kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Ve 'çirkin bir hayasızlık'
işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı
hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir.
Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de, onlar
yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
(3/135)
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla,
onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın
onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla
onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere
et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz
Allah tevekkül edenleri sever. (3/159)
Biz, elçilerden hiç kimseyi
ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka
bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde
şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi
de onlar için bağışlama dileseydi elbette Allah'ı tevbeleri
kabul eden esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)
Ve Allah'tan bağışlanma
dile. Gerçekten Allah bağışlayandır esirgeyendir. (4/106)
Kim kötülük işler veya
nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı
bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur. (4/110)
Yine de Allah'a tevbe
edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah bağışlayandır
esirgeyendir. (5/74)
Oysa sen içlerinde bulunduğun
sürece Allah onları azablandıracak değildir. Ve onlar bağışlanma
dilemektelerken de Allah onları azablandıracak değildir.
(8/33)
Sen, onlar için ister
bağışlanma dile istersen dileme. Onlar için yetmiş kere
bağışlanma dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamaz.
Bu gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük
etmeleri dolayısıyladır. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet
vermez. (9/80)
Kendilerine onların gerçekten
çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra
-yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri
peygambere ve iman edenlere yaraşmaz. (9/113)
Ve Rabbinizden bağışlanma
dileyin; sonra O'na tevbe edin. O da sizi adı konulmuş bir
vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve
her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz
gerçekten ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
(11/3)
"Ey kavmim, Rabbinizden
bağışlanma dileyin sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten
sağanak (yağmurlar bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç
katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin." (11/52)
Semud (halkına da) kardeşleri
Salih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim Allah'a ibadet
edin sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan)
yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma
dileyin sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, yakın
olandır, (duaları) kabul edendir." (11/61)
"Rabbinizden bağışlanma
dileyin sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim, esirgeyendir
sevendir." (11/90)
(Çocukları da:) "Ey babamız,
bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten
hataya düşenler idik" dediler. (12/97)
"İlerde sizin için Rabbimden
bağışlanma dilerim. Çünkü O bağışlayandır, esirgeyendir"
dedi. (12/98)
Kendilerine hidayet geldiği
zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden
alıkoyan şey ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de
gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir.
(18/55)
(İbrahim:) "Selam üzerine
olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim çünkü
O bana pek lütufkardır" dedi. (19/47)
Mü'minler o kimselerdir
ki, Allah'a ve Resûlü'ne iman edenler onunla birlikte toplu(mu
ilgilendiren) bir iş üzerinde iken ondan izin alıncaya kadar
bırakıp-gitmeyenlerdir. Gerçekten senden izin alanlar, işte
onlar Allah'a ve elçisine iman edenlerdir. Böylelikle senden
kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman dilediklerine
izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz
Allah bağışlayandır esirgeyendir. (24/62)
Arş'ı yüklenmekte olanlar
ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte
O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler:
"Rabbimiz rahmet ve ilim bakımından herşeyi kuşatıp-sardın
tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et
ve onları cehennem azabından koru." (40/7)
Şu halde sen sabret. Gerçekten
Allah'ın va'di haktır. Günahın için mağfiret dile; akşam
ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et. (40/55)
De ki: "Ben ancak sizin
benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca sizin ilahınızın
bir tek ilah olduğu vahyolunur. Öyleyse O'na yönelin ve
O'ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin." (41/6)
Gökler neredeyse üstlerinden
çatlayıp-parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile
tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz
olsun; gerçekten Allah bağışlayan ve esirgeyen O'dur. (42/5)
Bedevilerden geride bırakılanlar
sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul
etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar kalplerinde
olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Şimdi Allah
size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa
sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir?
