kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Ya da (bunlar) karanlıklar,
gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir
yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların
saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını
tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
O, sizin için yeryüzünü
bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek
bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse
(bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın. (2/22)
Sizin için yerde olanların
tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de
onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir.
(2/29)
(Allah:) "Ey Adem, bunları
onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle
haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve
yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı
ve açığa vurduklarınızı da ben bilirim." (2/33)
Ama zulmedenler, kendilerine
söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin
yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç
bir azab indirdik. (2/59)
(Yine) Bilmez misin
ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin
Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. (2/107)
Dediler ki: "Allah oğul
edindi." O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, göklerde
ve yerde her ne varsa O'nundur, tümü O'na gönülden boyun
eğmişlerdir. (2/116)
Gökleri ve yeri (bir
örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar
verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (2/117)
Şüphesiz, göklerin ve
yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde,
insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın
yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği
suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde
düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (2/164)
Allah... O'ndan başka
ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın
O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiçbirşeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.
Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.
(2/255)
Göklerde ve yerde ne
varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz
de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar,
dilediğini azablandırır. Allah, herşeye güç yetirendir.
(2/284)
Şüphesiz, yerde ve gökte
Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz. (3/5)
De ki: "Sinelerinizde
olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve
göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, herşeye
güç yetirendir." (3/29)
Peki onlar, Allah'ın
dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde
her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur
ve O'na döndürülmektedirler. (3/83)
Göklerde ve yerde olanlar
Allah'ındır ve (bütün) işler Allah'a döndürülür. (3/109)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ındır. Kimi dilerse bağışlar, kimi dilerse azablandırır.
Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (3/129)
Rabbinizden olan mağfiret
ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın;
o, muttakiler için hazırlanmıştır. (3/133)
Allah'ın, bol ihsanından
kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri
için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için
şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır.
Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan
haberi olandır. (3/180)
Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. Allah, herşeye güç yetirendir. (3/189)
Şüphesiz göklerin ve
yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde
temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. (3/190)
Onlar, ayakta iken,
otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin
ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:)
"Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin,
bizi ateşin azabından koru." (3/191)
Göklerde ve yerde ne
varsa tümü Allah'ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (4/126)
Göklerde ve yerde ne
varsa Allah'ındır. Andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere
ve sizlere: "Allah'tan korkup-sakının" diye tavsiye ettik.
Eğer inkâra saparsanız, şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa
Allah'ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamd'e
layık olandır. (4/131)
Göklerde ve yerde ne
varsa Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter. (4/132)
Kitap Ehli, senden kendilerine
gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha
büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça
göster." Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı.
Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı
(ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik
ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik. (4/153)
Ey insanlar, şüphesiz
elçi size Rabbinizden hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin
için hayırlıdır. Eğer inkâra saparsanız, şüphesiz göklerde
olanların ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/170)
Ey Kitap Ehli, dininiz
konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan
başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın
elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir
ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız;
"üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır.
Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir.
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah
yeter. (4/171)
Andolsun, "Şüphesiz,
Allah Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre düşmüştür.
De ki: "O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin
tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye)
kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah herşeye
güç yetirendir. (5/17)
Yahudi ve Hıristiyanlar:
"Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi. De ki:
"Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor?
Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini
bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların
arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır."
(5/18)
Göklerin ve yerin mülkünün
Allah'a ait olduğunu bilmiyor musun? O, kimi dilerse azablandırır,
kimi dilerse bağışlar. Allah, herşeye güç yetirendir. (5/40)
Allah, Beyt-i Haram
(olan) Kabe'yi insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı;
Haram Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu,
Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve
Allah'ın gerçekten herşeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.
(5/97)
Havariler: "Ey Meryem
oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?"
demişlerdi. O da: "Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup-sakının"
demişti. (5/112)
Meryem oğlu İsa: "Allah'ım,
Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız
için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır,
Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti. (5/114)
Göklerin, yerin ve içlerinde
olanların tümünün mülkü Allah'ındır. O, herşeye güç yetirendir.
(5/120)
Hamd, gökleri ve yeri
yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan Allah'adır.
(Bundan) Sonra bile, inkâr edenler, Rablerine (birtakım
varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar. (6/1)
Göklerde ve yerde Allah
O'dur. Gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da
bilir. (6/3)
Kendilerinden önce nice
nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi
yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük
bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine
sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından
akar yaptık. Ama günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık
ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik. (6/6)
De ki: "Göklerde ve
yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti
kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet
gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar,
işte onlar inanmayanlardır. (6/12)
De ki: "O, gökleri ve
yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken,
ben Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana
gerçekten Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın
müşriklerden olma." (denildi.) (6/14)
O, gökleri ve yeri hak
olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir,
O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur.
O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet
sahibi olandır, haberdar olandır. (6/73)
Böylece İbrahim'e, -kesin
bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu10
gösteriyorduk. (6/75)
Gerçek şu ki, ben bir
muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim.
