kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Sonra kederin ardından
üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki,
içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları
derdine düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla
zanlara kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı.
De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları
şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir şey
olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde
olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine
devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini
denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı).
Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (3/154)
Onlar hâlâ cahiliye hükmünü
mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü,
Allah'tan daha güzel olan kimdir? (5/50)
Evlerinizde vakarla-oturun
(evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın
süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın;
namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine
itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri
(günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
(33/33)
Hani o inkâr edenler,
kendi kalplerinde, 'öfkeli soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti),
cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları
zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi
teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları
"takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten
onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla
bilendir. (48/26)
Hani Musa kavmine: "Allah,
muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi
alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan
Allah'a sığınırım" dedi. (2/67)
Allah'ın (kabulünü) üzerine
aldığı tevbe ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların
sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah böylelerinin
tevbelerini kabul eder. Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibi
olandır. (4/17)
Eğer onların yüz çevirmeleri
sana ağır geldiyse, onlara bir ayet getirmek için yerde
bir tünel açmaya veya göğe bir merdiven dayamaya gücün yetiyorsa
(yap). Eğer Allah dileseydi, onların tümünü hidayet üzere
toplardı. Öyleyse sakın cahillerden olma. (6/35)
Bizim ayetlerimize iman
edenler sana geldiklerinde onlara de ki: "Selam olsun size.
Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki içinizden kim bir
cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini)
ıslah ederse şüphesiz O bağışlayandır esirgeyendir." (En'am,
54)
Gerçek şu ki, biz onlara
melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi
karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine
onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar.
(6/111)
İsrailoğullarını denizden
geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa
rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları
(var; onların ki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "siz
gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi. (7/138)
Sen af (veya kolaylık)
yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden
yüz çevir. (7/199)
Ey Kavmim, ben sizden
buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca
Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar
gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik
etmekte olan bir kavim görüyorum. (11/29)
Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle
o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş
(yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden
isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt
veriyorum." (11/46)
(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim,
zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana
daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan,
onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden
olurum." (12/33)
(Yusuf) Dedi ki: "Sizler,
cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor
musunuz?" (12/89)
Sonra gerçekten Rabbin
cehalet sonucu kötülük işleyen sonra bunun ardından tevbe
eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). Şüphesiz Rabbin bundan
sonra bağışlayandır esirgeyendir. (16/119)
O Rahman'ın kulları, yeryüzü
üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle
muhatap oldukları zaman "Selam" derler. (25/63)
'Boş ve yararsız olan
sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim
yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir;
size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz" derler. (28/55)
Ey iman edenler eğer bir
fasık size bir haber getirirse onu 'etraflıca araştırın'.
Yoksa cehalet sonucu bir kavme kötülükte bulunursunuz da
sonra işlediklerinize pişman olursunuz. (49/6)
Gerçek şu ki, biz emanetleri
göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten
kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi.
Çünkü o, çok zalim, çok cahildir. (33/72)
De ki: "Ey cahiller, bana
Allah'ın dışında bir başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?"
(39/64)
Dedi ki: "İlim ancak Allah
katındadır. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum;
ancak sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." (46/23)
Ki onlar 'bilgisizliğin
kuşatması' içinde habersizdirler. (51/11)
Talut, orduyla birlikte
ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan
edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve
kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir.
Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle
beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar):
"Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz
yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını
umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok
olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah
sabredenlerle beraberdir." (2/249)
Onlar, Calut ve ordusuna
karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz,
üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma)
ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et." (2/250)
Böylece onları, Allah'ın
izniyle yenilgiye uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah
da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer
Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi)
olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah,
alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (2/251)
Müşrik kadınları, iman
edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye -hoşunuza
gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri
de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir köle,
-hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır.
Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izniyle cennete
ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur
ki öğüt alıp-düşünürler. (2/221)
Eğer yetim (kız)lar konusunda
adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda,
(onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer,
üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan
korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik
olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza daha yakındır.
(4/3)
İçinizde evli olmayanları,
kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin.
Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder.
Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir. (24/32)
Nikah (imkanı) bulamayanlar,
Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli
davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden)
mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız-
mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara
verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını
korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim
onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz onların (fuhşa) zorlanmalarından
sonra Allah (onları) bağışlayandır esirgeyendir. (24/33)
Ey iman edenler, sağ ellerinizin
malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş
olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte
izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü
çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin
için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara
da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin
yanında olabilirsiniz. İşte Allah size ayetleri böyle açıklamaktadır.
Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (24/ 58)
Ey Peygamber, gerçekten
biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve
Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden
sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte
hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının
kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini
peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği
mü'min bir kadını da -mü'minler için olmaksızın yalnızca
sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz kendi
eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda
onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size
bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.
Allah çok bağışlayandır çok esirgeyendir. (33/50)
Bundan sonra (başka) kadınlar
ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri senin
hoşuna gitse bile- sana helal olmaz; ancak sağ elinin malik
olduğu (cariyeler) başka. Allah herşeyi gözetleyip denetleyendir.
(33/52)
Onlar için babaları oğulları
kardeşleri erkek kardeşlerinin oğulları kız kardeşlerinin
oğulları kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri)
hakkında bir sakınca yoktur. (Ey Müslüman kadınlar) Allah'tan
sakının. Şüphesiz Allah herşeye şahid olandır. (33/55)
Ancak kendi eşleri ya
da sağ ellerinin malik olduğu başka; çünkü onlar (bunlardan
dolayı) kınanmazlar. (70/30)
Andolsun biz Musa'ya kitabı
verdik ve ardından peşpeşe elçiler gönderdik. Meryem oğlu
İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le
teyid ettik. Demek size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı
bir şeyle gelse büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak
bir kısmınız da onu öldürecek misiniz? (2/87)
De ki: "Cibril'e kim düşman
ise (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı) Allah'ın izniyle
kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet
ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur." (2/97)
"Her kim Allah'a meleklerine
elçilerine Cibril'e ve Mikail'e düşman ise artık şüphesiz
Allah da kafirlerin düşmanıdır." (2/98)
İşte bu elçiler; bir kısmını
bir kısmına üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendileriyle
konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu
İsa'ya apaçık belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik.
