kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Sizi, dayanılmaz işkencelere
uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı
hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
imtihan vardı. (2/49)
Haccı ve umreyi Allah
için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle)
kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin).
Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin.
Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun
ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir).
Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak
isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana
da, hacc’da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere,
bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i
Haram’da olmayanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki
Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. (2/196)
Peygamberleri, onlara
(şöyle) dedi: “Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut’un
gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden ‘bir güven duygusu
ve huzur’ ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden artakalanlar
var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz
sizin için bir delil vardır.” (2/248)
Tıpkı Firavun ailesi ve
onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar,
böylece Allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi.
Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (3/11)
Gerçek şu ki, Allah, Adem’i,
Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine
seçti; (3/33)
(Kadın ile kocanın) Aralarının
açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden
bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar,
(arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı
sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır. (4/35)
Yoksa onlar, Allah’ın
kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?
Doğrusu biz, İbrahim ailesine Kitabı ve hikmeti verdik;
onlara büyük bir mülk de verdik. (4/54)
Bir mü’mine, -hata sonucu
olması dışında- bir başka mü’mini öldürmesi yakışmaz. Kim
bir mü’mini ‘hata sonucu’ öldürürse, mü’min bir köleyi özgürlüğüne
kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi
gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka.
Eğer o, mü’min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan
ise, bu durumda mü’min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan
ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü’min
köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü
için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki
ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah’tan bir tevbedir. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/92)
Allah sizi, yeminlerinizdeki
‘rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden’ dolayı sorumlu
tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı
sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere
yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya
da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır.
(Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu,
yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir.
Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar,
umulur ki şükredersiniz. (5/89)
Bunun üzerine biz, karısı
dışında onu ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake
uğrayanlar arasında) geride kalanlardandı. (7/83)
Andolsun, biz de Firavun
aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar
yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık. (7/130)
Hani size dayanılmaz işkenceler
yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren
Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden
sizin için büyük bir imtihan vardı.” (7/141)
Firavun ailesinin ve onlardan
öncekilerin gidiş tarzı gibi. Allah’ın ayetlerini inkâr
ettiler de, Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi.
Şüphesiz, Allah, en büyük kuvvet sahibidir, sonuçlandırması
pek şiddetlidir. (8/52)
Firavun ailesinin ve onlardan
öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini
yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları helak
ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden
kimselerdi. (8/54)
Sonunda emrimiz geldiğinde
ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: “Her birinden
ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar
dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle.” Zaten onunla
birlikte çok azından başkası iman etmemişti. (11/40)
Nuh, Rabbine seslendi.
Dedi ki: “Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin
va’din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin.” (11/45)
Dedi ki: “Ey Nuh, kesinlikle
o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş
(yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden
isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt
veriyorum.” (11/46)
(Elçiler) Dediler ki:
“Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak
ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü
(yola çık). Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat
senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona
da isabet edecektir. Onlara va’dolunan (azab) sabah vaktidir.
Sabah da yakın değil mi?” (11/81)
Böylece Rabbin seni seçkin
kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana
öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a (nimetini)
tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini
tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir.” (12/6)
Kapıya doğru ikisi de
koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam)
Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın
dedi ki: “Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya
acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?” (12/25)
Yardımcılarına dedi ki:
“Sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine koyun.
İhtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar
da belki geri dönerler.” (12/62)
Erzak yüklerini açıp da
sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde,
dediler ki: “Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz
bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz,
kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz.
Bu (aldığımız) az bir ölçektir.” (12/65)
Böylece onun (Yusuf’un)
huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: “Ey Vezir, bize ve
ailemize şiddetli bir darlık dokundu; önemi olmayan bir
sermaye ile geldik. Bize artık (yine) ölçeği tam olarak
ver ve bize ilave bir bağışta bulun. Şüphesiz Allah, tasaddukta
bulunanlara karşılığını verir.” (12/88)
Bu gömleğimle gidin de,
babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün
ailenizi de bana getirin.” (12/93)
Hani Musa kavmine şöyle
demişti: “Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani
O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz
işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
sınav vardır.” (14/6)
Ancak Lut ailesi hariçtir;
biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız.” (15/59)
Böylelikle elçiler Lut
ailesine geldiklerinde. (15/61)
Hemen aileni gecenin bir
bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden
hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin.”
(15/65)
Kitap’ta Meryem’i de zikret.
Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
(19/16)
Hani bir ateş görmüştü
de, ailesine şöyle demişti: “Durun, bir ateş gördüm; umulur
ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir
yol-gösterici bulurum.” (20/10)
Ailemden bana bir yardımcı
kıl,” (20/29)
Nuh da; daha önce çağrıda
bulunduğu zaman, biz onun çağrısına cevap verdik, onu ve
ailesini büyük bir üzüntüden kurtardık. (21/76)
Böylece onun duasına icabet
ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona katımızdan bir
rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini
ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (21/84)
Böylelikle biz ona: “Gözetimimiz
altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim bizim emrimiz gelip
de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer
çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş)
onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda
bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır” diye vahyettik.
