kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Kendisine bereketler kıldığımız
yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları
(müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına
olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı
(yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve
yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir
ettik. (7/137)
Ey Nuh" denildi. "Sana
ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve
bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kâfir)
Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı
bir azab dokunacaktır." (11/48)
Dediler ki: "Allah'ın
emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin
üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır,
Mecid'tir." (11/73)
Bir kısım ayetlerimizi
kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan,
çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren
O (Allah) yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir. (17/1)
Onu ve Lut'u kurtarıp
içinde, alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere
(ülkeye) çıkardık. (21/71)
Süleyman için de, fırtına
biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle,
içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz herşeyi
bilenleriz. (21/81)
Kendileriyle, içlerinde
bereketler kıldığımız memleketler arasında (biri diğerinden)
görünebilen şehirler var ettik ve orada yürüme (imkanlarını)
takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik
içinde gezip dolaşın" (dedik). (34/18)
Ona ve İshak'a bereketler
verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan)
da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de. (37/113)
Orda (yerde) onun üstünde
sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar
için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir
etti. (41/10)
Beşikte de, yetişkinliğinde
de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir." (3/46)
Allah şöyle diyecek: "Ey
Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı
ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir
şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir
kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle
iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata)
çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde
onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir"
demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm."
(5/110)
Bunun üzerine ona (çocuğa)
işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla
biz nasıl konuşabiliriz?" (19/29)
Ki (Rabbim), yeryüzünü
sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi
ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden
çiftler çıkardık." (20/53)
Ki O, yeri sizin için
bir beşik kıldı ve doğru yolu bulursunuz diye onda size
(birtakım) yollar var etti. (43/10)
Oruç gecesinde kadınlarınıza
yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz,
siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize
ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve
sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin
için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik
siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra
geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz
zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara
ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (2/187)
Allah'ın gökyüzünden su
indirdiğini görmedin mi? Böylece biz onunla, renkleri değişik
olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri
değişik ve siyah yollar (kıldık). (35/27)
Hayır, biz hakkı batılın
üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir
de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden
dolayı eyvahlar size. (21/18)
Birtakım beyinsiz insanlar:
"Onları daha önceki kıblelerinden çeviren nedir?" diyecekler.
De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da. O dilediğini doğru
yola yöneltir." (2/142)
Musa, belirlediğimiz buluşma
zamanı için kavminden yetmiş adam seçip-ayırdı. Bunları
da 'dayanılmaz bir sarsıntı' tutuverince, dedi ki: "Rabbim,
eğer dileseydin, onları ve beni daha önceden helak ederdin.
(Şimdi) İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi
helak edecek misin? O da Senin denemenden başkası değildir.
Onunla sen dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin.
Bizim velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge;
Sen bağışlayanların en hayırlısısın." (7/155)
Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz,
Allah'a karşı 'bir sürü saçma şeyler' söylemişler." (72/4)
Ey iman edenler, Allah'ın
şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki)
gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek
Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan
çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın
sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda
yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan
korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (5/2)
Allah, Beyt-i Haram (olan)
Kabe'yi insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram
Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın
göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah'ın
gerçekten herşeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir. (5/97)
Onların Beyt(-i Şerif)
önündeki duaları, ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başkası
değildir. Artık inkâr ettikleriniz dolayısıyla tadın azabı.
(8/35)
Rabbimiz, gerçekten ben,
çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan
bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar
diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının
kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden
rızıklandır. Umulur ki şükrederler." (14/37)
Sonra kirlerini gidersinler,
adaklarını yerine getirsinler. Beyt-i Atik'i tavaf etsinler.
(22/29)
Onlarda sizin için adı
konulmuş bir süreye kadar yararlar vardır. Sonra onların
yerleri Beyt-i Atik'tir. (22/33)
Evlerinizde vakarla-oturun
(evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın
süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın;
namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine
itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri
(günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
(33/33)
(Kadın) Onların düzenlerini
işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları
yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri
soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık, onlara
(görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte)
görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler,
(şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih
ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir"
dediler. (12/31)
Ki O, bizi kendi fazlından
(ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize
bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz."
