kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Derken, Allah, ona, yeri
eşiyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir
karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar
olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık
o, pişman olmuştu. (5/31)
Bugün ise, senden sonrakilere
bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca
bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz).
Gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler.
(10/92)
Biz onları, yemek yemez
cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz değillerdi. (21/8)
Andolsun, biz Süleyman'ı
imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık. Sonra
(eski durumuna) döndü. (38/34)
Bunu, hem çağdaşlarına,
hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', takva
sahipleri için de bir öğüt kıldık. (2/66)
Sonra (yine) siz, birbirinizi
öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve
günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve
size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz.
Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz,
Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz?
Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık
olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli
olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil
değildir. (2/85)
Onları, bulduğunuz yerde
öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.
Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya
kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle
savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte
böyledir. (2/191)
Haccı ve umreyi Allah
için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle)
kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin).
Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin.
Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun
ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir).
Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak
isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana
da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere,
bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i
Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki
Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. (2/196)
İsrailoğullarına sor,
onlara nice açık ayet(ler) verdik. Kendisine geldikten sonra
kim Allah'ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz
Allah, cezası pek şiddetli olandır. (2/211)
İşte bunların cezası,
Allah'ın meleklerin ve bütün insanların lanetlerinin üzerine
olmasıdır. (3/87)
İçinizden özgür mü'min
kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin
malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin
imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan,
iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin
izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf
(güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra,
fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın
yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe
edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır.
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)
Kim bir mü'mini kasıtlı
olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak
üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş
ve ona büyük bir azab hazırlamıştır. (4/93)
Ne sizin kuruntularınızla,
ne de Kitap Ehlinin kuruntularıyla değil. Kim kötülük yaparsa,
onunla ceza görür; o, Allah'tan başka bir veli (dost) ve
bir yardımcı bulamaz. (4/123)
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü
Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle
de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler
ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir
şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna
ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
(4/157)
Şüphesiz kendi günahını
ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından
olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur." (5/29)
Allah'a ve Resûlü'ne karşı
savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların
cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle
ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden
sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette
onlar için büyük bir azab vardır. (5/33)
Hırsız erkek ve hırsız
kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan,
'tekrarı önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin.
Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(5/38)
De ki: "Allah katında,
'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber
vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı
ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar;
işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok
sapmışlardır." (5/60)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken
avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden)
öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir.
Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden
adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak
veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle
işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı
bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır.
Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir. (5/95)
Bilin ki, Allah gerçekten
cezası pek şiddetli olandır. Ve Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/98)
Ve kendi zanlarınca dediler
ki: "Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları bizim
dilediklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların
da sırtları haram kılınmıştır." Öyle hayvanlar vardır ki,
-O'na iftira etmek suretiyle- üzerlerinde Allah'ın ismini
anmazlar. Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı
O, cezalarını verecektir. (6/138)
Bir de dediler ki: "Bu
hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize
aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar
da bunda ortaktırlar." Allah, (bu) düzmelerinin cezasını
verecektir. Şüphesiz O, hüküm sahibi olandır, bilendir.
(6/139)
Yahudi olanlara her tırnaklı
(hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına
veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında
iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka
tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık.
Biz şüphesiz doğru olanlarız. (6/146)
Kim bir iyilikle gelirse,
kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse,
onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa
uğratılmazlar. (6/160)
Şüphesiz ayetlerimizi
yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, onlar için
göğün kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden
geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları
işte böyle cezalandırırız. (7/40)
Onlar için cehennemden
yataklar ve üstlerine örtüler vardır. Biz zulme sapanları
işte böyle cezalandırırız. (7/41)
Dediler ki: "Onu ve kardeşini
şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı ertele), şehirlere
de toplayıcılar yolla"; (7/111)
Ayetlerimizi ve ahirete
kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır.
Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
(7/147)
Şüphesiz, buzağıyı (tanrı)
edinenlere Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir
zillet yetişecektir. İşte biz, 'yalan düzüp-uyduranları'
böyle cezalandırırız. (7/152)
İsimlerin en güzeli Allah'ındır.
Öyleyse O'na bunlarla dua edin. O'nun isimlerinde 'aykırılığa
(ve inkâra) sapanları' bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla
yakında cezalandırılacaklardır. (7/180)
(Bundan) Sonra Allah,
elçisi ile mü'minlerin üzerine 'güven duygusu ve huzur'
indirdi, sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkâr edenleri
azablandırdı. Bu, inkârcıların cezasıdır. (9/26)
Öyleyse kazandıklarının
cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar. (9/82)
Onlara geri döndüğünüzde
kendilerinden vazgeçmeniz için Allah'a and içecekler. Artık
siz onlara sırt çevirin. Onlar gerçekten pistirler. Kazanmakta
olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir.
