kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Hamd, Alemlerin Rabbi’nedir.
(1/1)
Ey İsrailoğulları, size
bağışladığım nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere üstün
kıldığımı hatırlayın. (2/47)
Ey İsrailoğulları, size
bağışladığım nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere muhakkak
üstün kıldığımı hatırlayın. (2/122)
Rabbi ona: “Teslim ol”
dediğinde (O:) “Alemlerin Rabbine teslim oldum” demişti.
(2/131)
Böylece onları, Allah’ın
izniyle yenilgiye uğrattılar. Davud Calut’u öldürdü. Allah
da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer
Allah’ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def’i (engellemesi)
olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah,
alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (2/251)
Gerçek şu ki, Allah, Adem’i,
Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine
seçti; (3/33)
Hani melekler: “Meryem,
şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına
üstün kıldı,” demişti. (3/42)
Orada apaçık ayetler (ve)
İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir.
Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev’i haccetmesi Allah’ın
insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkâr ederse, şüphesiz,
Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır. (3/97)
Bunlar sana hak olarak
okumakta olduğumuz Allah’ın ayetleridir. Allah, alemlere
zulüm isteyen değildir. (3/108)
Hani, Musa kavmine (şöyle)
demişti: “Ey kavmim, Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın;
içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı
ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi.” (5/20)
Eğer beni öldürmek için
elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi
sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan
korkarım.” (5/28)
Allah demişti ki: “Şüphesiz
ben bunu size indireceğim. Artık sonra sizden kim inkâr
ederse, ben onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım
bir azabla azablandıracağım.” (5/115)
Böylece zulmeden topluluğun
kökü kurutuldu. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’adır. (6/45)
De ki: “Bize yararı ve
zararı olmayan Allah’tan başka şeylere mi tapalım? Allah
bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde
şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: “Doğru yola, bize
gel” diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde
gerisin geri mi döndürülelim?” De ki: “Hiç şüphesiz Allah’ın
yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi)
teslim etmekle emrolunduk.” (6/71)
İsmail’i, Elyasa’yı, Yunus’u
ve Lut’u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere
üstün kıldık. (6/86)
İşte Allah’ın hidayet
verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu hidayetlerine
uy. De ki: “Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum.
O (Kur’an), alemlere bir ‘öğüt ve hatırlatmadan’ başkası
değildir.” (6/90)
De ki: “Şüphesiz benim
namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi
olan Allah’ındır.” (6/162)
Gerçekten sizin Rabbiniz,
altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden
Allah’tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle
örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir.
Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur.
Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (7/54)
O: “Ey kavmim, bende bir
‘şaşırmışlık ve sapmışlık’ yoktur; ama ben alemlerin Rabbinden
bir elçiyim.” dedi. (7/61)
(Hud:) “Ey kavmim” dedi.
“Bende ‘akıl yetersizliği’ yoktur; ama ben gerçekten alemlerin
Rabbinden bir elçiyim” dedi. (7/67)
Hani Lut da kavmine şöyle
demişti: “Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı
hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? (7/80)
Musa dedi ki: “Ey Firavun,
gerçekten, ben alemlerin Rabbinden (gönderilme) bir elçiyim.”
(7/104)
Alemlerin Rabbine iman
ettik” dediler. (7/121)
O sizi alemlere üstün
kılmışken, ben size Allah’tan başka bir ilah mı arayacağım?”
(7/140)
Oradaki duaları: “Allah’ım,
Sen ne yücesin”dir ve oradaki dirlik temennileri: “Selam”dır;
dualarının sonu da: “Gerçekten, hamd alemlerin Rabbi olan
Allah’ındır.” (10/10)
Bu Kur’an, Allah’tan başkası
tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri
doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda
hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir. (10/37)
Oysa ki sen buna karşı
onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için yalnızca
bir ‘öğüt ve hatırlatmadır.’ (12/104)
Onu ve Lut’u kurtarıp
içinde, alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere
(ülkeye) çıkardık. (21/71)
Biz seni alemler için
yalnızca bir rahmet olarak gönderdik. (21/107)
Alemlere uyarıcı olsun
diye, kuluna Furkan’ı indiren (Allah) ne yücedir. (25/1)
Gecikmeksizin Firavun’a
giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbi’nin elçisiyiz,”
(26/16)
Firavun dedi ki: “Alemlerin
Rabbi nedir?” (26/23)
(Ve:) “Alemlerin Rabbine
iman ettik” dediler. (26/47)
İşte bunlar, gerçekten
benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç” (26/77)
Çünkü sizi (yalancı olanları)
alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk. (26/98)
Buna karşılık ben sizden
bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine
aittir.” (26/109, 26/127, 26/164, 26/180)
Gerçekten o (Kur’an),
alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir. (26/192)
Oraya gittiğinde, kendisine
seslenildi: “Ateş (yerin)de olanlar da, çevresinde bulunanlar
da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir.
(27/8)
Ona: “Köşke gir” denildi.
Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını
açtı. (Süleyman:) Dedi ki: “Gerçekte bu, saydam camdan olma
düzeltilmiş bir köşk-zemindir.” Dedi ki: “Rabbim, gerçekten
ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman’la birlikte
alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” (27/44)
Derken oraya geldiğinde,
o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: “Ey
Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah benim;” diye seslenildi.
(28/30)
Kim cihad ederse, yalnızca
kendi nefsi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, alemlerden
müstağnidir. (29/6)
İnsanlardan öylesi vardır
ki, “Allah’a iman ettik” der; fakat Allah uğruna eziyet
gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence
ve) fitnesini Allah’ın azabıymış gibi sayar; ama Rabbinden
‘bir yardım ve zafer’ gelirse, andolsun: “Biz gerçekten
sizlerle birlikteydik” demektedirler. Oysa Allah, alemlerin
sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir? (29/10)
Böylece biz onu ve gemi
halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet (kendisinden
ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk. (29/15)
Lut da; hani kavmine demişti:
“Siz gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı
‘çirkin bir utanmazlığı’ yapıyorsunuz.” (29/28)
Kendisinde şüphe olmayan
bu Kitabın indirilişi alemlerin Rabbi tarafındandır. (32/2)
Alemler içinde selam olsun
Nuh’a. (37/79)
Alemlerin Rabbi hakkındaki
zannınız nedir?” (37/87)
Ve âlemlerin Rabbi olan
Allah’a hamd olsun. (37/182)
O (Kur’an), alemler için
yalnızca bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dir.” (38/87)
Melekleri de arşın etrafını
çevirmişler olarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini
görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve: “Alemlerin
Rabbine hamdolsun” denilmiştir. (39/75)
Allah, yeryüzünü sizin
için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi,
suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve
size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz
Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir. (40/64)
O, Hayy (diri) olandır.
O’ndan başka ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca kendisine
halis kılanlar olarak O’na dua edin. Alemlerin Rabbine hamdolsun.
(40/65)
De ki: “Bana apaçık belgeler
gelince, sizin Allah’tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten
kesin olarak menedildim ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla
emrolundum.” (40/66)
De ki: “Gerçekten siz
mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O’na birtakım
eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.” (41/9)
Andolsun, Biz Musa’yı,
Firavun’a ve onun ‘önde gelen çevresine’ ayetlerimizle gönderdik.
O da, dedi ki: “Gerçekten ben, alemlerin Rabbinin elçisiyim.”
(43/46)
Andolsun, biz onları bir
ilim üzere alemlere üstün kıldık. (44/32)
Andolsun, biz İsrailoğullarına
Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik, onları temiz ve güzel
şeylerle rızıklandırdık ve onları alemlere üstün kıldık.
(45/16)
Şu halde hamd, göklerin
Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah’ındır. (45/36)
Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
(56/80)
Şeytanın durumu gibi;
çünkü insana “İnkâr et” dedi, inkâr edince de: “Gerçek şu
ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan
Allah’tan korkarım” dedi. (59/16)
Oysa o (Kur’an), alemlere
bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den
başka bir şey değildir. (68/52)
Alemlerin Rabbinden bir
indirilmedir. (69/43)
O (Kur’an), alemler için
yalnızca bir zikirdir; (81/27)
Alemlerin Rabbi olan Allah
dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (81/29)
İnsanların, alemlerin
Rabbi için kalkacağı günde. (83/6)
İnkâr edenler ve ayetlerimizi
yalanlayanlar ise, onlar da, alevli ateşin halkıdırlar.
(5/10)
Yahudiler: “Allah’ın eli
sıkıdır” dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden
dolayı lanetlendiler. Hayır; O’nun iki eli açıktır, nasıl
dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen,
onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkârlarını arttıracaktır.
Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık
ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş
alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa
çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (5/64)
Allah, kimi hidayete erdirirse,
işte o, hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için O’nun
dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü, biz onları
yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz.
Onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi sükun buldukça,
çılgın alevini onlara arttırırız. (17/97)
Demişti ki: “Rabbim, şüphesiz
benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu;
ben sana dua etmekle mutsuz olmadım.” (19/4)
Ayetlerimiz konusunda
acze düşürücü çabalar harcayanlar, alevli ateşin halkıdır.
(22/51)
Ancak (sözü hırsızlama)
çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen ‘yakıcı bir
alev’ izler (ve yok eder). (37/10)
İkinizin de üzerine ateşten
yalın bir alev ve (bakır gibi erimiş) kıpkızıl bir duman
salıverilir de ‘kurtulup-başaramazsınız.’ (55/35)
Sonra çılgın alevlerin
içine atın.” (69/31)
Ne gölge altında barındırır,
ne (yakıcı) alevden korur. (77/31)
Çılgın alevli ateşe girecek.
(84/12)
Artık sizi, ‘alevleri
kabardıkça kabaran’ bir ateşle uyardım. (92/14)
Alevi olan bir ateşe girecektir.
(111/3)
Sana haram olan ayı, onda
savaşmayı sorarlar. De ki: “Onda savaşmak büyük (bir günahtır).
