kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

De ki: "Size Allah'ın
hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve
ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden
başkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu?
Yine de düşünmeyecek misiniz?" (6/50)
Şimdi onların: "Ona bir
hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli
değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan
bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın.
Allah herşeye vekildir. (11/12)
Ben size Allah'ın hazineleri
yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu
söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, Allah
kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde
olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam)
gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir." (11/31)
(Yusuf) Dedi ki: "Beni
(bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici)
kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim
işlerini de) bilenim." (12/55)
hiçbir şey yoktur ki,
hazineleri bizim katımızda olmasın; ancak onu belirlenmiş
bir miktar olarak indiririz. (15/21)
Ve aşılayıcılar olarak
rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri
suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz. (15/22)
De ki: "Eğer siz Rabbimin
rahmet hazinelerine malik olsaydınız, bu durumda harcama
endişesiyle gerçekten (cimrilik edip elinizde) tutardınız.
İnsan pek cimridir. (17/100)
Ya da kendisine bir hazinenin
bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi
olması (gerekmez miydi)?" Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa
olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz." (25/8)
Hazinelerden ve soylu
makam(lar)dan da. (26/58)
Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın
kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle
hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya)
davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi
ona demişti ki: "Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak
sevince kapılanları sevmez." (28/76)
Yoksa, güçlü ve üstün
olan, karşılıksız bağışlayan Rabbinin hazineleri onların
yanında mıdır? (38/9)
Yoksa Rabbinin hazineleri
onların yanında mıdır? Yoksa üstün güç (herşeyin denetim
ve yönetim) sahipleri kendileri midir? (52/37)
Onlar ki: "Allah'ın Resûlü
yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın,
sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin
hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar.
(63/7)
O, gaybı bilendir. Kendi
gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz
(ona muttali kılmaz.) (72/26)
Ey insanlar yeryüzünde
olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını
izlemeyin. Gerçekte o sizin için apaçık bir düşmandır. (2/168)
Allah'ın size rızık olarak
verdiklerinden helal ve temiz olarak yiyin. Kendisine inanmakta
olduğunuz Allah'tan korkup-sakının. (5/88)
Artık ganimet olarak elde
ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve Allah'tan
korkup-sakının. Şüphesiz Allah bağışlayandır esirgeyendir.
(8/69)
Öyleyse Allah'ın sizi
rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin;
eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin.
(16/114)
Ey iman edenler, Allah'ın
üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti;
böylece biz de onların üzerine bir rüzgar ve sizin görmediğiniz
ordular göndermiştik. Allah yaptıklarınızı görendir. (33/9)
Hani onlar size hem üstünüzden
hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış yürekler
hançereye gelip dayanmıştı ve siz Allah hakkında (birtakım)
zanlarda bulunuyordunuz. (33/10)
İşte orada iman edenler
sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı.
(33/11)
Hani münafık olanlar ve
kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü bize boş
bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı. (33/12)
Onlardan bir grup da hani
şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için
(burada) kalacak yer yok şu halde dönün." Onlardan bir topluluk
da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin
istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar, yalnızca
kaçmak istiyorlardı. (33/13)
Eğer onlara (şehrin her)
yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık
çıkarmaları) istenmiş olsaydı hiç şüphesiz buna yanaşır
ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı.
(33/14)
Oysa andolsun daha önce
'arkalarını dönüp kaçmayacaklarına' dair Allah'a söz vermişlerdi;
Allah'a verilen söz (ahid) ise (ağır bir) sorumluluktur.
(33/15)
De ki: "Eğer ölümden veya
öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir
yarar sağlamaz; böyle olsa bile pek az (bir zaman) dışında
metalanıp-yararlandırılmazsınız." (33/16)
De ki: "Size bir kötülük
isteyecek olsa sizi Allah'tan koruyacak veya size bir rahmet
isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar kendileri
için Allah'ın dışında ne bir veli ne bir yardımcı bulamazlar.
(33/17)
Gerçekten Allah, içinizden
alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir.