(9/95)
Andolsun, sizden önceki
nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği
halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma
uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle
cezalandırırız. (10/13)
Sonra o zulmetmekte olanlara:
"Sürekli azabı tadın" denilecek. Kazandıklarınız dışında,
bir başka şeyle mi cezalandırılacaktınız?" (10/52)
Kapıya doğru ikisi de
koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam)
Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın
dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya
acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?" (12/25)
Öyleyse" dediler. "Eğer
yalan söylüyorsanız (bunun) cezası nedir?" (12/74)
Dediler ki: "Bunun cezası,
(su tası) yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri
böyle cezalandırırız." (12/75)
Onlar, iyilikten önce
kötülüğü çabuklaştırmak istiyorlar; oysa onlardan önce nice
örnekler gelip-geçmiştir. Ve şüphesiz, senin Rabbin, zulümlerine
karşılık insanlar için bağışlama sahibidir ve şüphesiz senin
Rabbin, cezası çok şiddetli olandır. (13/6)
Gök gürültüsü O'nu hamd
ile, melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler..
O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar
ise Allah hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası)
pek çetin olandır. (13/13)
(Bu azab,) Allah'ın her
nefsi kendi kazandığıyla cezalandırması içindir. Şüphesiz
Allah, hesabı pek çabuk görendir. (14/51)
Eğer ceza verecekseniz,
size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz,
andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır. (16/126)
Umulur ki, Rabbiniz size
merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz biz de
(sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz. Biz,
cehennemi kafirler için bir kuşatma yeri kıldık. (17/8)
Demişti ki: "Git, onlardan
kim sana uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz
bir ceza." (17/63)
Bu, şüphesiz, onların
ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "Biz kemikler haline geldikten,
toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni
bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık cezalarıdır.
(17/98)
İşte, inkâr etmeleri,
ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı
onların cezası cehennemdir. (18/106)
Sonra onların arkasından
öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler
ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının
cezasıyla karşılaşacaklardır. (19/59)
Dedi ki: "Haydi çekip
git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın")
deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla
kaçınamayacağın (azab dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne
kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz
onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız."
(20/97)
İşte biz ölçüsüzce davrananları
ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız;
ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.
(20/127)
Onlardan her kim: "Gerçekten
ben, O'nun dışında bir ilahım" diyecek olsa, bu durumda
biz onu cehennemle cezalandırırız. Zalimleri biz böyle cezalandırırız.
(21/29)
Dediler ki: "Öyleyse,
onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza
vereceğimize) şahid olsunlar." (21/61)
Derken, hak (ettikleri
cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi.
Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için
yıkım olsun. (23/41)
Zina eden kadın ve zina
eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer
Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah'ın
dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara
uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit bulunsun.
(24/2)
Onun (kadının) da dört
kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz
yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden
cezayı uzaklaştırır. (24/8)
Doğrusu, uydurulmuş bir
yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir
topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine
o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı
günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü
yüklenene ise büyük bir azab vardır. (24/11)
O gün, Allah hak ettikleri
cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah'ın hiç şüphesiz
hak olduğunu bileceklerdir. (24/25)
Ve onlar, Allah ile beraber
başka bir ilah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı
haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa
'ağır bir ceza ile' karşılaşır. (25/68)
Kim bir kötülükle gelirse,
artık onlar da ateşe yüzükoyun atılır (ve onlara:) "Yaptıklarınızdan
başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?" (denir). (27/90)
Böylelikle nankörlük etmeleri
dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankörlük
edenden başkasını cezalandırır mıyız? (34/17)
Za'fa uğratılanlar da
büyüklük taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gündüz hileli
düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler
koşmamızı bize emrediyordunuz" dediler. Azabı gördüklerinde
pişmanlıklarını saklarlar; biz de inkâr edenlerin boyunlarına
halkalar geçirdik. Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
(34/33)
İnkar edenlere gelince,
onlar için de cehennem ateşi vardır. Onlar için ne, karar
verilir, ki böylece ölüversinler, ne de kendilerine onun
azabından (bir şey) hafifletilir. İşte biz, her nankör olanı
böyle cezalandırırız. (35/36)
Yaptıklarınızdan başkasıyla
cezalandırılmayacaksınız. (37/39)
Günahı bağışlayan, tevbeyi
kabul eden, cezası pek şiddetli olan ve lütuf sahibi (Allah'tan).
O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş O'nadır. (40/3)
Kendilerinden önce Nuh
kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok) fırkalar
da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için) yakalamaya
yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak'
mücadeleye giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık
Benim cezalandırmam nasılmış? (40/5)
Çünkü gerçekten onlar,
Resulleri kendilerine apaçık belgeler getirirdi; fakat onlar
inkâr ederlerdi. Bu yüzden Allah, onları (azabla) yakalayıverdi.
Şüphesiz O, kuvvetli olandır, cezalandırması şiddetlidir.
(40/22)
Kim bir kötülük işlerse,
kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun,
dişi olsun- bir mü'min olarak salih bir amelde bulunursa,
işte onlar, içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere
cennete girerler." (40/40)
Artık gerçekten o inkar
edenlere şiddetli bir azap taddıracağız ve yaptıklarının
en kötüsüyle cezalandıracağız. (41/27)
Bu, Allah'ın düşmanlarının
cezası olan ateştir. Bizim ayetlerimizi inkar etmeleri dolayısıyla
bir ceza olarak, orada onlar için ebedilik yurdu vardır.
