kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Namazı dosdoğru kılın,
zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim
ederseniz, onu Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah,
yaptıklarınızı görendir. (2/110) İbrahim,
İsmail'le birlikte Evin (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde
(ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et.
Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin" (2/127) Onlar,
yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Ve
onların yardımcıları yoktur. (3/22) De
ki: "Ey Kitap Ehli, sizler şahidler olduğunuz halde, ne diye
iman edenleri Alah yolundan -onda bir çarpıklık bulmaya yeltenerek-
çevirmeye çalışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir."
(3/99) Onlar hayırdan her ne yaparlarsa,
elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah, muttakileri bilendir.
(3/115) Mü'minlerden, özür olmaksızın
oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad
edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad
edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne
güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri
oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. (4/95) Bugün
size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap
verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara
helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden
önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar
da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler
olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde-
size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette
onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
(5/5) Şirk koşanların, kendi inkarlarına
bizzat kendileri şahidler iken, Allah'ın mescidlerini onarmalarına
(hak ve yetkileri) yoktur. İşte bunlar, yaptıkları boşa gitmiş
olanlardır. Ve bunlar ateşte süresiz kalacak olanlardır. (9/17) Allah'ın
mescidlerini, yalnızca Allah'a ve ahiret gününe iman eden,
namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından
korkmayanlar onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları
umulanlar bunlardır. (9/18) Hacılara
su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret
gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları)
gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah katında bir olmazlar. Allah
zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (9/19) İşte
bunların, ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur.
Onların onda (dünyada) bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve
yapmakta oldukları şeyler de geçersiz olmuştur. (11/16) "Kim
de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek
ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır." (17/19)
"Gemi, denizde çalışan yoksullarındı,
onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi
zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (18/79) "Hayır,
onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik
onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler)
vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar." (23/63)
"O, geceyi sizin için bir elbise, uykuyu
bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp-çalışma (zamanı) kılandır."
(25/47) "Hemencecik onların sürülerini
suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu
bana indirdiğin her hayra muhtacım." (28/24) "Ona
dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar
ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi,
şükrederek çalışın." Kullarımdan şükredenler azdır." (34/13)
İsrailoğullarına
elçi kılacak. (O, İsrailoğullarına şöyle diyecek:) "Gerçek
şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan
kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik
Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan
kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü
diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber
veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin
bir ayet vardır." (3/49) Allah
şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi
hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte
iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana
kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan
kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle
ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı,
alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle
ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle
geldiğinde onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık
bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri
püskürtmüştüm." (5/110) Sizi
çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmuş
ecel, O'nun katındadır. Sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz.
(6/2) (Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde,
seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben
ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan
yarattın." (7/12) Andolsun,
insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
(15/26) Hani Rabbin meleklere
demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan
bir beşer yaratacağım." (15/28) Dedi
ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın
beşere secde etmek için var değilim." (15/33) Hani,
meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik. İblis'in dışında
(hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: "Bir çamur olarak
yarattığın kimseye ben secde eder miyim?" (17/61) Sonunda
güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir
gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki:
"Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın
veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin." (18/86) Andolsun,
biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. (23/12) Firavun
dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah
olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş
yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına
çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum."
(28/38) Ki O, yarattığı herşeyi
en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır.
(32/7) Şimdi onlara sor: Yaratılış
bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız
mı? Doğrusu biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.
(37/11) Hani Rabbin meleklere:
"Gerçekten ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti.
(38/71) Dedi ki: "Ben ondan
daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan
yarattın." (38/76) Üzerlerine
çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak
için." (51/33) İnsanı, ateşte
pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı. (55/14)
Ona dilediği şekilde
kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden
sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek
çalışın." Kullarımdan şükredenler azdır. (34/13)
İnkar edenlere
dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden
kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet
günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık
verir. (2/212) Kadınlara, oğullara,
kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara,
hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara
'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır.
Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. (3/14) Onlara,
zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi?
Ama onların kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yapmakta
olduklarını çekici (süslü) gösterdi. (6/43) Ölü
iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi
için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda
kalıp oradan bir çıkış bulamıyanın durumu gibi midir? İşte,
kafirlere yapmakta oldukları böyle 'süslü ve çekici' gösterilmiştir.
