kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Ve dedik ki: "Ey Adem
sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan neresinden
dilerseniz bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın yoksa
zalimlerden olursunuz." (2/35)
Sizi dayanılmaz işkencelere
uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı
hatırlayın. Onlar kadınlarınızı diri bırakıp erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
imtihan vardı. (2/49)
Oruç gecesinde, kadınlarınıza
yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin örtüleriniz siz
de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin nefislerinize
ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve
sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin
için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti sizce beyaz iplik
siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için sonra
geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz
zamanlarda, onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın
sınırlarıdır (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara
ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (2/187)
Hacc bilinen aylardır.
Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se
(bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak fısk yapmak ve kavgaya
girişmek yoktur. Siz hayır adına ne yaparsanız Allah onu
bilir. Azık edinin şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır.
Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup-sakının. (2/197)
Sana 'kadınların aybaşı
halini' sorarlar. De ki: "O bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı
halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara
(cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde Allah'ın
size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe
edenleri sever, temizlenenleri de sever." (2/222)
Kadınlarınız sizin tarlanızdır;
tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe
hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan
korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman
edenlere müjde ver. (2/223)
Kadınlarından uzaklaşmaya
yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu
süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (2/226)
(Yok) Eğer boşamada kararlı
davranırsa (boşanırlar). Şüphesiz Allah, işitendir bilendir.
(2/227)
Boşanmış kadınlar, kendi
kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler.
Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde
yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları bu
süre içinde barışmak isterlerse onları geri almada (başkalarından)
daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de aleyhlerindeki
maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar
üzerinde bir derece var. Allah Aziz'dir. Hakim'dir. (2/228)
Boşanma iki defadır. (Sonra)
Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara
(kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal
değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından
korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın
sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız bu durumda
(kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte
bunlar Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim
Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse onlar zalimlerin ta
kendileridir. (2/229)
Yine onu (kadını üçüncü
defa) boşarsa (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça
ona helal olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa onlar (ilk
koca ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını
sanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için
günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır; bilen bir
topluluk için bunları (böyle) açıklar. (2/230)
Kadınları boşadığınızda,
bekleme sürelerini tamamlamışlarsa onları ya güzellikle
tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip
zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle
yaparsa artık o kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini
oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti
ve size öğüt olarak indirdiği Kitab'ı ve hikmeti anın. Allah'tan
korkup-sakının ve bilin ki Allah herşeyi bilendir. (2/231)
Kadınları boşadığınızda,
bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa -birbirleriyle maruf
(bilinen meşru biçimde) anlaştıkları takdirde- onlara kendilerini
kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın. İşte içinizde
Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere bununla (böyle) öğüt
verilir. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah
bilir de siz bilmezsiniz. (2/232)
Emzirmeyi tamamlamak isteyenler
için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların
(annelerin) yiyeceği giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak
çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin
dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu
çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara
uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev)
de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile
ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı
isterlerse ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı
(bir süt anneye) emzirtmek isterseniz vereceğinizi örfe
uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur.
Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki Allah, yaptıklarınızı
görendir. (2/233)
İçinizden ölenlerin (geride)
bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on (gün) beklerler.
Bu bekleme süresi dolduğunda artık onların kendi haklarında
maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk
yoktur. Allah işlediklerinizden haberi olandır. (2/234)
(İddeti bekleyen) Kadınları
nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle
bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca
yoktur. Gerçekte Allah sizin onları (kalbinizden geçirip)
anacağınızı bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında
onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya
kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin
ki elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan
kaçının. Ve bilin ki şüphesiz Allah bağışlayandır (kullara)
yumuşak davranandır. (2/235)
Kendilerine el sürmediğiniz,
mehirlerini tesbit etmediğiniz kadınları, boşamanızda sizin
için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan
kendi gücü darda olan da kendi gücü oranında maruf (meşru
ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu) iyilik edenler
üzerinde bir haktır. (2/236)
Eğer onlara mehir tesbit
eder de, el sürmeden boşarsanız bu durumda -kendileri veya
nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tesbit ettiğiniz
(mehr)in yarısı onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını)
bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü
(derece farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı
görendir. (2/237)
İçinizde ölüp de (geride)
eşler bırakanlar (evlerinden) çıkarılmaksızın bir yıla kadar
yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar). Ama
onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa artık onların maruf
(meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı size
sorumluluk yoktur. Allah, güçlü ve üstün olandır. Hüküm
ve hikmet sahibidir. (2/240)
(Kocası tarafından) Boşanan
(kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim
pay)ları vardır. Bu sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır.
