kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Ve dedik ki: “Ey Adem,
sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden
dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa
zalimlerden olursunuz.” (2/35)
O, gökten su indirendir.
Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik
çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz.
Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar,
-birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden
ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde
ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)
Ve ey Adem, sen ve eşin
cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu
ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. (7/19)
Şeytan, kendilerinden
‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini’ açığa çıkarmak için
onlara vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbinizin size bu ağacı
yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi
yaşayanlardan kılınmamanız içindir.” (7/20)
Böylece onları aldatarak
düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine
beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye
başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: “Ben
sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten
apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?” (7/22)
Görmedin mi ki, Allah
nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç
gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. (14/24)
Kötü (murdar) söz ise,
kötü bir ağaç gibidir. Onun kökü yerin üstünden koparılmış,
kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır. (14/26)
Sizin için gökten su indiren
O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda
otlatmaktasınız. (16/10)
Rabbin bal arısına vahyetti:
Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine
evler edin. (16/68)
Hani biz sana: “Muhakkak
Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz
o rüyayı insanları denemek için yaptık, Kur’an’da lanetlenmiş
ağacı da. Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda büyük
bir azgınlıktan başka bir şey arttırmıyor. (17/60)
Dedi ki: “O, benim asamdır;
ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak
düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var.”
(20/18)
Sonunda şeytan ona vesvese
verdi; dedi ki: “Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak
bir mülkü haber vereyim mi?” (20/120)
Görmedin mi ki, gerçekten,
göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar,
ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah’a secde
etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Allah
kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur.
Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. (22/18)
Ve (daha çok) Tur-i Sina’da
çıkan bir ağaç (türü de yarattık); o yağlı ve yiyenlere
bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte)dir. (23/20)
Allah, göklerin ve yerin
nurudur. O’nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir
kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki
incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan
kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki)
neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur
üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir.
Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.
(24/35)
(Onlar mı) Yoksa, gökleri
ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla
(o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir
ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber
başka bir ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir
kavimdir. (27/60)
Derken oraya geldiğinde,
o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: “Ey
Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah benim;” diye seslenildi.
(28/30)
Eğer yeryüzündeki ağaçların
tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek-
(mürekkep) olsa, yine de Allah’ın kelimeleri (yazmakla)
tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (31/27)
Ancak onlar yüz çevirdiler,
böylece biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların
iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir
şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. (34/16)
Nasıl, böyle bir konaklanma
mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı? (37/62)
Ki O, size yeşil ağaçtan
bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz. (36/80)
Ve üzerine, sık-geniş
yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik. (37/146)
Doğrusu, o zakkum ağacı;
(44/43)
Andolsun, Allah, sana
o ağacın altında biat ederlerken mü’minlerden razı olmuştur,
kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine ‘güven duygusu
ve huzur’ indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık)
olarak vermiştir. (48/18)
Ve birbiri üstüne dizilmiş
tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da. (50/10)
Bitki ve ağaç (O’na) secde
etmektedirler. (55/6)
Üstüste dizili meyveleri
sarkmış muz ağaçları. (56/29)
Şüphesiz zakkum olan bir
ağaçtan yiyeceksiniz. (56/52)
Onun ağacını sizler mi
inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz?
(56/72)
Hurma ağaçlarından her
ne
Boyları birbiriyle yarışan
ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler. (80/30)
Böylece onun (Süleymanın)
ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını
yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık
o, yere yıkılıp-düşünce, açıkca ortaya çıktı ki, şayet cinler
gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde
kalıp-yaşamazlardı. (34/14)
Çünkü Biz onların üzerine
bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı
olan kuru ot gibi oluverdiler. (54/31)
Öyleyse kazandıklarının
cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar. (9/82)
Akşam üstü babalarına
ağlar vaziyette geldiler. (12/16)
Çeneleri üstüne kapanıp
ağlıyorlar ve (Kur’an) onların huşu (saygı dolu korku)larını
arttırıyor. (17/109)
İşte bunlar; kendilerine
Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem’in soyundan,
Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim
ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden
ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah’)ın
ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Onlar için ne gök, ne
yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi. (44/29)
Doğrusu, güldüren ve ağlatan
O’dur. (53/43)
(Alayla) Gülüyorsunuz
ve ağlamıyorsunuz. (53/60)
Onlara, kendilerinden
öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin,
Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi
mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek
ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine
zulmediyorlardı. (9/70)
Dünya hayatının örneği,
ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların
yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir.
Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten
ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada)
gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir
zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir
durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için biz ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (10/24)
Ki (bunlar) Allah’ın ahdini,
onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah’ın kendisiyle
birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde
bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır.
(2/27)
Ey İsrailoğulları, size
bağışladığım nimetimi hatırlayın ve ahdime bağlı kalın,
ki ben de ahdinize bağlı kalayım. Ve yalnızca benden korkun.
(2/40)
Sizden misak almış ve
Tur’u üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik ki:) “Size verdiğimize
sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın
ki sakınasınız.” (2/63)
Dediler ki: “Sayılı günlerin
dışında, ateş asla bize değmeyecektir.” De ki: “Allah katından
bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa
Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?” (2/80)
Hani İsrailoğullarından,
“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara,
yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel
söz söyleyin namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin” diye
misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç döndünüz ve
(hâlâ) yüz çeviriyorsunuz. (2/83)
Hani sizden “Birbirinizin
kanını dökmeyin, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın”
diye misak almıştık. Sonra sizler bunu onaylamıştınız, hâlâ
(buna) şahitlik ediyorsunuz. (2/84)
Hani sizden misak almış
ve Tur’u üstünüze yükseltmiştik (ve): “Size verdiğimize
(Kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin” (demiştik). Demişlerdi
ki: “Dinledik ve baş kaldırdık.” İnkârları yüzünden buzağı
(tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: “İnanıyorsanız,
inancınız size ne kötü şey emrediyor?” (2/93)
Ne zaman bir ahidde bulundularsa,
içlerinden bir bölümü onu bozmadı mı? Hayır, onların çoğu
iman etmezler. (2/100)
Hani Rabbi, İbrahim’i
birtakım kelimelerle denemişti. O da (istenenleri) tam olarak
yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim’e): “Seni şüphesiz
insanlara imam kılacağım” dedi. (İbrahim) “Ya soyumdan olanlar?”
deyince (Allah:) “Zalimler benim ahdime erişemez” dedi.
(2/124)
Hani Evi (Ka’be’yi) insanlar
için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. “İbrahim’in
makamını namaz yeri edinin”, İbrahim ve İsmail’e de, “Evimi,
tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler
için temizleyin” diye ahid verdik. (2/125)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
Hayır; kim ahdine vefa
eder ve sakınırsa şüphesiz Allah da sakınanları sever. (3/76)
Allah’ın ahdini ve yeminlerini
az bir değere karşılık satanlar... İşte onlar; onlar için
ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla
konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar
için acı bir azab vardır. (3/77)
Hani Allah peygamberlerden
‘kesin bir söz (misak)’ almıştı: “Andolsun size Kitap ve
hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan
bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona
yardımda bulunacaksınız.” Demişti ki: “Bunu ikrar ettiniz
ve bu ağır yükümü aldınız mı?” Onlar: “İkrar ettik” demişlerdi
de “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım”
demişti. (3/81)
ani kitap verilenlerden:
“Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız onu gizlemeyeceksiniz”
diye kesin söz almıştı. Fakat onlar bunu arkalarına attılar
ve ona karşılık az bir değeri satın aldılar. O aldıkları
şey ne kötüdür. (3/187)
Onu nasıl alırsınız ki,
birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız.
Onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı.
(4/21)
Ancak sizinle aralarında
andlaşma bulunan bir kavime sığınanlar ya da hem sizinle
hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini
sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi,
onları üstünüze saldırtır böylece sizinle çarpışırlardı.
Eğer sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle savaşmaz
ve barış (şartların)ı size bırakırlarsa artık Allah, sizin
için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır. (4/90)
Ey iman edenler, akitleri
yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymaksızın
ve size okunacaklar dışta tutulmak üzere, hayvanlar size
helal kılındı. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir. (5/1)
Allah’ın üzerinizdeki
nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğinizde, sizi
kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın. Allah’tan korkup-sakının.
Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir. (5/7)
Andolsun Allah, İsrailoğullarından
kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici
göndermiştik. Ve Allah onlara: “Gerçekten ben sizinle birlikteyim.
