kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Şüphesiz ebrar
olanlar, elbette nimetler(le donatılmış cennetler) içindedirler.
(82/13)
Hayır; ebrar olanların
kitabı, "İlliyîn"dedir. (83/18)
Gerçek şu ki, ebrar
olanlar, elbette nimetler içindedirler. (83/22)
Ebu Leheb'in iki
eli kurusun; kurudu ya. Malı ve kazandıkları kendisine bir
yarar sağlamadı. Alevi olan bir ateşe girecektir. Eşi de;
odun hamalı (ve) boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak.
(111/1-5)
Allah'ın izni olmaksızın
hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir
yazıdır. Kim, dünyanın yararını (sevabını) isterse, ona
ondan veririz kim ahiret sevabını isterse, ona da ondan
veririz. Biz, şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz.
(3/145)
Sizi çamurdan yaratan,
sonra bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmuş ecel, O'nun
katındadır. Sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz. (6/2)
Sizi geceleyin
öldüren (uyutan) ve gündüzün 'güç yetirip etkilemekte (yapıp
kazanmakta) olduklarınızı' bilen, sonra adı konulmuş ecel
doluncaya kadar onda sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra
'en son dönüşünüz' O'nadır. Sonra yapmakta olduklarınızı
size O haber verecektir. (6/60)
Her ümmet için
bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler
ne de öne alınabilirler (tam zamanında çökerler.) (7/34)
Onlar, göklerin
ve yerin 'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete' (melekût)
Allah'ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin
pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık
hangi söze inanacaklar? (7/185)
Eğer Allah, onların
hayra ulaşmak için çarçabuk davrandıkları gibi, insanlara
şerri de çabuklaştırsaydı, mutlaka ecellerine hüküm verilirdi.
İşte bize kavuşmayı ummayanları biz böylece taşkınlıkları
içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakırız. (10/11)
De ki: "Allah'ın
dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiçbir
şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların
ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne
öne alınabilirler. (10/49)
Andolsun, senden
önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik.
Allah'ın izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti
(mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tesbit
edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır.
(13/38)
hiçbir ümmet, kendi
ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler. (15/5)
Eğer Allah, insanları
zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde
(yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları
adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri
gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.
(16/61)
Ümmetlerden hiçbiri,
kendisine tesbit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir.
(23/43)
Azab konusunda
senden acele (davranmanı) istiyorlar. Eğer adı konulmuş
bir ecel (tayin edilmiş bir vakit) olmasaydı, herhalde onlara
azab gelmiş olurdu. Fakat kendileri şuurunda olmadan, onlara
kuşkusuz apansız geliverecektir. (29/53)
Eğer Allah, kazandıkları
dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı,
(yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak
onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda
ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını
görendir. (35/45)
Gökleri ve yeri
hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor,
gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneşe ve aya boyun
eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar
akıp gitmektedir. Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan
O'dur. (39/5)
Allah, ölecekleri
zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme
sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n
ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar
salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten
ayetler vardır. (39/42)
O'dur ki, sizi
topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo)
yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü
(erginlik) çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için
size (belli bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce
hayatına son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz
ve belki aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır).
(40/67)
Onlar, kendilerine
ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve
haksızlık' dolayısıyla ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden,
adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı,
muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Şüphesiz
onların ardından Kitaba mirasçı olanlar ise, her halde ona
karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler. (42/14)
Biz gökleri, yeri
ve ikisi arasında bulunanları ancak hak ve adı konulmuş
bir ecel (belli bir süre) olarak yarattık. İnkâr edenler
ise, uyarıldıkları şeyden yüz çeviren(kimseler)dir. (46/3)
Oysa Allah, kendi
eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi kesinlikle ertelemez.
Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır. (63/11)
Ki günahlarınızı
bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin.
Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir
bilmiş olsaydınız." (71/4)
Şüphesiz, iman
edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler(den kim)
Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa,
artık onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku
yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/62)
Mallarını Allah
yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden
başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri katındadır,
onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/262)
Onlar ki, mallarını
gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların
ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar
mahzun olmayacaklardır. (2/274)
İman edip güzel
amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı
verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır.
Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/277)
İman edip salih
amellerde bulunanların ecirleri eksiksiz ödenecektir. Allah,
zalim olanları sevmez." (3/57)
Kendilerine yara
isabet ettikten sonra, Allah ve elçisinin çağrısına icabet
edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük
bir ecir vardır. (3/172)
Allah, murdar olanı,
temiz olandan ayırd edinceye kadar mü'minleri, sizin kendisi
üzerinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. Allah
sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden
dilediğini seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman
edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir
ecir vardır. (3/179)
Her nefis ölümü
tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir.
Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o
gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan
başka bir şey değildir. (3/185)
Şüphesiz, Kitap
Ehlinden, Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene
-Allah'a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır.
Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri
satın almazlar. İşte bunların Rableri katında ecirleri vardır.
Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir. (3/199)
Gerçek şu ki, Allah
zerre ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (Bu ağırlıkta) Bir
iyilik olursa, onu kat kat kılar ve kendi yanından pek büyük
bir ecir verir. (4/40)
Biz de onlara,
o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik. (4/67)
Öyleyse, dünya
hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar;
kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse
ona büyük bir ecir vereceğiz. (4/74)
Mü'minlerden, özür
olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla
cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla
cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır.
Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cihad
edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
(4/95)
Onların 'gizlice
söyleşmelerinin' çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi
veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi
emredenlerinki başka. Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle
yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz. (4/114)
Ancak tevbe edenler,
ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız
olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle
beraberdirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir.
(4/146)
Allah'a ve Resûlü'ne
inananlar ve onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayanlar,
işte onlara ecirleri verilecektir. Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (4/152)
Ancak onlardan
ilimde derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden
önce indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı
verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar,
Biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz. (4/162)
Ama iman edenler
ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz
ödeyecek ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. Çekimser
davrananlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır
ve kendileri için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost
ve yardımcı bulamayacaklardır. (4/173)
Allah, iman edenlere
ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir, onlar için
bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır. (5/9)
Sabredenler ve
salih amellerde bulunanlar başka. İşte, bağışlanma ve büyük
ecir bunlarındır. (11/11)
Şüphesiz, bu Kur'an,
en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere,
onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.
(17/9)
Dosdoğru (bir Kitaptır)
ki, kendi katından şiddetli bir azabla uyarıp-korkutmak
ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için
(onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır. (18/2)
İşte onlar; sabretmeleri
dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü
iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
infak ederler. (28/54)
Eğer siz Allah'ı,
Resûlü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz
Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir
hazırlamıştır." (33/29)
Şüphesiz, Müslüman
erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min
kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden
(Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık
olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla
(Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan
kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar,
oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan
erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokca
zikreden erkekler ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar;
(işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir
hazırlamıştır. (33/35)
O'na kavuşacakları
gün, onların dirlik temennileri: "Selam"dır. Ve O, onlara
üstün bir ecir hazırlamıştır. (33/44)
O inkâr edenler;
onlar için şiddetli bir azab vardır. İman edip salih amellerde
bulunanlar ise; onlar için de bir bağışlanma ve büyük bir
ecir vardır. (35/7)
Çünkü (Allah,)
ecirlerini noksansız olarak öder ve kendi fazlından onlara
arttırır. Şüphesiz O, bağışlayandır, şükrü kabul edendir.
(35/30)
Sen ancak, zikre
(Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı)
içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini,
bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele. (36/11)
De ki: "Ey iman
eden kullarım, Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler
için bir iyilik vardır. Allah'ın arz'ı geniştir. Ancak sabredenlere
ecirleri hesapsızca ödenir." (39/10)
Çünkü Allah, onların
(dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip-giderecek
ve yaptıklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir. (39/35)
Şüphesiz, iman
edip salih amellerde bulunanlar; onlar için kesintisiz bir
ecir vardır. (41/8)
Gerçekten dünya
hayatı, ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. Eğer
iman ederseniz ve sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir
ve mallarınızı da istemez. (47/36)
Şüphesiz sana biat
edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların
ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık
o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a
verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir
ecir verecektir. (48/10)
Bedevilerden geride
bırakılanlara de ki: "Siz yakında zorlu savaşçı olan bir
kavme çağrılacaksınız; onlarla (ya) savaşırsınız ya da (onlar)
Müslüman olurlar. Bu durumda eğer itaat ederseniz, Allah,
size güzel bir ecir verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz
gibi (yine) sırt çevirirseniz, sizi acı bir azab ile azablandırır."
(48/16)
Muhammed, Allah'ın
elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı
zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku
edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan
bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler.
Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki
vasıfları budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin;
filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış,
sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin
hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek
içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara
bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir. (48/29)
Şüphesiz, Allah'ın
Resûlü'nün yanında seslerini alçak tutanlar; işte onlar,
Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için
bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır. (49/3)
Allah'a ve Resûlü'ne
iman edin. "Sizi kendilerinde halifeler kılıp harcama yetkisi
verdiği' şeylerden infak edin. Artık sizden kim iman edip
infak ederse, onlara büyük bir ecir vardır. (57/7)
Allah'a güzel bir
borç verecek olan kimdir? Artık Allah, bunu onun için kat
kat arttırır. Onun için 'kerim (üstün ve onurlu) bir ecir
vardır. (57/11)
Gerçek şu ki, sadaka
veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel
bir borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve 'kerim
(üstün ve onurlu)' olan ecir de onlarındır. (57/18)
Allah'a ve O'nun
Resûlü'ne iman edenler; işte onlar Rableri katında sıddîklar
ve şehidler (veya şahid)lerdir. Onların ecirleri ve nurları
vardır. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise; işte
onlar da cehennem halkıdır. (57/19)
Sonra onların izleri
üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem
oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik
ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık.
(Bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara
yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak için
(türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla
birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan
birçoğu da fasık olanlardır. (57/27)
Mallarınız ve çocuklarınız
sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük
ecir (en güzel karşılık) O'nun katında olandır. (64/15)
Gerçek şu ki, Rablerinden
gayb ile (O'nu görmedikleri halde) içleri titreyerek-korkanlara
gelince; onlar için bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir
ecir vardır. (67/12)
Gerçekten senin
için kesintisi olmayan bir ecir vardır. (68/3)
Gerçekten Rabbin,
senin gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında
ve üçte birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte
olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi
ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı
bildi, böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu
halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar
olduğunu, başkalarının Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde
gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını
bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun.
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir
borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden
takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir
ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan
mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (73/20)
Ancak iman edip
salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan
bir ecir (mükafaat) vardır. (84/25)
Ancak iman edip
salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan
bir ecir vardır. (95/6)
Ayetlerimiz onlara
okunduğu zaman; "İşittik" dediler. "İstesek, biz de bunun
bir benzerini söyleyebiliriz. Bu, eskilerin efsanelerinden
başkası değildir." (8/31)
Onlar ise: "Rabbimiz,
seferlerimizin arasını aç (şehirlerimiz birbirine çok yakındır)
dediler ve kendi nefislerine zulmetmiş oldular. Böylece
biz de onları efsaneler(e konu olan bir halk) kıldık ve
onları darmadağın edip dağıttık. Şüphesiz bunda, çok sabreden
ve çok şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır. (34/19)
Dinlerini bir oyun
ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini
mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki,
bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin)
Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır;
her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları
nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı
onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azab vardır.
(6/70)
Onlar, dinlerini
bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı
onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları
ve bizim ayetlerimizi 'yok sayarak tanımadıkları' gibi,
biz de bugün onları unutacağız. (7/51)
Ya da o ülkeler
halkı, kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu-azabımızın
gelmeyeceğinden güvende miydiler? (7/98)
Siz, her yüksekçe
yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor
musunuz?" (26/128)
İnsanlardan öyleleri
vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu
bir eğlence konusu edinmek için sözün 'boş ve amaçsız olanını'
satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azab vardır.
(31/6)
Bir ayet (mucize)
gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar. (37/14)
Oysa onlar (kendilerini
tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret
ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler
ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın katında bulunan,
eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin
en hayırlısıdır." (62/11)
Böylelikle (Musa)
asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.
(7/107)
Bunun üzerine asasını
bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha
oluverdi. (26/32)
(Bunun üzerine
Musa, "Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak
için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir
inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin" dediler.
Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.
(2/71)
O, iş başına geçti
mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk
çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah
ise, bozgunculuğu sevmez. (2/205)
Kadınlara, oğullara,
kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara,
hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara
'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır.
Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. (3/14)
Onların bu dünya
hayatındaki harcamaları kendi nefislerine zulmetmiş olan
bir kavmin ekinine isabet eden kavurucu soğukluktaki bir
rüzgara benzer ki onu (ekini) helak etmiştir. Allah, onlara
zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmetmektedirler.
(3/117)
O'nun üretip-türettiği
ekin ve hayvanlardan Allah için bir pay ayırdılar, sonra
kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır, bu da ortaklarımızındır"
dediler. Kendi ortakları için olan (pay), Allah tarafına
geçmez, ama Allah'a aid olan kendi ortaklarının tarafına
(payına) geçer. Ne kötü hüküm veriyorlar? (6/136)
Ve kendi zanlarınca
dediler ki: "Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları
bizim dilediklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların
da sırtları haram kılınmıştır." Öyle hayvanlar vardır ki,
-O'na iftira etmek suretiyle- üzerlerinde Allah'ın ismini
anmazlar. Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı
O, cezalarını verecektir. (6/138)
Asmalı ve asmasız
bahçeleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri
ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O'dur.
Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin;
israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. (6/141)
Bunlar, sana doğru
haber (kıssa) olarak aktardığımız (geçmişteki) nesillerin
haberleridir. Onlardan kimi ayakta kalmış, (hâlâ izleri
var, kimi de) biçilmiş ekin (gibi yerlebir edilmiş, kalıntısı
silinmiş) dir. (11/100)
Dedi ki: "Siz yedi
yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin ekin, yediğinizin az
bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın."
(12/47)
Yeryüzünde birbirine
yakın komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı
ve çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile
sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını
bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan
bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (13/4)
Rabbimiz, gerçekten
ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini
olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı
kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların
bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları
birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler."
(14/37)
Onunla sizin için
ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden
bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler
vardır. (16/11)
Onlara iki adamın
örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini
hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik.
(18/32)
Onların bu yakınmaları,
biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ocak durumuna getirinceye
kadar son bulmadı. (21/15)
Davud ve Süleyman
da; hani kavmin hayvanlarının içine girip yayıldığı ekin-tarlaları
konusunda hüküm yürütüyorlardı. Biz onların hükmüne şahid
idik. (21/78)
Ekinler ve yumuşak
tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?" (26/148)
Andolsun, biz bir
rüzgar göndersek de onu (ekini) sararmış görseler, mutlaka
ardından nankörlük ederler. (30/51)
Görmüyorlar mı;
biz, suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz;
ondan hayvanları, kendileri yemektedir? Yine de görmüyorlar
mı? (32/27)
Görmüyor musun;
gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki
kaynaklara yürütüp-geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde
ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış
görürsün. Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz
bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak
bir ders (zikr) vardır. (39/21)
Kim ahiret ekinini
isterse, Biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız. Kim
dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun
ahirette bir nasibi yoktur. (42/20)
(Nice) Ekinler,
güzel konaklar, (44/26)
Muhammed, Allah'ın
elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı
zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku
edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan
bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler.
Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki
vasıfları budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin;
filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış,
sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin
hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek
içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara
bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir. (48/29)
Bilin ki, dünya
hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama',
bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal
ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği
gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna
gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı
kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise
şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk
(rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka
bir şey değildir. (57/20)
Sonunda onları,
yenik ekin yaprağı gibi kıldı. (105/5)
Onunla birlikte
iki genç de zindana girmişti. Biri: "Ben (rüyamda) kendimi
şarap sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü: "Ben de kendimi başımın
üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi"
dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni,
iyilik yapanlardan görmekteyiz." (12/36)
Ey Ademoğulları,
biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size
'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (varettik). Takva
ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın
ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler. (7/26)
Ey Ademoğulları,
şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek
için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı
gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları,
(kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir.
Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.
(7/27)
Allah, size evlerinizi
(içinde) "güvenlik ve huzur bulacağınız yerler" kıldı; ve
size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem yerleşme gününde
kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler; yünlerinden, yapağılarından
ve kıllarından bir zamana kadar giyimlikler-döşemelikler
ve (ticaret için) bir meta kıldı. (16/80)
Allah, sizin için
yarattığı şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için
barınaklar-siperler kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler,
sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler
de var etti. İşte O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır,
umulur ki teslim olursunuz. (16/81)
Allah bir şehri
örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı
da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın nimetlerine
nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak,
ona açlık ve korku elbisesini tattırdı.(16/112)
Onlar; altından
ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle
süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil
elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar.
(Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek. (18/31)
İşte bunlar çekişen
iki gruptur, Rableri konusunda çekiştiler. İşte o inkâr
edenler, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları
üstünden de kaynar su dökülür. (22/19)
Hiç şüphesiz Allah,
iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar
akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir. (22/23)
Kadınlardan evliliği
ummayıp da oturmakta olanlar, süslerini açığa vurmaksızın
(dış) elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca
yoktur. Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha
hayırlıdır. Allah, işitendir, bilendir. (24/60)
O, geceyi sizin
için bir elbise, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp-çalışma
(zamanı) kılandır. (25/47)
Ey Peygamber, eşlerine,
kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden
(cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür
ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun
olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(33/59)
Adn cennetleri
(onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle
ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir.
(35/33)
Hafif ipekten ve
ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı
(otururlar). (44/53)
Elbiseni temizle.
(74/4)
Onların üzerinde
hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır.
Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz
bir şarab içirmiştir. (76/21)
İsmail'i Elyasa'yı
Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini
alemlere üstün kıldık. (6/86)
İsmail'i, Elyesa'yı
ve Zülkifl'i de hatırla. Hepsi de hayırlı olanlardandır.
(38/48)
Eğer yolculukta
iseniz ve katip bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter).
Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven
duyulan, Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini ödesin.
Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz,
onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.
(2/283)
Kitap Ehlinden
öylesi vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri
verir; öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan,
sen, onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu
onların "ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap
olmayanlar) konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur"
demiş olmalarındandır. Oysa kendileri (gerçeği) bildikleri
halde Allah'a karşı yalan söylemektedirler. (3/75)
hiçbir peygambere,
emanete ihanet yaraşmaz. Kim ihanet ederse, kıyamet günü
ihanet ettiğiyle gelir. Sonra her nefis ne kazandıysa, (ona)
eksiksiz olarak ödenir. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.
(3/161)
Şüphesiz Allah,
size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve
insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi
emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!..
Doğrusu Allah, işitendir, görendir. (4/58)
O, sizi tek bir
nefisten yaratandır. (Sizin için) Bir karar (kalış) ve emanet
(olarak konuluş) yeri vardır. Kavrayabilen bir topluluk
için ayetleri birer birer açıkladık. (6/98)
Ey iman edenler,
Allah'a ve Resûlü'ne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize
de ihanet etmeyin. (8/27)
(Yine) Onlar, emanetlerine
ve ahidlerine riayet edenlerdir. (23/8)
Gerçek şu ki, biz
emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu
yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu
insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir. (33/72)
(Bir de) Onlar,
kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen)
riayet edenlerdir. (70/32)
Eğer yolculukta
iseniz ve katip bulamazsanız bu durumda alınan rehin (yeter).
Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız kendisine güven
duyulan Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini ödesin.
Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse artık şüphesiz onun
kalbi günahkardır. Allah yaptıklarınızı bilendir. (2/283)
Kitap Ehlinden
öylesi vardır ki bir kantar emanet bıraksan onu sana geri
verir; öylesi de vardır ki ona bir dinar emanet bıraksan
sen onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu
onların "ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap
olmayanlar) konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur"
demiş olmalarındandır. Oysa kendileri (gerçeği) bildikleri
halde Allah'a karşı yalan söylemektedirler. (3/75)
Şüphesiz Allah
size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve
insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi
emrediyor. Bununla Allah size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu
Allah işitendir görendir. (4/58)
(Yine) Onlar emanetlerine
ve ahidlerine riayet edenlerdir. (23/8)
(Bir de) Onlar
kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen)
riayet edenlerdir. (70/32)
Şahidliklerinde
dosdoğru davrananlardır. (70/33)
Onları bırak; yesinler,
yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde
bileceklerdir. (15/3)
Şüphesiz, kendilerine
hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre)
dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır.
(47/25)
Andolsun, Allah
size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları
kırıp-geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten
sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir
hakkında çekiştiniz. Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti
istiyordu. Sonra (Allah) denemek için sizi ondan çevirdi.
Ama (yine de) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı fazl
(ve ihsan) sahibi olandır. (3/152)
Andolsun, mallarınızla
ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine
kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette
çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder
ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. (3/186)
İşte kalplerinde
hastalık olanları: "Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp
bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar
yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya
katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli
tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır. (5/52)
Gerçekten sizin
Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa
istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan
geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla
baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca)
O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (7/54)
Birkaç yıl içinde.
Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün mü'minler
sevineceklerdir. (30/4)
Katımızdan bir
emir ile; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz. (44/5)
Ve onlara bu emirden
açık belgeler verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten
sonra, yalnızca aralarındaki 'hakka tecavüz ve azgınlıktan'
dolayı ihtilafa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ihtilafa
düştükleri şeyde kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
(45/17)
Sonra seni de bu
emirden bir şeriat üzerine kıldık; öyleyse sen ona uy ve
bilmeyenlerin heva (istek ve tutku)larına uyma. (45/18)
Allah, yedi göğü
ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında
durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini
ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz,
öğrenmeniz için. (65/12)
hiçbir nefsin bir
başka nefse herhangi bir şeye güç yetiremeyeceği gündür;
o gün emir yalnızca Allah'ındır. (82/19)
Ey iman edenler,
Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir
sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz,
artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve
ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından
daha güzeldir. (4/59)
Kendilerine güven
veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler.
Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine
götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler,' onu
bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı,
azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz. (4/83)
Emzirmeyi tamamlamak
isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler.
Onların (annelerin) yiyeceği giyeceği bilinen (örf)e uygun
olarak çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç
yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez.
Anne çocuğu çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla
zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve
görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında
rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten
ayırmayı isterlerse ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve
eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz
vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir
sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki
Allah yaptıklarınızı görendir. (2/233)
Sizlere, anneleriniz,
kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz,
erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi
emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın
anneleri, ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan
olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla
gerdeğe girmemişseniz size bir sakınca yoktur- sizin sülbünüzden
olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz
(evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir.
Şüphesiz Allah bağışlayandır esirgeyendir. (4/23)
Onu gördüğünüz
gün her emzikli kendi emzirdiğini unutup geçecek ve her
gebe kendi yükünü düşürecektir. İnsanları da sarhoş olmuş
görürsün oysa onlar sarhoş değillerdir. Ancak Allah'ın azabı
pek şiddetlidir. (22/2)
Musa'nın annesine:
"Onu emzir şayet onun için korkacak olursan onu suya bırak
korkma ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz
ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik
(bildirdik). (28/7)
Biz daha önce ona
süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben sizin
adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya
eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi. (28/12)
(Boşadığınız) Kadınları
gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun
onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin.
Eğer onlar hamile iseler yüklerini bırakıncaya (doğumlarını
yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için
(çocuğu) emzirirlerse onlara ücretlerini ödeyin. (Durum
ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam'a
uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine
girerseniz bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası
emzirebilir. (65/6)
Öne geçen Muhacirler
ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut
olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah)
onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan
cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk'
budur. (9/100)
Andolsun Allah,
Peygamberin, Muhacirlerin ve Ensarın üzerine tevbe ihsan
etti. Ki onlar -içlerinde bir bölümünün kalbi nerdeyse kaymak
üzereyken- ona güçlük saatinde tabi oldular. Sonra onların
tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara (karşı) çok şefkatlidir,
çok esirgeyicidir. (9/117)
Kendilerinden önce
o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler
ise hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden
dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde
bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine
tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa işte onlar felah (kurtuluş) bulanlardır. (59/9)
Yetimin malına,
o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin)
dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın.
hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz.
Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın
ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti;
umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz." (6/152)
Erginlik çağına
erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte biz, iyilik
yapanları böyle ödüllendiririz. (12/22)
Erginlik çağına
erişinceye kadar, -o da en güzel bir tarz olması- dışında
yetimin malına yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid
bir sorumluluktur. (17/34)
Duvar ise, şehirde
iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı;
babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik
çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,)
Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm)
olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin
şeylerin yorumu." (18/82)
Ey insanlar, eğer
dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz
sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir
alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz
bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkca göstermek
için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde
tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da
erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden
kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten
sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en
aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru
ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz
zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.
