kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Ve sizin için denizi
ikiye yarıp sizi kurtardığımızı ve Firavun'un adamlarını
-gözlerinizin önünde- boğduğumuzu hatırlayın. (2/50)
Şüphesiz, göklerin ve
yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde,
insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın
yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği
suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde
düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (2/164)
Deniz avı ve onu yemek
size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal
kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı ise size haram
kılınmıştır. O'na (götürülüp) toplanacağınız Allah'tan korkup-sakının.
(5/96)
Gaybın anahtarları O'nun
katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada
ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir
yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş
ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir
kitaptadır. (6/59)
De ki: "Sizi karanın
ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan
ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun,
bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz."
(6/63)
O, karanın ve denizin
karanlıklarından yolunuzu bulmanız için size yıldızları
var edendir. Bilebilen bir topluluk için biz ayetleri birer
birer (bölüm bölüm) açıkladık. (6/97)
İsrailoğullarını denizden
geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa
rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları
(var; onların ki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "siz
gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi. (7/138)
Bir de onlara deniz kıyısındaki
şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını
çiğneyerek) haddi aşmışlardı. 'Cumartesi günü iş yapma yasağına
uyduklarında', balıkları onlara açıktan akın akın geliyor,
'cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında' ise, gelmiyorlardı.
İşte biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan
ediyorduk. (7/163)
Karada ve denizde sizi
gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar
da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla
sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve
her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla)
gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden
katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye
başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan,
muhakkak sana şükredenlerden olacağız." (10/22)
Biz, İsrailoğullarını
denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla
peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun):
"İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah
olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. (10/90)
Allah, gökleri ve yeri
yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü
ürünler çıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri
için size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin için
emre amade kılandır. (14/32)
Denizi de sizin emrinize
veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan
süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara
yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından
aramanız ve şükretmeniz içindir. (16/14)
Sizin Rabbiniz, fazlından
aramanız için denizde gemileri sizin için yürütür. Gerçekten
O, size karşı merhametli olandır. (17/66)
Size denizde bir sıkıntı
(tehlike) dokunduğu zaman, O'nun dışında taptıklarınız kaybolur-gider;
fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz.
İnsan pek nankördür. (17/67)
Andolsun, biz Ademoğlunu
yücelttik; onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla)
taşıdık, temiz, güzel şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın
bir çoğundan üstün kıldık. (17/70)
Hani Musa genç yardımcısına
demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim
ya da uzun zamanlar geçireceğim." (18/60)
Böylece ikisi, iki (deniz)in
birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık)
denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi
yolunu tuttu. (18/61)
(Genç-yardımcısı) Dedi
ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum.
Onu hatırlamamı Şeytan'dan başkası bana unutturmadı; o da
şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu." (18/63)
Gemi, denizde çalışan
yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde,
her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (18/79)
De ki: "Rabbimin sözleri(ni
yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini
(bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden
önce, elbette deniz tükeniverirdi. (18/109)
Andolsun, biz Musa'ya
vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara
denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye
kapılmadan." (20/77)
Dedi ki: "Haydi çekip
git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın")
deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla
kaçınamayacağın (azab dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne
kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz
onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız."
(20/97)
Onun için denizde dalgıçlık
yapan ve bundan başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri
de (emrine verdik). Biz onların koruyucuları idik. (21/82)
Görmedin mi, Allah, yerdekileri
ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza
verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar.
Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir.
(22/65)
Ya da (inkâr edenlerin
amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun
üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da
üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan
karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek.
Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur. (24/40)
İki denizi (birbirine)
salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da
tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını
önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.
(25/53)
Bunun üzerine Musa'ya:
"Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik
yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. (26/63)
Ya da yeryüzünü bir karar
yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü
için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir
ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir
ilah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (27/61)
Ya da karanın ve denizin
karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde
rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile
beraber başka bir ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından
yücedir. (27/63)
İnsanların kendi ellerinin
kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı.
Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir
kısmını kendilerine taddırmaktadır. (30/41)
Eğer yeryüzündeki ağaçların
tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek-
(mürekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmakla)
tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (31/27)
Görmüyor musun ki, size
ayetlerinden (bazılarını) göstermesi için, gemiler Allah'ın
nimetiyle denizde akıp gitmektedir! Hiç şüphesiz bunda,
çok sabreden, çok şükreden için gerçekten ayetler vardır.
(31/31)
İki deniz bir değildir.
Şu, tatlı, susuzluğu keser ve içimi kolay; şu da, tuzlu
ve acıdır. Ancak her birinden taze et yersiniz ve takınmakta
olduğunuz süs eşyalarını çıkarırsınız. O'nun fazlından aramanız
ve umulur ki şükretmeniz için gemilerin onda (denizde) suları
yara yara akıp gittiğini görürsün. (35/12)
Denizde yüksek dağlar
gibi seyreden gemiler O'nun ayetlerindendir. (42/32)
Denizi durgun ve açık
bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur." (44/24)
Allah; kendi emriyle
gemiler akıp gitsin ve O'nun fazlından ararsınız diye, sizin
için denize boyun eğdirdi. Umulur ki şükredersiniz. (45/12)
Bunun üzerine, Biz onu
ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak
işler yapıyordu.' (51/40)
Kabarıp, tutuşan denize,
(52/6)
Birbirleriyle kavuşmak
üzere iki denizi salıverdi. (55/19)
Denizde koca dağlar gibi
yükselen gemiler O'nundur. (55/24)
Denizler, tutuşturulduğu
zaman, (81/6)
Denizler, fışkırtılıp-taşırıldığı
zaman, (82/3)
Ayetlerimize karşı inkâra
sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe,
azabı tadmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz.
