Hanif (Muvahhid)
Dediler ki: “Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz.”
De ki: “Hayır (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim’in
dini(dir); O müşriklerden değildi.” (2/135)
İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyandı: ancak O hanif
(muvahhid) bir Müslümandı müşriklerden de değildi. (3/67)
De ki: “Allah doğru söyledi. Öyleyse Allah’ı bir tanıyan
(Hanif)ler olarak İbrahim’in dinine uyun. O müşriklerden
değildi.” (3/95)
İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (tevhidi)
olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel din’li kimdir?
Allah İbrahim’i dost edinmiştir. (4/125)
“Gerçek şu ki ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve
yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim.” (6/79)
De ki: “Rabbim gerçekten beni doğru bir yola iletti dimdik
duran bir dine İbrahim’in hanif (muvahhid) dinine… O müşriklerden
değildi.” (6/161)
Ve: “Bir muvahhid (hanif) olarak yüzünü dine doğru yönelt
ve sakın müşriklerden olma” (10/105)
Gerçek şu ki İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah’a gönülden
yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.
(16/120)
Sonra sana vahyettik: “Hanif (muvahhid) olan İbrahim’in
dinine uy. O müşriklerden değildi.” (16/123)
Allah’ı birleyen (Hanif)ler olarak O’na (hiçbir) ortak koşmaksızın.
Kim Allah’a ortak koşarsa sanki o gökten düşmüş de onu bir
kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip
atmış gibidir. (22/31)
Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine
Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır.
Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik
ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.
(30/30)
Oysa onlar dini yalnızca O’na halis kılan hanifler (Allah’ı
birleyenler) olarak sadece Allah’a kulluk etmek namazı dosdoğru
kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte
en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur. (98/5)
Haraç
Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin haracı
(dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin
en hayırlısıdır. (23/72)
Haram
Sonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü
yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde
ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla
fidyeleşiyordunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram
kılınmıştı. Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da
bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle
yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan
başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli
olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil
değildir. (2/85)
Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip- durduğunu
görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnud olacağın kıbleye
çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir.
Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin.
Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız bunun
Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu elbette bilirler.
Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. (2/144)
O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası
adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı.
Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık
yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir),
ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (2/173)
Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı
gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar.
Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden
dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.
Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse,
artık geçmişi kendisine, işi de Allah’a aittir. Kim (faize)
geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli
kalacaklardır. (2/275)
“Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan
bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle
geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin.” (3/50)
Tevrat indirilmeden evvel, İsrail’in kendine haram kıldıklarından
başka, İsrailoğullarına bütün yiyecekler helal idi. De
ki: “Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat’ı getirin de onu
okuyun”.(3/93)
Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız,
teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin
kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz,
kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz
kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey
kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca
yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve
iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram
kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/23)
Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi Allah’ın
yolundan alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine
helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık. (4/160)
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen,
boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış
yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip)
kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan
(hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram
kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün
inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan)
umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim,
üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı
seçip-beğendim. Kim ‘şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir
ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa’ -günaha eğilim göstermeksizin-
(bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü
Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (5/3)
(Allah) Dedi: “Artık orası kendilerine kırk yıl haram
kılınmıştır. Onlar yeryüzünde ‘şaşkınca dönüp duracaklar.’
Sen de o fasıklar topluluğuna üzülme.” (5/26)
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana
gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir.
Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiç bir şeyle
kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen
adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri
sever. (5/42)
Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yiyicilikte
çabalarına hız kattıklarını görürsün. Yapmakta oldukları
ne kötüdür. (5/62)
Bilgin-yöneticileri (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginleri
(Ahbar), onları, günah söylemelerinden ve haram yiyiciliklerinden
sakındırmalı değil miydi? Yapmakta oldukları ne kötüdür.
(5/63)
Andolsun, “Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler
küfre düşmüştür. Oysa Mesih’in dediği (şudur:) “Ey İsrailoğulları,
benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet
edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti
haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere
yardımcı yoktur.” (5/72)
Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel
şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah,
haddi aşanları sevmez. (5/87)
Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara
bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece
kara avı ise size haram kılınmıştır. O’na (götürülüp)
toplanacağınız Allah’tan korkup-sakının. (5/96)
Ne oluyor ki size, kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya
kalmanız dışında, O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı
açıklamışken, üzerinde Allah’ın ismi anılan şeyleri yemiyorsunuz?
Gerçekten çoğu, bir ilim olmaksızın kendi heva (istek
ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar. Şüphesiz,
senin Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir. (6/119)
Ve kendi zanlarınca dediler ki: “Bu hayvanlar ve ekinler
dokunulmazdır. Onları bizim dilediklerimiz dışında başkası
yiyemez. (Şu) Hayvanların da sırtları haram kılınmıştır.”
Öyle hayvanlar vardır ki, -O’na iftira etmek suretiyle-
üzerlerinde Allah’ın ismini anmazlar. Yalan yere iftira
düzmekte olduklarından dolayı O, cezalarını verecektir.
