kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Yoksa Biz, iman edip salih
amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar
gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi
(bir) mi tutacağız? (38/28)
İşte onlar da, kafir,
facir olanlardır. (80/42)
Ve şüphesiz facir (kötü)
olanlar da, elbette çılgınca yanan ateşin içindedirler.
(82/14)
Hayır; facir olanların
kitabı şüphesiz "Siccîn" dedir. (83/7)
Faiz (riba) yiyenler,
ancak kendisini şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi çarpılmış
olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: "Alım-satım
da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah,
alışverişi helal faizi ise haram kılmıştır. Kime Rabbinden
bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi
kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri dönerse
artık onlar ateşin halkıdır orada sürekli kalacaklardır.
(2/275)
Allah, faizi yok eder
de sadakaları arttırır. Allah, günahkar kâfirlerin hiçbirini
sevmez. (2/276)
Ey iman edenler, Allah'tan
sakının ve eğer inanmışsanız faizden artakalanı bırakın.
(2/278)
Şayet böyle yapmazsanız,
Allah'a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe
ederseniz artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş
olursunuz ne zulme uğratılmış olursunuz. (2/279)
Ey iman edenler, faizi
kat kat arttırılmış olarak yemeyin. Ve Allah'tan korkup-sakının
umulur ki kurtulursunuz. (3/130)
Ondan nehyedildikleri
halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere
yemeleri nedeniyle (öyle yaptık.) Onlardan kafir olanlara
pek acıklı bir azab hazırlamışızdır. (4/161)
İnsanların mallarından
artsın diye vermekte olduğunuz faiz Allah katında artmaz.
Ama Allah'ın yüzünü (rızasını) isteyerek verdiğiniz zekat
ise işte (sevablarını ve gelirlerini) kat kat arttıranlar
onlardır. (30/39)
Yüzlerinizi doğudan ve
batıdan yana çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu, yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
(Oruç) Sayılı günlerdir.
Artık, sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı
günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin
üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim,
gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır.
Oruç tutmanız -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.
(2/184)
Sana neyi infak edeceklerini
sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey anne-babaya
yakınlara yetimlere yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır
olarak her ne yaparsanız Allah, onu şüphesiz bilir." (2/215)
Kendilerine el sürmediğiniz
mehirlerini tesbit etmediğiniz kadınları boşamanızda sizin
için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın zengin olan
kendi gücü darda olan da kendi gücü oranında maruf (meşru
ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu) iyilik edenler
üzerinde bir haktır. (2/236)
Şeytan, sizi fakirlikle
korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah
ise size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor.
Allah (rahmetiyle) geniş olandır bilendir. (2/268)
(Sadakalar) Kendilerini
Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar yeryüzünde
dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen
onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın.
Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne
infak ederseniz şüphesiz Allah onu bilir. (2/273)
Andolsun; "Gerçek Allah
fakirdir, biz ise zenginleriz" diyenlerin sözlerini Allah
işitmiştir. Onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız
yere öldürmelerini yazacağız ve: "Yakıcı olan azabı tadın"
diyeceğiz. (3/181)
Yetimleri nikaha erişecekleri
çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma
gördünüz mü hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler diye
israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya çalışsın
yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir
şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman onlara
karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.
(4/6)
(Mirası) Bölüşme sırasında,
yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa onları ondan
rızıklandırın ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin. (4/8)
Allah'a ibadet edin ve
O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki
arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına
güzellikle davranın. Çünkü Allah her büyüklük taslayıp böbürleneni
sevmez. (4/36)
Ey iman edenler, kendiniz,
anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa Allah için
şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin
olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır.
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer
dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz
şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (4/135)
Allah, sizi yeminlerinizdeki
'rastgele söylemelerinizden boş sözlerden' dolayı sorumlu
tutmaz ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı
sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti ailenizdekilere
yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak, ya
da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır.
(Bunlara imkan) Bulamayan, (için) üç gün oruç (vardır.)
Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir.
Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar
umulur ki şükredersiniz. (5/89)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken
avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden)
öldürürse cezası hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir.
Buna da Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet
sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak
veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle,
işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah, geçmişte olanı
bağışladı. Ama kim tekrarlarsa Allah, ondan öc alacaktır.
