üste dizilmiş farklı katmanlardan
meydana geldiği bilinmektedir.8 Kimyasal
içerik veya hava sıcaklığı ölçü alınarak yapılan tanımlamalarda,
Dünya'nın atmosferi 7 katman olarak belirlenmiştir.9
Bugün halen 48 saatlik hava durumu tahminlerinde kullanılan
ve "Limited Fine Mesh Model" olarak adlandırılan atmosfer
modeline göre de atmosfer 7 katmandır. Modern jeolojik tanımlamalara
göre atmosferin 7 katmanı şu şekilde sıralanmaktadır:
1- Troposfer
2- Stratosfer
3- Mezosfer
4- Termosfer
5- Ekzosfer
6- İyonosfer
7- Manyetosfer
Bu konuyla ilgili bir diğer
mucizevi yön ise Fussilet Suresi'nin 12. ayetinde geçen
"Her bir göğe emrini vahyetti" ifadesinde
yer almaktadır. Yani ayette Allah'ın her tabakayı belli
bir görevle görevlendirdiği belirtilmektedir. Daha önceki
bölümlerde de gördüğümüz gibi, yukarıda saydığımız tabakaların
her birinin insanların ve yeryüzündeki tüm canlıların yararı
açısından çok hayati görevleri vardır. Yağmurların oluşmasından
zararlı ışınların engellenmesine, radyo dalgalarının yansıtılmasından
göktaşlarının zararsız hale getirilmesine kadar her tabakanın
kendine özgü bir işlevi bulunmaktadır.
Aşağıdaki ayetler ise bize
atmosferin 7 katmanının görünümü ile ilgili bilgi vermektedir:
"Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle
bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?" (Nuh Suresi, 15)
O, biri diğeriyle 'tam
bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır...
(Mülk Suresi, 3)
Bu ayetlerde Türkçeye "uyum"
olarak çevrilen Arapça "tibakan" kelimesi, aynı zamanda
"tabaka, bir şeyin uygun olan kapağı ve örtüsü" anlamlarına
da gelir ki, üst katın alt kata uygunluğunu vurgular. Kelimenin
çoğul kullanımında ise "tabaka tabaka" anlamı kazanmaktadır.
Ayette tarif edilen tabaka tabaka halindeki gök, kuşkusuz
atmosferi en mükemmel şekilde ifade eden açıklamalardır.
20. yüzyıl teknolojisi olmadan
tespit edilmesi hiçbir şekilde mümkün olmayan bu bilgilerin,
1400 yıl önce indirilmiş olan Kuran-ı Kerim'de açıkça bildirilmesi
ise elbette ki çok büyük bir mucizedir.
Korunmuş Tavan
Kuran'da Allah, gökyüzünün
son derece önemli bir özelliğine şöyle dikkat çeker:
Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden
yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 32)
Ayette belirtilen gökyüzünün
bu özelliği, 20. yüzyıldaki bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.
Dünya'yı çepeçevre kuşatan
atmosfer, canlılığın devamı için son derece hayati işlevleri
yerine getirir. Dünya'ya doğru yaklaşan irili ufaklı pek
çok gök taşını eriterek yok eder ve bunların yeryüzüne düşerek
canlılara büyük zararlar vermesini engeller.
Gökyüzünü
seyreden insanlardan çoğunun aklına atmosferin koruyucu
yapısı gelmez. Bu yapı olmasa Dünya'nın nasıl bir
yer olacağını da insanlar çoğu zaman düşünmezler.
Aşağıdaki resimde Dünya'ya düşen bir gök taşının ABD
Arizona'da açtığı dev çukur görülmektedir. Eğer atmosfer
olmasaydı bu gök taşlarının milyonlarcası Dünya yüzeyine
düşer ve gezegen yaşanılmaz bir hale gelirdi. Ancak
atmosferin koruyucu özelliği sayesindedir ki, Dünya'daki
canlılar güven içinde yaşamlarını sürdürürler. Bu,
elbette Allah'ın insanlar üzerindeki bir korumasıdır
ve Kuran'da haber verilmiş bir mucizedir. |
Atmosfer, bunun yanı sıra,
uzaydan gelen ve canlılar için zararlı olan ışınları da
filtre eder. Atmosferin bu özelliğinin en çarpıcı yönü,
atmosferin sadece zararsız orandaki ışınları, yani görünür
ışık, kızıl ötesi ışınlar ve radyo dalgalarını geçirmesidir.
Bunların tümü yaşam için gerekli ışınlardır. Örneğin atmosfer
tarafından belirli oranda geçmesine izin verilen ultraviyole
ışınları, bitkilerin fotosentez yapmaları ve dolayısıyla
tüm canlıların hayatta kalmaları açısından büyük önem taşır.
Güneş tarafından yayılan şiddetli ultraviyole ışınlarının
büyük bölümü, atmosferin ozon tabakasında süzülür ve Dünya
yüzeyine yaşam için gerekli olan az bir kısmı ulaşır.