Ve ben müşriklerden değilim." (6/79)
O, gökten su indirendir.
Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik
çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz.
Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar,
-birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden
ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde
ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)
Gökleri ve yeri bir
örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir?
O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır.
O, herşeyi bilendir. (6/101)
Gerçekten sizin Rabbiniz,
altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden
Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle
örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir.
Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur.
Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (7/54)
Eğer o ülkeler halkı
inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine
hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler)
açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri
nedeniyle yakalayıverdik. (7/96)
De ki: "Ey insanlar,
ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim.
Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka
ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi
peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun
sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş
olursunuz. (7/158)
Onlardan zulmedenler,
sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler.
Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç
bir azab' indirdik. (7/162)
Onlar, göklerin ve yerin
'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete' (melekût) Allah'ın
yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına
bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?
(7/185)
Saatin (kıyametin) ne
zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki:
"Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun süresini O'ndan
başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O,
size apansız bir gelişten başkası değildir." Sanki sen,
ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki:
"Onun ilmi yalnızca Allah'ın katındadır. Ancak insanların
çoğu bilmezler." (7/187)
Hani kendisinden bir
güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle
tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek,
kalblerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek
ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için
size gökten su indiriyordu. (8/11)
Bir de: "Ey Allah'ımız,
eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin katından ise, gökyüzünden
üstümüze taş yağdır veya acı bir azab getir (bakalım)."
demişlerdi. (8/32)
Gerçek şu ki, Allah
katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden
beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram
aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse
bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca
savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin
ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir. (9/36)
Gerçek şu ki, göklerin
ve yerin mülkü Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan
başka veliniz ve yardımcınız yoktur. (9/116)
Şüphesiz sizin Rabbiniz,
altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden,
işleri evirip-çeviren Allah'tır. Onun izni olmadıktan sonra,
hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur,
öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek
misiniz? (10/3)
Gerçekten, gece ile
gündüzün ardarda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde
yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette
ayetler vardır. (10/6)
Allah'ı bırakıp kendilerine
zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk
ederler ve: "Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir"
derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği
bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan
uzak ve yücedir." (10/18)
Dünya hayatının örneği,
ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların
yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir.
Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten
ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada)
gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir
zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir
durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için biz ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (10/24)
De ki: "Göklerden ve
yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere
malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden
çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar:
"Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de
korkup-sakınmayacak mısınız? (10/31)
Haberin olsun, göktekilerin
ve yerdekilerin tümü gerçekten Allah'ındır. Haberin olsun;
şüphesiz Allah'ın va'di haktır; ancak onların çoğu bilmezler.
(10/55)
Senin içinde olduğun
herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi
bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki,
ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler
durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir
şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de,
daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.
(10/61)
Haberiniz olsun; şüphesiz
göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan
başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere
(gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve
onlar ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler.'
(10/66)
Allah çocuk edindi"
dediler. O, (bundan) yücedir; O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır.
Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Kendinizde buna ilişkin
bir delil de yoktur. Allah'a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi
mi söylüyorsunuz? (10/68)
De ki: "Göklerde ve
yerde ne var? Bir bakıverin." İman etmeyen bir topluluğa
apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz. (10/101)
O'nun arşı su üzerinde
iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek
için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun
onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz"
dersen, inkâr edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası
değildir" derler. (11/7)
Denildi ki: "Ey yer,
suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi,
(gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna
da: "Uzak olsunlar" denildi. (11/44)
Ey kavmim, Rabbinizden
bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten
sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze
güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin." (11/52)
Onlar, Rabbinin dilemesi
dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır.
Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır. (11/107)
Mutlu olanlar da, artık
onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve
yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi
olmayan bir ihsandır. (11/108)
Göklerin ve yerin gaybı
Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk
edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan
habersiz değildir. (11/123)
Rabbim, Sen bana mülkten
(bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan
(bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada
ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma
son ver ve beni salihlerin arasına kat." (12/101)
Göklerde ve yerde nice
ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını
dönüp giderler. (12/105)
Allah O'dur ki, gökleri
dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra
arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri
adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi
evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki,
Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (13/2)
Gök gürültüsü O'nu hamd
ile, melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler..
O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar
ise Allah hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası)
pek çetin olandır. (13/13)
Göklerde ve yerde her
ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah'a
secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde eder).
(13/15)
De ki: "Göklerin ve
yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse,
O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya
güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?"
De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit
olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa
Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular
da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki:
"Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır."
(13/16)
(Allah) Gökten bir su
indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de
yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak
için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de
de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. İşte Allah, hak
ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır
gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır.
İşte Allah örnekleri böyle vermektedir. (13/17)
O Allah ki, göklerde
ve yerde ne varsa O'nundur. Şiddetli azab dolayısıyla vay
inkâr edenlere. (14/2)
Resulleri dedi ki: "Allah
hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır;
O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve
sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor." Dediler ki:
"Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz.
Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek
istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin." (14/10)
Allah'ın gökleri ve
yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi
giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir. (14/19)
Görmedin mi ki, Allah
nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç
gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. (14/24)
Allah, gökleri ve yeri
yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü
ürünler çıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri
için size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin için
emre amade kılandır. (14/32)
Rabbimiz, şüphesiz Sen,
bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin.
Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz." (14/38)
Yerin başka bir yere,
göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek
olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.
(14/48)
Onların üzerlerine gökyüzünden
bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de, (15/14)
Andolsun, gökte burçlar
kıldık ve onu gözleyenler için süsledik. (15/16)
Ve aşılayıcılar olarak
rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri
suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz. (15/22)
Biz, gökleri, yeri ve
her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir
amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir;
öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran. (15/85)
Gökleri ve yeri hak
ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden yücedir. (16/3)
Sizin için gökten su
indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı
onda otlatmaktasınız. (16/10)
Göklerde ve yerde olan
ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve
onlar büyüklük taslamazlar. (16/49)
Göklerde ve yerde ne
varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak
O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?
(16/52)
Allah gökten su indirdi,
ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk
için bunda gerçekten bir ayet vardır. (16/65)
Allah'ın dışında, kendileri
için göklerden ve yerden hiçbir rızka, hiçbir şeye malik
olmayan ve buna güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar?
(16/73)
Göklerin ve yerin gaybı
Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli)
göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır. Şüphesiz, Allah
herşeye güç yetirendir. (16/77)
Yedi gök, yer ve bunların
içindekiler O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen
hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz.
Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır. (17/44)
Rabbin, göklerde ve
yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, biz peygamberlerin
bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud'a da Zebur
verdik. (17/55)
Veya öne sürdüğün gibi,
gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve
melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin." (17/92)
Yahut altından bir evin
olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz
bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız."
De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden
başkası mıyım?" (17/93)
De ki: "Eğer yeryüzünde
(insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı,
biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik."
(17/95)
Görmüyorlar mı; gökleri
ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü
yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel)
kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler.
(17/99)
O da: "Andolsun, bunları
görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının
indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab
olmuş sanıyorum" demişti. (17/102)
Onların kalpleri üzerinde
(sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam
ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve
yerin Rabbi'dir; ilah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle
tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin
dışına çıkarız." (18/14)
De ki: "Ne kadar kaldıklarını
Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur.
O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında
onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak
kılmaz." (18/26)
Belki Rabbim senin bağından
daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten
'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir."
(18/40)
Onlara, dünya hayatının
örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün
bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların savurduğu
çalı-çırpı oluverdi. Allah, herşeyin üzerinde güç yetirendir.
(18/45)
Göklerin ve yerin yaratılışında
da, kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları şahid
tutmadım. Ben, saptırıcıları yardımcı-güç de edinmedim.
(18/51)
Göklerin, yerin ve her
ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et
ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini
biliyor musun? (19/65)
Neredeyse bundan dolayı,
gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp
göçüverecekti. (19/90)
Göklerde ve yerde olan
(herkesin ve herşeyin) tümü Rahman'a, yalnızca kul olarak
gelecektir. (19/93)
Yeri ve yüksek gökleri
yaratan tarafından bir indirmedir. (20/4)
Göklerde, yerde, bu
ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü
O'nundur. (20/6)
Ki (Rabbim), yeryüzünü
sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi
ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden
çiftler çıkardık." (20/53)
Dedi ki: "Benim Rabbim,
gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir."
(21/4)
Göklerde ve yerde kim
varsa O'nundur. O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte
büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar. (21/19)
O inkâr edenler görmüyorlar
mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken,
biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine
de onlar inanmayacaklar mı? (21/30)
Gökyüzünü korunmuş bir
tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.
(21/32)
Hayır" dedi. "Sizin
Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları kendisi yaratmıştır
ve ben de buna şehadet edenlerdenim." (21/56)
Görmedin mi ki, gerçekten,
göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar,
ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde
etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Allah
kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur.
Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. (22/18)
Allah'ı birleyen (Hanif)ler
olarak, O'na (hiçbir) ortak koşmaksızın. Kim Allah'a ortak
koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş
veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.
(22/31)
Görmedin mi, Allah,
gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz
Allah, lütfedicidir, herşeyden haberdardır. (22/63)
Göklerde ve yerde her
ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı
olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (22/64)
Allah'ın, gökte ve yerde
olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten
bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah
için pek kolaydır. (22/70)
Biz gökten belli bir
miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz
biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz. (23/18)
Eğer hak, onların heva
(istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler,
yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya
uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini
getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz
çeviriyorlar. (23/71)
Allah, göklerin ve yerin
nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir
kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki
incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan
kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki)
neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur
üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir.
Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.
(24/35)
Görmedin mi ki, göklerde
ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı
tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini
şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir.
