kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Baş örtülerini yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini kendi kocalarından ya da babalarından
ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da
kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya
da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye, ayaklarını yere vurmasınlar.
Hep birlikte Allah'a tevbe edin, ey mü'minler, umulur ki
felah bulursunuz." (24/31)
Ey Peygamber, eşlerine,
kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden
(cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür
ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun
olan budur. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (33/59)
Kadınlardan evliliği ummayıp
da, oturmakta olanlar süslerini açığa vurmaksızın (dış)
elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur.
Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır.
Allah işitendir, bilendir. (24/60)
Onlar için, babaları,
oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız
kardeşlerinin oğulları, kadınları ve sağ ellerinin malik
olduğu (cariyeleri) hakkında bir sakınca yoktur. (Ey Müslüman
kadınlar) Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah, herşeye şahid
olandır. (33/55)
Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Baş örtülerini yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da
babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından
ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından
ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye, ayaklarını yere vurmasınlar.
Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler umulur ki felah
bulursunuz." (24/31)
Gerçek şu ki, Biz onu,
kadir gecesinde indirdik. (97/1)
Kadir gecesinin ne olduğunu
sana bildiren nedir? (97/2)
Kadir gecesi, bin aydan
daha hayırlıdır. (97/3)
Melekler ve ruh, onda
Rablerinin izniyle her bir iş için inerler. (97/4)
Fecrin çıkışına kadar
bir esenliktir (selamdır) o. (97/5)
İçlerinden bir sözcü dedi
ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u,
onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi
alsın." (12/10)
Erzak yüklerini kendilerine
hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı,
sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "Ey kafile, sizler gerçekten
hırsızsınız." (12/70)
Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya
başladığı zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız,
inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum." (12/94)
Ya da (bunlar) karanlıklar,
gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir
yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların
saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını
tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
Ama yapamazsanız -ki kesin
olarak yapamayacaksınız- bu durumda kafirler için hazırlanmış
ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten sakının. (2/24)
Ve meleklere: "Adem'e
secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O
ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.
(2/34)
Allah katından yanlarında
olan (Tevrat)ı doğrulayan bir Kitap geldiği zaman, -ki bundan
önce inkâr edenlere karşı fetih istiyorlardı- işte bilip-tanıdıkları
gelince, onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın laneti kafirlerin
üzerinedir. (2/89)
Allah'ın kullarından,
dilediğine kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak
ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla,
nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab
üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azab
vardır. (2/90)
Her kim Allah'a, meleklerine,
elçilerine, Cibril'e ve Mikail'e düşman ise, artık şüphesiz
Allah da kafirlerin düşmanıdır." (2/98)
Ey iman edenler, "Raina-Bizi
güt, bize bak" demeyin. "Unzurna-Bizi gözet" deyin ve dinleyin.
Kafirler için acı bir azab vardır. (2/104)
Kitap Ehlinden olan kafirler
ve müşrikler, Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini
arzu etmezler. Allah ise, dilediğine rahmetini tahsis eder.
Allah büyük fazl sahibidir. (2/105)
Şüphesiz, inkâr edip kafir
olarak ölenler, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların
laneti bunların üzerinedir. (2/161)
Onları, bulduğunuz yerde
öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.
Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya
kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle
savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte
böyledir. (2/191)
Sana haram olan ayı, onda
savaşmayı sorarlar. De ki: "Onda savaşmak büyük (bir günahtır).
Ancak Allah katında, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkâr
etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak
daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer
güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar
sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri
döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri
(amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar
ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır. (2/217)
Onlar, Calut ve ordusuna
karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz,
üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma)
ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et." (2/250)
Ey iman edenler, hiçbir
alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı
gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden
infak edin. Kâfirler... Onlar zulmedenlerdir. (2/254)
Ey iman edenler, Allah'a
ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun
diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı
geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan
bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü
mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından
hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kâfirler
topluluğuna hidayet vermez. (2/264)
Allah, faizi yok eder
de, sadakaları arttırır. Allah, günahkar kâfirlerin hiçbirini
sevmez. (2/276)
Allah, hiç kimseye güç
yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı
lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan
veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz,
bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme.
Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma.
Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın.
Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et." (2/286)
Karşı karşıya gelen iki
toplulukta, sizin için andolsun bir ayet (ibret) vardır.
Bir topluluk, Allah yolunda çarpışıyordu, diğeri ise kafirdi
ki göz görmesiyle karşılarındakini kendilerinin iki katı
görüyorlardı. İşte Allah, dilediğini yardımıyla destekler.
Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret
vardır. (3/13)
Mü'minler, mü'minleri
bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa,
Allah'tan hiçbir şey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma
gayesiyle sakınma(nız) başka. Allah, sizi kendisinden sakındırır.
Varış Allah'adır. (3/28)
De ki: "Allah'a ve elçisine
itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kafirleri
sevmez. (3/32)
Şüphesiz küfredip kafir
olarak ölenler, bunların hiçbirisinden, yeryüzü dolusu altını
olsa -bunu fidye olarak verse de- kesin olarak kabul edilmez.
Onlar için acı bir azab vardır ve onların yardımcıları yoktur.
(3/91)
Ve kafirler için hazırlanmış
olan ateşten sakının. (3/131)
Onların söyledikleri:
"Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı
bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve
bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden
başka bir şey değildi. (3/147)
Onlar, cimrilikte bulunurlar,
insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. Allah'ın fazlından
kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz o kafirlere aşağılatıcı
bir azab hazırlamışızdır. (4/37)
Yeryüzünde adım attığınızda
(yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir
kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda
sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin
apaçık düşmanlarınızdır. (4/101)
İçlerinde olup onlara
namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte
dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde
ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan
diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma
araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız
bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız
(erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur
dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı
bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi
alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azab
hazırlamıştır. (4/102)
Onlar, mü'minleri bırakıp
kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru
(izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün
kuvvet ve onur,' Allah'ındır. (4/139)
O, size Kitapta: "Allah'ın
ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini
işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar,
onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye
indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü
cehennemde toplayacak olandır. (4/140)
Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar.
Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle
birlikte değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse:
"Size üstünlük sağlamadık mı, mü'minlerden size (gelecek
tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah, kıyamet günü
aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde
kesinlikle yol vermez. (4/141)
Ey iman edenler, mü'minleri
bırakıp kafirleri veliler (dostlar) edinmeyin. Kendi aleyhinizde
Allah'a apaçık olan kesin bir delil vermek ister misiniz?
(4/144)
İşte bunlar, gerçekten
kafir olanlardır. Kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışızdır.
(4/151)
Ondan nehyedildikleri
halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere
yemeleri nedeniyle (öyle yaptık.) Onlardan kafir olanlara
pek acıklı bir azab hazırlamışızdır. (4/161)
Gerçek şu ki, biz Tevratı,
içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş
peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler
(Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını
korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler
olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan
korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık
satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar,
kafir olanlardır. (5/44)
Ey iman edenler, içinizden
kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine)
kendisinin onları sevdiği, onların da kendisine sevdiği
mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü
ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından
korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır,
onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır,
bilendir. (5/54)
Ey iman edenler, sizden
önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun
(konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin.
Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının. (5/57)
Ey peygamber, Rabbinden
sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak
olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah
seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan
bir topluluğu hidayete erdirmez. (5/67)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta
tutmadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun, Rabbinden
sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkârlarını
arttıracaktır. Sen de kafirler topluluğuna karşı üzüntüye
kapılma. (5/68)
Sizden önce bir topluluk
onu sormuştu da sonra kafirler olmuşlardı. (5/102)
Hayır, önceden saklı tuttukları
kendilerine açıklandı. Şayet (dünyaya) geri çevrilseler
bile, kendisinden sakındırıldıkları şeylere şüphesiz yine
döneceklerdir. Çünkü onlar, gerçekten kafirlerdir. (6/28)
Ölü iken kendisini dirilttiğimiz
ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz
kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamıyanın
durumu gibi midir? İşte, kafirlere yapmakta oldukları böyle
'süslü ve çekici' gösterilmiştir. (6/122)
Öyleyse, Allah'a karşı
yalan uydurup iftira düzenden veya ayetlerini yalanlayanlardan
daha zalim kimdir? Kitap'tan kendilerine bir pay erişecek
olanlar bunlardır. Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son
vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler
ki: "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" "Onlar bizi
(yüzüstü) bırakıp-kayboldular" diyecekler. (Böylelikle)
Bunlar, gerçekten kâfirler olduklarına kendi aleyhlerinde
şehadet ettiler. (7/37)
Ey iman edenler, toplu
olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin
(savaştan kaçmayın). (8/15)
İşte size böyle… Gerçekten
Allah, kâfirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır. (8/18)
Eğer fetih istiyor idiyseniz
(ey kâfirler,) işte size fetih; ama eğer (inkârdan ve eski
yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Yok, geri dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz çok da
olsa, size bir şey sağlayamaz. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.