Şayet Allah dileseydi kendilerine apaçık belgeler geldikten
sonra onların peşinden gelen (ümmet)ler birbirlerini öldürmezdi.
Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı kimi inkâr
etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah
dilediğini yapandır. (2/253)
Allah şöyle diyecek: "Ey
Meryemoğlu İsa sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim beşikte iken de yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı hikmeti Tevrat'ı
ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir
şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir
kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı alacalıyı iznimle iyileştiriyordun
(yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına
apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkâra sapanlar "Şüphesiz
bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğullarını
senden geri püskürtmüştüm." (5/110)
Kullarından dilediklerine
melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka ilah
yoktur şu halde benden korkup-sakının diye uyarın. (16/2)
Melekler ve Ruh (Cebrail)
ona süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.
(70/4)
Ruh ve meleklerin saflar
halinde duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri
dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da) Doğruyu
söyleyecektir. (78/38)
Şüphesiz o (Kur'an) üstün
onur sahibi bir elçinin gerçekten (Allah'tan getirdiği)
sözüdür; (81/19)
Melekler ve ruh onda Rablerinin
izniyle her bir iş için inerler. (97/4)
De ki: "İman edenleri
sağlamlaştırmak, Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak
üzere onu (Kur'an'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir."
(16/102)
Sonra onlardan yana (kendini
gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i)
göndermiştik o da düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
(19/17)
Demişti ki: "Ben yalnızca
Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk
armağan etmek için (buradayım)." (19/19)
Onu Ruhu'l-emin indirdi.
(26/193)
Dereceleri yükselten Arş'ın
sahibi (Allah) 'toplanma ve buluşma' günü ile uyarıp-korkutmak
için kendi emrinden olan ruhu kullarından dilediğine indirir.
(40/15)
(Ki O) Görünümüyle çarpıcı
bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu. (53/6)
Eğer sizler (Peygamberin
iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz
eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi
olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril
ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından
melekler de onun destekçisidirler. (66/4)
İnkâr edenlere de ki:
"Yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme
sürüleceksiniz." Ne kötü yataktır o. (3/12)
Bazı yüzlerin ağaracağı,
bazı yüzlerin de kararacağı gün... Yüzleri kapkara-kesilecek
olanlara: "İmanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? Öyleyse
inkar etmenize karşılık olarak azabı tadın" (denilir). (3/106)
Ayetlerimize karşı inkâra
sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe
azabı tadmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz.
Gerçekten Allah güçlü ve üstün olandır hüküm ve hikmet sahibidir.
(4/56)
Ateşin üstünde durdurulduklarında
onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha)
geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık
ve mü'minlerden olsaydık." (6/27)
Rablerinin karşısında
durdurulduklarında onları bir görsen: (Allah:) "Bu, gerçek
değil mi?" dedi. Onlar: "Evet, Rabbimiz hakkı için" dediler.
(Allah:) "Öyleyse inkâr edegeldikleriniz nedeniyle azabı
tadın" dedi. (6/30)
Onların tümünü toplayacağı
gün: "Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize
kullar) edindiniz" (diyecek). İnsanlardan onların dostları
derler ki: "Rabbimiz kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim
için tesbit ettiğin süreye ulaştık." (Allah) Diyecek ki:
"Allah'ın dilediği dışta olmak üzere ateş sizin içinde süresiz
kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin hüküm
ve hikmet sahibi olandır bilendir. (6/128)
(Allah) diyecek: "Cinlerden
ve insanlardan sizden önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe
girin." Her bir ümmet girişinde kardeşini (kendi benzerini)
lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca
en sonra yer alanlar en önde gelenler için: "Rabbimiz, işte
bunlar bizi saptırdı; öyleyse, ateşten kat kat arttırılmış
bir azab ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için kat kattır.
Ancak siz bilmezsiniz" diyecek. (7/38)
(Bu sefer) Önde gelenler,
sonda yer alanlara diyecekler ki: "Sizin bize göre bir üstünlüğünüz
yoktur kazandıklarınıza karşılık olarak azabı tadın." (7/39)
Şüphesiz, ayetlerimizi
yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler onlar için göğün
kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden
geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları
işte böyle cezalandırırız. (7/40)
Onlar için, cehennemden
yataklar ve üstlerine örtüler vardır. Biz zulme sapanları
işte böyle cezalandırırız. (7/41)
Cennet halkı, ateş halkına
(şöyle) seslenecekler: "Bize Rabbimizin vadettiğini gerçek
buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra içlerinden
seslenen biri (şöyle) seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin
üzerine olsun." (7/44)
Gözleri cehennem halkından
yana çevrilince: "Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla birlikte
kılma" derler. (7/47)
Burcun üstündeki adamlar
kendilerini yüzlerinden tanıdıkları (ileri gelen birtakım)
adamlara seslenerek derler ki: "Ne (güç ve servet) toplamış
olmanız ne büyüklük taslamanız (istikbarınız) size bir yarar
sağlamadı." (7/48)
Ateşin halkı cennet halkına
seslenir: "Bize biraz sudan ya da Allah'ın size verdiği
rızıktan aktarın." Derler ki: "Doğrusu Allah bunları inkâr
edenlere haram (yasak) kılmıştır." (7/50)
Onlar dinlerini bir eğlence
ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı.
