kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

"Allah, onların kalplerini
ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler
vardır. Ve büyük azab onlaradır. (2/7)
Çakan şimşek neredeyse
gözlerini kapıverecek; önlerini her aydınlattığında (biraz)
yürürler, üzerlerine karanlık basıverince de kalakalırlar.
Allah dileseydi, işitmelerini de görmelerini de gideriverirdi.
Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (2/20)
Ve sizin için denizi
ikiye yarıp sizi kurtardığımızı ve Firavun'un adamlarını
-gözlerinizin önünde- boğduğumuzu hatırlayın. (2/50)
Elçiye indirileni dinlediklerinde
hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşlarla dolup taştığını
görürsün. Derler ki: "Rabbimiz inandık; öyleyse bizi şahidlerle
birlikte yaz." (5/83)
Gözler O'nu idrak edemez;
O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar
olandır. (6/103)
Biz onların kalplerini
ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz
ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda
terkederiz. (6/110)
Gözleri cehennem halkından
yana çevrilince: "Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla birlikte
kılma" derler. (7/47)
(Musa:) "Siz atın" dedi.
(Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler,
onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş
oldular. (7/116)
Andolsun, cehennem için
cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık).
Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır
bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler.
Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte
bunlar gafil olanlardır. (7/179)
Karşı karşıya geldiğinizde,
Allah, 'olacağı olan işi gerçekleştirmek' için, onları gözlerinizde
az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Ve
(bütün) işler Allah'a döndürülür. (8/44)
Bir de (savaşa katılabilecekleri
bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde "Sizi bindirecek
bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp
hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri
dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur. (9/92)
De ki: "Göklerden ve
yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere
malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden
çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar:
"Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de
korkup-sakınmayacak mısınız? (10/31)
Dedi ki: "Ey Kavmim,
görüşünüz nedir söyleyin? Eğer ben Rabbimden apaçık bir
belge üzerinde isem ve Rabbim bana kendi katından bir rahmet
vermiş de (bu,) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz
bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız?" (11/28)
"Ben size Allah'ın hazineleri
yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu
söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, Allah
kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde
olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam)
gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir." (11/31)
Ve onlardan yüz(ünü)
çevirdi ve: "Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım"
dedi ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı. Ki yutkundukça
yutkunuyordu." (12/84)
"Bu gömleğimle gidin
de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir.
Bütün ailenizi de bana getirin." (12/93)
Müjdeci gelip de onu
(gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına)
dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: "Ben, size bilmediğinizi Allah'tan
gerçekten biliyorum demedim mi?" (12/96)
(Ey Muhammed,) Allah'ı
sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma,
onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.
(14/42)
Başlarını dikerek koşarlar,
gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur.
(14/43)
Mutlaka: "Gözlerimiz
döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir.
(15/15)
Onlar, Allah'ın, kalplerini,
kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil
olanlar onların ta kendileridir. (16/108)
Sen de sabah akşam O'nun
rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.
Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan
kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz,
kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa
gidene itaat etme. (18/28)
Ki onlar, Beni zikretme
(konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye
katlanamazlardı. (18/101)
Gerçek olan va'd yaklaşmıştır,
işte o zaman, inkâr edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak:
"Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır,
bizler zalim kimselerdik" (diyecekler). (21/97)
Yer yüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve
işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler
kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir. (22/46)
O, sizin için kulakları,
gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz.
(23/78)
Mü'minlere söyle: "Gözlerini
(harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar.
Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yaptıklarından
haberdârdır. (24/30)
Mü'min kadınlara da
söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve
ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak
kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının
üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından
ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının
oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin
oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da
kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan
ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız)
hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan
çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri
bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte
Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."
(24/31)
(Öyle) Adamlar ki, ne
ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru
namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz';
onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten
allak bullak olacağı) günden korkarlar. (24/37)
Görmedin mi ki, Allah
bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra
da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların
arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan
dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet
ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı
neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (24/43)
Ayetlerimiz onlara,
gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: "Bu,
apaçık olan bir büyüdür." (27/13)
Sonra onu 'düzeltip
bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de
kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?
(32/9)
Hani onlar, size hem
üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış,
yürekler hançereye gelip dayanmıştı ve siz Allah hakkında
(birtakım) zanlarda bulunuyordunuz. (33/10)
(Geldiklerinde de) Size
karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa,
ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri
dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince,
hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle
(eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir;
böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu
Allah'a göre pek kolaydır. (33/19)
Eğer dilemiş olsaydık,
gözlerinin üstüne bastırır-kör ederdik, böylece yola dökülüp-koşuşurlardı.
Fakat nasıl göreceklerdi ki? (36/66)
Biz onları bir alay
konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?" (38/63)
(Allah,) Gözlerin hainliklerini
ve göğüslerin sakladıklarını bilir. (40/19)
"Onların etrafında altın
tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu
ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz
orada süresiz kalacaksınız." (43/71)
Şimdi sen, kendi hevasını
ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı,
kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde
çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim
hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?
(45/23)
Gözleri 'zillet ve dehşetten
düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden
çıkarlar. (54/7)
Andolsun onlar, onun
konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de
onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı
tadın." (54/37)
O, biri diğeriyle 'tam
bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır.
Rahman'ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt)
göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık
(bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? (67/3)
Sonra gözünü iki kere
daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu
kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (67/4)
De ki: "Sizi inşa eden
(yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne
az şükrediyorsunuz?" (67/23)
Gözleri 'korkudan ve
dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış.
Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
(68/43)
O inkâr edenler, zikri
(Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle
devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar. (68/51)
Gözleri 'korkudan ve
dehşetten düşük' yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte
bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azab) günüdür.
(70/44)
Gözler zillet içinde
düşecek. (79/9)
Artık, ye, iç, gözün
aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de
ki: "Ben Rahman'a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım."
(19/26)
Ve onlar: "Rabbimiz,
bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak
(çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl,"
diyenlerdir. (25/74)
Artık hiçbir nefis,
yaptıklarına karşılık olmak üzere kendileri için gözler
aydınlığı olarak nelerin (sayısız nimetlerin) saklandığını
bilmez. (32/17)
Onlardan dilediğini
geri bırakır, dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin;
ayrıldıklarından, istek duyduklarına (dönmende) senin için
bir sakınca yoktur. Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne
kapılmamalarına ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut
olmalarına en yakın (en uygun) olan budur. Allah, kalplerinizde
olanı bilir. Allah bilendir, halimdir. (33/51)
Göz Dikmek
Sakın onlardan bazılarını
yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne
kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger. (15/88)
Onlardan bazı gruplara,
kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının
süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve
daha süreklidir. (20/131)
Göz-Kaş
İşareti İle Ayıplamak
Arkadan çekiştirip duran,
kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline;
(104/1)
Hani onlar, size hem
üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış,
yürekler hançereye gelip dayanmıştı ve siz Allah hakkında
(birtakım) zanlarda bulunuyordunuz. (33/10)
Biz onları bir alay
konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?" (38/63)
Gurur-Aldanma
Bu onların: "Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle
dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları dinleri
konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür. (3/24)
(Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara
düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir
şey va'detmez. (4/120)
Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya
hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla, (Kur'an'la)
hatırlat ki bir nefis kendi kazandıklarıyla helake düşmesin;
(böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi ne bir şefaatçisi
vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte
onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre
saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular
ve acıklı bir azab vardır. (6/70)
Böylece her peygambere insan ve cin şeytanlarından bir
düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için
yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı.
Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla başbaşa
bırak. (6/112)
Ey cin ve insan topluluğu içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan
ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan
elçiler gelmedi mi? Onlar: "Nefislerimize karşı şehadet
ederiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten
kafir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet
ettiler. (6/130)
Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda
ise ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini
cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri
kendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş
miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız
olduğunu söylememiş miydim?" (7/22)
Onlar dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi
ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar bu günleriyle
karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi 'yok sayarak
tanımadıkları' gibi biz de bugün onları unutacağız. (7/51)
Münafıklar ve kalblerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı:
"Bunları (Müslümanları) dinleri aldattı." Oysa kim Allah'a
tevekkül ederse şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır
hüküm ve hikmet sahibidir. (8/49)
"Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat
atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar
mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli
vaadlerde bulun." Şeytan onlara aldatmadan başka bir şey
vadetmez. (17/64)
Dedi ki: "Bu bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir."
Bilmez mi ki gerçekten Allah kendisinden önceki nesillerden
kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı
bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır.
Suçlu-günahkarlardan kendi günahları sorulmaz. (28/78)
Ey insanlar Rabb'inizden korkup-sakının ve öyle bir günün
azabından çekinip-korkun ki (o gün hiç) bir baba çocuğu
için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası
için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz
Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya
sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.
(31/33)
Hani münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar:
" Allah ve Resulü bize boş bir aldanıştan başka bir şey
vadetmedi" diyorlardı. (33/12)
Ey insanlar hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse
dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da sizi
Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. (35/5)
De ki: "Siz Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı
gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır?
Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa biz
onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık
bir belge üzerinde midirler? Hayır zulmedenler birbirlerine
aldatmadan başkasını vadetmiyorlar." (35/40)
Allah'ın ayetleri konusunda inkar edenlerden başkası mücadele
etmez. Öyleyse onların şehirlerde dönüp dolaşması seni
aldatmasın. (40/4)
Bunun nedeni şudur: Çünkü siz Allah'ın ayetlerini alay
konusu edindiniz; dünya hayatı da sizi aldattı. Böylece
ne ordan (ateşten) çıkarılırlar ne (Allah'tan) hoşnutluk
dilekleri kabul edilir. (45/35)
(Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte
değil miydik?" Derler ki: "Evet ancak siz kendinizi fitneye
düşürdünüz (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını)
gözetip-beklediniz (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara
kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda
Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da
sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak hatta masumca
sizden görünerek) aldatmış oldu." (57/14)
Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun '(eğlence türünden)
tutkulu bir oyalama' bir süs kendi aranızda bir övünme
(süresi ve konusu) mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur.
Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin
(veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir sonra kuruyuverir bir
de bakarsın ki sapsarı kesilmiş sonra o bir çer-çöp oluvermiştir.
Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret
ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı aldanış olan
bir metadan başka bir şey değildir. (57/20)
Rahmana karşı size yardım edecek olan kimmiş? Şu sizin
ordunuz mu? Kafirler yalnızca bir gurur (kesin bir aldanış)
içindedirler. (67/20)
Ey iman edenler, sarhoş
iken ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta
olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın.