Ancak Allah katında, Allah’ın yolundan alıkoymak, onu inkâr
etmek, Mescid-i Haram’a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak
daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer
güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar
sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri
döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri
(amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar
ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır. (2/217)
Kadınlarınızdan fuhuş
yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun.
Eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya
Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun. (4/15)
Yahudilerin yaptıkları
zulüm ve birçok kişiyi Allah’ın yolundan alıkoymaları nedeniyle
(önceleri) kendilerine helal kılınmış güzel şeyleri onlara
haram kıldık. (4/160)
Şüphesiz, inkâr edenler
ve Allah yolundan alıkoyanlar gerçekten uzak bir sapıklıkla
sapmışlardır. (4/167)
Ey iman edenler, Allah’ın
şiarlarına, haram olan ay’a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki)
gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek
Beyt-i Haram’a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan
çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın
sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda
yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah’tan
korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (5/2)
Ey iman edenler, adil
şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa
olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın.
O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz
Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (5/8)
Gerçekten şeytan, içki
ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah’ı
anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz
değil mi? (5/91)
Ey iman edenler, sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında,
aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya
yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden
olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak
olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size):
“Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz
ve Allah’ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz
elbette günahkarlardan oluruz.” diye Allah adına yemin etsinler.
(5/106)
Onlar, hem ondan alıkoyarlar,
hem kendileri kaçarlar. Onlar, yalnızca kendi nefislerinden
başkasını yıkıma uğratmazlar ama şuurunda değildirler. (6/26)
Ya da: “Kitap bize de
indirilseydi, elbette onlardan daha çok doğru yolda olurduk”
dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık bir belge,
bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Allah’ın ayetlerini
yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup-çevirenden daha
zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup-çevirenlere, bu ‘engelleme
ve çevirmelerinden’ dolayı pek çetin bir azabla karşılık
vereceğiz. (6/157)
(Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde,
seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben
ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan
yarattın.” (7/12)
Ki onlar Allah’ın yolundan
alıkoyanlar, onda çarpıklık arayanlar ve ahireti tanımayanlardır.”
(7/45)
O’na iman edenleri tehdit
ederek, Allah’ın yolundan alıkoymak için ve onda çarpıklık
arayarak (böyle) her yolun (başını) kesip-oturmayın. Hatırlayın
ki siz azınlıkta (ve güçsüz) iken O, sizi çoğalttı. Bozgunculuk
çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bakın.” (7/86)
Onlar, Mescid-i Haram’dan
(insanları) alıkoyarlarken ve onun (gerçek ve layık) koruyucuları
değilken Allah, ne diye onları azablandırmasın? Onun (asıl)
koruyucuları yalnızca korkup-sakınanlardır. Ancak onların
çoğu bilmezler. (8/34)
Bir de yurtlarından refahtan
şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve
(halkı) Allah’ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah,
onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır. (8/47)
Ey iman edenler, gerçek
şu ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden
çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın
yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah
yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele. (9/34)
Münafık erkekler ve münafık
kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten
alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular;
O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.
(9/67)
Andolsun, onlardan azabı
sayılı bir topluluğa (veya belirli bir süreye) kadar ertelesek,
mutlaka: “Onu alıkoyan nedir?” derler. Haberiniz olsun;
onlara bunun geleceği gün, onlardan geri çevrilecek değildir
ve alaya almakta oldukları şey de kendilerini çepeçevre
kuşatacaktır. (11/8)
Böylece (Yusuf) kardeşinin
kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra
onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle
bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki
kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah’ın
dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.
Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.
(12/76)
Dediler ki: “Ey Vezir,
gerçek şu ki, bunun yaşlı (ve) büyük bir babası var; onun
yerine bizden birisini alıkoy. Doğrusu biz, seni iyilik
yapanlardan görmekteyiz.” (12/78)
Dedi ki: “Eşyamızı kendisinde
bulduğumuzun dışında, birisini alıkoymamızdan Allah’a sığınırız.
Yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim oluruz.” (12/79)
Onlar, dünya hayatını
ahirete tercih ederler. Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve
onu çarpıtmak isterler (veya onda çarpıklık ararlar). İşte
onlar, uzak bir sapıklık içindedirler. (14/3)
Dediler ki: “Biz seni
‘herkes(in işin)e karışmaktan’ alıkoymamış mıydık?” (15/70)
İnkâr edip de Allah’ın
yolundan alıkoyanlar; biz, işledikleri bozgunculuğa karşılık,
onlara azab üstüne azab ilave ettik. (16/88)
Yeminlerinizi kendi aranızda,
bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak
kayar ve Allah’ın yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız.