(24/41)
Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır ve dönüş yalnızca O'nadır. (24/42)
Görmedin mi ki, Allah
bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra
da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların
arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan
dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet
ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı
neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (24/43)
Dikkatli olun; göklerde
ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz
şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını
kendilerine haber verecektir. Allah, herşeyi bilendir. (24/64)
Göklerin ve yerin mülkü
O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur,
herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle
takdir etmiştir. (25/2)
De ki: "Onu, göklerde
ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu
O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (25/6)
Ve kendi rahmetinin
önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz,
gökten tertemiz su indirdik; (25/48)
O, gökleri ve yeri ve
ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa
istiva edendir. Rahman'dır. Bunu (bundan) haberi olana sor.
(25/59)
Gökte burçlar kılan,
onların içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden (Allah)
ne yücedir. (25/61)
Dilersek, onların üzerine
gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş
kalıverir. (26/4)
Dedi ki: "Göklerin,
yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer
'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)." (26/24)
Eğer doğru sözlü isen,
bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver." (26/187)
Ki onlar, göklerde ve
yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi
ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye
(yapmaktadırlar)." (27/25)
(Onlar mı) Yoksa, gökleri
ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla
(o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir
ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber
başka bir ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir
kavimdir. (27/60)
Ya da halkı sürekli
yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten
ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir
ilah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt
(burhan)ınızı getiriniz." (27/64)
De ki: "Göklerde ve
yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman
dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar." (27/65)
Gökte ve yerde gizli
olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i
Mahfuz'da) olmasın. (27/75)
Sur'a üfürüleceği gün,
Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan
herkes artık korkuya kapılmıştır ve her biri 'boyun bükmüş'
olarak O'na gelmişlerdir. (27/87)
Siz yerde ve gökte (Allah'ı)
aciz bırakamazsınız. Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur,
yardım edeniniz de yoktur. (29/22)
Şüphesiz biz, fasıklık
yapmalarından dolayı, bu ülke halkının üstüne gökten iğrenç
bir azab indireceğiz." (29/34)
Allah gökleri ve yeri
hak olarak yarattı. Şüphesiz, bunda iman edenler için bir
ayet vardır. (29/44)
De ki: "Benimle sizin
aranızda şahid olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde
olanı bilir. Batıla inanan ve Allah'ı inkâr edenler ise,
işte onlar hüsrana uğrayanlardır." (29/52)
Andolsun, onlara: "Gökleri
ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?"
diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. Şu halde
nasıl oluyor da çevriliyorlar? (29/61)
Andolsun onlara: "Gökten
su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?"
diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. De ki:
"Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. (29/63)
Kendi nefisleri konusunda
düşünmüyorlar mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında
olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak
yaratmıştır. Gerçekten, insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı
inkar ediyorlar. (30/8)
Hamd O'nundur; göklerde
ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de. (30/18)
Göklerin ve yerin yaratılması
ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir.
Şüphesiz bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır. (30/22)
Size bir korku ve umut
(unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek
suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun
ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir
kavim için gerçekten ayetler vardır. (30/24)
Göklerde ve yerde bulunanlar
O'nundur; hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar.
(30/26)
Yaratmayı başlatan,
sonra onu iade edecek olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır.
Göklerde ve yerde en yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün
olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (30/27)
Allah, rüzgarları gönderir,
böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır
ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun
akıp çıktığını görürsün. Sonunda kendi kullarından dilediğine
verince, hemen sevince kapılıverirler. (30/48)
O, gökleri dayanak olmaksızın
yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya
uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan
türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada
her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. (31/10)
Ey oğlum, (yaptığın
iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,)
ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde)
de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz
Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır." (31/16)
Görmüyor musunuz ki,
şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade
kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır.
(Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme
dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan
Allah hakkında mücadele edip durur. (31/20)
Andolsun onlara; "Gökleri
ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartışmasız; "Allah"
diyecekler. De ki; "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu
bilmezler. (31/25)
Göklerde ve yerde olanlar
Allah'ındır. Şüphesiz Allah, Gani (hiç kimseye ve hiçbir
şeye muhtaç olmayan)dır, Hamid (hamd da yalnızca O'na ait)tir.
(31/26)
Allah; gökleri, yeri
ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa
istiva etti. Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz
yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (32/4)
Gökten yere her işi
O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz
bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir. (32/5)
Gerçek şu ki, biz emanetleri
göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten
kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi.
Çünkü o, çok zalim, çok cahildir. (33/72)
Hamd, göklerde ve yerde
olanların tümü kendisine ait olan Allah'ındır; ahirette
de hamd O'nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır.
(34/1)
Yerin içine gireni,
ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, esirgeyendir,
bağışlayandır. (34/2)
İnkâr edenler, dediler
ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen
Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve
yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz.
Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız,
mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (34/3)
Onlar, gökten ve yerden
önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer biz
dilersek, onları yerin-dibine geçirir ya da gökten üzerlerine
parçalar düşürürüz. Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Allah'a)
yönelen' her kul için bir ayet vardır. (34/9)
De ki: " Allah'ın dışında
(tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde
ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri
yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi,
O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur. (34/22)
De ki: "Sizi göklerden
ve yerden rızıklandıran kim?" De ki: " Allah, gerçekten
ya biz, ya da siz her halde bir hidayet üzerindeyiz veya
apaçık bir sapıklıkta." (34/24)
Hamd, gökleri ve yeri
yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler
kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz
Allah, herşeye güç yetirendir. (35/1)
Ey insanlar, Allah'ın
üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran
Allah'ın dışında bir başka yaratıcı var mı? O'ndan başka
ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz? (35/3)
Allah'ın gökyüzünden
su indirdiğini görmedin mi? Böylece biz onunla, renkleri
değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı
renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık). (35/27)
Şüphesiz Allah, göklerin
ve yerin gaybını bilendir. Gerçek şu ki O, sinelerin özünde
(saklı) olanı bilir. (35/38)
De ki: "Siz, Allah'ın
dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber
verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde
bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz
de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler?
Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.
(35/40)
Şüphesiz Allah, gökleri
ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor.
Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra
artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır.
(35/41)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden
daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak
hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir.
(35/44)
Kendisinden sonra ise,
kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de
değildik. (36/28)
Gökleri ve yeri yaratan,
onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette
(öyledir); O, yaratandır, bilendir. (36/81)
Göklerin, yerin ve ikisi
arasında bulunanların Rabbi'dir, doğuların da Rabbi'dir.
(37/5)
Yoksa göklerin, yerin
ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse,
sebepler içinde (bir imkan ve güç bularak göğe) yükselsinler.
(38/10)
Biz gökyüzünü, yeryüzünü
ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık.
Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Ateşten (görecekleri azabtan)
dolayı vay o inkâr edenlere. (38/27)
Göklerin, yerin ve ikisi
arasında bulunanların Rabbidir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır."
(38/66)
Gökleri ve yeri hak
olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü
de gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneşe ve aya boyun eğdirdi.
Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir.
Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur. (39/5)
Görmüyor musun; gerçekten
Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara
yürütüp-geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler
çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün.
Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz bunda,
temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders
(zikr) vardır. (39/21)
Andolsun, onlara: "Gökleri
ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah"
diyecekler. De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka
taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa,
O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet
vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi"
De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na
tevekkül etsinler." (39/38)
De ki: "Şefaatin tümü
Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na
döndürüleceksiniz." (39/44)
De ki: "Ey gökleri ve
yeri yaratan, gaybı ve müşahede edilebileni bilen Allah'ım.
Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında sen
hüküm vereceksin." (39/46)
Göklerin ve yerin anahtarları
O'nundur. Allah'ın ayetlerine (karşı) inkâr edenler ise;
işte onlar, hüsrana uğrayanlardır. (39/63)
Onlar, Allah'ın kadrini
hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle
O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür.
O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. (39/67)
Sur'a üfürüldü; böylece
Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar
çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık
onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar. (39/68)
O, size ayetlerini gösteriyor
ve sizin için gökten rızık indiriyor. İçten (Allah'a) yönelenden
başkası öğüt alıp-düşünmez. (40/13)
Göklerin yollarına.
Böylelikle Musa'nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben, onun
yalancı olduğunu sanıyorum." İşte Firavun'a, kötü ameli
böyle çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-düzeni,
'yıkım ve kayıpta' olmaktan başka (bir şey) olmadı. (40/37)
Elbette göklerin ve
yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür.
Ancak insanların çoğu bilmezler. (40/57)
Allah, yeryüzünü sizin
için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi,
suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve
size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz
Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir. (40/64)
Böylece onları iki gün
içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini
vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık
ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan,
bilen (Allah)'ın takdiridir. (41/12)
Göklerde ve yerde olanlar
O'nundur. O, yücedir, büyüktür. (42/4)
Gökler, neredeyse üstlerinden
çatlayıp-parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile
tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz
olsun; gerçekten Allah, bağışlayan ve esirgeyen O'dur. (42/5)
O, göklerin ve yerin
yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan
da çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip-yayıyor.
O'nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O, işitendir,
görendir. (42/11)
Göklerin ve yerin anahtarları
O'nundur. O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve kısar
da. Çünkü O, herşeyi bilendir. (42/12)
Göklerin ve yerin yaratılması
ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O'nun ayetlerindendir.
Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir.
(42/29)
Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler armağan
eder, dilediğine de erkek armağan eder. (42/49)
Göklerde ve yerde bulunanların
tümü kendisine ait olan Allah'ın yoluna. Haberiniz olsun;
işler Allah'a döner. (42/53)
Andolsun, onlara: "Gökleri
ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartışmasız: "Onları
üstün ve güçlü (aziz) olan, bilen (Allah) yarattı" diyecekler.
