kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Onlar, gaybe inanırlar,
namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
infak ederler. (2/3)
Allah yolunda infak edin
ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik
edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. (2/195)
Sana neyi infak edeceklerini
sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya,
yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır
olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir." (2/215)
Sana içkiyi ve kumarı
sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar
için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından
daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar.
De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini
açıklar; umulur ki düşünürsünüz; (2/219)
Ey iman edenler, hiçbir
alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı
gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden
infak edin. Kâfirler... Onlar zulmedenlerdir. (2/254)
Mallarını Allah yolunda
infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta
yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah,
dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır,
bilendir. (2/261)
Mallarını Allah yolunda
infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa
kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri katındadır,
onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/262)
Ey iman edenler, Allah'a
ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun
diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı
geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan
bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü
mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından
hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kâfirler
topluluğuna hidayet vermez. (2/264)
Yalnızca Allah'ın rızasını
istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip- güçlendirmek
için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede
bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren
bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet
etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı
görendir. (2/265)
Ey iman edenler, kazandıklarınızın
iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak
edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri
vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir
şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır. (2/267)
Her neyi nafaka olarak
infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah
onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur. (2/270)
Onların hidayete ermesi,
senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini
hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz
içindir. Zaten siz, ancak Allah'ın hoşnutluğunu istemekten
başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak
ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce
ödenecektir. (2/272)
(Sadakalar) Kendilerini
Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde
dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen
onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın.
Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne
infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (2/273)
Onlar ki, mallarını gece,
gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri
Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun
olmayacaklardır. (2/274)
Sabredenler, doğru olanlar,
gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde'
bağışlanma dileyenlerdir. (3/17)
Sevdiğiniz şeylerden infak
edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz,
şüphesiz Allah onu bilir. (3/92)
Onlar, bollukta da, darlıkta
da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki
hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik
yapanları sever. (3/134)
Ve onlar, mallarını insanlara
gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe
de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü
bir arkadaştır o. (4/38)
Allah'a ve ahiret gününe
inanarak Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi,
aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir. (4/39)
Yahudiler: "Allah'ın eli
sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden
dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl
dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen,
onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkârlarını arttıracaktır.
Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık
ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş
alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa
çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (5/64)
Onlar, namazı dosdoğru
kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak
ederler. (8/3)
Onlara karşı gücünüzün
yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla,
Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında
sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız.
Allah yolunda her ne infak ederseniz, size 'eksiksiz olarak
ödenir' ve siz haksızlığa uğratılmazsınız. (8/60)
De ki: "İsteyerek veya
istemiyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir.
Çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz." (9/53)
İnfak ettiklerinin kendilerinden
kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları,
namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken
infak etmeleridir. (9/54)
Allah'a ve elçisine karşı
'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece, güçsüz-zayıflara,
hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir
sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de
bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (9/91)
Bir de (savaşa katılabilecekleri
bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde "Sizi bindirecek
bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp
hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri
dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur. (9/92)
Bedevilerden öyleleri
vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin
sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah
işitendir, bilendir. (9/98)
Bedevilerden öyleleri
de vardır ki, onlar Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve
infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin
dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz
olsun, bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır. Allah
da onları kendi rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (9/99)
Küçük, büyük infak ettikleri
her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka
Allah'ın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını
vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır. (9/121)
Ve onlar-Rablerinin yüzünü
(hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar,
kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık
infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar,
bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar
içindir. (13/22)
İman etmiş kullarıma söyle:
"Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel,
dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
gizli ve açık infak etsinler." (14/31)
Allah, (kendisine ortak
koştuğunuz ilahlar konusunda) hiçbir şeye gücü yetmeyen
ve başkasının mülkünde olan ile, tarafımızdan kendisine
güzel bir rızık verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık
infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi; bunlar hiç eşit
olur mu? Hamd Allah'ındır; fakat onların çoğu bilmezler.