Hayır Allah yaptıklarınızı haber alandır." (48/11)
Onlar, seher vakitlerinde
istiğfar ederlerdi. (51/18)
İbrahim ve onunla birlikte
olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine
demişlerdi ki: "Biz sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan
gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle
aramızda siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi
bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir." Ancak İbrahim'in
babasına: "Sana bağışlanma dileyeceğim ama Allah'tan gelecek
herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez." demesi
hariç. "Ey Rabbimiz biz sana tevekkül ettik ve 'içten sana
yöneldik.' Dönüş sanadır." (60/4)
Ey Peygamber, mü'min kadınlar
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak,
zina etmemek, çocuklarını öldürmemek elleri ve ayakları
arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir
çocuğu kocalarına dayandırmamak) ma'ruf (iyi güzel ve yararlı
bir iş) konusunda isyan etmemek üzere sana biat etmek amacıyla
geldikleri zaman onların biatlarını kabul et ve onlar için
Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır
çok esirgeyendir. (60/12)
Emzirmeyi tamamlamak isteyenler
için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların
(annelerin) yiyeceği giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak
çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin
dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu,
çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara
uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev)
de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile
ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı
isterlerse ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı
(bir süt anneye) emzirtmek isterseniz vereceğinizi örfe
uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur.
Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki Allah yaptıklarınızı
görendir. (2/233)
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla
onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın
onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları, bağışla
onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere
et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz
Allah, tevekkül edenleri sever. (3/159)
Rablerine icabet edenler
namazı dosdoğru kılanlar işleri kendi aralarında şura ile
olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak
edenler (42/38)
Sizin için yerde olanların
tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de
onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir.
(2/29)
Gerçekten sizin Rabbiniz,
altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden
Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle
örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir.
Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur.
Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (7/54)
Şüphesiz sizin Rabbiniz,
altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden,
işleri evirip-çeviren Allah'tır. Onun izni olmadıktan sonra,
hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur,
öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek
misiniz? (10/3)
Allah O'dur ki, gökleri
dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra
arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri
adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi
evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki,
Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (13/2)
Rahman (olan Allah) arşa
istiva etmiştir. (20/5)
O, gökleri ve yeri ve
ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa
istiva edendir. Rahman (olan Allah)dır. Bunu (bundan) haberi
olana sor. (25/59)
Allah; gökleri, yeri ve
ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva
etti. Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz
yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (32/4)
Gökleri ve yeri altı günde
yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan
çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz,
O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir. (57/4)
Sizi, dayanılmaz işkencelere
uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı
hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
imtihan vardı. (2/49)
Hani size dayanılmaz işkenceler
yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren
Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden
sizin için büyük bir imtihan vardı." (7/141)
Hani Musa kavmine şöyle
demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani
O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz
işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
sınav vardır." (14/6)
Bize ne oluyor ki, Allah'a
tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir.
Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz.
Tevekkül edenler Allah'a tevekkül etmelidirler." (14/12)
Sonra gerçekten Rabbin,
işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından
cihad edip sabredenlerin (destekçisidir). Şüphesiz senin
Rabbin, bundan sonra da gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir.
(16/110)
İnsanlardan öylesi vardır
ki, "Allah'a iman ettik" der; fakat Allah uğruna eziyet
gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence
ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar; ama Rabbinden
'bir yardım ve zafer' gelirse, andolsun: "Biz gerçekten
sizlerle birlikteydik" demektedirler. Oysa Allah, alemlerin
sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir? (29/10)
Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle
mü'min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe
etmeyenler; işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı
azab onlaradır. (85/10)
İtaat,
İsyan ve Elçinin Görevi
De ki: "Allah'a ve elçisine
itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kafirleri
sevmez. (3/32)
Allah'a ve elçisine itaat
edin, ki merhamet olunasınız. (3/132)
Andolsun Allah, size verdiği
sözünde sadık kaldı; siz, O'nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz.
Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra siz
yılgınlık gösterdiniz isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz.
Sizden kiminiz dünyayı kiminiz ahireti istiyordu. Sonra
(Allah) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi
bağışladı. Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi
olandır. (3/152)
Andolsun ki, Allah mü'minlere
içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle
lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları
arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan
önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (3/164)
Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır.
Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, onu altından ırmaklar
akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük
kurtuluş ve mutluluk budur. (4/13)
Kim, Allah'a ve elçisine
isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa onu da içinde ebedi
kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır.