(41/28)
Bu, Allah'ın düşmanlarının
cezası olan ateştir. Bizim ayetlerimizi inkar etmeleri dolayısıyla
bir ceza olarak, orada onlar için ebedilik yurdu vardır.
(41/28)
İman edenlere de ki: "(Allah'ın)
Onları kazandıklarıyla cezalandırması için, Allah'ın günlerini
ummayanları (şimdilik) bağışlasınlar." (45/14)
İnkâr edenler ateşe sunulacakları
gün, (onlara şöyle denir:) "Siz dünya hayatınızda bütün
'güzellikleriniz ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla
yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz
(istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün
alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız." (46/20)
Rabbinin emriyle herşeyi
yerle bir eder. Böylece meskenlerinden başka, hiçbir şey(leri)
görünemez duruma düştüler. İşte biz, suçlu-günahkar bir
kavmi böyle cezalandırırız. (46/25)
Şüphesiz din (hesap ve
ceza) da mutlaka gerçekleşecektir. (51/6)
Hesap ve ceza (din) günü
ne zaman?" diye sorarlar. (51/12)
Girin ona; artık ister
sabredin, ister sabretmeyin. Sizin için birdir. Siz ancak,
yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz." (52/16)
Göklerde ve yerde olanlar
Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları
dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da
daha güzeliyle ödüllendirir. (53/31)
İşte bu, onların din (hesap
ve ceza) gününde şölenleridir. (56/56)
İşte o vakit, eğer ceza
görmeyecek iseniz, (56/86)
Bu, onların Allah'a ve
O'nun Resûlü'ne 'başkaldırıp ayrılık çıkarmaları' dolayısıyladır.
Kim Allah'a başkaldırıp-ayrılık çıkarırsa, muhakkak Allah,
cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/4)
Allah'ın o (fethedilen)
şehir halkından Resûlü'ne verdiği fey, Allah'a, Resûl'e,
(ve Resûl'e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara
ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet)
sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet
olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden
sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz
Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/7)
Sonunda onların akibetleri,
şüphesiz ateşin içinde ikisinin de süresiz olarak kalıcı
olmalarıdır. İşte zalim olanların cezası budur. (59/17)
Ey inkâr edenler, bugün
özür beyan etmeyin. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz.
(66/7)
Din (hesap ve ceza) gününü
yalan sayıyorduk." (74/46)
(İşlediklerine) Uygun
olan bir ceza olarak, (78/26)
Sizinle savaşanlara karşı
Allah yolunda savaşın (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah
aşırı gidenleri sevmez. (2/190)
Haram ay haram aya karşılıktır;
hürmetler (de) karşılıklıdır. Öyleyse kim size saldırırsa
onun saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Allah'tan korkup-sakının
ve bilin ki Allah muhakkak ki korkup-sakınanlarla beraberdir.
(2/194)
Savaş hoşunuza gitmediği
halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza
gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır ve olur ki sevdiğiniz
şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.
(2/216)
Şüphesiz iman edenler
hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar
Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır esirgeyendir.
(2/218)
Musa'dan sonra İsrailoğullarının
önde gelenlerini görmedin mi? Hani peygamberlerinden birine:
"Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi
O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?"
demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım?
Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)"
demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman
az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.
(2/246)
Andolsun eğer Allah yolunda
öldürülür ya da ölürseniz Allah'tan olan bir bağışlanma
ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır.
(3/157)
Nitekim Rableri onlara
(dualarını kabul ederek) cevab verdi: "Şüphesiz Ben erkek
olsun kadın olsun sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam.
Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte hicret edenlerin yurtlarından
sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin çarpışıp
öldürülenlerin mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu) Allah
katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah karşılığın (sevabın)
en güzeli O'nun katındadır." (3/195)
Ey iman edenler sabredin
ve sabırda yarışın (sınırlarda) nöbetleşin. Allah'tan korkun.
Umulur ki kurtulursunuz. (3/200)
Ey iman edenler (düşmanlarınıza
karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da
topluca çıkın. (4/71)
Öyleyse dünya hayatına
karşılık ahireti satın alanlar Allah yolunda savaşsınlar;
kim Allah yolunda savaşırken öldürülür ya da galip gelirse
ona büyük bir ecir vereceğiz. (4/74)
Size ne oluyor ki Allah
yolunda ve: "Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar
bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder bize katından
bir yardım eden yolla" diyen erkekler kadınlar ve çocuklardan
zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (4/75)
İman edenler Allah yolunda
savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse
şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz şeytanın hileli-düzeni
pek zayıftır. (4/76)
Kendilerine; "Elinizi
(savaştan) çekin namazı kılın zekatı verin" denenleri görmedin
mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında onlardan bir grup
insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli
bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz ne diye
savaşı üzerimize yazdın bizi yakın bir zamana ertelemeli
değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır ahiret
ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki
ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksİnız."
