kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Size bir iyilik dokununca
tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna
sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli
düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta
olduklarını kuşatandır. (3/120)
İman edenler Allah yolunda
savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse
şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni
pek zayıftır. (4/76)
Böylece biz, her ülkenin
önde gelenlerini -orada hileli- düzenler kursunlar diye-
oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni
ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar. (6/123)
Onlara ne zaman bir ayet
gelse, derler ki: "Allah'ın elçilerine verilenin bir benzeri
bize de verilene kadar biz kesin olarak inanmayacağız."
Allah, elçiliğini nereye vereceğini daha iyi bilir. Bu,
suçlu-günahkarlara, kurdukları hileli-düzenleri nedeniyle
şiddetli bir azab ve Allah katında bir küçüklük isabet edecektir.
(6/124)
İşte size böyle… Gerçekten
Allah, kâfirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır. (8/18)
İnsanlara, şiddetli bir
sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurduğumuz zaman,
ayetlerimiz konusunda hileli bir düzen kurmak (bir entrika
çevirmek) onlar için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir.
De ki: "Düzen kurmada (karşılık vermede) Allah daha hızlıdır.
Şüphesiz, bizim elçilerimiz, sizin 'geliştirmekte olduğunuz
düzenleri' yazmaktadırlar." (10/21)
Böylece Rabbi, duasını
kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı.
Çünkü O, işitendir, bilendir. (12/34)
Hükümdar dedi ki: "Onu
bana getirin." Ona elçi geldiğinde (Yusuf:) "Efendine (Rabbine)
dön de ona sor: "Ellerini kesen o kadınların durumu neydi?
Doğrusu benim Rabbim, onların hileli düzenlerini gerçekten
bilendir." (12/50)
(Yusuf aracıya şunu söyledi:)
"Bu, (itiraf Vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet
etmediğimi ve gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini
başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi."
(12/52)
Bu, sana vahyettiğimiz
gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri)
o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar
verdikleri zaman sen yanlarında değildin. (12/102)
Her nefsin bütün kazandıkları
üzerinde gözetici olana mı (baş kaldırılır?) Onlar Allah'a
ortaklar koştular. De ki: "Bunları adlandırın (bakalım).
Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O'na haber mi
veriyorsunuz? Yoksa sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına)mi
(kanıyorsunuz)? Hayır, inkâr edenlere kendi hileli-düzenleri
süslü-çekici gösterilmiştir ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır.
Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici
yoktur. (13/33)
Onlardan öncekiler de
hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin,
karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin
ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkâr edenler
pek yakında bileceklerdir. (13/42)
Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler
kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak
da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir
karşılık) vardır. (14/46)
Onlardan öncekiler, hileli-düzenler
kurmuşlardı da, Allah(ın azab emri) onların kurdukları yapıların
temellerine geldi, böylece üstlerindeki tavan tepelerine
çöktü; azab onlara şuurunda olmadıkları yerden gelmişti.
(16/26)
Sabret; senin sabrın ancak
Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta
oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme. (16/127)
Böylelikle Firavun arkasını
dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) bir
araya getirdi, sonra geldi. (20/60)
Sağ elindekini atıver,
onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları
yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."
(20/69)
Onlar hileli bir düzen
kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında
olmadığı bir düzen kurduk. (27/50)
Artık sen, onların kurdukları
hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; biz, onları ve kavimlerini
topluca yerle bir ettik. (27/51)
Za'fa uğratılanlar da
büyüklük taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gündüz hileli
düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler
koşmamızı bize emrediyordunuz" dediler. Azabı gördüklerinde
pişmanlıklarını saklarlar; biz de inkâr edenlerin boyunlarına
halkalar geçirdik. Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
(34/33)
(Hem de) Yeryüzünde büyüklük
taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli
düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık
onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler?
Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın
ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.
(35/43)
Böylece, o, katımızdan
kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: "Onunla
birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını
ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta
olandan başkası değildir. (40/25)
Göklerin yollarına. Böylelikle
Musa'nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu
sanıyorum." İşte Firavun'a, kötü ameli böyle çekici kılındı
ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-düzeni, 'yıkım ve
kayıpta' olmaktan başka (bir şey) olmadı. (40/37)
Sonunda Allah, onların
kurdukları hileli-düzenlerinin kötülüklerinden onu korudu
ve Firavun'un çevresini de azabın en kötüsü kuşatıverdi.
(40/45)
Yoksa hileli-bir düzen
mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) 'o inkâr edenler hileli-düzene
düşecek olanlardır. (52/42)
O gün, ne hileli-düzenleri
kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne yardım
görecekler. (52/46)
Ve büyük büyük hileli-düzenler
kurdular." (71/22)
Şayet kurabileceğiniz
hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.
(77/39)
Doğrusu onlar, hileli
bir düzen planlayıp kuruyorlar; (86/15)
Yakında biz onun hortumu
(burnu) üzerine damga vuracağız. (68/16)
Kadınlara mehirlerini
gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin fakat onlar
gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa onu da
afiyetle iç huzuruyla yiyin. (4/4)
Sözleşmelerini bozmaları
nedeniyle onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık.
Onlar kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık
sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı
unuttular. İçlerinden birazı dışında onlardan sürekli ihanet
görür durursun. Yine de onları affet aldırış etme. Şüphesiz
Allah iyilik yapanları sever. (5/13)
Biz gökleri yeri ve her
ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla)
yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir;
öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran. (15/85)
Sizden faziletli ve varlıklı
olanlar yakınlara yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere
vermekte eksiltme yapmasınlar affetsinler ve hoşgörsünler.
Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah bağışlayandır
esirgeyendir. (24/22)
Ey iman edenler gerçek
şu ki sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler
için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının. Yine
de affeder hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız
artık elbette Allah bağışlayandır esirgeyendir. (64/14)
Ad (toplumuna da) kardeşleri
Hud'u (gönderdik.) (Hud kavmine:) "Ey kavmim Allah'a kulluk
edin sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Hala korkup-sakınmayacak
mısınız?" dedi. (7/65)
Kavminin önde gelenlerinden
inkâr edenler dediler ki: "Gerçekte biz seni 'aklî bir yetersizlik'
içinde görüyoruz ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu
sanıyoruz." (7/66)
(Hud:) "Ey kavmim" dedi.
"Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben gerçekten alemlerin
Rabbinden bir elçiyim" dedi. (7/67)
"Size Rabbimin risaletini
tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
(7/68)
"Sizi uyarmak için aranızdan
bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikr'in gelmesine
mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler
kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını
(veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini
hatırlayın ki kurtuluş bulasınız." (7/69)
Dediler ki: "Sen bize
yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta
olduklarınızı bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten
doğru isen bize vadettiğin şeyi getir bakalım." (7/70)
"Andolsun" dedi. "Rabbinizden
üzerinize iğrenç bir azab ve gazab gerekli kılındı. Allah'ın
kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği ve sizin ile
babalarınızın isimlendirdiği (düzüp uydurduğu) birtakım
isimler (düzme tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mücadele
ediyorsunuz? Öyleyse bekleyedurun; şüphesiz ben de sizlerle
birlikte bekleyenlerdenim." (7/71)
Böylece onu ve onunla
birlikte olanları katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi
yalan sayarak inanmamış olanların kökünü kuruttuk. (7/72)
Ad (halkına da) kardeşleri
Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim Allah'a ibadet edin
sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar)
düzenlerden başkası değilsiniz. (11/50)
"Ey kavmim ben bunun karşılığında
sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan
başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz?" (11/51)
"Ey kavmim, Rabbinizden
bağışlanma dileyin sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten
sağanak (yağmurlar bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç
katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin." (11/52)
"Ey Hud" dediler. "Sen
bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz
de senin sözünle ilahlarımızı terketmeyiz. Sana iman edecek
de değiliz." (11/53)
"Biz: 'Bazı ilahlarımız
seni çok kötü çarpmıştır' (demekten) başka bir şey söylemeyiz."
Dedi ki: "Allah'ı şahid tutarım, siz de şahidler olun ki,
gerçekten ben sizin şirk koştuklarınızdan uzağım." (11/54)
"O'nun dışındaki (tanrılardan).
Artık siz bana toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra
bana süre tanımayın." (11/55)
"Ben gerçekten benim de
Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun
alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak
benim Rabbim dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda
olanı korumaktadır.)" (11/56)
"Buna rağmen yüz çevirirseniz,
artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim
de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O'na hiçbir
şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim, herşeyi
gözetleyip-koruyandır." (11/57)
Emrimiz geldiği zaman
tarafımızdan bir rahmet ile Hud'u ve O'nunla birlikte iman
edenleri kurtardık. Onları şiddetli-ağır bir azabtan kurtardık.
(11/58)
İşte Ad (halkı): Rablerinin
ayetlerini tanımayıp reddettiler. O'nun elçilerine isyan
ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler. (11/59)
Ve bu dünyada da kıyamet
gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten
Ad (halkı) Rablerine (karşı) inkâr ettiler. Haberiniz olsun;
Hud kavmi Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi).
(11/60)
"Ey kavmim bana karşı
gelişiniz sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih
kavminin başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet
ettirmesin. Üstelik Lut kavmi size pek uzak değil." (11/89)
Ad'ı, Semud'u, Ress halkını
ve bunlar arasında birçok nesilleri (yok ettik). (25/38)
Ad (kavmi) de gönderilen
(elçi)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz
mısınız?" demişti. "Gerçek şu ki ben size gönderilmiş güvenilir
bir elçiyim. Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat
edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim
yalnızca alemlerin Rabbine aittir. Siz, her yüksekçe yere
bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor
musunuz? Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?
Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin.Bildiğiniz
şeylerle size yardım edenden korkup-sakının. Size hayvanlar
çocuklar (vererek) yardım etti. Bahçeler ve pınarlar da.
Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
Dediler ki: "Bizim için farketmez; öğüt versen de öğüt verenlerden
olmasan da. Bu geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası
değildir. Ve biz azab görecek de değiliz." Böylelikle onu
yalanladılar biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda
bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ve şüphesiz senin Rabbin güçlü ve üstün olandır esirgeyendir.
(26/123-140)
Ad'ı ve Semud'u da (yıkıma
uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden size
(durumları) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan
süsleyip-çekici kıldı, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa
onlar görebilen kimselerdi. (29/38)
Bu durumda eğer onlar
yüz çevirirlerse, artık de ki: "Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin)
yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım." (41/13)
Ad (kavmin)e gelince;
onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki:
"Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?" Onlar, gerçekten
kendilerini yaratan Allah'ı görmediler mi? O kuvvet bakımından
kendilerinden daha üstündür. Oysa onlar, bizim ayetlerimizi
(bilerek) inkar ediyorlardı. (41/15)
Ad'ın kardeşini hatırla;
onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti;
hani o, Ahkaf'taki kavmini: "Allah'tan başkasına kulluk
etmeyin, gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından
korkarım" diye uyarmıştı. Dediler ki: "Sen, bizi ilahlarımızdan
çevirmek için mi bize geldin? Şu halde eğer doğru söylüyorsan,
tehdit ettiğin şeyi, bize getir." Dedi ki: "İlim ancak Allah
katındadır. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum;
ancak sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." Derken,
onu (azabı) vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde
gördükleri zaman, "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur"
dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz şeydir.
Bir rüzgar; onda acı bir azab vardır. Rabbinin emriyle herşeyi
yerle bir eder. Böylece meskenlerinden başka, hiçbir şey(leri)
görünemez duruma düştüler. İşte biz, suçlu-günahkar bir
kavmi böyle cezalandırırız. Andolsun, biz onları, sizleri
kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde (size vermediğimiz
güç ve iktidar imkanlarıyla) yerleşik kıldık ve onlara işitme,
görme (duygularını) ve gönüller verdik. Ancak ne işitme,
ne görme (duyuları) ve ne gönülleri kendilerine herhangi
bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkar
ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşattı.
(46/21-26)
Ad (kavmin)de de (ayetler
vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir
rüzgar gönderdik. (51/41)
Üzerinden geçtiği hiçbir
şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu. (51/42)
Doğrusu, önce gelen Ad
(halkın)ı O yıkıma uğrattı. (53/50)
Ad (kavmi) de yalanladı.
Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış? (54/18)
Biz o uğursuz (felaket
yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine 'kulakları patlatan
bir kasırga' gönderdik. (54/19)
İnsanları söküp atıyordu;
sanki onlar kökünden sökülüp-kopmuş hurma kütükleriymiş
gibi. (54/20)
Semud ve Ad (toplumları)
kâria'yı yalan saydılar. (69/4)
Ad (halkın)a gelince;
onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler.