Bunlar pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler. (33/18)
(Geldiklerinde de) Size
karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa
ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri
dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince
hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle
(eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir;
böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu
Allah'a göre pek kolaydır. (33/19)
Onlar, (münafıklar düşman)
birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer (askeri)
birlikler gelecek olsa çölde bedevi-Araplar arasında olup
sizin haberlerinizi (ordan) sormayı cidden arzu ediyorlardı.
Fakat içinizde olsalardı ancak pek az savaşırlardı. (33/20)
Andolsun sizin için Allah'ı
ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için
Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (33/21)
Mü'minler (düşman) birliklerini
gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu
Allah'ın ve Resûlü'nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü
doğru söylemiştir." Ve (bu) yalnızca onların imanlarını
ve teslimiyetlerini arttırdı. (33/22)
Mü'minlerden öyle erkek-adamlar
vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler;
böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi kimi beklemektedir.
Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.
(33/23)
Çünkü Allah (sözüne bağlı
kalıp doğru olan) sâdıkları sadakatlerinden dolayı mükafaatlandıracak
münafıkları da dilerse azablandıracak veya tevbe (nasib
edip tevbe)lerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır
çok esirgeyendir. (33/24)
Allah, inkâr edenleri
kin ve öfkeleriyle geri çevirdi onlar hiçbir hayra varamadılar.
Savaşta Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) mü'minlere
yetti. Allah, çok güçlüdür üstün ve galib olandır. (33/25)
Sen onların dinlerine
uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut
olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın
(gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra
onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin
için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (2/120)
Andolsun, kendilerine
kitap verilenlere her ayeti (delili) getirsen, yine onlar
senin kıblene uymaz; sen de onların kıblelerine uyacak değilsin.
Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine (bile) uymaz.
Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva
(istek ve tutku)larına uyacak olursan, o zaman gerçekten
zalimlerden olursun. (2/145)
Ey iman edenler, kendiniz,
anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için
şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin
olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır.
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer
dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz,
şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (4/135)
Sana da (Ey Muhammed,)
önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici'
olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın
indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva
(istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir
şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi
bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi
içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır.
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
(5/48)
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle
hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin
bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın.
Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları
nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz,
insanların çoğu fasıklardır. (5/49)
De ki: "Ey kitap Ehli,
haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce
sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir
topluluğun heva (istek ve tutku)larına uymayın." (5/77)
De ki: "Ben, sizin Allah'tan
başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim." De
ki: "Ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza uymam; yoksa
bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan
olurum." (6/56)
Ne oluyor ki size, kaçınılmaz
bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, O, size haram
kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken, üzerinde Allah'ın ismi
anılan şeyleri yemiyorsunuz? Gerçekten çoğu, bir ilim olmaksınız
kendi heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar.
Şüphesiz, senin Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir. (6/119)
De ki: "Gerçekten Allah'ın
bunu haram kıldığına şehadet edecek şahidlerinizi getirin."
Şayet onlar, şehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte
şehadet etme. Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların
heva (istek ve tutku)larına uyma; onlar (birtakım güçleri
ve varlıkları) Rablerine denk tutmaktadırlar. (6/150)
Eğer biz dileseydik, onu
bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı),
hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp
soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin
durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun
durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler.
(7/176)
İşte böylece biz onu (Kur'an'ı)
Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu
ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak
olursan, senin için Allah'tan ne bir yardımcı, dost, ne
bir koruyucu vardır. (13/37)
Öyleyse, ona inanmayıp
kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra
yıkıma uğrarsın." (20/16)
Eğer hak, onların heva
(istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler,
yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya
uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini
getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz
çeviriyorlar. (23/71)
Buna rağmen sana icabet
etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gerçekten kendi
heva (istek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Allah'tan
bir kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın, kendi istek
ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir? Şüphesiz
Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez. (28/50)
Hayır, zulmedenler, hiçbir
bilgiye dayanmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larına
uymuşlardır. Allah'ın saptırdığını kim hidayete erdirebilir?
Onların hiçbir yardımcıları yoktur. (30/29)
Şu halde, sen bundan dolayı
davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur.
Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah'ın
indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla
emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.
Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle
aranızda 'deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)'
yoktur. Allah bizi bir araya getirip-toplayacaktır. Dönüş
O'nadır." (42/15)
Sonra seni de bu emirden
bir şeriat üzerine kıldık; öyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin
heva (istek ve tutku)larına uyma. (45/18)
Şimdi sen, kendi hevasını
ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı,
kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde
çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim
hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?
(45/23)
Şimdi Rabbinden apaçık
bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine 'süslü
ve çekici gösterilmiş' ve kendi heva (istek ve tutku)larına
uyan kimseler gibi midir? (47/14)
Onlardan kimi gelip seni
dinler. Nitekim yanından çıkıp-gittikleri zaman, ilim verilenlere
derler ki: "O biraz önce ne söyledi?" İşte onlar; Allah,
onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva (istek
ve tutku)larına uymuşlardır. (47/16)
O, hevadan (kendi istek,
düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. (53/3)
Bu (putlar ise,) sizin
ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz
(keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili
'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin
(alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar.
Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir.
(53/23)
Yalanladılar ve kendi
heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda
kendi amacına varıp karar kılacaktır.' (54/3)
Kim Rabbinin makamından
korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa,
(79/40)
(Tura gitmesinin) Ardından
Musa'nın kavmi süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı
heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle
konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini
(hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler
de, zulmedenler oldular. (7/148)
Böylece onlara böğüren
bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin ve ilahınız,
Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler. (20/88)
Hani babasına ve kavmine
demişti ki: "Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz
bu temsili heykeller nedir? (21/52)
Ona dilediği şekilde kaleler,
heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen
kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın."
Kullarımdan şükredenler azdır. (34/13)
Şüphesiz, iman edenler(le)
Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah'a ve
ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık
onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur
ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/62)
Dediler ki: "Yahudi veya
Hıristiyan olmayan hiç kimse kesin olarak cennete giremez."
Bu, onların kendi kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğru sözlüyseniz,
kesin-kanıtınızı (burhan) getirin." (2/111)
Yahudiler dediler ki:
"Hıristiyanlar bir şey (herhangi bir temel) üzere değillerdir";
Hıristiyanlar da: "Yahudiler bir şey üzere değillerdir"
dediler. Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler)
de, onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Artık
Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında
hüküm verecektir. (2/113)
Dediler ki: "Allah oğul
edindi." O (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır göklerde ve
yerde her ne varsa O'nundur tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir.
(2/116)
Sen onların dinlerine
uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut
olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın
(gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra
onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin
için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (2/120)
Dediler ki: "Yahudi veya
Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz." De ki: "Hayır, (doğru
yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden
değildi." (2/135)
Yoksa siz, gerçekten İbrahim'in,
İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya
Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi
daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde
olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah,
yaptıklarınızdan gafil değildir." (2/140)
Hani Allah İsa'ya demişti
ki: "Ey İsa doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim seni
Kendime yükselteceğim seni inkâr edenlerden temizleyeceğim
ve sana uyanları kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne
geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır hakkında anlaşmazlığa
düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim." (3/55)
İbrahim, ne Yahudi idi,
ne de Hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir Müslümandı,
müşriklerden de değildi. (3/67)
Ve: "Biz Hıristiyanlarız"
diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine
hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece
biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık.
Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir. (5/14)
Andolsun "Şüphesiz Allah
Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre düşmüştür. De ki:
"O eğer Meryem oğlu Mesih'i onun annesini ve yeryüzündekilerin
tümünü helak (yok) etmek isterse Allah'tan (bunu önlemeye)
kim birşeye malik olabilir? Göklerin yerin ve bunlar arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah herşeye
güç yetirendir. (5/17)
Yahudi ve Hıristiyanlar:
"Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi. De ki:
"Peki ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor?
Hayır siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O dilediğini
bağışlar dilediğini azaplandırır. Göklerin yerin ve bunların
arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır."
(5/18)
İncil sahipleri Allah'ın
onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle
hükmetmezse işte onlar fasık olanlardır. (5/47)
Andolsun "Şüphesiz Allah
Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in
dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları benim de Rabbim sizin
de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O kendisine
ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır onun barınma
yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." (5/72)
Ey iman edenler, Yahudi
ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin
dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır.
Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (5/51)
Gerçek şu ki, iman edenlerle
Yahudiler, sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a, ahiret
gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için
korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (5/69)
Andolsun, insanlar içinde,
mü'minlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri
bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın
olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan
(birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte
büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (5/82)
Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın
oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur"
dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar,
bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar.
Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? (9/30)
Onlar Allah'ı bırakıp
bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve
Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar tek olan bir ilah'a
ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka
ilah yoktur. O bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.
(9/31)
Gerçekten iman edenler,
Yahudiler, yıldıza tapanlar (Sabii) Hıristiyanlar, ateşe
tapanlar (Mecusi) ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet
günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, herşeyin üzerinde
şahid olandır. (22/17)
Sonra onların izleri üzerinde
elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı
da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin
kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak)
Türettikleri ruhbanlığı ise Biz onlara yazmadık (emretmedik).
Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna
da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman
edenlere ecirlerini verdik onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
(57/27)
Hırsız erkek ve hırsız
kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan,
'tekrarı önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin.
Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(5/38)
Erzak yüklerini kendilerine
hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı,
sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "Ey kafile, sizler gerçekten
hırsızsınız." (12/70)
Allah adına, hayret" dediler.
"Siz de bilmişsiniz ki, biz (bu) yere bozgunculuk çıkarmak
amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz." (12/73)
Dediler ki: "Şayet çalmış
bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı." Yusuf
bunu kendi içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı
(ve içinden): "Siz daha kötü bir konumdasınız" dedi. "Sizin
düzmekte olduklarınızı Allah daha iyi bilir." (12/77)
Dönün babanıza ve deyin
ki: '-Ey babamız, senin oğlun gerçekten hırsızlık etti.
Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın
kollayıcıları değiliz." (12/81)
Ey Peygamber, mü'min kadınlar,
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak,
zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları
arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir
çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve
yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat
etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul
et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (60/12)
Ey Peygamber, gerçekten
biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve
Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden
sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte
hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının
kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini
peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği
mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca
sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi
eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda
onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size
bildirdik). Böylelikle senin için hiç bir güçlük olmasın.
Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (33/50)
Andolsun Hicr halkı da
gönderilen (elçi)leri yalanlamışlardı. (15/80)
Şüphesiz iman edenler,
hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar,
Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(2/218)
Nitekim Rableri onlara
(dualarını kabul ederek) cevab verdi: "Şüphesiz Ben, erkek
olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa
çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin,
yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin,
çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim
ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım.
(Bu,) Allah katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah,
karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun katındadır." (3/195)
Onlar, kendilerinin inkâra
sapmaları gibi sizin de inkâra sapmanızı istediler. Böylelikle
bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar
onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. Şayet yine yüz çevirirlerse,
artık onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz öldürün.
Onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı.
(4/89)
Melekler kendi nefislerine
zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki:
"Nerde idiniz?" Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar
(müstaz'aflar) idik." derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz
için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" derler. İşte onların
barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o? (4/97)
Allah yolunda hicret eden,
yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk)
da. Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek üzere evinden çıkan,
sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a
düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. (4/100)
Gerçek şu ki, iman edenler,
hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla
cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım
edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman
edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin
onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur. Ama din konusunda
sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür.
Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun
aleyhinde değil. Allah, yaptıklarınızı görendir. (8/72)
İman edenler, hicret edenler
ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar
ve yardım edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır.
Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. (8/74)
Bundan sonra iman edip
hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, işte onlar
sizdendir. Akrabalar (mirasta) Allah'ın Kitabına göre, birbirlerine
(mirasta) önceliklidir. Doğrusu Allah herşeyi bilendir.
(8/75)
İman edenler, hicret edenler
ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin
Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve
mutluluğa' erenler bunlardır. (9/20)
Zulme uğratıldıktan sonra,
Allah yolunda hicret edenleri dünyada şüphesiz güzel bir
biçimde yerleştireceğiz; ahiret karşılığı ise daha büyüktür.
Bilmiş olsalardı. (16/41)
Sonra gerçekten Rabbin,
işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından
cihad edip sabredenlerin (destekçisidir). Şüphesiz senin
Rabbin, bundan sonra da gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir.
