kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Allah, onların kalplerini
ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler
vardır. Ve büyük azab onlaradır. (2/7)
Kalplerinde hastalık vardır.
Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından
dolayı, onlar için acı bir azab vardır. (2/10)
Bundan sonra kalpleriniz
yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan
öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri
vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki
Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah, yaptıklarınızdan gafil
(habersiz) değildir. (2/74)
Dediler ki: "Bizim kalplerimiz
örtülüdür." Hayır; Allah, inkârlarından dolayı onları lanetlemiştir.
Bundan dolayı pek azı iman eder. (2/88)
Hani sizden misak almış
ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize
(Kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi
ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkârları yüzünden buzağı
(tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız,
inancınız size ne kötü şey emrediyor?" (2/93)
De ki: "Cibril'e kim düşman
ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah'ın izniyle
kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet
ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur. (2/97)
Bilgisizler, dediler ki:
"Allah bizimle konuşmalı veya bize de bir ayet gelmeli değil
miydi?" Onlardan öncekiler de onların bu söylediklerinin
benzerini söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Biz,
kesin bilgiyle inanan bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik.
(2/118)
İnsanlardan öylesi vardır
ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve
kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı
bir düşmandır. (2/204)
Allah sizi, yeminlerinizdeki
'rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler'den dolayı
sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı
sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.
(2/225)
(İddeti bekleyen) Kadınları
nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle
bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca
yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip)
anacağınızı bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında
onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya
kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin
ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık
ondan kaçının. Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır,
(kullara) yumuşak davranandır. (2/235)
Hani İbrahim: "Rabbim,
bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah
ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak
kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut.
Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir
parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır.
Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve
güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (2/260)
Eğer yolculukta iseniz
ve katip bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter).
Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven
duyulan, Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini ödesin.
Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz,
onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.
(2/283)
Sana Kitabı indiren O'dur.
O'ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir;
diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar,
fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan
müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan
başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık,
tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden
başkası öğüt alıp-düşünmez. (3/7)
Rabbimiz, bizi hidayete
erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize
bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin
Sen." (3/8)
Allah'ın ipine hepiniz
sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki
nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin
arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler
olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken,
oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye,
Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (3/103)
Ey iman edenler, sizden
olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar
vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden
hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur,
sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi
açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (3/118)
Sizler, işte böylesiniz;
onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın
tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık"
derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin
ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki:
"Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah, sinelerin özünde
saklı duranı bilendir. (3/119)
Allah bunu (yardımı) size
ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun
diye yaptı. 'Yardım ve zafer' (nusret) ancak üstün ve güçlü,
hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın katındandır. (3/126)
Kendisi hakkında hiçbir
delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koştuklarından dolayı
küfredenlerin kalplerine korku salacağız. Onların barınma
yerleri ateştir. Zalimlerin konaklama yeri ne kötüdür. (3/151)
Sonra kederin ardından
üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki,
içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları
derdine düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla
zanlara kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı.
De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları
şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir şey
olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde
olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine
devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini
denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı).
Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (3/154)
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla,
onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın
onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla,
onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere
et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz
Allah, tevekkül edenleri sever. (3/159)
Ey iman edenler, inkâr
edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları
sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi,
öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu onların
kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve
öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (3/156)
Münafıklık yapanları da
belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın
ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik
elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, imandan çok
küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla
söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi
bilir. (3/167)
İşte bunların, Allah kalplerinde
olanı bilmektedir. O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara
öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici
söz söyle. (4/63)
Ancak sizinle aralarında
andlaşma bulunan bir kavime sığınanlar ya da hem sizinle,
hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini
sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi,
onları üstünüze saldırtır, böylece sizinle çarpışırlardı.
Eğer sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle savaşmaz
ve barış (şartların)ı size bırakırlarsa, artık Allah, sizin
için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır. (4/90)
Onların kendi sözlerini
bozmaları, Allah'ın ayetlerine karşı inkâra sapmaları, peygamberleri
haksız yere öldürmeleri ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri
nedeniyle (onları lanetledik.) Hayır; Allah, inkârları dolayısıyla
ona (kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar.
