kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Allah'ın
İnsanlara Yakınlığı
Kullarım Beni sana soracak
olursa muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği
zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da
Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur
ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (2/186) Göklerde ve yerde ne varsa
tümü Allah’ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (4/126) Gözler O’nu idrak edemez;
O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar
olandır. (6/103) Bir de yurtlarından refahtan
şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve
(halkı) Allah’ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah,
onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır. (8/47) Andolsun, insanı biz yarattık
ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz.
Biz ona şahdamarından daha yakınız. (50/16) Hele can boğaza gelip
dayandığında, ki o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz.
Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz. (56/83-85) Allah’ın göklerde ve yerde
olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun?
(Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta
olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O’dur; beşin altıncısı
da mutlaka O’dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar
mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet
günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi
bilendir. (58/7)
Allah'ın
İsimleri
Rahman ve Rahim’dir. (1/2)
Şayet onlar da, sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kuşkusuz
doğru yolu bulmuş olurlar; yok eğer yüz çevirirlerse, onlar
elbette bir (çelişki ve) aykırılık içindedirler. Sana onlara
karşı Allah yeter. O, işitendir, bilendir. (2/137)
Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O’ndan başka ilah yoktur;
O, Rahman’dır, Rahim’dir (bağışlayan ve esirgeyendir). (2/163)
Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ‘ay hali ve temizlenme
süresi’ beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa
Allah’ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal
olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları
geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların
lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır.
Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah
Aziz’dir. Hakim’dir. (2/228)
Allah... O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O’nu
uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak
kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar
ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiç birşeyi
kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri
kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez.
O, pek yücedir, pek büyüktür. (2/255)
Allah... O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. (3/2)
Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik
etti; melekler ve ilim sahipleri de O’ndan başka ilah olmadığına
adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O’ndan başka
ilah yoktur. (3/18)
Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli
(en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı
olarak da Allah yeter. (4/45)
Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır,
eğer onları bağışlarsan, şüphesiz aziz olan, hakim olan
Sen’sin Sen.” (5/118)
Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan,
sonra arşa istiva eden Allah’tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini
kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi
buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da,
emir de (yalnızca) O’nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah
ne yücedir. (7/54)
Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Salih’i
ve O’nunla birlikte iman edenleri o günün aşağılatıcı azabından
kurtardık. Doğrusu senin Rabbin, güçlü olandır, aziz olandır.(11/66)
Dediler ki: “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti
ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz
O, övülmeye layık olandır, Mecid’tir.” (11/73)
Allah’ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten
Allah azizdir, intikam sahibidir. (14/47)
“Şüphesiz senin Rabbin, rızkı dilediğine -genişletir- yayar
ve daraltır. Gerçekten O, kullarından haberi olandır, görendir.”
(17/30)
“O, onların dediklerinden münezzeh, yüce ve büyük bir yükseklikle
yüksektir.” (17/43)
De ki: “Allah, diye çağırın, ‘Rahman’ diye çağırın, ne ile
çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O’nundur.” Namazında
sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta)
bir yol benimse. (17/110)
“O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede
edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O’dur.” “O Allah
ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik’tir; Kuddûs’tur; Selam’dır;
Mü’min’dir; Müheymin’dir; Aziz’dir; Cebbar’dır; Mütekebbir’dir.
Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir.” (59/22-23)
“O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca
var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler
O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir.
O, Aziz, Hakim’dir.” (59/24)
“De ki: “Rabbimiz (kıyamet günü) bizi bir arada toplayacak,
sonra da hak ile aramızı ayıracaktır. O, (gerçek hükmünü
vererek hak ile batılın arasını) açandır, (her şeyi hakkıyla)
bilendir.” (34/26)
(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur
ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir. 20/111)
“Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Şüphesiz Allah,
hiç bir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık
olandır.” (22/64)
Hak melik olan Allah pek yücedir, Ondan başka ilah yoktur;
Kerim olan Arş’ın Rabbidir. (23/116)
“Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül
et ve O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından
O’nun haberdar olması yeter.” (25/58)
Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir.
Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir, yücedir.
(28/68)
“Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Allah’ın va’di haktır.
O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (31/9)
“Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. Şüphesiz Allah,
Gani (hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamid
(hamd da yalnızca O’na ait)tir.” (31/26)
“İşte gaybı da, müşahede edilebileni de bilen, üstün ve
güçlü olan, esirgeyen O’dur.” (32/6)
“Evlerinizde okunmakta olan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti
hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır.”
(33/34)
“De ki: “O’na (kulluk etmede) eklemekte olduğunuz ortakları
bana gösterin. Asla (onlar ona gerçek ortak olamazlar);
hayır, O, güçlü ve üstün olan, hüküm ve hikmet sahibi olan
Allah’tır” (34/27)
“Ey insanlar, siz Allah’a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız;
Allah ise, Ganiy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid
(övülmeye layık)tır.” (35/15)
“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her
an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak
olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz.
Doğrusu O, Halim’dir, bağışlayandır.” (35/41)
“O’dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir
ve rahmetini serip-yayar. O, Veli’dir, Hamid’dir.” (42/28)
“Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, üstün ve
güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (48/7)
“Doğrusu, güldüren ve ağlatan O’dur. Doğrusu, öldüren ve
dirilten O’dur. Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan
O’dur.” (53/43-45)
“Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih etmiştir.
O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir ve öldürür. O,
herşeye güç yetirendir. O, Evvel’dir, Ahir’dir, Zahir’dir,
Batın’dır. O, her şeyi bilendir.” (57/1-3)
“Ki onlar, cimrilik ederler ve insanlara cimriliği emr (tavsiye)
ederler. Her kim yüz çevirirse, artık şüphesiz Allah, Ganiy
(hiç bir seye muhtaç olmayan), Hamid (övülmeye layık olan)
O’dur.” (57/24)
“O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede
edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O’dur. O Allah
ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik’tir; Kuddûs’tur; Selam’dır;
Mü’min’dir; Müheymin’dir; Aziz’dir; Cebbar’dır; Mütekebbir’dir.
Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O
Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca
var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler
O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir.
O, Aziz, Hakim’dir." (59/22-24)
“Andolsun, onlarda sizlere, Allah’ı ve ahiret gününü umud
edenlere güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirecek olursa,
artık şüphesiz Allah, Ganiy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan),
Hamid (övülmeye layık olan)dır.” (60/6)
“Bu, kendilerine apaçık belgelerle elçiler geldiği halde
“bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?” demeleri ve bu
yüzden inkar edip saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir.
Allah da (onlara karşı) müstağni olduğunu (hiç bir şeye
ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Allah Gani’dir, Hamid’dir.”
(64/6)
“Eğer Allah’a güzel bir borç verecek olursanız, onu sizin
için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr’dur
(şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halim’dir (cezayı vermekte
acele etmeyendir).”Gaybı da, müşahede edilebileni de bilen,
Aziz (üstün ve güçlü), Hakim (hüküm ve hikmet sahibi)dir.
(64/17-18)
“Allah, yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini size farz
(veya meşru) kıldı. Allah, sizin mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır.
O, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (66/2)
“Arşın sahibidir; Mecid (pek yüce)dir.” (85/15)
Allah'ın Rızası
İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah’ın
rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır.
Allah, kullarına karşı şefkatli olandır. (2/207)
Yalnızca Allah’ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı
kökleştirip- güçlendirmek için mallarını infak edenlerin
örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında
ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki
ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır).
Allah, yaptıklarınızı görendir. (2/265)
Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük)
değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır
olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz,
ancak Allah’ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla)
infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa
(zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir. (2/272)
De ki: “Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup
sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları,
altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın
rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.” (3/15)
Allah’ın rızasına uyan kişi, Allah’tan bir gazaba uğrayan
ve barınma yeri cehennem olan kişi gibi midir? Ne kötü barınaktır
o. (3/162)
Bundan dolayı, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan bir
bolluk (fazl) ve Allah’tan bir nimetle geri döndüler. Onlar,
Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsan)
sahibidir. (3/174)
Onların ‘gizlice söyleşmelerinin’ çoğunda hayır yok. Ancak
bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların
arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah’ın rızasını
isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz.
(4/114)
Ey iman edenler, Allah’ın şiarlarına, haram olan ay’a, kurbanlık
hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir
fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram’a gelenlere sakın
saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz.
Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa
olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik
ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın
ve Allah’tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile)
sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (5/2)
Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır
ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları
dosdoğru yola yöneltip-iletir. (5/16)
Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi
kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde
güzel meskenler vaadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise
en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (9/72)
Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar;
Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O’ndan hoşnut olmuşlardır
ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar
akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’
budur. (9/100)
Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine
kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek
bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem
ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa
hidayet vermez. (9/109)
Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler,
namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar.
İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu)
onlar içindir. (13/22)
Sen de sabah akşam O’nun rızasını isteyerek Rablerine dua
edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü
isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten
gaflete düşürdüğümüz, kendi ‘istek ve tutkularına (hevasına)’
uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (18/28)
Dedi ki: “Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman
için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim” (20/84)
O gün, Rahman’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut
olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz. (20/109)
O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir; onlar şefaat
etmezler (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar,
O’nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır. (21/28)
(Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki:
“Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi
ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve
beni rahmetinle salih kulların arasına kat.” (27/19)
Eğer inkâr edecek olursanız, artık şüphesiz Allah size karşı
hiçbir ihtiyacı olmayandır ve O, kulları için inkâra rıza
göstermez. Ve eğer şükrederseniz, sizin (yararınız) için
ondan razı olur. hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü
yüklenmez. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz, böylece yaptıklarınızı
size haber verecektir. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı
olanı bilendir. (39/7)
Muhammed, Allah’ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar
da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler.
Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar,
Allah’tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler.
Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat’taki
vasıfları budur: İncil’deki vasıfları ise: Sanki bir ekin;
filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış,
sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin
hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek
içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara
bir mağfiret ve büyük bir ecir va’detmiştir. (48/29)
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden)
tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme
(süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur.
Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya
kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de
bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir.
Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah’tan bir mağfiret ve
bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan
bir metadan başka bir şey değildir. (57/20)
Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca
gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik;
ona İncil’i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat
ve merhamet kıldık. (Bir bid’at olarak) Türettikleri ruhbanlığı
ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah’ın rızasını
aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar.
Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik,
onlardan birçoğu da fasık olanlardır. (57/27)
Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız
olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz;
oysa onlar haktan size geleni inkâr etmişler, Rabbiniz olan
Allah’a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan)
sürüp-çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim yolumda cihad etmek
ve Benim rızamı aramak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara
karşı hâlâ sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi
ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa,
artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp-sapmış olur. (60/1)
Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. (89/28)
Ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için (verir). (92/20)
Allah'ın
Yolu
Bizi doğru yola ilet; (1/5)
Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, (1/6)
Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici
olan bir kitaptır. (2/2)
Yoksa daha önce Musa’nın sorguya çekildiği gibi, siz de
Resulünüzü sorguya mı çekmek istiyorsunuz? Kim imanı inkar
ile değişirse, artık o, dümdüz yoldan sapmış olur. (2/108)
Sen onların dinlerine uymadıkça, yahudi ve hristiyanlar
senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: “Şüphesiz
doğru yol, Allah’ın (gösterdiği) yoludur.” Eğer sana gelen
bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak
olursan, senin için Allah’tan ne bir dost vardır, ne de
bir yardımcı. (2/120)
Dediler ki: “Yahudi veya Hristiyan olun ki hidayete eresiniz.”