Gerçekten, Allah, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir. (4/56)
Allah, size evlerinizi
(içinde) "güvenlik ve huzur bulacağınız yerler" kıldı; ve
size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem yerleşme gününde
kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler; yünlerinden, yapağılarından
ve kıllarından bir zamana kadar giyimlikler-döşemelikler
ve (ticaret için) bir meta kıldı. (16/80)
Bununla karınları içinde
olanlar ve derileri eritilmiş olur. (22/20)
Allah, müteşabih (benzeşmeli),
ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine
karşı içleri titreyerek-korkanların O'ndan derileri ürperir.
Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı)
yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla
dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık
onun için de bir yol gösterici yoktur. (39/23)
Sonunda oraya geldikleri
zaman, işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine
şahitlik edecektir. (41/20)
Siz, işitme, görme (duyularınız)
ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz.
Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini
sanıyordunuz." (41/22)
Yayılmış ince deri üzerine;
(52/3)
Başın derisini kavurup-soyar.
(70/16)
Beşerden hiç kimsenin,
Allah kendisine Kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten,
sonra insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" deme
(hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, "Öğrettiğiniz ve ders
verdiğiniz Kitaba göre Rabbaniler olunuz" (deme görevindedir.)
(3/79)
İşte biz, ayetleri çeşitli
biçimlerde böyle açıklıyoruz. Öyle ki sana: "Sen ders almışsın"
desinler ve biz de bilebilen bir topluluğa onu açıkça göstermiş
olalım. (6/105)
Bizden önce kitap yalnız
iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden
habersizlerdik" dememeniz; (6/156)
O'nun arşı su üzerinde
iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek
için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun
onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz"
dersen, inkâr edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası
değildir" derler. (11/7)
Gerçekten hayvanlarda
da sizin için bir ders (ibret) vardır; karınlarının içinde
olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için daha
birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz. (23/21)
Böylece biz onu ve gemi
halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet (kendisinden
ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk. (29/15)
Oysa biz onlara ders
alacakları kitaplar vermemiştik ve kendilerine senden önce
bir uyarıcı da göndermemiştik. (34/44)
Görmüyor musun; gerçekten
Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara
yürütüp-geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler
çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün.
Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz bunda,
temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders
(zikr) vardır. (39/21)
Yoksa (elinizde) ders
okumakta olduğunuz bir kitap mı var? (68/37)
Deveden iki sığırdan
da iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi
mi ya da o iki dişinin rahimlerinin kendisini kapsadığı
(yavruları) mı? Yoksa Allah bunları sizlere tavsiye ettiği
zaman şahid miydiniz?" hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları
saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden
daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete
erdirmez. (6/144)
Şüphesiz ayetlerimizi
yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler onlar için göğün
kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden
geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları
işte böyle cezalandırırız. (7/40)
Semud (toplumuna da)
kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih:) "Ey kavmim Allah'a
kulluk edin sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden
apaçık bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi
size bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın
ona bir kötülükle dokunmayın sonra sizi acı bir azab yakalar"
dedi. (7/73)
Böylelikle dişi deveyi
öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e de
şöyle) dediler: "Ey Salih eğer gerçekten gönderilenlerden
(bir peygamber) isen vaadettiğin şeyi getir bakalım." (7/77)
"Ey kavmim size işte
bir ayet olarak Allah'ın devesi; onu serbest bırakın Allah'ın
arzında yesin. Ona kötülük (vermek niyeti)yle dokunmayın.
Yoksa sizi yakın bir azab sarıverir." (11/64)
Erzak yüklerini açıp
da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde
dediler ki: "Ey Babamız daha neyi arıyoruz işte sermayemiz
bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz
kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz.
Bu (aldığımız) az bir ölçektir." (12/65)
Dediler ki: "Hükümdarın
su tasını kaybettik kim onu (bulup) getirirse (ona armağan
olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim." (12/72)
Bizi ayet (mucize)ler
göndermekten öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey
alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak
gönderdik fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş
oldular. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.
(17/59)
İri cüsseli develeri
size Allah'ın işaretlerinden kıldık sizler için onlarda
bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf
tutmuşcasına ayakta durup) boğazlanırken Allah'ın adını
anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin
kanaatkara ve isteyene yedirin. İşte böyle onlara sizin
için boyun eğdirdik umulur ki şükredersiniz. (22/36)
Dedi ki: "İşte bu bir
dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun belli bir günün
su içme hakkı da sizindir." (26/155)
Gerçek şu ki Biz bir
fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine
göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret.
(54/27)
Onlardan Allah'ın elçisine
verdiği "fey'e" gelince ki siz buna karşı (bunu elde etmek
için) ne at ne deve sürdünüz. Ancak Allah elçilerini dilediklerinin
üstüne musallat kılar. Allah herşeye güç yetirendir. (59/6)
Her biri sanki sapsarı
erkek deve sürüleri gibidir. (77/33)
Gebe develer kendi başına
terkedildiği zaman (81/4)
Bakmıyorlar mı o deveye;
nasıl yaratıldı? (88/17)
Allah'ın elçisi onlara
dedi ki: "Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine
ve onun su içme-sırasına dikkat edin." (91/13)
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin
hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı
ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki
mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat
edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır. (2/214)
Dikkatli olun; göklerde
ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz
şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını
kendilerine haber verecektir. Allah, her şeyi bilendir.
(24/64)
Dikkat edin; gerçekten
onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki: (37/151)
Dikkatli olun; gerçekten
onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler.
Dikkatli olun; gerçekten O, her şeyi sarıp-kuşatandır. (41/54)
Onların tümünü Allah'ın
dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O'na da yemin
edeceklerdir ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını
sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten onlar, yalan söyleyenlerin
ta kendileridir. (58/18)
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır;
böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar,
şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası,
hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (58/19)
Allah'a ve ahiret gününe
iman eden hiç bir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a
ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk)
bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları,
ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun.
Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış
ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları,
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz
olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar
da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır.
Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını
gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)
Allah'ın elçisi onlara
dedi ki: "Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine
ve onun su içme-sırasına dikkat edin." (91/13)
Onlardan öyleleri vardır
ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur
göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan
değildir. "Bu Allah katındandır" derler. Oysa o, Allah katından
değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle)
yalan söylerler. (3/78)
Kimi yahudiler, kelimeleri
'konuldukları yerlerden' saptırırlar ve dillerini eğip bükerek
ve dine bir kin ve hınç besleyerek: "Dinledik ve karşı geldik.
İşit, -işitmez olası- ve 'Raina' bizi güt, bize bak" derler.
Eğer onlar: "İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve 'Bizi
gözet' deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve
daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla
lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar.
(4/46)
(Lut onlara) "Bunlar
benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi.
(15/68)
Onlar, Allah'a, hoşlarına
gitmeyen şeyleri uygun görürler, dilleri de yalan olarak
en güzel olanın 'kendilerinin olduğunu' düzmektedir. Hiç
şüphesiz ateş onlar içindir ve hiç şüphesiz onlar, (cehennemde)
öncülerdir. (16/62)
Dillerinizin yalan yere
nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.
Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a
karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler. (16/116)
O durumda siz onu (iftirayı)
dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi
ağızlarınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o
Allah katında çok büyük (bir suç)tür. (24/15)
O gün, kendi dilleri,
elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair şahitlikte
bulunacaklardır. (24/24)
Apaçık Arapça bir dille.
(26/195)
Göklerin ve yerin yaratılması
ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir.
Şüphesiz bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır. (30/22)
(Geldiklerinde de) Size
karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa,
ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri
dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince,
hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle
(eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir;
böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu
Allah'a göre pek kolaydır. (33/19)
Bedevilerden geride bırakılanlar,
sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul
etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar, kalplerinde
olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Şimdi Allah,
size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa,
sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir?
Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır." (48/11)
Eğer sizi ele geçirecek
olurlarsa, size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini
kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin inkar etmenizi içten
arzu etmişlerdir. (60/2)
Ey insanlar sizi tek
bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden
birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının.
Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan
ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah,
sizin üzerinizde gözeticidir. (4/1)
Bedevilerden öyleleri
de vardır ki, onlar Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve
infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin
dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz
olsun, bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır. Allah
da onları kendi rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (9/99)
Her ümmetten bir şahid
göndereceğimiz gün; (artık ondan) sonra ne inkâr edenlere
(özür dilemeleri için) izin verilecek, ne (Allah'tan) hoşnutluk
dilekleri kabul edilecek. (16/84)
Biz senden önce hiçbir
Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu
zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru)
katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını
giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir.
Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (22/52)
Artık o gün, zulmedenlerin
ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne (Allah'tan) hoşnutluk
dilekleri kabul edilecektir. (30/57)
Bunun nedeni şudur: Çünkü
siz Allah'ın ayetlerini alay konusu edindiniz; dünya hayatı
da sizi aldattı." Böylece ne ordan (ateşten) çıkarılırlar,
ne (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilir. (45/35)
Yoksa insana 'her arzu
edip dilekte bulunduğu' şey mi var? (53/24)
Sağırdırlar, dilsizdirler,
kördürler. Bundan dolayı dönmezler. (2/18)
İnkar edenlerin örneği
bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya
bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir
hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler,
kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler. (2/171)
Bizim ayetlerimizi yalan
sayanlar karanlıklar içinde sağırdırlar, dilsizdirler. Allah,
kimi dilerse onu şaşırtıp-saptırır, kimi dilerse de onu
dosdoğru yol üzerinde kılar. (6/39)
Gerçek şu ki, Allah katında,
yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez
olan sağırlar ve dilsizlerdir. (8/22)
Allah şu örneği verdi:
İki kişi; bunlardan birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez
ve herşeyiyle efendisinin üstünde (bir yük), o, onu hangi
yöne gönderse bir hayır getirmez; şimdi bu, adaletle emreden
ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla eşit olabilir mi? (16/76)
Allah, kimi hidayete
erdirirse, işte o, hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar
için O'nun dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü,
biz onları yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak
haşrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi sükun
buldukça, çılgın alevini onlara arttırırız. (17/97)
Sen, onların dinlerine
uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut
olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın
(gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra
onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin
için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (2/120)
Kendi nefsini aşağılık
kılandan başka, İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun
biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de O salihlerdendir.
(2/130)
Dinde zorlama (ve baskı)
yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır.
Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam
bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir,
bilendir. (2/256)
Hiç şüphesiz din, Allah
katında İslam'dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim
geldikten sonra, aralarındaki "kıskançlık ve hakka başkaldırma"
(bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini
inkâr ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah hesabı pek çabuk
görendir. (3/19)
Peki onlar, Allah'ın
dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde
her ne varsa -istese de istemese de- O'na teslim olmuştur
ve O'na döndürülmektedirler. (3/83)
Kim İslam'dan başka bir
din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba
uğrayanlardandır. (3/85)
Kimi Yahudiler, kelimeleri
'konuldukları yerlerden' saptırırlar ve dillerini eğip bükerek
ve dine bir kin ve hınç besleyerek: "Dinledik ve karşı geldik.
İşit, -işitmez olası- ve 'Raina' bizi güt bize bak" derler.
Eğer onlar: "İşittik ve itaat ettik sen de işit ve Bizi
gözet'" deselerdi elbette kendileri için daha hayırlı ve
daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla
lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında inanmazlar.
(4/46)
Gerçekten münafıklar,
ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.
(4/145)
Ey Kitap Ehli, dininiz
konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan
başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih, İsa ancak Allah'ın
elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir
ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız;
"üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının sizin için hayırlıdır.
Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir.
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak, Allah
yeter. (4/171)
Ölü eti, kan, domuz eti
Allah'tan başkası adına kesilen boğulmuş vurulmuş yüksek
bir yerden düşmüş boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç- dikili
taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet
aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan
sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar sizin dininizden (dininizi
yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale
erdirdim üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak
İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz
bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin-
(bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü
Allah bağışlayandır esirgeyendir. (5/3)
Ey iman edenler, içinizden
kim dininden geri döner (irtidat eder)se Allah, (yerine)
kendisinin onları sevdiği onların da kendisine sevdiği mü'minlere
karşı alçak gönüllü kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu'
Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan
bir topluluk getirir. Bu Allah'ın bir fazlıdır onu dilediğine
verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır bilendir. (5/54)
Ey iman edenler, sizden
önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun
(konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin.
Ve eğer inanıyorsanız Allah'tan korkup-sakının. (5/57)
Dinlerini bir oyun ve
eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini
mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki bir
nefis kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin)
Allah'tan başka ne bir velisi ne bir şefaatçisi vardır;
her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları
nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı
onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azab vardır.
(6/70)
Yine bunun gibi onların
ortakları müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü
gösterdiler. Hem onları helake düşürmek hem kendi aleyhlerinde
dinlerini karmakarışık kılmak için. Allah, dileseydi bunu
yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları
bırak. (6/137)
Gerçek şu ki, dinlerini
parça parça edip kendileri de gruplaşanlar sen hiçbir şeyde
onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah'adır. Sonra O
işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir. (6/159)
Onlar, dinlerini bir
eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları
aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları
ve bizim ayetlerimizi 'yok sayarak tanımadıkları' gibi biz
de bugün onları unutacağız. (7/51)
Fitne kalmayıncaya ve
dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet
vazgeçecek olurlarsa şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir.
(8/39)
Gerçek şu ki, iman edenler
hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla
cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım
edenler işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman
edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar sizin
onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur. Ama din konusunda
sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür.
Ancak sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun
aleyhinde değil. Allah yaptıklarınızı görendir. (8/72)
Eğer onlar tevbe edip
namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse artık onlar sizin
dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (9/11)
Ve eğer antlaşmalardan
sonra yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip-saldırırlarsa
bu durumda küfrün önderleriyle çarpışın. Çünkü onlar yeminleri
olmayan kimselerdir; belki cayarlar. (9/12)
Kendilerine kitap verilenlerden,
Allah'a ve ahiret gününe inanmayan Allah'ın ve Resûlü'nün
haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam'ı) din
edinmeyenlerle küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye
kadar savaşın. (9/29)
Müşrikler istemese de
O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini
hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (9/33)
Karada ve denizde sizi
gezdiren O'dur. Öyle ki, siz gemide bulunduğunuz zaman onlar
da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla
sevinmektelerken ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve
her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla)
gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken dinde O'na 'gönülden
katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye
başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan
muhakkak sana şükredenlerden olacağız." (10/22)
Böylece (Yusuf) kardeşinin
kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı sonra
onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle
bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki
kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın
dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.
Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.
(12/76)
Allah, adına gerektiği
gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size
bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu
gibi). O (Allah) bundan daha önce de bunda (Kur'an'da) da
sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize
şahid olsun siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.
Artık dosdoğru namazı kılın zekatı verin ve Allah'a sarılın
sizin Mevlanız O'dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
(22/78)
Zina eden kadın ve zina
eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer
Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah'ın
dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara
uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit bulunsun.
(24/2)
Allah, içinizden iman
edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç
şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi'
kıldıysa onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak
kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik
kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir. Onlar yalnızca bana ibadet ederler ve bana
hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse
işte onlar fasıktır. (24/55)
Onlar, gemiye bindikleri
zaman dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar'
olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp
kurtarınca hemen şirk koşarlar. (29/65)
Öyleyse sen yüzünü Allah'ı
birleyen (bir hanif) olarak dine Allah'ın o fıtratına çevir;
ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı
için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran
din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (30/30)
(O müşrikler ki) Kendi
dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça
olmuşlardır; ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç
duymaktadır. (30/32)
Öyleyse sen, Allah'tan
(bir takdir olarak) geri çevrilmesi mümkün olmayan gün gelmeden
önce yüzünü dimdik ayakta duran dine çevir. O gün parça
parça bölünecekler. (30/43)
Onları kara gölgeler
gibi dalgalar sarıverdiği zaman dini yalnızca O'na 'halis
kılan gönülden bağlılar' olarak, Allah'a yalvarıp yakarırlar
(dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp-kurtarınca
artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi
gaddar nankör olandan başkası inkar etmez. (31/32)
Onları (evlat edindiklerinizi)
babalarına nisbet ederek çağırın; bu Allah katında daha
adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar dinde
sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda
ise sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin
kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah
bağışlayandır esirgeyendir. (33/5)
Şüphesiz, sana bu Kitabı
hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O'na halis
kılarak Allah'a ibadet et. (39/2)
Haberin olsun; halis
(katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler
edinenler (şöyle derler:) "Biz bunlara bizi Allah'a daha
fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Elbette Allah,
kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm
verecektir. Gerçekten Allah yalancı kafir olan kimseyi hidayete
erdirmez. (39/3)
O Hayy (diri) olandır.
O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca kendisine
halis kılanlar olarak O'na dua edin. Alemlerin Rabbine hamdolsun.
(40/65)
Yoksa onların birtakım
ortakları mı var ki, Allah'ın izin vermediği şeyleri dinden
kendilerine teşri' ettiler (bir şeriat kıldılar)? Eğer o,
fasıl kelimesi olmasaydı elbette aralarında hüküm (karar)
verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.