Eğer hasta veya yolculukta iseniz, ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişseniz, yahud kadınlara dokunmuş da
su bulamamışsanız bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm
edin; (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz
Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (4/43)
Ey iman edenler, namaza
kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı
da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer
hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız
da su bulamamışsanız bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah,
size güçlük çıkarmak istemez ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki
nimeti tamamlamak ister. Umulur ki, şükredersiniz. (5/6)
Sonra gök yarılıp yağ
gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman; (55/37)
Öyleyse kazandıklarının
cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar. (9/82)
Karısı ayaktaydı, bunun
üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u
müjdeledik. (11/71)
Siz onları alay konusu
edinmiştiniz; öyle ki, size benim zikrimi unutturdular ve
siz onlara gülüp duruyordunuz." (23/110)
(Süleyman) Bu sözü üzerine
tebessüm edip güldü ve dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama
verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir
amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların
arasına kat." (27/19)
Fakat onlara ayetlerimizle
geldiği zaman, bir de ne görsün, onlar bunlara (alay edip)
gülüyorlar. (43/47)
Meryem oğlu (İsa) bir
örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle
söz edip) kahkahalarla gülüyorlar. (43/57)
Doğrusu, güldüren ve
ağlatan O'dur. (53/43)
(Alayla) Gülüyorsunuz
ve ağlamıyorsunuz. (53/60)
Güler ve sevinç içindedir.
(80/39)
Doğrusu, 'suç ve günah
işleyenler,' kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi. (83/29)
Artık bugün, iman edenler,
kafir olanlara gülmektedirler. (83/34)
Kadınlara, oğullara,
kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara,
hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara
'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır.
Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. (3/14)
Ey iman edenler, gerçek
şu ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden
çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın
yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah
yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele. (9/34)
Eğer insanlar (Allah'a
karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı,
Rahman'ı (Allah'ı) inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar
ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık. (43/33)
Çevrelerinde gümüşten
billur kablar, kupalar dolaştırılır. (76/15)
Gümüşten billur kaplar
ki, onları belli bir ölçüyle tesbit etmişlerdir. (76/16)
Onların üzerinde hafif
ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten
bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir
şarab içirmiştir. (76/21)
Hayır; kim bir kötülük
işler de günahı kendisini kuşatırsa (artık) onlar ateşin
halkıdırlar orada süresiz kalacaklardır. (2/81)
Sonra (yine) siz birbirinizi
öldürüyor bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve
günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve
size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz.
Oysa onları çıkarmanız size haram kılınmıştı. Yoksa siz,
Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz?
Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık
olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli
olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil
değildir. (2/85)
O, size ölüyü, (leşi)-
kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan
(hayvan)ı, kesin olarak haram kıldı. Fakat kim, kaçınılmaz
olarak muhtaç kalırsa taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak
şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir) ona bir günah yoktur.
Gerçekten Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (2/173)
Bundan böyle kim onu
(vasiyeti) işittikten sonra değiştirirse günahı elbette
onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allah, işitendir
bilendir. (2/181)
Bunun yanında kim vasiyet
edenin haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden
korkup da ikisinin (tarafların) arasını bulup-düzeltirse
artık ona günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır esirgeyendir.
(2/182)
Birbirinizin mallarını
haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından
bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın. (2/188)
Sayılı günlerde Allah'ı
anın. İki günde (Mina'dan dönmek için) elini çabuk tutana
günah yoktur geri kalana da günah yoktur. (Bu) sakınan için(dir).
Allah'tan korkup-sakının ve gerçekten bilin ki siz O'na
döndürülüp-toplanacaksınız. (2/203)
Sana içkiyi ve kumarı
sorarlar. De ki:"Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için
(bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha
büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar.De ki:"İhtiyaçtan
artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur
ki düşünürsünüz. (2/219)
Boşanma iki defadır.
(Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir).
Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size
helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta
tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer
ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından
korkarsanız bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi
için de günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır;
onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz
ederse onlar zalimlerin ta kendileridir. (2/229)
Yine onu (kadını üçüncü
defa) boşarsa (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça
ona helal olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa onlar (ilk
koca ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını
sanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için
günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır; bilen bir
topluluk için bunları (böyle) açıklar. (2/230)
Sadakaları açıkta verirseniz
ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu sizin için
daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar.
Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (2/271)
Allah, faizi yok eder
de sadakaları arttırır. Allah, günahkar kâfirlerin hiçbirini
sevmez. (2/276)
Ey iman edenler belirli
bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan
bir katip doğru olarak yazsın katip Allah'ın kendisine öğrettiği
gibi yazmaktan kaçınmasın yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu)
da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın ondan hiçbir
şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu) düşük
akıllı ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya güç yetiremeyecekse
velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahid
tutun; eğer iki erkek yoksa şahidlerden rıza göstereceğiniz
bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona hatırlatacak iki
kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar.
Onu (borcu) az olsun çok olsun süresiyle birlikte yazmaya
üşenmeyin. Bu Allah katında en adil şahitlik için en sağlam
şüphelenmemeniz için de en yakın olandır. Ancak aranızda
devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka
bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alış-veriş
ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da şahide de zarar verilmesin.
(Aksini) Yaparsanız o kendiniz için fısk (zulüm ve günah)tır.
Allah'tan sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, herşeyi
bilendir. (2/282)
Eğer yolculukta iseniz
ve katip bulamazsanız bu durumda alınan rehin (yeter). Şu
durumda eğer birbirinize güveniyorsanız kendisine güven
duyulan Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini ödesin.
Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse artık şüphesiz onun
kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir. (2/283)
Tıpkı Firavun ailesi
ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar
böylece Allah, günahları nedeniyle onları yakalayıverdi.
Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (3/11)
Bir eşi bırakıp yerine
bir başka eşi almak isterseniz onlardan birine (öncekine)
yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiçbir şey
almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek
verdiğinizi alacak mısınız? (4/20)
İçinizden özgür mü'min
kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler o zaman sağ ellerinizin
malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin
imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları fuhuşta bulunmayan
iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin
izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf
(güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra
fuhuş yapacak olurlarsa özgür kadınlar üzerindeki cezanın
yarısı(nı uygulayın.) Bu sizden günaha sapmaktan endişe
edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır.
Allah bağışlayandır esirgeyendir. (4/25)
Size yasaklanan büyük
günahlardan kaçınırsanız sizin kusurlarınızı örteriz ve
sizi 'onurlu-üstün' bir makama sokarız. (4/31)
Gerçekten Allah kendisine
şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise dilediğini
bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa doğrusu büyük bir günahla
iftira etmiş olur. (4/48)
Allah'a karşı nasıl
yalan uyduruyorlar bir bak. Bu apaçık bir günah olarak yeter.
(4/50)
Kendi nefislerine ihanet
edenlerden yana mücadeleye girişme. Hiç şüphesiz Allah,
ihanette ilerlemiş günahkarı sevmez. (4/107)
Kim bir günah kazanırsa,
o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır. Allah bilendir
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/111)
Kim bir hata veya günah
kazanır da, sonra bunu bir suçsuza yüklerse gerçekten o
böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.
(4/112)
Ey iman edenler Allah'ın
şiarlarına haram olan ay'a kurbanlık hayvanlara (onlardaki)
gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek
Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan
çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz sakın
sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda
yardımlaşın günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan
korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (5/2)
Ölü eti, kan, domuz
eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş,
yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış, yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç-
dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla
yoldan sapmadır.) Bugün, inkâra sapanlar sizin dininizden
(dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün, size dininizi
kemale erdirdim üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size
din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha
eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek
kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır esirgeyendir.
(5/3)
Aralarında Allah'ın
indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın
sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için
diye onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse bil ki Allah
bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak
istemektedir. Şüphesiz insanların çoğu fasıklardır. (5/49)
Onlardan çoğunun günahta
düşmanlıkta ve haram yiyicilikte çabalarına hız kattıklarını
görürsün. Yapmakta oldukları ne kötüdür. (5/62)
Bilgin-yöneticileri
(Rabbaniyyun) ve yüksek bilginleri (Ahbar) onları günah
söylemelerinden ve haram yiyiciliklerinden sakındırmalı
değil miydi? Yapmakta oldukları ne kötüdür. (5/63)
Eğer o ikisi aleyhinde
kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi
olunursa bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki
bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler
ve: "Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz
daha doğrudur. Biz haddi aşmadık yoksa gerçekten zulmedenlerden
oluruz" diye Allah'a yemin ederler. (5/107)
Allah'a kavuşmayı yalan
sayanlar doğrusu hüsrana uğramışlardır. Öyle ki saat (kıyamet
günü) apansız onlara geliverince günahlarını sırtlarına
yüklenerek: "Onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan
dolayı yazıklar olsun bize…" derler. Dikkat edin o işleyip-yüklendikleri
ne kötüdür. (6/31)
Günahın açıkta olanını
da gizlisini de terkedin. Çünkü günahı kazananlar yüklenegeldikleri
nedeniyle karşılık göreceklerdir. (6/120)
(Bütün bunlar) Sakinlerinden
sonra yeryüzüne mirasçı olanları doğruya erdirme(ye veya
ortaya çıkarmaya yetmez) mi? Eğer biz dilemiş olsaydık onlara
günahları nedeniyle bir musibet isabet ettirirdik; ve kalplerine
damgalar vururduk da onlar böylelikle işitmeyenler olurlardı.
(7/100)
Ayetlerimizi yalanlayanları
ise onları bilmiyecekleri bir yönden derece derece (günahları
yükletip azaba) yaklaştıracağız. (7/182)
Firavun ailesinin ve
onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar Rablerinin
ayetlerini yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları
helak ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü
zulmeden kimselerdi. (8/54)
Allah'a ve elçisine
karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece
güçsüz-zayıflara hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara
bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde
de bir yol yoktur. Allah bağışlayandır esirgeyendir. (9/91)
Diğerleri günahlarını
itiraf ettiler onlar salih bir ameli bir başka kötüyle karıştırmışlardır.
Umulur ki Allah tevbelerini kabul eder. Hiç şüphesiz Allah
bağışlayandır esirgeyendir. (9/102)
Kıyamet gününde kendi
günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının
bir kısmını yüklenmeleri için. Bak ne kötü yük yükleniyorlar.
(16/25)
Kim hidayete ererse
kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine
sapar. hiçbir günahkar bir başkasının günah yükünü yüklenmez.
Biz bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azab edecek
değiliz. (17/15)
Biz Nuh'tan sonra nice
kuşakları yıkıma uğrattık. Kullarının günahlarını haber
alıcı görücü olarak Rabbin yeter (17/17)
Yoksulluk endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz.
Şüphesiz onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır.