(4/14)
Kimi Yahudiler, kelimeleri
'konuldukları yerlerden' saptırırlar ve dillerini eğip bükerek
ve dine bir kin ve hınç besleyerek: "Dinledik ve karşı geldik.
İşit, -işitmez olası- ve 'Raina' bizi güt, bize bak" derler.
Eğer onlar: "İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve 'Bizi
gözet' deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve
daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla
lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar.
(4/46)
Ey iman edenler, Allah'a
itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine
de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a
ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman
ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
(4/59)
Biz elçilerden hiç kimseyi
ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka
bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde
şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi
de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri
kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)
Hayır öyle değil; Rabbine
andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp
sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın,
tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.
(4/65)
Kim Resûl'e itaat ederse,
gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse,
Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik. (4/80)
Kendilerine güven veya
korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa
bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş
olsalardı onlardan 'sonuç-çıkarabilenler' onu bilirlerdi.
Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız
hariç herhalde şeytana uymuştunuz. (4/83)
Kim kendisine 'dosdoğru
yol' apaçık belli olduktan sonra elçiye muhalefet ederse
ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa onu döndüğü
şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır
o!.. (4/115)
Allah'a itaat edin, peygambere
de itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki,
elçimize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir. (5/92)
Ey Ademoğulları, içinizden
size ayetlerimi haber veren elçiler geldiğinde kim sakınırsa
ve (davranışlarını) düzeltirse işte onlar için korku yoktur
onlar mahzun olmayacaklardır. (7/35)
Onlar ki, yanlarındaki
Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi
haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara
marufu (iyiliği) emrediyor münkeri (kötülüğü) yasaklıyor
temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların
ağır yüklerini üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar
destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte
indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
(7/157)
Sana savaş-ganimetlerini
sorarlar. De ki: "Ganimetler Allah'ın ve Resûlündür. Buna
göre, eğer mü'min iseniz Allah'tan korkup-sakının, aranızı
düzeltin ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin." (8/1)
Ey iman edenler, Allah'a
ve Resûlü'ne itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin.
(8/20)
Allah'a ve Resûlü'ne itaat
edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız,
gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.
(8/46)
Mü'min erkekler ve mü'min
kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder,
kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı
verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın
kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün
ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/71)
Medine halkına ve çevresindeki
bedevilere Allah'ın elçisinden geri kalmaları kendi nefislerini
onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu gerçekten, onların
Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir
açlık' (çekmeleri) kâfirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak'
bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları
karşılığında mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış
olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini
kaybetmez. (9/120)
Andolsun, Harun bundan
önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz
(denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman'dır; şu halde bana
uyun ve emrime itaat edin" demişti. (20/90)
Onlar derler ki: "Allah'a
ve elçisine iman ettik ve itaat ettik" sonra bunun ardından
onlardan bir grup sırt çevirir. Bunlar iman etmiş değildirler.
(24/47)
Aralarında hükmetmesi
için, Allah'a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü'min olanların
sözü: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte felaha
kavuşanlar bunlardır. (24/51)
Kim Allah'a ve Resûlü'ne
itaat ederse ve Allah'tan korkup O'ndan sakınırsa, işte
'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır. (24/52)
Yeminlerinin olanca gücüyle
Allah'a and içtiler; eğer sen onlara emredersen (savaşa)
çıkacaklar diye. De ki: "And içmeyin, bu bilinen (örf üzere)
bir itaattır. Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır." (24/53)
De ki: "Allah'a itaat
edin, Resûl'e itaat edin. Eğer yine yüz çevirirseniz, artık
onun (peygamberin) sorumluluğu kendisine yüklenen, sizin
sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz,
hidayet bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden
başkası değildir." (24/54)
Dosdoğru namazı kılın,
zekatı verin ve elçiye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş
olursunuz. (24/56)
Mü'minler o kimselerdir
ki, Allah'a ve Resûlü'ne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu
ilgilendiren) bir iş üzerinde iken ondan izin alıncaya kadar
bırakıp-gitmeyenlerdir. Gerçekten senden izin alanlar, işte
onlar Allah'a ve elçisine iman edenlerdir. Böylelikle senden
kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman dilediklerine
izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz
Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (24/62)
Elçinin çağırmasını, kendi
aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın. Allah
sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir.
