kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Bu, onların: "Ateş bize
sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir.
Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya
düşürmüştür. (3/24)
Artık bundan sonra kim
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzerse, işte onlar,
zalim olanlardır. (3/94)
Bir eşi bırakıp yerine
bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine)
yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiçbir şey
almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek
verdiğinizi alacak mısınız? (4/20)
Gerçekten, Allah, kendisine
şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini
bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla
iftira etmiş olur. (4/48)
Kim bir hata veya günah
kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse gerçekten o böyle
bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir. (4/112)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha
zalim kimdir? Hiç şüphesiz o zalimler kurtuluşa eremezler.
(6/21)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken
"Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir
benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir?
Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında
meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak
yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı
söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz)
dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz"
(dediklerinde) bir görsen... (6/93)
Yine bunun gibi onların
ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü
gösterdiler. Hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde
dinlerini karmakarışık kılmak için. Allah dileseydi bunu
yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları
bırak. (6/137)
Ve kendi zanlarınca dediler
ki: "Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları bizim
dilediklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların
da sırtları haram kılınmıştır." Öyle hayvanlar vardır ki,
-O'na iftira etmek suretiyle- üzerlerinde Allah'ın ismini
anmazlar. Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı
O, cezalarını verecektir. (6/138)
Çocuklarını hiçbir bilgiye
dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah'a karşı yalan
yere iftira düzüp Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini
haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten
şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır. (6/140)
Deveden iki, sığırdan
da iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi
mi ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı
(yavruları) mı? Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği
zaman şahid miydiniz?" hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları
saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden
daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez. (6/144)
Öyleyse, Allah'a karşı
yalan uydurup iftira düzenden veya ayetlerini yalanlayanlardan
daha zalim kimdir? Kitap'tan kendilerine bir pay erişecek
olanlar bunlardır. Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son
vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler
ki: "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" "Onlar bizi
(yüzüstü) bırakıp-kayboldular" diyecekler. (Böylelikle)
Bunlar, gerçekten kâfirler olduklarına kendi aleyhlerinde
şehadet ettiler. (7/37)
Allah bizi ondan kurtardıktan
sonra, bizim tekrar sizin dininize dönmemiz Allah'a karşı
yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah'ın
dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak iş
değildir. Rabbimiz, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır.
Biz Allah'a tevekkül ettik. 'Rabbimiz, bizimle kavmimiz
arasında 'Sen hak ile hüküm ver,' Sen 'hüküm verenlerin'
en hayırlısısın." (7/89)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden ve O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim
kimdir? Şüphesiz O, suçlu-günahkarları kurtuluşa erdirmez.
(10/17)
De ki: "Allah'ın sizin
için indirdiği sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız
rızıktan, haber var mı? Söyler misiniz?" De ki: "Allah mı
size izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira
mı ediyorsunuz?" (10/59)
Allah hakkında yalan
uydurup iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz
Allah, insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak
onların çoğu şükretmezler. (10/60)
De ki: "Allah hakkında
yalan uydurup iftira edenler, kurtuluşa ermezler." (10/69)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden daha zalim kimdir? İşte bunlar, Rablerine
sunulacaklar ve şahidler: "Rablerine karşı yalan söyleyenler
bunlardır" diyecekler. Haberiniz olsun; Allah'ın laneti
zalimlerin üzerinedir. (11/18)
Biz bir ayeti, bir (başka)
ayetin yeriyle değiştirdiğimiz zaman, -Allah neyi indirdiğini
daha iyi bilir.- "Sen yalnızca iftira edicisin" dediler.