(Ayrıca) Büyük azab da sizin içindir. (16/94)
Bizi ayet (mucize)ler
göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir
şey alıkoymadı. Semud’a dişi deveyi görünür (bir mucize)
olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla)
zulmetmiş oldular. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için
göndeririz. (17/59)
Kendilerine hidayet geldiği
zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: “Allah,
elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?” demelerinden başkası
değlidir. (17/94)
Kendilerine hidayet geldiği
zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden
alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine
de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni
beklemeleri)dir. (18/55)
Öyleyse, ona inanmayıp
kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra
yıkıma uğrarsın.” (20/16)
(Musa da gelince:) “Ey
Harun” demişti. “Onların saptıklarını gördüğün zaman seni
(Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?” (20/92)
Gerçek şu ki, inkar edip
Allah yolundan ve yerlilerle dışarıdan gelenler için eşit
olarak (haram ve kıble) kıldığımız Mescid-i Haram’dan alıkoyanlara,
orada zulmederek adaletten ayrılanlara acı bir azab taddırırız.
(22/25)
Görmedin mi, Allah, yerdekileri
ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza
verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar.
Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir.
(22/65)
(Öyle) Adamlar ki, ne
ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru
namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’;
onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten
allak bullak olacağı) günden korkarlar. (24/37)
Onu ve kavmini, Allah’ı
bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara
yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan
alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar.”
(27/24)
Allah’tan başka tapmakta
olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte
o, inkâr eden bir kavimdendi. (27/43)
Sana indirildikten sonra,
sakın seni Allah’ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine
çağır ve sakın müşriklerden olma. (28/87)
Ad’ı ve Semud’u da (yıkıma
uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden size
(durumları) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan
süsleyip-çekici kıldı, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa
onlar görebilen kimselerdi. (29/38)
Sana Kitap’tan vahyedileni
oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar
(fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek
ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı
bilir. (29/45)
Gerçekten Allah, içinizden
alıkoyanları ve kardeşlerine: “Bize gelin” diyenleri bilir.
Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler. (33/18)
Büyüklük taslayanlar,
za’fa uğratılan (müstaz’af)lara dediler ki: “Size hidayet
geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz
(zaten) suçlu-günahkarlardınız.” (34/32)
Onlara, apaçık olan ayetlerimiz
okunduğunda: “Bu, sizi babalarınızın taptıkların(ilahlar)dan
alıkoymak isteyen bir adamdan başkası değildir” dediler.
Ve dediler ki: “Bu, düzülüp uydurulmuş bir yalan (iftira)dan
başka bir şey de değildir.” İnkâr edenler de, kendilerine
geldiği zaman hak için: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir
şey değildir” dediler. (34/43)
(Allah) Dedi ki: “Ey İblis,
iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi?
Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?” (38/75)
Gerçekten bunlar (bu şeytanlar),
onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten
hidayette olduklarını sanırlar. (43/37)
Şeytan sakın sizi (Allah’ın
yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir
düşmandır. (43/62)
Onlar ki inkâr ettiler
ve Allah’ın yolundan alıkoydular, (işte Allah da) onların
amellerini giderip-boşa çıkarmıştır. (47/1)
Şüphesiz inkar edenler,
Allah’ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça
belli olduktan sonra ‘elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar’,
kesin olarak Allah’a hiçbir şeyle zarar veremezler. (Allah,)
Onların amellerini boşa çıkaracaktır. (47/32)
Şüphesiz, inkar edenler,
Allah’ın yolundan alıkoyanlar, sonra ölenler; işte Allah,
onlara kesinlikle mağfiret etmeyecektir. (47/34)
Ki onlar, inkâr ettiler,
sizi Mescid-i Haram’dan ve durdurulmakta (bekletilmekte)
olan hediyeleri (kurbanları), yerlerine varmaktan alıkoydular.
Eğer kendilerini bilmediğiniz mü’min erkekler ve mü’min
kadınları, bilgisizlik dolayısıyla darmadağın edip de bu
yüzden size ‘dayanılmaz bir sıkıntı’ dokunmayacak olsaydı
(o zaman durum farklı olurdu. Durumunun böyle olması,) Allah’ın
dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer (karışık yaşayan
mü’minler), seçilip ayrılmış olsalardı, muhakkak içlerinden
inkâr edenleri acı bir azab ile azablandırırdık. (48/25)
Onlar, yeminlerini bir
siper edindiler, böylece Allah’ın yolundan alıkoydular.
Artık onlar için alçaltıcı bir azab vardır. (58/16)
Onlar, yeminlerini bir
siper edinip Allah’ın yolundan alıkoydular. Doğrusu ne kötü
şey yapıyorlar. (63/2)
Ne alıkoyar, ne bırakır.
(74/28)
Ben gerçekten, benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. O’nun,
alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak
benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda
olanı korumaktadır.)” (11/56)
Sonunda ikisi de (Allah’ın
emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban
etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. (37/103)
(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar,
simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.
(55/41)
O yalancı, günahkar olan
alnından. (96/16)
İşte bu örnekler; biz
bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası
bunlara akıl erdirmez. (29/43)
Göklerin ve yerin yaratılması
ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O’nun ayetlerindendir.
Şüphesiz bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır. (30/22)
İnsanlardan, hayvanlardan
ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır.