Eğer namazı kılar zekatı verir elçilerime inanır onları
savunup-desteklerseniz ve Allah’a güzel bir borç verirseniz
şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten altından
ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim
inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.” (5/12)
Sözleşmelerini bozmaları
nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık.
Onlar kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık
sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı
unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet
görür durursun. Yine de onları affet aldırış etme. Şüphesiz
Allah, iyilik yapanları sever. (5/13)
Ve: “Biz Hıristiyanlarız”
diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine
hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece
biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık.
Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir. (5/14)
Andolsun, biz İsrailoğullarından
kesin söz almış (misak) ve onlara elçiler göndermiştik.
Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir
elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de
öldürdüler. (5/70)
Yetimin malına, o erginlik
çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın.
Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. hiçbir nefse, gücünün
kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz
zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah’ın ahdine vefa
gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur
ki öğüt alıp-düşünürsünüz.” (6/152)
Onların çoğunda ‘verdikleri
söze bağlılık’ görmedik, ama onların çoğunu fasıklar (yoldan
çıkanlar) olarak gördük. (7/102)
Başlarına iğrenç bir azab
çökünce, dediler ki: “Ey Musa, Rabbine -sana verdiği ahid
adına- bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden
çekip-giderirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını
seninle göndereceğiz. (7/134)
Onların ardından yerlerine
kitaba mirasçı olan birtakım ‘kötü kimseler’ geçti. (Bunlar)
Şu değersiz olan (dünya)ın geçici-yararını alıyor ve: “Yakında
bağışlanacağız” diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince
onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah’a karşı hakkı söylemekten
başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış
mıydı? Oysa içinde olanı okudular. (Allah’tan) Korkanlar
için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmeyecek
misiniz? (7/169)
Bunlar, içlerinden antlaşma
yaptığın kimselerdir ki, sonra her defasında ahidlerini
bozarlar. Onlar sakınmazlar. (8/56)
Gerçek şu ki, iman edenler,
hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla
cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım
edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman
edip hicret etmeyenler onlar hicret edinceye kadar sizin
onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur. Ama din konusunda
sizden yardım isterlerse yardım üzerinizde bir yükümlülüktür.
Ancak sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun
aleyhinde değil. Allah yaptıklarınızı görendir. (8/72)
Mescid-i Haram yanında
kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin Allah
katında ve Resûlünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu
halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum
takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının.
Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever. (9/7)
Onlardan kimi de: “Andolsun,
eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz
ve salihlerden olacağız” diye Allah’a ahdetmiştir. (9/75)
Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden
-karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını
ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar,
öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve
Kur’an’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan
daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız
bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük
kurtuluş ve mutluluk’ budur. (9/111)
Onlar Allah’ın ahdini
yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar.
(13/20)
Allah’a verdikleri sözü,
onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını
emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk
çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü
olanı da onlar içindir. (13/25)
Ahidleştiğiniz zaman,
Allah’ın ahdini yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri
bozmayın; çünkü Allah’ı üzerinize kefil kılmışsınızdır.
Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. (16/91)
Allah’ın ahdini ucuz bir
değere karşılık satmayın. Eğer bilirseniz, Allah katında
olan sizin için daha hayırlıdır. (16/95)
Erginlik çağına erişinceye
kadar, -o da en güzel bir tarz olması- dışında yetimin malına
yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur.
(17/34)
O, gayba mı tanık oldu,
yoksa Rahman’ın katında(n) bir ahid mi aldı? (19/78)
Rahmanın katında ahid
almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır.
(19/87)
Andolsun, biz bundan önce
Adem’e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir
kararlılık bulmadık. (20/115)
(Yine) Onlar, emanetlerine
ve ahidlerine riayet edenlerdir. (23/8)
Mü’minlerden öyle erkek-adamlar
vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler;
böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir.
Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.
(33/23)
Ve onlar dediler ki: “Ey
büyücü, sende olan ahdi (sana verdiği sözü) adına bizim
için Rabbine dua et; gerçekten biz hidayete gelmiş olacağız.”
(43/49)
Şüphesiz sana biat edenler,
ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin
üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak
kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği
ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.
(48/10)
(Bir de) Onlar, kendilerine
verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir.