Atmosferin koruyucu özelliği
bunlarla da kalmaz. Dünya, uzayın ortalama eksi 270 derecelik
dondurucu soğuğundan yine atmosfer sayesinde korunur.
Dünya'nın
manyetik alanının oluşturduğu manyetosfer tabakası,
yeryüzünü gök taşlarından, zararlı kozmik ışın ve
parçacıklardan koruyan bir kalkan gibidir. Yandaki
resimde Van Allen Kuşakları adı da verilen bu manyetosfer
tabakası görülmektedir. Dünya'nın on binlerce kilometre
uzağındaki bu kuşaklar, yeryüzündeki canlıları uzaydan
gelebilecek öldürücü enerjiden korumaktadır. Tüm bu
bilimsel bulgular, Dünya'nın özel bir şekilde korunduğunu
kanıtlamaktadır. Önemli olan, bu korunmanın "gökyüzünü
korunmuş bir tavan kıldık" ayetiyle 1400 sene önce
Kuran'da haber verilmiş olmasıdır. |
Dünya'yı zararlı etkilerden
koruyan, yalnızca atmosfer değildir. Atmosferin yanı sıra
"Van Allen Kuşakları" denilen ve Dünya'nın manyetik alanından
kaynaklanan bir tabaka da, gezegenimize gelen zararlı ışınlara
karşı bir kalkan görevi görür. Güneş'ten ve diğer yıldızlardan
sürekli olarak yayılan bu ışınlar, insanlar için öldürücü
etkiye sahiptir. Özellikle Güneş'te sık sık meydana gelen
ve "parlama" adı verilen enerji patlamaları, Van Allen Kuşakları
olmasa, Dünya'daki tüm yaşamı yok edebilecek güçtedir.
Van Allen Kuşakları'nın yaşamımız
açısından önemini Dr. Hugh Ross şöyle anlatmaktadır:
Dünya, Güneş
Sistemi'ndeki gezegenler arasında en yüksek yoğunluğa sahiptir.
Bu geniş nikel-demir çekirdeği büyük bir manyetik alandan
sorumludur. Bu manyetik alan Van Allen radyasyon koruyucu
tabakasını meydana getirir. Bu tabaka yeryüzünü radyasyon
bombardımanından korur. Eğer bu koruyucu tabaka olmasaydı,
Dünya'da hayat mümkün olmazdı. Manyetik alanı olan ve kayalık
bölgelerden oluşan diğer tek gezegen Merkür'dür. Fakat bu
manyetik alanın gücü Dünya'nınkinden 100 kat daha azdır.
Van-Allen radyasyon koruyucu tabakası Dünya'ya özeldir.10
Geçtiğimiz yıllarda tespit
edilen bir parlamada açığa çıkan enerjinin, Hiroşima'ya
atılanın benzeri 100 milyar atom bombasına eş değer olduğu
hesaplanmıştır. Parlamadan 58 saat sonra pusulaların ibrelerinde
aşırı hareketler gözlenmiş, Dünya atmosferinin 250 km üstünde
sıcaklık sıçrama yapıp 2.500 °C'ye yükselmiştir.
Kısacası, Dünya'nın üzerinde,
kendisini sarıp kuşatan ve dış tehlikelere karşı koruyan
mükemmel bir sistem işler. İşte Dünya'yı çevreleyen gökyüzünün
bu koruyucu kalkan özelliğini, Allah bizlere yüzyıllar öncesinden
Kuran'da bildirmiştir.
Gökyüzünün
Bina Kılınması
Atmosferin koruyucu özelliği
sayesinde Dünya, uzaydan gelebilecek ve yandaki temsili
resimdekine benzer sonuçları olabilecek tehlikelerden
korunmuş olur. |
O, sizin için yeryüzünü
bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek
bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse
(bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın. (Bakara
Suresi, 22)
Yukarıdaki
ayette gökyüzü için Arapça "essemae binaen" kelimesi kullanılmaktadır.
Bu kelime kubbe, tavan anlamlarıyla beraber, Arap Bedevileri
tarafından kullanılan çadır benzeri bir kaplamayı da tarif
eder.11 Ve söz konusu çadırımsı yapı ile
vurgulanan; dış öğelere karşı bir çeşit koruma sağlanmasıdır.
Biz çoğunlukla farkında olmasak
da, diğer gezegenlerde olduğu gibi Dünya'ya da çok sayıda
gök taşı düşmektedir. Diğer gezegenlere düştüklerinde dev
kraterler açan bu gök taşlarının Dünya'ya zarar vermemelerinin
nedeni, Dünya'yı saran atmosferin düşmekte olan gök taşlarına
karşı büyük bir direnç göstermesidir. Gök taşı bu dirence
fazla dayanamaz ve sürtünmeden dolayı yanarak büyük bir
kütle kaybına uğrar. Böylece, büyük felaketlere yol açabilecek
bu tehlike, atmosfer sayesinde engellenmiş olur. Allah yukarıda
bahsettiğimiz atmosferin koruyucu özelliği ile ilgili ayetlerin
yanı sıra, aşağıdaki ayettede bu özel yaratılışa dikkat
çekmektedir:
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle
akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça,
göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara
karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi, 65)
|
Geminid
meteor yağmuru her sene Aralık ayının ikinci haftasında
en yoğun şekilde gözlemlenir. Meteor yağmurunda gök
taşları saatte 58 taneye varan yoğunlukta düşmektedirler. |
Nitekim bir önceki bölümde
de bahsettiğimiz atmosferin koruyucu özelliği, Dünya'yı
uzaydan yani dış öğelerden korumaktadır. Yukarıda yer verilen
ayetlerde gökyüzü için kullanılan bina kelimesi ile de tam
olarak gökyüzünün, Peygamberimiz (sav) döneminde bilinmesi
mümkün olmayan bu yönüne dikkat çekilmektedir.