Allah, üstün ve güçlü olandır öc sahibidir. (5/95)
De ki: "Gelin, size Rabbinizin
neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak
koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de onların da rızıklarını
biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına
yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında Allah'ın (öldürülmesini)
haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye
(emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz." (6/151)
Ey iman edenler, müşrikler
ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıllarından sonra artık
Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer ihtiyaç içinde kalmaktan
korkarsanız, Allah dilerse sizi kendi fazlından zengin kılar.
Şüphesiz Allah, bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (9/28)
Sadakalar -Allah'tan bir
farz olarak- yalnızca fakirler düşkünler (zekat) işinde
görevli olanlar kalbleri ısındırılacaklar köleler borçlular
Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah
bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (9/60)
Akrabaya hakkını ver yoksula
ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma. (17/26)
Yoksulluk endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin; onlara da size de biz rızık veririz.
Şüphesiz onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır.
(17/31)
"Gemi denizde çalışan
yoksullarındı onu kusurlu yapmak istedim (çünkü) ilerilerinde
her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (18/79)
Kendileri için birtakım
yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği
(kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken)
Allah'ın adını ansınlar. Artık, bunlardan yiyin ve zorluk
çeken yoksulu da doyurun. (22/28)
İri cüsseli develeri size
Allah'ın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir
hayır vardır. Öyleyse, onlar bir dizi halinde (veya saf
tutmuşcasına ayakta durup) boğazlanırken Allah'ın adını
anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin
kanaatkara ve isteyene yedirin. İşte böyle, onlara sizin
için boyun eğdirdik umulur ki şükredersiniz. (22/36)
Sizden faziletli ve varlıklı
olanlar yakınlara yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere
vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler.
Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır
esirgeyendir. (24/22)
İçinizde evli olmayanları
kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin.
Eğer fakir iseler, Allah kendi fazlından onları zengin eder.
Allah, geniş (nimet sahibi)dir bilendir. (24/32)
Öyleyse yakınlara hakkını
ver, yoksula da, yolcuya da. Allah'ın yüzünü (rızasını)
isteyenler için bu daha hayırlıdır ve felaha erenler onlardır.
(30/38)
Ey insanlar, siz Allah'a
(karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise Ğaniy (hiçbir
şeye ihtiyacı olmayan)dır Hamid (övülmeye layık)tır. (35/15)
İşte sizler böylesiniz;
Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen
sizden kimi cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık
o ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah, ise Ğaniy (hiçbir
şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer
siz, yüz çevirecek olursanız sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir.
Sonra onlar sizin benzeriniz de olmazlar. (47/38)
Onların mallarında dilenip-isteyen
(ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de
bir hak vardı. (51/19)
Hayır biz büsbütün yoksun
bırakıldık. (56/67)
Allah'ın o (fethedilen)
şehir halkından Resûlü'ne verdiği fey Allah'a Resûl'e (ve
Resûl'e) yakın akrabalığı olanlara yetimlere yoksullara
ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki, (bu mallar ve servet)
sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet
olmasın. Resûl, size ne verirse artık onu alın sizi neden
sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan sakınıp korkun.
Şüphesiz Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/7)
(Bundan başka bu mallar)
Hicret eden fakirleredir ki, onlar Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) arayıp Allah'a ve O'nun Resûlü'ne yardım ederlerken
yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmışlardır. İşte
bunlar, sadık olanlar bunlardır. (59/8)
"Bugün sakın oraya hiçbir
yoksul girip de karşınıza çıkmasın." (68/24)
"Hayır biz (herşeyden
ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık." (68/27)
Yoksula yemek vermeye
destekçi olmazdı. (69/34)
Yoksul ve yoksun olan(lar)için.
(70/25)
Yoksula yedirmezdik. (74/44)
Yoksula yedirmek için
birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. (89/18)
Veya sürünen bir yoksulu.
(90/16)
Bir yoksul iken seni bulup
zengin etmedi mi? (93/8)
İsteyip-dileneni azarlayıp-çıkışma.
(93/10)
Yoksulu doyurmayı teşvik
etmeyen odur. (107/3)
Ölü eti, kan, domuz eti
Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek
bir yerden düşmüş, boynuzlanmış, yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç-
dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır, (günahla
yoldan sapmadır.) Bugün, inkâra sapanlar sizin dininizden
(dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın
Benden korkun. Bugün, size dininizi kemale erdirdim üzerinizdeki
nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim.
Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı
karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram
saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah,
bağışlayandır esirgeyendir. (5/3)
Ey iman edenler, içki,
kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden
olan pisliklerdir. Öyleyse, bun(lar)dan kaçının; umulur
ki kurtuluşa erersiniz. (5/90)
Şüphesiz Allah, bir sivrisineği
de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten
çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden
gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkâr edenler ise, "Allah,
bu örnekle neyi amaçlamış?" derler. (Oysa Allah,) Bununla
birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak
O, fasıklardan başkasını saptırmaz. (2/26)
Andolsun biz sana apaçık
ayetler indirdik. Bunları fasıklardan başkası inkâr etmez.
(2/99)
Artık kim bundan sonra
yüz çevirirse, onlar fasık olanlardır. (3/82)
(Musa:) "Rabbim, gerçekten
kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse
bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır." dedi. (5/25)
(Allah) Dedi: "Artık orası
kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde
'şaşkınca dönüp duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluğuna
üzülme." (5/26)
İncil sahipleri Allah'ın
onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle
hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır. (5/47)
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle
hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin
bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın.
Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları
nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz,
insanların çoğu fasıklardır. (5/49)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
yalnızca Allah'a, bize indirilene ve önceden indirilene
inanmamız ve sizin çoğunuzun fasıklar olmanız nedeniyle
mi bizden hoşlanmıyorsunuz?" (5/59)
Eğer Allah'a, peygambere
ve ona indirilene iman etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi.
Fakat onlardan çoğu fasık olanlardır. (5/81)
Bu, gerektiği gibi şahidliği
yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden
korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının ve
dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
(5/108)
Onların çoğunda 'verdikleri
söze bağlılık' görmedik, ama onların çoğunu fasıklar (yoldan
çıkanlar) olarak gördük. (7/102)
Biz ona Levhalar'da herşeyden
bir öğüt ve herşeyin yeterli bir açıklamasını yazdık. (Ve:)
"Şimdi bunlara sıkıca sarıl ve kavmine de emret ki en güzeliyle
sarılsınlar. Size fasıkların yurdunu pek yakında göstereceğim"
(dedik). (7/145)
Nasıl olabilir ki!.. Eğer
size karşı galip gelirlerse size karşı ne 'akrabalık bağlarını',
ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip-tanırlar. Sizi ağızlarıyla
hoşnut kılarlar, kalbleri ise karşı koyar. Onların çoğu
fasık kimselerdir. (9/8)
De ki: "Eğer babalarınız,
çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız
mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza
giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun
yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın
emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna
hidayet vermez. (9/24)
De ki: "İsteyerek veya
istemiyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir.
Çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz." (9/53)
Sen, onlar için ister
bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere
bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz.
Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük
etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet
vermez. (9/80)
Onlardan ölen birinin
namazını hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü
onlar, Allah'a ve elçisine (karşı) inkâra saptılar ve fasık
kimseler olarak öldüler. (9/84)
Kendilerinden hoşnut olmanız
için size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile
şüphesiz Allah, fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz. (9/96)
Böylece Rabbinin sözü
o fasık kimseler üzerinde (şöyle) gerçekleşmiştir ki: "Onlar
şüphesiz iman etmezler." (10/33)
Korunan (iffetli) kadınlara
(zina suçu) atan, sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen
değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul
etmeyin. Onlar fasık olanlardır. (24/4)
Allah, içinizden iman
edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç
şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi'
kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,
kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik
kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana
hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse,
işte onlar fasıktır. (24/55)
Ve elini koynuna sok,
kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine
olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar,
fasık olan bir kavimdir." (27/12)
Elini koynuna sok, kusursuz
olarak bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını
kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun
ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten
onlar, fasık bir topluluktur." (28/32)
Şüphesiz biz, fasıklık
yapmalarından dolayı, bu ülke halkının üstüne gökten iğrenç
bir azab indireceğiz." (29/34)
Öyleyse, iman eden kimse,
fasık olan gibi olur mu? Bunlar eşit olmazlar. (32/18)
Fasık olanlar içinse,
artık onların da barınma yeri ateştir. Oradan her çıkmak
istediklerinde, geri çevrilirler ve onlara: "Kendisini yalanladığınız
ateş azabını tadın" denir. (32/20)
Böylelikle kendi kavmini
küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten onlar,
fasık olan bir kavimdi. (43/54)
İnkâr edenler ateşe sunulacakları
gün, (onlara şöyle denir:) "Siz dünya hayatınızda bütün
'güzellikleriniz ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla
yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz
(istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün
alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız." (46/20)
Artık sen sabret; Resullerden
azim sahiplerinin sabrettikleri gibi, Onlar için de acele
etme. Onlar, tehdit edildikleri şeyi (azabı) gördükleri
gün, sanki gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamış(olacak)lardır.