(70/32)
Ve onlar, sana indirilene,
senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin
bir bilgiyle inanırlar. (2/4)
İnsanlardan öyleleri vardır
ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler; oysa
inanmış değillerdir. (2/8)
Şüphesiz, iman edenler(le)
Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah’a ve
ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık
onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur
ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/62)
İşte bunlar, ahireti verip
dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azabları
hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez. (2/86)
De ki: “Eğer Allah katında
ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin
ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin.”
(2/94)
Ve onlar, Süleyman’ın
mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular.
Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar,
insanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe Harut’a ve Marut’a
indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: “Biz, yalnızca
bir fitneyiz, sakın inkâr etme” demedikçe hiç kimseye (bir
şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını
açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah’ın izni olmadıkça
hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine
zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı.
Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı
olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları
şey ne kötü; bir bilselerdi. (2/102)
Allah’ın mescidlerinde
O’nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına
çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu)
içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için
dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azab vardır.
(2/114)
Hani İbrahim: “Rabbim,
bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah’a ve ahiret
gününe inananları ürünlerle rızıklandır” demişti de (Allah:
“Sadece inananları değil) inkâr edeni de az bir süre yararlandırır,
sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür
o” demişti. (2/126)
Kendi nefsini aşağılık
kılandan başka, İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? Andolsun,
biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de O salihlerdendir.
(2/130)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
(Hacc) ibadetlerinizi
bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız
gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah’ı anın.
İnsanlardan öylesi vardır ki: “Rabbimiz, bize dünyada ver”
der; onun ahirette nasibi yoktur. (2/200)
Onlardan öylesi de vardır
ki: “Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik
(ver) ve bizi ateşin azabından koru” der. (2/201)
Sana haram olan ayı, onda
savaşmayı sorarlar. De ki: “Onda savaşmak büyük (bir günahtır).
Ancak Allah katında, Allah’ın yolundan alıkoymak, onu inkâr
etmek, Mescid-i Haram’a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak
daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer
güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar
sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri
döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri
(amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar
ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır. (2/217)
Hem dünya (konusun)da,
hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki:
“Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları
aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir.
Allah bozgun (fesad) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırdeder).
Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah
güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (2/220)
Boşanmış kadınlar kendi
kendilerine üç ‘ay hali ve temizlenme süresi’ beklerler.
Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah’ın rahimlerinde
yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu
süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından)
daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki
maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar
üzerinde bir derece var. Allah Aziz’dir. Hakim’dir. (2/228)
Kadınları boşadığınızda,
bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa -birbirleriyle maruf
(bilinen meşru biçimde) anlaştıkları takdirde- onlara, kendilerini
kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın. İşte, içinizde
Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere bununla (böyle) öğüt
verilir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah,
bilir de siz bilmezsiniz. (2/232)
Ey iman edenler, Allah’a
ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun
diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı
geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan
bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü
mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından
hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kâfirler
topluluğuna hidayet vermez. (2/264)
Onlar, yaptıkları dünyada
ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Ve onların yardımcıları
yoktur. (3/22)
Hani Melekler, dediler
ki: “Meryem, doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette
‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır..”
(3/45)
İnkâr edenleri ise, dünyada
ve ahirette şiddetli bir azabla azablandıracağım. Onların
hiç yardımcıları yoktur.” (3/56)
Allah’ın ahdini ve yeminlerini
az bir değere karşılık satanlar... İşte onlar; onlar için
ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla
konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar
için acı bir azab vardır. (3/77)
Kim İslam’dan başka bir
din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba
uğrayanlardandır. (3/85)
Bunlar, Allah’a ve ahiret
gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır
ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır.
(3/114)
Allah’ın izni olmaksızın
hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir
yazıdır. Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan
veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz.
Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz. (3/145)
Böylece Allah, dünya ve
ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah iyilikte
bulunanları sever. (3/148)
Andolsun, Allah size verdiği
sözünde sadık kaldı; siz O’nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz.
Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz
yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz.
Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra
(Allah) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi
bağışladı. Allah mü’minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi
olandır. (3/152)
Küfürde ‘büyük çaba harcayanlar’
seni üzmesin. Çünkü onlar, Allah’a hiçbir şeyle zarar veremezler.
Allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. Onlar
için büyük bir azab vardır. (3/176)
Ve onlar, mallarını insanlara
gösteriş olsun diye infak ederler, Allah’a ve ahiret gününe
de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü
bir arkadaştır o. (4/38)
Allah’a ve ahiret gününe
inanarak Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi,
aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir. (4/39)
Ey iman edenler, Allah’a
itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine
de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a
ve elçisine döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman
ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
(4/59)
Öyleyse, dünya hayatına
karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar;
kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse
ona büyük bir ecir vereceğiz. (4/74)
Kendilerine; “Elinizi
(savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin” denenleri
görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan
bir grup, insanlardan Allah’tan korkar gibi- hatta daha
da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: “Rabbimiz,
ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli
değil miydin?” dediler. De ki: “Dünyanın metaı azdır, ahiret,
ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz ‘bir hurma çekirdeğindeki
ip-ince bir iplik kadar’ bile haksızlığa uğratılmayacaksİnız.”
(4/77)
Kim dünya sevab (yarar)ını
isterse, dünyanın da, ahiretin de sevabı Allah katındadır.
Allah işitendir, görendir. (4/134)
Ey iman edenler, Allah’a,
elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği
kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını,
elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz uzak
bir sapıklıkla sapıtmıştır. (4/136)
Ancak onlardan ilimde
derinleşenler ile mü’minler, sana indirilene ve senden önce
indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler,
Allah’a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara
büyük bir ecir vereceğiz. (4/162)
Bugün size temiz olan
şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği
size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü’minlerden
özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine)
kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu,
fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak
-onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size
(helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette
onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
(5/5)
Ey Peygamber, kalpleri
inanmadığı halde ağızlarıyla “İnandık” diyenlerle Yahudiler’den
küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana
kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak
tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine
konulduktan sonra saptırırlar, “Size bu verilirse onu alın,
o verilmezse ondan kaçının” derler. Allah, kimin fitne(ye
düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah’tan hiçbir
şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah’ın kalplerini arıtmak
istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette
onlar için büyük bir azab vardır. (5/41)
Gerçek şu ki, iman edenlerle
Yahudiler, sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah’a, ahiret
gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için
korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (5/69)
Dünya hayatı yalnızca
bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta
olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine
de akıl erdirmeyecek misiniz? (6/32)
İşte bu (Kur’an), önündekileri
doğrulayıcı ve şehirler anası (Mekke) ile çevresindekileri
uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır. Ahirete iman edenler
buna inanırlar. Onlar namazlarını (özenle) koruyanlardır.
(6/92)
Bir de ahirete inanmayanların
kalpleri ona meyletsin de ondan (bu yaldızlı ve içi çarpık
sözlerden) hoşlansınlar ve yüklenmekte olduklarını yüklenedursunlar.
(6/113)
De ki: “Gerçekten Allah’ın
bunu haram kıldığına şehadet edecek şahidlerinizi getirin.”
Şayet onlar, şehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte
şehadet etme. Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların
heva (istek ve tutku)larına uyma; onlar (birtakım güçleri
ve varlıkları) Rablerine denk tutmaktadırlar. (6/150)
Ki onlar Allah’ın yolundan
alıkoyanlar, onda çarpıklık arayanlar ve ahireti tanımayanlardır.”
(7/45)
Ayetlerimizi ve ahirete
kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır.
Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
(7/147)
Bize bu dünyada da, ahirette
de iyilik yaz, şüphesiz ki biz Sana yöneldik. Dedi ki: “Azabımı
dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır;
onu korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve bizim ayetlerimize
iman edenlere yazacağım.” (7/156)
Onların ardından yerlerine
kitaba mirasçı olan birtakım ‘kötü kimseler’ geçti. (Bunlar)
Şu değersiz olan (dünya)ın geçici-yararını alıyor ve: “Yakında
bağışlanacağız” diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince
onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah’a karşı hakkı söylemekten
başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış
mıydı? Oysa içinde olanı okudular. (Allah’tan) Korkanlar
için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmeyecek
misiniz? (7/169)
hiçbir peygambere, yeryüzünde
kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz.
Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size)
ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve
hikmet sahibidir. (8/67)
Allah’ın mescidlerini,
yalnızca Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru
kılan, zekatı veren ve Allah’tan başkasından korkmayanlar
onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar
bunlardır. (9/18)
Hacılara su dağıtmayı
ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman
eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi
saydınız? (Bunlar) Allah katında bir olmazlar. Allah zulmeden
bir topluluğa hidayet vermez. (9/19)
Kendilerine kitap verilenlerden,
Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün
haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam’ı) din
edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle
verinceye kadar savaşın. (9/29)
Ey iman edenler, ne oldu
ki size, Allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman, yer(iniz)de
ağırlaşıp kaldınız? Ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı
razı oldunuz? Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının
yararı pek azdır. (9/38)
Allah’a ve ahiret gününe
iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak
için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.
(9/44)
Senden, yalnızca Allah’a
ve ahiret gününe inanmayan, kalbleri kuşkuya kapılıp, kuşkularında
kararsızlığa düşenler izin ister. (9/45)
Sizden önceki (münafıklar
ve kâfirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü,
mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla
yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi
paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla
yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar
gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri
(amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.
(9/69)
Allah’a and içiyorlar
ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkâr
sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır
ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama
kalkışmalarının, kendilerini Allah’ın ve elçisinin bol ihsanından
zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe
ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse
Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır.
Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı
yoktur. (9/74)
Bedevilerden öyleleri
de vardır ki, onlar Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve
infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin
dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz
olsun, bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır. Allah
da onları kendi rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (9/99)
Müjde, dünya hayatında
ve ahirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik
yoktur. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur. (10/64)
İşte bunların, ahirette
kendileri için ateşten başkası yoktur. Onların onda (dünyada)
bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler
de geçersiz olmuştur. (11/16)
Bunlar Allah’ın yolundan
engelleyenler ve onda çarpıklık arayanlardır. Onlar, ahireti
tanımayanlardır. (11/19)
Hiç şüphesiz bunlar, ahirette
en çok hüsrana uğrayanlardır. (11/22)
Ahiret azabından korkan
için bunda kesin ayetler vardır. O, bütün insanların kendisinde
toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür.
(11/103)
Dedi ki: “Size rızıklanacağınız
bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce
onun ne olduğunu haber veririm. Bu, rabbimin bana öğrettiklerindendir.
Doğrusu ben, Allah’a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların
ta kendileri olan bir topluluğun dinini terkettim.” (12/37)
Ahiretin karşılığı ise,
iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır.
(12/57)
Rabbim, Sen bana mülkten
(bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan
(bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada
ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma
son ver ve beni salihlerin arasına kat.” (12/101)
Allah dilediğine rızkı
genişletir-yayar ve daraltır da. Onlar ise dünya hayatına
sevindiler. Oysaki dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk
yanında geçici) bir meta’dan başkası değildir. (13/26)
Dünya hayatında onlar
için bir azab vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur.
Onları Allah’tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu da yoktur.
(13/34)
Onlar, dünya hayatını
ahirete tercih ederler. Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve
onu çarpıtmak isterler (veya onda çarpıklık ararlar). İşte
onlar, uzak bir sapıklık içindedirler. (14/3)
Allah, iman edenleri,
dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde
kılar. Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini
yapar. (14/27)
Sizin ilahınız tek bir
ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır
ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlardır. (16/22)
(Allah’tan) Sakınanlara:
“Rabbiniz ne indirdi?” dendiğinde, “Hayır” dediler. Bu dünyada
güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret
yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.
(16/30)
Zulme uğratıldıktan sonra,
Allah yolunda hicret edenleri dünyada şüphesiz güzel bir
biçimde yerleştireceğiz; ahiret karşılığı ise daha büyüktür.
Bilmiş olsalardı. (16/41)
Ahirete inanmayanların
kötü örnekleri vardır, en yüce örnekler ise Allah’a aittir.
O, güç sahibi olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (16/60)
Bu, onların dünya hayatını
ahirete göre daha sevimli bulmalarından ve şüphesiz Allah’ın
da inkâr eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir.
(16/107)
Şüphesiz, onlar ahirette
ziyana uğrayanlardır. (16/109)
Ve biz ona dünyada bir
güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır.