Kulları içinde ise Allah’tan ancak alim olanlar ‘içleri
titreyerek-korkar’. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır,
bağışlayandır. (35/28)
Ya da (bunlar) karanlıklar,
gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, ‘gökten şiddetli bir
yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların
saldığı dehşetle’; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını
tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
(Peki) Onlar, Allah’ın
gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bildiğini bilmiyorlar
mı? (2/77)
Kullarım Beni sana soracak
olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği
zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da
Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur
ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (2/186)
Allah... O’ndan başka
ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın
O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O’nun ilminden hiç birşeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.
Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.
(2/255)
Göklerde ve yerde ne varsa
Allah’ındır. Yçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz
de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar,
dilediğini azablandırır. Allah, her şeye güç yetirendir.
(2/284)
Şüphesiz, yerde ve gökte
Allah’a hiç bir şey gizli kalmaz. (3/5)
Size bir iyilik dokununca
tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna
sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların ‘hileli
düzenleri’ size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta
olduklarını kuşatandır. (3/120)
Onlar, insanlardan gizlerler
de Allah’tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan
olarak) hoşnut olmayacağı şeyi ‘geceleri düzenleyip kurarlarken,’
onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır. (4/108)
Göklerde ve yerde ne varsa
tümü Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatandır. (4/126)
Göklerde ve yerde ne varsa
Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter. (4/132)
Allah’ın üzerinizdeki
nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğinizde sizi,
kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın. Allah’tan korkup-sakının.
Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir. (5/7)
Göklerde ve yerde Allah
O’dur. Gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da
bilir. (6/3)
Gaybın anahtarları O’nun
katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada
ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir
yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş
ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir
kitaptadır. (6/59)
Gözler O’nu idrak edemez;
O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar
olandır. (6/103)
Onlar bilmiyorlar mı ki,
elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını
da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır.
(9/78)
Senin içinde olduğun herhangi
bir durum, onun hakkında Kur’an’dan okuduğun herhangi bir
şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona
(iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş
olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiç bir şey
Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha
büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.
(10/61)
Haberiniz olsun; gerçekten
onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker (Hak’tan kaçınıp
yan çizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, örtülerine
büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını
da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
(11/5)
Dedi ki: “Ey kavmim, sizce
benim yakın-çevrem, Allah’tan daha mı üstündür ki, O’nu
arkanızda-unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edindiniz. Şüphesiz
benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır.”
(11/92)
O, gaybı da, müşahede
edileni de bilendir. Pek büyüktür, yücedir. (13/9)
Sizden sözü saklı tutan
da, onu açığa vuran da, geceleyin gizlenen de ve gündüzün
ortaklıkta gezen de (O’nun katında bilme bakımından) birdir.
(13/10)
“Rabbimiz, şüphesiz Sen,
bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin.
Yerde ve gökte hiç bir şey Allah’a gizli kalmaz.” (14/38)
“Hani biz sana: “Muhakkak
Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz
o rüyayı insanları denemek için yaptık, Kur’an’da lanetlenmiş
ağacı da. Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda büyük
bir azgınlıktan başka bir şey arttırmıyor.” (17/60)
Ey İsrailoğulları, size
bağışladığım nimetimi hatırlayın ve ahdime bağlı kalın ki,
ben de ahdinize bağlı kalayım. Ve yalnızca benden korkun.
(2/40)
Yanınızda olan (Tevrat)ı,
doğrulayıcı olarak indirdiğime (Kur’an’a) iman edin; onu
inkâr edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerimizi az bir
değer karşılığında değişmeyin. Ve yalnızca benden korkun.
(2/41)
Bundan sonra kalpleriniz
yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan
öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır öyleleri
vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki
Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil
(habersiz) değildir. (2/74)
Her nereden çıkarsan,
yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Siz de) Her nerede
olursanız yüzünüzü onun yönüne çevirin. Öyle ki, onlardan
zulmedenlerin dışında insanların, size karşı bir delilleri
olmasın. Onlardan korkmayın, Benden korkun, üzerinizdeki
nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz. (2/150)
Haram ay haram, aya karşılıktır;
hürmetler (de) karşılıklıdır. Öyleyse kim size saldırırsa,
onun saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Allah’tan korkup-sakının
ve bilin ki Allah, muhakkak ki korkup-sakınanlarla beraberdir.
(2/194)
Haccı ve umreyi Allah
için tamamlayın. Eğer (düşman hastalık ve buna benzer nedenlerle)
kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin).
Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin.
Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun
ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir).
Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak
isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana
da, hacc’da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere,
bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i
Haram’da olmayanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki
Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. (2/196)
Hacc, bilinen aylardır.
Böylelikle kim onlarda haccı farz eder, (yerine getirir)se,
(bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya
girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız Allah onu
bilir. Azık edinin, şüphesiz, azığın en hayırlısı takvadır.
Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup-sakının. (2/197)
Sayılı günlerde Allah’ı
anın. İki günde (Mina’dan dönmek için) elini çabuk tutana
günah yoktur, geri kalana da günah yoktur. (Bu) sakınan
için(dir). Allah’tan korkup-sakının ve gerçekten bilin ki,
siz O’na döndürülüp-toplanacaksınız. (2/203)
İnkar edenlere dünya hayatı
çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle
alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların
üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (2/212)
Kadınlarınız sizin tarlanızdır;
tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe
hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah’tan
korkup-sakının ve bilin ki elbette O’na kavuşucusunuz. İman
edenlere müjde ver. (2/223)
Kadınları boşadığınızda,
bekleme sürelerini tamamlamışlarsa,onları ya güzellikle
tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip
zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle
yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah’ın
ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah’ın size verdiği,
nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitab’ı ve hikmeti
anın. Allah’tan korkup-sakının ve bilin k,i Allah herşeyi
bilendir. (2/231)
Emzirmeyi tamamlamak isteyenler
için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların
(annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak,
çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin
dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu,
çocuk kendisinin olan baba da, çocuğu dolayısıyla zarara
uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev)
de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile
ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı
isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı
(bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe
uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur.
Allah’tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı
görendir. (2/233)
Ey iman edenler, Allah’tan
nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının
ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum
üzerinde) ölmeyin. (3/102)
İşte bu şeytan, ancak
kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer
mü’minlerseniz, Ben’den korkun. (3/175)
Ey iman edenler, sabredin
ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah’tan korkun.
Umulur ki kurtulursunuz. (3/200)
Ey insanlar, sizi tek
bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden
birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının.
Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah’tan
ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah,
sizin üzerinizde gözeticidir. (4/1)
Ey iman edenler, adil
şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa
olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın.
O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz
Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (5/8)
Ey iman edenler, Allah’ın
üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size
ellerini uzatmaya yeltenmişti de (Allah) onların ellerini
sizlerden geri püskürtmüştü. Allah’tan korkup-sakının. Mü’minler
yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler. (5/11)
Ey iman edenler, Allah’tan
korkup-sakının ve (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın;
O’nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
(5/35)
Gerçek şu ki, biz Tevratı,
içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş
peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler
(Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah’ın kitabını
korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler
olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan
korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık
satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar,
kafir olanlardır. (5/44)
Ey iman edenler, sizden
önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun
(konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin.
Ve eğer inanıyorsanız, Allah’tan korkup-sakının. (5/57)
Allah’ın size rızık olarak
verdiklerinden helal ve temiz olarak yiyin. Kendisine inanmakta
olduğunuz Allah’tan korkup-sakının. (5/88)
İman edenler ve salih
amellerde bulunanlar için korkup-sakındıklar, iman ettikleri
ve salih amellerde bulunduklar,ı sonra korkup-sakındıkları
ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup-sakındıkları ve
iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) dedikleri
dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları
sever. (5/93)
Deniz avı ve onu yemek
size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal
kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı ise size haram
kılınmıştır. O’na (götürülüp) toplanacağınız Allah’tan korkup-sakının.
(5/96)
Bu, gerektiği gibi şahidliği
yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden
korkmalarına daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının ve
dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
(5/108)
Bir de: “Namazı kılın
ve O’ndan korkup-sakının (diye de emrolunduk.) Huzuruna
(götürülüp) toplanacağınız O’dur.” (6/72)
Ey Ademoğulları, içinizden
size ayetlerimi haber veren elçiler geldiğinde, kim sakınırsa
ve (davranışlarını) düzeltirse işte onlar için korku yoktur,
onlar mahzun olmayacaklardır. (7/35)
Ey iman edenler, Allah’tan
korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur
ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi
bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (8/29)
Onlar, Mescid-i Haram’dan
(insanları) alıkoyarlarken ve onun (gerçek ve layık) koruyucuları
değilken Allah, ne diye onları azablandırmasın? Onun (asıl)
koruyucuları yalnızca korkup-sakınanlardır. Ancak onların
çoğu bilmezler. (8/34)
Artık ganimet olarak elde
ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve Allah’tan
korkup-sakının. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(8/69)
Gerçekten, gece ile gündüzün
ardarda gelişinde ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı
şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler
vardır. (10/6)
De ki: “Göklerden ve yerden
sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan
kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir?
Ve işleri evirip-çeviren kimdir?” Onlar: “Allah” diyeceklerdir.
Öyleyse de ki: “Peki, siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?”
(10/31)
Ve onlar Allah’ın ulaştırılmasını
emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile
titrer kötü hesaptan korkarlar. (13/21)
Takva sahiplerine vadedilen
cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri
süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkâr
edenlerin sonu ise ateştir. (13/35)
(Allah’tan) Sakınanlara:
“Rabbiniz ne indirdi?” dendiğinde, “Hayır” dediler. Bu dünyada
güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret
yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.
(16/30)
Üstlerinden (her an bir
azab göndermeye kadir olan) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları
şeyi yaparlar. (16/50)
Allah dedi ki: “İki ilah
edinmeyin: O, ancak tek bir ilahtır. Öyleyse benden, yalnızca
benden korkun.” (16/51)
Göklerde ve yerde ne varsa
O’nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O’nundur.