Hayır, onların çoğu bilmezler. (16/101)
Şunlar, bizim kavmimizdir;
O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil
getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan
uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?" (18/15)
Korunan (iffetli) kadınlara
(zina suçu) atan sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen
değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul
etmeyin. Onlar fasık olanlardır. (24/4)
Doğrusu uydurulmuş bir
yalanla gelenler sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur;
siz onu kendiniz için bir şer saymayın aksine o sizin için
bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan
(bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene
ise büyük bir azab vardır. (24/11)
Onu işittiğiniz zaman,
erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri adına
hayırlı bir zanda bulunup: "Bu, açıkca uydurulmuş iftira
bir sözdür" demeleri gerekmez miydi? (24/12)
Onu işittiğiniz zaman:
"Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah'ım) Sen yücesin;
bu, büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi? (24/16)
Namus sahibi bir şeyden
habersiz mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar dünyada ve
ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab
vardır. (24/23)
İnkâr edenler dediler
ki: "Bu (Kur'an) olsa olsa ancak onun uydurduğu bir yalandır,
kendisi düzüp uydurmuş ve ona bir başka topluluk da yardımda
bulunmuştur." Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve
iftira ile geldiler. (25/4)
Allah hakkında yalan
uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldiği zaman
onu yalan sayandan daha zalim kimdir? İnkâr edenlere cehennem
içinde bir konaklama yeri mi yok? (29/68)
Mü'min erkeklere ve mü'min
kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet
edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
(33/58)
Ey Peygamber, mü'min
kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık
yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve
ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru
olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi,
güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere,
sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını
kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz
Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (60/12)
Oruç gecesinde kadınlarınıza
yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz,
siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize
ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve
sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin
için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik
siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra
geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz
zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara
ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (2/187)
hiçbir peygambere, emanete
ihanet yaraşmaz. Kim ihanet ederse, kıyamet günü ihanet
ettiğiyle gelir. Sonra her nefis ne kazandıysa, (ona) eksiksiz
olarak ödenir. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. (3/161)
Kendi nefislerine ihanet
edenlerden yana mücadeleye girişme. Hiç şüphesiz Allah,
ihanette ilerlemiş günahkarı sevmez. (4/107)
Sözleşmelerini bozmaları
nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık.
Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık
sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı
unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet
görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz
Allah, iyilik yapanları sever. (5/13)
Ey iman edenler, Allah'a
ve Resûlü'ne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de
ihanet etmeyin. (8/27)
Eğer bir kavmin ihanet
edeceğinden kesin olarak korkarsan, sen de açık ve adil
bir tutumla (onlarla olan anlaşma metnini ve diplomatik
ilişkiyi) at. Gerçekten Allah, ihanet edenleri sevmez. (8/58)
Eğer sana ihanet etmek
isterlerse, onlar daha önce Allah'a da ihanet etmişlerdi;
böylece O da, "bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti.'
Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (8/71)
(Yusuf aracıya şunu söyledi:)
"Bu, (itiraf Vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet
etmediğimi ve gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini
başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi."
(12/52)
Allah, inkâr edenlere,
Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan
salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara
ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan
gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe
diğer girenlerle birlikte girin" denildi. (66/10)
Ama ne zaman onu deneyerek,
rızkını kıssa, hemen: "Rabbim bana ihanet etti" der. (89/16)
Kitap'ta Musa'yı da zikret.
Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
(19/51)
Gerçekten biz onları,
katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri
kıldık. (38/46)
Ey iman edenler, akitleri
yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymaksızın
ve size okunacaklar dışta tutulmak üzere, hayvanlar size
helal kılındı. Şüphesiz Allah, dilediği hükmü verir. (5/1)
Ey iman edenler, Allah'ın
şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki)
gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek
Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan
çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın
sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda
yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan
korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (5/2)
Ey iman edenler, siz
ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak
(taammüden) öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir
benzeridir. Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak
içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları
doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır.
Böylelikle işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte
olanı bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır.
Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir. (5/95)
Deniz avı ve onu yemek
size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal
kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı ise size haram
kılınmıştır. O'na (götürülüp) toplanacağınız Allah'tan korkup-sakının.