De ki: “Hayır, (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim’in
dini(dir); O müşriklerden değildi.” (2/135)
Şayet onlar da, sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kuşkusuz
doğru yolu bulmuş olurlar; yok eğer yüz çevirirlerse, onlar
elbette bir (çelişki ve) aykırılık içindedirler. Sana onlara
karşı Allah yeter. O, işitendir, bilendir. (2/137)
Bir takım beyinsiz insanlar: “Onları daha önceki kıblelerinden
çeviren nedir?” diyecekler. De ki: “Doğu da Allah’ındır,
batı da. O dilediğini doğru yola yöneltir.” (2/142)
Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin; hayır
onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz. (2/154)
Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse,
onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye
(geleneğe) uyarız” derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir
şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (2/170)
Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu
ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri
(kapsayan) Kur’an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim
bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta
olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun).
Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık)
sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına
karşılık Allah’ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz.
(2/185)
Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara)
pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap
veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler
ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş)
olurlar. (2/186)
Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak)
aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez. (2/190)
Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle
tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri
sever. (2/195)
Rabbinizden bir fazl istemenizde sizce sakınca yoktur. Arafat’tan
hep birlikte indiğinizde Allah’ı Meş’ar-ı Haram’da anın.
O, sizi nasıl doğru yola yöneltip-ilettiyse, siz de O’nu
anın. Gerçek şu ki, siz bundan evvel sapmışlardandınız.
(2/198)
Rabbinizden bir fazl istemenizde sizce sakınca yoktur. Arafat’tan
hep birlikte indiğinizde Allah’ı Meş’ar-ı Haram’da anın.
O, sizi nasıl doğru yola yöneltip-ilettiyse, siz de O’nu
anın. Gerçek şu ki, siz bundan evvel sapmışlardandınız.
(2/198)
Sana haram olan ayı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: “Onda
savaşmak büyük (bir günahtır). Ancak Allah katında, Allah’ın
yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram’a engel
olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır).
Fitne, katilden beterdir. Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden
geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden
kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların
bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa
çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır.
(2/217)
Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad
edenler; işte onlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah
bağışlayandır, esirgeyendir. (2/218)
Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah işitendir,
bilendir. (2/244)
Musa’dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin
mi? Hani, peygamberlerinden birine: “Bize bir melik gönder
de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi, O: “Ya üzerinize
savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?” demişti.
“Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan
çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)” demişlerdi.
Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı
hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir. (2/246)
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak
bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin
örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah
(ihsanı) bol olandır, bilendir. (2/261)
Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri
şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri
Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun
olmayacaklardır. (2/262)
(Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir
ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden
dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden
tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan
her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (2/273)
Karşı karşıya gelen iki toplulukta, sizin için andolsun
bir ayet (ibret) vardır. Bir topluluk, Allah yolunda çarpışıyordu,
diğeri ise kafirdi ki göz görmesiyle karşılarındakini kendilerinin
iki katı görüyorlardı. İşte Allah, dilediğini yardımıyla
destekler. Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten
bir ibret vardır. (3/13)
“Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir.
Öyleyse O’na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur.”
(3/51)
“Ve sizin dininize uyanlardan başkasına inanıp güvenmeyin.”
De ki: “Şüphesiz doğru yol Allah’ın dosdoğru yoludur. Size
verilenin bir benzeri birine (İslam peygamberine) veriliyor
ya da Rabbinizin katında onlar (müslümanlar) size karşı
deliller getiriyorlar, diye mi (bu telaşınız?) De ki: “Şüphesiz
‘lutuf ve ihsan (fazl)’ Allah’ın elindedir, onu dilediğine
verir. Allah (rahmeti) geniş olandır, bilendir.” (3/73)
De ki: “Ey Kitap Ehli, sizler şahidler olduğunuz halde,
ne diye iman edenleri Alah yolundan -onda bir çarpıklık
bulmaya yeltenerek- çevirmeye çalışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan
gafil değildir.” (3/99)
Allah’ın ayetleri size okunuyorken ve O’nun elçisi içinizdeyken
nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz? Kim Allah’a sımsıkı tutunursa,
artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir. (3/101)
Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaşa
girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük
ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun
eğdiler. Allah, sabredenleri sever. (3/146)
Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz,
Allah’tan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün toplamakta
olduklarından daha hayırlıdır. (3/157)
Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: “Gelin,
Allah’ın yolunda savaşın ya da savunma yapın” denildiğinde,
“Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik” dediler.
O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde
olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli
tuttuklarını daha iyi bilir. (3/167)
Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ saymayın. Hayır,
onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.
(3/169)
Nitekim Rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi:
“Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte
bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir.
İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların
ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin,
mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar
akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allah katından bir karşılık
(sevap)tır. (O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O’nun
katındadır.” (3/195)
Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden
dört şahid tutun. Eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp
götürünceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde
alıkoyun. (4/15)
Kendilerine kitaptan bir pay verilenlerin sapıklığı satın
aldıklarını ve sizin de yolu sapıtmanızı istediklerini görmedin
mi? (4/44)
Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar,
tağuta ve cibt’e inanıyorlar ve diğer inkar edenler için:
“Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır” diyorlar.
(4/51)
Ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik. (4/68)
Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar,
Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken,
öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.
(4/74)
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı
zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu
sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen
erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına
savaşmıyorsunuz? (4/75)
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise
tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın.
Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır. (4/76)
Artık sen Allah yolunda savaş, kendinden başkasıyla yükümlü
tutulmayacaksın. Mü’minleri hazırlayıp-teşvik et. Umulur
ki Allah, küfredenlerin ağır-baskılarını geri püskürtür.
Allah, ‘kahredici baskısıyla’ daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla
da daha zorludur. (4/84)
Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara
sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız. Öyleyse
Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar)
edinmeyin. Şayet yine yüz çevirirlerse, artık onları tutun
ve her nerede ele geçirirseniz öldürün. Onlardan ne bir
veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı. (4/89)
Ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavime sığınanlar
ya da hem sizinle, hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip
bun)dan göğüslerini sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.)