(16/75)
Onlar ki, Allah anıldığı
zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere
sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden
infak edenlerdir. (22/35)
İşte onlar; sabretmeleri
dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü
iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
infak ederler. (28/54)
Onların yanları (gece
namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine
korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak
verdiklerimizden infak ederler. (32/16)
De ki: "Şüphesiz benim
Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar ve
ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine
bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
(34/39)
Gerçekten Allah'ın Kitabını
okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık
olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin
olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler. (35/29)
Ve onlara: "Size Allah'ın
rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildiği zaman,
o inkâr edenler iman edenlere dediler ki: " Allah'ın, eğer
dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecek mişiz?
Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz." (36/47)
Rablerine icabet edenler,
namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile
olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak
edenler, (42/38)
İşte sizler böylesiniz;
Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen
bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık
o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiçbir
şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer
siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir.
Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar. (47/38)
Allah'a ve Resûlü'ne iman
edin. "Sizi kendilerinde halifeler kılıp harcama yetkisi
verdiği' şeylerden infak edin. Artık sizden kim iman edip
infak ederse, onlara büyük bir ecir vardır. (57/7)
Size ne oluyor ki, Allah
yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası
Allah'ındır. İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar
(başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan
infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine
en güzel olanı va'detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan hâberdardır.
(57/10)
Onlar ki: "Allah'ın Resûlü
yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın,
sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin
hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar.
(63/7)
Sizden birinize ölüm gelip
de: "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen
ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden
önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. (63/10)
Öyleyse güç yetirebildiğiniz
kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin.
Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta
bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri
tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.
(64/16)
Böylece, Allah'ın va'dinin
hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını
bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına)
onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında
durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların
üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir."
Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine
mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler. (18/21)
(Yine) Böylece ikisi yola
koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat
(kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada)
yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa
etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık
bir ücret alabilirdin." (18/77)
Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn,
gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar,
bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi
verelim mi?" (18/94)
Sonra o su damlasını bir
alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre
topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra
o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere
de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik.
Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. (23/14)
O, sizin için kulakları,
gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz.
(23/78)
Siz, her yüksekçe yere
bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor
musunuz?" (26/128)
Firavun dedi ki: "Ey önde
gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum.
Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe
bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten
ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum." (28/38)
Ancak biz birçok nesiller
inşa ettik de onların üzerinde (nice) ömür(ler) uzayıp geçti.
Ve sen Medyen halkı içinde yaşayıp da ayetlerimizi onlardan
okuyarak öğrenmiş değilsin. Ancak (bu bilgileri sana) gönderen
biziz. (28/45)
De ki: "Yeryüzünde gezip
dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın,
sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa
edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
(29/20)
Dediler ki: "Onun için
(yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin
içine atın." (37/97)
Biz bunlardan önce nice
nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak,
baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden
daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip,
sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik
etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı? (50/36)
Ki onlar, ufak tefek günahlar
dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan
kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır.
O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği
(yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde
bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın.
O, sakınanı daha iyi bilendir. (53/32)
Ve onu da tahtalar ve
çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık; (54/13)
Gerçek şu ki, Biz onları
yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık. (56/35)
Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı
bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi? (56/62)
Onun ağacını sizler mi
inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz?
(56/72)
De ki: "Sizi inşa eden
(yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne
az şükrediyorsunuz?" (67/23)
(Onlar yine:) "Rabbine
adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü
bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaallah (Allah dilerse)
biz doğruyu buluruz" dediler. (2/70)
Musa:) "İnşaallah, beni
sabreden (biri olarak) bulacaksın. hiçbir işte sana karşı
gelmeyeceğim" dedi. (18/69)
(Babaları) Dedi ki: "Doğrusu
ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere,
şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet
on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana
zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaallah salih olanlardan
bulacaksın." (28/27)
Böylece (çocuk) onun yanında
koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten
ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun."
(Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap.
İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın." (37/102)
Bundan (Kur'an'dan) önce
(onlar) insanlar için bir hidayet idiler. Doğruyu yanlıştan
ayıran (Furkan)ı da indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini
inkar edenler için şiddetli bir azab vardır. Allah güçlüdür,
intikam alıcıdır. (3/4)
Oysa sen, yalnızca, bize
geldiğinde Rabbimizin ayetlerine inanmamızdan başka bir
nedenle bizden intikam almıyorsun. "Rabbimiz, üstümüze sabır
yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür." (7/126)
Biz de onlardan intikam
aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler
(gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk. (7/136)
Allah'a and içiyorlar
ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkâr
sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır
ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama
kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından
zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe
ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse
Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır.
Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı
yoktur. (9/74)
Allah'ı, sakın elçilerine
verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam
sahibidir. (14/47)
Bundan dolayı onlardan
intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir.
(15/79)
Andolsun, biz senden önce
kendi kavimlerine elçiler gönderdik de onlara apaçık belgeler
getirdiler; böylece biz de suçlu günahkarlardan intikam
aldık. İman edenlere yardım etmek ise, bizim üzerimizde
bir haktır. (30/47)
Kendisine Rabbinin ayetleri
hatırlatıldıktan sonra, yüz çevirenden daha zalim kimdir?
Gerçekten biz, suçlu-günahkarlardan intikam alıcılarız.
(32/22)
Allah, kimi hidayete erdirirse,
onun için bir saptırıcı yoktur. Allah, intikam sahibi, güçlü
ve üstün olan değil midir? (39/37)
Böylece onlardan intikam
aldık. Öyleyse, bir bak; yalan sayanların sonu nasıl oldu?
(43/25)
Şu halde Biz seni alıp-götürürsek,
elbette onlardan intikam alacağız. (43/41)
Sonunda bizi öfkelendirince,
biz de onlardan intikam aldık, böylece onları toplu olarak
suda boğduk. (43/55)
Büyük bir şiddetle yakalayacağımız
gün, elbette biz intikam alacağız. (44/16)
Öyleyse, inkâr edenlerle
(savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen
boyunlarını vurun; sonunda onları 'iyice bozguna uğratıp
zafer kazanınca da' artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun.
Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir
fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını
bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı,
elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri
birbirinizle denemesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin
ise; kesin olarak (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmaz.
(47/4)
Sonunda Rabbine dua etti:
"Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir
toplumdan) intikam al." (54/10)
Onlardan, yalnızca 'üstün
ve güçlü olan,' öğülen Allah'a iman ettiklerinden dolayı
intikam alıyorlardı. (85/8)
Onlar; altından ırmaklar
akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle
süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil
elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar.
(Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek. (18/31)
Hiç şüphesiz Allah, iman
edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar
akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir. (22/23)
Adn cennetleri (onlarındır);
oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. (35/33)
Hafif ipekten ve ağır
işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).
(44/53)
Ve sabretmeleri dolayısıyla
cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. (76/12)
Onların üzerinde hafif
ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten
bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir
şarab içirmiştir. (76/21)
'Yüksek sütunlar' sahibi
İrem'e? (89/7)
(Böylesinin) Önünde cehennem
vardır ve (orada) irinli sudan içirilecektir. (14/16)
İşte bu; tatsınlar onu:
Kaynar su ve irin. (38/57)
İrin ve kan karışımından
başka bir yemek yoktur." (69/36)
Kaynar sudan ve irinden
başka. (78/25)
Kullarım Beni sana soracak
olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği
zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da
Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur
ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (2/186)
Firavun'a ve onun önde
gelen çevresine. Onlar Firavun'un emrine uymuşlardı. Oysa
Firavun'un emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi.
(11/97)
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü
içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette
sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu
kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı, fıskı
ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş
(irşad) olanlardır. (49/7)
De ki: "Doğrusu ben, sizin
için ne bir zarar, ne de bir yarar (irşad) sağlayabilirim."
(72/21)
Deyin ki: "Biz Allah'a;
bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına
indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden
verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz
ve biz O'na teslim olmuşlarız." (2/136)
İşte bu elçiler; bir kısmını
bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle
konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu
İsa'ya apaçık belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik.
Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten
sonra, onların peşinden gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi.
Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi inkâr
etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah
dilediğini yapandır. (2/253)
Andolsun, biz Musa'ya
kitabı verdik ve ardından peşpeşe elçiler gönderdik. Meryem
oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le
teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı
bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak,
bir kısmınız da onu öldürecek misiniz? (2/87)
De ki: "Biz Allah'a, bize
indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına
indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden
verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık
gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (3/84)
Hani Melekler, dediler
ki: "Meryem, doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır.."
"Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.
Ve O salihlerdendir." "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken,
nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse
yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol"
der, o da hemen oluverir." "Ona kitabı, hikmeti, Tevratı
ve İncili öğretecek." İsrailoğullarına elçi kılacak. (O,
İsrailoğullarına şöyle diyecek:) "Gerçek şu, ben size Rabbinizden
bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey
oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın izniyle
kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca
hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi
ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer
inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır." "Benden
önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri
helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık
Allah'tan korkup bana itaat edin." "Gerçekten Allah, benim
de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin.
Dosdoğru olan yol işte budur." Nitekim İsa, onlarda inkârı
sezince, dedi ki: "Allah için bana yardım edecekler kimdir?"
Havariler: "Allah'ın yardımcıları biziz; biz Allah'a inandık,
bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahid ol" dediler.
"Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece
bizi şahidlerle beraber yaz." Onlar (inanmayanlar) bir düzen
kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah,
düzen kurucuların en hayırlısıdır. Hani Allah, İsa'ya demişti
ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni
Kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim
ve sana uyanları kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne
geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında
anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim."
(3/45-55)
Şüphesiz, Allah katında
İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı,
sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. Gerçek, Rabbinden
(gelen)dir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma. (3/59-60)
Nuh'a ve ondan sonraki
peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e,
İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a,
Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da
Zebur verdik. (4/163)
Onların kendi sözlerini
bozmaları, Allah'ın ayetlerine karşı inkâra sapmaları, peygamberleri
haksız yere öldürmeleri ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri
nedeniyle (onları lanetledik.) Hayır; Allah, inkârları dolayısıyla
ona (kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar.
(Bir de) İnkâra sapmaları ve Meryem'in aleyhinde büyük bühtanlar
söylemeleri, Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih
İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara
böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar.
Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında
anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların
bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur.
Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu kendine
yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Andolsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse
yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır.
(4/155-159)
Ey Kitap Ehli, dininiz
konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan
başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın
elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir
ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız;
"üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır.
Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir.
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah
yeter. Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi)
melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar.
Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser' davranırsa ve büyüklenme
gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır.
(4/171-172)
Andolsun, "Şüphesiz, Allah
Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre düşmüştür. De ki:
"O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin
tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye)
kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah herşeye
güç yetirendir. (5/17)
Onların (peygamberleri)
ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem
oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan,
önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici
ve öğüt olan İncil'i verdik. (5/46)
Andolsun, "Şüphesiz Allah,
Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in
dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine
ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma
yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." Andolsun, "Allah
üçün üçüncüsüdür" diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir
ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından
vazgeçmezlerse, onlardan inkâr edenlere mutlaka (acı) bir
azab dokunacaktır. Yine de Allah'a tevbe edip bağışlanma
istemeyecekler mi? Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler
gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur, ikisi de yemek yerlerdi.
Bir bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz? (Yine) bir bak,
onlar ise nasıl da çevriliyorlar? (5/72-75)
İsrailoğullarından inkâr
edenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir.
Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir. (5/78)
Allah şöyle diyecek: "Ey
Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı
ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir
şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir
kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle
iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata)
çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde
onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir"
demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm."
Hani Havarilere: "Bana ve elçime iman edin" diye vahy (ilham)
etmiştim; onlar da: "İman ettik, gerçekten Müslümanlar olduğumuza
sen de şahid ol" demişlerdi. Havariler: "Ey Meryem oğlu
İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi.
O da: "Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup-sakının" demişti.
(Bu sefer Havariler:) "Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz
tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini
bilelim ve buna şahidlerden olalım" demişlerdi. Meryem oğlu
İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz
ve sonramız için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun.
Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın"
demişti. Allah demişti ki: "Şüphesiz ben bunu size indireceğim.