(8/19)
Ey Peygamber, mü'minleri
savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. Eğer içinizde sabreden
yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler.
Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kâfirlerden
binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.
(8/65)
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu
söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler istemese de Allah, kendi
nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. (9/32)
(Haram ayları) Ertelemek
ancak inkârda bir artıştır. Bununla kâfirler şaşırtılıp-saptırılır.
Allah'ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu
bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah'ın
haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. Yaptıklarının kötülüğü
kendilerine 'çekici ve süslü' gösterilmiştir. Allah, inkârcı
bir topluluğa hidayet vermez. (9/37)
Siz O'na (peygambere)
yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler
ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma,
elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur
ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş, inkâra edenlerin de kelimesini (inkâr
çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/40)
Allah, erkek münafıklara
da, kadın münafıklara da ve (bütün) kâfirlere, içinde ebedi
kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu, onlara yeter.
Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azab
vardır. (9/68)
Sizden önceki (münafıklar
ve kâfirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü,
mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla
yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi
paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla
yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar
gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri
(amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.
(9/69)
Ey Peygamber, kâfirlerle
ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı
davran. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir
yataktır o!.. (9/73)
Medine halkına ve çevresindeki
bedevilere, Allah'ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini
onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların
Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir
açlık' (çekmeleri), kâfirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak'
bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları
karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış
olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini
kaybetmez. (9/120)
Kalblerinde hastalık olanların
ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış
ve onlar kâfir kimseler olarak ölmüşlerdir. (9/125)
Ve bizi, kâfirler topluluğundan
rahmetinle kurtar." (10/86)
(Gemi) Onlarla dağlar
gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş
olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve
kâfirlerle birlikte olma." (11/42)
Ey Nuh" denildi. "Sana
ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve
bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kâfir)
Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı
bir azab dokunacaktır." (11/48)
Oğullarım, gidin de Yusuf
ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin
ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan
başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez." (12/87)
Sonra (Allah) kıyamet
günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında
(mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?"
Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugün, gerçekten
aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir." (16/27)
Umulur ki, Rabbiniz size
merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz biz de
(sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz. Biz,
cehennemi kafirler için bir kuşatma yeri kıldık. (17/8)
İnkâr edenler, Beni bırakıp
kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz
cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız. (18/102)
Görmedin mi, biz gerçekten
şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik
edip kışkırtıyorlar. (19/83)
Öyleyse kafirlere itaat
etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver. (25/52)
Allah'ı bırakıp kendilerine
yarar ve zarar sağlayamayacak şeylere ibadet ediyorlar.
Kafir, (asıl) kendi Rabbine karşı (şeytana) arka çıkandır.
(25/55)
Kitabın sana (kalbine
vahy ile) bırakılacağını umud etmezdin; (bu,) Rabbinden
ancak bir rahmettir. Öyleyse sakın kafirlere arka olma.
(28/86)
Kıyamet-saatinin kopacağı
gün, (mü'minlerle kafirler birbirlerinden) ayrılırlar. (30/14)
(Bu, Allah'ın) Kendi fazlından
iman edip salih amellerde bulunanları ödüllendirmesi içindir.
Şüphesiz O, kafirleri sevmez. (30/45)
Ey Peygamber, Allah'tan
sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah,
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (33/1)
Doğru olanlara doğruluk
(ve bağlılık)larını (Allah'ın) sorması için. Kafirlere ise
acı bir azab hazırlamıştır. (33/8)
Kafirlere ve münafıklara
itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et.
Vekil olarak Allah yeter. (33/48)
Gerçekten Allah, kafirleri
lanetlemiş ve onlar için 'çılgın bir ateş' hazırlamıştır.