(23/27)
Rabbim, beni ve ailemi
bunların yaptıklarından kurtar.” (26/169)
Bunun üzerine onu ve bütün
ailesini kurtardık. (26/170)
Hani Musa ailesine: “Şüphesiz
ben bir ateş gördüm” demişti. “Size ondan ya bir haber veya
ısınmanız için bir kor ateş getireceğim.” (27/7)
Kendi aralarında Allah
adına and içerek, dediler ki: “Gece mutlaka ona ve ailesine
bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna
biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz,
diyelim.” (27/49)
Kavminin cevabı: “Lut
ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen
insanlarmış” demekten başka olmadı. (27/56)
Biz de, onu ve ailesini
kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azab içinde
kalanlar arasında) takdir ettik. (27/57)
Nihayet Firavun’un ailesi,
onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü
konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun,
Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi. (28/8)
Biz, daha önce ona süt
analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) “Ben, sizin adınıza
onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek)
bir aileyi size bildireyim mi?” dedi. (28/12)
Böylelikle Musa, süreyi
tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında
bir ateş gördü. Ailesine: “Siz durun, gerçekten bir ateş
gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için
bir kor parçası getiririm.” dedi. (28/29)
Dedi ki: “Onun içinde
Lut da vardır.” Dediler ki: “Onun içinde kimin olduğunu
biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini
muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır.”
(29/32)
Elçilerimiz Lut’a geldikleri
zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı. Dediler
ki: “Korkuya düşme ve hüzne kapılma. Karın dışında, seni
ve aileni muhakak kurtaracağız. O ise, arkada kalacaktır.”
(29/33)
Ona dilediği şekilde kaleler,
heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen
kazanlar yaparlardı. “Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.”
Kullarımdan şükredenler azdır. (34/13)
Artık ne bir tavsiyede
bulunmağa güç yetirebilirler, ne ailelerine dönebilirler.
(36/50)
Onu ve ailesini, o büyük
üzüntüden kurtarmıştık. (37/76)
Hani biz onu ve ailesini
topluca kurtarmıştık. (37/134)
Katımızdan ona bir rahmet
ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini
ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık. (38/43)
Firavun ailesinden imanını
gizlemekte olan mü’min bir adam dedi ki: “Siz, benim Rabbim
Allah’tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o, size
Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen
o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer
doğru sözlü ise, (o zaman da) size va’dettiklerinin bir
kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah, ölçüyü taşıran,
çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez.” (40/28)
Bedevilerden geride bırakılanlar,
sana diyecekler ki: “Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul
etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.” Onlar, kalplerinde
olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: “Şimdi Allah,
size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa,
sizin için Allah’a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir?
Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır.” (48/11)
Hayır, siz Peygamberin
ve mü’minlerin, ailelerine ebedi olarak bir daha dönmeyeceklerini
zannettiniz; bu, kalplerinizde çekici kılındı ve kötü bir
zan ile zanda bulundunuz da, yıkıma uğramış bir topluluk
oldunuz. (48/12)
Hemen (onlara) sezdirmeden
ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri)
geldi. (51/26)
Dediler ki: “Biz doğrusu
daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık.”
(52/26)
Biz de onların üzerine
taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini
(bu azabtan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık;
(54/34)
Andolsun Firavun ailesi
(ve çevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi. (54/41)
Ve (yine) kendilerine:
“İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin” denildiğinde:
“Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler.
Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama
bilmezler. (2/13)
Siz, insanlara iyiliği
emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı
okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (2/44)
Bunun için de: “Ona (cesede,
kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun” demiştik. Böylece,
Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız.
(2/73)
Siz (Müslümanlar,) onların
size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir bölümü,
Allah’ın sözünü işitiyor, (iyice algılayıp) akıl erdirdikten
sonra, bile bile değiştiriyorlardı. (2/75)
İman edenlerle karşılaştıklarında
“İman ettik” derler; kendi başlarına kaldıkları zaman ise,
derler ki: “Allah’ın size açtık (açıkladık)larını, Rabbiniz
katında size karşı bir belge olsun diye mi onlarla konuşuyorsunuz?
Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (2/76)
Ne zaman onlara: “Allah’ın
indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı
üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız” derler. (Peki)
Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış
idiyseler? (2/170)
İnkar edenlerin örneği
bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya
bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir
hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler,
kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler. (2/171)
Ey temiz akıl sahipleri,
kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız.
(2/179)
Hacc, bilinen aylardır.
Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se,
(bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya
girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah,
onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır.
Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup-sakının. (2/197)
İşte Allah, size ayetlerini
böyle açıklar; ki akıl erdiresiniz. (2/242)
Kime dilerse hikmeti ona
verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır
da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
(2/269)
Ey iman edenler, belirli
bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan
bir katip doğru olarak yazsın, katip Allah’ın kendisine
öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak
olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan sakınsın,
ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu),
düşük akıllı ya da za’f sahibi veya kendisi yazmaya güç
yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden
de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza
göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona
hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları
zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle
birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahitlik
için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır.
Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız
ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca
yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da,
şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz
için fısk (zulüm ve günah)tır. Allah’tan sakının. Allah
size öğretiyor. Allah herşeyi bilendir. (2/282)
Sana
Kitabı indiren O’dur. O’ndan, Kitabın anası (temeli) olan
bir kısım ayetler muhkem’dir; diğerleri ise müteşabihtir.
Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık
yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar.
Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler
ise: “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır” derler.
Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (3/7)
Şüphesiz
göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda
gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.
(3/190)
Ey Kitap
ehli, İbrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz?
Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine
de akıl erdirmeyecek misiniz?” (3/65)
Ey iman
edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size
kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı
verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından
dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür.
Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (3/118)
Allah’ın
sizin için (kendileriyle hayatınızı) kaim (geçiminizi sağlamaya
destekleyici bir araç) kıldığı mallarınızı düşük akıllılara
vermeyin; bunlarla onları rızıklandırıp giydirin ve onlara
güzel (maruf) söz söyleyin. (4/5)
Onlar, siz birbirinizi
namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler.
Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.
(5/58)
De ki: “Murdar ile temiz
-murdar’ın çokluğu hoşuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz
akıl sahipleri, Allah’tan korkup-sakının. Umulur ki kurtuluşa
erersiniz. (5/100)
Allah Bahriye’den Saibe’den
Vasiyle’den ve Ham’dan hiçbirini (meşru) kılmamıştır. Ancak
inkâr edenler, Allah’a karşı yalan düzüp-uyduruyorlar. Onların
çoğu akıl erdirmez. (5/103)
Dünya hayatı yalnızca
bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta
olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine
de akıl erdirmeyecek misiniz? (6/32)
Çocuklarını hiçbir bilgiye
dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah’a karşı yalan
yere iftira düzüp Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerini
haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten
şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır. (6/140)
De ki: “Gelin size Rabbinizin
neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak
koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını
biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına
yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah’ın (öldürülmesini)
haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye
(emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz.” (6/151)
Kavminin önde gelenlerinden
inkâr edenler dediler ki: “Gerçekte biz seni ‘aklî bir yetersizlik’
içinde görüyoruz ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu
sanıyoruz.” (7/66)
(Hud:) “Ey kavmim” dedi.
“Bende ‘akıl yetersizliği’ yoktur; ama ben gerçekten alemlerin
Rabbinden bir elçiyim” dedi. (7/67)
Onların ardından yerlerine
kitaba mirasçı olan birtakım ‘kötü kimseler’ geçti. (Bunlar)
Şu değersiz olan (dünya)ın geçici-yararını alıyor ve: “Yakında
bağışlanacağız” diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince
onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah’a karşı hakkı söylemekten
başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış
mıydı? Oysa içinde olanı okudular. (Allah’tan) Korkanlar
için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmeyecek
misiniz? (7/169)
Gerçek şu ki, Allah katında,
yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez
olan sağırlar ve dilsizlerdir. (8/22)
De ki: “Eğer Allah dileseydi,
onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan önce
sizin içinizde bir ömür sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek
misiniz?” (10/16)
Onlardan seni dinleyecekler
vardır. Ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları
ermiyorsa- sen mi duyuracaksın? (10/42)
Allah’ın izni olmaksızın,
hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur. O, akıl erdiremeyenlerin
üzerine iğrenç bir pislik kılar. (10/100)
Ey kavmim, ben bunun karşılığında
sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan
başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz? (11/51)
Kavmi ona doğru koşarak
geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler. “Ey
kavmim” dedi. “İşte benim kızlarım, bunlar sizler için daha
temizdir. Artık Allah’tan korkun ve beni misafirim önünde
küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan (reşid)
bir adam yok mu?” (11/78)
Dediler ki: “Ey Şuayb,
atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız
konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin
namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu,
aklı başında (reşid bir adam)sın.” (11/87)
Gerçekten biz, akıl erdirirsiniz
diye, onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. (12/2)
Biz senden önce, şehirler
halkına kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında (başkalarını
elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı,
ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görmüş olsunlar? Korkup-sakınanlar için ahiret yurdu elbette
daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?
(12/109)
Andolsun, onların kıssalarında
temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur’an) düzüp
uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin
doğrulayıcısı, herşeyin ‘çeşitli biçimlerde açıklaması’
ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.
(12/111)
Yeryüzünde birbirine yakın
komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve
çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır;
ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına
üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir
topluluk için gerçekten ayetler vardır. (13/4)
Peki, sana Rabbinden indirilenin
gerçekten hak olduğunu bilen kişi, o görmeyen (a’ma) gibi
midir? Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünebilirler.