Artık sonra sizden kim inkâr ederse, ben onu gerçekten alemlerden
hiç kimseyi azablandırmayacağım bir azabla azablandıracağım."
Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve anneni Allah'ı
bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde:
"Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana
yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir.
Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten,
görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen." "Ben onlara
bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O
da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a
kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların
üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde,
üzerlerindeki gözetleyici Sen'din. Sen herşeyin üzerine
şahid olansın." Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar
Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz aziz
olan, hakim olan Sen'sin Sen." (5/110-118)
Zekeriya'yı, Yahya'yı,
İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi
salihlerdendir. (6/85)
Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın
oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur"
dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar,
bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar.
Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? Onlar, Allah'ı
bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler
ve Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah'a
ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka
ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.
(9/30-31)
Kitap'ta Meryem'i de zikret.
Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti.
Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün
bir beşer kılığında görünmüştü. Demişti ki: "Gerçekten ben,
senden Rahman'a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)."
Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim;
sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."
O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir
beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken"
dedi. "İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu benim için
kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak
için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti. Böylelikle
ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi. Derken
doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke
bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim."
Altından (bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin
senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır." Hurma dalını kendine
doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin."
Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer
görecek olursan, de ki: "Ben Rahman'a oruç adadım, bugün
hiç kimseyle konuşmayacağım." Böylece onu taşıyarak kavmine
geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir
şey yaptın." "Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü
bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın)
değildi." Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler
ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?"
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana
Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı." "Nerede olursam (olayım,)
beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı
ve zekatı vasiyet (emr) etti." "Anneme itaati de. Ve beni
mutsuz bir zorba kılmadı." "Selam üzerimedir; doğduğum gün,
öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de."
İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz".
Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir. Bir
işin olmasına karar verirse, ancak ona: "Ol" der, o da hemen
oluverir. (19/16-35)
Biz, Meryem'in oğlunu
ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli
ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik. (23/50)
Hani biz peygamberlerden
kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den,
Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan. Biz onlardan sapasağlam
bir söz almıştık. (33/7)
O: "Dini dosdoğru ayakta
tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet
ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya
vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat
kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır
geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni
hidayete erdirir. (42/13)
Meryem oğlu (İsa) bir
örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle
söz edip) kahkahalarla gülüyorlar. Dediler ki: "Bizim ilahlarımız
mı daha hayırlı, yoksa o mu?" Onu yalnızca bir tartışma-konusu
olsun diye (örnek) verdiler. Hayır, onlar 'tartışmacı ve
düşman' bir kavimdir. O, yalnızca bir kuldur; kendisine
nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek kıldık. Eğer
biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık;
yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı. Şüphesiz
o, kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten)
yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol
budur. Şeytan sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın.
Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır. İsa, açık
belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim
ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak
için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
"Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir;
şu halde O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur." Sonra, içlerinden
birtakım fırkalar ihtilafa düştü. Artık, acı bir günün azabından
vay o zulmetmiş olanlara. (43/57-65)
Sonra onların izleri üzerinde
elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı
da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin
kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak)
Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik).
Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna
da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman
edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
(57/27)
Hani Meryem oğlu İsa da:
"Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan
gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı
ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim"
demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu,
açıkça bir büyüdür" dediler. (61/6)
Ey iman edenler, Allah'ın
yardımcıları olun: Meryem oğlu İsa'nın havarilere: "Allah'a
(yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi.
Havariler de demişlerdi ki: "Allah'ın yardımcıları bizleriz."
Böylece İsrailoğullarından bir topluluk iman etmiş, bir
topluluk da inkâr etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına
karşı destekledik, onlar da üstün geldiler. (61/14)
Yoksa siz Yakub'un ölüm
anında orada şahidler miydiniz? O oğullarına: "Benden sonra
kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde onlar: "Senin ilahına
ve ataların İbrahim İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir
ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk" demişlerdi.
(2/133)
Deyin ki: "Biz Allah'a;
bize indirilene İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına
indirilene Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden
verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz
ve biz O'na teslim olmuşlarız." (2/136)
De ki: "Biz Allah'a bize
indirilene İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına
indirilene Musa'ya İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere
iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz.
Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (3/84)
Nuh'a ve ondan sonraki
peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e,
İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a,
Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da
Zebur verdik. (4/163)
Karısı ayaktaydı bunun
üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u
müjdeledik. (11/71)
"Böylece Rabbin seni seçkin
kılacak sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana
öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini)
tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini
tamamlayacaktır. Elbette Rabbin bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir." (12/6)
"Atalarım İbrahim'in,
İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hiçbir şeyle
şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu bize ve insanlara
Allah'ın lütuf ve ihsanındandır ancak insanların çoğu şükretmezler."
(12/38)
"Hamd Allah'a aittir ki
O bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti.
Şüphesiz Rabbim gerçekten duayı işitendir." (14/39)
Ona İshak'ı armağan ettik,
üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık. (21/72)
Biz ona salihlerden bir
peygamber olarak İshak'ı da müjdeledik. (37/112)
Ey iman edenler, hepiniz
topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın
adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
(2/208)
Hiç şüphesiz din, Allah
katında İslam'dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim
geldikten sonra, aralarındaki "kıskançlık ve hakka başkaldırma"
(bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini
inkâr ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk
görendir. (3/19)
Kim İslam'dan başka bir
din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba
uğrayanlardandır. (3/85)
Siz, insanlar için çıkarılmış
hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam'a uygun) olanı
emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz.
Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı
olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu
fıska sapanlardır. (3/110)
Ölü eti, kan, domuz eti,
Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek
bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,-
dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla
yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden
(dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi
kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size
din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha
eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek
kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
Allah, kimi hidayete erdirmek
isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse,
onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı
kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik
çökertir. (6/125)
Allah'a and içiyorlar
ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkâr
sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır
ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama
kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından
zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe
ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse
Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır.
Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı
yoktur. (9/74)
Allah, kimin göğsünü İslam'a
açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil
mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış
olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.
(39/22)
Ey iman edenler, eğer
siz Allah'a (Allah adına İslama ve Müslümanlara) yardım
ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.
(47/7)
Bedeviler, dedi ki: "İman
ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (Müslüman
veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş
değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederseniz, O,
sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (49/14)
(Münafıklar) Onlara seslenirler:
"Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet,
ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların
ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah'a ve
İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular
yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi;
ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak,
hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu." (57/14)
İslam'a çağrıldığı halde,
Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah,
zalim bir kavmi hidayete erdirmez. (61/7)
Elçilerini hidayet ve
hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan
İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler
hoş görmese bile. (61/9)
Oysa onlar (kendilerini
tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret
ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler
ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın katında bulunan,
eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin
en hayırlısıdır." (62/11)
(Boşadığınız) Kadınları,
gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun,
onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin.
Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını
yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için
(çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. (Durum
ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam'a
uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine
girerseniz, bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası
emzirebilir. (65/6)
Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar
için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in
makamını namaz yeri edinin" İbrahim ve İsmail'e de "Evimi
tavaf edenler itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler
için temizleyin" diye, ahid verdik. (2/125)
İbrahim, İsmail'le birlikte
Evin (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle
dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz
Sen işiten ve bilensin"; (2/127)
Yoksa siz Yakub'un ölüm
anında orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden sonra
kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde onlar: "Senin ilahına
ve ataların İbrahim İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir
ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk" demişlerdi.
(2/133)
Deyin ki: "Biz Allah'a;
bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına
indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden
verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz
ve biz O'na teslim olmuşlarız." (2/136)
Yoksa siz, gerçekten İbrahim'in,
İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının, Yahudi veya
Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi
daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde
olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah
yaptıklarınızdan gafil değildir." (2/140)
De ki: "Biz, Allah'a bize
indirilene İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına
indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden
verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık
gözetmeyiz. Ve biz, O'na teslim olmuşlarız." (3/84)
Nuh'a ve ondan sonraki
peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e,
İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a,
Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da
Zebur verdik. (4/163)
İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u
ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere
üstün kıldık. (6/86)
"Hamd Allah'a aittir ki,
O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti.
