kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Gerçek şu ki, Firavun
yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım
fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten
düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri
bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. (28/4)
(O müşrikler ki,)
Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça
parça olmuşlardır; ki her grup kendi elindekiyle övünüp
sevinç duymaktadır. (30/32)
Onlar, burada (çeşitli)
fırkalardan olma bozguna uğratılmış bir ordu(durlar). (38/11)
Semud, Lut kavmi
ile Eyke halkı da. İşte onlar (Allah'a karşı isyanda birleşen
ve güç toplayan) fırkalar(dı). (38/13)
Kendilerinden önce
Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok)
fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için)
yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak
için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye giriştiler. Ben de onları
yakalayıverdim. Artık Benim cezalandırmam nasılmış? (40/5)
İman eden (adam)
dedi ki: "Ey Kavmim, ben o fırkaların gününe benzer (bir
günün felaketine uğrarsınız) diye korkuyorum." (40/30)
Sonra, içlerinden
birtakım fırkalar ihtilafa düştü. Artık, acı bir günün azabından
vay o zulmetmiş olanlara. (43/65)
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır;
böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar,
şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası,
hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (58/19)
Allah'a ve ahiret
gününe iman eden hiç bir kavim (topluluk) bulamazsın ki,
Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve
dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister
çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları)
olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı
yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları,
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz
olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar
da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır.
Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını
gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)
"Gerçek şu ki,
bizden salih olanlar vardır ve bunun dışında (ya da aşağısında)
olanlar da. Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz."
(72/11)
Kitap ehlinden
olanlar, ancak kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra
fırkalara ayrıldılar. (98/4)
Böylece her peygambere,
insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan
bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar.
Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan
olarak düzmekte olduklarıyla başbaşa bırak. (6/112)
Onlar bilmiyorlar
mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını
da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır.
(9/78)
Biz, onlardan önce
nice insan- nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan
hiç birini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor
musun? (19/98)
(Dünyada) Yalnızca
on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.
(20/103)
Onların kalpleri
tutkuyla oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar:
"Bu sizin benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz
göre göre büyüye mi geleceksiniz?" (21/3)
Yoksa onlar; gerçekten
bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını
işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların
yanlarındaki elçilerimiz de (her şeyi) yazıyorlar. (43/80)
Allah'ın göklerde
ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor
musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta
olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı
da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar
mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet
günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, her şeyi
bilendir. (58/7)
'Gizli toplantıların
fısıldaşmalarından' (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri
şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında)
fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman,
seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi
kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azab
etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir.
Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir. (58/8)
Ey iman edenler,
kendi aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman, bundan
böyle günah, düşmanlık ve Peygamber'e isyanı fısıldaşıp-konuşmayın;
birri (iyiliği) ve takvayı konuşun ve huzurunda toplanacağınız
Allah'tan sakının. (58/9)
Şüphesiz 'gizli
toplantıların fısıldaşmaları' (kulis), iman edenleri üzüntüye
düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır. Oysa
Allah'ın izni olmaksızın o, onlara hiç bir şeyle zarar verecek
değildir. Şu halde mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül
etsinler. (58/10)
Derken, aralarında
fısıldaşarak çıkıp-gittiler: (68/23)
Ki o, insanların
göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar);
(114/5)
Hacc, bilinen aylardır.
Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se,
(bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya
girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah,
onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır.
Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup-sakının. (2/197)
Ey iman edenler,
belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız.
Aranızdan bir katip doğru olarak yazsın, katip Allah'ın
kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde
hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın,
ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu),
düşük akıllı ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya güç
yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden
de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza
göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona
hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları
zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle
birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahitlik
için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır.
Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız
ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca
yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da,
şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz
için fısk (zulüm ve günah)tır. Allah'tan sakının. Allah
size öğretiyor. Allah herşeyi bilendir. (2/282)
Siz, insanlar için
çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam'a
uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a
iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri
için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat
çoğunluğu fıska sapanlardır. (3/110)
Ölü eti, kan, domuz
eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş,
yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,-
dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla
yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden
(dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi
kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size
din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha
eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek
kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
Ayetlerimizi yalanlayanlara,
fıska sapmalarından dolayı azab dokunacaktır. (6/49)
Üzerinde Allah'ın
isminin anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü bu fısk'tır (yoldan
çıkıştır). Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri
için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. Onlarla
itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz. (6/121)
De ki: "Bana vahyolunanlar
içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti,
dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da
Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram
kılınmış bir şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla
karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla-
(bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin
Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (6/145)
Bir de onlara deniz
kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi
(yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı. 'Cumartesi günü
iş yapma yasağına uyduklarında', balıkları onlara açıktan
akın akın geliyor, 'cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında'
ise, gelmiyorlardı. İşte biz, fıska sapmaları dolayısıyla
onları böyle imtihan ediyorduk. (7/163)
Kendilerine hatırlatılanı
unuttuklarında ise, biz de kötülükten sakındıranları kurtardık.
Zulmedenleri yaptıkları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azab
ile yakaladık. (7/165)
Münafık erkekler
ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler,
iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar
Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar
fıska sapanlardır. (9/67)
Ve bilin ki Allah'ın
Resûlü içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysaydı,
elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi,
onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkârı,
fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu
bulmuş (irşad) olanlardır. (49/7)
Öyleyse sen yüzünü
Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına
çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın
yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta
duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (30/30)
Ve hiç kimsenin,
hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin
kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı
ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının. (2/48)
Sonra (yine) siz,
birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor
ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor
ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz.
Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz,
Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz?
Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık
olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli
olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil
değildir. (2/85)
Ve hiç kimsenin
hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye
alınmayacağı ve hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği
ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının. (2/123)
(Oruç) Sayılı günlerdir.
Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı
günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin
üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim
gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır.
Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.
(2/184)
Haccı ve umreyi
Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer
nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı
gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş
etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa,
onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi
gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak
isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana
da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere,
bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i
Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki
Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. (2/196)
Boşanma iki defadır.
(Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir).
Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size
helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta
tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer
ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından
korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi
için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır;
onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz
ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir. (2/229)
Şüphesiz küfredip
kafir olarak ölenler, bunların hiçbirisinden, yeryüzü dolusu
altını olsa -bunu fidye olarak verse de- kesin olarak kabul
edilmez. Onlar için acı bir azab vardır ve onların yardımcıları
yoktur. (3/91)
Gerçek şu ki, inkâr
edenler, yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir
katı daha onların olsa, bununla da kıyamet gününün azabından
(kurtulmak için) fidye vermeye kalkışsalar, yine onlardan
kabul edilmez. Onlar için acı bir azab vardır. (5/36)
Dinlerini bir oyun
ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini
mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki,
bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin)
Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır;
her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları
nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı
onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azab vardır.
(6/70)
Zulmeden her nefis,
yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık)
mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını
gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında
adaletle hükmedilmiştir. (10/54)
Rablerine icabet
edenlere daha güzeli vardır. O'na icabet etmeyenler ise,
yeryüzündekilerin tümü ve bununla birlikte bir katı daha
onların olsa mutlaka (kurtulmak için) bunu fidye olarak
verirlerdi. Sorgulamanın en kötüsü onlar içindir. Onların
barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yaratıktır o!..
(13/18)
Ve ona büyük bir
kurbanı fidye olarak verdik. (37/107)
Eğer yeryüzünde
olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin
olmuş olsaydı, kıyamet günü o kötü azabtan (kurtulmak amacıyla)
gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa, onların
hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah'tan kendileri için
açığa çıkmıştır. (39/47)
Öyleyse, inkâr
edenlerle (savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman,
hemen boyunlarını vurun; sonunda onları 'iyice bozguna uğratıp
zafer kazanınca da' artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun.
Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir
fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını
bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı,
elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri
birbirinizle denemesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin
ise; kesin olarak (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmaz.