(16/110)
Allah yolunda hicret edip
öldürülen veya ölenlere gelince muhakkak Allah, onları güzel
bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, rızık verenlerin
en hayırlısıdır. (22/58)
Sizden, faziletli ve varlıklı
olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere
vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler.
Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (24/22)
Bunun üzerine Lut ona
iman etti ve dedi ki: "Gerçekten ben, Rabbime hicret edeceğim.
Çünkü şüphesiz O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir." (29/26)
Ey Peygamber, gerçekten
biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve
Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden
sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte
hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının
kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini
peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği
mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca
sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi
eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda
onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size
bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.
Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (33/50)
Kendilerinden önce o yurdu
(Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler
ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden
dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde
bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine
tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (59/9)
Ey iman edenler, mü'min
kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan
edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet
(gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz,
artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne
bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara
(kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin.
Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini)
verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük
yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın
ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min
kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür;
sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir. (60/10)
Ramazan ayı... İnsanlar
için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden)
ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir.
Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun.
Kim hasta ya da yolculukta olursa tutmadığı günler sayısınca
diğer günlerde (tutsun). Allah size kolaylık diler zorluk
dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru
yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız
içindir. Umulur ki şükredersiniz. (2/185)
De ki: "Eğer babalarınız
çocuklarınız kardeşleriniz eşleriniz aşiretiniz kazandığınız
mallar az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza
giden evler sizlere Allah'tan O'nun Resûlü'nden ve O'nun
yolunda cihad etmekten daha sevimli ise artık Allah'ın emri
gelinceye kadar bekleyedurun. Allah fasıklar topluluğuna
hidayet vermez. (9/24)
Şimdi sen kendi hevasını
ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı
kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde
çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim
hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?
(45/23)
İşte onların ilimden yana
ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz senin Rabbin;
kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı
da en iyi bilen O'dur. (53/30)
Dediler ki: "Sen yücesin,
bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten
sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın." (2/32)
Rabbimiz, içlerinden onlara
bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti
öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün
olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (2/129)
Öyle ki size, kendinizden,
size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap
ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir
elçi gönderdik. (2/151)
Size, apaçık belgeler
(ayetler) geldikten sonra yine ayağınız kayarsa, bilin ki
Allah, gerçekten üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(2/209)
Hem dünya (konusun)da,
hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki:
"Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları
aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir.
Allah bozgun (fesad) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırdeder).
Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah
güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (2/220)
Kadınları boşadığınızda,
bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle
tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip
zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle
yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın
ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği
nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitab'ı ve hikmeti
anın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herşeyi
bilendir. (2/231)
İçinizde ölüp de (geride)
eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın, bir yıla
kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar).
Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların
maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı
size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm
ve hikmet sahibidir. (2/240)
Böylece onları, Allah'ın
izniyle yenilgiye uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah
da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer
Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi)
olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah,
alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (2/251)
Hani İbrahim: "Rabbim,
bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah
ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak
kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut.
Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir
parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır.
Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve
güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (2/260)
Kime dilerse hikmeti ona
verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır
da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
(2/269)
Döl yataklarında size
dilediği gibi suret veren O'dur. O'ndan başka ilah yoktur;
üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (3/6)
Ona kitabı, hikmeti, Tevratı
ve İncili öğretecek." (3/48)
Bunları biz sana ayetlerden
ve hikmetli zikr'den (Kur'an'dan) okuyoruz. (3/58)
Şüphesiz bu, gerçek bir
olayın haberidir. Allah'tan başka ilah yoktur. Ve şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(3/62)
Hani Allah peygamberlerden
'kesin bir söz (misak)' almıştı: "Andolsun size Kitap ve
hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan
bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona
yardımda bulunacaksınız." Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz
ve bu ağır yükümü aldınız mı?" Onlar: "İkrar ettik" demişlerdi
de "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım,"
demişti. (3/81)
Allah bunu (yardımı) size
ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun
diye yaptı. 'Yardım ve zafer' (nusret) ancak üstün ve güçlü,
hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın katındandır. (3/126)
Andolsun ki Allah, mü'minlere,
içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle
lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları
arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan
önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (3/164)
Çocuklarınız konusunda
Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer
onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu
durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye
bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir,
çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda
annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman
annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin)
Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır.
Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar
bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar)
Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/11)
Allah'ın (kabulünü) üzerine
aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların,
sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin
tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibi olandır. (4/17)
Sağ ellerinizin malik
olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan 'evli ve özgür'
olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah'ın üzerinize
yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup
fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek
kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan hangi
şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini
tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tesbitinden
sonra, karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda üstünüze
bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/24)
Allah, size açıklayarak
anlatmak, sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tevbelerinizi
kabul etmek ister. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(4/26)
Yoksa onlar, Allah'ın
kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?
Doğrusu biz, İbrahim ailesine Kitabı ve hikmeti verdik;
onlara büyük bir mülk de verdik. (4/54)
Ayetlerimize karşı inkâra
sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe,
azabı tadmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz.
Gerçekten, Allah, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir. (4/56)
Bir mü'mine, -hata sonucu
olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim
bir mü'mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne
kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi
gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka.
Eğer o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan
ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan
ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min
köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü
için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki
ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/92)
(Düşmanınız olan) Topluluğu
aramakta gevşeklik göstermeyin. Siz acı çekiyorsanız, şüphesiz
onlar da, sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Oysa
siz, onların umud etmediklerini Allah'tan umuyorsunuz. Allah,
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (4/104)
Kim bir günah kazanırsa,
o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır. Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/111)
Eğer Allah'ın fazlı ve
rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni
de saptırmak için tasarı kurmuştu. Oysa onlar, ancak kendi
nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler.
Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini
öğretti. Allah'ın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür. (4/113)
Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa,
Allah her birine 'genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından'
kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) Allah, (rahmetiyle) geniş
olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (4/130)
Hayır; Allah onu kendine
yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(4/158)
Elçiler; müjdeciler ve
uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra
insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın.
Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.
(4/165)
Ey insanlar, şüphesiz
elçi size Rabbinizden hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin
için hayırlıdır. Eğer inkâra saparsanız, şüphesiz göklerde
olanların ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/170)
Hırsız erkek ve hırsız
kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan,
'tekrarı önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin.
Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(5/38)
Allah şöyle diyecek: "Ey
Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı
ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir
şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir
kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle
iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata)
çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde
onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir"
demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm."
(5/110)
O, kulları üzerinde kahredici
olandır. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
(6/18)
O, gökleri ve yeri hak
olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir,
O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur.
O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet
sahibi olandır, haberdar olandır. (6/73)
Bu, İbrahim'e, kavmine
karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle
yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir,
bilendir. (6/83)
Bunlar, kendilerine kitap,
hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eğer bunları tanımayıp-küfre
sapıyorlarsa, andolsun, biz buna (karşı) inkâra sapmayan
bir topluluğu vekil kılmışızdır. (6/89)
Onların tümünü toplayacağı
gün: "Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize
kullar) edindiniz" (diyecek). İnsanlardan onların dostları
derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim
için tesbit ettiğin süreye ulaştık." (Allah) Diyecek ki:
"Allah'ın dilediği dışta olmak üzere, ateş sizin içinde
süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin,
hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir. (6/128)
Allah, bunu, yalnızca
bir müjde ve kalblerinizin tatmin bulması için yapmıştı;
(yoksa) Allah'ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım)
yoktur. Hiç şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm
ve hikmet sahibidir. (8/10)
Münafıklar ve kalblerinde
hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "Bunları (Müslümanları)
dinleri aldattı." Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(8/49)
Ve onların kalblerini
uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile,
onların kalblerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını
bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (8/63)
hiçbir peygambere, yeryüzünde
kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz.
Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size)
ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve
hikmet sahibidir. (8/67)
Eğer sana ihanet etmek
isterlerse, onlar daha önce Allah'a da ihanet etmişlerdi;
böylece O da, "bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti.'
Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (8/71)
Ve kalblerindeki öfkeyi
gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/15)
Siz O'na (peygambere)
yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler
ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma,
elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur
ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş, inkâra edenlerin de kelimesini (inkâr
çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/40)
Sadakalar, -Allah'tan
bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde
görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular,
Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/60)
Mü'min erkekler ve mü'min
kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder,
kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı
verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın
kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün
ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/71)
Bedeviler inkâr ve nifak
bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği
sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.'
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/97)
Diğer bir kısmı, Allah'ın
emri için ertelenmişlerdir. O, bunları, ya azablandıracak
veya tevbelerini kabul edecektir. Allah, bilendir, hüküm
ve hikmet sahibidir. (9/106)
Onların kalbleri parçalanmadıkça,
kurdukları bina kalblerinde bir şüphe olarak sürüp-gidecektir.
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/110)
Elif, Lam, Ra. Bunlar,
hikmetli Kitabın ayetleridir. (10/1)
Elif, Lam, Ra. (Bu,) Ayetleri
muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve herşeyden
haberdar olan (Allah) tarafından birer birer (bölüm bölüm)
açıklanmış bir Kitap'tır (ki:) (11/1)
Böylece Rabbin seni seçkin
kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana
öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini)
tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini
tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir." (12/6)
(Şehre dönüp durumu babalarına
aktarınca o:) "Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp (böyle)
bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir
sabırdır. Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte) onların
tümünü bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi
olanın kendisidir." (12/83)
Babasını ve annesini tahta
çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki:
"Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim
onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan
çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra,
(O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini
pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm
ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
Biz hiçbir elçiyi, kendi
kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık
anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini
hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir. (14/4)
Ve şüphesiz senin Rabbin,
O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir,
bilendir. (15/25)
Ahirete inanmayanların
kötü örnekleri vardır, en yüce örnekler ise Allah'a aittir.
O, güç sahibi olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (16/60)
Rabbinin yoluna hikmetle
ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele
et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete
ereni de bilendir. (16/125)
Bunlar, Rabbinin sana
hikmet olarak vahyettiği şeylerdir. Rabbin ile beraber başka
ilahlar kılma, yoksa yerilmiş, kovulmuş olarak cehenneme
bırakılırsın. (17/39)
(Çocuğun doğup büyümesinden
sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha
çocuk iken ona hikmet verdik. (19/12)
Biz senden önce hiçbir
Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu
zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru)
katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını
giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir.
Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (22/52)
Eğer Allah'ın sizin üzerinizde
fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri
kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)?
(24/10)
Allah size ayetleri açıklıyor;
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (24/18)
Ey iman edenler, sağ ellerinizin
malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş
olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte
izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü
çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin
için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara
da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin
yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır.
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (24/58)
Sizden olan çocuklar,
erginlik çağına erdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin
izin istediği gibi, bundan böyle izin istesinler. İşte Allah,
ayetlerini size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve
hikmet sahibidir. (24/59)
Sizden korkunca da hemen
aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi
ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı." (26/21)
Rabbim, bana hüküm (ve
hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;" (26/83)
Hiç şüphesiz, bu Kur'an,
sana, hüküm ve hikmet sahibi olan, (ve herşeyi gerçeğiyle)
bilen (Allah'ın) katından ilka edilmektedir. (27/6)
Ey Musa, gerçekten Ben,
güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım." (27/9)
O, erginlik çağına ulaşıp
olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik.
Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz. (28/14)
Andolsun, ilk nesilleri
yıkıma uğrattıktan sonra, Musa'ya, insanlar için (gözleri
hikmetle açıp aydınlatacak) basiretler, hidayet ve rahmet
olmak üzere Kitap verdik. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürler
diye. (28/43)
Bunun üzerine Lut ona
iman etti ve dedi ki: "Gerçekten ben, Rabbime hicret edeceğim.
Çünkü şüphesiz O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir." (29/26)
Allah, kendi dışında hangi
şeye taptıklarını şüphesiz bilir. O, güçlü ve üstün olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (29/42)
Yaratmayı başlatan, sonra
onu iade edecek olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde
ve yerde en yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (30/27)
Bunlar hikmetli Kitabın
ayetleridir; (31/2)
Orada ebedi olarak kalıcıdırlar.