(4/155)
Allah'ın üzerinizdeki
nimetini ve: "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde sizi,
kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın. Allah'tan korkup-sakının.
Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir. (5/7)
Sözleşmelerini bozmaları
nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık.
Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık
sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı
unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet
görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz
Allah, iyilik yapanları sever. (5/13)
Ey Peygamber, kalpleri
inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudiler'den
küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin.
Ey Peygamber, kalpleri
inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudiler'den
küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana
kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak
tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine
konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın,
o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye
düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir
şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak
istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette
onlar için büyük bir azab vardır. (5/41)
İşte kalplerinde hastalık
olanları: "Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize
çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini
görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya katından bir emir
getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı
pişman olacaklardır. (5/52)
(Bu sefer Havariler:)
"Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun, senin
de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidlerden
olalım" demişlerdi. (5/113)
Onlardan seni dinleyenler
vardır; oysa biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak)
kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık
kıldık. Onlar, hangi 'apaçık-belgeyi' görseler, yine ona
inanmazlar. Öyle ki, o inkâr etmekte olanlar, sana geldiklerinde,
seninle tartışmaya girerek: "Bu, öncekilerin uydurma masallarından
başka bir şey değildir" derler. (6/25)
Onlara, zorlu azabımız
geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Ama onların kalpleri
katılaştı ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü)
gösterdi. (6/43)
De ki: "Düşündünüz mü
hiç; eğer Allah sizin işitmenizi ve görmenizi alıverir ve
kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah'tan başka getirebilecek
ilah kimdir?" Bak, biz nasıl ayetleri 'çeşitli biçimlerde
açıklıyoruz da' sonra onlar (yine) sırt çevirip-engelliyorlar?
(6/46)
Biz onların kalplerini
ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz
ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda
terkederiz. (6/110)
Bir de ahirete inanmayanların
kalpleri ona meyletsin de ondan (bu yaldızlı ve içi çarpık
sözlerden) hoşlansınlar ve yüklenmekte olduklarını yüklenedursunlar.
(6/113)
Biz onların göğüslerinde
kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından ırmaklar akar.
Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer
Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik.
Andolsun, Rabbimizin elçileri hak ile geldiler." Onlara:
"İşte bu, yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız
cennettir" diye seslenilecek. (7/43)
(Bütün bunlar,) Sakinlerinden
sonra yeryüzüne mirasçı olanları doğruya erdirme(ye veya
ortaya çıkarmaya yetmez) mi? Eğer biz dilemiş olsaydık onlara
günahları nedeniyle bir musibet isabet ettirirdik; ve kalplerine
damgalar vururduk da onlar böylelikle işitmeyenler olurlardı.
(7/100)
İşte bu ülkeler, sana
onların 'haberlerinden aktarmalar yapıyoruz.' Gerçekten,
onlara elçileri apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama daha
önceden yalanlamaları nedeniyle iman eder olmadılar. İşte
Allah, inkâr edenlerin kalplerini böyle damgalar. (7/101)
Andolsun, cehennem için
cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık).
Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır
bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler.
Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte
bunlar gafil olanlardır. (7/179)
Mü'minler ancak o kimselerdir
ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri
okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül
ederler. (8/2)
Allah, bunu, yalnızca
bir müjde ve kalblerinizin tatmin bulması için yapmıştı;
(yoksa) Allah'ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım)
yoktur. Hiç şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm
ve hikmet sahibidir. (8/10)
Hani kendisinden bir güvenlik
olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz
kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalblerinizin
üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla
ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten
su indiriyordu. (8/11)
Rabbin meleklere vahyetmişti
ki: "Şüphesiz ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın,
inkâr edenlerin kalblerine amansız bir korku salacağım.
Öyleyse (ey Müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun
onların bütün parmaklarına." (8/12)
Ey iman edenler, size
hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne
icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi
arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız.