(47/4)
Artık bugün sizden
herhangi bir fidye alınmaz ve inkâr edenlerden de.. Barınma
yeriniz ateştir, sizin veliniz (size yaraşan dost) odur;
o ne kötü bir gidiş yeridir. (57/15)
Onlar birbirlerine
gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık
olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister; (70/11)
Rabbinin fil sahiplerine
neler yaptığını görmedin mi? (105/1)
Onların 'tasarladıkları
planlarını' boşa çıkarmadı mı? (105/2)
Onların üzerine
ebabil (sürü sürü) kuşlarını gönderdi. (105/3)
Sizi dayanılmaz
işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı
hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için, Rabbinizden büyük bir
imtihan vardı. (2/49)
Ve sizin için denizi
ikiye yarıp sizi kurtardığımızı ve Firavun'un adamlarını
-gözlerinizin önünde- boğduğumuzu hatırlayın. (2/50)
Tıpkı Firavun ailesi
ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar
böylece Allah, günahları nedeniyle onları yakalayıverdi.
Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (3/11)
Sonra bunların
(peygamberlerin) ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun'a
ve önde gelen çevresine gönderdik; onlar ona (ayetlerimize)
haksızlık ettiler. İşte bozgunculuk çıkaranların nasıl bir
sona uğradıklarına bir bak. (7/103)
Musa dedi ki: "Ey
Firavun gerçekten ben alemlerin Rabbinden (gönderilme) bir
elçiyim." (7/104)
(Firavun) Dedi
ki: "Eğer gerçekten bir ayet getirmişsen ve doğru sözlülerden
isen bu durumda onu getir (bakalım)." (7/106)
Firavun kavminin
önde gelenleri dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür.";
(7/109)
"Sizi topraklarınızdan
sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?" (7/110)
Dediler ki: "Onu
ve kardeşini şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı ertele)
şehirlere de toplayıcılar yolla"; (7/111)
"Bütün bilgin büyücüleri
sana getirsinler." (7/112)
Sihirbazlar Firavun'a
gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak herhalde bize
bir karşılık (armağan) var değil mi?" (7/113)
"Evet" dedi. "(O
zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız." (7/114)
Dediler ki: "Ey
Musa, (ilkin) sen mi atmak istersin yoksa biz mi atalım?"
(7/115)
(Musa:) "Siz atın"
dedi. (Asalarını) atıverince insanların gözlerini büyüleyiverdiler,
onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş
oldular. (7/116)
Biz de Musa'ya:
"Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince)
bir de baktılar ki o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp
yutuyor. (7/117)
Böylece hak yerini
buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı.
(7/118)
Orada yenilmiş
oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler. (7/119)
Ve sihirbazlar
secdeye kapandılar. (7/120)
"Alemlerin Rabbine
iman ettik" dediler. (7/121)
"Musa'nın ve Harun'un
Rabbine…" (7/122)
Firavun: "Ben size
izin vermeden önce O'na iman ettiniz öyle mi? Mutlaka bu,
halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız
bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı)
bileceksiniz." (7/123)
"Muhakkak ellerinizi
ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim."
(7/124)
(Onlar da:) "Biz
de şüphesiz Rabbimize döneceğiz" dediler. (7/125)
"Oysa sen yalnızca
bize geldiğinde Rabbimizin ayetlerine inanmamızdan başka
bir nedenle bizden intikam almıyorsun. Rabbimiz üstümüze
sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür." (7/126)
Firavun kavminin
önde gelenleri dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta
(Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları seni ve ilahlarını terketmeleri
için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek
çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız.
Hiç şüphesiz biz onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz."
(7/127)
Musa kavmine: "Allah'tan
yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki arz Allah'ındır;
ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç
muttakiler içindir." dedi. (7/128)
Dediler ki: "Sen
bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık."
(Musa:) "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve
sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak böylece
nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (7/129)
Andolsun biz de
Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye
yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık. (7/130)
"Onlara bir iyilik
geldiği zaman "Bu bizim için" dediler; onlara bir kötülük
isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir
uğursuzluğu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun Allah
katında, asıl uğursuz olanlar kendileridir; ama onların
çoğu bilmezler. (7/131)
Onlar: "Bizi büyülemek
için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir yine de
biz sana inanacak değiliz" dediler. (7/132)
Bunun üzerine biz
de ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak, üzerlerine tufan
çekirge buğday güvesi kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine
büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular.
(7/133)
Başlarına iğrenç
bir azab çökünce dediler ki: "Ey Musa Rabbine -sana verdiği
ahid adına- bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden
çekip-giderirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını
seninle göndereceğiz." (7/134)
Ne zaman ki onların
erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip-giderdik
onlar yine andlarını bozdular. (7/135)
Biz de onlardan
intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan
habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk.