(5/96)
Hangi biriniz ister ki,
altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi
olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun;
fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf
ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine)
ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah
size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz. (2/266)
Dedi ki: "Rabbim, bana
gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl
bir oğlum olabilir?" "Böyledir" dedi, "Allah dilediğini
yapar." (3/40)
Vay bana" dedi (kadın).
"Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken
doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!.." (11/72)
Hamd, Allah'a aittir
ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan
etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir." (14/39)
Dedi ki: "Bana ihtiyarlık
gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"
(15/54)
Allah sizi yarattı sonra
sizi öldürüyor sizden kimi de bildikten sonra bir şey bilmesin
diye ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir. Şüphesiz
Allah bilendir herşeye güç yetirendir. (16/70)
Ey insanlar eğer dirilişten
yana bir kuşku içindeyseniz gerçek şu ki biz sizi topraktan
yarattık sonra bir damla sudan sonra bir alak'tan (embriyo)
sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından;
size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi adı
konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi
bebek olarak çıkarıyoruz sonra da erginlik çağına erişmeniz
için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte
kiminiz de bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi
için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir.
Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün fakat biz onun üzerine
suyu indirdiğimiz zaman titreşir kabarır ve her güzel çiftten
(ürünler) bitirir. (22/5)
Demişti ki: "Rabbim şüphesiz
benim kemiklerim gevşedi ve baş yaşlılık aleviyle tutuştu;
ben sana dua etmekle mutsuz olmadım." (19/4)
Medyen suyuna vardığı
zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların
gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen)
iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini
sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı
ilerlemiş bir ihtiyardır." dediler. (28/23)
Allah sizi bir za'ftan
yarattı sonra (bu) za'fın ardından bir kuvvet kıldı sonra
bu kuvvetin ardından da bir za'f ve yaşlılık verdi. Dilediğini
yaratır. O bilendir güç yetirendir. (30/54)
Gerçekten, biz ona yeryüzünde
sapasağlam bir iktidar verdik ve ona herşeyden bir yol (sebep)
verdik. (18/84)
Dedi ki: "Rabbimin beni
kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet
ve imkan), daha hayırlıdır. Madem öyle, bana (insani) güçle
yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel
kılayım." (18/95)
Onlar ki, yeryüzünde
kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru
namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden
sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir. (22/41)
Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da
babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından
ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından
ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.
Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki
felah bulursunuz." (24/31)
Allah, içinizden iman
edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç
şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi'
kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,
kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik
kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana
hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse,
işte onlar fasıktır. (24/55)
Ve (istiyoruz ki) onları
yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım',
Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları
şeyi gösterelim. (28/6)
Andolsun, biz onları,
sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde (size
vermediğimiz güç ve iktidar imkanlarıyla) yerleşik kıldık
ve onlara işitme, görme (duygularını) ve gönüller verdik.
Ancak ne işitme, ne görme (duyuları) ve ne gönülleri kendilerine
herhangi bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini
inkar ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşattı.
(46/26)
Sen onların dinlerine
uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut
olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın
(gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra
onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin
için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (2/120)
Andolsun, kendilerine
kitap verilenlere her ayeti (delili) getirsen, yine onlar
senin kıblene uymaz; sen de onların kıblelerine uyacak değilsin.
Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine (bile) uymaz.
Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva
(istek ve tutku)larına uyacak olursan, o zaman gerçekten
zalimlerden olursun. (2/145)
Sana Kitabı indiren O'dur.
O'ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir;
diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar,
fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan
müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan
başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık,
tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden
başkası öğüt alıp-düşünmez. (3/7)
Allah, gerçekten kendisinden
başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri
de O'ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler.