(69/6)
(Allah) Onu, yedi gece
ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti.
Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş
gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün. (69/7)
Rabbinin Ad (kavmin)e
ne yaptığını görmedin mi? (89/6)
Şüphesiz Biz sana apaçık
bir fetih verdik. (48/1)
Ve Allah sana 'üstün ve
onurlu' bir zaferle yardım etsin. (48/3)
Hayır siz Peygamberin
ve mü'minlerin ailelerine ebedi olarak bir daha dönmeyeceklerini
zannettiniz; bu kalplerinizde çekici kılındı ve kötü bir
zan ile zanda bulundunuz da yıkıma uğramış bir topluluk
oldunuz. (48/12)
(Savaştan) Geride bırakılanlar
siz ganimetleri almaya gittiğiniz zaman diyeceklerdir ki:
"Bizi bırakın da sizi izleyelim." Onlar Allah'ın kelamını
değiştirmek istiyorlar. De ki: "siz kesin olarak bizim izimizden
gelemezsiniz. Allah daha evvel böyle buyurdu." Bunun üzerine:
"Hayır bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler. Hayır onlar pek
az anlayan kimselerdir. (48/15)
Bedevilerden geride bırakılanlara
de ki: "Siz yakında zorlu savaşçı olan bir kavme çağrılacaksınız;
onlarla (ya) savaşırsınız ya da (onlar) Müslüman olurlar.
Bu durumda eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir ecir
verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz gibi (yine) sırt
çevirirseniz sizi acı bir azab ile azablandırır." (48/16)
Andolsun Allah, sana o
ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur
kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu
ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık)
olarak vermiştir. (48/18)
Ve alacakları birçok ganimetleri
de. Allah üstün ve güçlü olandır hüküm ve hikmet sahibidir.
(48/19)
Allah alacağınız daha
birçok ganimetleri size va'detti bunu size hemencecik verdi
ve insanların ellerini sizden çekti ki (bu) mü'minler için
bir ayet olsun ve sizi dosdoğru bir yola yöneltsin. (48/20)
Ve (daha) başka (nice
nimetler de ki) siz henüz onlara güç yetirmiş değilsiniz;
(ama) gerçekten Allah onları kuşatmıştır. Allah herşeye
güç yetirendir. (48/21)
Kafir olanlar sizinle
savaşmış olsalardı arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra ne
bir veli (koruyucu dost) ne bir yardımcı bulamazlardı. (48/22)
Onlara karşı size zafer
verdikten sonra Mekke'nin göbeğinde ellerini sizden ve sizin
de ellerinizi onlardan çeken O'dur. Allah yaptıklarınızı
hakkıyla görendir. (48/24)
Ki onlar inkâr ettiler
sizi Mescid-i Haram'dan ve durdurulmakta (bekletilmekte)
olan hediyeleri (kurbanları) yerlerine varmaktan alıkoydular.
Eğer kendilerini bilmediğiniz mü'min erkekler ve mü'min
kadınları bilgisizlik dolayısıyla darmadağın edip de bu
yüzden size 'dayanılmaz bir sıkıntı' dokunmayacak olsaydı
(o zaman durum farklı olurdu. Durumunun böyle olması) Allah'ın
dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer (karışık yaşayan
mü'minler) seçilip ayrılmış olsalardı muhakkak içlerinden
inkâr edenleri acı bir azab ile azablandırırdık. (48/25)
Hani o inkâr edenler,
kendi kalplerinde 'öfkeli soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti)
cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları
zaman hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi
teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları
takva sözü üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu. Zaten onlar
da buna layık ve ehil idiler. Allah herşeyi hakkıyla bilendir.
(48/26)
Andolsun Allah, elçisinin
gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse
mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde saçlarınızı tıraş
etmiş (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz.
Fakat Allah sizin bilmediğinizi bildi böylece bundan önce
size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (48/27)
Ki O elçilerini hidayetle
ve hak din ile diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için
gönderdi. Şahid olarak Allah yeter. (48/28)
Ey Peygamber mü'min kadınlar
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak hırsızlık yapmamak zina
etmemek çocuklarını öldürmemek elleri ve ayakları arasında
bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu
kocalarına dayandırmamak) ma'ruf (iyi güzel ve yararlı bir
iş) konusunda isyan etmemek üzere sana biat etmek amacıyla
geldikleri zaman onların biatlarını kabul et ve onlar için
Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır
çok esirgeyendir. (60/12)
Andolsun Allah birçok
yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok sayıda
oluşunuz sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı fakat size
bir şey de sağlayamamıştı. Yer ise bütün genişliğine rağmen
size dar gelmişti sonra arkanıza dönüp gerisin geri gitmiştiniz.
(9/25)
(Bundan) Sonra Allah elçisi
ile mü'minlerin üzerine 'güven duygusu ve huzur' indirdi
sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkâr edenleri azablandırdı.
Bu inkârcıların cezasıdır. (9/26)
İşte böyle; ve biz onları
iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir. (44/54)
Özenle dizilmiş tahtlar
üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü
hurilerle evlendirmişiz. (52/20)
Otağlar içinde korunmuş
huri kadınlar. (55/72)
Ve iri gözlü huriler.
(56/22)
Hangi biriniz ister ki,
altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi
olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun;
fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf
ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine)
ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah
size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz. (2/266)
Kendilerini (övgüyle)
temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini
temizleyip yüceltir. Onlar, 'bir hurma çekirdeğindeki iplikçik
kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar. (4/49)
Kendilerine; "Elinizi
(savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri
görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan
bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha
da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz,
ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli
değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret,
ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki
ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksİnız."
(4/77)
O, gökten su indirendir.
Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik
çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz.
Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar,
-birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden
ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde
ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)
Asmalı ve asmasız bahçeleri,
hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları
-birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O'dur. Ürün verdiğinde
ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin.
Çünkü O, israf edenleri sevmez. (6/141)
Yeryüzünde birbirine yakın
komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve
çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır;
ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına
üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir
topluluk için gerçekten ayetler vardır. (13/4)
Onunla sizin için ekin,
zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden
bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler
vardır. (16/11)
Hurmalıkların ve üzümlüklerin
meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici
içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını
kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet
vardır. (16/67)
Her insan-grubunu imamlarıyla
çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse,
onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir 'hurma çekirdeğindeki
iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar. (17/71)
Ya da sana ait hurmalıklardan
ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan
ırmaklar fışkırtmalısın." (17/91)
Onlara iki adamın örneğini
ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla
donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik. (18/32)
Derken doğum sancısı onu
bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce
ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim." (19/23)
Hurma dalını kendine doğru
salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin." (19/25)
(Firavun) Dedi ki: "Ben
size izin vermeden önce O'na inandınız öyle mi? Şüphesiz
o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin
ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi
hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin
azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."