(7/136)
Kendisine bereketler
kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da, o hor kılınıp-zayıf
bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin
İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi) sabretmeleri
dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin
yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini saraylarını)
da yerle bir ettik. (7/137)
Firavun ailesinin
ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi, Allah'ın ayetlerini
inkâr ettiler de, Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi.
Şüphesiz Allah, en büyük kuvvet sahibidir sonuçlandırması
pek şiddetlidir. (8/52)
Nedeni şu: Bir
kavim (toplum) kendinde olanı değiştirinceye kadar, Allah
ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah,
şüphesiz işitendir bilendir. (8/53)
Firavun ailesinin
ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar Rablerinin
ayetlerini yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları
yıkıma uğrattık. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü
zulmeden kimselerdi. (8/54)
Sonra bunların
ardından Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı
ve Harun'u ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar, büyüklendiler.
Onlar suçlu-günahkar bir kavimdi. (10/75)
Onlara katımızdan
hak geldiği zaman, dediler ki: "Bu, kuşkusuz apaçık bir
büyüdür." (10/76)
Musa: "Size hak
geldiğinde (böyle) mi söylersiniz? Bu bir büyü müdür? Oysa
büyücüler kurtuluşa ermezler" dedi. (10/77)
Onlar: "Siz ikiniz,
bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve
yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz,
sizin ikinize inanacak değiliz" dediler. (10/78)
Firavun: "Bana
bütün bilgin büyücüleri getirin" dedi. (10/79)
Büyücüler geldiğinde
Musa: "Atacağınız şeyleri atın" dedi. (10/80)
Onlar atınca Musa
dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Şüphesiz
Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk
çıkaranların işini düzeltmez." (10/81)
Allah, suçlu-günahkarlar
istemese de hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.
(10/82)
Sonunda Musa'ya
kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun
ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları
korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü, Firavun gerçekten yeryüzünde
büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.
(10/83)
Musa dedi ki: "Ey
kavmim eğer siz, Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız artık
yalnızca O'na tevekkül edin." (10/84)
Dediler ki: "Biz,
Allah'a tevekkül ettik; Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim
için bir fitne (konusu) kılma." (10/85)
"Ve bizi kâfirler
topluluğundan rahmetinle kurtar." (10/86)
Musa ve kardeşine
(şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın,
evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın
ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele." (10/87)
Musa dedi ki: "Rabbimiz,
şüphesiz Sen Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında
bir çekicilik (güç ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz,
Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını
yerin dibine geçir ve onların kalblerinin üzerini şiddetle
bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler."
(10/88)
(Allah) Dedi ki:
"İkinizin duası kabul olundu. Öyleyse, dosdoğru yolda devam
edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın." (10/89)
Biz, İsrailoğullarını
denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla
peşlerine düştü. Sular, onu boğacak düzeye erişince (Firavun):
"İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah
olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. (10/90)
Şimdi öyle mi?
Oysa sen, önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.
(10/91)
Bugün ise, senden
sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge ibret) olman için
seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz).
Gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler.
(10/92)
Andolsun, Musa'yı
ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik. (11/96)
Firavun'a ve onun
önde gelen çevresine. Onlar, Firavun'un emrine uymuşlardı.
Oysa Firavun'un emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi.
(11/97)
O kıyamet günü
kavminin önderliğine geçer böylece onları ateşe götürmüş
olur. Sonunda vardıkları yer ne kötü bir yerdir.. (11/98)
Onlar, burda da
kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen
bağış ne kötü bir bağıştır. (11/99)
Andolsun biz, Musa'ya
apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğullarına
sor; onlara geldiği zaman Firavun ona: "Gerçekten ben seni
büyülenmiş sanıyorum" demişti. (17/101)
O da: "Andolsun
bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden
başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten, ben
de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" demişti. (17/102)
Böylelikle onları
o yerden sürüp-sarsıntıya uğratmayı istedi biz de onu ve
beraberindekileri hep- birlikte boğuverdik. (17/103)
Firavun'a git çünkü
o azmış bulunuyor. (20/24)
Hani senin Rabbin
Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git;" (26/10)
"Firavun'un kavmine
hâlâ sakınmıyorlar mı?" (26/11)
(Gittiler ve Firavun:)
Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik
mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
(26/18)
"Ve sen yapacağın
işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin." (26/19)
Böylece onu attı;
(bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan
(oluvermiş). (20/20)
Dedi ki: "Onu al
ve korkma biz onu ilk durumuna çevireceğiz." (20/21)
Elini koltuğuna
sok, bir hastalık olmadan başka bir mucize (ayet) olarak
bembeyaz bir durumda çıksın. (20/22)
Öyle ki, sana büyük
mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım. (20/23)
Firavun'a git çünkü
o azmış bulunuyor. (20/24)
(Firavun) Çevresindeki
önde gelenlere: "Bu" dedi "Doğrusu bilgin bir büyücüdür."