(6/122) O zaman şeytan onlara
amellerini çekici göstermiş ve onlara: "Bugün sizi insanlardan
bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım"
demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu
(karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: "Şüphesiz
ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum,
ben Allah'tan da korkuyorum" dedi. Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (8/48) (Haram
ayları) Ertelemek ancak inkârda bir artıştır. Bununla kâfirler
şaşırtılıp-saptırılır. Allah'ın haram kıldığına sayı bakımından
uymak için, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar.
Böylelikle Allah'ın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar.
Yaptıklarının kötülüğü kendilerine 'çekici ve süslü' gösterilmiştir.
Allah, inkârcı bir topluluğa hidayet vermez. (9/37) Musa
dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen
çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve
mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için
(mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların
kalblerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri
zamana kadar iman etmeyecekler." (10/88) Kim
dünya hayatını ve onun çekiciliğini isterse, onlara yapıp
ettiklerini onda tastamam öderiz ve onlar bunda hiçbir eksikliğe
uğratılmazlar. (11/15) Mal ve
çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih
davranışlar' ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha
hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (18/46) Ey
peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi)
değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle
söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah
eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin. (33/32) Kötü
olarak işledikleri kendisine çekici-süslü kılınıp da onu
güzel gören mi (Allah katında kabul görecek)? Artık şüphesiz
Allah, dilediğini saptırır, dilediğini hidayete eriştirir.
Öyleyse, onlara karşı nefsin hasretlere kapılıp gitmesin.
Gerçekten Allah, yaptıklarını bilendir. (35/8) Şüphesiz
biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık.
(37/6) Göklerin yollarına. Böylelikle
Musa'nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu
sanıyorum." İşte Firavun'a, kötü ameli böyle çekici kılındı
ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-düzeni, 'yıkım ve
kayıpta' olmaktan başka (bir şey) olmadı. (40/37) Ve
(daha nice) çekici-süsler (de verirdik). Bütün bunlar, yalnızca
dünya hayatının metaıdır. Ahiret ise, Rabbinin katında muttakiler
içindir. (43/35) Şimdi Rabbinden
apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine
'süslü ve çekici gösterilmiş' ve kendi heva (istek ve tutku)larına
uyan kimseler gibi midir? (47/14) Hayır,
siz Peygamberin ve mü'minlerin, ailelerine ebedi olarak
bir daha dönmeyeceklerini zannettiniz; bu, kalplerinizde
çekici kılındı ve kötü bir zan ile zanda bulundunuz da,
yıkıma uğramış bir topluluk oldunuz. (48/12)
Bunun üzerine biz
de ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak, üzerlerine tufan,
çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık.
Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular.
(7/133) Gözleri 'zillet ve dehşetten
düşmüş olarak' sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden
çıkarlar. (54/7)
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa,
de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim
ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim
oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir.
Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir.
Allah, kulları hakkıyla görendir. (3/20) Bunlar,
gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan
hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle
kur'a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken
de yanlarında değildin. (3/44) Artık
sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle 'çekişip-tartışmalara
girişirlerse' de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı,
kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım;
sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan
söyleyenlerin üstüne kılalım." (3/61) Ey
Kitap ehli, İbrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz?
Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine
de akıl erdirmeyecek misiniz?" (3/65) Andolsun,
Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle
onları kırıp-geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i
size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan
ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. Sizden kiminiz dünyayı,
kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için sizi
ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi bağışladı. Allah mü'minlere
karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır. (3/152) Hayır
öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde
seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir
sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça,
iman etmiş olmazlar. (4/65) Kavmi
onunla çekişip-tartışmaya girdi. Dedi ki: "O beni doğru
yola erdirmişken, siz benimle Allah konusunda çekişip-tartışmaya
mı girişiyorsunuz? Sizin O'na şirk koştuklarınızdan ben
korkmuyorum, ancak Allah'ın benim hakkımda bir şey dilemesi
başka. Rabbim, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Yine
de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" (6/80) Hani
Allah, onları sana uykunda az gösteriyordu; eğer sana çok
gösterseydi, gerçekten yılgınlığa kapılacaktınız ve iş konusunda
gerçekten çekişmeye düşecektiniz. Ancak Allah esenlik (kurtuluş)
bağışladı. Çünkü O, elbette sinelerin özünde saklı duranı
bilendir. (8/43) Allah'a ve
Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp
yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah,
sabredenlerle beraberdir. (8/46) Dediler
ki: "Ey Nuh, bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri
de gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bize vaadettiğini getir
(görelim.)" (11/32) İbrahim'den
korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, Lut kavmi konusunda
bizimle çekişip-tartışmalara giriyor(du). (11/74) Gök
gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'na olan korkularından
tesbih ederler.. O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine
çarpar; onlar ise Allah hakkında çekişip-tartışırlar. O,
gücü (ve cezası) pek çetin olandır. (13/13) İşte
bunlar çekişen iki gruptur, Rableri konusunda çekiştiler.
