kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Kadınlara, oğullara, kantar
kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara
ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’
kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak
güzel yer Allah katında olandır. (3/14)
Şüphesiz küfredip kafir
olarak ölenler, bunların hiçbirisinden, yeryüzü dolusu altını
olsa -bunu fidye olarak verse de- kesin olarak kabul edilmez.
Onlar için acı bir azab vardır ve onların yardımcıları yoktur.
(3/91)
Ey iman edenler, gerçek
şu ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden
çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın
yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah
yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele. (9/34)
Yahut altından bir evin
olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz
bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız.”
De ki: “Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden
başkası mıyım?” (17/93)
Adn cennetleri (onlarındır);
oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. (35/33)
Bu durumda (eğer doğruysa),
üzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında yer
almış vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?”
(43/53)
Onların etrafında altın
tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu
ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz
orada süresiz kalacaksınız.” (43/71)
Şüphesiz Allah, bir sivrisineği
de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten
çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden
gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkar edenler ise, “Allah,
bu örnekle neyi amaçlamış?” derler. (Oysa Allah,) Bununla
birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak
O, fasıklardan başkasını saptırmaz. (2/26)
Allah sizi, yeminlerinizdeki
‘rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler’den dolayı
sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı
sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.
(2/225)
Onların hidayete ermesi,
senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini
hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz
içindir. Zaten siz, ancak Allah’ın hoşnutluğunu istemekten
başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak
ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce
ödenecektir. (2/272)
Biz, gökleri, yeri ve
her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir
amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir;
öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran. (15/85)
Biz Kitab’ı ancak, hakkında
ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir
kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla)
indirmedik. (16/64)
Biz elçileri, müjde vericiler
ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz.
İnkar edenler ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak için
mücadele ediyorlar. Onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını
(azabı) alay konusu edindiler. (18/56)
“Bizim, sizi boş bir amaç
uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi
mi sanmıştınız?” (23/115)
İnsanlardan öyleleri vardır
ki, bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence
konusu edinmek için sözün ‘boş ve amaçsız olanını’ satın
alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azab vardır. (31/6)
Biz ona ‘iki yol-iki amaç’
gösterdik. (90/10)
Kör olana güçlük yoktur,
topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur;
sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın
evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin
evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın
evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden,
teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden)
ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur.
Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur.
Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir
yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah,
size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız.
(24/61)
Ey Peygamber, gerçekten
biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve
Allah’ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden
sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte
hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının
kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini
peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği
mü’min bir kadını da, -mü’minler için olmaksızın yalnızca
sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi
eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda
onlar (mü’minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size
bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.
Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (33/50)
İman edip salih amellerde
bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar
akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden
her yedirildiğinde: “Bu daha önce de rızıklandığımızdır”
derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur.
Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz
kalacaklardır. (2/25)
Şüphesiz, iman edenler(le)
Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah’a ve
ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık
onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur
ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/62)
İman edip salih amellerde
bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.
(2/82)
De ki: “O bizim de Rabbimiz,
sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla)
tartışmalara mı giriyorsunuz? Bizim amellerimiz bizim, sizin
de amelleriniz sizindir. Biz, O’na gönülden bağlanmış (muhlis)
olanlarız.” (2/139)
İman edip güzel amellerde
bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler;
şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara
korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/277)
İman edip salih amellerde
bulunanların ecirleri eksiksiz ödenecektir. Allah, zalim
olanları sevmez.” (3/57)
İman edip salih amellerde
bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları
cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış
eşler vardır. Ve onları, ‘ne sıcak-ne soğuk, tam kararında
gölgeliğe’ sokacağız. (4/57)
İman edip salih amellerde
bulunanlar, biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi
kalacakları cennetlere sokacağız. Bu, Allah’ın gerçek olan
va’didir. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır? (4/122)
Erkek olsun, kadın olsun
inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete
girecek ve onlar, bir ‘çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar’
bile haksızlığa uğramayacaklardır. (4/124)
Ama iman edenler ve salih
amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek
ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. Çekimser davrananlar
ve büyüklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır
ve kendileri için Allah’tan başka bir (vekil) koruyucu dost
ve yardımcı bulamayacaklardır. (4/173)
Allah, iman edenlere ve
salih amellerde bulunanlara va’detmiştir, onlar için bir
bağışlanma ve büyük bir ecir vardır. (5/9)
Gerçek şu ki, iman edenlerle
Yahudiler, sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah’a, ahiret
gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için
korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (5/69)
İman edenler ve salih
amellerde bulunanlar için korkup-sakındıkları, iman ettikleri
ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup-sakındıkları
ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup-sakındıkları ve
iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) dedikleri
dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları
sever. (5/93)
İman edenler ve salih
amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye güç yetireceğinden
fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar.
Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (7/42)
Ayetlerimizi ve ahirete
kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır.
Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
(7/147)
O zaman şeytan onlara
amellerini çekici göstermiş ve onlara: “Bugün sizi insanlardan
bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım”
demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu
(karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: “Şüphesiz
ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum,
ben Allah’tan da korkuyorum” dedi. Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (8/48)
Diğerleri günahlarını
itiraf ettiler, onlar salih bir ameli bir başka kötüyle
karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tevbelerini kabul eder.