(6/138)
Çocuklarını hiç bir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler
ile Allah’a karşı yalan yere iftira düzüp Allah’ın kendilerine
rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana
uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve
doğru yolu bulamamışlardır. (6/140)
Sekiz çift; koyundan iki, keçiden de iki. De ki: “İki
erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi mi, ya da o iki
dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları)
mı? Eğer doğru sözlüler iseniz bana bir ilimle haber verin.”
(6/143)
Deveden iki, sığırdan da iki. De ki: “İki erkeği mi haram
kıldı? Yoksa iki dişiyi mi ya da o iki dişinin rahimlerinin,
kendisini kapsadığı (yavruları) mı? Yoksa Allah, bunları
sizlere tavsiye ettiği zaman şahid miydiniz?” Hiç bir
bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için Allah’a
karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?
Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
(6/144)
De ki: “Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin
yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti
-ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah’tan başkası adına
kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir şey bulmuyorum.
Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak
ve haddi aşmamak şartıyla- (bu sayılanlardan ölmeyecek
kadar yiyebilir). Şüphesiz senin Rabbin bağışlayandır,
esirgeyendir. (6/145)
Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan
ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan
veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara
haram kıldık. ‘Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları’
nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru
olanlarız. (6/146)
Şirk koşanlar diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz şirk
koşardık, ne atalarımız ve hiç bir şeyi de haram kılmazdık.”
Onlardan öncekiler de, bizim zorlu-azabımızı tadıncaya
kadar böyle yalanladılar. De ki: “Sizin yanınızda, bize
çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız
ve siz ancak “zan ve tahminle yalan söylersiniz.” (6/148)
De ki: “Gerçekten Allah’ın bunu haram kıldığına şehadet
edecek şahidlerinizi getirin.” Şayet onlar, şehadet edecek
olurlarsa sen onlarla birlikte şehadet etme. Ayetlerimizi
yalan sayanların ve ahirete inanmayanların heva (istek
ve tutku)larına uyma; onlar (birtakım güçleri ve varlıkları)
Rablerine denk tutmaktadırlar. (6/150)
De ki: “Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım:
O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin,
yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin
de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin
açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma
dışında, Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi
öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur
ki akıl erdirirsiniz.” (6/151)
De ki: “Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz
rızıkları kim haram kılmıştır?” De ki: “Bunlar, dünya
hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca
onlarındır.” Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer
birer açıklarız. (7/32)
De ki: “Rabbim yalnızca çirkin-hayasızlıkları -onlardan
açıkta olanlarını ve gizli olanlarını,- günah işlemeyi,
haklı nedeni olmayan ‘isyan ve saldırıyı’ kendisi hakkında
ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah’a şirk koşmanızı
ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram
kılmıştır.” (7/33)
Ateşin halkı cennet halkına seslenir: “Bize biraz sudan
ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın.” Derler
ki: “Doğrusu Allah, bunları inkar edenlere haram (yasak)
kılmıştır.” (7/50)
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği)
yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye
(Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor,
münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar
şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki
zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar,
yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler;
işte kurtuluşa erenler bunlardır. (7/157)
Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe
inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram
tanımayan ve hak dini (İslam’ı) din edinmeyenlerle, küçük
düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.
(9/29)
De ki: “Allah’ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını
haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? Söyler
misiniz?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah
hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?” (10/59)
Şirk koşmakta olanlar dediler ki: “Eğer Allah dileseydi,
O’nun dışında hiç bir şeye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız
da; ve O’nsuz hiç bir şeyi haram kılmazdık.” Onlardan
öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere düşen apaçık
bir tebliğden başkası mı? (16/35)
O, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası
adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat kim mecbur
kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir).
Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (16/115)
Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna
helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş
olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa
ermezler. (16/116)
Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı
haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi
nefislerine zulmediyorlardı. (16/118)
Haklı bir neden olmaksızın Allah’ın haram kıldığı bir
kimseyi öldürmeyin. Kim mazlum olarak öldürülürse onun
velisine yetki vermişizdir; o da öldürmede ölçüyü aşmasın.
Çünkü o, gerçekten yardım görmüştür. (17/33)
İşte böyle; kim Allah’ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini)
yüceltirse, Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır.
Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar
helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan
kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının. (22/30)
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilah’a tapmazlar.
Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve
zina etmezler. Kim bunları yaparsa ‘ağır bir ceza ile’
karşılaşır. (25/68)
Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah’ın
sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (66/1)
Hardal Tanesi
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız
da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz.
Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz.
Hesap görücüler olarak biz yeteriz. (21/47)
Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında
olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde
veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu
getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah, latif olandır,
(herşeyden) haberdardır.” (31/16)
Harun (A.S.)
Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi
sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a,
torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a
da vahyettik. Davud’a da Zebur verdik. (4/163)
Ve ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik hepsini hidayete
eriştirdik; bundan önce de Nuh’u ve onun soyundan Davud’u,
Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u hidayete
ulaştırdık. Biz iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
(6/84)
Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha ekledik.
Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye tamamlandı.