(33/64)
Yeryüzünde sizi halifeler
kılan O'dur. Öyleyse kim inkâr ederse, artık inkârı kendi
aleyhinedir. Rableri katında kafir olanlara kendi inkârları
gazabtan başkasını arttırmaz ve kafir olanlara kendi inkârları
kayıptan başkasını arttırmaz. (35/39)
(Kur'an,) Diri olanları
uyarıp korkutmak ve kâfirlerin üzerine sözün hak olması
için (indirilmiştir). (36/70)
Bu, sizin yalanladığınız
(mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür." (37/21)
Doğrusu biz, onu kâfirler
için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık. (37/63)
İçlerinden kendilerine
bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kâfirler dedi ki: "Bu,
yalan söyleyen bir büyücüdür." (38/4)
Yalnız İblis hariç. O
büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (38/74)
Haberin olsun; halis (katıksız)
olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler
(şöyle derler:) "Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar
diye ibadet ediyoruz." Elbette Allah, kendi aralarında hakkında
ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten
Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez. (39/3)
Allah'a karşı yalan söyleyenden
ve kendisine geldiğinde doğruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan
daha zalim kimdir? Kafirler için cehennemde bir konaklama
yeri mi yok? (39/32)
Hayır, Benim ayetlerim
sana gelmişti, fakat sen onları yalanladın, büyüklüğe kapıldın
ve kafirlerden oldun." (39/59)
İnkâr edenler, cehenneme
bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman,
kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki:
"Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı
(söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet."
dediler. Ancak azab kelimesi kâfirlerin üzerine hak oldu.
(39/71)
Senin Rabbinin kafirler
üzerindeki: "Gerçekten onlar ateşin halkıdır" sözü böylece
hak oldu. (40/6)
Öyleyse, dini yalnızca
O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua (kulluk) edin; kafirler
hoş görmese de. (40/14)
Böylece, o, katımızdan
kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: "Onunla
birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını
ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta
olandan başkası değildir. (40/25)
(Bekçiler:) "Size kendi
Resulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?" dediler. Onlar:
"Evet" dediler. (Bekçiler:) "Şu halde siz dua edin" dediler.
Oysa kafirlerin duası, çıkmazda olmaktan başkası değildir.
(40/50)
Allah'ın dışında (taptıklarınız)."
Dediler ki: "Bizi bırakıp-kayboluverdiler. Hayır, biz önceleri
(meğer) hiçbir şeye tapar değilmişiz." İşte Allah, kafirleri
böyle şaşırtıp-saptırır. (40/74)
Ama Bizim dayanılmaz-azabımızı
gördükleri zaman, imanları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı.
(Bu,) Allah'ın kulları arasında sürüp-giden sünnetidir.
İşte kafirler burada hüsrana uğramışlardır. (40/85)
Oysa ona dokunan bir zarardan
sonra tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: "Bu benim
(hakkım)dır. Ve ben kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum;
eğer Rabbime döndürülsem bile, muhakkak O'nun katında benim
için daha güzel olanı vardır." der. Ama andolsun biz, o
kâfirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun onlara,
en kaba bir azabtan taddıracağız. (41/50)
O, iman edip salih amellerde
bulunanlara icabet eder ve onlara kendi fazlından arttırır.
Kafirlere gelince; onlara şiddetli bir azap vardır. (42/26)
(O peygamberlerden her
biri de şöyle) Demiştir: "Ben size atalarınızı üstünde bulduğunuz
şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da mı?" Onlar da
demişlerdi ki: "Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz
şeye kafir olanlarız." (43/24)
Ancak kendilerine hak
gelince, dediler ki: "Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona (karşı)
kafir olanlarız." (43/30)
Onlar, yeryüzünde gezip
dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir
sona uğradıklarını görsünler. Allah, onları yerle bir etti.
O kafirler için de bunun bir benzeri vardır. (47/10)
İşte böyle; çünkü Allah,
iman edenlerin velisidir; kafirlerin ise, velisi yoktur.
(47/11)
Kim Allah'a ve Resûlü'ne
iman etmezse, (bilsin ki) gerçekten Biz, kafirler için çılgınca
yanan bir ateş hazırlamışızdır. (48/13)
Kafir olanlar, sizinle
savaşmış olsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra,
ne bir veli (koruyucu dost), ne bir yardımcı bulamazlardı.
(48/22)
Muhammed, Allah'ın elçisidir.
Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi
aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde
edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde
izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları
budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini
çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış,
sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin
hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek
içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara
bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir. (48/29)
Hayır, onlara kendilerinden
bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu şaşılacak
bir şey" dediler. (50/2)
Boyunlarını çağırana doğru
uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu
bir gün." (54/8)
Sonunda Rabbine dua etti:
"Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir
toplumdan) intikam al." (54/10)
Sizin kafirleriniz onlardan
daha hayırlı mıdır? Yoksa sizin için Kitaplarda bir beraat
mi var? (54/43)
Bilin ki, dünya hayatı
ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama',
bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal
ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği
gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna
gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı
kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise
şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk
(rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka
bir şey değildir. (57/20)
Ancak buna (imkan) bulamayanlar
(için de) birbirleriyle temas etmeden önce, kesintisiz iki
ay oruç (yüklenmiştir); buna güç yetiremeyenler altmış yoksulu
doyursun. Bu (kolaylık), Allah'a ve O'nun Resûlü'ne iman
etmeniz dolayısıyladır. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kafirler
içinse acı bir azab vardır. (58/4)
Gerçekten Allah'a ve Resûlü'ne
karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri
sınır koymaya kalkışmakla) başkaldıranlar, kendilerinden
öncekilerin alçaltılması gibi alçaltılmışlardır. Oysa biz
apaçık ayetler indirdik. Kafirler için küçültücü bir azap
vardır. (58/5)
Ey iman edenler, mü'min
kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan
edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet
(gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz,
artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne
bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara
(kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin.
Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini)
verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük
yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın
ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min
kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür;
sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir. (60/10)
Ve eğer eşlerinizden (kafirlere
kaçmalarından dolayı) herhangi bir şey kafirlere geçer,
böylece siz de (savaşta onları yenip) ganimete kavuşursanız,
eşleri (kaçıp) gidenlere (mehir olarak) harcama yaptıklarının
bir mislini verin. Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan sakının.
(60/11)
Ey iman edenler, Allah'ın
kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik)
edinmeyin; ki onlar, kafirlerin mezar halkından umut kesmeleri
gibi ahiretten umut kesmişlerdir. (60/13)
Onlar, Allah'ın nurunu
ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu
tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. (61/8)
Sizi yaratan O'dur; buna
rağmen sizden kiminiz kafirdir, kiminiz mü'min, Allah, yaptıklarınızı
görendir. (64/2)
Ey Peygamber, kafirlere
ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı 'sert ve caydırıcı'
davran. Onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir dönüş
yeridir o. (66/9)
Rahmana karşı size yardım
edecek olan kimmiş? Şu sizin ordunuz mu? Kafirler yalnızca
bir gurur (kesin bir aldanış) içindedirler. (67/20)
De ki: "Haber verir misiniz;
eğer Allah, beni ve benimle birlikte olanları yıkıma uğratır
ya da bizi esirgerse, (peki) bu durumda kafirleri acı bir
azabtan kurtaracak olan kimdir?" (67/28)
Gerçekten o (Kur'an),
kafirler için bir hasrettir. (69/50)
Kafirler için olan bu
(azabı) geri çevirecek yoktur. (70/2)
Nuh "Rabbim, yeryüzünde
kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma." dedi. (71/26)
Çünkü Sen onları bırakacak
olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar,
kötülükten sınırı aşan (facir'den) kafirden başkasını doğurmazlar."
(71/27)
İşte o gün, zorlu bir
gündür; (74/9)
Kafirler içinse hiç kolay
değildir. (74/10)
Biz o ateşin koruyucularını
meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr
edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine
kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin
de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman
edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık
olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle
neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır,
dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendisinden
başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca
bir öğüttür. (74/31)
Doğrusu biz kafirlere
zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve çılgınca yanan
bir ateş hazırladık. (76/4)
Gerçekten Biz sizi yakın
bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim
ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: "Ah, keşke ben
bir toprak oluverseydim" diyecek. (78/40)
İşte onlar da, kafir,
facir olanlardır. (80/42)
Artık bugün, iman edenler,
kafir olanlara gülmektedirler. (83/34)
Nasıl, kafir olanlar,
işlediklerinin 'feci karşılığını gördüler mi?' (83/36)
Sen kâfirlere bir mühlet
ver, az bir süre tanı. (86/17)
De ki: "Ey kafirler."
(109/1)
Biz Kitabı üzerine yazılı
bir kağıtta göndersek ve onlar elleriyle dokunsalar bile,
inkâr edenler, tartışmasız: "Bu apaçık bir büyüden başkası
değildir" derler. (6/7)
Onlar: "Allah, beşere
hiçbir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı, kadrinin hakkını
vererek takdir edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir
nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça)
kâğıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız
ve çoğunu gözardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve
atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki:
"Allah." Sonra Onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında'
oyalanıp-dursunlar. (6/91)
Şu halde sen, öğüt verip-hatırlat;
çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun. (52/29)
Bir kahinin de sözü değildir.
Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz? (69/42)
Meryem oğlu (İsa) bir
örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle
söz edip) kahkahalarla gülüyorlar. (43/57)
Gökleri ve yeri bir örnek
edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir?