(2/241)
Hani İmran'ın karısı:
"Rabbim karnımda olanı 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe
kavuşturulmuş olarak' Sana adadım benden kabul et. Şüphesiz
işiten bilen Sensin Sen" demişti. (3/35)
Fakat onu doğurduğunda
-Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim
doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir.
Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş
(kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım." (3/36)
Bunun üzerine Rabbi onu
güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi
yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya, her
ne zaman mihraba girdiyse yanında bir yiyecek buldu: "Meryem
bu sana nereden geldi?" deyince "Bu Allah katındandır. Şüphesiz
Allah dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi. (3/37)
Hani melekler: "Meryem
şüphesiz Allah, seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin
kadınlarına üstün kıldı" demişti. (3/42)
Meryem Rabbine gönülden
itaatte bulun secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et.
(3/43)
Bunlar gayb haberlerindendir;
bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna
alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında
değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin. (3/44)
"Rabbim bana bir beşer
dokunmamışken nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat)
Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse
yalnızca ona "ol" der o da hemen oluverir. (3/47)
Artık sana gelen bunca
ilimden sonra onun hakkında seninle 'çekişip-tartışmalara
girişirlerse' de ki: "Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı
kadınlarımızı ve kadınlarınızı kendimizi ve kendinizi çağıralım;
sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan
söyleyenlerin üstüne kılalım." (3/61)
Ey insanlar sizi tek bir
nefisten yaratan ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok
erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının.
Ve (yine) kendisiyle birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan
ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah
sizin üzerinizde gözeticidir. (4/1)
Eğer yetim (kız)lar konusunda
adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız bu durumda
(onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer
üçer dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan
korkarsanız o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik
olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza daha yakındır.
(4/3)
Kadınlara mehirlerini
gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin fakat onlar
gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa onu da
afiyetle, iç huzuruyla yiyin. (4/4)
Anne ve baba ile akrabaların
bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır; anne ve baba
ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de bir pay
vardır. Bunun azından ve çoğundan farz kılınmış bir pay
vardır. (4/7)
Çocuklarınız konusunda
Allah erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer
onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise bu durumda
yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa geriye bıraktığından
anne ve babadan her biri için altıda bir çocuğu olmayıp
da anne ve baba ona mirasçı ise bu durumda annesi için üçte
bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda
bir'dir. (Ancak bu hükümler ölenin) Ettiği vasiyet veya
(varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız
siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın
olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4/11)
Eşlerinizin eğer çocukları
yoksa geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları
varsa -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları)
borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir.
Sizin çocuğunuz yoksa geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri
onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa
geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır.
(Yine bu hükümler) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun
düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın
çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi
bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer
bundan fazla iseler bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette
ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın
onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir Allah,
bilendir (kullara) yumuşak olandır. (4/12)
Kadınlarınızdan fuhuş
yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun.
Eğer şehadet ederlerse, onları ölüm alıp götürünceye veya
Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun. (4/15)
Ey iman edenler, kadınlara
zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık
olan 'çirkin bir hayasızlık' yapmadıkları sürece onlara
verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız)
için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla
güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa belki
bir şey hoşunuza gitmez ama Allah onda çok hayır kılar.
(4/19)
Bir eşi bırakıp yerine
bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine)
yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiçbir şey
almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek
verdiğinizi alacak mısınız? (4/20)
Onu nasıl alırsınız ki
birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız.
Onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı.
(4/21)
Kadınlardan, babalarınızın
nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) geçen
geçmiştir. Çünkü bu 'çirkin bir hayasızlık' ve 'öfke duyulan
bir iğrençliktir.' Ne kötü bir yoldu o!... (4/22)
Sizlere anneleriniz, kızlarınız,
kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin
kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz,
süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle
(gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz
altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz
size bir sakınca yoktur- sizin sülbünüzden olan oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik)
haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/23)
Sağ ellerinizin malik
olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan 'evli ve özgür'
olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah'ın üzerinize
yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup
fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek
kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse, onlardan hangi
şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız onlara ücret (mehir)lerini
tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tesbitinden
sonra karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda üstünüze
bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/24)
İçinizden özgür mü'min
kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler o zaman sağ ellerinizin
malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah, sizin
imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse, onları fuhuşta bulunmayan
iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin
izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf
(güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra
fuhuş yapacak olurlarsa özgür kadınlar üzerindeki cezanın
yarısı(nı uygulayın.) Bu sizden günaha sapmaktan endişe
edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır.
Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)
Allah'ın kendisiyle kiminizi
kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin.
Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi) kadınlara da
kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını)
isteyin. Gerçekten Allah herşeyi bilendir. (4/32)
Anne-babanın ve yakınların
geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık.
Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını
verin. Şüphesiz Allah herşeye şahid olandır. (4/33)
Allah'ın bazısını bazısına
üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle
erkekler kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha
kadınlar gönülden (Allah'a) itaat edenler, Allah nasıl koruduysa
görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara
(önce) öğüt verin (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın
(bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde
bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür. (4/34)
(Kadın ile kocanın) Aralarının
açılmasından korkarsanız bu durumda erkeğin ailesinden bir
hakem kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar (arayı)
düzeltmek isterlerse Allah da aralarında başarı sağlar.
Şüphesiz Allah, bilendir, haberdar olandır. (4/35)
Allah'a ibadet edin ve
O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki
arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına
güzellikle davranın. Çünkü Allah, her büyüklük taslayıp
böbürleneni sevmez. (4/36)
Ey iman edenler, sarhoş
iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta
olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın.
Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da
su bulamamışsanız bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/43)
Size ne oluyor ki, Allah
yolunda ve: "Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar,
bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından
bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan
zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (4/75)
Ancak erkeklerden kadınlardan
ve çocuklardan müstaz'aflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler
ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka. (4/98)
Erkek olsun kadın olsun
inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa onlar cennete
girecek ve onlar bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar'
bile haksızlığa uğramayacaklardır. (4/124)
Kadınlar konusunda senden
fetva isterler. De ki: "Onlara ilişkin fetvayı size Allah
veriyor. (Bu fetva) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı
vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim
kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı
adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap'ta okunmakta
olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız şüphesiz Allah
onu bilir." (4/127)
Eğer bir kadın kocasının
nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa
barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca
yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa
ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer
iyilik yapar ve sakınırsanız şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır. (4/128)
Kadınlar arasında adaleti
sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz de- güç yetiremezsiniz.
Öyleyse büsbütün (birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip
de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir
ve sakınırsanız şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(4/129)
Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa
Allah her birine 'genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından'
kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) Allah (rahmetiyle) geniş
olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (4/130)
Senden fetva isterler.
De ki: "Allah 'çocuksuz ve babasız olanın (kelale'nin)'
mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok
da kız kardeşi varsa geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir.
Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa kendisi (erkek kardeşi)
ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise geride bıraktıklarının
üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar) erkekler ve kız
kardeşler ise bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır.
Allah -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar. Allah herşeyi
bilendir." (4/76)
Hırsız erkek ve hırsız
kadının (çalıp) kazandıklarına bir karşılık Allah'tan 'tekrarı
önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Allah
üstün ve güçlü olandır hüküm ve hikmet sahibidir. (5/38)
Cinleri Allah'a ortak
koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye
dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular.
O ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir uzaktır. (6/100)
Gökleri ve yeri bir örnek
edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir?
O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O herşeyi yaratmıştır. O
herşeyi bilendir. (6/101)
Bir de dediler ki: "Bu
hayvanların karınlarında olan yalnızca bizim erkeklerimize
aittir eşlerimize ise haramdır. Eğer o ölü doğarsa onlar
da bunda ortaktırlar." Allah (bu) düzmelerinin cezasını
verecektir. Şüphesiz O hüküm sahibi olandır bilendir. (6/139)
Gerçekten siz, kadınları
bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz
ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz. (7/81)
Firavun kavminin önde
gelenleri dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da)
bozgunculuk çıkarmaları seni ve ilahlarını terketmeleri
için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek
çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız.
Hiç şüphesiz biz onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz."
(7/127)
Hani size dayanılmaz işkenceler
yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren
Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda, Rabbinizden
sizin için büyük bir imtihan vardı. (7/141)
O, sizi tek bir nefisten
yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini
var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce o da bir yük yüklendi
de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca ikisi
Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir
çocuk) verirsen andolsun şükredenlerden olacağız." (7/189)
De ki: "Eğer babalarınız,
çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız
mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza
giden evler, sizlere Allah'tan O'nun Resûlü'nden ve O'nun
yolunda cihad etmekten daha sevimli ise artık Allah'ın emri
gelinceye kadar bekleyedurun. Allah fasıklar topluluğuna
hidayet vermez." (9/24)
Münafık erkekler ve münafık
kadınlar bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler iyilikten
alıkoyarlar ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular;
O da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar fıska sapanlardır.