Musa kardeşi Harun’a “Kavmimde benim yerime geç ıslah
et ve bozguncuların yolunu tutma” dedi. (7/142)
Musa kavmine oldukça kızgın üzgün olarak döndüğünde onlara:
“Beni arkamdan ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini
çabuklaştırdınız öyle mi?” dedi. Levhaları bıraktı ve
kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki
Harun ona:) “Annem oğlu bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp
güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler.
Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni
bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma) dedi.
(7/150)
Sonra bunların ardından Firavun’a ve onun önde gelen çevresine
Musa’yı ve Harun’u ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar
büyüklendiler. Onlar suçlu-günahkar bir kavimdi. (10/75)
Ona rahmetimizden kardeşi Harun’u da bir peygamber olarak
armağan ettik. (19/53)
“Ailemden bana bir yardımcı kıl” (20/29)
“Kardeşim Harun’u” (20/30)
“Onunla arkamı kuvvetlendir.” (20/31)
“Onu işimde ortak kıl” (20/32)
“Böylece seni çok tesbih edelim.” (20/33)
“Ve seni çok zikredelim.” (20/34)
“Şüphesiz sen bizi görüyorsun.” (20/35)
Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar: “Harun’un
ve Musa’nın Rabbine iman ettik” dediler. (20/70)
Andolsun Harun bundan önce onlara: “Ey kavmim gerçekten
siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl
Rabbiniz Rahman’dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat
edin” demişti. (20/90)
Andolsun biz Musa’ya ve Harun’a takva sahipleri için bir
aydınlık ve bir öğüt (zikir) olarak hak ile batılı birbirinden
ayıran (furkan)ı verdik. (21/48)
Sonra Musa ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle ve apaçık
bir delille gönderdik. (23/45)
Andolsun biz Musa’ya kitabı verdik ve onunla birlikte
kardeşi Harun’u yardımcı kıldık. (25/35)
Andolsun biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk. (37/114)
Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli
bir isim) bıraktık. (37/119)
Musa’ya ve Harun’a selam olsun. (37/120)
Harut ve Marut
Ve onlar Süleyman’ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların
anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar
inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe
Harut’a ve Marut’a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi:
“Biz yalnızca bir fitneyiz sakın inkâr etme” demedikçe
hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle
karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla
Allah’ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi.
Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak
şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar bunu satın alanın
ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini
karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi. (2/102)
Hastalık
Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını
arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar
için acı bir azab vardır. (2/10)
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir.
Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba
ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen,
onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene
ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru
kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa
gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı
zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte
bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
(Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da
yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde
(tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak
kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu
da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz-
sizin için daha hayırlıdır. (2/184)
Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu
ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri
(kapsayan) Kur’an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim
bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da
yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde
(tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.
(Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete)
ulaştırmasına karşılık Allah’ı büyük tanımanız içindir.
Umulur ki şükredersiniz. (2/185)
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık
ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size
kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya
kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya
başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban
olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız,
hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen
bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, hacc’da üç
gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı
tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram’da
olmayanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah,
muhakkak cezası pek çetin olandır. (2/196)
İsrailoğullarına elçi kılacak. (O, İsrailoğullarına şöyle
diyecek:) “Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle
geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur,
içine üfürürüm, o da hemencecik Allah’ın izniyle kuş oluverir.
Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına
tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi
ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer
inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.”
(3/49)
Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye
ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye
kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz
ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz
yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda,
temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize
ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(4/43)
İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir
grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına)
alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda
olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle
namaz kılsınlar, onlar da ‘korunma araçlarını’ ve silahlarını
alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek
için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan
ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz
varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size
bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz,
Allah kafirler için aşağılatıcı bir azab hazırlamıştır.
(4/102)
Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi
ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin
ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer
cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta
iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse
yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu
durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize
ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak
istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak
ister. Umulur ki şükredersiniz. (5/6)
İşte kalplerinde hastalık olanları: “Zamanın, felaketleriyle
aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz” diyerek
aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki
Allah, bir fetih veya katından bir emir getirecek de,
onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman
olacaklardır. (5/52)
Münafıklar ve kalblerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı:
“Bunları (Müslümanları) dinleri aldattı.” Oysa kim Allah’a
tevekkül ederse, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (8/49)
Allah’a ve elçisine karşı ‘içten bağlı kalıp hayra çağıranlar’
oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak
etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah)
yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur.
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (9/91)
Kalblerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik
(murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kâfir kimseler
olarak ölmüşlerdir. (9/125)
Allah adına, hayret” dediler. “Hâlâ Yusuf’u anıp durmaktasın.
Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan
olacaksın.” (12/85)
Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize
(ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın.” (20/22)
Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: “Şüphesiz
bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin
en merhametli olanısın.” (21/83)
Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık
olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun
bulunanlara (Allah’ın) bir deneme kılması içindir. Şüphesiz
zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler.