(22/5)
Ey iman edenler,
sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik
çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için
şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin
üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu)
Üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size
de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler,
birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri
böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(24/58)
Sizden olan çocuklar,
erginlik çağına erdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin
izin istediği gibi, bundan böyle izin istesinler. İşte Allah,
ayetlerini size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve
hikmet sahibidir. (24/59)
O, erginlik çağına
ulaşıp olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik.
Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz. (28/14)
Onların erzak yüklerini
hazırlayınca dedi ki: "Bana babanızdan olan kardeşinizi
getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben
konukseverlerin en hayırlısıyım." (12/59)
Böylelikle babalarına
döndükleri zaman, dediler ki: "Ey babamız, ölçek bizden
engellendi. Bu durumda kardeşimizi bizimle gönder de erzağı
alalım. Onu mutlaka koruyacağız." (12/63)
Erzak yüklerini
açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu
gördüklerinde, dediler ki: "Ey Babamız, daha neyi arıyoruz,
işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize
erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü
de ilave ederiz. Bu (aldığımız) az bir ölçektir." (12/65)
Erzak yüklerini
kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine
bıraktı, sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "Ey kafile,
sizler gerçekten hırsızsınız." (12/70)
Şimdi Allah'ın
rahmetinin eserlerine bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl
diriltmektedir? Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir.
O, herşeye güç yetirendir. (30/50)
Şüphesiz biz, ölüleri
biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini
biz yazarız. Biz herşeyi, apaçık bir kitapta tesbit edip
korumuşuz. (36/12)
Onlar, yeryüzünde
gezip-dolaşmıyorlar mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin
nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kuvvet
ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün
idiler. Fakat Allah, onları günahları dolayısıyla (azabla)
yakalayıverdi. Onları Allah'tan koruyacak kimse olmadı.
(40/21)
Yeryüzünde gezip
dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir
sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kendilerinden (sayıca)
daha çoktu ve yeryüzünde kuvvet ve eserler bakımından daha
üstündüler. Fakat kazandıkları şeyler, (azaba karşı) onlara
hiçbir şey sağlayamadı. (40/82)
hiçbir peygambere
yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması
yakışmaz. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa
Allah (size) ahireti istemektedir. Allah üstün ve güçlüdür
hüküm ve hikmet sahibidir. (8/67)
Ey Peygamber ellerinizdeki
esirlere de ki: "Eğer Allah sizin kalblerinizde bir hayır
olduğunu bilirse (görürse) size sizden alınandan daha hayırlısını
verir ve sizi bağışlar. Allah bağışlayandır esirgeyendir."
Eğer sana ihanet etmek isterlerse onlar daha önce Allah'a
da ihanet etmişlerdi; böylece O da bozguna uğramaları (için)
sana imkan vermişti.' Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.
(8/70-71)
Sonra (yine) siz
birbirinizi öldürüyor bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor
ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor
ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz.
Oysa onları çıkarmanız size haram kılınmıştı. Yoksa siz
Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz?
Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık
olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli
olanına uğratılacaklardır. Allah yaptıklarınızdan gafil
değildir. (2/85)
Öyleyse inkâr edenlerle
(savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman hemen boyunlarını
vurun; sonunda onları 'iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca
da' artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra
ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karşılığı
salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını bıraksın (sona ersin).
İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı elbette onlardan
intikam alırdı. Ancak (savaş) sizleri birbirinizle denemesi
içindir. Allah yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak
(Allah) amellerini giderip-boşa çıkarmaz. (47/4)
Hani Lut da kavmine
şöyle demişti: "Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı
hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? (7/80)
"Gerçekten siz
kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu
siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz." (7/81)
Kavminin cevabı:
"Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen
insanlarmış!" demekten başka olmadı. (7/82)
Kavmi ona doğru
koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler.
"Ey kavmim" dedi. "İşte benim kızlarım, bunlar sizler için
daha temizdir. Artık Allah'tan korkun ve beni misafirim
önünde küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan
(reşid) bir adam yok mu?" (11/78)
Dediler ki: "Andolsun,
senin kızlarında bizim haktan bir şeyimiz (ilgimiz ve arzumuz)
olmadığını sen de bilmişsindir. Bizim ne istediğimizi gerçekte
sen biliyorsun." (11/79)
Şehir halkı birbirlerine
müjdeler vererek geldi. (15/67)
(Lut onlara) "Bunlar
benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi.
(15/68)
"Allah'tan korkup-sakının
ve beni küçük düşürmeyin." (15/69)
Dediler ki: "Biz
seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık?"
(15/70)
Dedi ki: "Eğer
yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım." (15/71)
Ömrüne andolsun
ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler. (15/72)
"Siz insanlardan
(cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? (26/165)
"Rabbinizin sizler
için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır,
siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz." (26/166)
Dediler ki: "Ey
Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan,
gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın. (26/167)
"Dedi ki: "Gerçekten
ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım."
(26/168)
"Siz gerçekten,
kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?
Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz." (27/55)
"Siz, (yine de)
erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde
çirkinlikler yapacak mısınız?" Bunun üzerine kavminin cevabı
yalnızca: "Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın azabını
getir" demek oldu. (29/29)
Onlara binmeniz
ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve
daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? (16/8)
Yürüyüşünde orta
bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü,
seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir." (31/19)
Sanki onlar, ürkmüş
yaban eşekleri gibidirler; (74/50)
Arslandan korkup-kaçmışlar.
(74/51)
iman edip salih
amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından
ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak
bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır"
derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur.
Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz
kalacaklardır. (2/25)
Ve dedik ki: "Ey
Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden
dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa
zalimlerden olursunuz." (2/35)
Kadınlarından uzaklaşmaya
yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu
süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (2/226)
İçinizden ölenlerin
(geride) bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on (gün)
beklerler. Bu bekleme süresi dolduğunda, artık onların kendi
haklarında maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından dolayı
size sorumluluk yoktur. Allah, işlediklerinizden haberi
olandır. (2/234)
İçinizde ölüp de
(geride) eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın,
bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar).
Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların
maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı
size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm
ve hikmet sahibidir. (2/240)
De ki: "Size bundan
daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin
katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan
cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah,
kulları hakkıyla görendir." (3/15)
Ey insanlar sizi
tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden
birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının.
Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan
ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah,
sizin üzerinizde gözeticidir. (4/1)
Eşlerinizin, eğer
çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir.
Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya
da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının
dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan
dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz
varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır.
(Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun
düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın,
çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi
bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer
bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette
ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın
onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir,
Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır. (4/12)
Bir eşi bırakıp
yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine)
yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiçbir şey
almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek
verdiğinizi alacak mısınız? (4/20)
Sizlere anneleriniz,
kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz,
erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi
emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın
anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan
olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla
gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden
olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz
(evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir.
Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/23)
İman edip salih
amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi
kalacakları cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz
kılınmış eşler vardır. Ve onları, 'ne sıcak-ne soğuk, tam
kararında gölgeliğe' sokacağız. (4/57)
Bir de dediler
ki: "Bu hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize
aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar
da bunda ortaktırlar." Allah, (bu) düzmelerinin cezasını
verecektir. Şüphesiz O, hüküm sahibi olandır, bilendir.
(6/139)
Ve ey Adem, sen
ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin;
ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. (7/19)
O, sizi tek bir
nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan
eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük
yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca,
ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih
(bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız."
(7/189)
De ki: "Eğer babalarınız,
çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız
mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza
giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun
yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın
emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna
hidayet vermez. (9/24)
Onlar, Adn cennetlerine
girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından 'salih
davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler
onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) (13/23)
Andolsun, senden
önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik.
Allah'ın izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti
(mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tesbit
edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır.
(13/38)
Allah size kendi
nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar
ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı.
Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini
inkar mı ediyorlar? (16/72)
Bunun üzerine dedik
ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın
sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun."
(20/117)
Onun duasına icabet
ettik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya
elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı,
umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize derin saygı
gösterirlerdi. (21/90)
Ancak eşleri ya
da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç;
bu konuda kınanmış değillerdir. (23/6)
Kendi eşlerine
(zina suçu) atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar
ise, onlardan da her birinin şahidliği, Allah adına dört
(kere yemin) ile kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden
olduğuna şahidlik etmektir. (24/6)
Ve onlar: "Rabbimiz,
bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak
(çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl,"
diyenlerdir. (25/74)
Rabbinizin sizler
için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır,
siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz." (26/166)
Onda 'sükun bulup
durulmanız' için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması
ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir.
Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler
vardır. (30/21)
Allah, bir adamın
kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini
annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda
bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı
da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca)
ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru
olan) yola yöneltip-iletir. (33/4)
Ey peygamber, eşlerine
söyle: "Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini
istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir salma
tarzıyla sizi salıvereyim." (33/28)
Hani sen, Allah'ın
kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin
kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun;
insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi
nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, kendisinden çekinmene
çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince,
biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının
kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları)
zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük
olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir. (33/37)
Ey Peygamber, gerçekten
biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve
Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden
sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte
hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının
kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini
peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği
mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca
sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi
eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda
onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size
bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.
Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (33/50)
Bundan sonra (başka)
kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri
senin hoşuna gitse bile- sana helal olmaz; ancak sağ elinin
malik olduğu (cariyeler) başka. Allah herşeyi gözetleyip
denetleyendir. (33/52)
Ey iman edenler
(rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir başka iş
için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama
yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın
ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet
vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı
açıklamak)tan utanmaz. Onlardan (peygamberin eşlerinden)
bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından isteyin. Bu,
sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de daha
temizdir. Allah'ın Resûlü'ne eziyet vermeniz ve ondan sonra
eşlerini nikahlamanız size ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü
böyle yapmanız, Allah katında çok büyük (bir günah)tır.