(4/77)
Artık sen Allah yolunda
savaş kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü'minleri
hazırlayıp-teşvik et. Umulur ki Allah küfredenlerin ağır-baskılarını
geri püskürtür. Allah 'kahredici baskısıyla' daha zorlu
acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur. (4/84)
Onlar kendilerinin inkâra
sapmaları gibi sizin de inkâra sapmanızı istediler. Böylelikle
bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar
onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. Şayet yine yüz çevirirlerse
artık onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz öldürün.
Onlardan ne bir veli (dost) edinin ne de bir yardımcı. (4/89)
Mü'minlerden özür olmaksızın
oturanlar ile Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad
edenler eşit değildir. Allah mallarıyla ve canlarıyla cihad
edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır.
Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah cihad
edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
(4/95)
Yeryüzünde adım attığınızda
(yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda) kafirlerin size bir
kötülük yapmalarından korkarsanız namazı kısaltmanızda sizin
için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler sizin apaçık
düşmanlarınızdır. (4/101)
İçlerinde olup onlara
namazı kıldırdığında onlardan bir grup seninle birlikte
dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde
ettiklerinde arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan
diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar onlar da 'korunma
araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler size apansız
bir baskın yapabilmek için sizin silahlarınızdan ve emtianız
(erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur
dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız silahlarınızı
bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi
alın. Şüphesiz Allah kafirler için aşağılatıcı bir azab
hazırlamıştır. (4/102)
(Düşmanınız olan) Topluluğu
aramakta gevşeklik göstermeyin. Siz acı çekiyorsanız şüphesiz
onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Oysa
siz onların umud etmediklerini Allah'tan umuyorsunuz. Allah
bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (4/104)
Ey iman edenler, toplu
olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arka çevirmeyin
(savaştan kaçmayın). (8/15)
Kim onlara böyle bir günde
-yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe
katılmak için yer tutanın dışında- arkasını çevirirse, gerçekten
o Allah'tan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir.
Ne kötü bir yataktır o. (8/16)
Fitne kalmayıncaya ve
dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet
vazgeçecek olurlarsa şüphesiz Allah yaptıklarını görendir.
(8/39)
Ey iman edenler bir toplulukla
karşı karşıya geldiğiniz zaman dayanıklık gösterin ve Allah'ı
çokca zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız. (8/45)
Onlara karşı gücünüzün
yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla
Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında
sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız.
Allah yolunda her ne infak ederseniz size 'eksiksiz olarak
ödenir' ve siz haksızlığa uğratılmazsınız. (8/60)
Ey Peygamber mü'minleri
savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. Eğer içinizde sabreden
yirmi (kişi) bulunursa iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler.
Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa kâfirlerden
binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.
(8/65)
Şimdi Allah sizden (yükünüzü)
hafifletti ve sizde bir za'f olduğunu bildi. Sizden yüz
sabırlı (kişi) bulunursa (onların) iki yüzünü bozguna uğratır;
eğer sizden bin (kişi) olursa Allah'ın izniyle (onların)
iki binini yener. Allah sabredenlerle beraberdir. (8/66)
hiçbir peygambere yeryüzünde
kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz.
Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size)
ahireti istemektedir. Allah üstün ve güçlüdür hüküm ve hikmet
sahibidir. (8/67)
Onlarla çarpışınız. Allah
onları sizin ellerinizle azablandırsın hor ve aşağılık kılsın
ve onlara karşı size zafer versin mü'minler topluluğunun
göğsünü şifaya kavuştursun. (9/14)
Yoksa siz içinizden cihad
edenleri ve Allah'tan ve Resûlü'nden ve mü'minlerden başka
sır-dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan'
bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan
haberdardır. (9/16)
Hacılara su dağıtmayı
ve Mescid-i Haram'ı onarmayı Allah'a ve ahiret gününe iman
eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi
saydınız? (Bunlar) Allah katında bir olmazlar. Allah zulmeden
bir topluluğa hidayet vermez. (9/19)
İman edenler hicret edenler
ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin
Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve
mutluluğa' erenler bunlardır. (9/20)
De ki: "Eğer babalarınız
çocuklarınız kardeşleriniz eşleriniz aşiretiniz kazandığınız
mallar az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza
giden evler sizlere Allah'tan O'nun Resûlü'nden ve O'nun
yolunda cihad etmekten daha sevimli ise artık Allah'ın emri
gelinceye kadar bekleyedurun. Allah fasıklar topluluğuna
hidayet vermez." (9/24)
Andolsun Allah birçok
yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok sayıda
oluşunuz sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı fakat size
bir şey de sağlayamamıştı. Yer ise bütün genişliğine rağmen
size dar gelmişti sonra arkanıza dönüp gerisin geri gitmiştiniz.
(9/25)
(Bundan) Sonra Allah elçisi
ile mü'minlerin üzerine 'güven duygusu ve huzur' indirdi
sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkâr edenleri azablandırdı.