Onlar bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi
'yok sayarak tanımadıkları' gibi biz de bugün onları unutacağız.
(7/51)
Gerçek şu ki inkâr edenler
(insanları) Allah'ın yolundan engellemek için mallarını
harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu onlara
yürek acısı olacaktır sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkâr
edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır. (8/36)
Bu Allah'ın murdar olanı
temizden ayırdetmesi; murdarı bir kısmını bir kısmı üzerinde
kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir. İşte
bunlar hüsrana uğrayanlardır. (8/37)
Bunların üzerlerinin cehennem
ateşinde kızdırılacağı gün onların alınları böğürleri ve
sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu kendiniz için
yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın"
(denilecek). (9/35)
(Böylesinin) Önünde cehennem
vardır ve (orada) irinli sudan içirilecektir. (14/16)
Yutkunmaya çabalayacak
ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak ona her yandan ölüm
gelecek oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azab olacak.
(14/17)
Azabın kendilerine geleceği
gün (ile) insanları uyarıp-korkut ki (o gün) zulmedenler
şöyle diyecekler: "Bizi yakın bir süreye kadar ertele ki
Senin çağrına cevap verelim ve elçilere uyalım." Oysa daha
önce kendiniz için hiç zeval yoktur diye and içenler sizler
değil miydiniz? (14/44)
Ve hiç şüphe yok onların
tümünün buluşma yeri cehennemdir. (15/43)
Onun yedi kapısı vardır;
onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır. (15/44)
Ki melekler kendi nefislerinin
zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında "Biz hiçbir
kötülük yapmıyorduk" diye teslim olurlar. Hayır şüphesiz
Allah sizin neler yaptığınızı bilendir. (16/28)
Öyleyse içinde ebedi kalıcılar
olarak cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların
konaklama yeri ne kötüdür. (16/29)
Kim çarçabuk olanı (geçici
dünya arzularını) isterse orada istediğimiz kimseye dilediğimizi
çabuklaştırırız sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona
kınanmış ve kovulmuş olarak gider. (17/18)
Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir;
artık dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin. Şüphesiz biz
zalimlere bir ateş hazırlamışız onun duvarları kendilerini
çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar yardım isterlerse katı
bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler.
Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir." (18/29)
Biz o gün bir kısmını
bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur'a
da üfürülmüştür artık onların tümünü bir arada toparlamışız.
(18/99)
Ve o gün cehennemi inkâr
edenlere tam bir sunuşla sunmuşuz. (18/100)
İnkâr edenler Beni bırakıp
kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz
cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız. (18/102)
De ki: "Kim sapıklık içindeyse
Rahman ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni
-ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin
yeri (makam mevki) daha kötü kimin askeri- gücü daha zayıfmış
öğreneceklerdir." (19/75)
Suçlu-günahkarları susamışlar
olarak cehenneme süreceğiz. (19/86)
Gerçekten siz de Allah'ın
dışında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz siz ona varacaksınız.
(21/98)
Orda kendileri için 'kemikleri
çatırdatan inlemeler' vardır. Onlar orda işitmezler de.
(21/100)
İşte bunlar çekişen iki
gruptur Rableri konusunda çekiştiler. İşte o inkâr edenler
onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden
de kaynar su dökülür. (22/19)
Ne zaman ordan sarsıcı-üzüntüden
çıkmak isterlerse oraya geri çevrilirler ve (onlara:) "Yakıcı
azabı tadın" (denir). (22/22)
Artık kimin tartısı ağır
basarsa işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
(23/102)
Kimin tartısı hafif gelirse
işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde
de ebedi olarak kalacak olanlardır. (23/103)
Ateş onların yüzlerini
yalayarak yakar da onun içinde onlar (etleri sıyrılmış olarak
sırıtan) dişleriyle kalıverirler. (23/104)
Ayetlerim size okunuyorken
yalanlayanlar sizler değil miydiniz? (23/105)
Dediler ki: "Rabbimiz
mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi biz sapan bir topluluk
imişiz." (23/106)
"Rabbimiz bizi (ateşin)
içinden çıkar eğer yine (inkâra) dönersek artık gerçekten
zalim kimseler oluruz." (23/107)
Der ki: "Onun içine sinin
ve benimle söyleşmeyin." (23/108)
Hayır onlar kıyamet-saatini
yalanladılar; biz kıyamet saatini yalan sayanlara çılgınca
yanan bir ateş hazırladık. (25/11)
(Ateş) Onları uzak bir
yerden gördüğünde onlar bunun gazablı öfkesini ve uğultusunu
işitirler. (25/12)
Elleri boyunlarına bağlı
olarak sıkışık bir yerine atıldıkları zaman orada yok oluşu
isteyip-çağırırlar. (25/13)
Bugün bir yok oluşu çağırmayın
birçok (kere) yok oluşu isteyip-çağırın. (25/14)
De ki: "Bu mu daha hayırlı
yoksa takva sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar
için bir mükafat ve son duraktır." (25/15)
İşte (ilahlarınız) sizin
söylediklerinizi yalanladılar; bundan böyle (azabı) ne geri
çevirmeye gücünüz yetebilir ne de bir yardıma. Sizden kim
zulmederse ona büyük bir azab taddırırız. (25/19)
Melekleri görecekleri
gün suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler
onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktır yasak."
(25/22)
Onların yaptıkları her
işin önüne geçtik böylece onu savurulmuş toz zerreleri kılıverdik.