Allah dileseydi, onları üstünüze saldırtır, böylece sizinle
çarpışırlardı. Eğer sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle
savaşmaz ve barış (şartların)ı size bırakırlarsa, artık
Allah, sizin için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır.
(4/90)
Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız (savaşa çıktığınız)
zaman gerekli araştırmayı yapın ve size (İslam geleneğine
göre) selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli
çıkarak: “Sen mü’min değilsin” demeyin. Asıl çok ganimet,
Allah katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz; Allah
size lütufta bulundu. Öyleyse iyice açıklık kazandırın.
Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (4/94)
Mü’minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda
mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah,
mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre
derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti)
va’detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre
büyük bir ecirle üstün kılmıştır. (4/95)
Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer
de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah’a ve Resûlü’ne
hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen
kişinin ecri şüphesiz Allah’a düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır,
esirgeyicidir. (4/100)
Kim kendisine ‘dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan sonra,
elçiye muhalefet ederse ve mü’minlerin yolundan başka bir
yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız.
Ne kötü bir yataktır o!.. (4/115)
Gerçek şu, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman
edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar…
Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da
iletecek değildir. (4/137)
Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi Allah’ın yolundan
alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine helal kılınmış
güzel şeyleri onlara haram kıldık. (4/160)
Şüphesiz, inkar edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar gerçekten
uzak bir sapıklıkla sapmışlardır. (4/167)
Gerçek şu ki, inkar edenler ve zulmedenler, Allah onları
bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir.
(4/168)
İşte Allah’a iman edenler ve O’na sarılanlar, onları kendisinden
olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve
onları Kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir.
(4/175)
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen,
boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış
yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip)
kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar)
ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar
fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkara sapanlar,
sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir.
Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi
tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip-beğendim. Kim
‘şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya
kalırsa’ -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan
yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı.
Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah
onlara: “Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı
kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz
ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi
örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere
sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz
bir yoldan sapmıştır.” (5/12)
Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır
ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları
dosdoğru yola yöneltip-iletir. (5/16)
Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakının ve (sizi) O’na
(yaklaştıracak) vesile arayın; O’nun yolunda cihad edin,
umulur ki kurtuluşa erersiniz. (5/35)
Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı
olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet
ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler
için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik. (5/46)
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı
ve ona ‘bir şahid-gözetleyici’ olarak Kitab’ı (Kur’an’ı)
indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet
ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına
uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem
kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı;
ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda
yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. Hakkında anlaşmazlığa
düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. (5/48)
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat
eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların
da kendisini sevdiği mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere
karşı ise ‘güçlü ve onurlu,’ Allah yolunda cihad eden ve
kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir.
Bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle)
geniş olandır, bilendir. (5/54)
De ki: “Allah katında, ‘kesinleşmiş bir ceza olarak’ bundan
daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah’ın kendisine lanet
ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve
domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri
daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır.” (5/60)
De ki: “Ey kitap Ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırı
gitmeyin ve daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz
yoldan kaymış bir topluluğun heva (istek ve tutku)larına
uymayın.” (5/77)
Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir.
Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün
dönüşü Allah’adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.
(5/105)
Bizim ayetlerimizi yalan sayanlar karanlıklar içinde sağırdırlar,
dilsizdirler. Allah, kimi dilerse onu şaşırtıp-saptırır,
kimi dilerse de onu dosdoğru yol üzerinde kılar. (6/39)
De ki: “Ben, sizin Allah’tan başka tapmakta olduklarınıza
tapmaktan nehyedildim.” De ki: “Ben sizin heva (istek ve
tutku)larınıza uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış
ve doğru yolu bulmamışlardan olurum.” (6/56)
De ki: “Bize yararı ve zararı olmayan Allah’tan başka şeylere
mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların
ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da:
“Doğru yola, bize gel” diye kendisini çağırdığı kimse gibi
topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?” De
ki: “Hiç şüphesiz Allah’ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin
Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk.” (6/71)
Ardından ay’ı, (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce:
“Bu benim rabbim” demiş, fakat o da kayboluverince: “Andolsun”
demişti, “Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten
sapmışlar topluluğundan olurum.” (6/77)
Kavmi onunla çekişip-tartışmaya girdi. Dedi ki: “O beni
doğru yola erdirmişken, siz benimle Allah konusunda çekişip-tartışmaya
mı girişiyorsunuz? Sizin O’na şirk koştuklarınızdan ben
korkmuyorum, ancak Allah’ın benim hakkımda bir şey dilemesi
başka. Rabbim, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine
de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?” (6/80)
Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara
kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
(6/87)
O, karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulmanız
için size yıldızları var edendir. Bilebilen bir topluluk
için biz ayetleri birer birer (bölüm bölüm) açıkladık. (6/97)
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın
yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar
ve onlar ancak ‘zan ve tahminle yalan söylerler.’(6/116)
Şüphesiz Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir.
O, dosdoğru yolda olanları daha iyi bilendir. (6/117)
Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Öğüt alıp düşünmesini bilen
bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık.
(6/126)
Çocuklarını hiç bir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler
ile Allah’a karşı yalan yere iftira düzüp Allah’ın kendilerine
rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana
uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve
doğru yolu bulamamışlardır. (6/140)
Bu benim dosdoğru olan yolumdur. Şu halde ona uyun. Sizi
O’nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla
size tavsiye etti, umulur ki korkup-sakınırsınız. (6/153)
Ya da: “Kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha
çok doğru yolda olurduk” dememeniz (için) işte size Rabbinizden
apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Allah’ın
ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup-çevirenden
daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup-çevirenlere,
bu ‘engelleme ve çevirmelerinden’ dolayı pek çetin bir azabla
karşılık vereceğiz. (6/157)
De ki: “Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik
duran bir dine, İbrahim’in hanif (muvahhid) dinine… O, müşriklerden
değildi.” (6/161)
Dedi ki: “Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı
insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda
(pusu kurup) oturacağım.” (7/16)
Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti. Çünkü bunlar,
Allah’ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten
onları doğru yolda saymaktadırlar. (7/30)
“Ki onlar Allah’ın yolundan alıkoyanlar, onda çarpıklık
arayanlar ve ahireti tanımayanlardır.” (7/45)
“O’na iman edenleri tehdit ederek, Allah’ın yolundan alıkoymak
için ve onda çarpıklık arayarak (böyle) her yolun (başını)
kesip-oturmayın. Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve güçsüz)
iken O, sizi çoğalttı. Bozgunculuk çıkaranların nasıl bir
sona uğradıklarına bir bakın.” (7/86)
Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha ekledik.
Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı.
Musa, kardeşi Harun’a “Kavmimde benim yerime geç, ıslah
et ve bozguncuların yolunu tutma” dedi. (7/142)
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden
engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar;
dosdoğru yolu (rüşd yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler,
azgınlık yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler.
Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil
olmaları dolayısıyladır. (7/146)
Eğer onları doğru yola çağırırsanız işitmezler. Onları sana
bakar (gibi) görürsün, oysa onlar görmezler bile. (7/198)
Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı
(örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. (7/199)
Gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah’ın yolundan
engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar.
Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır.
İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.
(8/36)
Bir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara
gösteriş yaparak çıkanlar ve (halkı) Allah’ın yolundan alıkoyanlar
gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır.
(8/47)
Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar
hazırlayın. Bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı
ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer
(düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne
infak ederseniz, size ‘eksiksiz olarak ödenir’ ve siz haksızlığa
uğratılmazsınız. (8/60)
Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda
mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri)
barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi
olanlar bunlardır. İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret
edinceye kadar, sizin onlara hiç bir şeyle velayetiniz yoktur.
Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde
bir yükümlülüktür. Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma
bulunan bir topluluğun aleyhinde değil. Allah, yaptıklarınızı
görendir. (8/72)
İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler
ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte
gerçek mü’min olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma
ve üstün bir rızık vardır. (8/74)
Allah’ın ayetlerine karşılık az bir değeri satın aldılar,
böylece O’nun yolunu engellediler. Onların yaptıkları gerçekten
ne kötüdür. (9/9)
Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a
ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenin
(yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah katında bir
olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (9/19)
İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla
ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri
vardır. İşte ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenler bunlardır.
(9/20)
De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz,
aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz
ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun
Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli
ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah,
fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (9/24)
Ey iman edenler, gerçek şu ki, (yahudi) bilginlerinden ve
(hristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla
yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü
biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı
bir azabı müjdele. (9/34)
Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allah yolunda savaşa kuşanın
denildiği zaman, yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız? Ahiretten
(cayıp) dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine
(göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır. (9/38)
Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınızla
ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için
daha hayırlıdır. (9/41)
Sadakalar, -Allah’tan bir farz olarak- yalnızca fakirler,
düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar,
köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar)
içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/60)
Allah’ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar
oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla
ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: “Bu sıcakta (savaşa)
çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennem ateşinin sıcaklığı daha
şiddetlidir.” Bir kavrayıp-anlasalardı. (9/81)
Yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde
(savaşa çıkmamak için) senden izin isterler ve bunlar geride
kalanlarla birlikte olmayı seçerler. Allah, onların kalplerini
mühürlemiştir. Bundan dolayı onlar, bilmezler. (9/93)
Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka
cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır.
Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler;
(bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da O’nun üzerine gerçek
olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek
olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı
sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’
budur. (9/111)
Medine halkına ve çevresindeki bedevilere, Allah’ın elçisinden
geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri
yakışmaz. Bu, gerçekten onların Allah yolunda bir susuzluk,
bir yorgunluk, ‘dayanılmaz bir açlık’ (çekmeleri), kafirleri
‘kin ve öfkeyle ayaklandıracak’ bir yere ayak basmaları
ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka
onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir.
Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez. (9/120)
Küçük, büyük infak ettileri her nafaka ve (Allah yolunda)
aştıkları her vadi, mutlaka Allah’ın yaptıklarının daha
güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, (bunlar) onlar
adına yazılmıştır. (9/121)
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola
yöneltip-iletir. (10/25)
De ki: “Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek
var mı?” De ki: “Hakka ulaştıracak Allah’tır. Öyleyse, hakka
ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa doğru yola
ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşmayan mı? Ne oluyor
size? Nasıl hükmediyorsunuz?” (10/35)
Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik
basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın?
(10/43)
Onlar: “Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz
(yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye
mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz” dediler.
(10/78)
Musa dedi ki: “Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun’a ve önde
gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam)
ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları
için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların
kalblerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri
zamana kadar iman etmeyecekler.” (10/88)
(Allah) Dedi ki: “İkinizin duası kabul olundu. Öyleyse dosdoğru
yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın.” (10/89)
Bunlar Allah’ın yolundan engelleyenler ve onda çarpıklık
arayanlardır. Onlar, ahireti tanımayanlardır. (11/19)
“Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan
Allah’a tevekkül ettim. O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiç bir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir
yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)” (11/56)
De ki: “Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah’a davet
ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah’ı tenzih ederim,
ben müşriklerden değilim.” (12/108)
İnkar edenler: “Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi
ya!” derler. De ki: “Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır,
kendisine katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir.”