Bu inkârcıların cezasıdır. (9/26)
Kendilerine kitap verilenlerden
Allah'a ve ahiret gününe inanmayan Allah'ın ve Resûlü'nün
haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam'ı) din
edinmeyenlerle küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye
kadar savaşın. (9/29)
Ey iman edenler ne oldu
ki size Allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman yer(iniz)de
ağırlaşıp kaldınız? Ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı
razı oldunuz? Ama ahirettekine (göre) bu dünya hayatının
yararı pek azdır. (9/38)
Eğer savaşa kuşanıp-çıkmazsanız
O sizi pek acı bir azabla azablandıracak ve yerinize bir
başka topluluğu getirip değiştirecektir. Siz O'na hiçbir
şeyle zarar veremezsiniz. Allah herşeye güç yetirendir.
(9/39)
Hafif ve ağır savaşa kuşanıp
çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad
edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. (9/41)
Eğer yakın bir yarar ve
orta bir sefer olsaydı onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama
zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak
seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına
yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar.
Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor. (9/42)
Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi
herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. Ancak Allah (savaşa)
gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını doladı ve; "(Onlara)
Siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi. (9/46)
Sizinle birlikte çıksalardı
size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve
aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi.
İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah zulmedenleri
bilir. (9/47)
Kendilerine zulmedilmesi
dolayısıyla onlara karşı savaş açılana (mü'minlere savaşma)
izni verildi. Şüphesiz Allah onlara yardım etmeye güç yetirendir.
(22/39)
Onlar yalnızca; "Rabbimiz
Allah'tır" demelerinden dolayı haksız yere yurtlarından
sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın insanların kimini
kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı manastırlar
kiliseler havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı
mescidler muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne
yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah
güçlü olandır aziz olandır. (22/40)
Allah adına gerektiği
gibi cihad edin. O sizleri seçmiş ve din konusunda size
bir güçlük yüklememiştir atanız İbrahim'in dini(nde olduğu
gibi). O (Allah) bundan daha önce de bunda (Kur'an'da) da
sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize
şahid olsun siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.
Artık dosdoğru namazı kılın zekatı verin ve Allah'a sarılın
sizin Mevlanız O'dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
(22/78)
Bizim uğrumuzda cihad
edenlere şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah
ihsan edenlerle beraberdir. (29/69)
Öyleyse inkâr edenlerle
(savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman hemen boyunlarını
vurun; sonunda onları 'iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca
da' artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra
ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karşılığı
salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını bıraksın (sona ersin).
İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı elbette onlardan
intikam alırdı. Ancak (savaş) sizleri birbirinizle denemesi
içindir. Allah yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak
(Allah) amellerini giderip-boşa çıkarmaz. (47/4)
Ey iman edenler eğer siz
Allah'a (Allah adına İslama ve Müslümanlara) yardım ederseniz
O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.
(47/7)
İman edenler derler ki:
"(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?" Fakat
içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği
zaman kalplerinde hastalık olanların üzerine ölüm baygınlığı
çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa
onlara evla (olan): (47/20)
Öyleyse siz üstün (bir
durumda) iken barışa çağırmak suretiyle gevşekliğe düşmeyin.
Allah sizinle beraberdir; O sizin amellerinizi asla eksiltmez.
(47/35)
Bedevilerden geride bırakılanlara
de ki: "Siz yakında zorlu savaşçı olan bir kavme çağrılacaksınız;
onlarla (ya) savaşırsınız ya da (onlar) Müslüman olurlar.
Bu durumda eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir ecir
verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz gibi (yine) sırt
çevirirseniz sizi acı bir azab ile azablandırır." (48/16)
Kör olana güçlük (sorumluluk)
yoktur topal olana güçlük yoktur hasta olana da güçlük yoktur.
Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse (Allah) onu altından
ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt çevirirse onu
acı bir azab ile azablandırır. (48/17)
Kafir olanlar sizinle
savaşmış olsalardı arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra ne
bir veli (koruyucu dost) ne bir yardımcı bulamazlardı. (48/22)
Ki onlar inkâr ettiler
sizi Mescid-i Haram'dan ve durdurulmakta (bekletilmekte)
olan hediyeleri (kurbanları) yerlerine varmaktan alıkoydular.
Eğer kendilerini bilmediğiniz mü'min erkekler ve mü'min
kadınları bilgisizlik dolayısıyla darmadağın edip de bu
yüzden size 'dayanılmaz bir sıkıntı' dokunmayacak olsaydı
(o zaman durum farklı olurdu. Durumunun böyle olması) Allah'ın
dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer (karışık yaşayan
mü'minler) seçilip ayrılmış olsalardı muhakkak içlerinden
inkâr edenleri acı bir azab ile azablandırırdık. (48/25)
Mü'minlerden iki topluluk
çarpışacak olursa aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine
tecavüzde bulunacak olursa artık tecavüzde bulunanla Allah'ın
emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah'ın emrini
kabul edip) dönerse bu durumda adaletle aralarını bulun
ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah adil olanları
sever. (49/9)
Allah sizinle din konusunda
savaşmayan sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik
yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz.