(13/19)
İşte bu (Kur’an) uyarılıp
korkutulsunlar, gerçekten O’nun yalnızca bir tek ilah olduğunu
bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler
diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır. (14/52)
Geceyi, gündüzü, güneşi
ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O’nun emriyle
emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen
bir topluluk için ayetler vardır. (16/12)
Hurmalıkların ve üzümlüklerin
meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici
içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını
kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet
vardır. (16/67)
Andolsun, size (bütün
durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir
Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız? (21/10)
Yuh size ve Allah’tan
başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?”
(21/67)
Yer yüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve
işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler
kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir. (22/46)
O, yaşatan ve öldürendir;
gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O’nun
(kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız? (23/80)
Kör olana güçlük yoktur,
topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur;
sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın
evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin
evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın
evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden,
teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden)
ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur.
Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur.
Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir
yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah,
size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız.
(24/61)
Yoksa sen, onların çoğunu
(söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar,
ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından
daha şaşkın (ve aşağı) dırlar. (25/44)
Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız,
O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin
de Rabbidir” dedi (Musa). (26/28)
Size verilen herşey, yalnızca
dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah katında olan ise,
daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak
mısınız? (28/60)
Andolsun, biz akledebilecek
bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır. (29/35)
İşte bu örnekler; biz
bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası
bunlara akıl erdirmez. (29/43)
Andolsun onlara: “Gökten
su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?”
diye soracak olursan, şüphesiz: “Allah” diyecekler. De ki:
“Hamd Allah’ındır.” Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. (29/63)
Size bir korku ve umut
(unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek
suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O’nun
ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir
kavim için gerçekten ayetler vardır. (30/24)
Size kendi nefislerinizden
bir örnek verdi: “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerde,
sağ ellerinizin malik olduklarınızdan, sizinle eşit olup
kendi kendinizden korktuğunuz gibi kendilerinden de korktuğunuz
(veya çekinip saygı duyduğunuz) ortaklar var mıdır? “İşte
biz, aklını kullanabilen bir kavim için ayetleri böyle birer
birer açıklarız. (30/28)
Andolsun o, sizden birçok
insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor
muydunuz? (36/62)
Kime uzun ömür verirsek,
yaratılışta onu tersine çeviririz. Yine de akıllarını kullanmayacaklar
mı? (36/68)
Ve geceleyin. Yine de
akıllanmayacak mısınız? (37/138)
Onda ne bir gaile vardır,
ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir. (37/47)
(Bu Kur’an,) Ayetlerini,
iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar
diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. (38/29)
Katımızdan ona bir rahmet
ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini
ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık. (38/43)
Yoksa o, gece saatinde
kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat
(ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud
eden (gibi) midir? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir
olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler.”
(39/9)
Ki onlar, sözü işitirler
ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini
hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.
(39/18)
Görmüyor musun; gerçekten
Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara
yürütüp-geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler
çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün.
Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz bunda,
temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders
(zikr) vardır. (39/21)
Yoksa Allah’tan başka
şefaat ediciler mi edindiler? De ki: “Ya onlar, hiçbir şeye
malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?” (39/43)
(Ki o,) Temiz akıl sahipleri
için bir hidayet rehberi ve bir zikirdir. (40/54)
O’dur ki, sizi topraktan,
sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo) yarattı;
sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik)
çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli
bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına
son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki
aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır). (40/67)
Gerçekten Biz onu, belki
aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur’an kıldık. (43/3)
Gece ile gündüzün ardarda
gelişinde (veya aykırılığında), Allah’ın gökten rızık indirip
ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli
bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim
için ayetler vardır. (45/5)
Şüphesiz, hücrelerin ardından
sana seslenenler de, onların çoğu aklını kullanmıyor. (49/4)
Ki bundan ne başlarını
bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.
(56/19)
Bilin ki gerçekten Allah,
ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şüphesiz Biz, umulur
ki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık.