Geri Döndüren Gök
Kuran-ı Kerim'de, Tarık Suresi'nin
11. ayetinde gökyüzünün "geri döndürücü" özelliğinden şöyle
bahsedilir:
Dönüşlü olan göğe andolsun. (Tarık Suresi, 11)
Kuran meallerinde "dönüşlü"
olarak tercüme edilen "rec'i" kelimesi, "geri çeviren" ya
da "geri döndüren" anlamlarına gelmektedir.
Bilindiği gibi Dünya'yı çevreleyen
atmosfer pek çok katmandan oluşur. Her katmanın, canlılığın
yararına yönelik önemli bir görevi vardır. İncelendiği zaman
her tabakanın kendisine ulaşan madde ya da ışınları uzaya
ya da yeryüzüne geri döndürme özelliklerinin olduğu anlaşılmıştır.
Burada atmosfer katmanlarının geri döndürme özelliğini birkaç
örnekle inceleyelim.
Örneğin 13 ile 15 km yükseklikteki
Troposfer tabakası, yeryüzünden yükselen su buharının yoğunlaşıp
yağış olarak yere geri dönmesini sağlar. 25 km yükseklikteki
Stratosferin alt tabakası olan Ozonosfer, uzaydan gelen
radyasyon ve zararlı ultraviyole ışınlarını yansıtarak,
yeryüzüne ulaşamadan uzaya geri dönmelerini sağlar. İyonosfer
tabakası da yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını bir
uydu gibi yeryüzünün farklı bölgelerine geri yansıtarak,
telsiz konuşmalarının, radyo ve televizyon yayınlarının
uzak mesafelerden izlenebilmesini sağlar. Manyetosfer tabakası
ise, Güneş'ten ve diğer yıldızlardan yayılan zararlı radyoaktif
parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan uzaya geri döndürür.
Gökyüzü tabakalarının henüz
yakın bir geçmişte keşfedilen bu özelliğinin yüzyıllar öncesinden
Kuran'da belirtilmesi, Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu bir
kez daha ispatlamaktadır.
 |
Dünya
üzerindeki canlı yaşamı için suyun varlığı son derece
önemlidir. Suyun oluşmasındaki etkenlerden bir tanesi
de atmosferin katmanlarından biri olan Troposferdir.
Troposfer tabakası okyanuslardan yükselen su buharını
yoğunlaştırarak yeryüzüne yağmur olarak geri döndürür. |
|
Yeryüzündeki
yaşam için öldürücü olabilecek ışınları engelleyen
atmosfer katmanı ise, Ozonosfer tabakasıdır. Stratosferin
alt tabakası olan Ozonosfer tabakası ultraviyole gibi
zararlı kozmik ışınları uzaya geri döndürerek, bu
ışınların yeryüzüne ulaşmasını ve canlılığa zarar
vermesini engeller. |
 |
Atmosferin
her katmanı insanlara yararlı özelliklere sahiptir.
Örneğin atmosferin üst tabakalarından biri olan İyonosfer
tabakası, belli bir merkezden yayınlanan radyo dalgalarını
yeryüzüne geri yansıtarak bu yayınların uzak mesafelerden
bile algılanmasını sağlar. |


1)
S. Waqar Ahmed Husaini, The Quran for Astronomy and Earth
Exploration from Space, Goodword Press, 3. baskı, New Delhi,
1999, ss. 103-108.
2) http://www.time.com/time/time100/scientist/
profile/hubble.html
3) http://home2.swipnet.se/~w-20479/Day.htm
4) Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles
in the Qur'an, Crescent Publishing House, New York, USA,
1998, s. 52.
5) Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles
in the Qur'an, Crescent Publishing House, New York, USA,
1998, s. 53.
6) Bilim ve Teknik, Temmuz 1983.
7) http://www.woodrow.org/teachers/esi/1998/p/
weather/Corriolis.HTM
8) http://royal.okanagan.bc.ca/mpidwirn/
atmosphereandclimate/atmslayers.html; Michael Pidwirny,
Atmospheric Layers, 1996.
9) http://www.tpub.com/weather3/4-27.htm;
Numerical Prediction Models used by NWS.
10) http://www.godandscience.org/apologetics/designss.html
11) http://webhome.idirect.com/~alila/Writings/Physics.htm