Çünkü Allah adalet yapanları sever. (60/8)
Allah ancak din konusunda
sizinle savaşanları sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları
ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden
sakındırır. Kim onları dost edinirse artık onlar zalimlerin
ta kendileridir. (60/9)
Ve eğer eşlerinizden (kafirlere
kaçmalarından dolayı) herhangi bir şey kafirlere geçer böylece
siz de (savaşta onları yenip) ganimete kavuşursanız eşleri
(kaçıp) gidenlere (mehir olarak) harcama yaptıklarının bir
mislini verin. Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan sakının.
(60/11)
Şüphesiz Allah kendi yolunda
sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak
çarpışanları sever. (61/4)
Allah'a ve O'nun Resulü'ne
iman edersiniz mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda
cihad edersiniz. Bu sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.
(61/11)
Ey Peygamber kafirlere
ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı 'sert ve caydırıcı'
davran. Onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir dönüş
yeridir o. (66/9)
Allah'ın bol ihsanından
kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler bunun kendileri
için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu onlar için
şerdir; kıyamet günü cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır.
Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan
haberi olandır. (3/180)
Onlar cimrilikte bulunurlar
insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. Allah'ın fazlından
kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz, o kafirlere aşağılatıcı
bir azab hazırlamışızdır. (4/37)
Ey iman edenler gerçek
şu ki (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden
çoğu insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın
yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah
yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele. (9/34)
Bunların üzerlerinin cehennem
ateşinde kızdırılacağı gün onların alınları böğürleri ve
sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu kendiniz için
yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın (denilecek)."
(9/35)
Elini boynunda bağlanmış
olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır hasret
(pişmanlık) içinde kalakalırsın. (17/29)
De ki: "Eğer siz Rabbimin
rahmet hazinelerine malik olsaydınız bu durumda harcama
endişesiyle gerçekten (cimrilik edip elinizde) tutardınız.
İnsan pek cimridir." (17/100)
Onlar, harcadıkları zaman
ne israf ederler ne kısarlar; (harcamaları) ikisi arasında
orta bir yoldur. (25/67)
Ki onlar cimrilik ederler
ve insanlara cimriliği emr (tavsiye) ederler. Her kim yüz
çevirirse artık şüphesiz Allah, Ğaniy (hiçbir şeye muhtaç
olmayan) Hamid (övülmeye layık olan) O'dur. (57/24)
Öyleyse güç yetirebildiğiniz
kadar Allah'tan korkup-sakının dinleyin ve itaat edin. Kendi
nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun.
Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan)
korunursa; işte onlar felah (kurtuluş) bulanlardır. (64/16)
(Durmaksızın mal ve servet)
Toplayıp bir yerde (üstüste) yığmakta olanı. (70/18)
Eğer sizden onları(n tümünü)
isteyip sizi çıplak bırakacak olursa cimrilik edersiniz
ve sizin kinlerinizi de ortaya çıkarmış olur. (47/37)
İşte sizler böylesiniz;
Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen
bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse artık o
ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise Ğaniy (hiçbir
şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer
siz yüz çevirecek olursanız sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir.
Sonra onlar sizin benzeriniz de olmazlar. (47/38)
Gerçek şu ki, biz o bahçe
sahiplerine bela verdiğimiz gibi bunlara da bela verdik.
Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden)
onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.
(68/17)
(Bu konuda) hiçbir istisna
yapmıyorlardı. (68/18)
Fakat onlar uyuyorlarken
Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela' onun üstünü sarıp-kuşatıverdi.
(68/19)
Sonunda (bahçe) kökünden
kuruyup-kapkara kesildi. (68/20)
Nihayet sabah vakti birbirlerine
seslendiler. (68/21)
"Eğer ürününüzü devşirecekseniz
erkence kalkıp-çıkın." (68/22)
Derken aralarında fısıldaşarak
çıkıp-gittiler: (68/23)
"Bugün sakın oraya hiçbir
yoksul girip de karşınıza çıkmasın." (68/24)
(Yoksulları) Engellemeye
güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler. (68/25)
Ama onu görünce: "Muhakkak
biz, (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler. (68/26)
"Hayır, biz (herşeyden
ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık." (68/27)
Dediler ki: "Rabbimiz
seni tesbih eder yüceltiriz; gerçekten bizler, zalim imişiz."
(68/29)
Şimdi birbirlerine karşı
kendilerini kınamaya başladılar. (68/30)
"Yazıklar bize gerçekten
bizler azgınmışız" dediler. (68/31)
"Belki Rabbimiz, onun
yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz yalnızca Rabbimize
rağbet eden kimseleriz." (68/32)
İşte azab böyledir. Ahiret
azabı ise muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler. (68/33)
Yoksula yemek vermeye
destekçi olmazdı. (69/34)
O gayb (haberlerin)e karşı
(söylediklerinden dolayı) suçlanamaz (ya da cimrilikte bulunup
kıskançlık yapmaz.) (81/24)
Yoksula yedirmek için
birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. (89/18)
Kim de cimrilik, eder
kendini müstağni görürse (92/8)
Ve en güzel olanı yalan
sayarsa (92/9)
Biz de ona en zorlu olanı
(azaba uğramasını) kolaylaştıracağız. (92/10)
Tereddi edeceği (başaşağı
düşüşe uğrayacağı) zaman malı ona hiç yarar sağlamaz. (92/11)
Yoksulu doyurmayı teşvik
etmeyen odur. (107/3)
Cinleri Allah'a ortak
koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye
dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular.
O, ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir uzaktır.
(6/100)
Böylece her peygambere
insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan
bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar.
Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan
olarak düzmekte olduklarıyla başbaşa bırak. (6/112)
Onların tümünü toplayacağı
gün: "Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize
kullar) edindiniz" (diyecek). İnsanlardan onların dostları
derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim
için tesbit ettiğin süreye ulaştık." (Allah) Diyecek ki:
"Allah'ın dilediği dışta olmak üzere ateş sizin içinde süresiz
kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin hüküm
ve hikmet sahibi olandır, bilendir. (6/128)
Ey cin ve insan topluluğu,
içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve size bu karşı
karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler
gelmedi mi? Onlar: "Nefislerimize karşı şehadet ederiz"
derler. Dünya hayatı, onları aldattı ve gerçekten kafir
olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler.
(6/130)
(Allah) diyecek: "Cinlerden
ve insanlardan sizden önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe
girin." Her bir ümmet girişinde kardeşini (kendi benzerini)
lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca
en sonra yer alanlar en önde gelenler için: "Rabbimiz, işte
bunlar bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat arttırılmış
bir azab ver" diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için kat kattır.
Ancak siz bilmezsiniz" diyecek. (7/38)
Rabbinin rahmet ettikleri
dışında. Onları bunun için yarattı. Böylece Rabbinin (şu)
sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir: "Andolsun cehennemi cinlerden
ve insanlardan (kafirlerin) tümüyle dolduracağım." (11/119)
Ve Cann'ı da daha önce
'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık. (15/27)
De ki: "Eğer bütün ins
ve cin (toplulukları,) bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek
üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi
olsa bile- onun bir benzerini getiremezler." (17/88)
Hani meleklere: "Adem'e
secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde
etmişlerdi. O cinlerdendi böylelikle Rabbinin emrinden dışarı
çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler
mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,)
Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
(18/50)
Süleyman'a, cinlerden,
insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler
halinde dağıtıldı. (27/17)
Cinlerden ifrit: "Sen
daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben
gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim."
dedi. (27/ 39)
Böylece onun (Süleymanın)
ölümüne karar verdiğimiz zaman ölümünü onlara asasını yemekte
olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o yere
yıkılıp-düşünce açıkca ortaya çıktı ki şayet cinler gaybı
bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde kalıp-yaşamazlardı.
(34/14)
(Melekler) Derler ki:
"Sen yücesin bizim velimiz sensin onlar değil. Hayır, onlar
cinlere tapıyordu ve çoğu onlara iman etmişlerdi." (34/41)
Onlar, kendisiyle (Allah
ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun
cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır
bulundurulacaklarını bilmişlerdir. (37/158)
İnkâr edenler dediler
ki: "Rabbimiz cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları
bize göster ayaklarımızın altına alalım en aşağılarda bulunanlardan
olsunlar." (41/29)
İşte bunlar, cinlerden
ve insanlardan kendilerinden evvel gelip-geçmiş ümmetler
içinde (azab) sözü üzerlerine hak olmuş kimselerdir. Gerçekten
onlar ziyana uğrayanlardır. (46/18)
Hani cinlerden birkaçını
Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna
geldikleri zaman dediler ki: "Kulak verin;" sonra bitirilince
kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler. (46/29)
Dediler ki: "Ey kavmimiz
gerçekten biz Musa'dan sonra indirilen kendinden öncekileri
doğrulayan bir kitap dinledik; hakka ve doğru olan yola
yöneltip-iletmektedir." (46/30)
Ben cinleri ve insanları
yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. (51/56)
Cann'ı (cinni) da 'yalın-dumansız
bir ateşten' yarattı. (55/15)
Ey cin ve ins toplulukları
eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz
hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız.
(55/33)
İkinizin de üzerine ateşten
yalın bir alev ve (bakır gibi erimiş) kıpkızıl bir duman
salıverilir de kurtulup başaramazsınız'. (55/35)
İşte o gün ne insana ne
cinne günahından sorulmaz. (55/39)
Orada, bakışlarını yalnızca
eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki bunlardan önce kendilerine
ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. (55/56)
Bunlardan önce kendilerine
ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. (55/74)
De ki: "Bana gerçekten
şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler:
"Doğrusu biz (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik"
(72/1)
"O (Kur'an,) 'gerçeğe
ve doğruya' yöneltip-iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik.
Bundan böyle Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız."