Hiç şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (9/102)
Medine halkına ve çevresindeki
bedevilere, Allah’ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini
onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların
Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, ‘dayanılmaz bir
açlık’ (çekmeleri), kâfirleri ‘kin ve öfkeyle ayaklandıracak’
bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları
karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış
olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini
kaybetmez. (9/120)
Sizin tümünüzün dönüşü
O’nadır. Allah’ın va’di bir gerçektir. İman edip salih amellerde
bulunanlara, adaletle karşılık vermek için yaratmayı başlatan,
sonra onu iade edecek olan O’dur. İnkâr edenler ise, küfürleri
dolayısıyla, onlar için kaynar sudan bir içki ve acı bir
azab vardır. (10/4)
İman edenler ve salih
amellerde bulunanlar da, Rableri onları imanları dolayısıyla
altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmış cennetlere
yöneltip-iletir (hidayet eder). (10/9)
O’nun arşı su üzerinde
iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek
için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Andolsun
onlara: “Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz”
dersen, inkâr edenler mutlaka: “Bu, açıkça bir büyüden başkası
değildir” derler. (11/7)
Sabredenler ve salih amellerde
bulunanlar başka. İşte, bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır.
(11/11)
İman edip salih amellerde
bulunanlar ve ‘Rablerine kalbleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar’,
işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.
(11/23)
İman edip salih amellerde
bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı
(onlarındır). (13/29)
İman edip salih amellerde
bulunanlar, Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan, içinde
ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine
olan dirlik temennileri: “Selam”dır. (14/23)
Erkek olsun, kadın olsun,
bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz
biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını,
yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (16/97)
Şüphesiz, bu Kur’an, en
doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü’minlere,
onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.
(17/9)
Dosdoğru (bir Kitaptır)
ki, kendi katından şiddetli bir azabla uyarıp-korkutmak
ve salih amellerde bulunan mü’minlere müjde vermek için
(onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır. (18/2)
Şüphesiz iman edip salih
amellerde bulunanlar ise; biz gerçekten en güzel davranışta
bulunanın ecrini kayba uğratmayız. (18/30)
Kim iman eder ve salih
amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır.
Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz.” (18/88)
İman edip salih amellerde
bulunanlar... Firdevs5 cennetleri onlar için bir ‘konaklama
yeridir.’ (18/107)
De ki: “Şüphesiz ben,
ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin
ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine
kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine
ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.” (18/110)
Ancak tevbe eden, iman
eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır);
işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
(19/60)
İman edenler ve salih
amellerde bulunanlar ise, Rahman, onlar için bir sevgi kılacaktır.
(19/96)
Kim O’na iman edip salih
amellerde bulunarak O’na gelirse, işte onlar, onlar için
de yüksek dereceler vardır.” (20/75)
Gerçekten ben, tevbe eden,
inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen
kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım. (20/82)
Kim de bir mü’min olarak,
salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun,
ne hakkının eksik tutulmasından. (20/112)
Artık kim, bir mü’min
olarak salih amellerde bulunursa, onun çabası için (karşılık
olarak) küfran (nankörlük) yoktur. Şüphesiz biz, onun yazıcılarıyız.
(21/94)
Şüphesiz Allah, iman edip
salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere
sokar. Gerçekten Allah, her istediğini yapar. (22/14)
Hiç şüphesiz Allah, iman
edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar
akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir. (22/23)
Buna göre, iman edip salih
amellerde bulunanlar, onlar için bir bağışlanma (mağfiret)
ve üstün bir rızık vardır. (22/50)
Mülk, o gün yalnızca Allah’ındır.
O, aralarında hükmedecektir. Artık iman edip salih amellerde
bulunanlar; nimetlerle donatılmış cennetler içindedirler.
(22/56)
Ey elçiler, güzel ve temiz
olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten
ben yapmakta olduklarınızı biliyorum. (23/51)
Ki, geride bıraktığım
(dünya)da salih amellerde bulunayım.” Asla, gerçekten bu,
yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların
önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel
(berzah) vardır. (23/100)
İnkâr edenler ise; onların
amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu
bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve
yanında Allah’ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak
verir. Allah, hesabı çok seri görendir. (24/39)
Ya da (inkâr edenlerin
amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun
üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da
üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan
karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek.
Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur. (24/40)
Allah, içinizden iman
edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç
şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’
kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak,
kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik
kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana
hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse,
işte onlar fasıktır. (24/55)
Ancak tevbe eden, iman
eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların
günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (25/70)
Kim tevbe eder ve salih
amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul
edilmiş olarak Allah’a döner. (25/71)
Ancak iman edenler, salih
amellerde bulunanlar ve Allah’ı çokça zikredenler ile zulme
uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar)
başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini
pek yakında bileceklerdir. (26/227)
(Süleyman) Bu sözü üzerine
tebessüm edip güldü ve dedi ki: “Rabbim, bana, anne ve babama
verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir
amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların
arasına kat.” (27/19)
Ancak kim tevbe edip iman
eder ve salih amellerde bulunursa artık kurtuluşa erenlerden
olmayı umabilir. (28/67)
Kendilerine ilim verilenler
ise: “Yazıklar olsun size, Allah’ın sevabı, iman eden ve
salih amellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna
da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz” dediler. (28/80)
İman edip salih amellerde
bulunanlar ise; biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz
ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz.