(16/122)
Ve şüphesiz, ahirete inanmayanlar
için de acı bir azab hazırlamışızdır. (17/10)
Kim de ahireti ister ve
bir mü’min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa,
işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (17/19)
Onlardan kimini kimine
nasıl üstün tuttuğumuzu gör. Muhakkak ahiret dereceler bakımından
daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür. (17/21)
Kur’an okuduğun zaman
seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde
kıldık. (17/45)
Kim bunda (dünyada) kör
ise, O, ahirette de kördür ve yol bakımından daha ‘şaşkın
bir sapıktır.’ (17/72)
Ve onun ardından İsrailoğullarına
söyledik: “O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va’di geldiğinde
hepinizi derleyip-toplayacağız.” (17/104)
İşte biz ölçüsüzce davrananları
ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız;
ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.
(20/127)
İnsanlardan kimi, Allah’a
bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa,
bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet
edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir,
ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır. (22/11)
Kim, Allah’ın ona, dünyada
ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa,
göğe bir araç uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin,
kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi? (22/15)
İşte (yeryüzünün hakimiyetine
ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır. (23/10)
Kendi kavminden, inkâr
edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya
hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: “Bu, sizin
benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de
sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir.”
(23/33)
Ancak ahirete inanmayanlar,
şüphesiz yoldan sapanlardır. (23/74)
Zina eden kadın ve zina
eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer
Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah’ın
dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara
uygulanan cezaya mü’minlerden bir grup da şahit bulunsun.
(24/2)
Eğer Allah’ın dünyada
ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı,
içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azab
dokunurdu. (24/14)
Çirkin utanmazlıkların
(fuhşun) iman edenler içinde yaygınlaşmasından hoşlananlara,
dünyada ve ahirette acıklı bir azab vardır. Allah bilir,
siz ise bilmiyorsunuz. (24/19)
Namus sahibi, bir şeyden
habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada
ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab
vardır. (24/23)
Ki onlar, namazı dosdoğru
kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle
iman ederler. (27/3)
Ahirete inanmayanlara
gelince; biz onlara kendi yaptıklarını süslemişiz, böylece
onlar, ‘körlük içinde şaşkınca dolaşırlar’. (27/4)
İşte onlar; en kötü azab
onlarındır ve ahirette de en büyük kayba uğrayanlardır.
(27/5)
Hayır, onların ahiret
konusundaki bilgileri ‘ard arda toplanıp pekiştirildi,’
hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler; hayır, onlar
bundan yana kördürler. (27/66)
Allah’ın sana verdiğiyle
ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini)
unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda
bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk
yapanları sevmez.” (28/77)
İşte ahiret yurdu; biz
onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak
istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir.
(28/83)
De ki: “Yeryüzünde gezip
dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın,
sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa
edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
(29/20)
Biz ona İshak’ı ve Yakub’u
armağan ettik ve onun soyunda (seçtiklerimize) peygamberliği
ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık, ecrini de dünyada verdik.
Şüphesiz o, ahirette salih olanlardandır. (29/27)
Medyen’e de kardeşleri
Şuayb’ı (gönderdik) Böylece dedi ki: “Ey kavmim, Allah’a
kulluk edin ve ahiret gününü umud edin ve yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın.” (29/36)
Bu dünya hayatı, yalnızca
bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’.
Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.
(29/64)
Onlar, dünya hayatından
(yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.
(30/7)
Ancak inkâr edip ayetlerimizi
ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar ise; artık onlar da azab
için hazır bulundurulurlar. (30/16)
Onlar, namazı dosdoğru
kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete
inanırlar. (31/4)
Andolsun, sizin için,
Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler
için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. (33/21)
Eğer siz Allah’ı, Resûlü’nü
ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah,
içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır.”
(33/29)
Gerçek şu ki, Allah’a
ve elçisine eziyet edenler; Allah, onlara dünyada ve ahirette
lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azab hazırlanmıştır.
(33/57)
Hamd, göklerde ve yerde
olanların tümü kendisine ait olan Allah’ındır; ahirette
de hamd O’nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır.
(34/1)
Allah’a karşı yalan mı
düzüp uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?” Hayır,
ahirete inanmayanlar, azabta ve uzak bir sapıklık içindedirler.
(34/8)
Oysa onun, kendilerine
karşı hiçbir zorlayıcı-gücü yoktu; ancak biz ahirete iman
edeni, ondan kuşku içinde olandan ayırdetmek için (ona bu
imkanı verdik). Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur.
(34/21)
Yoksa o, gece saatinde
kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat
(ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud
eden (gibi) midir? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir
olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler.”