(Bu,) Bir tebliğdir. Artık fasık olan bir kavimden başkası
yıkıma uğratılır mı? (46/35)
Ey iman edenler, eğer
bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'.
Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da,
sonra işlediklerinize pişman olursunuz. (49/6)
Ey iman edenler, bir kavim
(bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha
hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki
kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi
kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü
lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir
isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların
ta kendileridir. (49/11)
Bundan önce Nuh kavmini
de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi.
(51/46)
İman edenlerin, Allah'ın
ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin 'saygı ve
korku ile yumuşaması' zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce
kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir
süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi
olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı. (57/16)
Andolsun, Biz Nuh'u ve
İbrahim'i (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı
onların soylarında kıldık. Öyle iken, içlerinde hidayeti
kabul edenler vardır, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
(57/26)
Sonra onların izleri üzerinde
elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı
da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin
kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak)
Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik).
Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna
da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman
edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
(57/27)
Hurma ağaçlarından her
neyi kesmişseniz veya kökleri üzerinde dimdik bırakmışsanız,
(bu) Allah'ın izniyledir ve fasık olanları alçaltması içindir.
(59/5)
Kendileri Allah'ı unutmuş,
böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar
gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir.
(59/19)
Hani Musa, kavmine demişti
ki: "Ey kavmim, gerçekten benim sizin için Allah'tan gönderilmiş
bir elçi olduğumu bildiğiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?"
İşte onlar eğrilip-sapınca Allah da onların kalplerini eğriltip
saptırmış oldu. Allah, fasık bir kavmi hidayete erdirmez.
(61/5)
Senin onlar adına mağfiret
dilemen ile mağfiret dilememen onlar için birdir. Allah,
onlara kesin olarak mağfiret etmeyecektir. Şüphesiz Allah,
fasık bir kavme hidayet vermez. (63/6)
Siz ise, bundan sonra
da yüz çevirdiniz. Eğer, Allah'ın üzerinizdeki fazlı (lütuf
ve ihsanı) ve rahmeti olmasaydı, siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan
olurdunuz. (2/64)
Böylece, onları Allah'ın
izniyle yenilgiye uğrattılar. Davud, Calut'u öldürdü. Allah
da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer,
Allah'ın insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi)
olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah,
alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (2/251)
Mallarını Allah yolunda
infak edenlerin örneği, yedi başak bitiren, her bir başakta
yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah,
dilediğine kat kat arttırır. Allah, (ihsanı) bol olandır
bilendir. (2/261)
Şeytan, sizi fakirlikle
korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah
ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor.
Allah, (rahmetiyle) geniş olandır bilendir. (2/268)
O, kime dilerse rahmetini
tahsis eder Allah, büyük 'lutuf ve ihsan (fazl)' sahibidir.
(3/74)
Andolsun Allah, size verdiği
sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz.
Öyle ki, sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra siz
yılgınlık gösterdiniz isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz.
Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra
(Allah) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi
bağışladı. Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi
olandır. (3/152)
Bundan dolayı, kendilerine
hiçbir kötülük dokunmadan, bir bolluk (fazl) ve Allah'tan
bir nimetle geri döndüler. Onlar Allah'ın rızasına uydular.
Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (3/174)
Allah'ın bol ihsanından
kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler bunun kendileri
için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu onlar için
şerdir; kıyamet günü cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır.
Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır. (3/180)
Allah'ın kendisiyle kiminizi
kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin.
Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara
da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını)
isteyin. Gerçekten Allah, herşeyi bilendir. (4/32)
Bu fazl (bol ihsan) Allah'tandır.