İşte o inkâr edenler, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir;
başları üstünden de kaynar su dökülür. (22/19) Biz
her ümmete bir ibadet tarzı (Mensek) kıldık, onlar bu tarz
üzere ibadet etmektedirler. Öyleyse, (din) iş(in)de seninle
çekişmesinler. Sen, Rabbine çağır. Şüphesiz sen dosdoğru
bir hidayet üzerindesin. (22/67) Orada
birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: (26/96) Onlar,
yalnızca tek bir çığlıktan başkasını gözetmezler, onlar
birbirleriyle çekişip-dururken o kendilerini yakalayıverir.
(36/49) Bu, cehennem halkının
birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir. (38/64) (Allah
buyurur:) "Benim huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha
önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim." (50/28)
Ey iman edenler,
zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs
etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz
kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.)
Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte,
bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah,
tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (49/12) Arkadan
çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin
vay haline; (104/1)
Hayır; (o yalancı
ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara
karşı çelişkiye düşecekler. (19/82) O,
biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök
yaratmış olandır. Rahman'ın yaratmasında hiçbir 'çelişki
ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir;
herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?
(67/3) Onlar hâlâ Kur'an'ı iyice
düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının katından
olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler,
ihtilaflar) bulacaklardı. (4/82)
Allah, göklerin
ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan
bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça,
sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait
olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir
ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir.
(Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna
yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah,
herşeyi bilendir. (24/35) Ve
kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak
(gönderdik). (33/46)
Şüphesiz ki, senin
acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır."
(20/118) Sonunda o hasta bir
durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık. (37/145) Eğer
sizden onları(n tümünü) isteyip sizi çıplak bırakacak olursa,
cimrilik edersiniz ve sizin kinlerinizi de ortaya çıkarmış
olur. (47/37) Eğer Rabbinden
bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir
durumda (karaya) atılmış olacaktı. (68/49)
Sekiz çift; koyundan
iki, keçiden de iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı?
Yoksa iki dişiyi mi, ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini
kapsadığı (yavruları) mı? Eğer doğru sözlüler iseniz bana
bir ilimle haber verin." (6/143) Sonunda
emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik
ki: "Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde
söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona
yükle." Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.
(11/40) Ve O, yeri yayıp uzatan,
onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar kılandır. Orada ürünlerin
her birinden ikişer çift yaratmıştır; geceyi gündüze bürümektedir.
Şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (13/3) Andolsun, sana
çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik. (15/87) Ki
(Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin
için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla
her tür bitkiden çiftler çıkardık." (20/53) Ey
insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek
şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan,
sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli
belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkca
göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar
rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz,
sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz).
Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten
sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en
aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru
ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz
zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.
(22/5) Böylelikle biz ona: "Gözetimimiz
altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim bizim emrimiz gelip
de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer
çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş)
onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda
bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik.
(23/27) Yeryüzünde bir bakmadılar
mı ki, biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.
(26/7) O, gökleri dayanak olmaksızın
yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya
uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan
türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada
her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. (31/10) Allah
sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da
sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi
gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi
ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır.
Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır. (35/11) Yerin
bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri
nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) yücedir.
(36/36) Ve onun şeklinden başka,
çift çift (olan daha beter azablar) vardır. (38/58) Sizi
tek bir nefisten yarattı, sonra ondan kendi eşini var etti
ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin
karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra
(bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte
Rabbiniz olan Allah budur, mülk O'nundur. O'ndan başka ilah
yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz? (39/6) O,
göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden
eşler, davarlardan da çiftler var etti. Sizleri bu tarzda
türetip-yayıyor. O'nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur.
O, işitendir, görendir. (42/11) Veya
erkekler ve dişiler olarak çift (ikiz) verir. Dilediğini
kısır bırakır. Gerçekten O, bilendir, güç yetirendir. (42/50) Ki
O, bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan
bineceğiniz şeyleri var etti. (43/12) Yeri
de (nasıl) döşeyip-yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık
ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler)
bitirdik. (50/7)
Ve
Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.