(29/7)
İman edip salih amellerde
bulunanlar ise; elbette onları salihlerin arasına katacağız.
(29/9)
İman edip salih amellerde
bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından
ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz.
(Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (29/58)
Böylece iman edip salih
amellerde bulunanlar; artık onlar ‘bir cennet bahçesinde’
‘sevinç içinde ağırlanırlar’. (30/15)
Kim inkâr ederse, artık
onun inkârı kendi aleyhinedir; kim salih bir amelde bulunursa,
artık onlar kendi lehlerine olarak (cennetteki yerlerini)
döşeyip hazırlamaktadırlar. (30/44)
(Bu, Allah’ın) Kendi fazlından
iman edip salih amellerde bulunanları ödüllendirmesi içindir.
Şüphesiz O, kafirleri sevmez. (30/45)
(Ancak) Gerçekten iman
edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle-donatılmış
cennetler vardır. (31/8)
Suçlu-günahkarları, Rableri
huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Rabbimiz, gördük
ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir,
salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle
inananlarız” (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. (32/12)
İman eden ve salih amellerde
bulunanlar ise, artık onlar için, yaptıklarınıza karşılık
olmak üzere, bir ağırlanma konağı olarak barınma cennetleri
vardır. (32/19)
Ama sizden kim Allah’a
ve Resûlü’ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa,
ona ecrini iki kat veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da
hazırlamışızdır. (33/31)
Ki O ( Allah), amellerinizi
ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve
elçisine itaat ederse, artık o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur.
(33/71)
(Çünkü O) İman edip salih
amellerde bulunanları ödüllendirecek. İşte mağfiret ve üstün
rızık onlarındır. (34/4)
Geniş zırhlar yap, (onları)
düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten
ben, sizin yaptıklarınızı görenim” (diye vahyettik). (34/11)
Bizim katımızda sizi (bize)
yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır;
ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar;
onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat
vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (34/37)
O inkâr edenler; onlar
için şiddetli bir azab vardır. İman edip salih amellerde
bulunanlar ise; onlar için de bir bağışlanma ve büyük bir
ecir vardır. (35/7)
Kim izzeti istiyorsa,
artık bütün izzet Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir,
salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler
ise; onlar için şiddetli biz azab vardır. Onların tasarladıkları
‘boşa çıkıp bozulur’. (35/10)
İçinde onlar (şöyle) çığlık
atarlar: “Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih
bir amelde bulunalım.” Size orda (dünyada), öğüt alabilecek
olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran
da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için
bir yardımcı yoktur. (35/37)
(Davud) Dedi ki: “Andolsun
senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana
zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip
katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler;
ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar
da ne kadar azdır.” Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi
sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek
yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü. (38/24)
Yoksa Biz, iman edip salih
amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar
gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi
(bir) mi tutacağız? (38/28)
Andolsun, sana ve senden
öncekilere vahyolundu (ki): “Eğer şirk koşacak olursan,
şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana
uğrayanlardan olacaksın. (39/65)
(Onlar da) Dediler ki:
“Bize olan va’dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı
kılan Allah’a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde
konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne
güzeldir. (39/74)
Göklerin yollarına. Böylelikle
Musa’nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu
sanıyorum.” İşte Firavun’a, kötü ameli böyle çekici kılındı
ve yoldan alıkonuldu. Firavun’un hileli-düzeni, ‘yıkım ve
kayıpta’ olmaktan başka (bir şey) olmadı. (40/37)
Kim bir kötülük işlerse,
kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun,
dişi olsun- bir mü’min olarak salih bir amelde bulunursa,
işte onlar, içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere
cennete girerler.” (40/40)
Kör olanla (basiretle)
gören bir olmaz; iman edip salih amellerde bulunanlarla
kötülük yapan da. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz. (40/58)
Şüphesiz, iman edip salih
amellerde bulunanlar; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.
(41/8)
Allah’a çağıran, salih
amelde bulunan ve: “Gerçekten ben Müslümanlardanım” diyenden
daha güzel sözlü kimdir? (41/33)
Kim salih bir amelde bulunursa,
kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir.
Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir. (41/46)
Şu halde, sen bundan dolayı
davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur.
Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah’ın
indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla
emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.
Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle
aranızda ‘deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)’
yoktur. Allah bizi bir araya getirip-toplayacaktır. Dönüş
O’nadır.” (42/15)
(O gün) Zalimleri kazandıkları
dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları)
da üstlerine çöküvermiştir. İman edip salih amellerde bulunanlar
ise, cennet bahçelerindedirler. Rableri katında her diledikleri
onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur. (42/22)
İşte Allah, iman edip
salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir.
De ki: “Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir
ücret istemiyorum.” Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki
iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene
karşılığını verendir. (42/23)
O, iman edip salih amellerde
bulunanlara icabet eder ve onlara kendi fazlından arttırır.
Kafirlere gelince; onlara şiddetli bir azap vardır. (42/26)
Kim salih bir amelde bulunursa,
kendi lehinedir, kim kötülük yaparsa, artık o da kendi aleyhinedir.