Böylece onun emrine aykırı davrananlar kendilerine bir fitnenin
isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından
sakınsınlar. (24/63)
(Nuh:) Artık Allah'tan
korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/108)
(Nuh:) Artık Allah'tan
korkup-sakının ve bana itaat edin. (26/110)
(Hud:) Artık Allah'tan
korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/126)
(Hud:) Artık Allah'tan
korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/131)
(Salih:) Artık Allah'tan
korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/144)
(Salih:) Artık Allah'tan
sakının ve bana itaat edin. Ve ölçüsüzce davrananların emrine
itaat etmeyin." (26/150-151)
(Lut:) Artık Allah'tan
korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/163)
(Şuayb:) "Artık Allah'tan
korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/179)
Andolsun sizin için Allah'ı
ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için
Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (33/21)
Allah ve Resûlü bir işe
hükmettiği zaman mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için
o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a
ve Resûlü'ne isyan ederse artık gerçekten o apaçık bir sapıklıkla
sapmıştır. (33/36)
Yüzlerinin ateşte evrilip
çevrileceği gün, derler ki: "Eyvahlar bize, keşke Allah'a
itaat etseydik ve Resûl'e itaat etseydik." (33/66)
Ki O ( Allah), amellerinizi
ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve
elçisine itaat ederse, artık o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur.
(33/71)
Ey iman edenler, Allah'a
itaat edin, Resûl'e itaat edin ve kendi amellerinizi geçersiz
kılmayın. (47/33)
Şüphesiz sana biat edenler,
ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli onların ellerinin
üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa artık o ancak
kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği
ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.
(48/10)
Bedeviler, dedi ki: "İman
ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (Müslüman
veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş
değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederseniz, O,
sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (49/14)
Gerçekten Allah'a ve Resûlü'ne
karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri
sınır koymaya kalkışmakla) başkaldıranlar kendilerinden
öncekilerin alçaltılması gibi alçaltılmışlardır. Oysa biz
apaçık ayetler indirdik. Kafirler için küçültücü bir azap
vardır. (58/5)
Gizli toplantıların fısıldaşmalarından'
(kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri;
günah düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları
görmüyor musun? Onlar, sana geldikleri zaman seni Allah'ın
selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine:
"Söylediklerimiz dolayısıyla Allah, bize azab etse ya."
derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık
o ne kötü bir gidiş yeridir. (58/8)
Gizli konuşmanızdan önce
sadaka vermekten ürktünüz mü? Çünkü yapmadınız, Allah sizin
tevbelerinizi kabul etti. Şu halde namazı dosdoğru kılın,
zekatı verin ve Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat edin. Allah,
yaptıklarınızdan haberdardır. (58/13)
Bu onların Allah'a ve
O'nun Resûlü'ne 'başkaldırıp ayrılık çıkarmaları' dolayısıyladır.
Kim, Allah'a başkaldırıp-ayrılık çıkarırsa muhakkak Allah
cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/4)
O, ümmîler içinde kendilerinden
olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen
ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir.
Oysa onlar bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde
idiler. (62/2)
Allah'a itaat edin ve
Resûle de itaat edin. Şayet yüz çevirecek olursanız, artık
elçimiz üzerine düşen (yalnızca) apaçık bir tebliğ (gerçeği
en yalın biçimde size iletme)dir. (64/12)
Öyleyse güç yetirebildiğiniz
kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin.
Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta
bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri
tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.
(64/16)
İman edip salih amellerde
bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın
apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim
iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onu içinde
süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere
sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir.
(65/11)
Oruç gecesinde kadınlarınıza
yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz,
siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize
ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve
sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin
için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik
siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra
geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz
zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara
ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (2/187)
O mihrapta namaz kılarken,
melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O,
Allah'tan olan bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan, efendi,
iffetli ve salihlerden bir peygamberdir." (3/39)
Onların hepsi bir değildir.
Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta
durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. (3/113)
Siz, insanlara iyiliği
emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı
okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (2/44)
Ve hatırlayın, demiştik
ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin,
yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır'
deyin; (biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların
(ecirlerini) arttıracağız." (2/58)
Hani İsrailoğullarından,
"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara,
yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel
söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye
misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve
(hâlâ) yüz çeviriyorsunuz. (2/83)
Hayır, kim (güzel davranış
ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse,
artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur
ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/112)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
Sana, hilalleri (doğuş
halindeki ayları) sorarlar. De ki: "O, insanlar ve hacc
için belirlenmiş vakitlerdir. İyilik (birr), evlere arkalarından
gelmeniz değildir, ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere
kapılarından girin. Allah'tan sakının, umulur ki kurtuluşa
erersiniz. (2/189)
Allah yolunda infak edin
ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik
edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. (2/195)
Onlardan öylesi de vardır
ki: "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik
(ver) ve bizi ateşin azabından koru" der. (2/201)
Bir de yeminlerinizi bahane
ederek; iyilik yapmanız, sakınmanız ve insanların arasını
düzeltmenize Allah'ı engel kılmayın. Allah işitendir, bilendir.
(2/224)
Boşanma iki defadır. (Sonra)
Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara
(kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal
değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından
korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın
sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda
(kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte
bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim
Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta
kendileridir. (2/229)
Kendilerine el sürmediğiniz,
mehirlerini tesbit etmediğiniz kadınları boşamanızda sizin
için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan
kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru
ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik
edenler üzerinde bir haktır. (2/236)
Sevdiğiniz şeylerden infak
edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz,
şüphesiz Allah onu bilir. (3/92)
Sizden; hayra çağıran,
iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran
bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.
(3/104)
Size bir iyilik dokununca
tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna
sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli
düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta
olduklarını kuşatandır. (3/120)
Onlar, bollukta da, darlıkta
da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki
hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik
yapanları sever. (3/134)
Böylece Allah, dünya ve
ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah iyilikte
bulunanları sever. (3/148)
Kendilerine yara isabet
ettikten sonra, Allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler,
içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir
ecir vardır. (3/172)
Rabbimiz, biz: "Rabbinize
iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik,
hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla,
kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte
öldür." (3/193)
Ama Rablerinden korkup-sakınanlar;
onlar için Allah katında -bir şölen olarak- altlarından
ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır.
İyilik yapanlar için, Allah'ın katında olanlar daha hayırlıdır.
(3/198)
Gerçek şu ki, Allah zerre
ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (Bu ağırlıkta) Bir iyilik
olursa, onu kat kat kılar ve kendi yanından pek büyük bir
ecir verir. (4/40)
Öyleyse, nasıl olur da,
kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet
eder, sonra sana gelerek: "Kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan
başka bir şey istemedik" diye Allah'a yemin ederler? (4/62)
Her nerede olursanız,
ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda
olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu, Allah'tandır"
derler; onlara bir kötülük dokunsa: "Bu sendendir" derler.
De ki: "Tümü Allah'tandır." Fakat, ne oluyor ki bu topluluğa,
hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar? (4/78)
Sana iyilikten her ne
gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da
kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik;
şahid olarak Allah yeter. (4/79)
Onların 'gizlice söyleşmelerinin'
çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte
bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki
başka. Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık
ona büyük bir ecir vereceğiz. (4/114)
İyilik yaparak kendini
Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine
uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost
edinmiştir. (4/125)
Eğer bir kadın, kocasının
nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa,
barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca
yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa
ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer
iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır. (4/128)
Ey iman edenler, Allah'ın
şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki)
gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek
Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan
çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın
sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda
yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan
korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (5/2)
Sözleşmelerini bozmaları
nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık.
Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık
sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı
unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet
görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz
Allah, iyilik yapanları sever. (5/13)
Böylelikle Allah, dediklerine
karşılık olarak içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar
akan cennetler verdi. Bu, iyilik yapanların karşılığıdır.
(5/85)
İman edenler ve salih
amellerde bulunanlar için korkup-sakındıkları, iman ettikleri
ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup-sakındıkları
ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup-sakındıkları ve
iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) dedikleri
dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları
sever. (5/93)
Şayet Allah sana bir zarar
dokunduracak olursa, O'ndan başka bunu giderecek yoktur.
Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, herşeye güç yetirendir.
(6/17)
Ve ona İshak'ı ve Yakub'u
armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce
de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u,
Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik
yapanları işte böyle ödüllendiririz. (6/84)
De ki: "Gelin size Rabbinizin
neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak
koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını
biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına
yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini)
haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye
(emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz." (6/151)
Sonra biz Musa'ya, iyilik
yapanların üzerinde (nimetimizi) tamamlamak, herşeyi ayrı
ayrı açıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak Kitabı verdik.
Umulur ki Rablerine kavuşacaklarına inanırlar. (6/154)
Kim bir iyilikle gelirse,
kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse,
onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa
uğratılmazlar. (6/160)
Düzene konulması (ıslah)ndan
sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak
ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik
yapanlara pek yakındır. (7/56)
Sonra kötülüğün yerini
iyilikle değiştirdik, öyle ki onlar, çoğaldılar ve: "Atalarımıza
da (bazen) şiddetli sıkıntılar (bazen de) refah ve genişlikler
dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, biz de onları kendileri
hiç şuurunda değilken apansız kıskıvrak yakalayıverdik.
(7/95)
Onlara bir iyilik geldiği
zaman "Bu bizim için" dediler; onlara bir kötülük isabet
ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu
olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Allah katında asıl
uğursuz olanlar kendileridir; ama onların çoğu bilmezler.
(7/131)
Bize bu dünyada da, ahirette
de iyilik yaz, şüphesiz ki biz Sana yöneldik. Dedi ki: "Azabımı
dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır;
onu korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve bizim ayetlerimize
iman edenlere yazacağım." (7/156)
Onlara: "Bu şehirde oturun,
ondan istediğiniz yerden yeyin, 'dileğimiz bağışlanmadır'
deyin ve kapısından secde ederek girin, (biz de) hatalarınızı
bağışlayalım. İyilik yapanların (armağanlarını) arttıracağız"
denildiğinde, (7/161)
Onları yeryüzünde ayrı
ayrı topluluklar olarak paramparça dağıttık. Kimileri salih
(davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında
olan aşağılıklardır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle
imtihan ettik, ki dönsünler. (7/168)
Sana iyilik dokunursa,
bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz
önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp
giderler. (9/50)
Münafık erkekler ve münafık
kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten
alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular;
O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.
(9/67)
Mü'min erkekler ve mü'min
kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder,
kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı
verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın
kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün
ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/71)
Allah'a ve elçisine karşı
'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece, güçsüz-zayıflara,
hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir
sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de
bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (9/91)
Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek),
mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine
karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten
başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah
onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
(9/107)
Tevbe edenler, ibadet
edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler,
rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten
sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün)
mü'minleri müjdele. (9/112)
Medine halkına ve çevresindeki
bedevilere, Allah'ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini
onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların
Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir
açlık' (çekmeleri), kâfirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak'
bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları
karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış
olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini
kaybetmez. (9/120)
Gündüzün iki tarafında
ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz
iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.
(11/114)
Ve sabret. Gerçekten Allah,
iyilik yapanların ecrini kaybetmez. (11/115)
(Bu karara vardıktan sonra)
"Ey Babamız," dediler. "Sana ne oluyor, Yusuf'a karşı bize
güvenmiyorsun? Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz."
(12/11)
Erginlik çağına erişince,
kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte biz, iyilik yapanları
böyle ödüllendiririz. (12/22)
Onunla birlikte iki genç
de zindana girmişti. Biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap
sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü: "Ben de kendimi başımın
üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi"
dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni,
iyilik yapanlardan görmekteyiz." (12/36)
İşte böylece biz yeryüzünde
Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da)
dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi
nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.