(51/49)
Doğrusu,
çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur. (53/45)
İkisinde
de her meyveden iki çift vardır. (55/52)
Böylece
ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı. (75/39)
Sizi
çift çift yarattık. (78/8)
Sizi, dayanılmaz
işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı
hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
imtihan vardı. (2/49) Kendilerine
kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır
gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri
halde gerçeği gizlerler. (2/146) Emzirmeyi
tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl
emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen
(örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir.
Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif
edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu
dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk
ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında
rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten
ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve
eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz,
vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir
sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki,
Allah yaptıklarınızı görendir. (2/233) Musa'dan
sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi? Hani,
peygamberlerinden birine: "Bize bir melik gönder de Allah
yolunda savaşalım" demişlerdi, O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı
halde savaşmayacak olursanız?" demişti. "Bize ne oluyor
ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık
ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)" demişlerdi. Ama onlara
savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç
yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir. (2/246) Hangi
biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden
bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler
de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik)
zayıf ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken)
ona (bahçesine) ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin.
İşte Allah size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz.
(2/266) Şüphesiz inkâr edenler,
onların malları da, çocukları da kendilerine Allah'tan (gelecek
azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar.
(3/10) Rabbim, bana bir beşer
dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat)
Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse,
yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir." (3/47) Gerçekten
inkâr edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara Allah'tan
yana bir şey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin halkıdırlar,
onda temelli olarak kalacaklardır. (3/116) Arkalarında
bıraktıkları zayıf çocuklardan dolayı korku duyanların,
(vasiyetleri altında olanlar için de) içleri ürpertiyle
titresin. Allah'tan korksunlar ve onlara doğru söz söylesinler.
(4/9) Çocuklarınız konusunda
Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer
onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu
durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye
bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir,
çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda
annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman
annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin)
Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır.
Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar
bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar)
Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/11) Eşlerinizin,
eğer çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir.
Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya
da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının
dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan
dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz
varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır.
(Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun
düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın,
çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi
bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer
bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette
ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın
onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir,
Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır. (4/12) Size
ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim
olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu
sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen
erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına
savaşmıyorsunuz? (4/75) Ancak
erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstaz'aflar olup
hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar
başka. (4/98) Kadınlar konusunda
senden fetva isterler. De ki: "Onlara ilişkin fetvayı size
Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları
veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz
yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere
karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap'ta okunmakta
olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah
onu bilir. (4/127) Ey Kitap
Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı
gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa,
ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini)
Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a
ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının,
sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O,
çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne
varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. (4/171) Senden
fetva isterler. De ki: "Allah, 'çocuksuz ve babasız olanın
(kelale'nin)' mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin
çocuğu yok da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının
yarısı kız kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu
yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız
kardeşi iki ise, geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır.
Ama (mirasçılar) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda
erkek için dişinin iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız
diye- açıklar. Allah, herşeyi bilendir. (4/176) Yahudi
ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz"
dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı
azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz.
O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin,
yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır.
Son varış O'nadır." (5/18) Bizim
kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır
gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar
inanmayanlardır. (6/20) Gökleri
ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir
çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi
yaratmıştır. O, herşeyi bilendir. (6/101) Yine
bunun gibi onların ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını
öldürmeyi süslü gösterdiler. Hem onları helake düşürmek,
hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için.
Allah dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları ve düzmekte
oldukları iftiraları bırak. (6/137) Çocuklarını
hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah'a
karşı yalan yere iftira düzüp Allah'ın kendilerine rızık
olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır.
Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.
(6/140) De ki: "Gelin size Rabbinizin
neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak
koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını
biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına
yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini)
haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye
(emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz." (6/151) Firavun
kavminin önde gelenleri, dediler ki: "Musa ve kavmini bu
toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını
terketmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun)
Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ
bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe
sahibiz." (7/127) O, sizi tek
bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için
ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da
bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim
ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer
bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden
olacağız." (7/189) Ama O, onlara
(Adem'in çocukları erkek ve kadınlara) salih (bir çocuk)
verince, kendilerine verdiği şey konusunda O'na ortaklar
kılmaya başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.
(7/190) Bilin ki, mallarınız
ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.)
Allah yanında ise büyük bir mükafaat vardır. (8/28) De
ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz,
aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz
ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun
Resûlü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli
ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah,
fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (9/24) Şu
halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah
bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak ve canlarının
inkâr içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (9/55) Sizden
önceki (münafıklar ve kâfirler) gibi. Onlar sizden kuvvet
bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular.
Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden
öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi,
kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya
ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette
bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte
onlar kayba uğrayanlardır. (9/69) Allah
çocuk edindi" dediler. O, (bundan) yücedir; O, hiçbir şeye
ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur.
Kendinizde buna ilişkin bir delil de yoktur. Allah'a karşı
bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? (10/68) Bir
yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için)
gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. "Hey müjde... Bu bir
çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp) 'ticaret konusu bir
mal' olarak sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını
bilendi. (12/19) Ve dedi ki:
"Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan
girin. Ben size Allah'tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem).
Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül
edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler." (12/67) Andolsun,
senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar
verdik. Allah'ın izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi
bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel
(tesbit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son)
vardır. (13/38) Hani Musa kavmine
şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın;
hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en
dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp
erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden
büyük bir sınav vardır." (14/6) Hani
İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı
putlara kulluk etmekten uzak tut." (14/35) Rabbimiz,
gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında
ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru
namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların
bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları
birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler."
(14/37) Dediler ki: "Korkma
biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz." (15/53) Ve
Allah'a kızlar isnad ediyorlar, (haşa) O yücedir. Hoşlandıkları
(erkek çocuklar) da kendilerinindir. (16/57) Allah
size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden
çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı.
Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini
inkar mı ediyorlar? (16/72) (Ey)
Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın çocukları! Şüphesiz o,
şükreden bir kuldu. (17/3) Sonra
onlara karşı size tekrar 'güç ve kuvvet verdik', size mallar
ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca
çok kıldık. (17/6) Yoksulluk
endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz
rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata
(suç ve günah)dır. (17/31) Onlardan
güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve
yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve
çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun."
Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez. (17/64) Ve
de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan
ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan
Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et. (17/111) (Bu
Kur'an) "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp-korkutur.
(18/4) Bağına girdiğin zaman,
'Maşaallah, Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez
miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az
(güçte) görüyorsan." (18/39) Mal
ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan
'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında sevap bakımından
daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.
(18/46) Böylece ikisi (yine)
yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen
tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık
olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen
kötü bir iş yaptın." (18/74) Çocuğa
gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı,
onun kendilerine azgınlık ve inkâr zorunu kullanmasından
endişe edip-korktuk." (18/80) Duvar
ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir
define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki,
onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar;
(bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel
görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç
yetiremediğin şeylerin yorumu." (18/82) (Allah
buyurdu:) "Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan
bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiçbir
adaş kılmamışız." (19/7) (Çocuğun
doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı
kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik. (19/12) Demişti
ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz
bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)." (19/19) O:
"Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer
dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken"
dedi. (19/20) İşte böyle" dedi.
"Rabbin, dedi ki: -Bu benim için kolaydır. Onu insanlara
bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)."
Ve iş de olup bitmişti. (19/21) Bunun
üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte
olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?" (19/29) Allah'ın
çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir. Bir işin olmasına
karar verirse, ancak ona: "Ol" der, o da hemen oluverir.
(19/35) Ayetlerimizi inkar edip,
bana: "Elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün
mü? (19/77) Rahman çocuk edinmiştir"
dediler. (19/88) Rahman adına
çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.) (19/91) Rahman'a
çocuk edinmek yaraşmaz. (19/92) Rahman
çocuk edindi" dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır,
onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır. (21/26) Irzını
koruyan (Meryem); biz ona kendi ruhumuzdan üfledik, onu
ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (21/91) Onlar
sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla
(23/55) Biz onların hayırlarına
koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda
değiller. (23/56) Allah, hiçbir
çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiçbir ilah yoktur;
eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi
ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah,
onların nitelendiregeldiklerinden yücedir. (23/91) Mü'min
kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar
ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak
kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının
üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından
ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının
oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin
oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da
kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan
ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız)
hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan
çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri
bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte
Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."
(24/31) Sizden olan çocuklar,
erginlik çağına erdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin
izin istediği gibi, bundan böyle izin istesinler. İşte Allah,
ayetlerini size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve
hikmet sahibidir. (24/59) Göklerin
ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde
ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli
bir ölçüyle takdir etmiştir. (25/2) (Gittiler
ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip
büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin
mi?" (26/18) 'Malın da, çocukların
da bir yarar sağlayamadığı günde." (26/88) Size
hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti." (26/133) Gerçek
şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın
halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir
bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp
kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.