(25/23)
O yüzükoyun cehenneme
doğru sürülüp-toplanacak olanlar; işte onlar yer bakımından
çok kötü yol bakımından sapmış olanlardır. (25/34)
(İbrahim) Dedi ki: "Siz
gerçekten Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı
olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü kiminiz
kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet
edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız
yoktur." (29/25)
Ancak inkâr edip ayetlerimizi
ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar ise; artık onlar da azab
için hazır bulundurulurlar. (30/16)
Fasık olanlar içinse artık
onların da barınma yeri ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde
geri çevrilirler ve onlara: "Kendisini yalanladığınız ateş
azabını tadın" denir. (32/20)
İnkar edenlere gelince
onlar için de cehennem ateşi vardır. Onlar için ne karar
verilir ki böylece ölüversinler ne de kendilerine onun azabından
(bir şey) hafifletilir. İşte biz her nankör olanı böyle
cezalandırırız. (35/36)
İçinde onlar (şöyle) çığlık
atarlar: "Rabbimiz bizi çıkar yaptığımızdan başka salih
bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada) öğüt alabilecek
olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran
da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için
bir yardımcı yoktur. (35/37)
Kıyamet günü o kötü azabtan
kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere "Kazandığınızı
tadın" denmiştir. (39/24)
Kıyamet günü Allah'a karşı
yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün.
Büyüklenenler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?
(39/60)
İnkâr edenler cehenneme
bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman
kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki:
"Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı
(söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet."
dediler. Ancak azab kelimesi kâfirlerin üzerine hak oldu.
(39/71)
Dediler ki: "İçinde ebedi
kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin.
Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür." (39/72)
İçinde ebedi kalıcılar
olarak cehennemin kapılarından girin. Artık mütekebbirlerin
konaklama yeri ne kötüdür. (40/76)
"Girin ona; artık ister
sabredin ister sabretmeyin. Sizin için birdir. Siz ancak
yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz." (52/16)
İşte bu suçlu-günahkarların
kendisini yalanladıkları cehennemdir. (55/43)
Onlar kendisiyle alabildiğine
kaynar hale getirilmiş su arasında dönüp-dolaşırlar. (55/44)
İşte bu onların din (hesap
ve ceza) gününde şölenleridir. (56/56)
O gün münafık erkekler
ile münafık kadınlar iman edenlere derler ki: "(Ne olur)
Bize bir bakın sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım."
Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya
çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur
çekilmiştir; onun iç yanında rahmet dış yanında o yönden
azab vardır. (57/13)
Ey inkâr edenler bugün
özür beyan etmeyin. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz.
(66/7)
Öfkesinin-şiddetinden
neredeyse patlayıp parçalanacak. Her bir grup içine atıldığında
bekçileri onlara sorar: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" (67/8)
Onlar: "Evet" derler.
"Bize gerçekten bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık
ve: "Allah hiçbir şey indirmedi siz yalnızca büyük bir sapmışlık
içindesiniz dedik." (67/9)
Ve derler ki: "Eğer dinlemiş
olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık şu çılgınca yanan ateşin
halkı arasında olmayacaktık." (67/10)
Böylece kendi günahlarını
itiraf ettiler. Çılgınca yanan ateşin halkına (Allah'ın
rahmetinden) uzaklık olsun. (67/11)
Onu Ben cehenneme sürükleyip-atacağım.
(74/26)
"Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten
nedir?" (74/42)
Doğrusu biz kafirlere
zincirler demir halkalar (tomruklar) ve çılgınca yanan bir
ateş hazırladık. (76/4)
Gerçekten cehennem bir
gözetleme yeridir. (78/21)
Şimdi tadın. Size artık
azabtan başkasını arttırmayacağız; (78/30)
(Her yanı yaygın olarak
kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi? (88/1)
O gün öyle yüzler vardır
ki 'zillet içinde aşağılanmıştır.' (88/2)
Çalışmış boşuna yorulmuştur.
(88/3)
Kızgın bir ateşe yollanırlar.
(88/4)
Kaynar bir kaynaktan içirilirler.
(88/5)
Onlar için (zehirli olan)
dari' dikeninden başka bir yiyecek yoktur. (88/6)
Ne doyurup-semirtir ne
açlıktan korur. (88/7)
Ayetlerimizi inkar edenler
ise sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme). (90/19)
Kapıları kilitlenmiş bir
ateş onların üzerinedir. (90/20)
Artık sizi 'alevleri kabardıkça
kabaran' bir ateşle uyardım. (92/14)
Ona ancak en bedbaht olandan
başkası yollanmaz; (92/15)
Şüphesiz kitap ehlinden
ve müşriklerden inkâr edenler içinde sürekli kalıcılar olmak
üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar yaratılmışların
en kötüleridir. (98/6)
Kimin tartıları hafif
kalırsa (101/8)
Artık onun da anası (son
durağı) haviyedir (uçurum). (101/9)
Onun ne olduğunu (mahiyetini)
sana bildiren nedir? (101/10)
O kızgın bir ateştir.
(101/11)
Arkadan çekiştirip duran
kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline;
(104/1)
Ki o mal yığıp biriktiren
ve onu saydıkça sayandır. (104/2)
Gerçekten malının kendisini
ebedi kılacağını sanıyor. (104/3)
Hayır; andolsun o 'hutame'ye
atılacaktır. (104/4)
Hutamenin ne olduğunu
sana bildiren nedir? (104/5)
Allah'ın tutuşturulmuş
ateşidir. (104/6)
Ki o yüreklerin üstüne
tırmanıp çıkar. (104/7)
O onların üzerine kilitlenecektir;
(104/8)
(Kendileri de) Dikilip-yükseltilmiş
sütunlarda (bağlanacaklardır). (104/9)
Hayır; eğer siz kesin
bir bilgiyle bilmiş olsaydınız (102/5)
Andolsun o çılgınca yanan
ateşi de elbette görecektiniz. (102/6)
Sonra onu gerçekten yakîn
gözüyle (Ayne'l Yakîn) görmüş olacaksınız. (102/7)
Ebu Leheb'in iki eli kurusun;
kurudu ya. (111/1)
Malı ve kazandıkları kendisine
bir yarar sağlamadı. (111/2)
Alevi olan bir ateşe girecektir.