(35/35)
Şayet onlar büyüklenecek
olurlarsa, Rabbinin katında bulunanlar, O'nu gece ve gündüz
tesbih ederler ve (bundan) bıkkınlık duymazlar. (41/38)
İnsan, hayır istemekten
bıkkınlık duymaz; fakat ona bir şer dokundu mu, artık o,
ye'se düşen bir umutsuzdur. (41/49)
Bulutları üzerinize gölge
kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size
rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar
bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.
(2/57)
Biz onları (İsrailoğullarını)
ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak
ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: "Asan'la
taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı;
böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş
oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası
ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık
olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar
bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(7/160)
Ey İsrailoğulları, andolsun,
sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle
vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
(20/80)
Şüphesiz sana biat edenler,
ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin
üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak
kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği
ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.
(48/10)
Andolsun, Allah, sana
o ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur,
kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu
ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık)
olarak vermiştir. (48/18)
Ey Peygamber, mü'min kadınlar,
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak,
zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları
arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir
çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve
yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat
etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul
et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (60/12)
Onlar; altından ırmaklar
akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle
süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil
elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar.
(Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek. (18/31)
Hiç şüphesiz Allah, iman
edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar
akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir. (22/23)
Adn cennetleri (onlarındır);
oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. (35/33)
Bu durumda (eğer doğruysa),
üzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında yer
almış vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?"
(43/53)
Onların üzerinde hafif
ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten
bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir
şarab içirmiştir. (76/21)
Ve onlar, sana indirilene,
senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin
bir bilgiyle inanırlar. (2/4)
Dediler ki: "Sen yücesin,
bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten
sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın." (2/32)
Bilgisizler, dediler ki:
"Allah bizimle konuşmalı veya bize de bir ayet gelmeli değil
miydi?" Onlardan öncekiler de onların bu söylediklerinin
benzerini söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Biz,
kesin bilgiyle inanan bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik.
(2/118)
Onlara peygamberleri dedi
ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar:
"Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona
bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek
üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle)
demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve
bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir;
Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir." (2/247)
İşte sizler böylesiniz;
(diyelim ki) hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız, ama
hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp-duruyorsunuz?
Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz. (3/66)
Kitap Ehlinden öylesi
vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir;
öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen,
onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu onların
"ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap olmayanlar)
konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demiş
olmalarındandır. Oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde
Allah'a karşı yalan söylemektedirler. (3/75)
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü
Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle
de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler
ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir
şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna
ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
(4/157)
Onlar hâlâ cahiliye hükmünü
mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü,
Allah'tan daha güzel olan kimdir? (5/50)
Eğer o ikisi aleyhinde
kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi
olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki
bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler
ve: "Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz
daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden
oluruz" diye Allah'a yemin ederler. (5/107)
Allah, elçileri toplayacağı
gün, şöyle diyecek: "Size verilen cevap nedir?" Onlar da:
"Bizim bilgimiz yoktur; şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri)
bilen Sen'sin Sen." (5/109)
Böylece İbrahim'e, -kesin
bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu
gösteriyorduk. (6/75)
Cinleri Allah'a ortak
koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye
dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular.
O ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir, uzaktır.
(6/100)
Çocuklarını hiçbir bilgiye
dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah'a karşı yalan
yere iftira düzüp Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini
haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten
şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır. (6/140)
Deveden iki, sığırdan
da iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi
mi ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı
(yavruları) mı? Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği
zaman şahid miydiniz?" hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları
saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden
daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez. (6/144)
Andolsun, biz onlara bir
Kitap getirdik; iman edecek bir topluluğa bir hidayet ve
bir rahmet olmak üzere bir bilgiye dayanarak onu çeşitli
biçimlerde açıkladık. (7/52)
Onlar bilmiyorlar mı ki,
elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını
da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır.