(9/67)
Allah erkek münafıklara
da kadın münafıklara da ve (bütün) kâfirlere içinde ebedi
kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu onlara yeter.
Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azab
vardır. (9/68)
Mü'min erkekler ve mü'min
kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder kötülükten
sakındırırlar namazı dosdoğru kılarlar zekatı verirler ve
Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine
rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür
hüküm ve hikmet sahibidir. (9/71)
Allah mü'min erkeklere
ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar
akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir.
Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş
ve mutluluk budur. (9/72)
Karısı ayaktaydı bunun
üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u
müjdeledik. (11/71)
"Vay bana" dedi (kadın).
"Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken
doğuracak mıyım? Gerçekten bu şaşırtıcı bir şey!.." (11/72)
Onu satın alan bir Mısır'lı
(aziz) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak)
umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz"
dedi. Böylelikle biz Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik
kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik.
Allah, emrinde galib olandır ancak insanların çoğu bilmezler.
(12/21)
Evinde kalmakta olduğu
kadın ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak:
"İsteklerim senin içindir gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki:
"Allah'a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir yerimi güzel
tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." (12/23)
Andolsun kadın, onu arzulamıştı
-eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını
görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle
biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil
gönderdik). Çünkü o muhlis kullarımızdandı. (12/24)
Kapıya doğru ikisi de
koştular. Kadın, onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam)
Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın
dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin zindana atılmaktan veya
acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?" (12/25)
(Yusuf) Dedi ki: "Onun
kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından
bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan
yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir kendisi
ise yalan söyleyenlerdendir. (12/26)
"Yok eğer onun gömleği
arkadan çekilip-yırtılmışsa bu durumda kadın yalan söylemiştir
ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir." (12/27)
Onun gömleğinin arkadan
çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu bu
sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz
büyüktür" dedi. (12/28)
"Yusuf sen bundan yüz
çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile.
Doğrusu sen günahkârlardan oldun." (12/29)
Şehirde (birtakım) kadınlar:
"Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak
istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu
onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi. (12/30)
(Kadın) Onların düzenlerini
işitince onlara (bir davetçi) yolladı oturup dayanacakları
yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri
soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık onlara (görün)
dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce
(insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler (şaşkınlıklarından)
ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer
değildir. Bu ancak üstün bir melektir" dediler. (12/31)
Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle
kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad
istedim o ise (kendini) korudu. Ve andolsun eğer o kendisine
emrettiğimi yapmayacak olursa mutlaka zindana atılacak ve
elbette küçük düşürülenlerden olacak." (12/32)
Babasını ve annesini tahta
çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki:
"Ey Babam bu daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim
onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti çünkü beni zindandan
çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra
(O) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim dilediğini
pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen hüküm
ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
Allah her dişinin neyi
yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının
neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. O'nun katında herşey
bir miktar (ölçü) iledir. (13/8)
Onlar Adn cennetlerine
girerler. Babalarından eşlerinden ve soylarından 'salih
davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler
onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) (13/23)
Andolsun senden önce de
elçiler gönderdik onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın
izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi)
getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre)
için bir kitap (yazı hüküm son) vardır. (13/38)
Hani Musa kavmine şöyle
demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani
O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı onlar sizi en dayanılmaz
işkencelere uğratıyor kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
sınav vardır." (14/6)
Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız
işte bunlar benim kızlarım." (15/71)
Ve Allah'a kızlar isnad
ediyorlar (haşa) O yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar)
da kendilerinindir. (16/57)
Onlardan birine kız (çocuk)
müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir.
(16/58)
Allah, size kendi nefislerinizden
eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar
yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar,
batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
(16/72)
Allah, sizi annelerinizin
karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz
diye işitme görme (duyularını) ve gönüller verdi. (16/78)
Erkek olsun kadın olsun
bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa hiç şüphesiz
biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını
yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (16/97)
Rabbin O'ndan başkasına
kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti.
Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa
onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel
söz söyle. (17/23)
"Doğrusu ben, arkamdan
gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da
bir kısır (kadın)dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı
armağan et." (19/5)
Ana ve babasına itaatkardı
ve isyan eden bir zorba değildi. (19/14)
Kitap'ta Meryem'i de zikret.