(111/3)
Eşi de; odun hamalı (ve)
(111/4)
Boynuna bükülmüş bir ip
(bağlanmış) olarak. (111/5)
Ki onlar, ufak tefek günahlar
dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan
kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır.
O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği
(yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde
bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın.
O, sakınanı daha iyi bilendir. (53/32)
İman edip salih amellerde
bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar
akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden
her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır"
derler. Bu onlara (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur.
Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz
kalacaklardır. (2/25)
De ki: "Size bundan daha
hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin
katında içinde temelli kalacakları altından ırmaklar akan
cennetler tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah
kulları hakkıyla görendir." (3/15)
Yüzleri ağaranlar ise
artık onlar Allah'ın rahmeti içindedirler içinde de temelli
kalacaklardır. (3/107)
İşte bunların karşılığı
Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları altından
ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel
bir karşılık (ecir var.) (3/136)
Ama Rablerinden korkup-sakınanlar;
onlar için Allah katında -bir şölen olarak- altlarından
ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır.
İyilik yapanlar için Allah'ın katında olanlar daha hayırlıdır.
(3/198)
İman edip salih amellerde
bulunanları altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları
cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış
eşler vardır. Ve onları 'ne sıcak-ne soğuk tam kararında
gölgeliğe' sokacağız. (4/57)
İman edip salih amellerde
bulunanlar biz onları altından ırmaklar akan içinde ebedi
kalacakları cennetlere sokacağız. Bu Allah'ın gerçek olan
va'didir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır? (4/122)
Eğer Kitap Ehli iman edip
sakınsalardı elbette onların kötülüklerini örter ve onları
'nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık. (5/65)
Böylelikle Allah dediklerine
karşılık olarak içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar
akan cennetler verdi. Bu iyilik yapanların karşılığıdır.
(5/85)
Allah dedi ki: "Bu doğrulara
doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için
içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler
vardır. Allah onlardan razı oldu onlar da O'ndan razı olmuşlardır.
İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur." (5/119)
İman edenler ve salih
amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye güç yetireceğinden
fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar.
Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (7/42)
Biz onların göğüslerinde
kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından ırmaklar akar.
Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer
Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik.
Andolsun Rabbimizin elçileri hak ile geldiler." Onlara:
"İşte bu yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız
cennettir" diye seslenilecek. (7/43)
Cennet halkı ateş halkına
(şöyle) seslenecekler: "Bize Rabbimizin vadettiğini gerçek
buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra içlerinden
seslenen biri (şöyle) seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin
üzerine olsun." (7/44)
İki taraf arasında bir
engel ve burçlar (A'raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan
adamlar vardır. Cennete gireceklere: "Selam size" derler
ki bunlar henüz girmeyen fakat (girmeyi) 'şiddetle arzu
edip umanlardır.' (7/46)
Gözleri cehennem halkından
yana çevrilince: "Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla birlikte
kılma" derler. (7/47)
"Kendilerine Allah'ın
bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar
mıydı? (Cennettekilere de) Girin cennete. Sizin için korku
yoktur ve mahzun olmayacaksınız." (7/49)
Ateşin halkı cennet halkına
seslenir: "Bize biraz sudan ya da Allah'ın size verdiği
rızıktan aktarın." Derler ki: "Doğrusu Allah bunları inkâr
edenlere haram (yasak) kılmıştır." (7/50)
İşte gerçek mü'minler
bunlardır. Rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma
ve üstün bir rızık vardır. (8/4)
Rableri onlara katından
bir rahmeti bir hoşnutluğu ve onlar için kendisine sürekli
bir nimet bulunan cennetleri müjdeler. (9/21)
Onda ebedi kalıcıdırlar.
Şüphesiz Allah büyük mükafaat katında olandır. (9/22)
Allah mü'min erkeklere
ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar
akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir.
Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş
ve mutluluk budur. (9/72)
Allah onlar için süresiz
kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı.
İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/89)
Öne geçen Muhacirler ve
Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut
olmuştur onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara
içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler
hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
(9/100)
İman edenler ve salih
amellerde bulunanlar da Rableri onları imanları dolayısıyla
altından ırmaklar akan nimetlerle donatılmış cennetlere
yöneltip-iletir (hidayet eder). (10/9)
Oradaki duaları: "Allah'ım
Sen ne yücesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "Selam"dır;
dualarının sonu da: "Gerçekten hamd alemlerin Rabbi olan
Allah'ındır." (10/10)
İman edip salih amellerde
bulunanlar ve 'Rablerine kalbleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar'
işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.
(11/23)
Mutlu olanlar da, artık
onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve
yer sürüp gittikçe orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi
olmayan bir ihsandır. (11/108)
Onlar Adn cennetlerine
girerler. Babalarından eşlerinden ve soylarından 'salih
davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler
onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) (13/23)
Sabrettiğinize karşılık
selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel. (13/24)
İman edip salih amellerde
bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı
(onlarındır). (13/29)
Takva sahiplerine vadedilen
cennet; onun altından ırmaklar akar yemişleri ve gölgelikleri
süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur inkâr
edenlerin sonu ise ateştir. (13/35)
İman edip salih amellerde
bulunanlar Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan içinde
ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine
olan dirlik temennileri: "Selam"dır. (14/23)
Gerçekten takva sahibi
olanlar cennetlerde ve pınar başlarındadır. (15/45)
Oraya esenlikle ve güvenlikle
girin. (15/46)
Onların göğüslerinde kinden
(ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar
üzerinde karşı karşıyadırlar. (15/47)
Orda onlara hiçbir yorgunluk
dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler. (15/48)
Adn cennetleri; ona girerler
onun altından ırmaklar akar içinde onların her diledikleri
şey vardır. İşte Allah takva sahiplerini böyle ödüllendirir.