(57/17)
Onlar, iyice korunmuş
şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu
bir halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çarpışmaları ise
pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri
paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim
olmaları dolayısıyla böyledir. (59/14)
Allah, onlar için şiddetli
bir azab hazırlamıştır; öyleyse ey iman eden temiz akıl
sahipleri, Allah’tan korkun. Doğrusu Allah, size bir zikir
(uyaran, hatırlatan ve öğüt veren Kur’an) indirmiştir. (65/10)
Ve derler ki: “Eğer dinlemiş
olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin
halkı arasında olmayacaktık.” (67/10)
Bunlarda, akıl sahibi
olan için bir yemin var, değil mi? (89/5)
Hani İsrailoğullarından,
“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya yakınlara
yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın insanlara güzel
söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin” diye
misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç döndünüz ve
(hâlâ) yüz çeviriyorsunuz. (2/83)
Sana neyi infak edeceklerini
sorarlar. De ki: “Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya,
yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır
olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.” (2/215)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a ahiret
gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; ona
olan sevgisine rağmen malı yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
Sizden birinize ölüm gelip
çattığı zaman eğer geride bir hayır bırakmışsa, anaya, babaya
ve yakın akrabaya bilinen (uygun meşru) bir tarzda vasiyette
bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir hak olarak-
size yazıldı (farz kılındı). (2/180)
Anne ve baba ile akrabaların
bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır; anne ve baba
ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de bir pay
vardır. Bunun azından ve çoğundan farz kılınmış bir pay
vardır. (4/7)
(Mirası) Bölüşme sırasında
yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa onları ondan
rızıklandırın ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin. (4/8)
Çocuklarınız konusunda
Allah erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer
onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu
durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa geriye
bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir,
çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise bu durumda
annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa, o zaman
annesi için altıda bir’dir. (Ancak bu hükümler ölenin) Ettiği
vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız,
oğullarınız siz onların hangilerinin yarar bakımından size
daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah’tan bir
farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi
olandır. (4/11)
Anne-babanın ve yakınların
geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık.
Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını
verin. Şüphesiz, Allah, herşeye şahid olandır. (4/33)
Allah’a ibadet edin ve
O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki
arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına
güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp
böbürleneni sevmez. (4/36)
Ey iman edenler, kendiniz,
anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için
şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin
olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah, onlara daha yakındır.
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer
dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz,
şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (4/135)
Ey iman edenler, sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında,
aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya
yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden
olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak
olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size):
“Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz
ve Allah’ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz
elbette günahkarlardan oluruz.” diye Allah adına yemin etsinler.
(5/106)
De ki: “Gelin size Rabbinizin
neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak
koşmayın, anne-babaya iyilik edin yoksulluk-endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de onların da rızıklarını
biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına
yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah’ın (öldürülmesini)
haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye
(emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz.” (6/151)
“Yetimin malına, o erginlik
çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın.
Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. hiçbir nefse, gücünün
kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz
zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah’ın ahdine vefa
gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur
ki öğüt alıp-düşünürsünüz.” (6/152)
Bilin ki, ‘ganimet olarak
ele geçirdiğiniz’şeylerin beşte biri, muhakkak Allah’ın,
Resulün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.
Eger Allah’a hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün,
iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (Bedir’de) kulumuza
indirdiğimize iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün).
Allah herşeye güç yetirendir. (8/41)
Bundan sonra iman edip
hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, işte onlar
sizdendir. Akrabalar (mirasta) Allah’ın Kitabına göre, birbirlerine
(mirasta) önceliklidir. Doğrusu Allah herşeyi bilendir.
(8/75)
Nasıl olabilir ki!.. Eğer
size karşı galip gelirlerse size karşı ne ‘akrabalık bağlarını’,
ne de ‘sözleşme hükümlerini’ gözetip-tanırlar. Sizi ağızlarıyla
hoşnut kılarlar, kalbleri ise karşı koyar. Onların çoğu
fasık kimselerdir. (9/8)
Onlar (hiç) bir mü’mine
karşı ne ‘akrabalık bağlarını’, ne de ‘sözleşme hükümlerini’
gözetip tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.
(9/10)
Kendilerine onların gerçekten
çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra
-yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri
peygambere ve iman edenlere yaraşmaz. (9/113)
Akrabaya hakkını ver,
yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma.
(17/26)
Sizden, faziletli ve varlıklı
olanlar, yakınlara yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere
vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler.
Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah bağışlayandır
esirgeyendir. (24/22)
(Öncelikle) En yakın hısımlarını
(aşiretini) uyar. (26/214)
Öyleyse yakınlara hakkını
ver, yoksula da yolcuya da. Allah’ın yüzünü (rızasını) isteyenler
için bu daha hayırlıdır ve felaha erenler onlardır. (30/38)
Hiçbir günahkar bir başka
günahkarın günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan kimse
(bir başkasını) onu taşımaya çağırsa, -bu yakın-akrabası
da olsa- kendisine ondan hiçbir şey yükletilmez. Sen, yalnızca
gayb ile Rablerinden ‘içleri titreyerek-korkmakta’ olanları
ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa,
artık o, kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır. Sonunda
dönüş Allah’adır. (35/18)
Demek ‘iş başına gelip
yönetimi ele alırsanız’ hemen yeryüzünde fesad (bozgunculuk)
çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız
öyle mi? (47/22)
Allah’ın o (fethedilen)
şehir halkından Resûlü’ne verdiği fey Allah’a, Resûl’e,
(ve Resûl’e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara
ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet)
sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet
olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden
sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’tan korkun. Şüphesiz
Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/7)
Ne yakın akrabalarınız,
ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz.
(Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah yaptıklarınızı
görendir. (60/3)
Andolsun, senden önce
de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın
izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi)
getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre)
için bir kitap (yazı hüküm son) vardır. (13/38)
Rabbin, O’ndan başkasına
kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti.
Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa,
onlara: “Öf” bile deme ve onları azarlama; onlara güzel
söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger
ve de ki: “Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse
Sen de onları esirge.” Akrabaya hakkını ver yoksula ve yolda
kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma. (17/23-26)
Biz insana anne ve babasına
(karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer
onlar hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için
sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara
itaat etme. Dönüşünüz banadır. Artık yaptıklarınızı size
haber vereceğim. (29/8)
Elçilerimiz Lut’a geldikleri
zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı. Dediler
ki: “Korkuya düşme ve hüzne kapılma. Karın dışında seni
ve aileni muhakak kurtaracağız. O ise arkada kalacaktır.”
(29/33)
Peygamber, mü’minler için
kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların
anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah’ın Kitabında
birbirlerine öteki mü’minlerden ve muhacirlerden daha yakındır.
Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar
Kitapta yazılmış bulunmaktadır. (33/6)
Ey iman edenler, gerçek
şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler
için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının. Yine
de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve
bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(64/14)
Mallarınız ve çocuklarınız
sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük
ecir (en güzel karşılık) O’nun katında olandır. (64/15)
Ey insanlar, eğer dirilişten
yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan
yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo),
sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından;
size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi,
adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra
sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına
erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına
son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme
durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri
çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat
biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır
ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (22/5)
Sonra o su damlasını bir
alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre
topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra
o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere
de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik.
Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. (23/14)
O’dur ki, sizi topraktan,
sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo) yarattı;
sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik)
çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli
bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına
son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki
aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır). (40/67)
Sonra bir alak (embriyo)
oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir ‘düzen içinde biçim
verdi.’ (75/38)
O, insanı bir alak’tan
yarattı. (96/2)
(Zekeriya) “Rabbim, bana
bir alamet (ayet) ver.” dedi. “Sana alamet, işaretleşme
dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça
zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et.” dedi. (3/41)
Dedi ki: “Rabbim, bana
bir alamet (ayet) ver.” Dedi ki: “Senin alametin, sapasağlam
iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır.” (19/10)
İman edenlerle karşılaştıkları
zaman: “İman ettik” derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında
ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla)
yalnızca alay ediyoruz.” (2/14)
(Asıl) Allah onlarla alay
eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli
bir) süre tanır. (2/15)
Hani Musa kavmine: “Allah,
muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. “Bizi
alaya mı alıyorsun?” dediler. (Musa) “Cahillerden olmaktan
Allah’a sığınırım” dedi. (2/67)
İnkar edenlere dünya hayatı
çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle
alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların
üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (2/212)
O, size Kitapta: “Allah’ın
ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini
işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar,
onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz” diye
indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü
cehennemde toplayacak olandır. (4/140)
Ey iman edenler, sizden
önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun
(konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin.
Ve eğer inanıyorsanız, Allah’tan korkup-sakının. (5/57)
Onlar, siz birbirinizi
namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler.
Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.
(5/58)
Kendilerine hak gelince,
onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara
gelecektir. (6/5)
Andolsun, senden önceki
elçiler de alaya alındı da alaya aldıkları şey, onlardan
maskaralık yapanları çepeçevre kuşatıverdi. (6/10)
Ayetlerimiz konusunda
‘alaylı tartışmalara dalanlar:’ -onlar bir başka söze geçinceye
kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa,
bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla
beraber oturma. (6/68)
Münafıklar, kalblerinde
olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin aleyhlerinde
indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: “Alay edin. Şüphesiz,
Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır.” (9/64)
Onlara sorarsan, andolsun:
“Biz dalmış, oyalanıyorduk” derler. De ki: “Allah ile, O’nun
ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?” (9/65)
Sadakalar konusunda, mü’minlerden
ek bağışlarda bulunanlarla emeklerinden (cehdlerinden) başkasını
bulamayanları yadırgayarak bunlarla alay edenler; Allah
(asıl) onları alay konusu kılmıştır ve onlar için acı bir
azab vardır. (9/79)
Andolsun, onlardan azabı
sayılı bir topluluğa (veya belirli bir süreye) kadar ertelesek,
mutlaka: “Onu alıkoyan nedir?” derler. Haberiniz olsun;
onlara bunun geleceği gün, onlardan geri çevrilecek değildir
ve alaya almakta oldukları şey de kendilerini çepeçevre
kuşatacaktır. (11/8)
Gemiyi yapıyordu. Kavminin
ileri gelenleri kendisine her uğradığında O’nunla alay ediyordu.
O: “Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz
de sizlerle alay edeceğiz” dedi. (11/38)
Andolsun, senden önceki
elçilerle de alay edildi, bunun üzerine Ben de o inkâra
sapanlara bir süre tanıdım, sonra onları (kıskıvrak) yakalayıverdim.