Hani o ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
(19/16)
Sonra onlardan yana (kendini
gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i)
göndermiştik o da düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
(19/17)
Demişti ki: "Gerçekten
ben senden Rahman'a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana
yaklaşma)." (19/18)
Demişti ki: "Ben yalnızca
Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk
armağan etmek için (buradayım)." (19/19)
O: "Benim nasıl bir erkek
çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben
azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi. (19/20)
"İşte böyle" dedi. Rabbin
dedi ki: "Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet
ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)."
Ve iş de olup bitmişti. (19/21)
Böylelikle ona gebe kaldı
sonra onunla ıssız bir yere çekildi. (19/22)
Derken doğum sancısı onu
bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce
ölseydim de hafızalardan silinip unutuluverseydim." (19/23)
Böylece onu taşıyarak
kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem sen gerçekten şaşırtıcı
bir şey yaptın." (19/27)
"Ey Harun'un kız kardeşi
senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın utanmaz
(bir kadın) değildi." (19/28)
Bunun üzerine ona (çocuğa)
işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla
biz nasıl konuşabiliriz?" (19/29)
Hani kız kardeşin gezinip;
"Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?"
demekteydi. Böylece seni annene geri çevirmiş olduk ki gözü
aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün
de biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden
geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın
sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa. (20/40)
Bunun üzerine dedik ki:
"Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi
cennetten sürüp çıkarmasın sonra mutsuz olursun." (20/117)
Böylece ikisi, ondan yediler,
hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini
cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem Rabbine
karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. (20/121)
Irzını koruyan (Meryem);
biz ona kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa
bir ayet kıldık. (21/91)
Biz Meryem'in oğlunu ve
annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli
ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik. (23/50)
Zina eden kadın ve zina
eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer
Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onlara Allah'ın
dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara
uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit bulunsun.
(24/2)
Zina eden erkek, zina
eden ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikahlayamaz;
zina eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten
başkası nikahlayamaz. Bu mü'minlere haram kılınmıştır. (24/3)
Korunan (iffetli) kadınlara
(zina suçu) atan sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen
değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul
etmeyin. Onlar fasık olanlardır. (24/4)
Kendi eşlerine (zina suçu)
atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar ise onlardan
da her birinin şahidliği Allah adına dört (kere yemin) ile
kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şahidlik
etmektir. (24/6)
Beşinci (yemini) ise eğer
yalan söyleyenlerdense Allah'ın lanetinin muhakkak kendi
üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir. (24/7)
Onun (kadının) da dört
kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz
yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden
cezayı uzaklaştırır. (24/8)
Beşinci (yemini) ise eğer
o (kocası) doğru söylüyor ise Allah'ın gazabının muhakkak
kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dır. (24/9)
Kötü kadınlar, kötü erkeklere;
kötü erkekler kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler iyi
ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar onların demekte olduklarından
uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün)
bir rızık vardır. (24/26)
Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Baş örtülerini yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini kendi kocalarından ya da babalarından
ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da
kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya
da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.
Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki
felah bulursunuz." (24/31)
İçinizde evli olmayanları,
kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin.
Eğer fakir iseler, Allah, kendi fazlından onları zengin
eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir. (24/32)
Nikah (imkanı) bulamayanlar,
Allah, onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli
davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden)
mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız-
mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara
verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını
korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim
onları (fuhşa) zorlarsa şüphesiz onların (fuhşa) zorlanmalarından
sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir. (24/33)
Kadınlardan evliliği ummayıp
da oturmakta olanlar süslerini açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini
çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de
iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah
işitendir, bilendir. (24/60)
Ve onlar: "Rabbimiz, bize
eşlerimizden ve soyumuzdan gözün aydınlığı olacak (çocuklar)
armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl" diyenlerdir.
(25/74)
Rabbinizin sizler için
yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz
sınırı çiğneyen bir kavimsiniz. (26/166)
Yalnızca geri kalanlar
içinde bir kocakarı hariç. (26/171)
Dedi ki: "Ey önde gelenler
bu işimde bana görüş belirtin siz (herşeye) şahidlik etmedikçe
ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim." (27/32)
Böylece (Belkıs) geldiği
zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı
kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman
olmuştuk." (27/42)
Ona: "Köşke gir" denildi.
Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını
açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu saydam camdan olma
düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim gerçekten
ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte
alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (27/44)
"Siz gerçekten kadınları
bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır siz
(yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz." (27/55)
Biz de onu ve ailesini
kurtardık yalnızca karısı hariç; onu geride (azab içinde
kalanlar arasında) takdir ettik. (27/57)
Musa'nın annesine: "Onu
emzir şayet onun için korkacak olursan onu suya bırak korkma
ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu
gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik).
(28/7)
Firavun'un karısı dedi
ki: "Benim için de senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin;
umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz."
Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi.
(28/9)
Musa'nın annesi ise yüreği
boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi
üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık
neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı. (28/10)
Ve onun kız kardeşine:
"Onu izle" dedi. Böylece o da kendileri farkında değilken
onu uzaktan gözetledi. (28/11)
Biz daha önce ona süt
analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben sizin adınıza
onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek)
bir aileyi size bildireyim mi?" dedi. (28/12)
Böylelikle gözünün aydın
olması üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu
bilmesi için onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların
çoğu bilmezler. (28/13)
Biz insana anne ve babasına
(karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer
onlar hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için
sana karşı çaba harcayacak olurlarsa bu durumda onlara itaat
etme. Dönüşünüz banadır. Artık yaptıklarınızı size haber
vereceğim. (29/8)
Biz insana anne ve babasını
(onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu zorluk
üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması
iki yıl içindedir. "Hem bana hem anne ve babana şükret dönüş
yalnız banadır." (31/14)
Bununla birlikte onların
ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi
bana şirk koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa
bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara
iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve bana
'gönülden-katıksız olarak yönelenin' yoluna tabi ol. Sonra
dönüşünüz yalnızca banadır böylece ben de size yaptıklarınızı
haber vereceğim. (31/15)
Allah, bir adamın kendi
(göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize
benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz)
eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı evlatlıklarınızı da
sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu sizin (yalnızca) ağzınızla
söylemenizdir. Allah ise hakkı söyler ve (doğru olan) yola
yöneltip-iletir. (33/4)
Peygamber, mü'minler için
kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların
anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de Allah'ın Kitabında
birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır.
Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar
Kitapta yazılmış bulunmaktadır. (33/6)
"Eğer siz, Allah'ı Resûlü'nü
ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah
içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır."
(33/29)
Ey peygamberin kadınları,
sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa onun azabı
iki kat olarak arttırılır. Bu da Allah'a göre pek kolaydır.
(33/30)
Ama sizden kim Allah'a
ve Resûlü'ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa
ona ecrini iki kat veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da
hazırlamışızdır. (33/31)
Ey peygamberin kadınları,
siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız
artık sözü çekicilikle söylemeyin ki sonra kalbinde hastalık
bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin.
(33/32)
Evlerinizde vakarla-oturun,
(evlerinizi karargah edinin) ilk cahiliye (kadınları)nın
süslerini açığa vurması gibi siz de süslerinizi açığa vurmayın;
namazı dosdoğru kılın, zekatı verin Allah'a ve elçisine
itaat edin. Ey Ehl-i Beyt gerçekten Allah sizden kiri (günah
ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. (33/33)
Evlerinizde okunmakta
olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz
Allah latiftir, haberdar olandır. (33/34)
Şüphesiz Müslüman erkekler
ve Müslüman kadınlar mü'min erkekler ve mü'min kadınlar
gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a)
itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar,
sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan)
korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar,
sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan
erkekler ve oruç tutan kadınlar ırzlarını koruyan erkekler
ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokca zikreden
erkekler ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar; (işte) bunlar
için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.
(33/35)
Allah ve Resûlü bir işe
hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için
o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a
ve Resûlü'ne isyan ederse artık gerçekten o apaçık bir sapıklıkla
sapmıştır. (33/36)
Hani sen, Allah'ın kendisine
nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye:
"Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan
çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı
tutuyordun; oysa Allah kendisinden çekinmene çok daha layıktı.
Artık Zeyd ondan ilişkisini kesince biz onu seninle evlendirdik;
ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini
kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman onlarla evlenme
konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın
emri yerine getirilmiştir. (33/37)
Ey iman edenler, mü'min
kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız
bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur.
Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar
verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin. (33/49)
Ey Peygamber, gerçekten
biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve
Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden
sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte
hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının
kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de kendisini
peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği
mü'min bir kadını da -mü'minler için olmaksızın yalnızca
sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz kendi
eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda
onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size
bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.
Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (33/50)
Onlardan dilediğini geri
bırakır, dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin; ayrıldıklarından
istek duyduklarına (dönmende) senin için bir sakınca yoktur.
Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına ve kendilerine
verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın (en uygun)
olan budur. Allah kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir,
halimdir. (33/51)
Bundan sonra (başka) kadınlar
ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri senin
hoşuna gitse bile- sana helal olmaz; ancak sağ elinin malik
olduğu (cariyeler) başka. Allah herşeyi gözetleyip denetleyendir.
(33/52)
Onlar için babaları, oğulları,
kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin
oğulları, kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri)
hakkında bir sakınca yoktur. (Ey Müslüman kadınlar) Allah'tan
sakının. Şüphesiz Allah, herşeye şahid olandır. (33/55)
Mü'min erkeklere ve mü'min
kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet
edenler ise gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
(33/58)
Ey Peygamber, eşlerine,
kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden
(cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür
ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun
olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(33/59)
Şundan ki: Allah, münafık
erkekleri ve münafık kadınları müşrik erkekleri ve müşrik
kadınları azablandıracak; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların
tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (33/73)
Allah, sizi topraktan
yarattı sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı.
O'nun bilgisi olmaksızın hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz
da. Ömür sürene ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması
da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu Allah'a
göre kolaydır. (35/11)
Kendileri ve eşleri gölgeliklerde
tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (36/56)
Ve yanlarında bakışlarını
yalnızca eşlerine çevirmiş, iri gözlü kadınlar vardır. (37/48)
Sanki onlar saklı bir
yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz). (37/49)
Geride bırakılanlar arasında
bir yaşlı kadın dışında. (37/135)
Şimdi sen onlara sor:
-Kızlar senin Rabbinin erkek çocuklar onların mı? (37/149)
(Allah) Kızları erkek
çocuklara tercih mi etmiş? (37/153)
Sizi tek bir nefisten
yarattı sonra ondan kendi eşini var etti ve sizin için davarlardan
sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık
içinde bir yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp)
yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk O'nundur.
O'ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz?
(39/6)
Rabbimiz onları Adn cennetlerine
sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından eşlerinden
ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen üstün ve
güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin. (40/8)
Böylece o katımızdan kendilerine
bir hak ile geldiği zaman dediler ki: "Onunla birlikte,
iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise
sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta
olandan başkası değildir. (40/25)
Yoksa O, yarattıklarından
kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayırdı? (43/16)
Oysa onlardan biri O Rahman
için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği
zaman yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça
yutkunur. (43/17)
Onlar, süs içinde büyütülüp
de mücadelede açık olmayan (kızlar)ı mı (Allah'a yakıştırıyorlar)?
(43/18)
Biz insana 'anne ve babasına'
iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle
taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması
ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik)
çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca dedi ki: "Rabbim
bana anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin
razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et;
benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip
Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım." (46/15)
O kimse ki anne ve babasına:
"Öf size benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni
(diriltilip) çıkarılacağımla mı tehdit ediyorsunuz?" dedi.
O ikisi (anne ve babası) ise Allah'a yakararak: "Yazıklar
sana iman et şüphesiz Allah'ın va'di haktır." (derler; fakat)
O: "Bu geçmişlerin masallarından başkası değildir" der.
(46/17)
(Bütün bunlar) Mü'min
erkekleri ve mü'min kadınları içinde ebedi kalıcılar olmak
üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini
örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu Allah katında 'büyük
kurtuluş ve mutluluk'tur. (48/5)
Bir de; kötü bir zan ile
zanda bulunan münafık erkeklerle, münafık kadınları ve müşrik
erkeklerle, müşrik kadınları azablandırması için. O kötülük
çemberi tepelerine insin. Allah onlara karşı gazablanmış
onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları
yer ne kötüdür. (48/6)
Ey iman edenler, bir kavim
(bir başka) kavimle alay etmesin belki kendilerinden daha
hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin) belki
kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi
kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü
lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir
isimdir. Kim tevbe etmezse işte onlar zalim olanların ta
kendileridir. (49/11)
Ey insanlar, gerçekten
biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle
tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık.