Aziz ve Hakim olan O'ndan başka ilah yoktur. (3/18)
Hiç şüphesiz din, Allah
katında İslam'dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim
geldikten sonra, aralarındaki "kıskançlık ve hakka başkaldırma"
(bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini
inkâr ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk
görendir. (3/19)
Artık sana gelen bunca
ilimden sonra, onun hakkında seninle 'çekişip-tartışmalara
girişirlerse' de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı,
kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım;
sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan
söyleyenlerin üstüne kılalım." (3/61)
Ancak onlardan ilimde
derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce
indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler,
Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara
büyük bir ecir vereceğiz. (4/162)
Kavmi onunla çekişip-tartışmaya
girdi. Dedi ki: "O beni doğru yola erdirmişken, siz benimle
Allah konusunda çekişip-tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin
O'na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak Allah'ın
benim hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim, ilim bakımından
herşeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"
(6/80)
Ne oluyor ki size, kaçınılmaz
bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, O, size haram
kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken, üzerinde Allah'ın ismi
anılan şeyleri yemiyorsunuz? Gerçekten çoğu, bir ilim olmaksınız
kendi heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar.
Şüphesiz, senin Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir. (6/119)
Sekiz çift; koyundan
iki, keçiden de iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı?
Yoksa iki dişiyi mi, ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini
kapsadığı (yavruları) mı? Eğer doğru sözlüler iseniz bana
bir ilimle haber verin." (6/143)
Şirk koşanlar diyecekler
ki: "Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız
ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de,
bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar.
De ki: "Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim
mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak "zan ve
tahminle yalan söylersiniz." (6/148)
Andolsun (yapıp-etmelerini)
onlara bir ilimle mutlaka haber vereceğiz. Ve biz gaibler
(onlardan uzakta olan habersizler) de değildik. (7/7)
Allah bizi ondan kurtardıktan
sonra, bizim tekrar sizin dininize dönmemiz Allah'a karşı
yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah'ın
dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak iş
değildir. Rabbimiz, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır.
Biz Allah'a tevekkül ettik. 'Rabbimiz, bizimle kavmimiz
arasında 'Sen hak ile hüküm ver,' Sen 'hüküm verenlerin'
en hayırlısısın." (7/89)
Andolsun, biz İsrailoğullarını,
hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz
şeylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye
kadar anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, aralarında
anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm
verecektir. (10/93)
Erginlik çağına erişince,
kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte biz, iyilik yapanları
böyle ödüllendiririz. (12/22)
Babalarının kendilerine
emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un
nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan
gelecek olan hiçbir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten
o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak
insanların çoğu bilmezler. (12/68)
İşte böylece biz onu
(Kur'an'ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana
gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına
uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir yardımcı, dost,
ne bir koruyucu vardır. (13/37)
Sonra (Allah) kıyamet
günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında
(mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?"
Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugün, gerçekten
aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir." (16/27)
Sana ruh'tan sorarlar;
de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca
az bir şey verilmiştir." (17/85)
De ki: "İster ona inanın,
ister inanmayın: O, daha önce kendilerine ilim verilenlere
okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."
(17/107)
Derken, katımızdan kendisine
bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim
öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular. (18/65)
Babacığım, gerçek şu
ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi
ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım." (19/43)
Sizin ilahınız yalnızca
Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından
herşeyi kuşatmıştır." (20/98)
Lut'a da bir hüküm ve
ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık.
Şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi. (21/74)
Biz bunu (hükmü) Süleyman'a
kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte
tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik.
(Bunları) Yapanlar biz idik. (21/79)
(Bir de) Kendilerine
ilim verilenlerin, bunun (Kur'an'ın) hiç tartışmasız Rablerinden
olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için; böylelikle ona
iman etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın.
Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola yöneltir. (22/54)
Andolsun, Davud'a ve
Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inanmış kullarından birçoğuna
göre üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler. (27/15)
Böylece (Belkıs) geldiği
zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı
kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman
olmuştuk." (27/42)
O, erginlik çağına ulaşıp
olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik.
Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz. (28/14)
Kendilerine ilim verilenler
ise: "Yazıklar olsun size, Allah'ın sevabı, iman eden ve
salih amellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna
da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz" dediler. (28/80)
Hayır, o, kendilerine
ilim verilenlerin göğüslerinde apaçık olan ayetlerdir. Zulmedenlerden
başkası, bizim ayetlerimizi inkar etmez. (29/49)
Kendilerine ilim ve iman
verilenler ise, dediler ki: "Andolsun, siz Allah'ın Kitabında
(yazılı süre boyunca) diriliş gününe kadar yaşadınız; işte
bu dirilme günüdür. Ancak siz bilmiyordunuz." (30/56)
Kendilerine ilim verilenler
ise, Rabbinden sana indirilenin hakkın ta kendisi olduğunu
ve üstün, güçlü, övülmeye layık olan (Allah)ın yoluna yöneltip-
ilettiğini görüyorlar. (34/6)
Arş'ı yüklenmekte olanlar
ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte,
O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler:
"Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından herşeyi kuşatıp-sardın,
tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et
ve onları cehennem azabından koru." (40/7)
Resulleri kendilerine
apaçık belgeler getirdiği zaman, onlar, yanlarında olan
ilimden dolayı sevinip-böbürlendiler de, kendisini alay
konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşatıverdi. (40/83)
Onlar, kendilerine ilim
geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve haksızlık'
dolayısıyla ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden, adı konulmuş
bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak
aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Şüphesiz onların
ardından Kitaba mirasçı olanlar ise, her halde ona karşı
kuşku verici bir tereddüt içindedirler. (42/14)
Şüphesiz o, kıyamet-saati
için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir
kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur. (43/61)
Andolsun, biz onları
bir ilim üzere alemlere üstün kıldık. (44/32)
Ve onlara bu emirden
açık belgeler verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten
sonra, yalnızca aralarındaki 'hakka tecavüz ve azgınlıktan'
dolayı ihtilafa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ihtilafa
düştükleri şeyde kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
(45/17)
Şimdi sen, kendi hevasını
ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı,
kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde
çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim
hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?
(45/23)
De ki: "Gördünüz mü haber
verin; Allah'tan başka taptıklarınız, yerden neyi yaratmışlar,
bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var?
Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir kitap ya da
bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, bana getirin."
(46/4)
Dedi ki: "İlim ancak
Allah katındadır. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum;
ancak sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." (46/23)
Onlardan kimi gelip seni
dinler. Nitekim yanından çıkıp-gittikleri zaman, ilim verilenlere
derler ki: "O biraz önce ne söyledi?" İşte onlar; Allah,
onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva (istek
ve tutku)larına uymuşlardır. (47/16)
İşte onların ilimden
yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin
Rabbin; kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet
bulanı da en iyi bilen O'dur. (53/30)
Ey iman edenler, size
meclislerde "Yer açın" dendiği zaman, yer açın; Allah size
genişlik versin. Size: "Kalkın" denildiği zaman da kalkın.
Allah, sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri
derecelerle yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır.
(58/11)
Sana Kitabı indiren O'dur.
O'ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir;
diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar,
fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan
müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan
başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık,
tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden
başkası öğüt alıp-düşünmez. (3/7)
Ancak onlardan ilimde
derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce
indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler,
Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara
büyük bir ecir vereceğiz. (4/162)
Zekeriya'yı Yahya'yı
İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi
salihlerdendir. (6/85)
Gerçekten İlyas da gönderilmiş
(peygamber)lerdendi. (37/123)
İlyas'a selam olsun.
(37/130)
Gerçek şu ki, Allah,
Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler
üzerine seçti; (3/33)
Hani İmran'ın karısı:
"Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe
kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz
işiten bilen Sensin Sen" demişti. (3/35)
İmran'ın kızı Meryem'i
de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan
üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik
etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı. (66/12)
Sizi, dayanılmaz işkencelere
uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı
hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
imtihan vardı. (2/49)
Andolsun, biz sizi biraz
korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden
eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.