Bilen olarak Allah yeter. (4/70)
Eğer, ikisi ayrılacak
olurlarsa Allah her birine 'genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından'
kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) Allah, (rahmetiyle) geniş
olandır hüküm ve hikmet sahibidir. (4/130)
Allah'a and içiyorlar
ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkâr
sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır
ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama
kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından
zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe
ederlerse kendileri için hayırlı olur eğer yüz çevirirlerse
Allah onları dünyada da ahirette de acı bir azabla azablandırır.
Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı
yoktur. (9/74)
Onlardan kimi de: "Andolsun
eğer, bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz
ve salihlerden olacağız" diye Allah'a ahdetmiştir. (9/75)
Onlara kendi bol ihsanından
verince ise onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler;
onlar böyle sırt dönenlerdir. (9/76)
Andolsun Allah, Peygamberin
Muhacirlerin ve Ensarın üzerine tevbe ihsan etti. Ki onlar
-içlerinde bir bölümünün kalbi nerdeyse kaymak üzereyken-
ona güçlük saatinde tabi oldular. Sonra onların tevbelerini
kabul etti. Çünkü O, onlara (karşı) çok şefkatlidir çok
esirgeyicidir. (9/117)
Allah hakkında yalan uydurup,
iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Allah,
insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların
çoğu şükretmezler. (10/60)
Ve Rabbinizden bağışlanma
dileyin; sonra O'na tevbe edin. O da, sizi adı konulmuş
bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın
ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz,
gerçekten ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
(11/3)
Mutlu olanlar da artık
onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve
yer sürüp gittikçe orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi
olmayan bir ihsandır. (11/108)
Şüphesiz Allah adaleti
ihsanı yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan
(fahşadan) kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size
öğüt vermektedir umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz. (16/90)
Hepsine onlara da bunlara
da Rabbinin ihsanından 'arttırarak-veririz.' Rabbinin ihsanı
kesilmiş değildir. (17/20)
Biz ona İshak'ı ve Yakub'u
armağan ettik ve onun soyunda (seçtiklerimize) peygamberliği
ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık ecrini de dünyada verdik.
Şüphesiz o ahirette salih olanlardandır. (29/27)
Bizim uğrumuzda cihad
edenlere şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçek şu ki Allah
ihsan edenlerle beraberdir. (29/69)
Kim ihsanda bulunan (biri)
olarak yüzünü (kendini) Allah'a teslim ederse, artık gerçekten
o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a
varır. (31/22)
Gerçekten biz ihsanda
bulunanları böyle ödüllendiririz. (37/80)
"Gerçekten sen rüyayı
doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz."
(37/105)
Ona da İshak'a da bereketler
verdik. İkisinin soyundan ihsanda bulunan (muhsin olan)
da var açıkça kendi nefsine zulmetmekte olan da. (37/113)
Şüphesiz biz ihsanda bulunanları
böyle ödüllendiririz. (37/121)
Rableri katında dileyecekleri
herşey onlarındır. İşte bu ihsanda bulunanların ödülüdür.
(39/34)
İnsana bir zarar dokunduğu
zaman bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan
ettiğimizde der ki: "Bu bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla
verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir.
Ancak çoğu bilmiyorlar. (39/49)
Bundan önce de bir rehber
(imam) ve bir rahmet olarak, Musa'nın kitabı var. Bu da
zulmedenleri uyarıp korkutmak ve ihsanda bulunanlara bir
müjde olmak üzere (kendinden önceki kitapları) doğrulayıcı
ve Arapça bir dil ile olan bir kitaptır. (46/12)
Muhammed Allah'ın elçisidir.
Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu kendi
aralarında ise merhametlidirler. Onları rüku edenler secde
edenler olarak görürsün; onlar Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri secde
izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları
budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini
çıkarmış derken onu kuvvetlendirmiş derken kalınlaşmış sonra
sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu) ekicilerin hoşuna
gider. (Bu örnek) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir.
Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara
bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir. (48/29)
Allah'tan bir fazl (bir
ihsan ve lütuf) ve bir nimet olarak. Allah, bilendir hüküm
ve hikmet sahibidir. (49/8)
Rablerinin kendilerine
verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda
(güzel davranışta) bulunanlardı. (51/16)
İhsanın karşılığı ihsandan
başkası mıdır? (55/60)
Öyle ki, Kitap Ehli (Yahudi
ve Hıristiyanlar) Allah'ın fazlından hiçbir şeye 'güç yetirip-sahip
olmadıklarını' ve fazlın muhakkak Allah'ın elinde olduğunu
onu dilediğine verdiğini bilip-öğrensin. Allah, büyük fazl
(üstün lütuf ve ihsan) sahibidir. (57/29)
(Bundan başka bu mallar,)
Hicret eden fakirleredir ki onlar Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) arayıp Allah'a ve O'nun Resûlü'ne yardım ederlerken
yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmışlardır. İşte
bunlar sadık olanlar, bunlardır. (59/8)
Bu Allah'ın dilediğine
verdiği fazl (lütuf ve ihsan)ıdır. Allah, büyük fazl sahibidir.
(62/4)
Eğer, Allah'a güzel bir
borç verecek olursanız onu sizin için kat kat arttırır ve
sizi bağışlar. Allah, Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan
eden) Halim'dir (cezayı vermekte acele etmeyendir). (64/17)
Oruç gecesinde kadınlarınıza
yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz,
siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize
ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve
sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin
için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik
siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra
geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz
zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara
ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (2/187)
Güneşin sarkmasından gecenin
kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan)
Kur'an'ı, işte o, şahid olunandır. (17/78)
Fecre andolsun, (89/1)
Fecrin çıkışına kadar
bir esenliktir (selamdır) o. (97/5)
Kendilerine: "Yeryüzünde
fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz yalnızca ıslah edicileriz"
derler. (2/11)
Haberiniz olsun; gerçekten
asıl fesatçılar bunlardır ama şuurunda değildirler. (2/12)
Ki (bunlar) Allah'ın ahdini
onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar Allah'ın kendisiyle
birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde
bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar işte bunlardır.
(2/27)
Hani Rabbin Meleklere:
"Muhakkak ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti.
Onlar da: "Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis
edip dururken orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak
birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin
bilmediğinizi ben bilirim" dedi. (2/30)
(Yine) Hatırlayın; Musa
kavmi için su aramıştı o zaman biz ona: "Asanı taşa vur"
demiştik de ondan oniki pınar fışkırmıştı böylece herkes
içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin için
ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.
(2/60)
O, iş başına geçti mi
(ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk
çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah,
ise bozgunculuğu sevmez. (2/205)
Hem dünya (konusun)da,
hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki:
"Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları
aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir.
Allah, bozgun (fesad) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırdeder).
Eğer Allah, dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah,
güçlü ve üstün olandır hüküm ve hikmet sahibidir." (2/220)
Ey iman edenler, sizden
olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar, size kötülük ve zarar
vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden
hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur,
sinelerinin gizli tuttukları ise daha büyüktür. Size ayetlerimizi
açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (3/118)
Bu nedenle İsrailoğullarına
şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki
bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse,
sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine
engel olarak) diriltirse bütün insanları diriltmiş gibi
olur. Andolsun elçilerimiz, onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir.
Sonra bunun ardından, onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü
taşıranlardır. (5/32)
Allah'a ve Resûlü'ne karşı
savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların
cezası ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının
çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir.
Bu dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük
bir azab vardır. (5/33)
Yahudiler: "Allah'ın eli
sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden
dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır nasıl
dilerse infak eder. Andolsun Rabbinden sana indirilen onlardan
çoğunun taşkınlıklarını ve inkârlarını arttıracaktır. Biz
de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık
ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş
alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa
çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (5/64)
Düzene konulması (ıslah)ından
sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak
ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik
yapanlara pek yakındır. (7/56)
(Allah'ın) Ad (kavminden)
sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve
servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki, onun düzlüklerinde
köşkler kuruyor dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde,
Allah'ın nimetlerini hatırlayın yeryüzünde bozguncular olarak,
karışıklık çıkarmayın. (7/74)
Medyen (toplumuna da)
kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: "Ey
kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız
yoktur. Size, Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir.
Ölçüyü ve tartıyı tam tutun insanların (hakları olan mallarını)
eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha)
konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın.