(9/78)
(Allah) Dedi ki: "İkinizin
duası kabul olundu. Öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve
bilgisizlerin yoluna uymayın." (10/89)
Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle
o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş
(yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden
isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt
veriyorum." (11/46)
Dedi ki: "Rabbim, bilgim
olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni
bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum."
(11/47)
Böylece (Yusuf) kardeşinin
kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra
onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle
bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki
kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın
dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.
Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.
(12/76)
Allah O'dur ki, gökleri
dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra
arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri
adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi
evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki,
Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (13/2)
Kıyamet gününde kendi
günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının
bir kısmını yüklenmeleri için. Bak, ne kötü yük yükleniyorlar.
(16/25)
Hakkında bilgin olmayan
şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi
ondan sorumludur. (17/36)
Bu konuda ne kendilerinin,
ne atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan
söz ne (kadar da) büyük. Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar.
(18/5)
İşte böyle, onun yanında
"özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten herşeyi)
biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık. (18/91)
Dedi ki: "Bunun bilgisi
Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve
unutmaz." (20/52)
O, önlerindekini de, arkalarındakini
de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.
(20/110)
İnsanlardan kimi, Allah
hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın-kaypak
şeytanının peşine düşer. (22/3)
İnsanlardan kimi, hiçbir
bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın
Allah hakkında tartışır-durur. (22/8)
Onlar, Allah'ı bırakıp
da (Allah'ın) kendisine bir delil indirmediği ve haklarında
(hiçbir) bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar. Zulmedenler
için hiçbir yardımcı yoktur. (22/71)
O durumda siz onu (iftirayı)
dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi
ağızlarınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o
Allah katında çok büyük (bir suç)tür. (24/15)
Dedi ki: "Göklerin, yerin
ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin
bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)." (26/24)
Dedi ki: "Onların yapmakta
oldukları hakkında benim bilgim yoktur." (26/112)
Ki onlar, namazı dosdoğru
kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle
iman ederler. (27/3)
Hayır, onların ahiret
konusundaki bilgileri 'ard arda toplanıp pekiştirildi,'
hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler; hayır, onlar
bundan yana kördürler. (27/66)
O söz, başlarına geldiği
zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların
bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara
söyler. (27/82)
Nihayet geldikleri zaman,
(Allah) der ki: "Siz benim ayetlerimi, bilgi bakımından
kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?"
(27/84)
Dedi ki: "Bu, bende olan
bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." Bilmez mi, ki gerçekten
Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından
kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok
olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan
kendi günahları sorulmaz. (28/78)
Biz insana, anne ve babasına
(karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer
onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için
sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara
itaat etme. Dönüşünüz banadır. Artık yaptıklarınızı size
haber vereceğim. (29/8)
Hayır, zulmedenler, hiçbir
bilgiye dayanmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larına
uymuşlardır. Allah'ın saptırdığını kim hidayete erdirebilir?
Onların hiçbir yardımcıları yoktur. (30/29)
Öyleyse sen sabret; şüphesiz
Allah'ın va'di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın
seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.
(30/60)
Onlar, namazı dosdoğru
kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete
inanırlar. (31/4)
İnsanlardan öyleleri vardır
ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence
konusu edinmek için sözün 'boş ve amaçsız olanını' satın
alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azab vardır. (31/6)
Bununla birlikte, onların
ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi
bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa,
bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara
iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve bana
'gönülden-katıksız olarak yönelenin' yoluna tabi ol. Sonra
dönüşünüz yalnızca banadır, böylece ben de size yaptıklarınızı
haber vereceğim. (31/15)
Kıyamet saatinin bilgisi,
şüphesiz Allah'ın katındadır. Yağmuru yağdırır; rahimlerde
olanı bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç
kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah
bilendir, haberdârdır. (31/34)
Suçlu-günahkarları, Rableri
huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük
ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir,
salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle
inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. (32/12)
Ve onların içinden, sabrettikleri
zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık;
onlar bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı. (32/24)
İnsanlar, sana kıyamet-saatini
sorarlar; de ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah'ın katındadır."
Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir.
(33/63)
Allah sizi topraktan yarattı,
sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun
bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz
da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması
da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a
göre kolaydır. (35/11)
Mele-i Ala (yüce topluluk)
tartışıp dururken, benim hiçbir bilgim yoktur." (38/69)
İnsana bir zarar dokunduğu
zaman, bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan
ettiğimizde, der ki: "Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla
verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir.
Ancak çoğu bilmiyorlar. (39/49)
Siz beni Allah'a (karşı)
inkâr etmeye ve hakkında bilgim olmayan şeyleri O'na şirk
koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan,
bağışlayan (Allah')a çağırıyorum. (40/42)
Dediler ki: "Eğer Rahman
dilemiş olsaydı, biz onlara ibadet etmezdik." Onların bundan
yana hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca 'zan ve tahminle
yalan söylüyorlar.' (43/20)
Eğer kesin bir bilgiyle
inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında
bulunanların Rabbidir. (44/7)
Sizin yaratılışınızda
ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir
kavim için ayetler vardır. (45/4)
Bu (Kur'an), insanlar
için basiret (nuruyla Allah'a yönelten ayet)lerdir, kesin
bilgiyle inanan bir kavim için de bir hidayet ve bir rahmettir.
(45/20)
Dediler ki: "(Bütün olup
biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve
diriliriz; bizi "kesintisi olmayan zaman' (dehrin akışın)dan
başkası yıkıma (helake) uğratmıyor." Oysa onların bununla
ilgili hiçbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar.
(45/24)
Gerçekten Allah'ın va'di
haktır, kıyamet-saatinde hiçbir kuşku yoktur" denildiği
zaman, siz: "Kıyamet-saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz
yalnızca bir zan (ve tahmin)da bulunup zannediyoruz; biz,
kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz.
(45/32)
Ki onlar, inkâr ettiler,
sizi Mescid-i Haram'dan ve durdurulmakta (bekletilmekte)
olan hediyeleri (kurbanları), yerlerine varmaktan alıkoydular.
Eğer kendilerini bilmediğiniz mü'min erkekler ve mü'min
kadınları, bilgisizlik dolayısıyla darmadağın edip de bu
yüzden size 'dayanılmaz bir sıkıntı' dokunmayacak olsaydı
(o zaman durum farklı olurdu. Durumunun böyle olması,) Allah'ın
dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer (karışık yaşayan
mü'minler), seçilip ayrılmış olsalardı, muhakkak içlerinden
inkâr edenleri acı bir azab ile azablandırırdık. (48/25)
Ki onlar, 'bilgisizliğin
kuşatması' içinde habersizdirler. (51/11)
Yeryüzünde kesin bir bilgiyle
inanacak olanlar için ayetler vardır. (51/20)
Yoksa gökleri ve yeri
onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar.
(52/36)
Oysa onların bununla ilgili
hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar.
Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz. (53/28)
Şüphesiz bu, kesin bilgi
ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin). (56/95)
De ki: "(Bununla ilgili)
Bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
(67/26)
Biz o ateşin koruyucularını
meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr
edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine
kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin
de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman
edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık
olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle
neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır,
dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendisinden
başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca
bir öğüttür. (74/31)
Onunla ilgili bilgi vermekten
yana, sende ne var ki… (79/43)
Hayır; eğer siz kesin
bir bilgiyle bilmiş olsaydınız, (102/5)
Gerçek şu ki, biz Tevratı,
içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş
peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler
(Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını
korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler
olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan
korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık
satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar,
kafir olanlardır. (5/44)
Bilgin-yöneticileri (Rabbaniyyun)
ve yüksek bilginleri (Ahbar), onları, günah söylemelerinden
ve haram yiyiciliklerinden sakındırmalı değil miydi? Yapmakta
oldukları10 ne kötüdür. (5/63)
Firavun kavminin önde
gelenleri dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür.";
(7/109)
Bütün bilgin büyücüleri
sana getirsinler." (7/112)
Onlar, Allah'ı bırakıp
bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve
Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah'a
ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka
ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.