(2/155)
Talut, orduyla birlikte
ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan
edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve
kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir.
Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle
beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar):
"Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz
yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını
umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok
olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah
sabredenlerle beraberdir." (2/249)
Andolsun, mallarınızla
ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine
kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette
çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder
ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. (3/186)
Hani size dayanılmaz
işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı
öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden
sizin için büyük bir imtihan vardı." (7/141)
Bir de onlara deniz kıyısındaki
şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını
çiğneyerek) haddi aşmışlardı. 'Cumartesi günü iş yapma yasağına
uyduklarında', balıkları onlara açıktan akın akın geliyor,
'cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında' ise, gelmiyorlardı.
İşte biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan
ediyorduk. (7/163)
Onları yeryüzünde ayrı
ayrı topluluklar olarak paramparça dağıttık. Kimileri salih
(davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında
olan aşağılıklardır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle
imtihan ettik, ki dönsünler. (7/168)
Onları siz öldürmediniz,
ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama
Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan
etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
(8/17)
İşte orada, her nefis
önceden yaptıklarıyla imtihana çekilmiş olacak ve onlar
asıl-gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülecekler. Yalan
yere uydurdukları da, kendilerinden kaybolup uzaklaşacaklar.
(10/30)
Hani Musa kavmine şöyle
demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani
O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz
işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
sınav vardır." (14/6)
Bir ümmet diğer bir ümmetten
(sayıca ve malca) daha gelişkindir diye, yeminlerinizi kendi
aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak, ipini kuvvetle eğirdikten
sonra bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah,
sizi bununla imtihan etmektedir. Kıyamet günü hakkında ihtilafa
düştüğünüz şeyi size muhakkak açıklayacaktır. (16/92)
Her nefis ölümü tadıcıdır.
Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz
ve siz bize döndürüleceksiniz. (21/35)
İnsanlar, (sadece) "İman
ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?
Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten
doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.
(29/2-3)
İşte orada, iman edenler,
sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı.
(33/11)
Doğrusu bu, apaçık bir
imtihandı. (37/106)
(Davud) Dedi ki: "Andolsun
senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana
zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip
katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler;
ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar
da ne kadar azdır." Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi
sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek
yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü. (38/24)
Andolsun, biz Süleyman'ı
imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık. Sonra
(eski durumuna) döndü. (38/34)
Ve onlara, her birinde
açık birer imtihan bulunan ayetler verdik. (44/33)
Andolsun, biz sizden
mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya
çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız
(açıklayacağız). (47/31)
Şüphesiz, Allah'ın Resûlü'nün
yanında seslerini alçak tutanlar; işte onlar, Allah kalplerini
takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve
büyük bir ecir vardır. (49/3)
Ey iman edenler, mü'min
kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan
edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet
(gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz,
artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne
bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara
(kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin.
Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini)
verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük
yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın
ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min
kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür;
sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir. (60/10)
(Bu,) Müşriklerden kendileriyle
antlaşma imzaladıklarınıza Allah'tan ve Resûlü'nden kesin
bir uyarıdır. (9/1)
Ancak müşriklerden kendileriyle
antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler
ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka; artık
antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz,
Allah muttaki olanları sever. (9/4)
İşte Ad (halkı): Rablerinin
ayetlerini tanımayıp reddettiler. O'nun elçilerine isyan
ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler. (11/59)
(Peygamberler) Fetih
istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok
oldu- gitti. (14/15)
Siz ikiniz (ey melekler),
her inatçı nankörü atın cehennemin içine, (50/24)
Eğer O, rızkını tutsa
(vermese), rızkınızı verecek olan kimmiş? Hayır; onlar,
bir azgınlık ve nefret içinde inatla direniyorlar. (67/21)
Hayır; çünkü o, Bizim
ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır." (74/16)
Denizi de sizin emrinize
veren O'dur ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan
süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara
yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından
aramanız ve şükretmeniz içindir. (16/14)
Hiç şüphesiz Allah iman
edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar
akan cennetlere sokar orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir. (22/23)
Allah göklerin ve yerin
nurudur. O'nun nurunun misali içinde çerağ bulunan bir kandil
gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça sanki incimsi
bir yıldızdır ki doğuya da batıya da ait olmayan kutlu bir
zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse
ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. Nur üstüne nurdur.