İşte nasıldı sonuçlandırma? (13/32)
Onlara herhangi bir elçi
gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi. (15/11)
Şüphesiz o alay edenlere
(karşı) biz sana yeteriz. (15/95)
Böylece işledikleri kötülükleri
kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları şey, kendilerini
sarıp-kuşatıverdi. (16/34)
Ya da göğüslerinizde büyümekte
olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun).” Bizi kim (hayata)
geri çevirebilir” diyecekler. De ki: “Sizi ilk defa yaratan.”
Bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler
ki: “Ne zamanmış o?” De ki: “Umulur ki pek yakında.” (17/51)
Biz elçileri, müjde vericiler
ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz.
İnkâr edenler ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak için
mücadele ediyorlar. Onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını
(azabı) alay konusu edindiler. (18/56)
İşte, inkâr etmeleri,
ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı
onların cezası cehennemdir. (18/106)
İnkâr edenler seni gördüklerinde,
seni yalnızca alay-konusu ediyorlar (ve:) “Sizin ilahlarınızı
diline dolayan bu mu?” (derler.) Oysa Rahman’ın sözünü (Kitabını)
inkar edenler kendileridir. (21/36)
Andolsun, senden önceki
elçilerle de alay edildi, fakat içlerinden küçük düşürenleri,
o alaya aldıkları (azap) sarıp-kuşatıverdi. (21/41)
Siz onları alay konusu
edinmiştiniz; öyle ki, size benim zikrimi unutturdular ve
siz onlara gülüp duruyordunuz.” (23/110)
Seni gördükleri zaman,
seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: “Allah’ın, elçi
olarak gönderdiği bu mu?” (25/41)
Gerçekten yalanladılar;
fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek
yakında gelecektir. (26/6)
Sonra kötülük yapanların
uğradıkları son, Allah’ın ayetlerini yalanlamaları ve alay
konusu edinmeleri dolayısıyla çok kötü oldu. (30/10)
Yazıklar olsun kullara;
ki onlara bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
(36/30)
Hayır, sen (bu muhteşem
yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise
alay edip duruyorlar. (37/12)
Bir ayet (mucize) gördüklerinde
de, alay konusu edinip eğleniyorlar. (37/14)
Biz onları bir alay konusu
edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?” (38/63)
Kazandıkları kötülükler,
kendileri için açığa çıkmıştır ve alay konusu edindikleri
şey de kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (39/48)
Kişinin (yana yakıla)
şöyle diyeceği (gün): “Allah yanında (kullukta) yaptığım
kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana) doğrusu ben, (Allah’ın
diniyle) alay edenlerdendim.” (39/56)
Resulleri kendilerine
apaçık belgeler getirdiği zaman, onlar, yanlarında olan
ilimden dolayı sevinip-böbürlendiler de, kendisini alay
konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşatıverdi. (40/83)
Onlara bir peygamber gelmeyiversin,
mutlaka onunla alay ederlerdi. (43/7)
Ayetlerimizden bir şey
öğrendiği zaman, alay konusu edinir. İşte onlar için aşağılatıcı
bir azab vardır. (45/9)
Onların yaptıkları şeylerin
kötülüğü kendileri için açığa çıktı ve alay konusu edindikleri
de onları sarıp-kuşattı. (45/33)
Bunun nedeni şudur: Çünkü
siz Allah’ın ayetlerini alay konusu edindiniz; dünya hayatı
da sizi aldattı.” Böylece ne ordan (ateşten) çıkarılırlar,
ne (Allah’tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilir. (45/35)
Andolsun, biz onları,
sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde (size
vermediğimiz güç ve iktidar imkanlarıyla) yerleşik kıldık
ve onlara işitme, görme (duygularını) ve gönüller verdik.
Ancak ne işitme, ne görme (duyuları) ve ne gönülleri kendilerine
herhangi bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Allah’ın ayetlerini
inkar ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşattı.
(46/26)
Ey iman edenler, bir kavim
(bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha
hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki
kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi
kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi ‘olmadık-kötü
lakablarla’ çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir
isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların
ta kendileridir. (49/11)
Arkadan çekiştirip duran,
kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline;
(104/1)
Ey iman edenler, içinizden
kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine)
kendisinin onları sevdiği, onların da kendisine sevdiği
mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise ‘güçlü
ve onurlu,’ Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından
korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah’ın bir fazlıdır,
onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır,
bilendir. (5/54)
Onlara acıyarak alçakgönüllülük
kanadını ger ve de ki: “Rabbim, onlar beni küçükken nasıl
terbiye ettilerse Sen de onları esirge.” (17/24)
Biz her ümmet için bir
“Mensek” kıldık, O’nun kendilerine rızık olarak verdiği
(kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar diye.
İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O’na
teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver. (22/34)
O Rahman’ın kulları, yeryüzü
üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle
muhatap oldukları zaman “Selam” derler. (25/63)
De ki: “Ey mülkün sahibi
Allah’ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü
çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın;
hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin.”