(13/27)
Her nefsin bütün kazandıkları üzerinde gözetici olana mı
(baş kaldırılır?) Onlar Allah’a ortaklar koştular. De ki:
“Bunları adlandırın (bakalım). Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği
bir şeyi O’na haber mi veriyorsunuz? Yoksa sözün zahirine
(veya boş ve süslü olanına)mi (kanıyorsunuz)? Hayır, inkar
edenlere kendi hileli-düzenleri süslü-çekici gösterilmiştir
ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır. Allah, kimi saptırırsa,
artık onun için hiç bir yol gösterici yoktur. (13/33)
Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap’tır ki, Rabbinin izniyle insanları
karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna
çıkarman için sana indirdik. (14/1)
Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler. Allah’ın yolundan
alıkoyarlar ve onu çarpıtmak isterler (veya onda çarpıklık
ararlar). İşte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler. (14/3)
“Bize ne oluyor ki, Allah’a tevekkül etmeyelim? Bize doğru
olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız
işkencelere karşı sabredeceğiz. Tevekkül edenler Allah’a
tevekkül etmelidirler.” (14/12)
Onların tümü-toplanıp (kıyamette) Allah’ın huzuruna çıktılar
da zayıflar (müstaz’aflar) büyüklük taslayanlara (müstekbirlere)
dedi ki: “Şüphesiz, biz size tabi idik; şimdi siz, bizden
Allah’ın azabından herhangi bir şeyi önleyebiliyor musunuz?”
Dediler ki: “Eğer Allah bize doğru yolu gösterseydi biz
de sizlere doğru yolu gösterirdik. Şimdi yakınsak da, sabretsek
de farketmez, bizim için kaçacak bir yer yoktur.” (14/21)
O’nun yolundan saptırmak için Allah’a eşler koştular. De
ki: “Yararlanın. Çünkü elbette sizin varışınız ateşedir.”
(14/30)
(Allah) Dedi ki: “İşte bu, bana göre dosdoğru olan yoldur.”
(15/41)
Yolu doğrultmak Allah’a aittir, kimi (yollar) ise eğridir.
Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi.
(16/9)
Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı,
ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz.
(16/15)
Zulme uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri
dünyada şüphesiz güzel bir biçimde yerleştireceğiz; ahiret
karşılığı ise daha büyüktür. Bilmiş olsalardı. (16/41)
Allah şu örneği verdi: İki kişi; bunlardan birisi dilsiz,
hiç bir şeye gücü yetmez ve her şeyiyle efendisinin üstünde
(bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez;
şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla
eşit olabilir mi? (16/76)
İnkar edip de Allah’ın yolundan alıkoyanlar; biz, işledikleri
bozgunculuğa karşılık, onlara azab üstüne azab ilave ettik.
(16/88)
Yeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru edinmeyin;
sonra sapasağlam basan ayak kayar ve Allah’ın yolundan alıkoyduğunuz
için kötülüğü tadarsınız. (Ayrıca) Büyük azab da sizin içindir.
(16/94)
O’nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru
yola iletti. (16/121)
Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla
en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin
yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.
(16/125)
Şüphesiz, bu Kur’an, en doğru yola iletir ve salih amellerde
bulunan mü’minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir
olduğunu müjde verir. (17/9)
Kim bunda (dünyada) kör ise, O, ahirette de kördür ve yol
bakımından daha ‘şaşkın bir sapıktır.’ (17/72)
De ki: “Herkes kendi yaratılışına (fıtrat tarzına) göre
davranır. Şu halde kimin daha doğru yolda olduğunu Rabbin
daha iyi bilir.” (17/84)
De ki: “Allah, diye çağırın, ‘Rahman’ diye çağırın, ne ile
çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O’nundur.” Namazında
sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta)
bir yol benimse. (17/110)
(Onlara baktığında) Görürsün ki, güneş doğduğunda mağaralarına
sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi
ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu,
Allah’ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse, işte
hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu
gösterici bir veli bulamazsın. (18/17)
Musa ona dedi ki: “Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden
bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” (18/66)
Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir.
Öyleyse O’na kulluk edin. Dosdoğru yol budur. (19/36)
“Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi.
Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım.” (19/43)
İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir;
Adem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan
nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru
yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara
Rahman (olan Allah’)ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye
kapanırlar. (19/58)
Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: “Durun,
bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm
veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.” (20/10)
Dedi ki: “Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra
doğru yolunu gösterendir.” (20/50)
Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup
da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.
(20/82)
Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola
iletti. (20/122)
Dedi ki: “Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan
inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim
benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz
olmaz.” (20/123)
De ki: “Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda,
dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola
ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz.” (20/135)
Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için bunda (Kur’an’da)
‘açık bir mesaj’ (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır. (21/106)
İnsanlardan kimi, hiç bir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı
kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır-durur. (22/8)
Allah’ın yolundan saptırmak amacıyla ‘gururla salınıp-kasılarak’
(bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet
günü de yakıcı azabı ona taddıracağız. (22/9)
Onlar, sözün en güzeline iletilmişlerdir ve övülen doğru
yola iletilmişlerdir. (22/24)
Gerçek şu ki, inkar edip Allah yolundan ve yerlilerle dışarıdan
gelenler için eşit olarak (haram ve kıble) kıldığımız Mescid-i
Haram’dan alıkoyanlara, orada zulmederek adaletten ayrılanlara
acı bir azab taddırırız. (22/25)
(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kur’an’ın)
hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri
için; böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin
bulmuş olarak bağlansın. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru
yola yöneltir. (22/54)
Allah yolunda hicret edip öldürülen veya ölenlere gelince
muhakkak Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır.
Şüphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. (22/58)
Gerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun.
(23/73)
Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır.
(23/74)
Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara
ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar,
affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını
sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (24/22)
Andolsun biz, açıklayıcı ayetler indirdik. Allah, dilediğini
doğru yola yöneltip-iletir. (24/46)
Onları ve Allah’tan başka taptıklarını bir araya getirip
toplayacağı ve: “Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa
kendileri mi yoldan saptılar?” diyeceği gün; (25/17)
O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der:
“Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım,” (25/27)
İşte böyle; biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan bir
düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
(25/31)
O yüzükoyun cehenneme doğru sürülüp-toplanacak olanlar;
işte onlar, yer bakımından çok kötü, yol bakımından sapmış
olanlardır. (25/34)
Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır
mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır,
onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar. (25/44)
De ki: “Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı
dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum.”