(9/31)
Ey iman edenler, gerçek
şu ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden
çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın
yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah
yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele. (9/34)
Firavun: "Bana bütün bilgin
büyücüleri getirin" dedi. (10/79)
Dediler ki: "Korkma biz
sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz." (15/53)
(Firavun,) Çevresindeki
önde gelenlere: "Bu" dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür."
(26/34)
İsrailoğulları bilginlerinin
onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi? (26/197)
(Onlar yemeyince) Bunun
üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona
bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler. (51/28)
O, sizin için yeryüzünü
bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek
bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse
(bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın. (2/22)
Binasının temelini, Allah
korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır,
yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup
onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan
kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.
(9/109)
Onların kalbleri parçalanmadıkça,
kurdukları bina kalblerinde bir şüphe olarak sürüp-gidecektir.
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/110)
Böylece, Allah'ın va'dinin
hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını
bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına)
onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında
durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların
üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir."
Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine
mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler. (18/21)
Dediler ki: "Onun için
(yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin
içine atın." (37/97)
Şeytanları da; her bina
ustasını ve dalgıç olanı. (38/37)
Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar
ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek
köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır.
(Bu,) Allah'ın va'didir. Allah, va'dinden dönmez. (39/20)
Firavun (alayla) dedi
ki: "Ey Haman, bana yüksek bir kule bina et; belki o yollara
ulaşabilirim," (40/36)
Allah, yeryüzünü sizin
için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi,
suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve
size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz
Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir. (40/64)
Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar
mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun
hiçbir çatlağı yok. (50/6)
Biz göğü 'büyük bir kudretle'
bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz. (51/47)
Şüphesiz Allah, kendi
yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf
bağlayarak çarpışanları sever. (61/4)
Sizin üstünüze sapasağlam
yedi-gök bina ettik. (78/12)
Yaratmak bakımından siz
mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti. (79/27)
Göğe ve onu bina edene,
(91/5)
Eğer korkarsanız, yaya
veya binekte iken kılın. Güvenliğe girdiğinizde ise, yine
Allah'ı, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi zikredin.
(2/239)
Biz onlara kendileri için
boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n
da etini) yiyorlar. (36/72)
Namazı dosdoğru kılın,
zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
(2/43)
Allah'ın ipine hepiniz
sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki
nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin
arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler
olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken,
oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye,
Allah size ayetlerini işte böyle açıklar. (3/103)
Allah'a ve elçisine itaat
edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız,
gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.
(8/46)
O: "Dini dosdoğru ayakta
tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet
ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya
vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat
kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır
geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni
hidayete erdirir. (42/13)
Şüphesiz Allah, kendi
yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf
bağlayarak çarpışanları sever. (61/4)
Bunun üzerine Rabbi onu
güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi
yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her
ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem,
bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah katındandır.
Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.
(3/37)
O, gökten su indirendir.
Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik
çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz.
Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar,
-birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden
ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde
ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)
Güzel şehrin bitkisi,
Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise kavruktan başkası
çıkmaz. İşte biz, şükreden bir topluluk için ayetleri böyle
çeşitli biçimlerde açıklıyoruz. (7/58)
Dünya hayatının örneği,
ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların
yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir.
Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten
ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada)
gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir
zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir
durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için biz ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (10/24)
Onlara, dünya hayatının
örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün
bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların savurduğu
çalı-çırpı oluverdi. Allah, herşeyin üzerinde güç yetirendir.
(18/45)
Ki (Rabbim), yeryüzünü
sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi
ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden
çiftler çıkardık." (20/53)
O, gökleri dayanak olmaksızın
yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya
uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan
türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada
her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. (31/10)
Yeri de (nasıl) döşeyip-yaydık?
Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç
açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik. (50/7)
Bitki ve ağaç (O'na) secde
etmektedirler. (55/6)
Yapraklı taneler ve güzel
kokulu bitkiler. (55/12)
Allah, sizi yerden bir
bitki (gibi) bitirdi." (71/17)
Bununla taneler ve bitkiler
bitirip-çıkaralım diye. (78/15)
Yutkunmaya çabalayacak
ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak, ona her yandan ölüm
gelecek, oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azab
olacak. (14/17)
Sizin için hayvanlarda
da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki
fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin
boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.
(16/66)
Hele can boğaza gelip
dayandığında, (56/83)
Boğazı tıkayıp kalan bir
yemek ve acı bir azab vardır. (73/13)
Sizi, dayanılmaz işkencelere
uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı
hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
imtihan vardı. (2/49)
Ölü eti, kan, domuz eti,
Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek
bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,-
dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla
yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden
(dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi
kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size
din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha
eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek
kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
Hani Musa kavmine şöyle
demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani
O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz
işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
sınav vardır." (14/6)
İri cüsseli develeri size
Allah'ın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir
hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuşcasına
ayakta durup) boğazlanırken Allah'ın adını anın; yanları
üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkara ve
isteyene yedirin. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik,
umulur ki şükredersiniz. (22/36)
Onu gerçekten şiddetli
bir azabla azablandıracağım, ya da onu boğazlayacağım veya
o, bana apaçık olan bir delil getirmelidir." (27/21)
Gerçek şu ki, Firavun
yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım
fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten
düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri
bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. (28/4)
Böylece (çocuk) onun yanında
koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten
ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun."
(Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap.
İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın." (37/102)
Eğer (borçlu) zorluk içindeyse,
ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) Sadaka
olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer
bilirseniz. (2/280)
Ey iman edenler, belirli
bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan
bir katip doğru olarak yazsın, katip Allah'ın kendisine
öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak
olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın,
ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu),
düşük akıllı ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya güç
yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden
de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza
göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona
hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları
zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle
birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahitlik
için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır.
Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız
ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca
yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da,
şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz
için fısk (zulüm ve günah)tır. Allah'tan sakının. Allah
size öğretiyor. Allah herşeyi bilendir. (2/282)
Eğer yolculukta iseniz
ve katip bulamazsanız bu durumda alınan rehin (yeter). Şu
durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven
duyulan, Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini ödesin.
Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz,
onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.
(2/283)
Çocuklarınız konusunda
Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer
onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu
durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye
bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir,
çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda
annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman
annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin)
Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır.
Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar
bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar)
Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/11)
Eşlerinizin, eğer çocukları
yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları
varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları)
borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir.
Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte
biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa
geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır.
(Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun
düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın,
çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi
bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer
bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette
ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın
onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir,
Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır. (4/12)
Andolsun, Allah İsrailoğullarından
kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici
göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim.
Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları
savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz,
şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten,
altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra
sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."
(5/12)
Sadakalar, -Allah'tan
bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde
görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular,
Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/60)
Onlar: "Rabbimiz, cehennem
azabını bizden geri çevir; gerçekten, onun azabı ödenmesi
kaçınılmaz bir borç (veya sürekli bir acıdır) derler. (25/65)
Yoksa sen onlardan bir
ücret mi istiyorsun ki, haksız bir borçtan dolayı ağır bir
yük altındalar? (52/40)
(Şöyle de sızlanırdınız:)
"Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık." (56/66)
Allah'a güzel bir borç
verecek olan kimdir? Artık Allah, bunu onun için kat kat
arttırır. Onun için 'kerim (üstün ve onurlu) bir ecir vardır.
(57/11)
Gerçek şu ki, sadaka veren
erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir
borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve 'kerim (üstün
ve onurlu)' olan ecir de onlarındır. (57/18)
Eğer Allah'a güzel bir
borç verecek olursanız, onu sizin için kat kat arttırır
ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok
ihsan eden), Halim'dir (cezayı vermekte acele etmeyendir).
(64/17)
Sen, onlardan bir ücret
mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır
bir yük altında kalmışlar? (68/46)
Gerçekten Rabbin, senin
gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte
birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte
olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi
ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı
bildi, böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu
halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar
olduğunu, başkalarının Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde
gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını
bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun.