(42/21)
Ki O, elçilerini hidayetle
ve hak din ile diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için
gönderdi. Şahid olarak Allah, yeter. (48/28)
Şüphesiz din (hesap ve
ceza) da mutlaka gerçekleşecektir. (51/6)
Allah sizinle din konusunda
savaşmayan sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik
yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz.
Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (60/8)
Allah, ancak din konusunda
sizinle savaşanları sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları
ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden
sakındırır. Kim onları dost edinirse artık onlar zalimlerin
ta kendileridir. (60/9)
Elçilerini hidayet ve
hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan
İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler
hoş görmese bile. (61/9)
Asla hayır; siz dini
yalanlıyorsunuz; (82/9)
Öyleyse,bundan sonra
hangi şey sana dini yalanlatabilir? (95/7)
Oysa onlar, dini yalnızca
O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece
Allah'a kulluk etmek namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten
başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam)
din budur. (98/5)
Dini yalanlayanı gördün
mü? (107/1)
Ve insanların Allah'ın
dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde (110/2)
Din gününün malikidir.
(1/3)
İşte bu onların din (hesap
ve ceza) gününde şölenleridir. (56/56)
Onlar din gününü tasdik
etmektedirler. (70/26)
Onlar din günü oraya
yollanırlar. (82/15)
Din gününü sana bildiren
şey nedir? (82/17)
Ve yine din gününü sana
bildiren şey nedir? (82/18)
Ki onlar din gününü yalanlıyorlar.
(83/11)
Onu ucuz bir fiyata,
sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar. Onu pek önemsemediler.
(12/20)
Nasıl oluyor da Allah'ı
inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra
sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz.
(2/28)
Sonra şükredesiniz diye,
sizi ölümünüzden sonra dirilttik. (2/56)
Bunun için de: "Ona (cesede,
kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" demiştik. Böylece,
Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız.
(2/73)
Şüphesiz, göklerin ve
yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde,
insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın
yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği
suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde
düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (2/164)
Binlerce kişinin ölüm
korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah
onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz
Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların
çoğunluğu şükretmez. (2/243)
Allah, kendisine mülk
verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni
görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür"
demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O
zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir,
(hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkarcı böylece
afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete
erdirmez. (2/258)
Ya da altı üstüne gelmiş,
ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti
ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?"
Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu
diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün
veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz
yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz
bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara
ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl
bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?"
dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra
dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, her
şeye güç yetirendir." (2/259)
Hani İbrahim: "Rabbim,
bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah
ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak
kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut.
Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir
parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır.
Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve
güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (2/260)
İsrailoğullarına elçi
kılacak. (O, İsrailoğullarına şöyle diyecek:) "Gerçek şu,
ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan
kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik
Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan
kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü
diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber
veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin
bir ayet vardır." (3/49)
Ey iman edenler, inkar
edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları
sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi,
öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu onların
kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve
öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (3/156)
Bu nedenle, İsrailoğullarına
şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki
bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse,
sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine
engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi
olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir.
Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü
taşıranlardır. (5/32)
Onlar dediler ki: "Bu
dünya hayatımızdan başkası yoktur. Ve bizler diriltilecek
değiliz." (6/29)
Ancak dinleyenler icabet
eder. Ölüleri (ise,) onları da Allah diriltir. Sonra O'na
döndürülürler. (6/36)
Sizi geceleyin öldüren
(uyutan) ve gündüzün 'güç yetirip etkilemekte (yapıp kazanmakta)
olduklarınızı' bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya
kadar onda sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra 'en son
dönüşünüz' O'nadır. Sonra yapmakta olduklarınızı size O
haber verecektir. (6/60)
Ölü iken kendisini dirilttiğimiz
ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz
kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamıyanın
durumu gibi midir? İşte, kafirlere yapmakta oldukları böyle
'süslü ve çekici' gösterilmiştir. (6/122)
O da: "(İnsanların) dirilecekleri
güne kadar beni gözle(yip ertele.)" dedi. (7/14)
Rahmetinin önünde rüzgarları
bir müjde olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları
kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre
sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle
bütün ürünlerden çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız.
Ki ibret alasınız. (7/57)
De ki: "Ey insanlar,
ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim.
Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka
ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi
peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun
sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş
olursunuz. (7/158)
Gerçek şu ki, göklerin
ve yerin mülkü Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan
başka veliniz ve yardımcınız yoktur. (9/116)
O, diriltir ve öldürür.
Ve O'na döndürüleceksiniz. (10/56)
O'nun arşı su üzerinde
iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek
için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun
onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz"
dersen, inkar edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası
değildir" derler. (11/7)
Dedi ki: "Rabbim, öyleyse
onların dirileceği güne kadar bana süre tanı." (15/36)
Ölüdürler, diri değildirler;
ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar. (16/21)
Olanca yeminleriyle:
"Öleni Allah diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun
üzerinde hak olan bir vaidtir, ancak insanların çoğu bilmezler.
(16/38)
Hakkında ihtilafa düştükleri
şeyi onlara açıklaması ve inkar edenlerin kendilerinin yalancı
olduklarını bilmesi için (diriltecektir). (16/39)
Allah gökten su indirdi,
ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk
için bunda gerçekten bir ayet vardır. (16/65)
Dediler ki: "Biz kemikler
haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten
biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" (17/49)
Bu, şüphesiz, onların
ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "Biz kemikler haline geldikten,
toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni
bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık cezalarıdır.
(17/98)
Böylece, aralarında bir
sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık).
İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler
ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık."
Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir;
şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek
temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça
nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin." (18/19)
"Gerçek şu ki, kim Rabbine
suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için
cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir."
(20/74)
Yoksa onlar, yerden birtakım
ilahlar edindiler de, onlar mı (ölüleri) diriltecekler?