Şüphesiz Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız (ırk
ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz
Allah, bilendir, haber alandır. (49/13)
Böylece karısı çığlıklar
kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır yaşlı bir kadın
(mı doğum yapacakmış)?" dedi. (51/29)
Özenle dizilmiş tahtlar
üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz, onları iri-ceylan gözlü
hurilerle evlendirmişiz. (52/20)
Doğrusu çiftleri; erkek
ve dişiyi yaratan O'dur. (53/45)
O gün mü'min erkekler
ile mü'min kadınları nurları önlerinde ve sağlarında koşarken
görürsün. "Bugün sizin müjdeniz içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz)
altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluş
ve mutluluk' budur. (57/12)
Gerçek şu ki, sadaka veren
erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir
borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve 'kerim (üstün
ve onurlu)' olan ecir de onlarındır. (57/18)
Ey iman edenler, mü'min
kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman onları imtihan
edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet
(gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz
artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne
bunlar onlara helaldir ne onlar bunlara helaldir. Onlara
(kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin.
Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini)
verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük
yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın
ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min
kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu Allah'ın hükmüdür;
sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir. (60/10)
Ve eğer eşlerinizden (kafirlere
kaçmalarından dolayı) herhangi bir şey kafirlere geçer böylece
siz de (savaşta onları yenip) ganimete kavuşursanız eşleri
(kaçıp) gidenlere (mehir olarak) harcama yaptıklarının bir
mislini verin. Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan sakının.
(60/11)
Ey Peygamber, mü'min kadınlar
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak,
zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları
arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir
çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi güzel ve yararlı
bir iş) konusunda isyan etmemek üzere sana biat etmek amacıyla
geldikleri zaman onların biatlarını kabul et ve onlar için
Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (60/12)
Ey Peygamber, kadınları
boşadığınız zaman iddetleri süresinde (temizlendiklerinde)
boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Onları
evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar; ancak açık
'çirkin bir hayasızlık' göstermeleri durumu başka. Bunlar,
Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse
gerçekte o kendi nefsine zulmetmiş olur. Sen bilmezsin;
olabilir ki Allah bunun arkasından bir iş (durum) oluşturur.
(65/1)
Sonra (üç iddet bekleme)
sürelerine ulaştıkları zaman artık onları maruf (bilinen
güzel bir tarz) üzere tutun ya da maruf üzere onlardan ayrılın.
İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahid tutun. Şahidliği
Allah için dosdoğru yerine getirin. İşte bununla Allah'a
ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim Allah'tan
korkup-sakınırsa (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir; (65/2)
Kadınlarınızdan artık
adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların
iddet (bekleme süre)leri -eğer şüpheye düşecek olursanız
(bilin ki)- üç aydır. Hamile kadınların bekleme-süresi ise
yüklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah'tan korkup-sakınırsa
(Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir. (65/4)
(Boşadığınız) Kadınları
gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun,
onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin.
Eğer onlar hamile iseler yüklerini bırakıncaya (doğumlarını
yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için
(çocuğu) emzirirlerse onlara ücretlerini ödeyin. (Durum
ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam'a
uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine
girerseniz bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası
emzirebilir. (65/6)
Geniş-imkanları olan nafakayı
geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da
artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah
hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz.
Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir.
(65/7)
Ey Peygamber, eşlerinin
hoşnutluğunu isteyerek Allah'ın sana helal kıldıklarını
niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(66/1)
Hani Peygamber, eşlerinden
bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden
biri) bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca o
da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten)
vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu
sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen (herşeyden) haberdar
olan (Allah), haber verdi" demişti. (66/3)
Eğer sizler, (Peygamberin
iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz
eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi
olmaya kalkışırsanız artık Allah onun mevlasıdır; Cibril
ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından
melekler de onun destekçisidirler. (66/4)
Belki onun Rabbi -eğer
o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı,
Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet
eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler' verir. (66/5)
Allah, inkâr edenlere,
Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de kullarımızdan
salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara
ihanet ettiler. Bundan dolayı (kocaları) kendilerine Allah'tan
gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe
diğer girenlerle birlikte girin" denildi. (66/10)
Allah, iman edenlere de
Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim,
bana kendi katında cennette bir ev yap; beni Firavun'dan
ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan
da kurtar." (66/11)
İmran'ın kızı Meryem'i
de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan
üfledik. O da, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik
etti. O (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı. (66/12)
Rabbim, beni, annemi,
babamı mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve
iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını
arttırma. (71/28)
Göğüsleri henüz tomurcuklanmış
yaşıt kızlar. (78/33)
Ve 'diri diri toprağa
gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman: (81/8)
Gerçek şu ki mü'min erkeklerle
mü'min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe
etmeyenler; işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı
azab onlaradır. (85/10)
Düğümlere üfüren-kadınların
şerrinden (113/4)
|