Bu sizin için daha hayırlıdır eğer inanıyorsanız." (7/85)
O'na iman edenleri tehdit
ederek Allah'ın yolundan alıkoymak için ve onda çarpıklık
arayarak (böyle) her yolun (başını) kesip-oturmayın. Hatırlayın
ki, siz azınlıkta (ve güçsüz) iken O sizi çoğalttı. Bozgunculuk
çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bakın. (7/86)
Sonra bunların (peygamberlerin)
ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun'a ve önde gelen çevresine
gönderdik; onlar ona (ayetlerimize) haksızlık ettiler. İşte
bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir
bak. (7/103)
Firavun kavminin önde
gelenleri dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da)
bozgunculuk çıkarmaları seni ve ilahlarını terketmeleri
için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek
çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız.
Hiç şüphesiz, biz onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz."
(7/127)
Musa ile otuz gece için
sözleştik ve ona bir on daha ekledik. Böylece, Rabbinin
belirlediği süre kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a
"Kavmimde benim yerime geç ıslah et ve bozguncuların yolunu
tutma" dedi. (7/142)
İnkâr edenler, birbirlerinin
velileridir. Eğer siz, bunu yapmazsanız (birbirinize yardım
etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük
bir bozgunculuk (fesat) olur. (8/73)
Sizinle birlikte çıksalardı,
size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve
aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi.
İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri
bilir. (9/47)
Onlardan ona inananlar
var ve ona inanmayanlar da vardır. Rabbin bozgunculuk çıkaranları
daha iyi bilir. (10/40)
Onlar atınca Musa dedi
ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah
onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah bozgunculuk çıkaranların
işini düzeltmez." (10/81)
Şimdi öyle mi? Oysa sen
önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.
(10/91)
"Ey kavmim, ölçüyü ve
tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını
değerden düşürüp- eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın." (11/85)
Sizden önceki nesillerden
onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu
önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?
Zulmedenler ise içinde bulundukları refahın peşine düştüler.
Onlar suçlu-günahkarlardı. (11/116)
"Allah adına hayret" dediler.
"Siz de bilmişsiniz ki biz (bu) yere bozgunculuk çıkarmak
amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz." (12/73)
Allah'a verdikleri sözü,
onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar Allah'ın ulaştırılmasını
emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk
çıkaranlar; işte onlar lanet onlar içindir ve yurdun kötü
olanı da onlar içindir. (13/25)
İnkâr edip de Allah'ın
yolundan alıkoyanlar; biz, işledikleri bozgunculuğa karşılık
onlara azab üstüne azab ilave ettik. (16/88)
Bir ümmet diğer bir ümmetten
(sayıca ve malca) daha gelişkindir diye yeminlerinizi, kendi
aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak ipini kuvvetle eğirdikten
sonra bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah,
sizi bununla imtihan etmektedir. Kıyamet günü hakkında ihtilafa
düştüğünüz şeyi size muhakkak açıklayacaktır. (16/92)
Yeminlerinizi kendi aranızda
bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak
kayar ve Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız.
(Ayrıca) Büyük azab da sizin içindir. (16/94)
Kitapta İsrailoğullarına
şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk
çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle
kibirlenecek-yükseleceksiniz. (17/4)
Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn
gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar
bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi
verelim mi?" (18/94)
"Ki onlar, yeryüzünde
bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah
etmiyorlar)." (26/152)
İnsanların eşyasını değerden
düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık
çıkarmayın. (26/183)
Dedi ki: "Rabbim fesat
çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et." (29/30)
Medyen'e de kardeşleri
Şuayb'ı (gönderdik) Böylece dedi ki: "Ey kavmim Allah'a
kulluk edin ve ahiret gününü umud edin ve yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın." (29/36)
İnsanların kendi ellerinin
kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı.
Umulur ki dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir
kısmını kendilerine taddırmaktadır. (30/41)
Firavun dedi ki: "Bırakın
beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın.
Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde
fesat çıkarmasından korkuyorum." (40/26)
Demek 'iş başına gelip
yönetimi ele alırsanız' hemen yeryüzünde fesad (bozgunculuk)
çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız,
öyle mi? (47/22)
Böylece oralarda fesadı
yaygınlaştırmış-arttırmışlardı.' (89/12)
İşte Allah, size ayetlerini
böyle açıklar; ki akıl erdiresiniz. (2/242)
Kime dilerse hikmeti ona
verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır
da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
(2/269)
Sana Kitabı indiren O'dur.