(21/21)
Ey insanlar, eğer dirilişten
yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan
yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo),
sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından;
size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi,
adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra
sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına
erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına
son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiç bir şey
bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa)
geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün,
fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir,
kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (22/5)
İşte böyle; şüphesiz
Allah, hakkın kendisidir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve
gerçekten her şeye güç yetirendir. (22/6)
Gerçek şu ki, kıyamet-saati
yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah
kabirlerde olanları diriltecektir. (22/7)
Sizi diri tutan, sonra
öldürecek, sonra da diriltecek olan O'dur. Gerçekten insan
pek nankördür. (22/66)
Sonra siz gerçekten kıyamet
günü diriltileceksiniz. (23/16)
"O, öldüğünüz, toprak
ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden
diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor?" (23/35)
"O (bütün gerçek), yalnızca
bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir;
ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz." (23/37)
Dediler ki: "Öldüğümüz,
bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi
diriltilecek mişiz?" (23/82)
"Ki, geride bıraktığım
(dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu,
yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların
önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel
(berzah) vardır. (23/100)
O'nun dışında, hiç bir
şeyi yaratmayan, üstelik kendileri yaratılmış olan, kendi
nefislerine bile ne zarar, ne yarar sağlayamayan, öldürmeye,
yaşatmaya ve yeniden diriltip-yaymaya güçleri yetmeyen bir
takım ilahlar edindiler. (25/3)
Andolsun, onlar, üstüne
felaket yağmuru yağdırılmış bulunan o ülkeye uğramışlardır;
yine de onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı.
(25/40)
"Beni öldürecek, sonra
diriltecek olan da O'dur," (26/81)
"Ve beni (insanların)
diriltilecekleri gün küçük düşürme," (26/87)
De ki: "Göklerde ve yerde
gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin
şuuruna varmıyorlar." (27/65)
İnkar edenler dedi ki:
"biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz
mi dirilip-çıkartılacakmışız?" (27/67)
"Andolsun, bu (azab ve
dirilme tehdidi), bize ve daha önce atalarımıza va'dolunmuştur.
Bu, olsa olsa geçmişlerin uydurma masallarından başkası
değildir." (27/68)
Andolsun onlara: "Gökten
su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?"
diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. De ki:
"Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. (29/63)
O ölüden diriyi çıkarır
ve diriden ölüyü çıkarır, ölümünden sonra da yeri diriltir.
İşte siz de böyle çıkarılacaksınız. (30/19)
Size bir korku ve umut
(unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek
suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun
ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir
kavim için gerçekten ayetler vardır. (30/24)
Allah; sizi yarattı,
sonra size rızık verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra
sizi diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi
birini yapacak var mı? O, şirk koştuklarından münezzeh ve
yücedir. (30/40)
Şimdi Allah'ın rahmetinin
eserlerine bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir?
Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir. O, her şeye
güç yetirendir. (30/50)
Kendilerine ilim ve iman
verilenler ise, dediler ki: "Andolsun, siz Allah'ın Kitabında
(yazılı süre boyunca) diriliş gününe kadar yaşadınız; işte
bu dirilme günüdür. Ancak siz bilmiyordunuz." (30/56)
Sizin yaratılmanız ve
diriltilmeniz yalnızca tek bir kişi(yi yaratıp sonra diriltmek)
gibidir. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir. (31/28)
Allah, rüzgarları gönderir,
onlar da bulutu kaldırır, böylece biz onu ölü bir beldeye
sürükleriz, onunla, yeri ölümünden sonra diriltiriz. İşte
(ölümden sonra) dirilip- yayılma da böyledir. (35/9)
Şüphesiz biz, ölüleri
biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini
biz yazarız. Biz her şeyi, apaçık bir kitapta tesbit edip
korumuşuz. (36/12)
Ölü toprak kendileri
için bir ayettir; biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık,
böylelikle ondan yemektedirler. (36/33)
Sur'a üfürülmüştür; böylece
onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar
halinde) süzülüp-giderler. (36/51)
Demişlerdir ki: "Eyvahlar
bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı?
Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen
(elçi)ler doğru söylemiş".(36/52)
Kendi yaratılışını unutarak
bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu
kemikleri kim diriltecekmiş?" (36/78)
De ki: "Onları, ilk defa
yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." (36/79)
"Biz öldüğümüz, toprak
ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
(37/16)
"Veya önceki atalarımız
da mı?" (37/17)
De ki: "Evet, üstelik
boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)." (37/18)
İşte o, yalnızca bir
tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak)
bakıp duruyorlar. (37/19)
"Derdi ki: Sen de gerçekten
(dirilişi) doğrulayanlardan mısın?" (37/52)
"Bizler öldüğümüz, toprak
ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip
sonra da) sorguya çekilecekmişiz?" (37/53)
Onun karnında (insanların)
dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı. (37/144)
Dedi ki: "Rabbim, öyleyse
onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı." (38/79)
Dediler ki: "Rabbimiz,
bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin; biz de günahlarımızı
itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?" (40/11)
Dirilten ve öldüren O'dur.
Bir işin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o
da hemen oluverir. (40/68)
O'nun ayetlerinden biri
de, senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu
bükülmüş ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu
indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten,
ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, her şeye güç yetirendir.
(41/39)
Yoksa O'nun dışında birtakım
veliler mi edindiler? İşte Allah; veli O'dur, ölüleri dirilten
O'dur. O, her şeye güç yetirendir. (42/9)
Ki O, belli bir miktar
ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi 'dirilttik
(ve her yanına yeniden hayat) yaydık'; siz de böyle (kabirlerinizden
diriltilip) çıkarılacaksınız. (43/11)
O'ndan başka ilah yoktur;
diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın
da Rabbidir. (44/8)
"(Bütün her şey) Bizim
yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak
değiliz." (44/35)
Gece ile gündüzün ardarda
gelişinde (veya aykırılığında), Allah'ın gökten rızık indirip
ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli
bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim
için ayetler vardır. (45/5)
Dediler ki: "(Bütün olup
biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve
diriliriz; bizi "kesintisi olmayan zaman' (dehrin akışın)dan
başkası yıkıma (helake) uğratmıyor." Oysa onların bununla
ilgili hiç bir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar.