(16/31)
Ki melekler güzellikle
canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza
karşılık olmak üzere cennete girin." (16/32)
Onlar; altından ırmaklar
akan Adn cennetleri onlarındır orada altın bileziklerle
süslenirler hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil
elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar.
(Bu) Ne güzel sevap ve ne güzel destek. (18/31)
İman edip salih amellerde
bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama
yeridir.' (18/107)
Onda ebedi olarak kalıcıdırlar
ondan ayrılmak istemezler. (18/108)
Ancak tevbe eden iman
eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır);
işte bunlar cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
(19/60)
Adn cennetleri (onlarındır)
ki Rahman (olan Allah onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir.
Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir. (19/61)
Onda 'boş bir söz' işitmezler;
sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam onların rızıkları
orda (bulunmakta)dır. (19/62)
O cennet; biz kullarımızdan
takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız. (19/63)
İçlerinde ebedi kalacakları
altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve
işte bu arınmış olanın karşılığıdır. (20/76)
Bunun üzerine dedik ki:
"Ey Adem bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi
cennetten sürüp çıkarmasın sonra mutsuz olursun." (20/117)
Böylece ikisi ondan yediler
hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi üzerlerini
cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem Rabbine
karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. (20/121)
Onun uğultusunu bile duymazlar.
Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi
kalıcıdırlar. (21/102)
Onları o en büyük korku
hüzne kaptırmaz ve: "İşte bu sizin gününüzdür size va'dedilmişti"
diye melekler onları karşılayacaklardır. (21/103)
Hiç şüphesiz Allah iman
edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar
akan cennetlere sokar orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir. (22/23)
Onlar sözün en güzeline
iletilmişlerdir ve övülen doğru yola iletilmişlerdir. (22/24)
İşte (yeryüzünün hakimiyetine
ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır. (23/10)
Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e
de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır.
(23/11)
Dilediği takdirde sana
bundan daha hayırlısı olarak altından ırmaklar akan cennetler
veren ve senin için köşkler kılan (Allah) ne yücedir. (25/10)
De ki: "Bu mu daha hayırlı
yoksa takva sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar
için bir mükafat ve son duraktır." (25/15)
İçinde ebedi kalıcılar
olarak orada her istedikleri onlarındır; bu Rabbinin üzerine
aldığı istenen bir vaaddir. (25/16)
O gün cennet halkının
kalacakları yer daha hayırlı dinlenecekleri yer çok daha
güzeldir. (25/24)
İşte onlar sabretmelerine
karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler
ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. (25/75)
Orda ebedi olarak kalıcıdırlar;
o ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir.
(25/76)
(O gün) Cennet takva sahiplerine
yaklaştırılır. (26/90)
İman edip salih amellerde
bulunanlar; onları içinde ebedi kalıcılar olarak altından
ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz.
(Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (29/58)
Böylece iman edip salih
amellerde bulunanlar; artık onlar 'bir cennet bahçesinde'
'sevinç içinde ağırlanırlar'. (30/15)
Kim inkâr ederse artık
onun inkârı kendi aleyhinedir; kim salih bir amelde bulunursa
artık onlar kendi lehlerine olarak (cennetteki yerlerini)
döşeyip hazırlamaktadırlar. (30/44)
(Ancak) Gerçekten iman
edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle-donatılmış
cennetler vardır. (31/8)
Orada ebedi olarak kalıcıdırlar.
Allah'ın va'di haktır. O üstün ve güçlü olandır hüküm ve
hikmet sahibidir. (31/9)
İman eden ve salih amellerde
bulunanlar ise artık onlar için yaptıklarınıza karşılık
olmak üzere bir ağırlanma konağı olarak barınma cennetleri
vardır. (32/19)
Adn cennetleri (onlarındır);
oraya girerler orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. (35/33)
Derler ki: "Bizden hüznü
giderip yok eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz gerçekten
bağışlayandır şükrü kabul edendir." (35/34)
Ki O bizi kendi fazlından
(ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize
bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz.
(35/35)
Gerçek şu ki bugün cennet
halkı 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler.
(36/55)
Kendileri ve eşleri gölgeliklerde
tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (36/56)
Orada taptaze-meyveler
onların ve istek duydukları herşey onlarındır. (36/57)
Çok esirgeyen Rabb'dan
onlara bir de sözlü "Selam" (vardır). (36/58)
İşte onlar; onlar için
bilinen bir rızık vardır. (37/41)
Çeşitli-meyveler. Onlar
ikram görenlerdir. (37/42)
Nimetlerle donatılmış
(naim) cennetlerde. (37/43)
Birbirlerine karşı tahtlar
üzerinde (otururlar). (37/44)
Kaynaktan (doldurulmuş)
kadehlerle çevrelerinde dolaşılır. (37/45)
Bembeyaz; içenlere lezzet
(veren bir içki). (37/46)
Onda ne bir gaile vardır
ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. (37/47)
Ve yanlarında bakışlarını
yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. (37/48)
Sanki onlar saklı bir
yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz). (37/49)
Böyleyken kimi kimine
yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar: (37/50)
Bir sözcü der ki: "Benim
bir yakınım vardı." (37/51)
Derdi ki: Sen de gerçekten
(dirilişi) doğrulayanlardan mısın? (37/52)
Bizler öldüğümüz toprak
ve kemikler olduğumuzda mı gerçekten biz mi (yeniden diriltilip
sonra da) sorguya çekilecekmişiz? (37/53)
(Konuşan yanındakilere)
Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor
musunuz?" (37/54)
Derken bakıverdi onu 'çılgınca
yanan ateşin' tam ortasında gördü. (37/55)
Dedi ki: "Andolsun Allah'a
neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin." (37/56)
Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı
muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan
olacaktım. (37/57)
Şüphesiz bu, asıl büyük
'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir. (37/60)
Böylece çalışanlar da
bunun bir benzeri için çalışmalıdır. (37/61)
Adn cennetleri; kapılar
onlara açılmıştır. (38/50)
İçinde yaslanıp-dayanmışlardır;
orda birçok meyve ve şarap istemektedirler. (38/51)
Ve yanlarında bakışlarını
yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır. (38/52)
İşte hesap günü size va'dedilen
budur. (38/53)
Şüphesiz bu, bizim rızkımızdır,
bitip tükenmesi de yok (38/54)
Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar
ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek
köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır.