Allah'ın va'di haktır. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm
ve hikmet sahibidir. (31/9)
Andolsun, Lukman'a "Allah'a
şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse, artık o, kendi
lehine şükreder. Kim inkâr ederse, artık şüphesiz, (Allah,)
Gani (hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamiddir
(hamd yalnızca O'na aittir). (31/12)
Eğer yeryüzündeki ağaçların
tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek-
(mürekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmakla)
tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (31/27)
Ey Peygamber, Allah'tan
sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah,
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (33/1)
Evlerinizde okunmakta
olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz
Allah, latiftir, haberdar olandır. (33/34)
Hamd, göklerde ve yerde
olanların tümü kendisine ait olan Allah'ındır; ahirette
de hamd O'nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır.
(34/1)
De ki: "O'na (kulluk etmede)
eklemekte olduğunuz ortakları bana gösterin. Asla (onlar
ona gerçek ortak olamazlar); hayır, O, güçlü ve üstün olan,
hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'tır." (34/27)
Allah, insanlar için rahmetinden
her neyi açacak olsa, artık onu kısıp-tutacak yoktur; her
neyi kısar-tutarsa, artık onu da ondan sonra salıverecek
yoktur. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(35/2)
Andolsun hikmetli Kur'an'a,
(36/2)
Onun mülkünü güçlendirmiştik.
Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik. (38/20)
(Bu) Kitabın indirilmesi,
üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah (katın)dandır.
(39/1)
Rabbimiz, onları Adn cennetlerine
sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından, eşlerinden
ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen, üstün ve
güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (40/8)
Batıl, ona önünden de,
ardından da gelemez. (Çünkü Kur'an,) Hüküm ve hikmet sahibi,
çok övülen (Allah)tan indirilmedir. (41/42)
Kendisiyle Allah'ın konuşması,
bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile
ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi izniyle
dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, yüce
olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (42/51)
Şüphesiz o, Bizim katımızda
olan Ana Kitap'tadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur.
(43/4)
İsa, açık belgelerle gelince,
dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa
düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse
Allah'tan sakının ve bana itaat edin." (43/63)
Göklerde ilah ve yerde
ilah O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. (43/84)
Ki onda (o gecede) her
hikmetli iş ayrılır. (44/4)
Kitabın indirilmesi, üstün
ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah'tandır. (45/2)
Göklerde ve yerde büyüklük
O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(45/37)
Kitabın indirilmesi, üstün
ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi Allah'tandır. (46/2)
Mü'minlerin kalplerine,
imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu
ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır:
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (48/4)
Göklerin ve yerin orduları
Allah'ındır. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir. (48/7)
Ve alacakları birçok ganimetleri
de. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(48/19)
Allah'tan bir fazl (bir
ihsan ve lütuf) ve bir nimet olarak. Allah, bilendir hüküm
ve hikmet sahibidir. (49/8)
(Bunlar,) 'İçten Allah'a
yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir
zikirdir. (50/8)
Dediler ki: "Öyle. (Bunu)
Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir,
bilendir." (51/30)
(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış
hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor. (54/5)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (57/1, 59/1, 61/1)
Rabbimiz, bizi inkâr edenler
için bizi fitne (deneme konusu) kılma ve bizi bağışla Rabbimiz.
Şüphesiz Sen, üstün ve güçlüsün, hüküm ve hikmet sahibisin."
(60/5)
Ey iman edenler, mü'min
kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan
edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet
(gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz,
artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne
bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara
(kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin.
Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini)
verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük
yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın
ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min
kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür;
sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir. (60/10)
O, ümmîler içinde, kendilerinden
olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen
ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir.
Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde
idiler. (62/2)
Ve henüz kendilerine ulaşıp-katılmamış
olan diğerlerine de (peygamber gönderilmiştir); O (Allah),
üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (62/3)
Kendilerine Tevrat yükletilip
de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle
gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap
yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini
yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi
hidayete erdirmez. (62/5)
Gaybı da, müşahede edilebileni
de bilen, Aziz (üstün ve güçlü), Hakim (hüküm ve hikmet
sahibi)dir. (64/18)
Allah, yeminlerinizin
(keffaretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kıldı. Allah,
sizin mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (66/2)
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (76/30)
|