(39/9)
Artık Allah, onlara dünya
hayatında ‘horluğu ve aşağılanmayı’ taddırdı. Eğer bilmiş
olsalardı, ahiretin azabı gerçekten daha büyüktür. (39/26)
Sadece Allah anıldığı
zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa
O’ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar. (39/45)
Ey kavmim, gerçekten bu
dünya hayatı, yalnızca bir meta (kısa süreli bir yararlanma)dır.
Şüphesiz ahiret, (asıl) karar kılınan yurt odur.” (40/39)
İmkanı yok; gerçekten
sizin beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin, dünyada
da, ahirette de çağrıda bulunma (yetkisi, gücü, değeri ve
bağışlama)sı yoktur. Şüphesiz, bizim dönüşümüz Allah’adır.
Ölçüyü taşıranlar, onlar ateşin halkıdırlar.” (40/43)
Ki onlar, zekatı vermeyenler
ve ahireti inkâr edenlerdir. (41/7)
Böylece biz de onlara
dünya hayatında aşağılanma azabını taddırmak için, o uğursuz
(felaketler yüklü) günlerde üzerlerine ‘kulakları patlatan
bir kasırga’ gönderdik. Ahiret azabı ise daha (büyük) bir
aşağılanmadır. Ve onlara yardım edilmeyecektir. (41/16)
Biz, dünya hayatında da,
ahirette de sizin velileriniziz. Orda nefislerinizin arzuladığı
herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir.” (41/31)
Kim ahiret ekinini isterse,
Biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız. Kim dünya ekinini
isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi
yoktur. (42/20)
Ve (daha nice) çekici-süsler
(de verirdik). Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının metaıdır.
Ahiret ise, Rabbinin katında muttakiler içindir. (43/35)
Gerçek şu ki, ahirete
iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.
(53/27)
Bilin ki, dünya hayatı
ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’,
bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal
ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur. Bir yağmur örneği
gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna
gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı
kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise
şiddetli bir azab; Allah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk
(rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka
bir şey değildir. (57/20)
Allah’a ve ahiret gününe
iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah’a
ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk)
bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları,
ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun.
Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış
ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları,
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz
olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar
da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın fırkasıdır.
Dikkat edin; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, felah (umutlarını
gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)
Eğer Allah, onlara sürgünü
yazmamış olsaydı, muhakkak onları (yine) dünyada azablandırırdı.
Ahirette ise onlar için ateş azabı vardır. (59/3)
Andolsun, onlarda sizlere,
Allah’ı ve ahiret gününü umud edenlere güzel bir örnek vardır.
Kim yüz çevirecek olursa, artık şüphesiz Allah, Ğaniy (hiçbir
şeye ihtiyacı olmayan), Hamid (övülmeye layık olan)dır.
(60/6)
Ey iman edenler, Allah’ın
kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik)
edinmeyin; ki onlar, kafirlerin mezar halkından umut kesmeleri
gibi ahiretten umut kesmişlerdir. (60/13)
Sonra (üç iddet bekleme)
sürelerine ulaştıkları zaman, artık onları maruf (bilinen
güzel bir tarz) üzere tutun, ya da maruf üzere onlardan
ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahid tutun.
Şahidliği Allah için dosdoğru yerine getirin. İşte bununla,
Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim
Allah’tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir;
(65/2)
İşte azab böyledir. Ahiret
azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler. (68/33)
Hayır; onlar şüphesiz
ahiretten korkmuyorlar. (74/53)
Hayır; siz çarçabuk geçmekte
olanı (dünyayı) seviyorsunuz. Ve ahireti terkedip-bırakıyorsunuz.
(75/20-21)
Böylelikle Allah onu,
ahiret ve dünya azabıyla yakaladı. (79/25)
Hayır siz, dünya hayatını
seçip üstün tutuyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha
süreklidir. (87/16-17)
Ve şüphesiz sen, pek büyük
bir ahlak üzerindesin. (68/4)
Hani Meryem oğlu İsa da:
“Ey İsrailoğulları gerçekten ben, sizin için Allah’tan gönderilmiş
bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden
sonra ismi “Ahmed” olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim”
demişti. Fakat o onlara apaçık belgelerle gelince: “Bu açıkça
bir büyüdür” dediler. (61/6)
|