(43/9)
Ki O, belli bir miktar
ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi 'dirilttik
(ve her yanına yeniden hayat) yaydık'; siz de böyle (kabirlerinizden
diriltilip) çıkarılacaksınız. (43/11)
Göklerin ve yerin Rabbi,
Arş'ın Rabbi, onların nitelendirdiklerinden yücedir. (43/82)
Göklerde ilah ve yerde
ilah O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. (43/84)
Göklerin, yerin ve ikisi
arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir.
Kıyamet-saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.
(43/85)
Eğer kesin bir bilgiyle
inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında
bulunanların Rabbidir. (44/7)
Onlar için ne gök, ne
yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi. (44/29)
Biz, gökleri, yeri ve
ikisi arasında bulunanları bir 'oyun ve oyalanma konusu'
olsun diye yaratmadık. (44/38)
Şüphesiz, mü'minler
için göklerde ve yerde ayetler vardır. (45/3)
Gece ile gündüzün ardarda
gelişinde (veya aykırılığında), Allah'ın gökten rızık indirip
ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli
bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim
için ayetler vardır. (45/5)
Kendinden (bir nimet
olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun
eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten
ayetler vardır. (45/13)
Allah, gökleri ve yeri
hak olarak yarattı; öyle ki, her nefis kazandıklarıyla karşılık
görsün. Onlara zulmedilmez. (45/22)
Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (işte) o gün,
batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır. (45/27)
Şu halde hamd, göklerin
Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır. (45/36)
Göklerde ve yerde büyüklük
O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(45/37)
Biz gökleri, yeri ve
ikisi arasında bulunanları ancak hak ve adı konulmuş bir
ecel (belli bir süre) olarak yarattık. İnkâr edenler ise,
uyarıldıkları şeyden yüz çeviren(kimseler)dir. (46/3)
De ki: "Gördünüz mü
haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, yerden neyi
yaratmışlar, bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı
mı var? Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir kitap
ya da bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, bana getirin."
(46/4)
Onlar görmüyorlar mı
ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan
(Allah), ölüleri de diriltmeye güç yetirir. Hayır; gerçekten
O, herşeye güç yetirendir. (46/33)
Mü'minlerin kalplerine,
imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu
ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır:
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (48/4)
Göklerin ve yerin orduları
Allah'ındır. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir. (48/7)
Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır; dilediğine mağfiret eder, dilediğini azablandırır.
Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (48/14)
De ki: "Siz Allah'a
dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde
olanları bilir. Allah, herşeyi bilendir." (49/16)
Şüphesiz Allah, göklerin
ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
(49/18)
Ve gökten mübarek (bereket
ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve
biçilecek taneler bitirdik. (50/9)
Andolsun, Biz gökleri,
yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık;
Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı. (50/38)
Gökte rızkınız vardır
ve size va'dolunmakta olan da. (51/22)
O gün gök, sarsılıp
çalkalanır. (52/9)
Yoksa gökleri ve yeri
onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar.
(52/36)
Eğer gökten bir parçanın
düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir
buluttur." derler. (52/44)
Göklerde nice melekler
vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz;
ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten
sonra başka. (53/26)
Göklerde ve yerde olanlar
Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları
dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da
daha güzeliyle ödüllendirir. (53/31)
Gökyüzü, Onu da yükseltti
ve mizanı koydu. (55/7)
Göklerde ve yerde olan
ne varsa O'ndan ister. O, her gün bir iştedir. (55/29)
Ey cin ve ins toplulukları,
eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz,
hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız.
(55/33)
Sonra gök yarılıp yağ
gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman; (55/37)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (57/1)
Göklerin ve yerin mülkü
O'nundur. Diriltir ve öldürür. O, herşeye güç yetirendir.
(57/2)
Gökleri ve yeri altı
günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni,
ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede
iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.
(57/4)
Göklerin ve yerin mülkü
O'nundur. (Sonunda bütün) işler Allah'a döndürülür. (57/5)
Size ne oluyor ki, Allah
yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası
Allah'ındır. İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar
(başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan
infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine
en güzel olanı va'detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan hâberdardır.
(57/10)
Rabbinizden olan bir
mağfirete ve cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,'
ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup
Allah'a ve Resûlü'ne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte
bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük
fazl sahibidir. (57/21)
Allah'ın göklerde ve
yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor
musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta
olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı
da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar
mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet
günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi
bilendir. (58/7)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (59/1)
O Allah ki, yaratandır,
(en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve
suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve
yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.
(59/24)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm
ve hikmet sahibidir. (61/1)
Göklerde ve yerde olanların
tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan Allah'ı tesbih eder.
(62/1)
Onlar ki: "Allah'ın
Resûlü yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın,
sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin
hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar.
(63/7)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd (övgü) de
O'nundur. O, herşeye güç yetirendir. (64/1)
Gökleri ve yeri hak
olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi;
suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O'nadır. (64/3)
Göklerde ve yerde olanların
tümünü bilir; sizin saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı
da bilir. Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
(64/4)
O, biri diğeriyle 'tam
bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır.