Şüphesiz Rabbim gerçekten duayı işitendir." (14/39)
Kitap'ta İsmail'i de zikret.
Çünkü o va'dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
Halkına namazı ve zekatı emrediyordu ve o Rabbi katında
kendisinden razı olunan (bir insan)dı. (19/54-55)
İsmail İdris ve Zü'l-Kifl
hepsi sabredenlerdendi. (21/85)
İsmail'i, Elyesa'ı ve
Zülkifl'i de hatırla. Hepsi de hayırlı olanlardandır.(38/48)
Kitap Ehli, senden kendilerine
gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha
büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça
göster." Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı.
Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı
(ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik
ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik. (4/153)
De ki: "Rabbim yalnızca
çirkin-hayasızlıkları -onlardan açıkta olanlarını ve gizli
olanlarını,- günah işlemeyi, haklı nedeni olmayan 'isyan
ve saldırıyı' kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği
şeyi Allah'a şirk koşmanızı ve Allah'a karşı bilmediğiniz
şeyleri söylemenizi haram kılmıştır." (7/33)
Yoksa biz, onlara ispatlı
bir delil indirdik de, o mu O'na ortak koşmalarını söylüyor?
(30/35)
Yetimleri, nikaha erişecekleri
çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma
gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler
diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya
çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun)
bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman,
onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah
yeter. (4/6)
Asmalı ve asmasız bahçeleri,
hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları
-birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O'dur. Ürün verdiğinde
ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin.
Çünkü O, israf edenleri sevmez. (6/141)
Ey Ademoğulları, her mescid
yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin.
Çünkü O, israf edenleri sevmez. (7/31)
Akrabaya hakkını ver,
yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma.
Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır;
şeytan ise Rabbine karşı nankördür. (17/26-27)
Onlar, harcadıkları zaman,
ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları,) ikisi arasında
orta bir yoldur. (25/67)
Tevrat indirilmeden evvel,
İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka İsrailoğullarına
bütün yiyecekler helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız
Tevrat'ı getirin de onu okuyun". (3/93)
İşte bunlar; kendilerine
Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan
Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den İbrahim
ve İsrail (Yakup)in soyundan doğru yola eriştirdiklerimizden
ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın
ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Ey İsrailoğulları, size
bağışladığım nimetimi hatırlayın ve ahdime bağlı kalın,
ki ben de ahdinize bağlı kalayım. Ve yalnızca benden korkun.
(2/40)
Ey İsrailoğulları, size
bağışladığım nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere üstün
kıldığımı hatırlayın. (2/47)
Hani İsrailoğullarından,
"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara,
yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel
söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye
misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve
(hâlâ) yüz çeviriyorsunuz. (2/83)
Ey İsrailoğulları, size
bağışladığım nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere muhakkak
üstün kıldığımı hatırlayın. (2/122)
İsrailoğullarına sor,
onlara nice açık ayet(ler) verdik. Kendisine geldikten sonra
kim Allah'ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz
Allah, cezası pek şiddetli olandır. (2/211)
Musa'dan sonra İsrailoğullarının
önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine:
"Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi,
O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?"
demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım?
Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)"
demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman,
az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.
(2/246)
İsrailoğullarına elçi
kılacak. (O, İsrailoğullarına şöyle diyecek:) "Gerçek şu,
ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan
kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik
Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan
kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü
diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber
veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin
bir ayet vardır." (3/49)
Tevrat indirilmeden evvel,
İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka, İsrailoğullarına
bütün yiyecekler helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız,
Tevrat'ı getirin de onu okuyun". (3/93)
Andolsun, Allah İsrailoğullarından
kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir-gözetleyici
göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim.
Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları
savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz,
şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten,
altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra
sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."
(5/12)
Bu nedenle, İsrailoğullarına
şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki
bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse,
sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine
engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi
olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir.
Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü
taşıranlardır. (5/32)
Andolsun, biz İsrailoğullarından
kesin söz almış (misak) ve onlara elçiler göndermiştik.
Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir
elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de
öldürdüler. (5/70)
Andolsun, "Şüphesiz Allah,
Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in
dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine
ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma
yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." (5/72)
İsrailoğullarından inkâr
edenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir.
Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir. (5/78)
Allah şöyle diyecek: "Ey
Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı
ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir
şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir
kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle
iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata)
çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde
onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir"
demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm."
(5/110)
Benim üzerimdeki yükümlülük,
Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size
apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğullarını benimle
gönder." (7/105)
Başlarına iğrenç bir azab
çökünce, dediler ki: "Ey Musa, Rabbine -sana verdiği ahid
adına- bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden
çekip-giderirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını
seninle göndereceğiz. (7/134)
Kendisine bereketler kıldığımız
yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları
(müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına
olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı
(yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve
yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir
ettik. (7/137)
İsrailoğullarını denizden
geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa
rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları
(var; onların ki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "siz
gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi. (7/138)
Biz, İsrailoğullarını
denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla
peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun):
"İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah
olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. (10/90)
Andolsun, biz İsrailoğullarını,
hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz
şeylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye
kadar anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, aralarında
anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm
verecektir. (10/93)
Musa'ya kitap verdik ve
"Benden başka vekil edinmeyin" diye onu İsrailoğullarına
kılavuz kıldık. (17/2)
Kitapta İsrailoğullarına
şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk
çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle
kibirlenecek-yükseleceksiniz. (17/4)
Andolsun, biz Musa'ya
apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğullarına
sor; onlara geldiği zaman Firavun ona: "Gerçekten ben seni
büyülenmiş sanıyorum" demişti. (17/101)
Ve onun ardından İsrailoğullarına
söyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde
hepinizi derleyip-toplayacağız." (17/104)
İşte bunlar; kendilerine
Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan,
Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim
ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden
ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın
ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Haydi ona gidin de deyin
ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğullarını bizimle
birlikte gönder ve onlara (artık) azab verme. Sana Rabbinden
bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine
olsun." (20/47)
Ey İsrailoğulları, andolsun,
sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle
vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
(20/80)
Dedi ki: "Ey annemin oğlu,
sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: "İsrailoğulları
arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden
endişe edip korktum." (20/94)
İsrailoğullarını bizimle
birlikte göndermen için (sana geldik)." (26/17)
Bana karşı lütuf-dediğin
nimet de, İsrailoğullarını köle kılmandan dolayıdır." (26/22)
İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını
mirasçı kıldık. (26/59)
İsrailoğulları bilginlerinin
onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi? (26/197)
Gerçek şu ki, bu Kur'an,
İsrailoğullarına hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin bir
çoğunu aktarıp anlatıyor. (27/76)
Andolsun, biz Musa'ya
kitabı vermiştik; böylece sen ona kavuşmaktan kuşku içinde
olma. Biz onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık.
(32/23)
Andolsun biz Musa'ya hidayeti
verdik ve İsrailoğullarına kitabı miras bıraktık. (40/53)
O, yalnızca bir kuldur;
kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek
kıldık. (43/59)
Andolsun, biz İsrailoğullarını
o alçaltıcı azabtan kurtardık. (44/30)
Andolsun, biz İsrailoğullarına
Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik, onları temiz ve güzel
şeylerle rızıklandırdık ve onları alemlere üstün kıldık.
(45/16)
De ki: "Gördünüz mü-haber
verin; eğer (bu Kur'an,) Allah katından ise, siz de onu
inkâr etmişseniz ve İsrailoğullarından bir şahid bunun bir
benzerine şahidlik edip iman etmişse ve siz de büyüklük
taslamışsanız (bunun sonucu ne olacak)? Şüphesiz Allah,
zalim olan bir kavmi hidayete erdirmez. (46/10)
Hani Meryem oğlu İsa da:
"Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan
gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı
ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim"
demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu,
açıkça bir büyüdür" dediler. (61/6)
Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları
olun: Meryem oğlu İsa'nın havarilere: "Allah'a (yönelirken)
benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi. Havariler de
demişlerdi ki: "Allah'ın yardımcıları bizleriz." Böylece
İsrailoğullarından bir topluluk iman etmiş, bir topluluk
da inkâr etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına
karşı destekledik, onlar da üstün geldiler. (61/14)
|