(72/2)
"Elbette Rabbimizin şanı
yücedir. O ne bir eş edinmiştir ne de bir çocuk. (72/3)
"Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz
Allah'a karşı 'bir sürü saçma şeyler' söylemişler." (72/4)
"Oysa biz, insanların
ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceklerini
sanmıştık." (72/5)
"Bir de şu gerçek var:
İnsanlardan bazı adamlar cinlerden bazı adamlara sığınırlardı.
Öyle ki onların azgınlıklarını arttırırlardı." (72/6)
"Ve onlar sizin de sandığınız
gibi Allah'ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini
sanmışlardı." (72/7)
"Doğrusu biz, göğü yokladık;
fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş)
bulduk." (72/8)
"Oysa gerçekte biz, dinlemek
için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek
olsa (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur." (72/9)
"Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde
olanlara bir kötülük mü istendi yoksa Rableri kendileri
için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?" (72/10)
"Gerçek şu ki, bizden
salih olanlar vardır ve bunun dışında (ya da aşağısında)
olanlar da. Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz."
(72/11)
"Biz, şüphesiz Allah'ı
yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı kaçmak suretiyle
de O'nu hiçbir şekilde aciz bırakamayacağımızı anladık."
(72/12)
"Elbette biz, o yol gösterici
(Kur'an'ı) işitince ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman
ederse o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksızlığa
uğrayacağından." (72/13)
"Ve elbette, bizden Müslüman
olanlar da var zulmedenler de. İşte (Allah'a) teslim olanlar
artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır."
(72/14)
"Zulmedenler ise, onlar
da cehennem için odun olmuşlardır. (72/15)
Ki o, insanların göğüslerine
vesvese verir (içlerine kuşku kuruntu fısıldar); (114/5)
Gerek cinlerden gerekse
insanlardan (olan her hannas'tan Allah'a sığınırım). (114/6)
Siz insanlardan (cinsel
arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? (26/165)
Rabbinizin sizler için
yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır siz
sınırı çiğneyen bir kavimsiniz. (26/166)
Dediler ki: "Ey Lut, eğer
(bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan gerçekten
(burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın." (26/167)
Lut da; hani kavmine demişti
ki: "Siz, açıkça gördüğünüz halde yine de o çirkin utanmazlığı
yapacak mısınız?" (27/54)
"Siz gerçekten kadınları
bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır siz
(yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz." (27/55)
"Siz, (yine de) erkeklere
yaklaşacak yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde çirkinlikler
yapacak mısınız?" Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca:
"Eğer doğru söylüyor isen bize Allah'ın azabını getir" demek
oldu. (29/29)
Kendileri için (hizmet
eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri)
'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl.' (52/24)
Çevrelerinde (gençlikleri
ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen
onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın. (76/19)
Kendilerine kitap verilenlerden,
Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve rasulü'nün
haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (islamı) din
edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle
verinceye kadar savaşın.(9/29)
Denildi ki: "Ey yer, suyunu
yut ve ey gök sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi
(gemi de) Cudi üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da:
"Uzak olsunlar" denildi. (11/44)
Ey iman edenler, cuma
günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye
koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin
için daha hayırlıdır. (62/9)
Artık namazı kılınca,
yeryüzünde dağılın. Allah'ın fazlını isteyip-arayın ve Allah'ı
çokca zikredin; umulur ki felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza)
kavuşmuş olursunuz. (62/10)
Oysa onlar, (kendilerini
tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret
ya da bir eğlence gördükleri zaman (hemen) ona sökün ettiler
ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın katında bulunan,
eğlenceden ve ticaretten de daha hayırlıdır. Allah rızık
verenlerin en hayırlısıdır." (62/11)
Andolsun, sizden cumartesi
(günü) yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte biz,
onlara: "Aşağılık maymunlar olun" dedik. (2/65)
Ey kendilerine kitap verilenler
birtakım yüzleri silip de arkalarına çevirmeden ya da cumartesi
adamlarını (o gün yasağı çiğneyenleri) lanetlediğimiz gibi
onları da lanetlemeden evvel, yanınızdakini (Tevrat ve İncil'i)
doğrulayıcı olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Allah'ın
emri yapılagelmiştir. (4/47)
Kesin söz vermeleri dolayısıyla
Tur'u üstlerine yükselttik ve onlara: "Bu kapıdan secde
ederek girin" dedik ve onlara: "Cumartesinde haddi aşmayın"
da dedik. Ve onlardan kesin bir söz aldık. (4/154)
Bir de onlara deniz kıyısındaki
şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını
çiğneyerek) haddi aşmışlardı. 'Cumartesi günü iş yapma yasağına
uyduklarında', balıkları onlara açıktan akın akın geliyor,
'cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında' ise, gelmiyorlardı.
İşte biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan
ediyorduk. (7/163)
Cumartesi, ancak onda
ihtilafa düşenlere (farz) kılındı. Şüphesiz Rabbin, onların
ihtilaf ettikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında
hükmedecektir. (16/124)
Ey iman edenler, sarhoş
iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta
olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın.
Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da
su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/43)
Ey iman edenler, namaza
kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı
da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer
hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız
da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah
size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki
nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (5/6)
|