Sonra siz Rabbinize döndürüleceksiniz. (45/15)
Yoksa kötülüklere batıp-yara
alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar
gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir
mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar. (45/21)
Artık iman edip salih
amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları kendi rahmetine
sokar. İşte apaçık olan ‘büyük mutluluk ve kurtuluş’ budur.
(45/30)
Biz insana, ‘anne ve babasına’
iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle
taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması
ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik)
çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: “Rabbim,
bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin
razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et;
benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip
Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım.” (46/15)
Her biri için yaptıklarınızdan
dolayı dereceler vardır; öyle ki amelleri kendilerine eksiksizce
ödensin ve onlar zulme de uğratılmazlar. (46/19)
Onlar ki inkâr ettiler
ve Allah’ın yolundan alıkoydular, (işte Allah da) onların
amellerini giderip-boşa çıkarmıştır. (47/1)
İman edip salih amellerde
bulunan ve Muhammed’e indirilen (Kur’an)a -ki o Rablerinden
bir haktır- İman edenlerin (Allah), kötülüklerini örtüp-bağışlamış,
durumlarını düzeltip-ıslah etmiştir. (47/2)
Öyleyse, inkâr edenlerle
(savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen
boyunlarını vurun; sonunda onları ‘iyice bozguna uğratıp
zafer kazanınca da’ artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun.
Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir
fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını
bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı,
elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri
birbirinizle denemesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin
ise; kesin olarak (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmaz.
(47/4)
İnkar edenler ise, yüzükoyun-düşüş,
onlara olsun; (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmıştır.
(47/8)
İşte böyle; çünkü onlar,
Allah’ın indirdiğini çirkin (kerih) gördüler, bundan dolayı,
O da, onların amellerini boşa çıkardı. (47/9)
Şüphesiz Allah, iman edip
salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere
sokar. İnkar edenler ise, metalanırlar ve hayvanların yemesi
gibi yerler; ateş, onlar için bir konaklama yeridir. (47/12)
Şimdi Rabbinden apaçık
bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine ‘süslü
ve çekici gösterilmiş’ ve kendi heva (istek ve tutku)larına
uyan kimseler gibi midir? (47/14)
İşte böyle; çünkü gerçekten
onlar, Allah’ı gazablandıran şeye uydular ve O’nu razı edecek
şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini
boşa çıkardı. (47/28)
Eğer biz dilersek, sana
onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından
tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından
da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir. (47/30)
Şüphesiz inkar edenler,
Allah’ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça
belli olduktan sonra ‘elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar’,
kesin olarak Allah’a hiçbir şeyle zarar veremezler. (Allah,)
Onların amellerini boşa çıkaracaktır. (47/32)
Ey iman edenler, Allah’a
itaat edin, Resûl’e itaat edin ve kendi amellerinizi geçersiz
kılmayın. (47/33)
Öyleyse, siz üstün (bir
durumda) iken, barışa çağırmak suretiyle gevşekliğe düşmeyin.
Allah, sizinle beraberdir; O, sizin amellerinizi asla eksiltmez.
(47/35)
Muhammed, Allah’ın elçisidir.
Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi
aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde
edenler olarak görürsün; onlar, Allah’tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde
izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat’taki vasıfları
budur: İncil’deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini
çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış,
sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin
hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek
içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara
bir mağfiret ve büyük bir ecir va’detmiştir. (48/29)
Ey iman edenler, seslerinizi
peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız
gibi, ona sözle bağırıp-söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken,
amelleriniz boşa gider. (49/2)
Bedeviler, dedi ki: “İman
ettik.” De ki: “Siz iman etmediniz; ancak “İslam (Müslüman
veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş
değildir. Eğer Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederseniz, O,
sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (49/14)
İman edenler ve soyları
kendilerini imanda izleyenler; Biz onların soylarını da
kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi
eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir.
(52/21)
Sizi toplanma günü için
bir arada toplayacağı gün; işte bu aldanma (teğabün) günüdür.
Kim Allah’a iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah)
onun kötülüklerini örter ve içinde ebedi kalıcılar olmak
üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük
‘mutluluk ve kurtuluş (fevz)’ budur. (64/9)
İman edip salih amellerde
bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için Allah’ın
apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim
iman edip salih bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde
süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere
sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir.
(65/11)
O, amel (davranış ve eylem)
bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek
için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır,
çok bağışlayandır. (67/2)
Ancak iman edip salih
amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan
bir ecir (mükafaat) vardır. (84/25)
Şüphesiz iman edip salih
amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar
akan cennetler vardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’
budur. (85/11)
Ancak iman edip salih
amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan
bir ecir vardır. (95/6)
İman edip salih amellerde
bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.
(98/7)
O gün insanlar, amelleri
kendilerine gösterilsin diye, bölük bölük fırlayıp-çıkarlar.