(22/53)
Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuşkuya mı
kapıldılar? Yoksa Allah’ın ve elçisinin kendilerine karşı
haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalim
kimselerdir. (24/50)
Kör olana güçlük yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta
olana da güçlük yoktur; sizin için de, gerek kendi evlerinizden,
gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden,
erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin
evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden,
dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarına
malik olduğunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den
yemenizde bir güçlük yoktur. Hep bir arada veya ayrı ayrı
yemenizde de bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz vakit,
Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak
birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetleri böyle
açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız. (24/61)
Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur;” (26/80)
Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar:
“ Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey
vadetmedi” diyorlardı. (33/12)
Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri
(gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle
söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah
eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin. (33/32)
Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar
ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar
(bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten
seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir
süre) komşu kalabilirler. (33/60)
Ben, doğrusu hastayım” dedi. (37/89)
Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile)
attık. (37/145)
İman edenler, derler ki: “(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli
değil miydi?” Fakat, içinde savaş (kıtal) zikri geçen
muhkem bir sure indirildiği zaman, kalplerinde hastalık
olanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş olanların bakışı
gibi sana baktıklarını gördün. Oysa onlara evla (olan):
(47/20)
Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah’ın kinlerini
hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar? (47/29)
Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük
yoktur, hasta olana da güçlük yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne
itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere
sokar. Kim de sırt çevirirse, onu acı bir azab ile azablandırır.
(48/17)
Üstelik ‘içtikçe susayan hasta develerin’ içişi gibi içeceksiniz.
(56/55)
Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde,
yarısında ve üçte birinde (namaz için) kalktığını bilir;
seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını
bilir). Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu
sayamıyacağınızı bildi, böylece tevbenizi (O’na dönüşünüzü)
kabul etti. Şu halde Kur’an’dan kolay geleni okuyun. Allah
sizden hastalar olduğunu, başkalarının Allah’ın fazlından
aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin
Allah yolunda çarpışacaklarını bilmiştir. Öyleyse ondan
(Kur’an’dan) kolay geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın,
zekatı verin ve Allah’a güzel bir borç verin. Hayır olarak
kendi nefisleriniz için önceden takdim ettiğiniz şeyleri
daha hayırlı ve daha büyük bir ecir (karşılık) olarak
Allah katında bulursunuz. Allah’tan mağfiret dileyin.
Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (73/20)
Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık.
Ve onların sayısını inkâr edenler için yalnızca bir fitne
(konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin
bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın;
kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece)
kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile
kafirler de şöyle desin: “Allah, bu örnekle neyi anlatmak
istedi?” İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır,
dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını
kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan)
için yalnızca bir öğüttür. (74/31)
Haşr
Ve şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten
O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. (15/25)
Allah, kimi hidayete erdirirse, işte o, hidayet bulmuştur,
kimi saptırırsa onlar için O’nun dışında asla veliler
bulamazsın. Kıyamet günü, biz onları yüzükoyun körler,
dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Onların barınma
yerleri cehennemdir; ateşi sükun buldukça, çılgın alevini
onlara arttırırız. (17/97)
Andolsun Rabbine, biz onları da, şeytanları da mutlaka
haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü
çökmüş olarak hazır bulunduracağız. (19/68)
“Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için
sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör
olarak haşredeceğiz.” (20/124)
“O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken,
beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?” (20/125)
O gün, onların hepsini bir arada toplayacak (haşredecek),
sonra meleklere diyecek ki: “Size tapanlar bunlar mıydı?”
(34/40)
İnsanlar haşrolunduğu (bir araya getirildiği) zaman, (Allah’tan
başka taptıkları) onlara düşman kesilirler ve (kendilerine)
ibadet etmelerini de tanımazlar. (46/6)
O gün yer, onlardan çatlayıp-ayrılır da (onlar,) hızla
koşarlar. İşte bu, Bize göre oldukça-kolay olan bir haşir
(sizi bir arada toplama)dır. (50/44)
Haşyet
Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta
daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan
ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular
çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır.
Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir. (2/74)
Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli’nden bir topluluk
vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah’ın ayetlerini
okuyarak secdeye kapanırlar. (3/113)
Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben
seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü
ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” (5/28)
Musa tayin edilen sürede gelince ve Rabbi O’nunla konuşunca:
“Rabbim, bana göster, Seni göreyim” dedi. (Allah:) “Beni
asla göremezsin, ama şu dağa bak; eğer o yerinde karar
kılabilirse, sen de beni göreceksin.” Rabbi dağa tecelli
edince, onu param parça etti. Musa bayılarak yere düştü.
Kendine geldiğinde: “Sen ne yücesin (Rabbim). Sana tevbe
ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim” dedi. (7/143)
Ve onlar Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar.
Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar.
(13/21)
Üstlerinden (her an bir azab göndermeye kadir olan) Rablerinden
korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar. (16/50)
De ki: “İster ona inanın, ister inanmayın: O, daha önce
kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin
üstüne kapanarak secde ederler.” (17/107)
Ve derler ki: “Rabbimiz yücedir, Rabbimizin va’di gerçekten
gerçekleşmiş bulunuyor.” (17/108)
Çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (Kur’an) onların
huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor. (17/109)
“O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir; onlar şefaat
etmezler (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar,
O’nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.” (21/28)
“Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O’nu görmedikleri halde)
bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden ‘içleri
titremekte olanlardır.” (21/49)
“Gerçekten, Rablerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla
korkanlar” (23/57)
“İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri
böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah’tan
ancak alim olanlar ‘içleri titreyerek-korkar’. Şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.” (35/28)
“Sen ancak, zikre (Kur’an’a) uyan ve gayb ile Rahman olan
(Allah’)a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın.
İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.”
(36/11)
“Görmediği halde Rahman’a karşı ‘içi titreyerek korku
duyan’ ve ‘içten Allah’a yönelmiş’ bir kalb ile gelen
içindir.” (50/33)
“Ki o, ‘içi titreyerek korkar’ bir durumdadır;” (80/9)
“Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar
olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir.
Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O’ndan razı
(hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden ‘içi
titreyerek korku duyan kimse’ içindir.” (98/8)
Hata
Ve hatırlayın, demiştik ki: “Şu şehre girin ve orada
istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek
kapısından girerken ‘dileğimiz bağışlanmadır’ deyin; (biz
de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini)
arttıracağız.” (2/58)
Bir mü’mine, -hata sonucu olması dışında- bir başka mü’mini
öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü’mini ‘hata sonucu’ öldürürse,
mü’min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine
teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu)
sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer o, mü’min olduğu
halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda
mü’min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet
kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise,
bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü’min köleyi
özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü
için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak
iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah’tan bir tevbedir. Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (4/92)
Kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza
yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık
bir günahı yüklenmiştir. (4/112)
Onlara: “Bu şehirde oturun, ondan istediğiniz yerden yeyin,
‘dileğimiz bağışlanmadır’ deyin ve kapısından secde ederek
girin, (biz de) hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanların
(armağanlarını) arttıracağız” denildiğinde, (7/161)
Dediler ki: “Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten
bize karşı tercih edip-seçmiştir ve biz de gerçekten hataya
düşenler idik.” (12/91)
(Çocukları da:) “Ey babamız, bizim için günahlarımızın
bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hataya düşenler idik”
dediler. (12/97)
Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara
ve size biz rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek büyük
bir hata (suç ve günah)dır. (17/31)
“Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı
Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.”
(26/51)
“Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da
O’dur;” (26/82)
İnkar edenler, iman edenlere dedi ki: “Siz bizim yolumuzu
izleyin, hatalarınızı biz yüklenelim.” Oysa kendileri,
onların hatalarından hiç bir şeyi yüklenecek değildir.
Gerçekten onlar, elbette yalancıdırlar. (29/12)
Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek
çağırın; bu, Allah katında daha adildir. Eğer babalarını
bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve
dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin
için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin
kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir. (33/5)
Firavun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler
(halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler.
(69/9)
“Bunu da, hata edenlerden başkası yemez.” (69/37)
Bunlar, hataları dolayısıyla suda boğuldular, sonra ateşe
sokuldular. O zaman da Allah’ın dışında hiç bir yardımcı
bulamadılar. (71/25)
Havari
Nitekim İsa, onlarda inkârı sezince, dedi ki: “Allah
için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın
yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten
Müslümanlar olduğumuza şahid ol” dediler. (3/52)Hani Havarilere:
“Bana ve elçime iman edin” diye vahy (ilham) etmiştim;
onlar da: “İman ettik, gerçekten Müslümanlar olduğumuza
sen de şahid ol” demişlerdi. (5/111)
Havariler: “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir
sofra indirebilir mi?” demişlerdi. O da: “Eğer inanmışlarsanız
Allah’tan korkup-sakının” demişti. (5/112)
(Bu sefer Havariler:) “Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz
tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini
bilelim ve buna şahidlerden olalım” demişlerdi. (5/113)
Ey iman edenler, Allah’ın yardımcıları olun: Meryem oğlu
İsa’nın havarilere: “Allah’a (yönelirken) benim yardımcılarım
kimlerdir?” demesi gibi. Havariler de demişlerdi ki: “Allah’ın
yardımcıları bizleriz.” Böylece İsrailoğullarından bir
topluluk iman etmiş, bir topluluk da inkâr etmişti. Sonunda
Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, onlar
da üstün geldiler. (61/14)
Hayat
Sonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü
yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde
ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla
fidyeleşiyordunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram
kılınmıştı. Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da
bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle
yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan
başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli
olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil
değildir. (2/8)
Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk
koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan)
Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması
onu azabtan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını
görendir. (2/96)
Ey temiz akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır.
Umulur ki sakınırsınız. (2/179)
İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri
senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah’ı şahid
getirir; oysa o azılı bir düşmandır. (2/204)
İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi).
Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa
korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah,
dilediğine hesapsız rızık verir. (2/212)
Hani Allah, İsa’ya demişti ki: “Ey İsa, doğrusu senin
hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim,
seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları
kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra
dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz
şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.” (3/55)
Allah’ın sizin için (kendileriyle hayatınızı) kaim (geçiminizi
sağlamaya destekleyici bir araç) kıldığı mallarınızı düşük
akıllılara vermeyin; bunlarla onları rızıklandırıp giydirin
ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin. (4/5)
Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son
verecekleri zaman derler ki: “Nerde idiniz?” Onlar: “Biz,
yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz’aflar) idik.” derler.