(17/31)
Kim bundan yüz çevirirse
şüphesiz kıyamet günü o bir günah-yükü yüklenecektir. (20/100)
Doğrusu uydurulmuş bir
yalanla gelenler sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur;
siz onu kendiniz için bir şer saymayın aksine o sizin için
bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan
(bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene
ise büyük bir azab vardır. (24/11)
Kör olana güçlük yoktur
topal olana güçlük yoktur hasta olana da güçlük yoktur;
sizin için de gerek kendi evlerinizden gerekse babalarınızın
evlerinden annelerinizin evlerinden erkek kardeşlerinizin
evlerinden kız kardeşlerinizin evlerinden amcalarınızın
evlerinden halalarınızın evlerinden dayılarınızın evlerinden
teyzelerinizin evlerinden anahtarına malik olduğunuz (yerlerden)
ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur.
Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur.
Evlere girdiğiniz vakit Allah tarafından kutlu güzel bir
yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah
size ayetleri böyle açıklar umulur ki aklınızı kullanırsınız.
(24/61)
Sen asla ölmeyen ve
daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih
et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.
(25/58)
Ancak tevbe eden iman
eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların
günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır
çok esirgeyendir. (25/70)
İşte biz, onların her
birini kendi günahıyla yakalayıverdik. Böylece onlardan
kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik kimini şiddetli bir
çığlık sarıverdi kimini yerin dibine geçirdik kimini de
suda boğduk. Allah, onlara zulmedici değildi ancak onlar
kendi nefislerine zulmediyorlardı. (29/40)
Andolsun biz, senden
önce kendi kavimlerine elçiler gönderdik de onlara apaçık
belgeler getirdiler; böylece biz de suçlu günahkarlardan
intikam aldık. İman edenlere yardım etmek ise bizim üzerimizde
bir haktır. (30/47)
Evlerinizde vakarla-oturun,
(evlerinizi karargah edinin) ilk cahiliye (kadınları)nın
süslerini açığa vurması gibi siz de süslerinizi açığa vurmayın;
namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine
itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah sizden kiri (günah
ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. (33/33)
Ey iman edenler, (rastgele)
Peygamberin evlerine girmeyin (Bir başka iş için girmişseniz
ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız
zaman girin yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın.
Gerçekten bu peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır;
oysa Allah hak (kı açıklamak)tan utanmaz. Onlardan (peygamberin
eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman perde arkasından
isteyin. Bu sizin kalpleriniz için de onların kalpleri için
de daha temizdir. Allah'ın Resûlü'ne eziyet vermeniz ve
ondan sonra eşlerini nikahlamanız size ebedi olarak (helal)
olmaz. Çünkü böyle yapmanız Allah katında çok büyük (bir
günah)tır. (33/53)
Mü'min erkeklere ve
mü'min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle
eziyet edenler ise gerçekten bir iftira ve açık bir günah
yüklenmişlerdir. (33/58)
Ki O, ( Allah) amellerinizi
ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve
elçisine itaat ederse artık o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur.
(33/71)
hiçbir günahkar bir
başka günahkarın günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan
kimse (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa -bu yakın-akrabası
da olsa- kendisine ondan hiçbir şey yükletilmez. Sen, yalnızca
gayb ile Rablerinden 'içleri titreyerek-korkmakta' olanları
ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa
artık o kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır. Sonunda
dönüş Allah'adır. (35/18)
Bugün biz, onların ağızlarını
mühürleriz; (günahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını elleri
bize söylemekte ayakları (aleyhlerinde) şahitlik etmektedir.
(36/65)
Eğer inkâr edecek olursanız,
artık şüphesiz Allah size karşı hiçbir ihtiyacı olmayandır
ve O kulları için inkâra rıza göstermez. Ve eğer şükrederseniz
sizin (yararınız) için ondan razı olur. hiçbir günahkar,
bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz,
böylece yaptıklarınızı size haber verecektir. Şüphesiz O,
sinelerin özünde saklı olanı bilendir. (39/7)
Günahı bağışlayan tevbeyi
kabul eden cezası pek şiddetli olan ve lütuf sahibi (Allah'tan).
O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş O'nadır. (40/3)
Onlar, yeryüzünde gezip-dolaşmıyorlar
mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona
uğradıklarını bir görsünler. Onlar kuvvet ve yeryüzündeki
eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler. Fakat
Allah onları günahları dolayısıyla (azabla) yakalayıverdi.
Onları Allah'tan koruyacak kimse olmadı. (40/21)
Şu halde sen sabret.
Gerçekten Allah'ın va'di haktır. Günahın için mağfiret dile;
akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et. (40/55)
(Bunlar) Büyük günahlardan
ve çirkin -utanmazlıklardan kaçınanlar ve gazablandıkları
zaman bağışlayanlar (42/37)
Gerçeği sürekli ters
yüz eden günaha düşkün olan herkesin vay haline. (45/7)
Şu halde bil; gerçekten
Allah'tan başka ilah yoktur. Hem kendi günahın hem mü'min
erkekler ve mü'min kadınlar için mağfiret dile. Allah sizin
dönüp-dolaşacağınız yeri bilir konaklama yerinizi de. (47/19)
Şüphesiz Biz sana apaçık
bir fetih verdik. (48/1)
Öyle ki Allah senin
geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın üzerindeki nimetini
tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. (48/2)
Ey iman edenler zandan
çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin
(birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin
gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz
ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz.
Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah tevbeleri kabul
edendir çok esirgeyendir. (49/12)
Artık gerçekten zulmedenler
için (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir
günah vardır. Şu halde acele etmesinler. (51/59)
Orada bir kadeh kapışır-çekişirler
ki onda ne 'boş ve saçma bir söz' ne günaha sokma yoktur.
(52/23)
Ki onlar ufak tefek
günahlar dışında günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan
kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin mağfireti geniş olandır.
O sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği
(yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde
bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın.
O sakınanı daha iyi bilendir. (53/32)
Doğrusu hiçbir günahkar
bir başkasının günah yükünü yüklenmez. (53/38)
İşte o gün ne insana
ne cinne günahından sorulmaz. (55/39)
Orada ne 'saçma ve boş
bir söz' işitirler ne günaha sokma. (56/25)
Onlar büyük günah üzerinde
ısrarlı davrananlardı. (56/46)
'Gizli toplantıların
fısıldaşmalarından' (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri
şeye dönenleri; günah düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında)
fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman
seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi
kendilerine: Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azab
etse ya. derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir.
Artık o ne kötü bir gidiş yeridir. (58/8)
Ey iman edenler kendi
aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman bundan böyle
günah düşmanlık ve Peygamber'e isyanı fısıldaşıp-konuşmayın;
birri (iyiliği) ve takvayı konuşun ve huzurunda toplanacağınız
Allah'tan sakının. (58/9)
O da sizin günahlarınızı
bağışlar sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn
cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte 'büyük
mutluluk ve kurtuluş' budur. (61/12)
Böylece kendi günahlarını
itiraf ettiler. Çılgınca yanan ateşin halkına (Allah'ın
rahmetinden) uzaklık olsun. (67/11)
Hayrı engelleyip sürdüren
saldırgan olabildiğince günahkar (68/12)
Öyleyse Rabbinin hükmüne
sabır göster. Onlardan günahkar veya nankör olana itaat
etme. (76/24)
Oysa onu 'sınır tanımaz
saldırgan' günahkar olandan başkası yalanlamaz. (83/12)
Doğrusu 'suç ve günah
işleyenler' kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi. (83/29)
Sonra ona fücurunu (sınır
tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene
(andolsun). (91/8)
Onu arındırıp-temizleyen
gerçekten felah bulmuştur. (91/9)
Ve onu (isyanla günahla
bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.
(91/10)
Fakat onu yalanladılar
deveyi yere yıkıp öldürdüler. Rableri de günahları dolayısıyla
'onları yerle bir etti kırıp geçirdi'; orasını da dümdüz
etti. (91/14)
Allah, kendisine mülk
verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni
görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür"
demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O
zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir,
(hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkârcı böylece
afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete
erdirmez. (2/258)
Sonra güneşi (etrafa
ışıklar saçarak) doğar görünce: "İşte bu benim rabbim, bu
en büyük" demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti
ki: "Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan
uzağım." (6/78)
O sabahı yarıp çıkarandır.
Geceyi bir sükun (dinlenme), güneş ve ay'ı bir hesap (ile)
kıldı. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah'ın takdiridir.
(6/96)
Gerçekten sizin Rabbiniz,
altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden
Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle
örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir.
Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur.
Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (7/54)
Güneşi bir aydınlık,
ayı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz
için ona duraklar tesbit eden O'dur. Allah, bunları ancak
hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri
böyle birer birer açıklamaktadır. (10/5)
Hani Yusuf babasına:
"Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) onbir yıldız, güneşi
ve ayı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti.
(12/4)
Allah O'dur ki, gökleri
dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra
arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri
adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi
evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki,
Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (13/2)
Güneşi ve ayı hareketlerinde
sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize
amade kılandır. (14/33)
Geceyi, gündüzü, güneşi
ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle
emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen
bir topluluk için ayetler vardır. (16/12)
Güneşin sarkmasından
gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda
okunan) Kur'an'ı, işte o, şahid olunandır. (17/78)
(Onlara baktığında)
Görürsün ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir,
battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun
(mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu, Allah'ın ayetlerindendir.
Allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi
saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli
bulamazsın. (18/17)
Sonunda güneşin battığı
yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta
buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn,
(istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği
(geçerli ilke) edinirsin." (18/86)
Sonunda güneşin doğduğu
yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper
kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. (18/90)
Ve gerçekten sen burada
susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da." (20/119)
Şu halde onların söylediklerine
karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce
Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde
ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
(20/130)
Geceyi, gündüzü, güneşi
ve ayı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.
(21/33)
Görmedin mi ki, gerçekten,
göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar,
ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde
etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Allah
kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur.
Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. (22/18)
Rabbini görmedin mi,
gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun
kılardı. Sonra biz güneşi ona bir delil kılmışızdır. (25/45)
Böylece (Firavun ve
ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.
(26/60)
Onu ve kavmini, Allah'ı
bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara
yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan
alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar."
(27/24)
Andolsun, onlara: "Gökleri
ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?"
diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. Şu halde
nasıl oluyor da çevriliyorlar? (29/61)
Görmüyor musun ki, gerçekten
Allah, geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye
bağlayıp-katar. Güneş ile ayı emre amade kılmıştır. Her
biri, adı konulmuş bir süreye kadar akıp gider. Allah yaptıklarınızdan
haberdârdır. (31/29)
(Allah) Geceyi gündüze
bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar; güneşi
ve ayı emre amade kılmıştır, her biri adı konulmuş bir süreye
kadar akıp gitmektedir. İşte bunları (yaratıp düzene koyan)
Allah sizin Rabbinizdir; mülk O'nundur. O'ndan başka taptıklarınız
ise, 'bir çekirdeğin incecik zarına' bile malik olamazlar.