(99/6)
Ancak iman edip salih
amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler
ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka. (103/3)
Biz, her insanın kuşunu
(işlediklerini yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet
gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap
çıkarırız. (17/13)
Yer, Rabbi’nin nuruyla
parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler
getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa
uğratılmazlar. (39/69)
Hayır; her biri, kendisine
açılmış sahifelerin verilmesini ister. (74/52)
Sahifeler (amel defterleri)
açıldığı zaman, (81/10)
Hayır; facir olanların
kitabı şüphesiz ‘Siccîn’dedir. Siccîn’in ne olduğunu sana
öğreten nedir? Yazılı bir kitaptır. (83/7-9)
Artık kimin kitabı sağ yanından
verilirse, o kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya çekilecek
ve kendi yakınlarına sevinç içinde dönmüş olacaktır. Kimin
de kitabı ardından verilirse, o da, helak (yok olmay)ı çağıracak,
çılgın alevli ateşe girecek. (84/7-12)
O gün tartı haktır. Kimin
tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır. (7/8)
Kimin tartıları hafif
kalırsa, bunlar da ayetlerimize zulmedegeldiklerinden dolayı
nefislerini hüsrana uğratanlardır. (7/9)
Biz ise, kıyamet gününe
ait duyarlı teraziler koyarız da, artık hiçbir nefis hiçbir
şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona
(teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak biz yeteriz.
(21/47)
Artık kimin tartısı ağır
basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
(23/102)
Kimin tartısı hafif gelirse,
işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde
de ebedi olarak kalacak olanlardır. (23/103)
İşte, kimin tartıları
ağır basarsa, artık o, hoşnut olunan bir hayat içindedir.
(101/6-7)
Kimin tartıları hafif
kalırsa, artık onun da anası (son durağı) ‘haviye’dir (uçurum).
(101/8-9)
Gaybın anahtarları O’nun
katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada
ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir
yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş
ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir
kitaptadır. (6/59)
Kör olana güçlük yoktur,
topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur;
sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın
evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin
evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın
evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden,
teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden)
ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur.
Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur.
Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir
yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah,
size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız.
(24/61)
Gerçek şu ki, Karun, Musa’nın
kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle
hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya)
davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi
ona demişti ki: “Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak
sevince kapılanları sevmez.” (28/76)
Göklerin ve yerin anahtarları
O’nundur. Allah’ın ayetlerine (karşı) inkâr edenler ise;
işte onlar, hüsrana uğrayanlardır. (39/63)
Göklerin ve yerin anahtarları
O’nundur. O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve kısar
da. Çünkü O, herşeyi bilendir. (42/12)
Yahudiler dediler ki:
“Hıristiyanlar bir şey (herhangi bir temel) üzere değillerdir”;
Hıristiyanlar da: “Yahudiler bir şey üzere değillerdir”
dediler. Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler)
de, onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Artık
Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında
hüküm verecektir. (2/113)
Bu, Allah’ın Kitabı şüphesiz
hak olarak indirmesindendir. Kitap konusunda anlaşmazlığa
düşenler ise uzak bir ayrılık içindedirler. (2/176)
İnsanlar tek bir ümmetti.
Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi
ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler
konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi.
Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine
karşı olan ‘azgınlık ve kıskançlıkları’ yüzünden anlaşmazlığa
düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece
Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe
kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya
yöneltir. (2/213)
Hani Allah, İsa’ya demişti
ki: “Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni
Kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim
ve sana uyanları kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne
geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında
anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.”
(3/55)
Kendilerine apaçık belgeler
geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler
gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azab vardır. (3/105)
Ey iman edenler, Allah’a
itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine
de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a
ve elçisine döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman
ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
(4/59)
Ve: “Biz, Allah’ın Resulü
Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle
de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler
ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir
şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna
ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
(4/157)
Sana da (Ey Muhammed,)
önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona ‘bir şahid-gözetleyici’
olarak Kitab’ı (Kur’an’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın
indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva
(istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir
şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi
bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi
içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah’adır.
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
(5/48)
De ki: “O, herşeyin Rabbi
iken, ben Allah’tan başka bir Rab mi arayayım? hiçbir nefis,
kendisinden başkasının aleyhine (günah) kazanmaz. Günahkar
olan bir başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz
Rabbinizedir. O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri
haber verecektir.” (6/164)
Hani siz vadinin yakın
kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden
daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak
sözleşme yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz;
ancak Allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle
yaptı). Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra
helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra
hayatta kalsın. Şüphesiz Allah, gerçekten işitendir, bilendir.
(8/42)
İnsanlar, tek bir ümmetten
başka değildi; sonra anlaşmazlığa düştüler. Eğer Rabbinden
geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, anlaşmazlığa düştükleri
şey konusunda mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu.
(10/19)
Andolsun, biz İsrailoğullarını,
hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz
şeylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye
kadar anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, aralarında
anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm
verecektir. (10/93)
Andolsun, Musa’ya kitabı
verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz
geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş
olacaktı. Gerçekten onlar, bundan (Kur’an’dan) yana kuşku
verici bir tereddüt içindedirler. (11/110, 41/45)
Eğer Rabbin dileseydi,
insanları elbette tek bir ümmet kılardı. Oysa, onlar, anlaşmazlığı
sürdürmektedirler (11/118)
De ki: “Ey gökleri ve
yeri yaratan, gaybı ve müşahede edilebileni bilen Allah’ım.
Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında sen
hüküm vereceksin.” (39/46)
Ki kendileri hakkında
anlaşmazlık içindedirler. (78/3)
Bunlar, içlerinden antlaşma
yaptığın kimselerdir ki, sonra her defasında ahidlerini
bozarlar. Onlar sakınmazlar. Bundan dolayı, savaşta onları
yakalarsan, öyle darmadağın et ki, onlarla arkalarından
gelecek olanlar(ı caydır). Umulur ki ibret alırlar. Eğer
bir kavmin ihanet edeceğinden kesin olarak korkarsan, sen
de açık ve adil bir tutumla (onlarla olan anlaşma metnini
ve diplomatik ilişkiyi) at. Gerçekten Allah, ihanet edenleri
sevmez. (8/56-58)
Gerçek şu ki, iman edenler,
hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla
cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım
edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman
edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin
onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur. Ama din konusunda
sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür.
Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun
aleyhinde değil. Allah, yaptıklarınızı görendir. (8/72)
(Bu,) Müşriklerden kendileriyle
antlaşma imzaladıklarınıza Allah’tan ve Resûlü’nden kesin
bir uyarıdır. Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir
süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah’ı aciz bırakacak
değilsiniz. Gerçekten Allah, inkâr edenleri hor ve aşağılık
kılıcıdır. Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah’tan
ve Resûlü’nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah,
müşriklerden uzaktır, O’nun Resûlü de… Eğer tevbe ederseniz
bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz,
bilin ki Allah’ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkâr
edenleri acı bir azabla müjdele. Ancak müşriklerden kendileriyle
antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler
ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka; artık
antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz,
Allah muttaki olanları sever. (9/1-4)
Bunun yanında, kim, vasiyet
edenin haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden
korkup da ikisinin (tarafların) arasını bulup-düzeltirse,
artık ona günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (2/182)
Bir de yeminlerinizi bahane
ederek iyilik yapmanız, sakınmanız ve insanların arasını
düzeltmenize Allah’ı engel kılmayın. Allah işitendir, bilendir.
(2/224)
(Kadın ile kocanın) Aralarının
açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden
bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar,
(arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı
sağlar. Şüphesiz Allah, bilendir, haberdar olandır. (4/35)
Onların ‘gizlice söyleşmelerinin’
çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte
bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki
başka. Kim Allah’ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık
ona büyük bir ecir vereceğiz. (4/114)
Mü’minlerden iki topluluk
çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri
diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık, tecavüzde bulunanla,
Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah’ın
emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını
bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah adil
olanları sever. (49/9)
Mü’minler ancak kardeştirler.
Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan
korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (49/10)
İki taraf arasında bir
engel ve burçlar (A’raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan
adamlar vardır. Cennete gireceklere: “Selam size” derler,
ki bunlar, henüz girmeyen fakat (girmeyi) ‘şiddetle arzu
edip umanlardır.’ Gözleri cehennem halkından yana çevrilince:
“Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma” derler.
Burcun üstündeki adamlar, kendilerini yüzlerinden tanıdıkları
(ileri gelen birtakım) adamlara seslenerek derler ki: “Ne
(güç ve servet) toplamış olmanız, ne büyüklük taslamanız
(istikbarınız) size bir yarar sağlamadı.” (7/46-48)
Rabbinizden bir fazl istemenizde
size sakınca yoktur. Arafat’tan hep birlikte indiğinizde
Allah’ı Meş’ar-ı Haram’da anın. O, sizi nasıl doğru yola
yöneltip-ilettiyse, siz de O’nu anın. Gerçek şu ki, siz
bundan evvel sapmışlardandınız. Sonra insanların (topluca)
akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanma
dileyin. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (2/198-199)
Gerçekten biz, akıl erdirirsiniz
diye, onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. (12/2)
İşte böylece biz onu (Kur’an’ı)
Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu
ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak
olursan, senin için Allah’tan ne bir yardımcı, dost, ne
bir koruyucu vardır. (13/37)
Andolsun ki biz, onların:
“Bunu kendisine ancak bir beşer öğretmektedir” dediklerini
biliyoruz. Saparak kendisine yöneldikleri (kimse)nin dili
a’cemidir, bu ise açıkça Arapça olan bir dildir. (16/103)
Böylece biz onu, Arapça
bir Kur’an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü
şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da
onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur. (20/113)
Apaçık Arapça bir dille.
(26/195)
Onu Arapça bilmeyen birine
indirmiş olsaydık. (26/198)
Çarpıklığı olmayan Arapça
bir Kur’an’dır (bu). Umulur ki sakınırlar. (39/28)
Bilen bir kavim için,
ayetleri (çeşitli biçimlerde, birer birer) ‘fasıllar halinde
açıklanmış’ Arapça Kur’an (veya okunan) kitaptır; (41/3)
İşte biz sana, böyle Arapça
bir Kur’an vahyettik; şehirlerin anası (olan Mekke halkı)nı
ve çevresinde olanları uyarman için ve kendisinde şüphe
olmayan toplanma gününü (haber verip onları) uyarman için
de. (O gün onların) Bir bölümü cennette, bir bölümü çılgınca
yanan ateşin içerisindedirler. (42/7)
Gerçekten Biz onu, belki
aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur’an kıldık. (43/3)
Bundan önce de, bir rehber
(imam) ve bir rahmet olarak Musa’nın kitabı var. Bu da,
zulmedenleri uyarmak ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak
üzere (kendinden önceki kitapları) doğrulayıcı ve Arapça
bir dil ile olan bir kitaptır. (46/12)
İnkâr edenler ise; onların
amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu
bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve
yanında Allah’ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak
verir. Allah, hesabı çok seri görendir. (24/39)
Rabbin bal arısına vahyetti:
Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine
evler edin. (16/68)
Sonra meyvelerin tümünden
ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver.
Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda
insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk
için gerçekten bunda bir ayet vardır. (16/69)
Ancak onlar yüz çevirdiler,
böylece biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların
iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir
şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. (34/16)
Allah’a ibadet edin ve
O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki
arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına
güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp
böbürleneni sevmez. (4/36)
Ve onlar, mallarını insanlara
gösteriş olsun diye infak ederler, Allah’a ve ahiret gününe
de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü
bir arkadaştır o. (4/38)
Kim Allah’a ve Resul’e
itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği
peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle
beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? (4/69)
İnkâr edenler ve ayetlerimizi
yalanlayanlar; işte onlar, çılgın ateşin arkadaşlarıdırlar.
(5/86)
De ki: “Bize yararı ve
zararı olmayan Allah’tan başka şeylere mi tapalım? Allah
bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde
şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: “Doğru yola, bize
gel” diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde
gerisin geri mi döndürülelim?” De ki: “Hiç şüphesiz Allah’ın
yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi)
teslim etmekle emrolunduk.” (6/71)
Ayetlerimizi yalanlayanlar
ve onlara karşı büyüklenenler, işte onlar ateşin arkadaşlarıdır;
onda sonsuzca kalacaklardır. (7/36)
Sahiplerinde (ya da arkadaşları
olan peygamberde) delilikten hiçbir şey olmadığını düşünmüyorlar
mı? O, apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir. (7/184)
Siz O’na (peygambere)
yardım etmezseniz, Allah O’na yardım etmiştir. Hani kâfirler
ikiden biri olarak O’nu (Mekke’den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: “Hüzne kapılma,
elbette Allah bizimle beraberdir.” Böylece Allah O’na ‘huzur
ve güvenlik duygusunu’ indirmişti, O’nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş, inkâra edenlerin de kelimesini (inkâr
çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah’ın kelimesi, yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/40)
Kendilerine onların gerçekten
çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra
-yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri
peygambere ve iman edenlere yaraşmaz. (9/113)
Ey zindan arkadaşlarım,
birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa
kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı?” (12/39)
Ey zindan arkadaşlarım,
ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak,
kuş onun başından yiyecek. İşte hakkında fetva istemekte
olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir.” (12/41)
Eğer şaşıracaksan, asıl
şaşkınlık konusu onların şöyle söylemeleridir: “Biz toprak
iken mi, gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız?” İşte onlar
Rablerine karşı inkâra sapanlar, işte onlar boyunlarına
(ateşten) halkalar geçirilenler ve işte onlar -içinde ebedi
kalacakları- ateşin arkadaşları olanlardır. (13/5)
(İkisinden) Birinin başka
ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken
arkadaşına dedi ki: “Ben, mal bakımından senden daha zenginim,
insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm.” (18/34)
Kendisiyle konuşmakta
olan arkadaşı ona dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla
sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü
kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin?”
(18/37)
(Musa:) “Bundan sonra
sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme.
Benden yana bir özre ulaşmış olursun” dedi.(18/76)
De ki: “Size bir tek öğüt
veriyorum: “Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam
etmeniz, sonra düşünmeniz. Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız
olan Peygamber)de hiçbir delilik yoktur. O, yalnızca sizi,
şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır.” (34/46)
Artık gerçekten, zulmedenler
için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir
günah vardır. Şu halde acele etmesinler. (51/59)
Derken arkadaşlarını çağırdılar,
o da bıçağını kapıp ‘hayvanı ayağından biçip yere devirdi.’
(54/29)
Orada Zekeriya Rabbine
dua etti: “Rabbim, bana katından tertemiz bir soy armağan
et. Doğrusu Sen, duaları işitensin” dedi. (3/38)
Ve ona İshak’ı ve Yakub’u
armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce
de Nuh’u ve onun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u,
Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik
yapanları işte böyle ödüllendiririz. (6/84)
Dediler ki: “Hükümdarın
su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan
olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim.” (12/72)
Hamd, Allah’a aittir ki,
O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail’i ve İshak’ı armağan etti.
Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir.” (14/39)
Doğrusu ben, arkamdan
gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da
bir kısır (kadın)dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı
armağan et.” (19/5)
Demişti ki: “Ben, yalnızca
Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk
armağan etmek için (buradayım).” (19/19)
Böylelikle, onlardan ve
Allah’tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak’ı
ve (oğlu) Yakup’u armağan ettik ve her birini peygamber
kıldık. (19/49)
Onlara rahmetimizden armağan(lar)
bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
(19/50)
Ona rahmetimizden kardeşi
Harun’u da bir peygamber olarak armağan ettik. (19/53)
Ona İshak’ı armağan ettik,
üstüne de Yakub’u; her birini salihler kıldık. (21/72)
Onun duasına icabet ettik,
kendisine Yahya’yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli
kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak
ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.