(45/24)
Onlara açık belgeler
olarak ayetlerimiz okunduğu zaman, onların (sözde) delilleri:
"Eğer doğru sözlüler iseniz, atalarımızı (diriltip) getirin"
demekten başkası değildir. (45/25)
De ki: "Allah sizi diriltiyor,
sonra sizi öldürüyor, sonra kendisinde hiç bir kuşku olmayan
kıyamet günü O sizi bir araya getirip-toplayacaktır. Ancak
insanların çoğu bilmezler." (45/26)
O kimse ki, anne ve babasına:
"Öf size, benden önce nice nesiller gelip geçmişken, beni
(diriltilip) çıkarılacağımla mı tehdit ediyorsunuz?" dedi.
O ikisi (anne ve babası) ise Allah'a yakararak: "Yazıklar
sana, iman et, şüphesiz Allah'ın va'di haktır." (derler;
fakat) O: "Bu, geçmişlerin masallarından başkası değildir"
der. (46/17)
Onlar görmüyorlar mı
ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan
(Allah), ölüleri de diriltmeye güç yetirir. Hayır; gerçekten
O, her şeye güç yetirendir. (46/33)
"Biz öldüğümüz ve toprak
olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak
bir dönüş (iddiasıdır)." (50/3)
Kullara rızık olmak üzere.
Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden
sonra) diriliş de böyledir. (50/11)
O gün, o çığlığı bir
gerçek (hak) olarak işitirler. İşte bu, (dirilip kabirlerden)
çıkış günüdür. (50/42)
Gerçek şu ki, dirilten
ve öldüren Biziz, Biz. Ve dönüş de Bizedir. (50/43)
Doğrusu, öldüren ve dirilten
O'dur. (53/44)
Gerçek şu ki, diğer diriltme
(yeniden neş'et) de O'na aittir. (53/47)
Göklerin ve yerin mülkü
O'nundur. Diriltir ve öldürür. O, her şeye güç yetirendir.
(57/2)
Allah, hepsini dirilteceği
gün, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Allah,
onları (yaptıklarıyla bir bir) saymıştır; onlar ise onu
unutmuşlardır. Allah, her şeye şahid olandır. (58/6)
Onların tümünü Allah'ın
dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O'na da yemin
edeceklerdir ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını
sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten onlar, yalan söyleyenlerin
ta kendileridir. (58/18)
İnkar edenler kesin olarak
diriltilmeyeceklerini öne sürdüler. De ki: "Hayır, Rabbim
adına andolsun, siz, muhakkak diriltileceksiniz; sonra mutlaka
yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu da Allah'a göre
oldukça kolaydır." (64/7)
"Sonra sizi yine oraya
geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır."
(71/18)
"Ve onlar, sizin de sandığınız
gibi Allah'ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini
sanmışlardı." (72/7)
(Öyleyse Allah,) Ölüleri
diriltmeye güç yetiren değil midir? (75/40)
Derler ki: "Biz çukurda
iken, gerçekten biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz?"
(79/10)
Sonra dilediği zaman
onu diriltir. (80/22)
Yoksa onlar, diriltileceklerini
sanmıyor mu? (83/4)
Çünkü O, ilkin var eden,
(sonra dirilterek) döndürecek olandır. (85/13)
Ey iman edenler, öldürülenler
hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı
özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin
(hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi
veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken)
örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle
(diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir
rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun
için elem verici bir azab vardır. (2/178)
Çocuklarınız konusunda
Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer
onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu
durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye
bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir,
çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda
annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman
annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin)
Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır.
Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar
bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar)
Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/11)
Onlar, O'nu bırakıp da
(birtakım) dişilere taparlar. Onlar o her türlü hayırla
ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar. (4/117)
Senden fetva isterler.
De ki: "Allah, 'çocuksuz ve babasız olanın (kelale'nin)'
mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok
da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız
kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi
(erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise,
geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar)
erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin
iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar.
Allah, herşeyi bilendir. (4/176)
Sekiz çift; koyundan
iki, keçiden de iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı?
Yoksa iki dişiyi mi, ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini
kapsadığı (yavruları) mı? Eğer doğru sözlüler iseniz bana
bir ilimle haber verin." (6/143)
Deveden iki, sığırdan
da iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi
mi ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı
(yavruları) mı? Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği
zaman şahid miydiniz?" hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları
saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden
daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez. (6/144)
Semud (toplumuna da)
kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih:) "Ey kavmim, Allah'a
kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden
apaçık bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi
size bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın,
ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar"
dedi. (7/73)
Böylelikle dişi deveyi
öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e de
şöyle) dediler: "Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden
(bir peygamber) isen, vaadettiğin şeyi getir, bakalım."