(33/53)
Ey Peygamber, eşlerine,
kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden
(cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür
ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun
olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(33/59)
Kendileri ve eşleri,
gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (36/56)
Zulmedenleri, eşlerini
ve taptıklarını bir araya getirip toplayın." (37/22)
Ve yanlarında bakışlarını
yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. (37/48)
Ve yanlarında bakışlarını
yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır. (38/52)
Sizi tek bir nefisten
yarattı, sonra ondan kendi eşini var etti ve sizin için
davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında,
üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa
(dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur,
mülk O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl
çevriliyorsunuz? (39/6)
Rabbimiz, onları
Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından,
eşlerinden ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen,
üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (40/8)
O, göklerin ve
yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan
da çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip-yayıyor.
O'nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O, işitendir,
görendir. (42/11)
Siz ve eşleriniz
cennete girin; 'sevinç içinde ağırlanacaksınız." (43/70)
Orada bakışlarını
yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan
önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur. (55/56)
Eşlerine sevgiyle
tutkun (ve) hep yaşıt, (56/37)
Gerçekten Allah,
eşi konusunda seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan
(kadın)ın sözünü işitti. Allah, aranızda geçen konuşmaları
işitiyordu. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir. (58/1)
Ve eğer eşlerinizden
(kafirlere kaçmalarından dolayı) herhangi bir şey kafirlere
geçer, böylece siz de (savaşta onları yenip) ganimete kavuşursanız,
eşleri (kaçıp) gidenlere (mehir olarak) harcama yaptıklarının
bir mislini verin. Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan sakının.
(60/11)
Ey iman edenler,
gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir
kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan
sakının. Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine
vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (64/14)
Ey Peygamber, eşlerinin
hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını
niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(66/1)
Hani Peygamber,
eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o
(eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa
vurunca, o da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını
(söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi)
demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen,
(herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti.
(66/3)
Eğer sizler (Peygamberin
iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz
eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi
olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril
ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından
melekler de onun destekçisidirler. (66/4)
Belki onun Rabbi,
-eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha
hayırlı Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden,
ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir. (66/5)
Allah, inkâr edenlere,
Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan
salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara
ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan
gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe
diğer girenlerle birlikte girin" denildi. (66/10)
Kendi eşini ve
kardeşini, (70/12)
Ancak kendi eşleri
ya da sağ ellerinin malik olduğu başka; çünkü onlar (bunlardan
dolayı) kınanmazlar. (70/30)
Elbette, Rabbimizin
şanı yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk."
(72/3)
Eşinden ve çocuklarından,
(80/36)
Eşi de; odun hamalı
(ve) (111/4)
Medyen (toplumuna
da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki:
"Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız
yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir.
Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını)
eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha)
konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın.
Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız." (7/85)
(Tura gitmesinin)
Ardından Musa'nın kavmi süs eşyalarından böğürmesi olan
bir buzağı heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle
konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini
(hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler
de, zulmedenler oldular. (7/148)
Ey kavmim, ölçüyü
ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını
değerden düşürüp- eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın." (11/85)
Dediler ki: "Ey
Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u
da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık.
Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile
sen bize inanacak değilsin." (12/17)
Dedi ki: "Eşyamızı
kendisinde bulduğumuzun dışında, birisini alıkoymamızdan
Allah'a sığınırız. Yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim oluruz."
(12/79)
Dediler ki: "Biz
sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o
kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler
yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı."
(20/87)
İnsanların eşyasını
değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak
karışıklık çıkarmayın." (26/183)
İki deniz bir değildir.
Şu, tatlı, susuzluğu keser ve içimi kolay; şu da, tuzlu
ve acıdır. Ancak her birinden taze et yersiniz ve takınmakta
olduğunuz süs eşyalarını çıkarırsınız. O'nun fazlından aramanız
ve umulur ki şükretmeniz için gemilerin onda (denizde) suları
yara yara akıp gittiğini görürsün. (35/12)
O, size ölüyü (leşi)-
kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan
(hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz
olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak
şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur.
Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (2/173)
Ölü eti, kan, domuz
eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş,
yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,-
dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla
yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden
(dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi
kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size
din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha
eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek
kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
De ki: "Bana vahyolunanlar
içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti,
dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da
Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram
kılınmış bir şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla
karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla-
(bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin
Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (6/145)
O, size ancak ölüyü,
kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan
(hayvan)ı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak
ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü gerçekten Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir. (16/115)
Onların etleri
ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden
takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir;
O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz
için. Güzellikte bulunanlara müjde ver. (22/37)
Biz onlara kendileri
için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n
da etini) yiyorlar. (36/72)
Ey iman edenler,
zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs
etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz
kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.)
Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte,
bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah,
tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (49/12)
Canlarının çektiği
kuş eti. (56/21)
Emzirmeyi tamamlamak
isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler.
Onların (annelerin) yiyeceği giyeceği bilinen (örf)e uygun
olarak çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç
yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez.
Anne çocuğu çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla
zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve
görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında
rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten
ayırmayı isterlerse ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve
eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz
vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir
sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki
Allah yaptıklarınızı görendir. (2/233)
|