(8/24)
Hani Allah, onları sana
uykunda az gösteriyordu; eğer sana çok gösterseydi, gerçekten
yılgınlığa kapılacaktınız ve iş konusunda gerçekten çekişmeye
düşecektiniz. Ancak Allah esenlik (kurtuluş) bağışladı.
Çünkü O, elbette sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
(8/43)
Münafıklar ve kalblerinde
hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "Bunları (Müslümanları)
dinleri aldattı." Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(8/49)
Ve onların kalblerini
uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile,
onların kalblerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını
bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (8/63)
Ey Peygamber, ellerinizdeki
esirlere de ki: "Eğer Allah, sizin kalblerinizde bir hayır
olduğunu bilirse (görürse) size sizden alınandan daha hayırlısını
verir ve sizi bağışlar. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."
(8/70)
Nasıl olabilir ki!.. Eğer
size karşı galip gelirlerse size karşı ne 'akrabalık bağlarını',
ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip-tanırlar. Sizi ağızlarıyla
hoşnut kılarlar, kalbleri ise karşı koyar. Onların çoğu
fasık kimselerdir. (9/8)
Ve kalblerindeki öfkeyi
gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/15)
Senden, yalnızca Allah'a
ve ahiret gününe inanmayan, kalbleri kuşkuya kapılıp, kuşkularında
kararsızlığa düşenler izin ister. (9/45)
Sadakalar, -Allah'tan
bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde
görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular,
Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/60)
Münafıklar, kalblerinde
olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin aleyhlerinde
indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Şüphesiz,
Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır." (9/64)
Böylece O da, Allah'a
verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle,
kendisiyle karşılaşacakları güne kadar, kalplerinde nifakı
(sonuçta köklü bir duygu olarak) yerleşik kıldı. (9/77)
(Savaştan) Geri kalanlarla
birlikte olmayı seçtiler. Onların kalbleri mühürlenmiştir.
Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar. (9/87)
Yol, ancak o kimseler
aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savaşa çıkmamak
için) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birlikte
olmayı seçerler. Allah, onların kalplerini mühürlemiştir.
Bundan dolayı onlar, bilmezler. (9/93)
Onların kalbleri parçalanmadıkça,
kurdukları bina kalblerinde bir şüphe olarak sürüp-gidecektir.
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/110)
Andolsun Allah, Peygamberin,
Muhacirlerin ve Ensarın üzerine tevbe ihsan etti. Ki onlar
-içlerinde bir bölümünün kalbi nerdeyse kaymak üzereyken-
ona güçlük saatinde tabi oldular. Sonra onların tevbelerini
kabul etti. Çünkü O, onlara (karşı) çok şefkatlidir, çok
esirgeyicidir. (9/117)
Kalblerinde hastalık olanların
ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış
ve onlar kâfir kimseler olarak ölmüşlerdir. (9/125)
Bir sûre indirildiğinde,
bazısı bazısına bakar (ve): "Sizi bir kimse görüyor mu?"
(der.) Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten onlar, kavramayan
bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların kalblerini
çevirmiştir. (9/127)
Ey insanlar, Rabbinizden
size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için
bir hidayet ve rahmet geldi. (10/57)
Sonra onun ardından kendi
kavimlerine (başka) elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler
getirmişlerdi. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle
inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalblerini böyle
mühürleriz. (10/74)
Musa dedi ki: "Rabbimiz,
şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında
bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz,
Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını
yerin dibine geçir ve onların kalblerinin üzerini şiddetle
bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler."
(10/88)
Haberiniz olsun; gerçekten
onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp
yan çizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, örtülerine
büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını
da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
(11/5)
İman edip salih amellerde
bulunanlar ve 'Rablerine kalbleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar',
işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.
(11/23)
Bunlar, iman edenler ve
kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz
olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.
(13/28)
Rabbimiz, gerçekten ben,
çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan
bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar
diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının
kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden
rızıklandır. Umulur ki şükrederler." (14/37)
Başlarını dikerek koşarlar,
gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur.