(28/4) Ey insanlar, Rabb'inizden
korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun
ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez
ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda)
değildir. Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı
sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah
ile aldatmasın. (31/33) Allah,
bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı
ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız
(zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı,
evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu,
sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı
söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir. (33/4) Rabbim,
bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et." (37/100) Biz
de onu halim bir çocukla müjdeledik. (37/101) Şimdi
sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların
mı? (37/149) (Allah,) Kızları,
erkek çocuklara tercih mi etmiş? (37/153) Eğer
Allah, çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini
elbette seçerdi. O, yücedir; O, bir olan, kahredici olan
Allah'tır. (39/4) Böylece, o,
katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler
ki: "Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün;
kadınlarını ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni
boşa çıkmakta olandan başkası değildir. (40/25) Oysa
onlardan biri, O, Rahman için verdiği örnek ile (kız çocuğunun
doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak
kahrından yutkundukça yutkunur. (43/17) De
ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki
ben olurdum." (43/81) (Onlar
yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma"
dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler.
(51/28) Bilin ki, dünya hayatı
ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama',
bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal
ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği
gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna
gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı
kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise
şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk
(rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka
bir şey değildir. (57/20) Ne
malları, ne çocukları onlara Allah'a karşı hiçbir şeyle
yarar sağlamaz. Onlar, ateşin halkıdır, içinde süresiz kalacaklardır.
(58/17) Allah'a ve ahiret gününe
iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a
ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk)
bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları,
ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun.
Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış
ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları,
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz
olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar
da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır.
Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını
gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22) Ne
yakın akrabalarınız, ne çocuklarınız kıyamet günü size bir
yarar sağlayamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah,
yaptıklarınızı görendir. (60/3) Ey
Peygamber, mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak,
hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek,
elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak
(gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak),
ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek
üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların
biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste.
Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (60/12) Ey
iman edenler, ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah'ı
zikretmekten 'tutkuya kaptırarak-alıkoymasın'; kim böyle
yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
(63/9) Ey iman edenler, gerçek
şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler
için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının. Yine
de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve
bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(64/14) Mallarınız ve çocuklarınız
sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük
ecir (en güzel karşılık) O'nun katında olandır. (64/15) Mal
(servet) ve çocuklar sahibi oldu diye, (68/14) Size
mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü)
bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin." (71/12) Nuh:
"Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları
kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere
uydular." (71/21) Elbette, Rabbimizin
şanı yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk."
(72/3) Eğer inkâr edecek olursanız,
çocukların saçlarını ağartan bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız?
(73/17) Göz önünde-hazır çocuklar
(verdim). (74/13) Eşinden ve
çocuklarından, (80/36)
Binlerce kişinin
ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah
onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz
Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların
çoğunluğu şükretmez. (2/243) Siz,
insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi
ve İslam'a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır
ve Allah'a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı,
elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler
vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır. (3/110) Bir
fitne olmayacak sandılar, körleştiler, sağırlaştılar. Sonra
Allah, tevbelerini kabul etti, (yine) onlardan çoğunluğu
körleştiler, sağırlaştılar. Allah yapmakta olduklarını görendir.
(5/71) Yeryüzünde olanların
çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar.
Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle
yalan söylerler.' (6/116) Onların
çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan
hiç bir şeyi sağlayamaz. Şühesiz Allah, onların işlemekte
olduklarını bilendir. (10/36) Rabbinden
apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahid
izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa'nın
kitabı (kendisini doğrulamakta) bulunan kimse, (artık onlar)
gibi midir? İşte onlar, buna (Kur'an'a) inanırlar. Gruplardan
biri onu inkar ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. Öyleyse,
bundan kuşkuda olma, çünkü o, Rabbinden olan bir haktır.
Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar. (11/17) Ve:
"Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve
bir azaba uğratılacak da değiliz" de demişlerdir. (34/35)
Babasını ve annesini
tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi
ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu
Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan
çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra,
(O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini
pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm
ve hikmet sahibi O'dur." (12/100) Onlar
(münafıklar, düşman) birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı.
Eğer (askeri) birlikler gelecek olsa, çölde bedevi-Araplar
arasında olup sizin haberlerinizi (ordan) sormayı cidden
arzu ediyorlardı. Fakat içinizde olsalardı ancak pek az
savaşırlardı. (33/20)
|