(Melekler de:) “Hicret etmeniz için Allah’ın arzı geniş
değil miydi?” derler. İşte onların barınma yeri cehennemdir.
Ne kötü yataktır o? (4/97)
Allah şöyle diyecek: “Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene
olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim,
beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.
Sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İznimle
çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine)
iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan
kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine)
benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına
apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar,
“Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi (de) İsrailoğullarını
senden geri püskürtmüştüm.” (5/110)
“Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiç bir şeyi
söylemedim. (O da şuydu:) ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz
olan Allah’a kulluk edin.’ Onların içinde kaldığım sürece,
ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma
son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen’din. Sen
her şeyin üzerine şahid olansın.” (5/117)
O, kulları üzerinde kahredici (kahhar) olandır. Size koruyucular
gönderiyor. Sonunda sizden birinize ölüm gelip çattığı
zaman, elçilerimiz onun ‘hayatına son verirler.’ Onlar
(bu işte, ne eksik ne fazla) kusur etmezler. (6/61)
Öyleyse, Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya
ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? Kitap’tan
kendilerine bir pay erişecek olanlar bunlardır. Nihayet
elçilerimiz, hayatlarına son vermek üzere kendilerine
gittiklerinde onlara diyecekler ki: “Allah’tan başka taptıklarınız
nerede?” “Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp-kayboldular” diyecekler.
(Böylelikle) Bunlar, gerçekten kafirler olduklarına kendi
aleyhlerinde şehadet ettiler. (7/37)
Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı
zaman, Allah’a ve Resûlü’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak
Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O’na
götürülüp toplanacaksınız. (8/24)
Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar;
kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz,
kaçınılmaz olarak sözleşme yeri (veya konusu) hakkında
anlaşmazlığa düşerdiniz; ancak Allah, olacağı olan işi
gerçekleştirmek için (böyle yaptı). Böylece, helak olacak
kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak
kişi apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın. Şüphesiz
Allah, gerçekten işitendir, bilendir. (8/42)
Onlara vaadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösteririz
veya senin hayatına son veririz (de görmen ahirete kalır.)
Onların dönüşleri bizedir, sonra Allah işlediklerine şahiddir.
(10/46)
De ki: “Ey insanlar, eğer benim dinimden yana bir kuşku
içindeyseniz, ben, sizin Allah’tan başka ibadet ettiklerinize
ibadet etmiyorum, ancak ben, sizin hayatınıza son verecek
olan Allah’a ibadet ederim. Ben, mü’minlerden olmakla
emrolundum.” (10/104)
“Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını)
verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin
ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin.
Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin
arasına kat.” (12/101)
Onlara (azab olarak) va’dettiklerimizden bir kısmını sana
göstersek de, senin hayatına son versek de, sana düşen
yalnızca tebliğdir ve hesap da bize aittir. (13/40)
Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih
bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla
yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle
muhakkak veririz. (16/97)
“Ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz)
bir yaratık (olun).” Bizi kim (hayata) geri çevirebilir”
diyecekler. De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” Bu durumda
sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki:
“Ne zamanmış o?” De ki: “Umulur ki pek yakında.” (17/51)
Bu durumda, biz sana, hayatında kat kat, ölümün de kat
kat (acısını) tattırırdık; sonra bize karşı bir yardımcı
bulamazdın. (17/75)
“Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm
müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti.” (19/31)
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden)
tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise,
asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (29/64)
De ki: “Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son
verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız.” (32/11)
O’dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra
bir alak’tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak
çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişmeniz,
sonra da yaşlanmanız için size (belli bir ömür vermektedir).
Sizden kiminin daha önce hayatına son verilmektedir; adı
konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki aklınızı kullanmanız
için (Allah sizi böyle yaşatır). (40/67)
Şu halde sen sabret, hiç şüphesiz Allah’ın va’di haktır.
Sonunda ya onlara va’dettiğimiz (azab)in bir kısmını sana
göstereceğiz ya da senin hayatına son vereceğiz. Nihayet
onlar bize döndürülecekler. (40/77)
Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla
ölü bir memleketi ‘dirilttik (ve her yanına yeniden hayat)
yaydık’; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız.
(43/11)
Yoksa kötülüklere batıp-yara alanlar, kendilerini iman
edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar?
Hayatları ve ölümleri bir mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar.
(45/21)
Bilin ki gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat
verir. Şüphesiz Biz, umulur ki aklınızı kullanırsınız
diye size ayetleri açıkladık. (57/17)
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha
iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı
yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.
(67/2)
Der ki: “Keşke hayatım için, (önceden bir şeyler) takdim
edebilseydim.” (89/24)
Artık o, hoşnut olunan bir hayat içindedir. (101/7)
Hayır (İyilik)
“Namazı dosdoğru kılın zekatı verin; önceden kendiniz
için hayır olarak neyi takdim ederseniz onu Allah katında
bulacaksınız. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görendir.