(Bu) Allah'ın va'didir. Allah va'dinden dönmez. (39/20)
Rablerinden korkup-sakınanlar
da cennete bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri
zaman kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi
ki: "Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi
kalıcılar olarak ona girin." (39/73)
(Onlar da) Dediler ki:
"Bize olan va'dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı
kılan Allah'a hamd olsun ki cennetten dilediğimiz yerde
konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne
güzeldir." (39/74)
Rabbimiz onları Adn cennetlerine
sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından eşlerinden
ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen üstün ve
güçlü olansın hüküm ve hikmet sahibisin. (40/8)
Kim bir kötülük işlerse
kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun
dişi olsun- bir mü'min olarak salih bir amelde bulunursa
işte onlar içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere
cennete girerler. (40/40)
Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz
Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar
(yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın
ve hüzne kapılmayın size vadolunan cennetle sevinin." (41/30)
(O gün) Zalimleri kazandıkları
dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları)
da üstlerine çöküvermiştir. İman edip salih amellerde bulunanlar
ise cennet bahçelerindedirler. Rableri katında her diledikleri
onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur. (42/22)
Siz ve eşleriniz cennete
girin; 'sevinç içinde ağırlanacaksınız. (43/70)
Onların etrafında altın
tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu
ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz
orada süresiz kalacaksınız. (43/71)
İşte yaptıklarınız dolayısıyla
mirasçı kılındığınız cennet budur. (43/72)
Orda sizin için birçok
meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz. (43/73)
Muttakilere gelince; muhakkak
onlar güvenli bir makamdadırlar. (44/51)
Cennetlerde ve pınarlarda
(44/52)
Hafif ipekten ve ağır
işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler karşılıklı (otururlar).
(44/53)
İşte böyle; ve biz onları
iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir. (44/54)
Orda güvenlik içinde her
türlü meyveyi istiyorlar; (44/55)
Orda ilk ölümün dışında
başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından
korumuştur. (44/56)
Takva sahiplerine va'dedilen
cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar
tadı değişmeyen sütten ırmaklar içenler için lezzet veren
şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda
onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir
mağfiret vardır. Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi) ateşin
içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça
koparan' kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? (47/15)
Cennet de muttakiler için
uzakta değildir (o gün) yakınlaştırılmıştır. (50/31)
Ona 'esenlik ve barış
(selam)la' girin. Bu ebedilik günüdür. (50/34)
Orda diledikleri herşey
onlarındır; katımızda daha fazlası da var. (50/35)
Şüphesiz muttaki olanlar
cennetlerde ve pınarlardadırlar; (51/15)
Rablerinin kendilerine
verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar bundan önce ihsanda
(güzel davranışta) bulunanlardı. (51/16)
Hiç şüphesiz muttakiler
cennetlerde ve nimet içindedirler; (52/17)
Rablerinin verdikleriyle
'sevinçli ve mutludurlar'. Rableri kendilerini 'çılgınca
yanan cehennemin' azabından korumuştur. (52/18)
Yaptıklarınızdan dolayı
afiyetle yiyin ve için. (52/19)
Özenle dizilmiş tahtlar
üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü
hurilerle evlendirmişiz. (52/20)
Onlara istek duyup-arzuladıkları
meyvelerden ve etten bol bol verdik. (52/22)
Orada bir kadeh kapışır-çekişirler
ki onda ne 'boş ve saçma bir söz' ne günaha sokma yoktur.
(52/23)
Kendileri için (hizmet
eden) civanlar etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri)
'sedefte saklı inci gibi tertemiz pırıl pırıl.' (52/24)
Kimi kimine dönüp sorarlar;
(52/25)
Dediler ki: "Biz doğrusu
daha önce ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık."
(52/26)
"Şimdi Allah bize lütufta
bulundu ve 'hücrelere kadar işleyen kavurucu' azabdan korudu."
(52/27)
Ki Cennetü'l-Me'va onun
yanındadır. (53/15)
Rabbin makamından korkan
kimse için ise iki cennet vardır. (55/46)
Çeşit çeşit 'inceliklere
ve güzelliklere' (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler.
(55/48)
İkisinde de akmakta olan
iki pınar vardır. (55/50)
İkisinde de her meyveden
iki çift vardır. (55/52)
Astarları ağır işlenmiş
atlastan yataklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de
meyve-devşirmesi (ordakilere) yakın (kolay)dır. (55/54)
Orada bakışlarını yalnızca
eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki bunlardan önce kendilerine
ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. (55/56)
Sanki onlar yakut ve mercan
gibidirler. (55/58)
İhsanın karşılığı ihsandan
başkası mıdır? (55/60)
Bu-ikisinin ötesinde iki
cennet daha var. (55/62)
Alabildiğine yemyeşildirler.