(26/34)
"Büyüsüyle sizi
yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" (26/35)
Dediler ki: "Bunu
ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder" (26/36)
"Bütün uzman-bilgin
büyücüleri sana getirsinler." (26/37)
Böylelikle büyücüler,
bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi. (26/38)
Ve insanlara da:
"Siz de toplanıyor musunuz? dendi." (26/39)
"Umarız ki, eğer
galip gelirse biz de büyücülere uyarız." (26/40)
Büyücüler geldiklerinde,
Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek bize bir ücret var
gerçekten değil mi?" dediler. (26/41)
"Evet" dedi. "Üstelik
şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."
(26/42)
(Firavun) Dedi
ki: "Ona ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz
o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz.
Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim
ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım." (26/49)
Bunun üzerine Firavun
şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. (26/53)
"Gerçek şu ki bunlar,
azınlık olan bir topluluktur;" (26/54)
"Ve elbette bize
karşı da büyük bir öfke beslemektedirler." (26/55)
"'Biz ise uyanık
bir toplumuz" (dedi). (26/56)
Böylelikle biz
onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp
çıkardık; (26/57)
Hazinelerden ve
soylu makam(lar)dan da. (26/58)
Ve elini koynuna
sok kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin (bu) Firavun ve
kavmine olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten
onlar, fasık olan bir kavimdir. (27/12)
Mü'min olan bir
kavim için hak olmak üzere, Musa ve Firavun'un haberinden
(bir bölümünü) sana okuyacağız. (28/3)
Gerçek şu ki, Firavun
yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım
fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten
düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp, kadınlarını diri
bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı. (28/4)
Biz ise, yeryüzünde
güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak
ve mirasçılar kılmak istiyoruz. (28/5)
Ve (istiyoruz ki)
onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım'
Firavun'a Haman'a ve askerlerine onlardan sakındıkları şeyi
gösterelim. (28/6)
Nihayet Firavun'un
ailesi onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman
ve üzüntü konusu olsun diye, sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte
Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi. (28/8)
Firavun'un karısı
dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu
öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat
ediniriz." Oysa onlar, (başlarına geleceklerin) şuurunda
değillerdi. (28/9)
Elini koynuna sok,
kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten
yana kanatlarını kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden
Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır.
Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur. (28/32)
Firavun dedi ki:
"Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu
bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana
yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım,
çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum."
(28/38)
O ve askerleri,
yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini
sandılar. (28/39)
Bunun üzerine,
onu ve askerlerini tutup suya attık. Böylelikle zulmedenlerin
nasıl bir sona uğradıklarına bir bak. (28/40)
Karun'u, Firavun'u
ve Haman'ı da (yıkıma uğrattık). Andolsun Musa, onlara apaçık
delillerle gelmişti, ancak yeryüzünde büyüklendiler. Oysa
onlar, (azabtan kurtulup) geçecek değillerdi. (29/39)
Onlardan önce Nuh
kavmi, Ad ve kazıklar sahibi Firavun'da yalanlamıştı. (38/12)
Andolsun biz, Musa'yı
ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik; (40/23)
Firavun'a, Haman'a
ve Karun'a. Ama onlar: "(Bu) Yalan söyleyen bir büyücüdür"
dediler. (40/24)
Böylece o, katımızdan
kendilerine bir hak ile geldiği zaman dediler ki: "Onunla
birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını
ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta
olandan başkası değildir. (40/25)
Firavun dedi ki:
"Bırakın beni Musa'yı öldüreyim de, o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın.
Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde
fesat çıkarmasından korkuyorum." (40/26)
Musa dedi ki: "Gerçekten
ben, hesap gününe iman etmeyen her mütekebbirden benim de
Rabbim, sizin de Rabbinize sığınırım." (40/27)
Firavun ailesinden
imanını gizlemekte olan mü'min bir adam dedi ki: "Siz benim
Rabbim Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa
o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor.
Buna rağmen o, eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir;
ve eğer doğru sözlü ise (o zaman da) size va'dettiklerinin
bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah, ölçüyü taşıran
çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez." (40/28)
"Ey Kavmim, bugün
mülk sizindir yeryüzünde hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat
bize, Allah'tan dayanılmaz bir azab gelecek olursa bize
kim yardımcı olabilecek?" Firavun dedi ki: "Ben size yalnızca
gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru
yoldan da başkasına yöneltmiyorum." (40/29)
İman eden (adam)
dedi ki: "Ey Kavmim ben o fırkaların gününe benzer (bir
günün felaketine uğrarsınız) diye korkuyorum." (40/30)
"Nuh kavmi, Ad,
Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir
gün). Allah, kullar için zulüm istemez." (40/31)
""Ve ey kavmim,
doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden
korkuyorum." (40/32)
""Arkanızı dönüp
kaçacağınız gün; sizi Allah'tan koruyacak yoktur. Allah,
kimi saptırırsa artık onu doğruya yöneltecek bulunmaz."
(40/33)
"Firavun (alayla)
dedi ki: "Ey Haman bana yüksek bir kule bina et; belki o
yollara ulaşabilirim" (40/36)
""Göklerin yollarına.
Böylelikle Musa'nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben onun
yalancı olduğunu sanıyorum." İşte Firavun'a kötü ameli böyle
çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-düzeni
'yıkım ve kayıpta' olmaktan başka (bir şey) olmadı. (40/37)
"Sonunda Allah,
onların kurdukları hileli-düzenlerinin kötülüklerinden onu
korudu ve Firavun'un çevresini de azabın en kötüsü kuşatıverdi.
(40/45)
"Ateş; sabah akşam
ona sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacağı gün: "Firavun
çevresini azabın en şiddetli olanına sokun" (denecek). (40/46)
"Andolsun Biz Musa'yı
Firavun'a ve onun 'önde gelen çevresine' ayetlerimizle gönderdik.
O da dedi ki: "Gerçekten ben, alemlerin Rabbinin elçisiyim."
(43/46)
"Fakat onlara ayetlerimizle
geldiği zaman bir de ne görsün onlar bunlara (alay edip)
gülüyorlar. (43/47)
"Biz onlara biri
ötekinden daha büyük olmayan hiçbir ayet göstermedik. Belki
dönerler diye onları azabla yakalayıverdik. (43/48)
"Ve onlar dediler
ki: "Ey büyücü sende olan ahdi (sana verdiği sözü) adına
bizim için Rabbine dua et; gerçekten biz hidayete gelmiş
olacağız." (43/49)
"Fakat onlardan
azabı çekip-giderince bir de görürsün ki onlar andlarını
bozuyorlar. (43/50)
"Firavun kendi
kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü
ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine
de görmeyecek misiniz?" (43/51)
""Yoksa ben, şundan
daha hayırlı değil miyim ki o aşağı (sınıftan) bir zavallı
ve neredeyse (sözü) açıklamadan yoksun olan (biri)dir."