(25/57)
(Musa:) “Hayır” dedi. “Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir;
bana yol gösterecektir.” (26/62)
“Onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken
buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece
onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar
hidayet bulmuyorlar.” (27/24)
Medyen’e doğru yöneldiğinde de: “Umarım Rabbim, beni doğru
bir yola yöneltip iletir” dedi. (28/22)
Buna rağmen sana icabet etmeyecek olurlarsa, artık bil ki,
onlar, gerçekten kendi heva (istek ve tutku)larına uymaktadırlar.
Oysa Allah’tan bir kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın,
kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık
kimdir? Şüphesiz Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez.
(28/50)
Ad’ı ve Semud’u da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi
oturdukları yerlerden size (durumları) belli olmaktadır.
Kendi yaptıklarını şeytan süsleyip-çekici kıldı, böylece
onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görebilen kimselerdi.
(29/38)
Bizim uğrumuzda cihad edenlere, şüphesiz yollarımızı gösteririz.
Gerçekten Allah, ihsan edenlerle beraberdir. (29/69)
İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah’ın yolundan
saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün ‘boş
ve amaçsız olanını’ satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı
bir azab vardır. (31/6)
Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında
bir bilgin olmayan şeyi bana şirk koşman için, sana karşı
çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme
ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma’ruf üzere) sahiplen
(onlarla geçin) ve bana ‘gönülden-katıksız olarak yönelenin’
yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır, böylece
ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim. (31/15)
“Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri)
eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin
sesidir.” (31/19)
Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları
emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki
nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan
öyleleri vardır ki, hiç bir ilme dayanmadan, bir yol gösterici
ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele
edip durur. (31/20)
Onları kara gölgeler gibi dalgalar sarıverdiği zaman, dini
yalnızca O’na ‘halis kılan gönülden bağlılar’ olarak Allah’a
yalvarıp yakarırlar (dua ederler). Böylece onları karaya
çıkarıp-kurtarınca, artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor.
Bizim ayetlerimizi gaddar, nankör olandan başkası inkar
etmez. (31/32)
Andolsun, biz Musa’ya kitabı vermiştik; böylece sen ona
kavuşmaktan kuşku içinde olma. Biz onu İsrailoğullarına
bir yol gösterici kılmıştık. (32/23)
Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru
yola iletip-yönelten önderler kıldık; onlar bizim ayetlerimize
kesin bilgiyle inanıyorlardı. (32/24)
Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri kendilerinden
evvel yıkıma uğratmış olmamız, hala onları doğru yola iletip
yöneltmedi mi? Elbette, bunda ayetler vardır; yine de işitmiyorlar
mı? (32/26)
Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp
kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu
yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz
yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı.
Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise,
hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir. (33/4)
Ve dediler ki: “Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize
ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan
saptırmış oldular.” (33/67)
Kendilerine ilim verilenler ise, Rabbinden sana indirilenin
hakkın ta kendisi olduğunu ve üstün, güçlü, övülmeye layık
olan (Allah)ın yoluna yöneltip- ilettiğini görüyorlar. (34/6)
Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık.
Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir
yoldadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda yarışır öne
geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir. (35/32)
Dosdoğru bir yol üzerinde(sin). (36/4)
“Bana kulluk edin, doğru yol budur.” (36/61)
Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (37/118)
Davud’a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; dediler ki:
“Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu.
Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma
ve bizi doğru yolun ortasına yöneltip-ilet.” (38/22)
“Ey Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde bir halife
kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek
ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah’ın yolundan
saptırır. Şüphesiz Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü
unutmalarından dolayı şiddetli bir azab vardır.” (38/26)
İnsana bir zarar dokunduğu zaman, gönülden katıksızca yönelmiş
olarak Rabbine dua eder. Sonra ona kendinden bir nimet verdiği
zaman, daha önce O’na dua ettiğini unutur ve O’nun yolundan
saptırmak amacıyla Allah’a eşler koşmaya başlar. De ki:
“İnkarınla biraz (dünya zevklerinden) yararlan; çünkü sen,
ateşin halkındansın.” (39/8)
Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir kitap olarak
sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların
O’ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri
Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın
yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah,
kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.
(39/23)
Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O’ndan başkalarıyla
korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir
yol gösterici yoktur. (39/36)
Arş’ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini
hamd ile tesbih etmekte, O’na iman etmekte ve iman edenlere
mağfiret dilemektedirler: “Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından
her şeyi kuşatıp-sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi
olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru.”
(40/7)
Ey Kavmim, bugün mülk sizindir, yeryüzünde hüküm sahibi
kimselersiniz. Fakat bize Allah’tan dayanılmaz bir azab
gelecek olursa bize kim yardımcı olabilecek?” Firavun dedi
ki: “Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum
ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum.” (40/29)
“Göklerin yollarına. Böylelikle Musa’nın ilahına çıkabilirim.
Çünkü ben, onun yalancı olduğunu sanıyorum.” İşte Firavun’a,
kötü ameli böyle çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun’un
hileli-düzeni, ‘yıkım ve kayıpta’ olmaktan başka (bir şey)
olmadı. (40/37)
İman eden (adam) dedi ki: “Ey Kavmim, siz bana tabi olun,
ben sizi doğru yola iletip-yönelteyim.” (40/38)
Semud’a gelince; Biz onlara doğru yolu gösterdik, fakat
onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Böylece kazandıkları
şeyler yüzünden onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakalayıverdi.
(41/17)
Kim zulme uğradıktan sonra nusret bulur (hakkını alır)sa,
artık onlar için aleyhlerinde bir yol yoktur. (42/41)
Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere
‘tecavüz ve haksızlıkta bulunanların’ aleyhinedir. İşte
bunlara acıklı bir azab vardır. (42/42)
Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir,
iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla
kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz
sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun. (42/52)
Göklerde ve yerde bulunanların tümü kendisine ait olan Allah’ın
yoluna. Haberiniz olsun; işler Allah’a döner. (42/53)
Ki O, yeri sizin için bir beşik kıldı ve doğru yolu bulursunuz
diye onda size (birtakım) yollar var etti. (43/10)
Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar;
onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını
sanırlar. (43/37)
Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı-tutun; çünkü sen dosdoğru
bir yol üzerindesin. (43/43)
Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan
(kıyametten) yana hiç bir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun.