Böyleyken Allah’tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?
(16/52)
Şüphesiz Allah, korkup-sakınanlarla
ve iyilik edenlerle beraberdir. (16/128)
Böylece biz onu, Arapça
bir Kur’an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü
şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da
onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur. (20/113)
O, önlerindekini ve arkalarındakini
bilir; onlar şefaat etmezler, (kendisinden) hoşnut olunandan
başka. Ve onlar, O’nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.
(21/28)
Onlar, Rablerine karşı
gayb ile (O’nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler
ve onlar, kıyamet saatinden ‘içleri titremekte olanlardır.’
(21/49)
Onun duasına icabet ettik,
kendisine Yahya’yı armağan ettik ,eşini de doğurmaya elverişli
kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak
ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.
(21/90)
Ey insanlar, Rabbinizden
korkup-sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük
bir şeydir. (22/1)
İşte sizin ümmetiniz bir
tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse benden
korkup-sakının. (23/52)
Gerçekten, Rablerine olan
haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar (23/57)
‘Gönülden katıksız bağlılar’
olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup-sakının, dosdoğru
namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (30/31)
Ey insanlar, Rabb’inizden
korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun
ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez
ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda)
değildir. Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı
sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah
ile aldatmasın. (31/33)
Şüphesiz, Müslüman erkekler
ve Müslüman kadınlar mü’min erkekler ve mü’min kadınlar,
gönülden (Allah’a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah’a)
itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar,
sabreden erkekler ve sabreden kadınlar saygıyla (Allah’tan)
korkan erkekler ve saygıyla (Allah’tan) korkan kadınlar,
sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar oruç tutan
erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler
ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çokca zikreden
erkekler ve (Allah’ı çokca) zikreden kadınlar; (işte) bunlar
için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.
(33/35)
Ki onlar (o peygamberler)
Allah’ın risaletini tebliğ edenler O’ndan içleri titreyerek-korkanlar
ve Allah’ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap
görücü olarak Allah yeter. (33/39)
hiçbir
günahkar bir başka günahkarın günahını yüklenemez. Eğer
yükü ağır olan kimse (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa
-bu, yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan hiçbir şey
yükletilmez. Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden ‘içleri
titreyerek-korkmakta’ olanları ve dosdoğru namazı kılanları
uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa, artık o, kendi nefsi
için temizlenip-arınmıştır. Sonunda dönüş Allah’adır. (35/18)
İnsanlardan,
hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar
vardır. Kulları içinde ise, Allah’tan ancak alim olanlar
‘içleri titreyerek-korkar’. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü
olandır, bağışlayandır. (35/28)
Sen
ancak, zikre (Kur’an’a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah’)a
(karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte
böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele. (36/11)
Ancak
Rablerinden korkup-sakınanlar ise; onlara yüksek köşkler
vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir.
Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu) Allah’ın va’didir.
Allah va’dinden dönmez. (39/20)
Allah, müteşabih (benzeşmeli),
ikişerli, bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine
karşı içleri titreyerek-korkanların O’ndan derileri ürperir.
Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı)
yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir, onunla
dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa artık
onun için de bir yol gösterici yoktur. (39/23)
Rablerinden korkup-sakınanlar
da, cennete bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri
zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi
ki: “Selam üzerinizde olsun hoş ve temiz geldiniz. Ebedi
kalıcılar olarak ona girin.” (39/73)
Mü’minler ancak kardeştirler.
Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan
korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (49/10)
Ey iman edenler, zandan
çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin
(birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin
gıybetini yapıp arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz,
ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan iğrenip,
tiksindiniz. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri
kabul edendir, çok esirgeyendir. (49/12)
Görmediği halde Rahman’a
karşı ‘içi titreyerek korku duyan’ ve ‘içten Allah’a yönelmiş’
bir kalb ile gelen içindir. (50/33)
İman edenlerin, Allah’ın
ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin ‘saygı ve
korku ile yumuşaması’ zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce
kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir
süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi
olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı. (57/16)
Allah’ın o (fethedilen)
şehir halkından Resûlü’ne verdiği fey Allah’a, peygambere
(peygamberle) yakın akrabalığı olanlara yetimlere, yoksullara
ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet)
sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet
olmasın. Peygamber size ne verirse artık onu alın, sizi
neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’tan sakınıp
korkun. Şüphesiz Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır.
(59/7)
Ey iman edenler Allah’tan
korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah’tan
korkup sakının. Hiç şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdârdır.
(59/18)
Öyleyse güç yetirebildiğiniz
kadar Allah’tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin.
Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta
bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri
tutumundan) korunursa; işte onlar felah (kurtuluş) bulanlardır.
(64/16)
Ey Peygamber, kadınları
boşadığınız zaman, iddetleri süresinde (temizlendiklerinde)
boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah’tan korkun. Onları
evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar; ancak açık
‘çirkin bir hayasızlık’ göstermeleri durumu başka. Bunlar
Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını çiğnerse,
gerçekten o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Sen bilmezsin;
olabilir ki Allah, bunun arkasından bir iş (durum) oluşturur.