(43/52)
""Bu durumda (eğer
doğruysa), üzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında
yer almış vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli değil
miydi?" (43/53)
"Böylelikle, kendi
kavmini küçümsedi onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten
onlar fasık olan bir kavimdi. (43/54)
"Sonunda bizi öfkelendirince,
biz de onlardan intikam aldık böylece onları toplu olarak
suda boğduk. (43/55)
"Andolsun biz,
kendilerinden önce Firavun'un kavmini de denedik. Onlara
kerim bir elçi gelmişti; (44/17)
"Onlar, nice bahçeler
ve pınarlar terketmişlerdi; (44/25)
"(Nice) Ekinler,
güzel konaklar (44/26)
"Ve içlerinde 'sevinç
ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler (44/27)
"İşte böyle; Biz
bunları başka bir kavime miras olarak verdik. (44/28)
"Onlar için ne
gök ne yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi. (44/29)
Andolsun, biz İsrailoğullarını
o alçaltıcı azabtan kurtardık. (44/30)
"Firavun'dan. Çünkü
o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi. (44/31)
"Onlardan önce
Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de yalanladı. (50/12)
"Fakat o 'bütün
kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu) Ya bir
büyücü veya bir delidir" dedi. (51/39)
"Bunun üzerine
Biz, onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o) 'kınanacak
işler yapıyordu.' (51/40)
"Firavun (kavmi),
ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı da hep)
o hata ile (tarih sahnesine) geldiler. (69/9)
"Şüphesiz size,
üzerinize şahid olacak bir elçi gönderdik; Firavun'a bir
elçi gönderdiğimiz gibi. (73/15)
"Fakat Firavun,
elçiye isyan etti Biz de onu pek vahim bir tarzda (azabla)
yakalayıverdik. (73/16)
""Firavun'a git;
çünkü o azdı." (79/17)
"Böylelikle Allah
onu ahiret ve dünya azabıyla yakaladı. (79/25)
"Ve kazıklar (ehramlar)
sahibi Firavun'a? (89/10)
Ve onlar, Süleyman'ın
mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular.
Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar,
insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a
indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca
bir fitneyiz, sakın inkâr etme" demedikçe hiç kimseye (bir
şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını
açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça
hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine
zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı.
Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı
olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları
şey ne kötü; bir bilselerdi. (2/102)
Onları, bulduğunuz
yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları
çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı
savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın.
Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin
cezası işte böyledir. (2/191)
(Yeryüzünde) Fitne
kalmayıncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse,
artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.
(2/193)
Sana haram olan
ayı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: "Onda savaşmak büyük
(bir günahtır). Ancak Allah katında, Allah'ın yolundan alıkoymak,
onu inkâr etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını
oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden
beterdir. Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye
kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden
geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri
(amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar
ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır. (2/217)
Sana Kitabı indiren
O'dur. O'ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler
muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir
kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak
için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini
Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz
ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz
akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (3/7)
Diğerlerini de
sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız.
(Ama) Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama)
dalarlar. Şayet sizden uzak durmaz, barış (şartların)ı size
bırakmaz ve ellerini çekmezlerse, artık onları her nerede
bulursanız tutun ve onları öldürün. İşte size, onların aleyhinde
apaçık olan 'destekleyici bir delil' kıldık. (4/91)
Ey Peygamber, kalpleri
inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudiler'den
küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana
kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak
tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine
konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın,
o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye
düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir
şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak
istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette
onlar için büyük bir azab vardır. (5/41)
Bir fitne olmayacak
sandılar, körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah, tevbelerini
kabul etti, (yine) onlardan çoğunluğu körleştiler, sağırlaştılar.
Allah yapmakta olduklarını görendir. (5/71)
(Bundan) Sonra
onların: "Rabbimiz olan Allah'a and olsun ki, biz müşriklerden
değildik" demelerinden başka bir fitneleri olmadı (kalmadı.)
(6/23)
Ve sizlerden yalnızca
zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının.
Bilin ki, gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek
şiddetli olandır. (8/25)
Bilin ki, mallarınız
ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.)
Allah yanında ise büyük bir mükafaat vardır. (8/28)
Fitne kalmayıncaya
ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın.
Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını
görendir. (8/39)
İnkâr edenler birbirlerinin
velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım
etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük
bir bozgunculuk (fesat) olur. (8/73)
Sizinle birlikte
çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave
etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba
yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır.
Allah, zulmedenleri bilir. (9/47)
Andolsun, daha
önce onlar fitne aramışlardı. Ve sana karşı birtakım işler
çevirmişlerdi. Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi
ve Allah'ın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı. (9/48)
Onlardan bir kısmı:
"Bana izin ver ve beni fitneye katma" der. Haberin olsun,
onlar fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem,
o inkâr edenleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır. (9/49)
Onlardan bir kısmı:
"Bana izin ver ve beni fitneye katma" der. Haberin olsun,
onlar fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem,
o inkâr edenleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır. (9/49)
Dediler ki: "Biz
Allah'a tevekkül ettik; Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim
için bir fitne (konusu) kılma." (10/85)
Onlar neredeyse,
sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman
için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi.