(7/77)
Allah, her dişinin neyi
yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının
neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. O'nun katında herşey
bir miktar (ölçü) iledir. (13/8)
Rabbiniz size erkekleri
seçti de meleklerden dişileri mi (kendine) edindi? Gerçekten
siz büyük bir söz söylemektesiniz. (17/40)
Bizi ayet (mucize)ler
göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir
şey alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize)
olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla)
zulmetmiş oldular. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için
göndeririz. (17/59)
Dedi ki: "İşte, bu bir
dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün
su içme hakkı da sizindir." (26/155)
Nihayet karınca vadisine
geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu,
kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında
olmaksızın sizi kırıp-geçmesin." (27/18)
Allah sizi topraktan
yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift
kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz
ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen
kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten
bu, Allah'a göre kolaydır. (35/11)
Yoksa onlar, şahidlik
etmekteyken biz melekleri dişiler olarak mı yarattık? (37/150)
Kim bir kötülük işlerse,
kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun,
dişi olsun- bir mü'min olarak salih bir amelde bulunursa,
işte onlar, içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere
cennete girerler." (40/40)
Kıyamet-saatinin ilmi
O'na döndürülür. O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan
çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Onlara:
"Benim ortaklarım nerede" diye sesleneceği gün, dediler
ki: "Sana arzettik ki, bizden hiçbir şahid yok." (41/47)
Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler armağan
eder, dilediğine de erkek armağan eder. (42/49)
Veya erkekler ve dişiler
olarak çift (ikiz) verir. Dilediğini kısır bırakır. Gerçekten
O, bilendir, güç yetirendir. (42/50)
Onlar, ki Rahmanın kulları
olan melekleri dişiler kıldılar. Kendileri yaratılışlarına
şahit mi oldular? Onların şahitlikleri yazılacak ve (bundan
dolayı) sorumlu tutulacaklar. (43/19)
Ey insanlar, gerçekten,
biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle
tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık.
Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız,
(ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır.
Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (49/13)
Erkek (evlat) sizin,
dişi O'nun mu? (53/21)
Gerçek şu ki, ahirete
iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.
(53/27)
Doğrusu, çiftleri; erkek
ve dişiyi, yaratan O'dur. (53/45)
Gerçek şu ki Biz, bir
fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine
göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret.
(54/27)
Böylece ondan, erkek
ve dişi olmak üzere çift kıldı. (75/39)
Erkeği ve dişiyi yaratana;
(92/3)
Dinde zorlama (ve baskı)
yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır.
Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam
bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir,
bilendir. (2/256)
Rabbinin sözü, doğruluk
bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini
değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir. (6/115)
"Sonra gelecekler arasında
bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver." (26/84)
Doğru olanlara doğruluk
(ve bağlılık)larını (Allah'ın) sorması için. Kafirlere ise
acı bir azab hazırlamıştır. (33/8)
Çok kudretli, mülkünün
sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar.
(54/55)
Doğu da Allah'ındır,
batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır.
Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir. (2/115)
birtakım beyinsiz insanlar:
"Onları daha önceki kıblelerinden çeviren nedir?" diyecekler.
De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da. O dilediğini doğru
yola yöneltir." (2/142)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
Allah, kendisine mülk
verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni
görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür"
demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O
zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir,
(hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkârcı böylece
afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete
erdirmez. (2/258)
Kendisine bereketler
kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf
bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin
İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri
dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin
yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını)
da yerle bir ettik. (7/137)
Kitap'ta Meryem'i de
zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere
çekilmişti. (19/16)
Allah, göklerin ve yerin
nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir
kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki
incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan
kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki)
neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur
üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir.
Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.
(24/35)
Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız,
O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin
de Rabbidir" dedi (Musa). (26/28)
Göklerin, yerin ve ikisi
arasında bulunanların Rabbi'dir, doğuların da Rabbi'dir.
(37/5)
Sonunda bize geldiği
zaman, der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu
ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun
sen)." (43/38)
O, iki doğunun da Rabbidir,
iki batının da Rabbidir. (55/17)
Artık, doğuların ve batıların
Rabbine yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz; (70/40)
(Allah,) Doğunun ve
batının Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur. Şu halde (yalnızca)
O'nu vekil tut. (73/9)
Derken doğum sancısı
onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce
ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim." (19/23)
O, size ölüyü (leşi)-
kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan
(hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz
olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak
şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur.
Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (2/173)
Ölü eti, kan, domuz eti,
Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek
bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,-
dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla
yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden
(dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi
kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size
din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha
eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek
kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
De ki: "Allah katında,
'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber
vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı
ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar;
işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok
sapmışlardır." (5/60)
De ki: "Bana vahyolunanlar
içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti,
dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da
Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram
kılınmış bir şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla
karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla-
(bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin
Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (6/145)
O, size ancak ölüyü,
kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan
(hayvan)ı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak
ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü gerçekten Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir. (16/115)
Sen onların dinlerine
uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut
olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın
(gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra
onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin
için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (2/120)
Ey iman edenler, hiçbir
alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı
gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden
infak edin. Kâfirler... Onlar zulmedenlerdir. (2/254)
İşte bu şeytan, ancak
kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer
mü'minlerseniz, Ben'den korkun. (3/175)
İçinizden özgür mü'min
kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin
malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin
imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan,
iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin
izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf
(güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra,
fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın
yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe
edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır.
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)
Allah, sizin düşmanlarınızı
daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak
Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (4/45)
İman edenler Allah yolunda
savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse
şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni
pek zayıftır. (4/76)
Onları -ne olursa olsun-
şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim
ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini
emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini
emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli)
edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (4/119)
İyilik yaparak kendini
Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine
uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost
edinmiştir. (4/125)
Onlar, mü'minleri bırakıp
kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru
(izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün
kuvvet ve onur,' Allah'ındır. (4/139)
Ama iman edenler ve salih
amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek
ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. Çekimser davrananlar
ve büyüklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır
ve kendileri için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost
ve yardımcı bulamayacaklardır. (4/173)
Bugün size temiz olan
şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği
size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden
özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine)
kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu,
fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak
-onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size
(helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette
onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
(5/5)
Ey iman edenler, Yahudi
ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin
dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır.
Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (5/51)
Sizin dostunuz (veliniz),
ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan
ve zekatı veren mü'minlerdir. (5/55)
Kim Allah'ı, Resûlü'nü
ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip
gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır. (5/56)
Ey iman edenler, sizden
önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun
(konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) ed |