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir
borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden
takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir
ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan
mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (73/20)
Böylece biz sizi, insanlara
şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber
de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun
(yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları
üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırdetmek içindir. Doğrusu
(bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar
için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak
değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.
(2/143)
Sana haram olan ayı, onda
savaşmayı sorarlar. De ki: "Onda savaşmak büyük (bir günahtır).
Ancak Allah katında, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkâr
etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak
daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer
güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar
sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri
döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri
(amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar
ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır. (2/217)
Onlar, yaptıkları dünyada
ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Ve onların yardımcıları
yoktur. (3/22)
Onlar, Allah'tan bir nimeti,
bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin ecrini
boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler. (3/171)
Nitekim Rableri onlara
(dualarını kabul ederek) cevab verdi: "Şüphesiz Ben, erkek
olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa
çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin,
yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin,
çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim
ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım.
(Bu,) Allah katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah,
karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun katındadır." (3/195)
Bugün size temiz olan
şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği
size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden
özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine)
kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu,
fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak
-onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size
(helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette
onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
(5/5)
İman edenler: "Olanca
yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına ilişkin
Allah'a yemin edenler bunlar mıdır? Onların bütün yapıp-ettikleri
boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır."
derler. (5/53)
Bu, Allah'ın hidayetidir;
kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir. Onlar da
şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp-ettikleri 'onlar adına'
boşa çıkmış olurdu. (6/88)
Ayetlerimizi ve ahirete
kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır.
Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
(7/147)
İşte size böyle… Gerçekten
Allah, kâfirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır. (8/18)
Şirk koşanların, kendi
inkârlarına bizzat kendileri şahidler iken, Allah'ın mescidlerini
onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. İşte bunlar, yaptıkları
boşa gitmiş olanlardır. Ve bunlar ateşte süresiz kalacak
olanlardır. (9/17)
Sizden önceki (münafıklar
ve kâfirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü,
mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla
yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi
paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla
yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar
gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri
(amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.
(9/69)
İşte bunların, ahirette
kendileri için ateşten başkası yoktur. Onların onda (dünyada)
bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler
de geçersiz olmuştur. (11/16)
Sen gerçekten Yusuf musun,
sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da
kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufda bulundu. Gerçek
şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte
bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz." (12/90)
Onların, dünya hayatındaki
bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel
iş yapmakta sanıyorlar." (18/104)
İşte onlar, Rablerinin
ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların
yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için
bir tartı tutmayacağız. (18/105)
(Geldiklerinde de) Size
karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa,
ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri
dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince,
hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle
(eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir;
böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu
Allah'a göre pek kolaydır. (33/19)
Kim izzeti istiyorsa,
artık bütün izzet Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir,
salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler
ise; onlar için şiddetli biz azab vardır. Onların tasarladıkları
'boşa çıkıp bozulur'. (35/10)
Andolsun, sana ve senden
öncekilere vahyolundu (ki): "Eğer şirk koşacak olursan,
şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana
uğrayanlardan olacaksın. (39/65)
Böylece, o, katımızdan
kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: "Onunla
birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını
ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta
olandan başkası değildir. (40/25)
İşte böyle; çünkü onlar,
Allah'ın indirdiğini çirkin (kerih) gördüler, bundan dolayı,
O da, onların amellerini boşa çıkardı. (47/9)
İşte böyle; çünkü gerçekten
onlar, Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek
şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini
boşa çıkardı. (47/28)
Şüphesiz inkar edenler,
Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça
belli olduktan sonra 'elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar',
kesin olarak Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler. (Allah,)
Onların amellerini boşa çıkaracaktır. (47/32)
Ey iman edenler, seslerinizi
peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız
gibi, ona sözle bağırıp-söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken,
amelleriniz boşa gider. (49/2)
Onların 'tasarladıkları
planlarını' boşa çıkarmadı mı? (105/2)
|