(17/73)
Andolsun, Harun
bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye
düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman'dır;
şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti. (20/90)
İnsanlardan kimi,
Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır
dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne
isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir,
ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır. (22/11)
Elçinin çağırmasını,
kendi aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın.
Allah, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten
bilir. Böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine
bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın
çarpmasından sakınsınlar. (24/63)
İnsanlardan öylesi
vardır ki, "Allah'a iman ettik" der; fakat Allah uğruna
eziyet gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri
işkence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar; ama
Rabbinden 'bir yardım ve zafer' gelirse, andolsun: "Biz
gerçekten sizlerle birlikteydik" demektedirler. Oysa Allah,
alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir?
(29/10)
Eğer onlara (şehrin
her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık
çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır
ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı.
(33/14)
Doğrusu biz, onu
kâfirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık. (37/63)
O'na karşı kimseyi
fitneye sürükleyecek değilsiniz. (37/162)
İnsana bir zarar
dokunduğu zaman, bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir
nimet ihsan ettiğimizde, der ki: "Bu, bana ancak bir bilgi(m)
dolayısıyla verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir
deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar. (39/49)
Tadın fitnenizi.
Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir." (51/14)
Gerçek şu ki Biz,
bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi
kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle
ve sabret. (54/27)
(Münafıklar) Onlara
seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler
ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları
acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah'a
ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular
yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi;
ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak,
hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu." (57/14)
Rabbimiz, bizi
inkâr edenler için bizi fitne (deneme konusu) kılma ve bizi
bağışla Rabbimiz. Şüphesiz Sen, üstün ve güçlüsün, hüküm
ve hikmet sahibisin." (60/5)
Mallarınız ve çocuklarınız
sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük
ecir (en güzel karşılık) O'nun katında olandır. (64/15)
Sizden, hanginizin
'fitneye tutulup-çıldırdığını.' (68/6)
Biz o ateşin koruyucularını
meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr
edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine
kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin
de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman
edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık
olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle
neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır,
dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendisinden
başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca
bir öğüttür. (74/31)
Kadınlarınızdan
fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid
tutun. Eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye
veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun.
(4/15)
Sizlerden fuhuş
yapanların, her ikisine eziyet edin. Eğer tevbe ederler
de ıslah olurlarsa artık onlardan vazgeçin. Şüphesiz Allah,
tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (4/16)
Sağ ellerinizin
malik olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan 'evli ve
özgür' olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah'ın
üzerinize yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini
koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek)
evlenecek kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan
hangi şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret
(mehir)lerini tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın
tesbitinden sonra, karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda
üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4/24)
İçinizden özgür
mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman
sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.)
Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları, fuhuşta
bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak
velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini)
maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten
sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki
cezanın yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan
endişe edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için
daha hayırlıdır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)
Bugün size temiz
olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin
yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden
özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine)
kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu,
fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak
-onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size
(helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette
onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
(5/5)
Andolsun kadın
onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin
kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı.
Böylelikle biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için
(ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.
(12/24)
Nikah (imkanı)
bulamayanlar, Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye
kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu
(köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere -eğer onlarda
bir hayır görüyorsanız- mükatebe yapın. Ve Allah'ın size
verdiği malından onlara verin. Dünya hayatının geçici metaını
elde etmek için -ırzlarını korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi
fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz,
onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır,
esirgeyendir. (24/33)
Ve hidayete eresiniz
diye Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı verdik. (2/53)
Bundan (Kur'an'dan)
önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler. Doğruyu yanlıştan
ayıran (Furkan)ı da indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini
inkar edenler için şiddetli bir azab vardır. Allah güçlüdür,
intikam alıcıdır. (3/4)
Ey iman edenler,
Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran
bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter
ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (8/29)
Andolsun, biz Musa'ya
ve Harun'a, takva sahipleri için bir aydınlık ve bir öğüt
(zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı
verdik. (21/48)
Alemlere uyarıcı olsun
diye, kuluna Furkan'ı indiren (Allah) ne yücedir. (25/1)
|