Rahman'ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt)
göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık
(bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? (67/3)
Gökte olanın sizi yere
geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü)
sallanıp-çalkalanmaktadır. (67/16)
Yoksa gökte olanın üzerinize
'taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar' göndermeyeceğinden
emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz.
(67/17)
Gök yarılıp-çatlamıştır;
artık o gün, 'sarkmış-za'fa uğramıştır.' (69/16)
Gökyüzünün erimiş maden
gibi olacağı gün; (70/8)
(Öyle yapın ki,) Üzerinize
gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın." (71/11)
Bu nedenle gök bile
yarılıp-çatlamıştır; (artık) O'nun va'di gerçekleştirilip-yerine
getirilmiştir. (73/18)
Gök yarıldığı zaman
(77/9)
O sırada gök açılmış
ve kapı kapı olmuştur. (78/19)
Göklerin, yerin ve ikisi
arasında bulunanların Rabbi Rahman olan (Allah); O'na hitap
etmeye güç yetiremezler. (78/37)
Yaratmak bakımından
siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti.
(79/27)
Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü
zaman (81/11)
Gök, çatlayıp-yarıldığı
zaman, (82/1)
Gök, yarılıp-parçalandığı,
(84/1)
Ki O (Allah), göklerin
ve yerin mülkü O'nundur. Allah, herşeyin üzerinde şahid
olandır. (85/9)
Bulutları üzerinize
gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik.
Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik).
Onlar bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.
(2/57)
Onlar, bulut gölgeleri
içinde Allah'ın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve
(azap) emrinin gerçekleşmesini mi gözlüyorlar? Oysa bütün
işler Allah'a döner. (2/210)
İman edip salih amellerde
bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları
cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış
eşler vardır. Ve onları, 'ne sıcak-ne soğuk, tam kararında
gölgeliğe' sokacağız. (4/57)
Biz onları (İsrailoğullarını)
ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak
ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: "Asan'la
taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı;
böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş
oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası
ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık
olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar
bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(7/160)
Bir zamanlar dağı, sanki
bir gölgelikmiş gibi üstlerine geçirmiştik. Onlar ise neredeyse
tepelerine düşecek sanmışlardı. (Onlara demiştik ki:) "Size
verdiklerimize sımsıkı sarılın ve onda olanı düşünün, ki
sakınasınız." (7/171)
Göklerde ve yerde her
ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah'a
secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde eder).
(13/15)
Takva sahiplerine vadedilen
cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri
süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkâr
edenlerin sonu ise ateştir. (13/35)
Allah'ın herhangi bir
şeyden yarattığına bakmıyorlar mı? Onun gölgeleri küçülerek
sağdan ve soldan Allah'a secde eder vaziyette döner. (16/48)
Allah, sizin için yarattığı
şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler
kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda
(zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. İşte
O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki
teslim olursunuz. (16/81)
Rabbini görmedin mi,
gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun
kılardı. Sonra biz güneşi ona bir delil kılmışızdır. (25/45)
Sonunda onu yalanladılar,
böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten
o, büyük bir günün azabıydı. (26/189)
Hemencecik onların sürülerini
suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu
bana indirdiğin her hayra muhtacım." (28/24)
Onları kara gölgeler
gibi dalgalar sarıverdiği zaman, dini yalnızca O'na 'halis
kılan gönülden bağlılar' olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar
(dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp-kurtarınca,
artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi
gaddar, nankör olandan başkası inkar etmez. (31/32)
Gölge ile sıcaklık da.
(35/21)
Kendileri ve eşleri,
gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (36/56)
Yayılıp-uzanmış gölgeler,
(56/30)
Ve kapkara dumandan
bir gölge içindedirler. (56/43)
(Meyvelerin) Gölgeleri
onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış.
(76/14)
Üç dala ayrılmış bir
gölgeye gidin. (77/30)
Ne gölge altında barındırır,
ne (yakıcı) alevden korur. (77/31)
Şüphesiz muttaki olanlar,
gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır; (77/41)
Ve üzerine yalandan
kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi.
Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan
sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza
karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır." (12/18)
Kapıya doğru ikisi de
koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam)
Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın
dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya
acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?" (12/25)
(Yusuf) Dedi ki: "Onun
kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından
bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan
yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi
ise yalan söyleyenlerdendir. (12/26)
Yok eğer onun gömleği
arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir
ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir." (12/27)
Onun gömleğinin arkadan
çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu
sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz
büyüktür" dedi. (12/28)
Bu gömleğimle gidin
de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir.