Dosdoğru yol budur. (43/61)
Şeytan sakın sizi (Allah’ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten
o, sizin için açıkça bir düşmandır. (43/62)
“Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir;
şu halde O’na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.” (43/64)
Dediler ki: “Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musa’dan sonra
indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan bir kitap dinledik;
hakka ve doğru olan yola yöneltip-iletmektedir.” (46/30)
Onlar ki inkar ettiler ve Allah’ın yolundan alıkoydular,
(işte Allah da) onların amellerini giderip-boşa çıkarmıştır.
(47/1)
Öyleyse, inkar edenlerle (savaş sırasında) karşı karşıya
geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları
‘iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da’ artık (esirler
için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak
(onları bırakın) veya bir fidye (karşılığı salıverin). Öyle
ki savaş ağırlıklarını bıraksın (sona ersin). İşte böyle;
eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı.
Ancak (savaş,) sizleri birbirinizle denemesi içindir. Allah
yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (Allah,) amellerini
giderip-boşa çıkarmaz. (47/4)
Şüphesiz inkar edenler, Allah’ın yolundan alıkoyanlar ve
kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra ‘elçiye
karşı gelip zorluk çıkaranlar’, kesin olarak Allah’a hiç
bir şeyle zarar veremezler. (Allah,) Onların amellerini
boşa çıkaracaktır. (47/32)
Şüphesiz, inkar edenler, Allah’ın yolundan alıkoyanlar,
sonra ölenler; işte Allah, onlara kesinlikle mağfiret etmeyecektir.
(47/34)
İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz;
buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse,
artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy
(hiç bir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz.
Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi
getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar.
(47/38)
Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın,
üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola
yöneltsin. (48/2)
Allah, alacağınız daha birçok ganimetleri size va’detti,
bunu size hemencecik verdi ve insanların ellerini sizden
çekti ki, (bu,) mü’minler için bir ayet olsun ve sizi dosdoğru
bir yola yöneltsin. (48/20)
Ve bilin ki Allah’ın Resûlü içinizdedir. Eğer o, size birçok
işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah
size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı
ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar,
doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (49/7)
Mü’min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah’a ve
Resûlü’ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan
Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte
onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir. (49/15)
Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze
göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir.
Allah, onlarla ilgili ‘hiç bir delil’ indirmemiştir. Onlar,
yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku)
olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara
Rablerinden yol gösterici gelmiştir. (53/23)
İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur.
Şüphesiz, senin Rabbin; kendi yolundan sapanı en iyi bilen
O’dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O’dur. (53/30)
Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa
göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. İçinizden, fetihten
önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte
onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan
daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va’detmiştir.
Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (57/10)
Onlar, yeminlerini bir siper edindiler, böylece Allah’ın
yolundan alıkoydular. Artık onlar için alçaltıcı bir azab
vardır. (58/16)
Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız
olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz;
oysa onlar haktan size geleni inkar etmişler, Rabbiniz olan
Allah’a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan)
sürüp-çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim yolumda cihad etmek
ve Benim rızamı aramak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara
karşı hala sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi
ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa,
artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp-sapmış olur. (60/1)
Şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş
bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. (61/4)
Allah’a ve O’nun Resulü’ne iman edersiniz, mallarınızla
ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin
için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz. (61/11)
Onlar, yeminlerini bir siper edinip Allah’ın yolundan alıkoydular.
Doğrusu ne kötü şey yapıyorlar. (63/2)
Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulaştıkları zaman, artık
onları maruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun, ya da
maruf üzere onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki
kişiyi de şahid tutun. Şahidliği Allah için dosdoğru yerine
getirin. İşte bununla, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere
öğüt verilir. Kim Allah’tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona
bir çıkış yolu gösterir; (65/2)
Şu halde yüzükoyun sürünerek yürüyen mi daha çok hidayete
erer, yoksa dosdoğru yol üzerinde dümdüz yürümekte olan
mı? (67/22)
Elbette senin Rabbin, kimin kendi yolundan şaşırıp-saptığını
daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi
bilendir. (68/7)
“Elbette biz, o yol gösterici (Kur’an’ı) işitince, ona iman
ettik. Artık kim Rabbine iman ederse, o ne (ecrinin) eksileceğinden
korkar ve ne de haksızlığa uğrayacağından.” (72/13)
Eğer onlar (insanlar ve cinler), yol üzerinde ‘dosdoğru
bir istikamet tuttursalardı’, mutlaka Biz onlara bol miktarda
su içirir (tükenmez bir rızık ve nimet verir)dik. (72/16)
Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol
bulabilir. (73/19)
Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde,
yarısında ve üçte birinde (namaz için) kalktığını bilir;
seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını
bilir). Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu
sayamıyacağınızı bildi, böylece tevbenizi (O’na dönüşünüzü)
kabul etti. Şu halde Kur’an’dan kolay geleni okuyun. Allah
sizden hastalar olduğunu, başkalarının Allah’ın fazlından
aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin
Allah yolunda çarpışacaklarını bilmiştir. Öyleyse ondan
(Kur’an’dan) kolay geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın,
zekatı verin ve Allah’a güzel bir borç verin. Hayır olarak
kendi nefisleriniz için önceden takdim ettiğiniz şeyleri
daha hayırlı ve daha büyük bir ecir (karşılık) olarak Allah
katında bulursunuz. Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz
Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (73/20)
Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya
da nankör. (76/3)
Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol
bulabilir. (76/29)
Sonra ona yolu kolaylaştırdı. (80/20)
Takdir etti, böylece yol gösterdi, (87/3)
Biz ona ‘iki yol-iki amaç’ gösterdik. (90/10)
Şüphesiz, bize ait olan, yol göstermektir.(92/12)
Ve seni yol bilmez iken, ‘doğru yola yöneltip iletmedi mi?
(93/7)
Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise, (96/11)
|