(65/1)
Sonra (üç iddet bekleme)
sürelerine ulaştıkları zaman, artık onları maruf (bilinen
güzel bir tarz) üzere tutun, ya da maruf üzere onlardan
ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahid tutun.
Şahidliği Allah için dosdoğru yerine getirin. İşte bununla,
Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim
Allah’tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir;
(65/2)
Kadınlarınızdan artık
adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların
iddet (bekleme süre)leri -eğer şüpheye düşecek olursanız
(bilin ki)- üç aydır. Hamile kadınların bekleme-süresi ise,
yüklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah’tan korkup-sakınırsa
, (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir. (65/4)
Bu Allah’ın size indirdiği
emridir. Kim Allah’tan korkup-sakınırsa, Allah kötülüklerini
örter ve onun ecrini büyütür. (65/5)
Allah, onlar için şiddetli
bir azab hazırlamıştır; öyleyse ey iman eden temiz akıl
sahipleri, Allah’tan korkun. Doğrusu Allah, size bir zikir
(uyaran hatırlatan ve öğüt veren Kur’an) indirmiştir. (65/10)
Gerçek şu ki, Rablerinden
gayb ile (O’nu görmedikleri halde) içleri titreyerek-korkanlara
gelince; onlar için bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir
ecir vardır. (67/12)
Gerçekten bundan, ‘içi
titreyerek korkacak’ kimse için elbette bir ibret (ders)
vardır. (79/26)
Kim Rabbinin makamından
korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa,
(79/40)
(Allah’tan)’İçi titreyerek
korkan’ öğüt alır-düşünür. (87/10)
Rableri katında onların
ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar
akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri
de O’ndan razı (hoşnut memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden
‘içi titreyerek korku duyan kimse’ içindir. (98/8)
Rabbinizden bir fazl istemenizde
size sakınca yoktur. Arafat’tan hep birlikte indiğinizde
Allah’ı Meş’ar-ı Haram’da anın. O sizi nasıl doğru yola
yöneltip-ilettiyse, siz de O’nu anın. Gerçek şu ki, siz
bundan evvel sapmışlardandınız. (2/198)
Onlar, ayakta iken, otururken,
yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı
konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, sen bunu
boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından
koru.” (3/191)
Rabbini, sabah akşam,
yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara
yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.
(7/205)
Bunlar, iman edenler ve
kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz
olsun; kalbler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.
(13/28)
Sana Kitap’tan vahyedileni
oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar
(fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek
ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah yaptıklarınızı
bilir. (29/45)
Ey iman edenler, Allah’ı
çokça zikredin. (33/41)
Sizin ilahınız tek bir
ilahtır; O’ndan başka ilah yoktur; O Rahman’dır, Rahim’dir
(bağışlayan ve esirgeyendir). (2/163)
Allah... O’ndan başka
ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın
O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O’nun ilminden hiçbirşeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.
Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.
(2/255)
Allah... O’ndan başka
ilah yoktur. Diridir, kâimdir. (3/2)
Döl yataklarında size
dilediği gibi suret veren O’dur. O’ndan başka ilah yoktur;
üstün ve güçlü olandır hüküm ve hikmet sahibidir. (3/6)
Allah gerçekten kendisinden
başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri
de O’ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler.
Aziz ve Hakim olan O’ndan başka ilah yoktur. (3/18)
Andolsun, “Allah üçün
üçüncüsüdür” diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir ilahtan
başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse
onlardan inkâr edenlere mutlaka (acı) bir azab dokunacaktır.
(5/73)
İşte Rabbiniz olan Allah
budur. O’ndan başka ilah yoktur. herşeyin yaratıcısıdır
öyleyse O’na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir.
(6/102)
De ki: “Eğer söyledikleri
gibi O’nunla beraber ilahlar olsaydı, onlar arşın sahibine
mutlaka bir yol ararlardı.” (17/42)
Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir
ve O’nunla birlikte hiçbir ilah yoktur; eğer olsaydı, her
bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların)
bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden
yücedir. (23/91)
O, Allah’tır, kendisinden
başka ilah yoktur. İlkte de, sonda da hamd O’nundur. Hüküm
O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz. (28/70)
Tartışmasız, sizin ilahınız
gerçekten birdir. (37/4)
Göklerde ilah ve yerde
ilah O’dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. (43/84)
O’ndan başka ilah yoktur;
diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın
da Rabbidir. (44/8)
O Allah ki, O’ndan başka
ilah yoktur. Gaybı da müşahede edilebileni de bilendir.
Rahman, Rahim olan O’dur. (59/22)
O Allah ki, O’ndan başka
ilah yoktur. Melik’tir; Kuddûs’tur; Selam’dır; Mü’min’dir;
Müheymin’dir; Aziz’dir; Cebbar’dır; Mütekebbir’dir. Allah,
(müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. (59/23)
De ki: O Allah, birdir.
(112/1)
|