(3/26)
(Allah) Dedi: “Kınanıp
alçaltılmış ve kovulmuş olarak ordan çık. Andolsun, onlardan
kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım.” (7/18)
Siz O’na (peygambere)
yardım etmezseniz, Allah O’na yardım etmiştir. Hani kâfirler
ikiden biri olarak O’nu (Mekke’den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: “Hüzne kapılma,
elbette Allah bizimle beraberdir.” Böylece Allah O’na ‘huzur
ve güvenlik duygusunu’ indirmişti, O’nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş, inkâra edenlerin de kelimesini alçaltmıştı.
Oysa Allah’ın kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür,
hüküm ve hikmet sahibidir. (9/40)
Böylelikle ona bir tuzak
hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık.
(37/98)
Gerçekten Allah’a ve Resûlü’ne
karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri
sınır koymaya kalkışmakla) başkaldıranlar, kendilerinden
öncekilerin alçaltılması gibi alçaltılmışlardır. Oysa biz
apaçık ayetler indirdik. Kafirler için küçültücü bir azap
vardır. (58/5)
Hurma ağaçlarından her
neyi kesmişseniz veya kökleri üzerinde dimdik bırakmışsanız,
(bu) Allah’ın izniyledir ve fasık olanları alçaltması içindir.
(59/5)
(Şeytan) Onlara vaadler
ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan,
onlara bir aldanıştan başka bir şey va’detmez. (4/120)
Hani, münafık olanlar
ve kalplerinde hastalık bulunanlar: “ Allah ve Resulü, bize
boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi” diyorlardı.
(33/12)
Bilin ki, dünya hayatı
ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’,
bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal
ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur. Bir yağmur örneği
gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna
gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı
kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise
şiddetli bir azab; Allah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk
(rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka
bir şey değildir. (57/20)
Ey insanlar, Rabb’inizden
korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun
ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez
ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda)
değildir. Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı
sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah
ile aldatmasın. (31/33)
Ey insanlar, hiç şüphesiz
Allah’ın va’di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın
ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak)
aldatmasın. (35/5)
(Sözde) Allah’ı ve iman
edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar
ve şuurunda değiller. (2/9)
Her nefis ölümü tadıcıdır.
Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir.
Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o
gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan
başka bir şey değildir. (3/185)
İnkâr edenlerin ülke ülke
dönüp-dolaşmaları seni aldatmasın. (3/196)
Gerçek şu ki, münafıklar
(sözde), Allah’ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır.
Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara
gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar. (4/142)
Böylece her peygambere,
insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan
bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar.
Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan
olarak düzmekte olduklarıyla başbaşa bırak. (6/112)
Ey cin ve insan topluluğu,
içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve size bu karşı
karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler
gelmedi mi? Onlar: “Nefislerimize karşı şehadet ederiz”
derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kafir olduklarına
dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler. (6/130)
Böylece onları aldatarak
düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine
beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye
başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: “Ben
sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten
apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?” (7/22)
Onlar, dinlerini bir eğlence
ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı.
Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi
‘yok sayarak tanımadıkları’ gibi, biz de bugün onları unutacağız.
(7/51)
Münafıklar ve kalblerinde
hastalık olanlar şöyle diyorlardı: “Bunları (Müslümanları)
dinleri aldattı.” Oysa kim Allah’a tevekkül ederse, şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(8/49)
Onlar, seni aldatmak isterlerse,
şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü’minlerle
destekledi. (8/62)
Onlardan güç yetirdiklerini
sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların
üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak
ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun.” Şeytan, onlara aldatmadan
başka bir şey vadetmez. (17/64)
Ey insanlar, Rabb’inizden
korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun
ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez
ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda)
değildir. Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı
sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah
ile aldatmasın. (31/33)
Ey insanlar, hiç şüphesiz
Allah’ın va’di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın
ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak)
aldatmasın. (35/5)
De ki: “Siz, Allah’ın
dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber
verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde
bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz
de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler?
Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.
(35/40)
Allah’ın ayetleri konusunda
inkar edenlerden başkası mücadele etmez. Öyleyse onların
şehirlerde dönüp dolaşması seni aldatmasın. (40/4)
Bunun nedeni şudur: Çünkü
siz Allah’ın ayetlerini alay konusu edindiniz; dünya hayatı
da sizi aldattı.” Böylece ne ordan (ateşten) çıkarılırlar,
ne (Allah’tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilir. (45/35)
(Münafıklar) Onlara seslenirler:
“Biz sizlerle birlikte değil miydik?” Derler ki: “Evet,
ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların
ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah’a ve
İslam’a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular
yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah’ın emri (olan ölüm) geliverdi;
ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak,
hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu.” (57/14)
Ey insan, ‘üstün kerem
sahibi’ olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir?
(82/6)
|