O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır.
O, herşeyi bilendir. (6/101)
Gerçekten sizin Rabbiniz
altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden
Allah'tır. Gündüzü durmaksızın kendisini kovalayan geceyle
örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir.
Haberiniz olsun yaratmak da emir de (yalnızca) O'nundur.
Alemlerin Rabbi olan Allah, ne yücedir. (7/54)
Şüphesiz sizin Rabbiniz
altı günde gökleri ve yeri yaratan sonra arşa istiva eden
işleri evirip-çeviren Allah'tır. Onun izni olmadıktan sonra
hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah, budur
öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek
misiniz? (10/3)
Güneşi bir aydınlık, ayı
bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için
ona duraklar tesbit eden O'dur. Allah bunları ancak hak
ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle
birer birer açıklamaktadır. (10/5)
O'nun arşı su üzerinde
iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek
için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun
onlara: "Gerçekten siz ölümden sonra yine diriltileceksiniz"
dersen inkâr edenler mutlaka: "Bu açıkça bir büyüden başkası
değildir" derler. (11/7)
Allah'ın gökleri ve yeri
hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok
eder ve yeni bir halk getirir. (14/19)
Biz, gökleri yeri ve her
ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla)
yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir;
öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran. (15/85)
Gökleri ve yeri hak ile
yarattı: O, şirk koştukları şeylerden yücedir. (16/3)
O, inkâr edenler görmüyorlar
mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişik iken
biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine
de onlar inanmayacaklar mı? (21/30)
O, gökleri ve yeri ve
ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa
istiva edendir. Rahman'dır. Bunu (bundan) haberi olana sor.
(25/59)
Allah, gökleri ve yeri
hak olarak yarattı. Şüphesiz bunda iman edenler için bir
ayet vardır. (29/44)
Kendi nefisleri konusunda
düşünmüyorlar mı? Allah, gökleri yeri ve bu ikisi arasında
olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak
yaratmıştır. Gerçekten insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı
inkar ediyorlar. (30/8)
Allah; gökleri yeri ve
ikisi arasında olanları altı günde yarattı sonra arşa istiva
etti. Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz
yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (32/4)
Gökleri ve yeri hak olarak
yarattı. Geceyi, gündüzün üstüne sarıp-örtüyor gündüzü de
gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneşe ve aya boyun eğdirdi.
Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir.
Haberin olsun; üstün ve güçlü olan bağışlayan O'dur. (39/5)
Sonra duman halinde olan
göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: "İsteyerek veya
istemeyerek gelin." İkisi de: "İsteyerek (İtaat ederek)
geldik" dediler. (41/11)
Biz, onları yalnızca hak
ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler. (44/39)
Biz gökleri yeri ve ikisi
arasında bulunanları ancak hak ve adı konulmuş bir ecel
(belli bir süre) olarak yarattık. İnkâr edenler ise uyarıldıkları
şeyden yüz çeviren(kimseler)dir. (46/3)
Böylece onları iki gün
içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini
vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip donattık
ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan,
bilen (Allah'ın) takdiridir. (41/12)
Andolsun Biz gökleri yeri
ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; Bize
hiçbir yorgunluk dokunmadı. (50/38)
Gökleri ve yeri altı günde
yaratan sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni ondan
çıkanı gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz
O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görendir. (57/4)
Allah, yedi göğü ve yerden
de onların benzerini yarattı. Emir bunların arasında durmadan
iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve
gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz
öğrenmeniz için. (65/12)
Kitap ehlinden onlara
arka çıkanları da kalelerinden indirdi ve onların kalplerine
korku düşürdü. Siz (onlardan) bir kısmını öldürüyordunuz,
bir kısmını ise esir alıyordunuz. (33/26)
Ona dilediği şekilde kaleler,
heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen
kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın."
Kullarımdan şükredenler azdır. (34/13)
Kitap Ehlinden inkâr edenleri
ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Onların çıkacaklarını
siz sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan
koruyacağını sanmışlardı. Böylece Allah(ın azabı) da, onlara
hesaba katmadıkları bir yönden geldi, yüreklerine korku
saldı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle
tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın.
(59/2)
Bunlar, gayb haberlerindendir;
bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna
alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında
değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin. (3/44)
Eğer yeryüzündeki ağaçların
tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek-
(mürekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmakla)
tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (31/27)
Nun. Kaleme ve satır satır
yazdıklarına andolsun. (68/1)
Ki O, kalemle (yazmayı)
öğretendir. (96/4)
|