(2/110)
“Herkesin (her toplumun) yüzünü çevirdiği bir yön vardır.
Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız Allah
sizleri bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah herşeye
güç yetirendir. (2/148)
“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir.
Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba
ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen,
onu, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa,
isteyip-dilenene, ve kölelere (özgürlükleri için) veren;
namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
“Sana hilalleri (doğuş halindeki ayları) sorarlar. De
ki: “O insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir.
İyilik (birr) evlere arkalarından gelmeniz değildir ama
iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından girin.
Allah’tan sakının umulur ki kurtuluşa erersiniz. (2/189)
Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle
tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik
edenleri sever. (2/195)
Savaş hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz
kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için
hayırlıdır ve olur ki sevdiğiniz şey de sizin için bir
şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (2/216)
Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere
verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. O günahlarınızdan
bir kısmını bağışlar. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
(2/271)
De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım dilediğine mülkü verirsin
ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın dilediğini aziz kılar
dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten
Sen herşeye güç yetirensin.” (3/26)
Onlar bollukta da darlıkta da infak edenler öfkelerini
yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile
(vaz) geçenlerdir. Allah iyilik yapanları sever. (3/134)
“Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır kötülükten
de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara
bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter. (4/79)
Onların ‘gizlice söyleşmelerinin’ çoğunda hayır yok. Ancak
bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların
arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah’ın
rızasını isteyerek böyle yaparsa artık ona büyük bir ecir
vereceğiz. (4/114)
İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (tevhidi)
olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel din’li kimdir?
Allah İbrahim’i dost edinmiştir. (4/125)
Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü
bağışlarsanız şüphesiz Allah affedicidir güç yetirendir.
(4/149)
“Sana da önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona ‘bir
şahid-gözetleyici’ olarak Kitab’ı (Kur’an’ı) indirdik.
Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana
gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına
uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem
kıldık. Eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet kılardı;
ancak (bu) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık
hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. Hakkında
anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
(5/48)
Allah sana bir zarar dokunduracak olsa O’ndan başka bunu
senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse
O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından
dilediğine bundan isabet ettirir. O bağışlayandır esirgeyendir.
(10/107)
Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde
namazı kıl. Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir. Bu
öğüt alanlara bir öğüttür. (11/114)
Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle
beraberdir. (16/128)
Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi şerle de hayırla da
deneyerek imtihan ediyoruz ve siz bize döndürüleceksiniz.
(21/35)
“Ey iman edenler rüku edin secdeye varın Rabbinize ibadet
edin ve hayır işleyin umulur ki kurtuluş bulursunuz. (22/77)
İşte onlar hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan
dolayı öne geçmektedirler. (23/61)
Haram Aylar
Haram ay haram aya karşılıktır; hürmetler (de) karşılıklıdır.
Öyleyse kim size saldırırsa onun saldırdığı gibi siz de
ona saldırın. Allah’tan korkup-sakının ve bilin ki Allah
muhakkak ki korkup-sakınanlarla beraberdir. (2/194)
Sana haram olan ayı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: “Onda
savaşmak büyük (bir günahtır).” Ancak Allah katında Allah’ın
yolundan alıkoymak onu inkâr etmek Mescid-i Haram’a engel
olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır).
Fitne katilden beterdir. Eğer güç yetirirlerse sizi dininizden
geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler;
sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse
artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da
ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır onda
süresiz kalacaklardır. (2/217)
Ey iman edenler, Allah’ın şiarlarına haram olan ay’a kurbanlık
hayvanlara (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir
fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram’a gelenlere sakın
saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz.
Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa
olan kininiz sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik
ve takva konusunda yardımlaşın günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın
ve Allah’tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile)
sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (5/2)
Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe’yi insanlar için bir ayaklanma
(kıyam evi) kıldı; Haram Ay’ı kurbanı ve boyunlardaki
gerdanlıkları da. Bu Allah’ın göklerde ve yerde ne varsa
tümünü bildiğini ve Allah’ın gerçekten herşeyi bilen olduğunu
bilmeniz içindir. (5/97)
Haram aylar, (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp-bitince
(çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün onları tutuklayın
kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip-tutun.
Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse
yollarını açıverin. Gerçekten Allah bağışlayandır esirgeyendir.
(9/5)
Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı gökleri ve
yeri yarattığı günden beri Allah’ın kitabında on ikidir.
Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab
(din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve
onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle
topluca savaşmayın. Ve bilin ki Allah takva sahipleriyle
beraberdir. (9/36)
Havuz
Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde
çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. “Ey
Davud ailesi, şükrederek çalışın.” Kullarımdan şükredenler
azdır. (34/13)
Hayvanlar
İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey
işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen
ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar,
sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl
erdiremezler. (2/171)
Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe,
salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu
şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya
hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında
olandır. (3/14)
Ey iman edenler, akitleri yerine getirin. İhramlı iken
avlanmayı helal saymaksızın ve size okunacaklar dışta
tutulmak üzere, hayvanlar size helal kılındı. Şüphesiz
Allah, dilediği hükmü verir. (5/1)
Ey iman edenler, Allah’ın şiarlarına, haram olan ay’a,
kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden
bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram’a gelenlere
sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık
avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyduklarından
dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya
sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah
ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah’tan korkup-sakının.
Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli
olandır. (5/2)
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen,
boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış
yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip)
kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan
(hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram
kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün
inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan)
umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim,
üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı
seçip-beğendim. Kim ‘şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir
ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa’ -günaha eğilim göstermeksizin-
(bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü
Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (5/3)
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De
ki: “Bütün temiz şeyler size helal kılındı.” Allah’ın
size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının
yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah’ın adını anarak-
yiyin. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı
çabuk görendir. (5/4)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden
kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, cezası,
hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da, Kabe’ye
ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki
kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun
dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle
işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı
bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır.
Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir. (5/95)
O’nun üretip-türettiği ekin ve hayvanlardan Allah için
bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: “Bu Allah’ındır,
bu da ortaklarımızındır” dediler. Kendi ortakları için
olan (pay), Allah tarafına geçmez, ama Allah’a aid olan
kendi ortaklarının tarafına (payına) geçer. Ne kötü hüküm
veriyorlar? (6/136)
Ve kendi zanlarınca dediler ki: “Bu hayvanlar ve ekinler
dokunulmazdır. Onları bizim dilediklerimiz dışında başkası
yiyemez. (Şu) Hayvanların da sırtları haram kılınmıştır.”
Öyle hayvanlar vardır ki, -O’na iftira etmek suretiyle-
üzerlerinde Allah’ın ismini anmazlar. Yalan yere iftira
düzmekte olduklarından dolayı O, cezalarını verecektir.
(6/138)
Bir de dediler ki: “Bu hayvanların karınlarında olan,
yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır.
Eğer o, ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar.” Allah,
(bu) düzmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm
sahibi olandır, bilendir. (6/139)
Hayvanlardan yük taşıyan ve (yünlerinden, tüylerinden)
döşek yapılanları da (yaratan O’dur). Allah’ın size rızık
olarak verdiklerinden yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın.
Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. (6/142)
Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda
kişi yarattık (hazırladık). Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar,
gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla
işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar.
İşte bunlar gafil olanlardır. (7/179)
Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla
insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış
olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp
süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini
sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona
emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş
gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız.
Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer
açıklarız. (10/24)
Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve
yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz. (16/5)
Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç
ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. (16/10)
Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size
onların karınlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar)
ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan
dupduru bir süt içirmekteyiz. (16/66)
Allah, size evlerinizi (içinde) “güvenlik ve huzur bulacağınız
yerler” kıldı; ve size hayvan derilerinden hem göç gününde,
hem yerleşme gününde kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler;
yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir zamana
kadar giyimlikler-döşemelikler ve (ticaret için) bir meta
kıldı. (16/80)
Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu
sahipleri için elbette ayetler vardır. (20/54)
Davud ve Süleyman da; hani kavmin hayvanlarının içine
girip yayıldığı ekin-tarlaları konusunda hüküm yürütüyorlardı.
Biz onların hükmüne şahid idik. (21/78)
Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar,
güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan
birçoğu Allah’a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azab
hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun
için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini
yapar. (22/18)
Kendileri için birtakım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine
rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli
günlerde (kurban adarken) Allah’ın adını ansınlar. Artık
bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun. (22/28)
İşte böyle; kim Allah’ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini)
yüceltirse, Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır.
Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar
helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan
kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının. (22/30)
Biz her ümmet için bir “Mensek” kıldık, O’nun kendilerine
rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah’ın
adını ansınlar diye. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır,
artık yalnızca O’na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara
müjde ver. (22/34)
Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır;
karınlarının içinde olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda
sizin için daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz.
(23/21)
Böylelikle biz ona: “Gözetimimiz altında ve vahyimizle
gemi yap. Nitekim bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca,
onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden
aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş) onlar dışında olan
aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda bana muhatap
olma, çünkü onlar boğulacaklardır” diye vahyettik. (23/27)
Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır
mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır,
onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar. (25/44)
Onunla ölü bir beldeyi (toprağı) canlandırmak ve yarattığımız
hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu onunla sulamak için.
(25/49)
Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan
ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık. (26/119)
Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti.” (26/133)
Görmüyorlar mı; biz, suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla
ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları, kendileri yemektedir?
Yine de görmüyorlar mı? (32/27)
İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle
değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah’tan ancak
alim olanlar ‘içleri titreyerek-korkar’. Şüphesiz Allah,
üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (35/28)
Ellerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanları
yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik oluyorlar.
(36/71)
Ki O, bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden
ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri var etti. (43/12)
Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları,
altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İnkar edenler
ise, metalanırlar ve hayvanların yemesi gibi yerler; ateş,
onlar için bir konaklama yeridir. (47/12)
Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp ‘hayvanı
ayağından biçip yere devirdi.’ (54/29)
Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere. (79/33,
80/32)