(20/71)
Böylelikle, bununla size
hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik,
içlerinde çok sayıda yemişler vardır; sizler onlardan yemektesiniz.
(23/19)
Ekinler ve yumuşak tomurcuklu
göz alıcı hurmalıklar arasında?" (26/148)
Biz, orada hurmalıklardan
ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar
fışkırttık: (36/34)
Ay'a gelince, biz onun
için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o,
eski bir hurma dalı gibi döndü (döner). (36/39)
Ve birbiri üstüne dizilmiş
tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da. (50/10)
İnsanları söküp atıyordu;
sanki onlar, kökünden sökülüp-kopmuş hurma kütükleriymiş
gibi. (54/20)
Onda meyveler ve salkımlı
hurmalıklar var. (55/11)
Hurma ağaçlarından her
neyi kesmişseniz veya kökleri üzerinde dimdik bırakmışsanız,
(bu) Allah'ın izniyledir ve fasık olanları alçaltması içindir.
(59/5)
(Allah) Onu, yedi gece
ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti.
Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş
gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün. (69/7)
Zeytinler, hurmalar, (80/29)
Sabır ve namazla yardım
dileyin. Bu, şüphesiz huşû duyanların dışındakiler için
ağır (bir yük)dır. (2/45)
Onu bir Kur'an olarak
insanlara dura dura okuman için (bölüm bölüm) ayırdık ve
onu safha safha bir indirme ile indirdik. (17/106)
De ki: "İster ona inanın
ister inanmayın: O daha önce kendilerine ilim verilenlere
okunduğu zaman çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."
(17/107)
Çeneleri üstüne kapanıp
ağlıyorlar ve (Kur'an) onların huşu (saygı dolu korku)larını
arttırıyor. (17/109)
O'nun ayetlerinden biri
de senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş boynu bükülmüş
ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz
zaman deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten ölüleri
de elbette dirilticidir. Çünkü O herşeye güç yetirendir.
(41/39)
Hayır; andolsun o, 'hutame'ye
atılacaktır. (104/4)
"Hutame"nin ne olduğunu
sana bildiren nedir? (104/5)
Allah'ın tutuşturulmuş
ateşidir. (104/6)
Kuşları denetledikten
sonra dedi ki: "Hüdhüd'ü neden göremiyorum yoksa kaybolanlardan
mı oldu?" (27/20)
"Onu gerçekten şiddetli
bir azabla azablandıracağım ya da onu boğazlayacağım veya
o bana apaçık olan bir delil getirmelidir." (27/21)
Derken uzun zaman geçmeden
geldi ve dedi ki: "Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi
ben kuşattım ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim."
(27/22)
"Gerçekten ben onlara
hükmetmekte olan bir kadın buldum ki ona herşeyden (bolca)
verilmiştir ve büyük bir tahtı var." (27/23)
"Onu ve kavmini Allah'ı
bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum şeytan onlara
yaptıklarını süslemiştir böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur;
bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar." (27/24)
"Ki onlar, göklerde ve
yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi
ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye
(yapmaktadırlar)." (27/25)
"Bu mektubumla git onu
kendilerine bırak sonra onlardan (biraz) uzaklaş böylelikle
bir bakıver neye başvuracaklar?" (27)28)
(Hüdhüd'ün mektubu götürüp
bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: "Ey
önde gelenler, gerçekten bana oldukça önemli bir mektup
bırakıldı." (27/29)
Dediler ki: "Sen yücesin,
bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten
sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın." (2/32)
Sizden misak almış ve
Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik ki:) "Size verdiğimize
sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın,
ki sakınasınız." (2/63)
Biz, daha hayırlısını
veya bir benzerini getirinceye (kadar) hiç bir ayeti neshetmez
(hükmünü yürürlükten kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez
misin ki Allah, gerçekten herşeye güç yetirendir. (2/106)
Yahudiler dediler ki:
"Hristiyanlar bir şey (herhangi bir temel) üzere değillerdir";
hristiyanlar da: "Yahudiler bir şey üzere değillerdir" dediler.
Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler)
de, onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Artık
Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında
hüküm verecektir. (2/113)
"Rabbimiz, içlerinden
onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı
ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen
güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (2/129)
Size, apaçık belgeler
(ayetler) geldikten sonra yine ayağınız kayarsa, bilin ki
Allah, gerçekten üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(2/209)
İnsanlar tek bir ümmetti.
Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi
ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler
konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi.
Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine
karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa
düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece
Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe
kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya
yöneltir. (2/213)
Hem dünya (konusun)da,
hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki:
"Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları
aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir.
Allah bozgun (fesad) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırdeder).
Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah
güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (2/220)
İçinizde ölüp de (geride)
eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın, bir yıla
kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar).
Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların
maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı
size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm
ve hikmet sahibidir. (2/240)
Hani İbrahim: "Rabbim,
bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah
ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak
kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut.
Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir
parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır.
Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve
güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (2/260)
Döl yataklarında size
dilediği gibi suret veren O'dur. O'ndan başka ilah yoktur;
üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (3/6)
Kendilerine Kitaptan bir
pay verilenleri görmedin mi? Aralarında Allah'ın Kitabı
hükmetsin diye çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz
çeviriyor. Onlar, işte böyle arka dönenlerdir. (3/23)
Hani Allah, İsa'ya demişti
ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni
Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim
ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne
geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında
anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim."
(3/55)
Şüphesiz bu, gerçek bir
olayın haberidir. Allah'tan başka ilah yoktur. Ve şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(3/62)
Beşerden hiç kimsenin,
Allah kendisine Kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten,
sonra insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" deme
(hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, "Öğrettiğiniz ve ders
verdiğiniz Kitaba göre Rabbaniler olunuz" (deme görevindedir.)
(3/79)
Allah bunu (yardımı) size
ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun
diye yaptı. 'Yardım ve zafer' (nusret) ancak üstün ve güçlü,
hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın katındandır. (3/126)
Çocuklarınız konusunda
Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer
onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu
durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye
bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir,
çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda
annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman
annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin)
Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır.
Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar
bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar)
Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/11)
Eşlerinizin, eğer çocukları
yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları
varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları)
borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir.
Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte
biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa
geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır.
(Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun
düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın,
çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi
bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer
bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette
ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın
onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir,
Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır. (4/12)
Allah'ın (kabulünü) üzerine
aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların,
sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin
tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibi olandır. (4/17)
Sağ ellerinizin malik
olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan 'evli ve özgür'
olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah'ın üzerinize
yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup
fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek
kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan hangi
şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini
tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tesbitinden
sonra, karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda üstünüze
bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/24)
Allah, size açıklayarak
anlatmak, sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tevbelerinizi
kabul etmek ister. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(4/26)
Ayetlerimize karşı inkara
sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe,
azabı tadmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz.
Gerçekten, Allah, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir. (4/56)
Şüphesiz Allah, size emanetleri
ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında
hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla
Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir,
görendir. (4/58)
Hayır öyle değil; Rabbine
andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp
sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın,
tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.
(4/65)
Bir mü'mine, -hata sonucu
olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim
bir mü'mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne
kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi
gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka.
Eğer o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan
ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan
ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min
köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü
için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki
ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/92)
(Düşmanınız olan) Topluluğu
aramakta gevşeklik göstermeyin. Siz acı çekiyorsanız, şüphesiz
onlar da, sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Oysa
siz, onların umud etmediklerini Allah'tan umuyorsunuz. Allah,
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (4/104)
Şüphesiz, Allah'ın sana
gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana
Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu
olma. (4/105)
Kim bir günah kazanırsa,
o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır. Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/111)
Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa,
Allah her birine 'genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından'
kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) Allah, (rahmetiyle) geniş
olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (4/130)
Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar.
Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle
birlikte değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse:
"Size üstünlük sağlamadık mı, mü'minlerden size (gelecek
tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah, kıyamet günü
aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde
kesinlikle yol vermez. (4/141)
Hayır; Allah onu kendine
yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(4/158)
Elçiler; müjdeciler ve
uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra
insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın.
Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.
(4/165)
Ey insanlar, şüphesiz
elçi size Rabbinizden hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin
için hayırlıdır. Eğer inkara saparsanız, şüphesiz göklerde
olanların ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/170)
Senden fetva isterler.
De ki: "Allah, 'çocuksuz ve babasız olanın (kelale'nin)'
mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok
da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız
kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi
(erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise,
geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar)
erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin
iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar.
Allah, her şeyi bilendir. (4/176)
Ey iman edenler, akitleri
yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymaksızın
ve size okunacaklar dışta tutulmak üzere, hayvanlar size
helal kılındı. Şüphesiz Allah, dilediği hükmü verir. (5/1)
Hırsız erkek ve hırsız
kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan,
'tekrarı önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin.
Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(5/38)
Onlar, yalana kulak tutanlardır,
haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya
onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan,
sana hiç bir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında
hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm
yürütenleri sever. (5/42)
Allah'ın hükmünün bulunduğu
Tevrat yanlarında olduğu halde, seni nasıl hakem kılıyorlar
ve sonra bunun peşinden yüz çeviriyorlar? İşte onlar, inanmış
değildir. (5/43)
Gerçek şu ki, biz Tevratı,
içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş
peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler
(Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını
korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler
olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan
korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık
satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar,
kafir olanlardır. (5/44)
Biz onda, onların üzerine
yazdık: Can'a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak,
dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır.
Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir
keffarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte
onlar, zalim olanlardır. (5/45)
İncil sahipleri Allah'ın
onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle
hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır. (5/47)
Sana da (Ey Muhammed,)
önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici'
olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın
indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva
(istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir
şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi
bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi
içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır.
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
(5/48)
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle
hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin
bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın.
Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları
nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz,
insanların çoğu fasıklardır. (5/49)
Onlar hala cahiliye hükmünü
mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü,
Allah'tan daha güzel olan kimdir? (5/50)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken
avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden)
öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir.
Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden
adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak
veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle
işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı
bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır.
Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir. (5/95)
Bu, İbrahim'e, kavmine
karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle
yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir,
bilendir. (6/83)
Onların tümünü toplayacağı
gün: "Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize
kullar) edindiniz" (diyecek). İnsanlardan onların dostları
derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim
için tesbit ettiğin süreye ulaştık." (Allah) Diyecek ki:
"Allah'ın dilediği dışta olmak üzere, ateş sizin içinde
süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin,
hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir. (6/128)
O'nun üretip-türettiği
ekin ve hayvanlardan Allah için bir pay ayırdılar, sonra
kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır, bu da ortaklarımızındır"
dediler. Kendi ortakları için olan (pay), Allah tarafına
geçmez, ama Allah'a aid olan kendi ortaklarının tarafına
(payına) geçer. Ne kötü hüküm veriyorlar? (6/136)
Bir de dediler ki: "Bu
hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize
aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar
da bunda ortaktırlar." Allah, (bu) düzmelerinin cezasını
verecektir. Şüphesiz O, hüküm sahibi olandır, bilendir.
(6/139)
"İçinizden bir grup, kendisiyle
gönderildiğim şeye inanmışken diğer bir grup inanmadığına
göre, artık Allah, aramızda hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
(7/87)
"Allah bizi ondan kurtardıktan
sonra, bizim tekrar sizin dininize dönmemiz Allah'a karşı
yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah'ın
dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak iş
değildir. Rabbimiz, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır.
Biz Allah'a tevekkül ettik. 'Rabbimiz, bizimle kavmimiz
arasında 'Sen hak ile hüküm ver,' Sen 'hüküm verenlerin'
en hayırlısısın." (7/89)
Allah, bunu, yalnızca
bir müjde ve kalblerinizin tatmin bulması için yapmıştı;
(yoksa) Allah'ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım)
yoktur. Hiç şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm
ve hikmet sahibidir. (8/10)
Münafıklar ve kalblerinde
hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "Bunları (müslümanları)
dinleri aldattı." Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(8/49)
Ve onların kalblerini
uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile,
onların kalblerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını
bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (8/63)
Hiç bir peygambere, yeryüzünde
kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz.
Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size)
ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve
hikmet sahibidir. (8/67)
Eğer sana ihanet etmek
isterlerse, onlar daha önce Allah'a da ihanet etmişlerdi;
böylece O da, "bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti.'
Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (8/71)
Nasıl olabilir ki!.. Eğer
size karşı galip gelirlerse size karşı ne 'akrabalık bağlarını',
ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip-tanırlar. Sizi ağızlarıyla
hoşnut kılarlar, kalbleri ise karşı koyar. Onların çoğu
fasık kimselerdir. (9/8)
Onlar (hiç) bir mü'mine
karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini'
gözetip tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.
(9/10)
Ve kalblerindeki öfkeyi
gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/15)
Ey iman edenler, müşrikler
ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıllarından sonra artık
Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer ihtiyaç içinde kalmaktan
korkarsanız, Allah dilerse sizi kendi fazlından zengin kılar.
Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/28)
Siz O'na (peygambere)
yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler
ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma,
elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur
ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş, inkara edenlerin de kelimesini (inkar
çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/40)
Sadakalar, -Allah'tan
bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde
görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular,
Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/60)
Mü'min erkekler ve mü'min
kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder,
kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı
verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın
kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün
ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/71)
Bedeviler inkar ve nifak
bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği
sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.'
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/97)
Diğer bir kısmı, Allah'ın
emri için ertelenmişlerdir. O, bunları, ya azablandıracak
veya tevbelerini kabul edecektir. Allah, bilendir, hüküm
ve hikmet sahibidir. (9/106)
Onların kalbleri parçalanmadıkça,
kurdukları bina kalblerinde bir şüphe olarak sürüp-gidecektir.
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/110)
Eğer Allah, onların hayra
ulaşmak için çarçabuk davrandıkları gibi, insanlara şerri
de çabuklaştırsaydı, mutlaka ecellerine hüküm verilirdi.
İşte bize kavuşmayı ummayanları biz böylece taşkınlıkları
içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakırız. (10/11)
İnsanlar, tek bir ümmetten
başka değildi; sonra anlaşmazlığa düştüler. Eğer Rabbinden
geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, anlaşmazlığa düştükleri
şey konusunda mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu.
(10/19)
De ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan
hakka ulaştırabilecek var mı?" De ki: "Hakka ulaştıracak
Allah'tır. Öyleyse, hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak
sahibidir, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete
ulaşmayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?" (10/35)
Her ümmetin bir resulü
vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle
hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar. (10/47)
Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin
tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak
verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler,
oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir.
(10/54)
Onlara Nuh'un haberini
oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım
ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa
ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla
toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size
örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki
hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. (10/71)
Andolsun, biz İsrailoğullarını,
hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz
şeylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye
kadar anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, aralarında
anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm
verecektir. (10/93)
Sana vahyolunana uy ve
Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en
hayırlısıdır. (10/109)
Elif, Lam, Ra. (Bu,) Ayetleri
muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyden
haberdar olan (Allah) tarafından birer birer (bölüm bölüm)
açıklanmış bir Kitap'tır (ki:) (11/1)
Andolsun, Musa'ya kitabı
verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz
geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş
olacaktı. Gerçekten onlar, bundan (Kur'an'dan) yana kuşku
verici bir tereddüt içindedirler. (11/110)
"Böylece Rabbin seni seçkin
kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana
öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini)
tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini
tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir." (12/6)
Erginlik çağına erişince,
kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte biz, iyilik yapanları
böyle ödüllendiririz. (12/22)
"Sizin Allah'tan başka
taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiç bir delil
indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan
başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden
başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din
işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler." (12/40)
Ve dedi ki: "Ey çocuklarım,
tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben
size Allah'tan hiç bir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm
yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül
edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler." (12/67)
Ondan umutlarını kestikleri
zaman, (durumu) kendi aralarında görüşmek üzere bir yana
çekildiler. Onların büyükleri dedi ki: "Babanızın size karşı
Allah adına kesin bir söz aldığını ve daha önce Yusuf konusunda
yaptığımız aşırılığı (işlediğimiz suçu) bilmiyor musunuz?
Artık (bundan böyle) ben, ya babam bana izin verinceye veya
Allah bana ilişkin hüküm verinceye kadar (bu) yerden kesin
olarak ayrılamam. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
(12/80)
(Şehre dönüp durumu babalarına
aktarınca o:) "Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp (böyle)
bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir
sabırdır. Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte) onların
tümünü bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi
olanın kendisidir." (12/83)
Babasını ve annesini tahta
çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki:
"Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim
onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan
çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra,
(O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini
pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm
ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
İşte böylece biz onu (Kur'an'ı)
Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu
ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak
olursan, senin için Allah'tan ne bir yardımcı, dost, ne
bir koruyucu vardır. (13/37)
Andolsun, senden önce
de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın
izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi)
getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre)
için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır. (13/38)
Onlar görmüyorlar mı ki,
gerçekten biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz.
Allah hüküm verir. Onun hükmünün peşine düşecek yoktur.
Ve O, hesabı pek çabuk görendir. (13/41)
Biz hiç bir elçiyi, kendi
kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık
anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini
hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir. (14/4)
İş hükme bağlanıp-bitince,
şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti,
ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim.
Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi
çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın,
siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de
beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı
da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır."
(14/22)
Ve şüphesiz senin Rabbin,
O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir,
bilendir. (15/25)
Kendisine verilen müjdenin
kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu aşağılanarak
tutacak mı, yoksa toprağa gömecek mi? Bak, verdikleri hüküm
ne kötüdür? (16/59)
Ahirete inanmayanların
kötü örnekleri vardır, en yüce örnekler ise Allah'a aittir.
O, güç sahibi olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (16/60)
Cumartesi, ancak onda
ihtilafa düşenlere (farz) kılındı. Şüphesiz Rabbin, onların
ihtilaf ettikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında
hükmedecektir. (16/124)
Kitapta İsrailoğullarına
şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk
çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle
kibirlenecek-yükseleceksiniz. (17/4)
De ki: "Ne kadar kaldıklarını
Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur.
O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında
onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak
kılmaz." (18/26)
İş(in) hükme bağlanıp
biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet
içindedirler ve onlar inanmıyorlar. (19/39)
Dediler ki: "Bize gelen
apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz."
Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt;
sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin."
(20/72)
Lut'a da bir hüküm ve
ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık.
Şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi. (21/74)
Davud ve Süleyman da;
hani kavmin hayvanlarının içine girip yayıldığı ekin-tarlaları
konusunda hüküm yürütüyorlardı. Biz onların hükmüne şahid
idik. (21/78)
Biz bunu (hükmü) Süleyman'a
kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte
tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik.
(Bunları) Yapanlar biz idik. (21/79)
(Resulullah) Dedi ki:
"Rabbim, hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü
nitelendirmelerinize karşı yardımına sığınılan Rahman (olan
Allah)dır." (21/112)
İşte böyle; kim Allah'ın
haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse, Rabbinin
katında kendisi için hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar)
okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı. Öyleyse iğrenç
bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten
de kaçının. (22/30)
Biz senden önce hiç bir
Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu
zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru)
katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını
giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir.
Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (22/52)
Mülk, o gün yalnızca Allah'ındır.
O, aralarında hükmedecektir. Artık iman edip salih amellerde
bulunanlar; nimetlerle donatılmış cennetler içindedirler.
(22/56)
"Allah, kıyamet günü,
kendisinde ihtilafa düştüğünüz şey hakkında aranızda hükmedecektir."
(22/69)
(Bu,) İndirdiğimiz ve
(hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. İçinde, umulur
ki öğüt alıp düşünürsünüz diye apaçık ayetler indirdik.
(24/1)
Eğer Allah'ın sizin üzerinizde
fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri
kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)?
(24/10)
Allah size ayetleri açıklıyor;
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (24/18)
Aralarında hükmetmesi
için Allah'a ve Resulüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir
grup yüz çevirir. (24/48)
Aralarında hükmetmesi
için, Allah'a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü'min olanların
sözü: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte felaha
kavuşanlar bunlardır. (24/51)
Ey iman edenler, sağ ellerinizin
malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş
olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte
izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü
çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin
için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara
da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin
yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır.
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (24/58)
Sizden olan çocuklar,
erginlik çağına erdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin
izin istediği gibi, bundan böyle izin istesinler. İşte Allah,
ayetlerini size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve
hikmet sahibidir. (24/59)
"Sizden korkunca da hemen
aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi
ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı." (26/21)
"Rabbim, bana hüküm (ve
hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;" (26/83)
"Bundan böyle, benimle
onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle
birlikte olan mü'minleri kurtar." (26/118)
Hiç şüphesiz, bu Kur'an,
sana, hüküm ve hikmet sahibi olan, (ve her şeyi gerçeğiyle)
bilen (Allah'ın) katından ilka edilmektedir. (27/6)
"Ey Musa, gerçekten Ben,
güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım." (27/9)
"Gerçekten ben, onlara
hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona her şeyden (bolca)
verilmiştir ve büyük bir tahtı var." (27/23)
Şüphesiz senin Rabbin,
onların arasında kendi hükmünü verecektir. O, güçlü ve üstün
olandır, bilendir. (27/78)
O, erginlik çağına ulaşıp
olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik.
Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz. (28/14)
O, Allah'tır, kendisinden
başka ilah yoktur. İlkte de, sonda da hamd O'nundur. Hüküm
O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz. (28/70)
Ve Allah ile beraber başka
bir ilaha tapma. O'ndan başka ilah yoktur. O'nun yüzünden
(zatından) başka her şey helak olucudur. Hüküm O'nundur
ve siz O'na döndürüleceksiniz. (28/88)
Yoksa kötülükleri yapanlar,
bizi (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hükmediyorlar?
(29/4)
Bunun üzerine Lut ona
iman etti ve dedi ki: "Gerçekten ben, Rabbime hicret edeceğim.
Çünkü şüphesiz O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir." (29/26)
Allah, kendi dışında hangi
şeye taptıklarını şüphesiz bilir. O, güçlü ve üstün olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (29/42)
Yaratmayı başlatan, sonra
onu iade edecek olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde
ve yerde en yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (30/27)
Orada ebedi olarak kalıcıdırlar.
Allah'ın va'di haktır. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm
ve hikmet sahibidir. (31/9)
Eğer yeryüzündeki ağaçların
tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek-
(mürekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmakla)
tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (31/27)
Şüphesiz, senin Rabbin,
ihtilafa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü aralarında
'hükmünü verip ayıracaktır'. (32/25)
Ey Peygamber, Allah'tan
sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah,
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (33/1)
Allah ve Resûlü, bir işe
hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için
o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a
ve Resûlü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir
sapıklıkla sapmıştır. (33/36)
Hamd, göklerde ve yerde
olanların tümü kendisine ait olan Allah'ındır; ahirette
de hamd O'nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır.
(34/1)
De ki: "Rabbimiz (kıyamet
günü) bizi bir arada toplayacak, sonra da hak ile aramızı
ayıracaktır. O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın
arasını) açandır, (her şeyi hakkıyla) bilendir." (34/26)
De ki: "O'na (kulluk etmede)
eklemekte olduğunuz ortakları bana gösterin. Asla (onlar
ona gerçek ortak olamazlar); hayır, O, güçlü ve üstün olan,
hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'tır." (34/27)
Allah, insanlar için rahmetinden
her neyi açacak olsa, artık onu kısıp-tutacak yoktur; her
neyi kısar-tutarsa, artık onu da ondan sonra salıverecek
yoktur. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(35/2)
Her şeyin melekutu (hükümranlık
ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz.
(36/83)
Size ne oluyor, nasıl
hüküm veriyorsunuz? (37/154)
Davud'a girdiklerinde,
o, onlardan ürkmüştü; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız,
birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda
hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun
ortasına yöneltip-ilet." (38/22)
"Ey Davud, gerçek şu ki,
Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar
arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma;
sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah'ın
yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli
bir azab vardır." (38/26)
(Bu) Kitabın indirilmesi,
üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah (katın)dandır.
(39/1)
Haberin olsun; halis (katıksız)
olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler
(şöyle derler:) "Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar
diye ibadet ediyoruz." Elbette Allah, kendi aralarında hakkında
ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten
Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez. (39/3)
De ki: "Ey gökleri ve
yeri yaratan, gaybı ve müşahede edilebileni bilen Allah'ım.
Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında sen
hüküm vereceksin." (39/46)
Yer, Rabbi'nin nuruyla
parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler
getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa
uğratılmazlar. (39/69)
Melekleri de arşın etrafını
çevirmişler olarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini
görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve: "Alemlerin
Rabbine hamdolsun" denilmiştir. (39/75)
"Rabbimiz, onları Adn
cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından,
eşlerinden ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen,
üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (40/8)
"Sizin (durumunuz) böyledir.
Çünkü bir olan Allah'a çağırıldığınız zaman inkar ettiniz.
O'na ortak koşulduğunda inanıp-onayladınız. Artık hüküm,
yüce, büyük olan Allah'ındır." (40/12)
Allah hak ile hükmeder.
Oysa O'nu bırakıp taptıkları hiç bir şeye hükmedemezler.
Şüphesiz Allah, işitendir, görendir. (40/20)
"Ey Kavmim, bugün mülk
sizindir, yeryüzünde hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat bize
Allah'tan dayanılmaz bir azab gelecek olursa bize kim yardımcı
olabilecek?" Firavun dedi ki: "Ben, size yalnızca gördüğümü
(kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da
başkasına yöneltmiyorum." (40/29)
Büyüklenen (müstekbir)ler
derler ki: "Biz hepimiz (ateşin) içindeyiz; gerçekten Allah,
kullar arasında hüküm verdi (artık)." (40/48)
Dirilten ve öldüren O'dur.
Bir işin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o
da hemen oluverir. (40/68)
Andolsun, biz senden önce
elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık
ve kimini anlatmadık. Herhangi bir elçiye, Allah'ın izni
olmaksızın bir ayeti getirmek olacak şey değildir. Allah'ın
emri geldiği zaman hak ile hüküm verilir ve işte burada
(hakkı) iptal etmekte (istekli) olanlar hüsrana uğramışlardır.
(40/78)
Batıl, ona önünden de,
ardından da gelemez. (Çünkü Kur'an,) Hüküm ve hikmet sahibi,
çok övülen (Allah)tan indirilmedir. (41/42)
Andolsun, Musa'ya kitabı
verdik, fakat onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden
(daha önce) bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka
aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Gerçekten onlar,
bundan yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler. (41/45)
Hakkında ihtilafa düştüğünüz
herhangi bir şey; artık O'nun hükmü Allah'ındır. İşte Rabbim
olan Allah. Ben O'na tevekkül ettim ve yalnızca O'na dönüp-yönelirim.
(42/10)
Onlar, kendilerine ilim
geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve haksızlık'
dolayısıyla ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden, adı konulmuş
bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak
aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Şüphesiz onların
ardından Kitaba mirasçı olanlar ise, her halde ona karşı
kuşku verici bir tereddüt içindedirler. (42/14)
Yoksa onların birtakım
ortakları mı var ki, Allah'ın izin vermediği şeyleri, dinden
kendilerine teşri' ettiler (bir şeriat kıldılar)? Eğer o
fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar)
verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.
(42/21)
Kendisiyle Allah'ın konuşması,
bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile
ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi izniyle
dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, yüce
olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (42/51)
Şüphesiz o, Bizim katımızda
olan Ana Kitap'tadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur.
(43/4)
Göklerde ilah ve yerde
ilah O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. (43/84)
Kitabın indirilmesi, üstün
ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah'tandır. (45/2,
46/2)
Andolsun, biz İsrailoğullarına
Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik, onları temiz ve güzel
şeylerle rızıklandırdık ve onları alemlere üstün kıldık.
(45/16)
Ve onlara bu emirden açık
belgeler verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten
sonra, yalnızca aralarındaki 'hakka tecavüz ve azgınlıktan'
dolayı ihtilafa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ihtilafa
düştükleri şeyde kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
(45/17)
Yoksa kötülüklere batıp-yara
alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar
gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir
mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar. (45/21)
Göklerde ve yerde büyüklük
O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(45/37)
Mü'minlerin kalplerine,
imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu
ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır:
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (48/4)
Göklerin ve yerin orduları
Allah'ındır. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir. (48/7)
Ve alacakları birçok ganimetleri
de. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(48/19)
Allah'tan bir fazl (bir
ihsan ve lütuf) ve bir nimet olarak. Allah, bilendir hüküm
ve hikmet sahibidir. (49/8)
Bu, size vadolunandır;
(gönülden Allah'a) yönelip-dönen (İslam'ın hükümlerini)
koruyan, (50/32)
Dediler ki: "Öyle. (Bunu)
Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir,
bilendir." (51/30)
Artık, Rabbinin hükmüne
sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin.
Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et. (52/48)
Yeri de 'coşkun kaynaklar'
halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı
(hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti. (54/12)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (57/1)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (59/1)
"Rabbimiz, bizi inkar
edenler için bizi fitne (deneme konusu) kılma ve bizi bağışla
Rabbimiz. Şüphesiz Sen, üstün ve güçlüsün, hüküm ve hikmet
sahibisin." (60/5)
Ey iman edenler, mü'min
kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan
edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet
(gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz,
artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne
bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara
(kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin.
Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini)
verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük
yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın
ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min
kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür;
sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir. (60/10)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm
ve hikmet sahibidir. (61/1)
Ve henüz kendilerine ulaşıp-katılmamış
olan diğerlerine de (peygamber gönderilmiştir); O (Allah),
üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (62/3)
Kendilerine Tevrat yükletilip
de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle
gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap
yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini
yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi
hidayete erdirmez. (62/5)
Gaybı da, müşahede edilebileni
de bilen, Aziz (üstün ve güçlü), Hakim (hüküm ve hikmet
sahibi)dir. (64/18)
Allah, yeminlerinizin
(keffaretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kıldı. Allah,
sizin mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (66/2)
Size ne oluyor? Nasıl
hüküm veriyorsunuz? (68/36)
Yoksa sizin için üzerimizde
kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne
hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye. (68/39)
Şimdi sen, Rabbinin hükmüne
sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır
dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu. (68/48)
Oysa o (Kur'an), alemlere
bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den
başka bir şey değildir. (68/52)
Öyleyse, Rabbinin hükmüne
sabır göster. Onlardan günahkar veya nankör olana itaat
etme. (76/24)
Allah dilemedikçe siz
dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir. (76/30)
Bu, hüküm günüdür; sizi
ve öncekileri 'bir arada topladık.'(77/38)
Şüphesiz o hüküm (fasl)
günü, belirlenmiş bir vakittir. (78/17)
Allah hükmedenlerin hakimi
değil midir? (95/8)
|