(55/64)
İçlerinde durmaksızın
fışkırıp-akan iki pınar vardır. (55/66)
İçlerinde (her türden)
meyve eşsiz-hurma ve eşsiz-nar vardır. (55/68)
Orada huyları güzel, yüzleri
güzel kadınlar vardır. (55/70)
Otağlar içinde korunmuş
huri kadınlar. (55/72)
Bunlardan önce kendilerine
ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. (55/74)
Yeşil yastıklara ve çarpıcı
güzellikteki döşeklere yaslanırlar. (55/76)
Yarışıp öne geçenler de
öne geçmiş öncülerdir. (56/10)
İşte onlar yakınlaştırılmış
(mukarreb) olanlardır. (56/11)
Nimetlerle-donatılmış
cennetler içinde; (56/12)
Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden
(56/13)
Birazı da sonrakilerden.
(56/14)
'Özenle işlenmiş mücevher'
tahtlar üzerindedirler. (56/15)
Karşılıklı yaslanmışlardır.
(56/16)
Çevrelerinde ölümsüzlüğe
ulaşmış gençler dönüp dolaşır; (56/17)
Kaynağından (doldurulmuş)
testiler, ibrikler ve kadehler (56/18)
Ki, bundan ne başlarını
bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.
(56/19)
Arzulayıp-seçecekleri
meyveler (56/20)
Canlarının çektiği kuş
eti. (56/21)
Ve iri gözlü huriler (56/22)
Sanki saklı inciler gibi;
(56/23)
Yaptıklarına bir karşılık
olmak üzere (onlara sunulur); (56/24)
Orada ne 'saçma ve boş
bir söz' işitirler ne günaha sokma. (56/25)
Yalnızca bir söz (işitirler:)
Selam selam. (56/26)
Ashab-ı Yemin ne (kutludur
o) Ashab-ı Yemin. (56/27)
Yüklü dalları bükülmüş
kiraz (ağaçları) (56/28)
Üstüste dizili meyveleri
sarkmış muz ağaçları (56/29)
Yayılıp-uzanmış gölgeler,
(56/30)
Durmaksızın akan su(lar);
(56/31)
Ve (daha) birçok meyveler
arasında (56/32)
Kesilip-eksilmeyen ve
yasaklanmayan (meyveler). (56/33)
Yükseklere-kurulmuş döşekler
(sedirler). (56/34)
Gerçek şu ki, Biz onları
yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık. (56/35)
Onları hep bakireler olarak
kıldık (56/36)
Eşlerine sevgiyle tutkun
(ve) hep yaşıt (56/37)
Ashab-ı Yemin olanlar
için. (56/38)
(Bunların) Birçoğu geçmiş
(ümmet)lerden (56/39)
Birçoğu da sonrakilerdendir.
(56/40)
Eğer o (ölecek kişi),
yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise (56/88)
Bu durumda rahatlık ,güzel
rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur). (56/89)
Ve eğer, Ashab-ı Yeminden
ise (56/90)
Artık, Ashab-ı Yeminden
selam sana. (56/91)
O gün, mü'min erkekler
ile mü'min kadınları nurları önlerinde ve sağlarında koşarken
görürsün. Bugün sizin müjdeniz içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz)
altından ırmaklar akan cennetlerdir. İşte 'büyük kurtuluş
ve mutluluk' budur. (57/12)
Allah'a ve ahiret gününe
iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki Allah'a
ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk)
bağı kurmuş olsunlar; bunlar ister babaları ister çocukları
ister kardeşleri isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun.
Onlar öyle kimselerdir ki (Allah) kalplerine imanı yazmış
ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları altlarından
ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak
kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş onlar da O'ndan
razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın fırkasıdır. Dikkat
edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar felah (umutlarını
gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)
Ateş halkı ile cennet
halkı bir olmaz. Cennet halkı 'umduklarına kavuşup mutluluk
içinde olanlardır.' (59/20)
O da sizin günahlarınızı
bağışlar sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn
cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte 'büyük
mutluluk ve kurtuluş' budur. (61/12)
Sizi, toplanma günü için
bir arada toplayacağı gün; işte bu aldanma (teğabün) günüdür.
Kim Allah'a iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah)
onun kötülüklerini örter ve içinde ebedi kalıcılar olmak
üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük
'mutluluk ve kurtuluş (fevz)' budur. (64/9)
İman edip salih amellerde
bulunanları, karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın
apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim
iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onu içinde
süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere
sokar. Allah gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir.
(65/11)
Allah, iman edenlere de
Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim
bana kendi katında cennette bir ev yap; beni Firavun'dan
ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan
da kurtar." (66/11)
Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler.
(83/23)
Onları gördükleri zaman
ise: "Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır" derlerdi. (83/32)
Şüphesiz, iman edip salih
amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar
akan cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk'
budur. (85/11)
O gün öyle yüzler de vardır
ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler. (88/8)
Harcadığı-çabadan dolayı
hoşnuttur. (88/9)
Yüksek bir cennettedir.
(88/10)
Orda anlamsız bir söz
işitmez. (88/11)
Orda 'durmaksızın akan'
bir kaynak vardır. (88/12)
Orda 'yükseklerde kurulmuş
tahtlar da vardır; (88/13)
Konulmuş (içecek dolu)
kaplar, (88/14)
Dizi dizi yastıklar, (88/15)
Ve serilmiş yaygılar.
(88/16)
Ey mutmain (tatmin bulmuş)
nefis (89/27)
Rabbine, hoşnut edici
ve hoşnut edilmiş olarak dön. (89/28)
Artık, kullarımın arasına
gir. (89/29)
Cennetime gir. (89/30)
İman edip salih amellerde
bulunanlar ise; işte onlar da yaratılmışların en hayırlılarıdır.
(98/7)
Rableri katında onların
ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar
akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, kendileri
de O'ndan razı (hoşnut memnun) kalmışlardır. İşte bu Rabbinden
'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir. (98/8)
|