(21/90)
Yoksa sen onlardan haraç
mı istiyorsun? İşte Rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı)
daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. (23/72)
Ve onlar: “Rabbimiz, bize
eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar)
armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl,” diyenlerdir.
(25/74)
“Ben onlara bir hediye
göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler.” (Elçi
hediyelerle) Süleyman’a geldiği zaman: “Sizler bana mal
ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği,
size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle
sevinip öğünebilirsiniz” dedi. (27/35-36)
Biz ona İshak’ı ve Yakub’u
armağan ettik ve onun soyunda (seçtiklerimize) peygamberliği
ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık, ecrini de dünyada verdik.
Şüphesiz o, ahirette salih olanlardandır. (29/27)
Rabbim, bana salihlerden
(olan bir çocuk) armağan et.” (37/100)
Biz Davud’a Süleyman’ı
armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah’a)
yönelip-dönen biriydi. (38/30)
Rabbim, beni bağışla ve
benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan
et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin.” (38/35)
Göklerin ve yerin mülkü
Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler armağan
eder, dilediğine de erkek armağan eder. (42/49)
Ki onlar, inkâr ettiler,
sizi Mescid-i Haram’dan ve durdurulmakta (bekletilmekte)
olan hediyeleri (kurbanları), yerlerine varmaktan alıkoydular.
Eğer kendilerini bilmediğiniz mü’min erkekler ve mü’min
kadınları, bilgisizlik dolayısıyla darmadağın edip de bu
yüzden size ‘dayanılmaz bir sıkıntı’ dokunmayacak olsaydı
(o zaman durum farklı olurdu. Durumunun böyle olması,) Allah’ın
dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer (karışık yaşayan
mü’minler), seçilip ayrılmış olsalardı, muhakkak içlerinden
inkâr edenleri acı bir azab ile azablandırırdık. (48/25)
Gerçekten sizin Rabbiniz,
altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden
Allah’tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle
örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir.
Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur.
Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (7/54)
Eğer onlar yüz çevirirlerse,
de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben
O’na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O’dur.” (9/129)
Şüphesiz sizin Rabbiniz,
altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden,
işleri evirip-çeviren Allah’tır. Onun izni olmadıktan sonra,
hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur,
öyleyse O’na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek
misiniz? (10/3)
O’nun arşı su üzerinde
iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek
için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Andolsun
onlara: “Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz”
dersen, inkâr edenler mutlaka: “Bu, açıkça bir büyüden başkası
değildir” derler. (11/7)
Allah O’dur ki, gökleri
dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra
arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri
adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi
evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki,
Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (13/2)
De ki: “Eğer söyledikleri
gibi O’nunla beraber ilahlar olsaydı, onlar arşın sahibine
mutlaka bir yol ararlardı.” (17/42)
Rahman arşa istiva etmiştir.
(20/5)
Eğer her ikisinde (gökte
ve yerde) Allah’ın dışında ilahlar olsaydı, elbette, ikisi
de bozulup gitmişti. Arşın Rabbi olan Allah onların nitelendiregeldikleri
şeylerden yücedir. (21/22)
De ki: “Yedi göğün Rabbi
ve büyük Arş’ın Rabbi kimdir?” (23/86)
Hak melik olan Allah pek
yücedir, Ondan başka ilah yoktur; Kerim olan Arş’ın Rabbidir.
(23/116)
O, gökleri ve yeri ve
ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa
istiva edendir. Rahman’dır. Bunu (bundan) haberi olana sor.
(25/59)
O Allah, O’ndan başka
ilah yoktur, büyük Arş’ın Rabbidir.” (27/26)
Allah; gökleri, yeri ve
ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva
etti. Sizin O’nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz
yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (32/4)
Melekleri de arşın etrafını
çevirmişler olarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini
görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve: “Alemlerin
Rabbine hamdolsun” denilmiştir. (39/75)
Arş’ı yüklenmekte olanlar
ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte,
O’na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler:
“Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından herşeyi kuşatıp-sardın,
tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et
ve onları cehennem azabından koru.” (40/7)
Dereceleri yükselten Arş’ın
sahibi (Allah), ‘toplanma ve buluşma’ günü ile uyarıp-korkutmak
için, kendi emrinden olan ruhu kullarından dilediğine indirir.
(40/15)
Göklerin ve yerin Rabbi,
Arş’ın Rabbi, onların nitelendirdiklerinden yücedir. (43/82)
Gökleri ve yeri altı günde
yaratan, sonra arşa istiva eden O’dur. Yere gireni, ondan
çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz,
O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir. (57/4)
Melek(ler) ise, onun çevresi
üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz
(melek) taşır. (69/17)
Daha sonra onu, uzunluğu
yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin.” (69/32)
(Bu elçi,) Bir güç sahibidir,
arşın sahibi katında şereflidir. (81/20)
Arşın sahibidir; Mecid
(pek yüce)dir. (85/15)
Sanki onlar, ürkmüş yaban
eşekleri gibidirler; Arslandan korkup-kaçmışlar. (74/50-51)
|