Allah kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah
insanlar için örnekler verir.Allah herşeyi bilendir. (24/35)
Adn cennetleri (onlarındır);
oraya girerler orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. (35/33)
Kendileri için (hizmet
eden) civanlar etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri)
'sedefte saklı inci gibi tertemiz pırıl pırıl.' (52/24)
İkisinden de inci ve
mercan çıkar. (55/22)
Sanki saklı inciler gibi;
(56/23)
Çevrelerinde (gençlikleri
ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen
onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın. (76/19)
O, sana Kitabı Hak ve
kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat'ı
ve İncil'i de indirmişti. (3/3)
Ona kitabı, hikmeti,
Tevratı ve İncili öğretecek." (3/48)
Ey Kitap ehli, İbrahim
konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil
de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine de akıl erdirmeyecek
misiniz?" (3/65)
Ey kendilerine kitap
verilenler birtakım yüzleri silip de arkalarına çevirmeden
ya da cumartesi adamlarını (o gün yasağı çiğneyenleri) lanetlediğimiz
gibi onları da lanetlemeden evvel, yanınızdakini (Tevrat
ve İncil'i) doğrulayıcı olarak indirdiğimize (Kur'an'a)
iman edin. Allah'ın emri yapılagelmiştir. (4/47)
Onların (peygamberleri)
ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem
oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan,
önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici
ve öğüt olan İncil'i verdik. (5/46)
İncil sahipleri Allah'ın
onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle
hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır. (5/47)
Ve eğer onlar Tevrat'ı,
İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı)
ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından
(sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil)
bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür!
(5/66)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta
tutmadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun, Rabbinden
sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkârlarını
arttıracaktır. Sen de kafirler topluluğuna karşı üzüntüye
kapılma. (5/68)
Allah şöyle diyecek:
"Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla.
Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de,
yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti,
Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde
(bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde
bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle
iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata)
çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde
onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir"
demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm."
(5/110)
Onlar ki, yanlarındaki
Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi
haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara
marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor,
temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların
ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona
inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla
birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler
bunlardır. (7/157)
Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden
-karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını
ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar,
öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve
Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan
daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız
bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük
kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/111)
Muhammed, Allah'ın elçisidir.
Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi
aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde
edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde
izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları
budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini
çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış,
sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin
hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek
içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara
bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir. (48/29)
Sonra onların izleri
üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem
oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik
ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık.
(Bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara
yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak için
(türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla
birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan
birçoğu da fasık olanlardır. (57/27)
İncire ve zeytine andolsun,
(95/1)
Hani Musa kavmine: "Allah
muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi
alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan
Allah'a sığınırım" dedi. "Rabbine adımıza yalvar da bize
niteliklerini açıklasın" dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan
sonra) Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek
genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık
emrolunduğunuz şeyi yerine getirin," dedi. (Bu sefer) dediler
ki: "Rabbine adımıza yalvar da bize rengini bildirsin."
O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı
bir inektir" dedi. (Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar
da bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar
birbirine benzer. İnşaallah (Allah dilerse) biz doğruyu
buluruz" dediler. Bunun üzerine Musa, "Rabbim) diyor ki:
"O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan,
salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi
gerçeği getirdin" dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse
(bunu) yapmayacaklardı. (2/67-71)
Deveden iki, sığırdan
da iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi
mi ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı
(yavruları) mı? Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği
zaman şahid miydiniz?" hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları
saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden
daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez. (6/144)
|