(12/56)
Dediler ki: "Ey Vezir,
gerçek şu ki, bunun yaşlı (ve) büyük bir babası var; onun
yerine bizden birisini alıkoy. Doğrusu biz, seni iyilik
yapanlardan görmekteyiz." (12/78)
Sen gerçekten Yusuf musun,
sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da
kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufda bulundu. Gerçek
şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte
bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz." (12/90)
Babasını ve annesini tahta
çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki:
"Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim
onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan
çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra,
(O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini
pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm
ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
Onlar, iyilikten önce
kötülüğü çabuklaştırmak istiyorlar; oysa onlardan önce nice
örnekler gelip-geçmiştir. Ve şüphesiz, senin Rabbin, zulümlerine
karşılık insanlar için bağışlama sahibidir ve şüphesiz senin
Rabbin, cezası çok şiddetli olandır. (13/6)
Ve onlar-Rablerinin yüzünü
(hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar,
kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık
infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar,
bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar
içindir. (13/22)
Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla
ve iyilik edenlerle beraberdir. (16/128)
Eğer iyilik ederseniz
kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz
o da (kendi) aleyhinizedir. Sonunda vaad geldiği zaman,
(yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi 'kötü duruma
soksunlar', birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)e
girsinler ve ele geçirdiklerini 'darmadağın edip mahvetsinler.'
(17/7)
Rabbin, O'ndan başkasına
kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti.
Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa,
onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel
söz söyle. (17/23)
Ancak tevbe eden, iman
eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların
günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (25/70)
Ancak zulmeden başka;
sonra kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse, artık şüphesiz
Ben, bağışlayanım, esirgeyenim." (27/11)
Dedi ki: "Ey kavmim, neden
iyilikten önce kötülük konusunda acele davranıyorsunuz?
Allah'tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz."
(27/46)
Kim bir iyilikle gelirse,
artık kendisine daha hayırlısı vardır ve onlar, o günün
korkusuna karşı güvenlik içindedirler. (27/89)
O, erginlik çağına ulaşıp
olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik.
Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz. (28/14)
İşte onlar; sabretmeleri
dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü
iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
infak ederler. (28/54)
Kim bir iyilikle gelirse,
artık onun için daha hayırlısı vardır; kim bir kötülükle
gelirse, artık kötülükleri yapanlar, yalnızca yaptıklarıyla
karşılık görürler. (28/84)
Biz insana anne ve babasını
(onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu,
zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten)
ayrılması, iki yıl içindedir. "Hem bana, hem anne ve babana
şükret, dönüş yalnız banadır." (31/14)
Bununla birlikte, onların
ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi
bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa,
bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara
iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve bana
'gönülden-katıksız olarak yönelenin' yoluna tabi ol. Sonra
dönüşünüz yalnızca banadır, böylece ben de size yaptıklarınızı
haber vereceğim. (31/15)
De ki: "Ey iman eden kullarım,
Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir
iyilik vardır. Allah'ın arz'ı geniştir. Ancak sabredenlere
ecirleri hesapsızca ödenir." (39/10)
İyilikle kötülük eşit
olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır;
o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan
kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (41/34)
İşte Allah, iman edip
salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir.
De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir
ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki
iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene
karşılığını verendir. (42/23)
Biz insana, 'anne ve babasına'
iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle
taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması
ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik)
çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: "Rabbim,
bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin
razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et;
benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip
Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım." (46/15)
Şüphesiz, biz bundan önce
O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi
çok olanın ta kendisidir." (52/28)
Allah, sizinle din konusunda
savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik
yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz.
Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (60/8)
Daha çok istekte bulunmak
için iyilik yapma. (74/6)
(Ki onlar,) Üstün değerli,
'iyilik ve dürüstlük sembolü.' (80/16)
Onların sözleri seni üzmesin.
Şüphesiz 'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir,
bilendir. (10/65)
Kim izzeti istiyorsa,
artık bütün izzet Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir,
salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler
ise; onlar için şiddetli biz azab vardır. Onların tasarladıkları
'boşa çıkıp bozulur'. (35/10)
Dedi ki: "Senin izzetin
adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım."
(38/82)
Derler ki, "Andolsun, Medine'ye bir
dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf
olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır." Oysa izzet (güç,
onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir.
Ancak münafıklar bilmiyorlar. (63/8)
|