(35/13)
Güneş de, kendisi için
(tesbit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir.
Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. (36/38)
Ne güneşin aya erişip-yetişmesi
gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri
bir yörüngede yüzüp gitmektedirler. (36/40)
Gökleri ve yeri hak
olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü
de gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneşe ve aya boyun eğdirdi.
Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir.
Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur. (39/5)
Gece, gündüz, güneş
ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz güneşe de, aya da secde
etmeyin. Allah'a secde edin, ki bunları kendisi yaratmıştır.
Eğer O'na ibadet edecekseniz. (41/37)
Öyleyse sen, onların
dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan
önce ve batışından önce hamd ile tesbih et. (50/39)
Güneş ve ay (belli)
bir hesap iledir. (55/5)
Ve ayı bunlar içinde
bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil
yapmıştır." (71/16)
Güneş ve ay birleştirildiği
zaman; (75/9)
Orada tahtlar üzerinde
yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve
ne de dondurucu bir soğuk görürler. (76/13)
Güneş, köreltildiği1
zaman, (81/1)
Güneşe ve onun parıltısına
andolsun, (91/1)
Bunun üzerine, ayrı
ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge,
buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük
tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular. (7/133)
Hani Evi (Ka'be'yi)
insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in
makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi,
tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler
için temizleyin" diye ahid verdik. (2/125)
Hani İbrahim: "Rabbim,
bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret
gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti de (Allah:
"Sadece inananları değil) inkâr edeni de az bir süre yararlandırır,
sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür
o" demişti. (2/126)
Haccı ve umreyi Allah
için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle)
kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin).
Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin.
Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun
ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir).
Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak
isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana
da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere,
bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i
Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki
Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. (2/196)
Eğer korkarsanız, yaya
veya binekte iken kılın. Güvenliğe girdiğinizde ise, yine
Allah'ı, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi zikredin.
(2/239)
Orada apaçık ayetler
(ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir.
Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın
insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkâr ederse, şüphesiz,
Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır. (3/97)
Sonra kederin ardından
üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki,
içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları
derdine düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla
zanlara kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı.
De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları
şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir şey
olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde
olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine
devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini
denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı).
Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (3/154)
Diğerlerini de sizden
ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız.
(Ama) Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama)
dalarlar. Şayet sizden uzak durmaz, barış (şartların)ı size
bırakmaz ve ellerini çekmezlerse, artık onları her nerede
bulursanız tutun ve onları öldürün. İşte size, onların aleyhinde
apaçık olan 'destekleyici bir delil' kıldık. (4/91)
Namazı bitirdiğinizde,
Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin.
Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü
namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.
(4/103)
Hem siz, Onun haklarında
hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmaktan
korkmazken, ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım?
Şu halde 'güvenlik içinde olmak bakımından' iki taraftan
hangisi daha hak sahibidir? Eğer bilebilirseniz." (6/81)
İman edenler ve imanlarını
zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve
onlar hidayete ermişlerdir. (6/82)
Eğer müşriklerden biri,
senden 'eman isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü
dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere
ulaştır.' Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları
nedeniyledir. (9/6)
(Bundan) Sonra Allah,
elçisi ile mü'minlerin üzerine 'güven duygusu ve huzur'
indirdi, sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkâr edenleri
azablandırdı. Bu, inkârcıların cezasıdır. (9/26)
Siz O'na (peygambere)
yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler
ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma,
elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur
ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş, inkâra edenlerin de kelimesini (inkâr
çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/40)
Böylece onlar (gelip)
Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına
bastı ve dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik
içinde giriniz." (12/99)
Hani İbrahim şöyle demişti:
"Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk
etmekten uzak tut." (14/35)
Oraya esenlikle ve güvenlikle
girin. (15/46)
Dağlardan güvenli evler
yontuyorlardı. (15/82)
Allah, size evlerinizi
(içinde) "güvenlik ve huzur bulacağınız yerler" kıldı; ve
size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem yerleşme gününde
kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler; yünlerinden, yapağılarından
ve kıllarından bir zamana kadar giyimlikler-döşemelikler
ve (ticaret için) bir meta kıldı. (16/80)
Allah bir şehri örnek
verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her
yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük
etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık
ve korku elbisesini tattırdı. (16/112)
Allah, içinizden iman
edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç
şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi'
kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,
kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik
kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana
hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse,
işte onlar fasıktır. (24/55)
Siz burada güvenlik
içinde mi bırakılacaksınız?" (26/146)
Kendileriyle, içlerinde
bereketler kıldığımız memleketler arasında (biri diğerinden)
görünebilen şehirler var ettik ve orada yürüme (imkanlarını)
takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik
içinde gezip dolaşın" (dedik). (34/18)
Bizim katımızda sizi
(bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır;
ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar;
onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat
vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (34/37)
Muttakilere gelince;
muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar. (44/51)
Orda, güvenlik içinde
her türlü meyveyi istiyorlar; (44/55)
Mü'minlerin kalplerine,
imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu
ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır:
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (48/4)
Andolsun, Allah, sana
o ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur,
kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu
ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık)
olarak vermiştir. (48/18)
Hani o inkâr edenler,
kendi kalplerinde, 'öfkeli soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti),
cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları
zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi
teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları
"takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten
onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla
bilendir. (48/26)
Andolsun Allah, elçisinin
gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse,
mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş
etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz.
Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce
size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (48/27)
Ki O, kendilerini açlıktan
(kurtarıp) doyuran ve korkudan güvenliğe kavuşturandır.
(106/4)
Onu nasıl alırsınız
ki, birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız.
Onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı.
(4/21)
O ülkeler halkı, geceleri
uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende
miydiler? (7/97)
Ya da o ülkeler halkı,
kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu-azabımızın
gelmeyeceğinden güvende miydiler? (7/98)
(Veya) Onlar, Allah'ın
tuzağından güvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak kurmasından,
hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende
olmaz. (7/99)
Şimdi bunlar, kendilerine
Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden
veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız
gelmesinden kendilerini güvende mi buldular? (12/107)
Kim bir iyilikle gelirse,
artık kendisine daha hayırlısı vardır ve onlar, o günün
korkusuna karşı güvenlik içindedirler. (27/89)
Asanı bırak." (Attıktan
hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini
görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı. "Ey
Musa, dön ve korkuya kapılma. Şüphesiz güvendesin." (28/31)
Dediler ki: "Eğer seninle
birlikte hidayete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan
ve konumumuzdan) çekilip-kopartılırız." Oysa biz onları,
kendi katımızdan bir rızık olarak herşeyin ürününün aktarılıp
toplandığı, güvenli bir harem'de yerleşik kılmadık mı? Fakat
onların çoğu bilmiyorlar. (28/57)
Bizim ayetlerimiz konusunda
çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin
içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle
gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı
gerçekten görendir. (41/40)
Andolsun, Allah İsrailoğullarından
kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici
göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim.
Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları
savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz,
şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten,
altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra
sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."
(5/12)
Size Rabbimin risaletini
tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
(7/68)
Hükümdar dedi ki: "Onu
bana getirin, onu kendime bağlı kılayım." Onunla konuştuğunda
da (şöyle) dedi: "Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli
bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin."
(12/54)
Gerçek şu ki, ben size
gönderilmiş güvenilir bir elçiyim." (26/107, 125, 143, 162,
178)
Cinlerden ifrit: "Sen
daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben
gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim."
dedi. (27/39)
O (kadın)lardan biri
dedi ki: "Ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle
tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli, güvenilir
(biri)dir." (28/26)
Görmediler mi ki, çevrelerinde
insanlar kapılıp-yağma edilirken, biz Harem (Mekke'y)i güvenilir
(ve dokunulmaz) kıldık? Yine de onlar, batıla inanıp Allah'ın
nimetlerine nankörlük mü ediyorlar? (29/67)
Allah'ın kullarını bana
teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim"
(demişti). (44/18)
Ona itaat edilir, sonra
güvenilirdir. (81/21)
Eğer yolculukta iseniz
ve katip bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter).
Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven
duyulan, Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini ödesin.
Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz,
onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.
(2/283)
Ve sizin dininize uyanlardan
başkasına inanıp güvenmeyin." De ki: "Şüphesiz doğru yol
Allah'ın dosdoğru yoludur. Size verilenin bir benzeri birine
(İslam peygamberine) veriliyor ya da Rabbinizin katında
onlar (Müslümanlar) size karşı deliller getiriyorlar, diye
mi (bu telaşınız?) De ki: "Şüphesiz 'lutuf ve ihsan (fazl)'
Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah (rahmeti)
geniş olandır, bilendir." (3/73)
(Bu karara vardıktan
sonra) "Ey Babamız," dediler. "Sana ne oluyor, Yusuf'a karşı
bize güvenmiyorsun? Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz."
(12/11)
Dedi ki: "Daha önce
kardeşi konusunda size güvendiğimden başka (bir şekilde)
onun hakkında size güvenir miyim? Allah en hayırlı koruyucudur
ve O, esirgeyenlerin esirgeyicisidir." (12/64)
Hani İsrailoğullarından,
"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara,
yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel
söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye
misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve
(hala) yüz çeviriyorsunuz. (2/83)
Güzel bir söz ve bağışlama,
peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah
hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır. (2/263)
Kendisine bereketler
kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf
bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin
İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri
dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin
yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını)
da yerle bir ettik. (7/137)
Görmedin mi ki, Allah
nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç
gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. (14/24)
Rabbinin izniyle her
zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir;
umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler. (14/25)
Rabbin, O'ndan başkasına
kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti.
Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa,
onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel
söz söyle. (17/23)
Kullarıma, sözün en
güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını
açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.
(17/53)
"İkiniz Firavun'a gidin,
çünkü o, azmış bulunuyor." (20/43)
"Ona yumuşak söz söyleyin,
umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." (20/44)
Onlar, sözün en güzeline
iletilmişlerdir ve övülen doğru yola iletilmişlerdir. (22/24)
Kim izzeti istiyorsa,
artık bütün izzet Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir,
salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler
ise; onlar için şiddetli biz azab vardır. Onların tasarladıkları
'boşa çıkıp bozulur'. (35/10)
Allah'a çağıran, salih
amelde bulunan ve: "Gerçekten ben müslümanlardanım" diyenden
daha güzel sözlü kimdir? (41/33)
Ey iman edenler, bir
kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden
daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin),
belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi
(kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi
'olmadık-kötü lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık
ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim
olanların ta kendileridir. (49/11)
|