O'ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir;
diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar,
fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan
müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan
başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık,
tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden
başkası öğüt alıp-düşünmez. (3/7)
Elbette bunda 'derin bir
kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır.
(15/75)
Hani Musa ailesine: "Şüphesiz
ben bir ateş gördüm" demişti. "Size ondan ya bir haber veya
ısınmanız için bir kor ateş getireceğim. (27/7)
"Oraya gittiğinde, kendisine
seslenildi: "Ateş (yerin)de olanlar da, çevresinde bulunanlar
da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir.
(27/8)
"Ey Musa, gerçekten Ben,
güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım." (27/9)
"Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola
koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: "Siz
durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber,
ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm." dedi. Derken
oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan
bir ağaçtan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah benim;"
diye seslenildi." (28/29-30)
Fetih
Allah katından, yanlarında
olan (Tevrat)ı doğrulayan bir Kitap geldiği zaman, -ki bundan
önce inkâr edenlere karşı fetih istiyorlardı- işte bilip-tanıdıkları
gelince onu inkâr ettiler. Artık, Allah'ın laneti kafirlerin
üzerinedir. (2/89)
Onlar, sizi gözetleyip-duruyorlar.
Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle
birlikte değil miydik?" derler. Ama, kafirlere bir pay düşerse:
"Size üstünlük sağlamadık mı, mü'minlerden size (gelecek
tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah, kıyamet günü
aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde
kesinlikle yol vermez. (4/141)
İşte kalplerinde hastalık
olanları: "Zamanın felaketleriyle aleyhimize dönüp bize
çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini
görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya katından bir emir
getirecek de onlar nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı
pişman olacaklardır. (5/52)
Eğer fetih istiyor idiyseniz
(ey kâfirler) işte size fetih; ama eğer (inkârdan ve eski
yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
Yok geri dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz çok da
olsa, size bir şey sağlayamaz. Çünkü Allah, mü'minlerle
beraberdir. (8/19)
(Peygamberler) Fetih istediler
(sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.
(14/15)
Derler ki: "Eğer doğru
söylüyor iseniz, şu fetih ne zamanmış?" (32/28)
De ki: "Fetih günü inkâr
edenlere (o gün) inanmaları bir yarar sağlamaz ve onlara
bir süre tanınmaz." (32/29)
Şüphesiz Biz, sana apaçık
bir fetih verdik. (48/1)
Andolsun Allah, sana o
ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur
kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu
ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık)
olarak vermiştir. (48/18)
Andolsun Allah, elçisinin
gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse
mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde saçlarınızı tıraş
etmiş (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz.
Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi böylece bundan önce
size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (48/27)
Size ne oluyor ki, Allah
yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası
Allah'ındır. İçinizden fetihten önce infak eden ve savaşanlar
(başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar derece olarak sonradan
infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine
en güzel olanı va'detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan hâberdardır.
(57/10)
Ve seveceğiniz bir başka
(nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve
yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. (61/13)
Allah'ın yardımı ve fetih
geldiği zaman (110/1)
Kadınlar konusunda senden
fetva isterler. De ki: "Onlara ilişkin fetvayı size Allah
veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı
vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim
kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı
adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap'ta okunmakta
olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah
onu bilir. (4/127)
Senden fetva isterler.
De ki: "Allah, 'çocuksuz ve babasız olanın (kelale'nin)'
mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok
da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız
kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi
(erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise,
geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar)
erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin
iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar.
Allah, herşeyi bilendir. (4/176)
Ey zindan arkadaşlarım,
ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak,
kuş onun başından yiyecek. İşte hakkında fetva istemekte
olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir." (12/41)
(Zindana gidip:) "Yusuf,
ey doğru (sözlü insan).. Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin)
yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya)
konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin
söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş
olurlar." (12/46)
Onlardan Allah'ın elçisine verdiği
"fey'e" gelince, ki siz buna karşı (bunu elde etmek için)
ne at, ne deve sürdünüz. Ancak Allah, elçilerini dilediklerinin
üstüne musallat kılar. Allah, herşeye güç yetirendir. Allah'ın
o (fethedilen) şehir halkından Resûlü'ne verdiği fey, Allah'a,
Resûl'e, (ve Resûl'e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere,
yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar
ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir
devlet olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi
neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun.
Şüphesiz Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/6-7)
|