Bütün ailenizi de bana getirin." (12/93)
Gönülden
Yapılan Davranışlar
Dediler ki: "Allah oğul
edindi." O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, göklerde
ve yerde her ne varsa O'nundur, tümü O'na gönülden boyun
eğmişlerdir. (2/116)
De ki: "O bizim de Rabbimiz,
sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla)
tartışmalara mı giriyorsunuz? Bizim amellerimiz bizim, sizin
de amelleriniz sizindir. Biz, O'na gönülden bağlanmış (muhlis)
olanlarız." (2/139)
Şüphesiz, 'Safa' ile
'Merve' Allah'ın işaretlerindendir. Böylece kim Evi (Ka'be'yi)
hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde
kendisi için bir sakınca yoktur. Kim de gönülden bir hayır
yaparsa (karşılığını alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını
verendir, bilendir. (2/158)
(Oruç) Sayılı günlerdir.
Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı
günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin
üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim
gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır.
Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.
(2/184)
Namazları ve orta namazını
(üstlerine düşerek, titizlik göstererek) koruyun ve Allah'a
gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun. (2/238)
Sabredenler, doğru olanlar,
gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde'
bağışlanma dileyenlerdir. (3/17)
Meryem, Rabbine gönülden
itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku
et." (3/43)
Kadınlara mehirlerini
gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar,
gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, onu
da afiyetle, iç huzuruyla yiyin. (4/4)
Allah'ın, bazısını bazısına
üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle
erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha
kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl
koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz
kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız
bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse
aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.
(4/34)
Karada ve denizde sizi
gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar
da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla
sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve
her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla)
gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden
katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye
başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan,
muhakkak sana şükredenlerden olacağız." (10/22)
Doğrusu İbrahim, yumuşak
huylu, duygulu ve gönülden (Allah'a) yönelen biriydi. (11/75)
Gerçek şu ki, İbrahim
(tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat
eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi. (16/120)
Onlar gemiye bindikleri
zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar'
olarak, Allah'a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp
kurtarınca, hemen şirk koşarlar. (29/65)
Göklerde ve yerde bulunanlar
O'nundur; hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar.
(30/26)
'Gönülden katıksız bağlılar'
olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru
namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (30/31)
İnsanlara bir zarar
dokunduğu zaman, 'gönülden katıksız bağlılar' olarak, Rablerine
dua ederler; sonra kendinden onlara bir rahmet taddırınca
hemencecik bir grup Rablerine şirk koşarlar. (30/33)
Bununla birlikte, onların
ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi
bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa,
bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara
iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve bana
'gönülden-katıksız olarak yönelenin' yoluna tabi ol. Sonra
dönüşünüz yalnızca banadır, böylece ben de size yaptıklarınızı
haber vereceğim. (31/15)
Onları kara gölgeler
gibi dalgalar sarıverdiği zaman, dini yalnızca O'na 'halis
kılan gönülden bağlılar' olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar
(dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp-kurtarınca,
artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi
gaddar, nankör olandan başkası inkar etmez. (31/32)
Ama sizden kim Allah'a
ve Resûlü'ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa,
ona ecrini iki kat veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da
hazırlamışızdır. (33/31)
Şüphesiz, Müslüman erkekler
ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar,
gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a)
itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar,
sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan)
korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar,
sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan
erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler
ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokca zikreden
erkekler ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar; (işte) bunlar
için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.
(33/35)
Onlar, gökten ve yerden
önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer biz
dilersek, onları yerin-dibine geçirir ya da gökten üzerlerine
parçalar düşürürüz. Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Allah'a)
yönelen' her kul için bir ayet vardır. (34/9)
(Davud) Dedi ki: "Andolsun
senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana
zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip
katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler;
ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar
da ne kadar azdır." Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi
sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek
yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü. (38/24)
İnsana bir zarar dokunduğu
zaman, gönülden katıksızca yönelmiş olarak Rabbine dua eder.
Sonra ona kendinden bir nimet verdiği zaman, daha önce O'na
dua ettiğini unutur ve O'nun yolundan saptırmak amacıyla
Allah'a eşler koşmaya başlar. De ki: "İnkârınla biraz (dünya
zevklerinden) yararlan; çünkü sen, ateşin halkındansın."
(39/8)
Yoksa o, gece saatinde
kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat
(ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud
eden (gibi) midir? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir
olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler."
(39/9)
Belki onun Rabbi, -eğer
o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı
Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet
eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir. (66/5)
İmran'ın kızı Meryem'i
de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan
üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik
etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı. (66/12)
Ey iman edenler Allah'a
ve ahiret gününe inanmayıp insanlara karşı gösteriş olsun
diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı
geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu üzerinde toprak bulunan
bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü
mü onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir
şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah kâfirler topluluğuna
hidayet vermez. (2/264)
Ve onlar mallarını insanlara
gösteriş olsun diye infak ederler Allah'a ve ahiret gününe
de inanmazlar. Şeytan kime arkadaş olursa artık ne kötü
bir arkadaştır o. (4/38)
Gerçek şu ki, münafıklar
(sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır.
Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara
gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar. (4/142)
Bir de yurtlarından
refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar
ve (halkı) Allah'ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah,
onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır. (8/47)
İşte (şu) namaz kılanların
vay haline, Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, onlar
gösteriş yapmaktadırlar, (107/4-6)
|