(14/43)
Böylece biz onu (alayı),
suçlu-günahkarların kalblerine sokarız. (15/12)
Onların göğüslerinde kinden
(ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar
üzerinde karşı karşıyadırlar. (15/47)
Sizin ilahınız tek bir
ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır
ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlardır. (16/22)
Allah, sizi annelerinizin
karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz
diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (16/78)
Onlar, Allah'ın, kalplerini,
kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil
olanlar onların ta kendileridir. (16/108)
Hakkında bilgin olmayan
şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi
ondan sorumludur. (17/36)
Ve onların kalbleri üzerine,
onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına
da bir ağırlık koyduk. Sen Kur'an'da sadece Rabbini "bir
ve tek" (ilah olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette'
gerisin geriye giderler. (17/46)
"Ya da göğüslerinizde
büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)."
Bizi kim (hayata) geri çevirebilir" diyecekler. De ki: "Sizi
ilk defa yaratan." Bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar
ve diyecekler ki: "Ne zamanmış o?" De ki: "Umulur ki pek
yakında." (17/51)
Onların kalpleri üzerinde
(sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam
ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve
yerin Rabbi'dir; ilah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle
tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin
dışına çıkarız." (18/14)
Sen de sabah akşam O'nun
rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.
Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan
kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz,
kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa
gidene itaat etme. (18/28)
Kendisine Rabbinin ayetleri
öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden
gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir?
Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını
engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk.
Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla
hidayet bulamazlar. (18/57)
Onların kalpleri tutkuyla
oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar: "Bu sizin
benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz göre göre
büyüye mi geleceksiniz?" (21/3)
İşte böyle; kim Allah'ın
şiarlarını yüceltirse, şüphesiz bu, kalblerin takvasındandır.
(22/32)
Onlar ki, Allah anıldığı
zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere
sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden
infak edenlerdir. (22/35)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve
işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler
kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir. (22/46)
Şeytanın (bu tür) katıp
bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her
türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme
kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden)
uzak bir ayrılık içindedirler. (22/53)
(Bir de) Kendilerine ilim
verilenlerin, bunun (Kur'an'ın) hiç tartışmasız Rablerinden
olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için; böylelikle ona
iman etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın.
Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola yöneltir. (22/54)
Ve gerçekten Rablerine
dönecekler diye, vermekte olduklarını kalpleri ürpererek
verenler; (23/60)
Hayır, onların kalpleri
bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun
dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar
bunun için çalışmaktadırlar. (23/63)
O, sizin için kulakları,
gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz.
(23/78)
(Öyle) Adamlar ki, ne
ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru
namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz';
onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten
allak bullak olacağı) günden korkarlar. (24/37)
Bunların kalplerinde hastalık
mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar? Yoksa Allah'ın ve elçisinin
kendilerine karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorlar?
Hayır, onlar zalim kimselerdir. (24/50)
İnkâr edenler dediler
ki: "Kur'an ona tek bir defada, toplu olarak indirilmeli
değil miydi?" Biz onunla kalbini sağlamlaştırıp-pekiştirmek
için böylece (ayet ayet indirdik) ve onu 'belli bir okuma
düzeniyle (tertil üzere) düzene koyup' okuduk. (25/32)
Uyarıcılardan olman için,
senin kalbinin üzerine (indirmiştir). (26/194)
Biz onu, suçlu-günahkarların
kalbine işte böyle işlettik. (26/200)
Ancak Allah'a selim bir
kalp ile gelenler başka." (26/89)
Ve şüphesiz, senin Rabbin,
sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin
olarak bilmektedir. (27/74)
Musa'nın annesi ise, yüreği
boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi
üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık,
neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı. (28/10)
Rabbin onların göğüslerinin
sakladıklarını ve açığa vurduklarını bilir. (28/69)
İnsanlardan öylesi vardır
ki, "Allah'a iman ettik" der; fakat Allah uğruna eziyet
gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence
ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar; ama Rabbinden
'bir yardım ve zafer' gelirse, andolsun: "Biz gerçekten
sizlerle birlikteydik" demektedirler. Oysa Allah, alemlerin
sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir? (29/10)
Hayır, o, kendilerine
ilim verilenlerin göğüslerinde apaçık olan ayetlerdir. Zulmedenlerden
başkası, bizim ayetlerimizi inkar etmez. (29/49)
İşte Allah, bilmeyenlerin
kalblerini böyle mühürler. (30/59)
Kim de inkâr ederse, artık
onun inkârı seni hüzne kaptırmasın. Onların dönüşü bizedir,
artık biz de onlara yaptıklarını haber vereceğiz. Şüphesiz
Allah, sinelerin özünde saklı olanı bilendir. (31/23)
Sonra onu 'düzeltip bir
biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak,
gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (32/9)
Allah, bir adamın kendi
(göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize
benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz)
eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da
sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla
söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola
yöneltip-iletir. (33/4)
Onları (evlat edindiklerinizi)
babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah katında daha
adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde
sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda
ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin
kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir. (33/5)
Hani onlar, size hem üstünüzden,
hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler
hançereye gelip dayanmıştı ve siz Allah hakkında (birtakım)
zanlarda bulunuyordunuz. (33/10)
Hani, münafık olanlar
ve kalplerinde hastalık bulunanlar: " Allah ve Resulü, bize
boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.
(33/12)
Kitap ehlinden onlara
arka çıkanları da kalelerinden indirdi ve onların kalplerine
korku düşürdü. Siz (onlardan) bir kısmını öldürüyordunuz,
bir kısmını ise esir alıyordunuz. (33/26)
Ey peygamberin kadınları,
siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız,
artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık
bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin.
(33/32)
Onlardan dilediğini geri
bırakır, dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin; ayrıldıklarından,
istek duyduklarına (dönmende) senin için bir sakınca yoktur.
Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına ve kendilerine
verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın (en uygun)
olan budur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir,
halimdir. (33/51)
Ey iman edenler (rastgele)
Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir başka iş için girmişseniz
ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız
zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın.
Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden
utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz.
Onlardan (peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz
zaman, perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için
de, onların kalpleri için de daha temizdir. Allah'ın Resûlü'ne
eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız size
ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü böyle yapmanız, Allah
katında çok büyük (bir günah)tır. (33/53)
Andolsun, eğer münafıklar,
kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık
yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek
olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada
seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler. (33/60)
O'nun katında izin verdiğinin
dışında (hiç kimsenin) şefaati yarar sağlamaz. En sonunda
kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz
ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yücedir,
çok büyüktür. (34/23)
De ki: "Şüphesiz Rabbim
hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar.
O, gaybleri bilendir. (34/48)
Şüphesiz Allah, göklerin
ve yerin gaybını bilendir. Gerçek şu ki O, sinelerin özünde
(saklı) olanı bilir. (35/38)
Hani o, Rabbine arınmış
(selim) bir kalp ile gelmişti. (37/84)
Eğer inkâr edecek olursanız,
artık şüphesiz Allah size karşı hiçbir ihtiyacı olmayandır
ve O, kulları için inkâra rıza göstermez. Ve eğer şükrederseniz,
sizin (yararınız) için ondan razı olur. hiçbir günahkar,
bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz,
böylece yaptıklarınızı size haber verecektir. Şüphesiz O,
sinelerin özünde saklı olanı bilendir. (39/7)
Allah, kimin göğsünü İslam'a
açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil
mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış
olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.
(39/22)
Allah, müteşabih (benzeşmeli),
ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine
karşı içleri titreyerek-korkanların O'ndan derileri ürperir.
Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı)
yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla
dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık
onun için de bir yol gösterici yoktur. (39/23)
Sadece Allah anıldığı
zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa
O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar. (39/45)
Onları, yaklaşmakta olan
güne karşı uyar; o zaman yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur
dururlar. Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne sözü yerine
getirebilir bir şefaatçi yoktur. (40/18)
Ki onlar, Allah'ın ayetleri
konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele
edip dururlar. (Bu,) Allah katında da, iman edenler katında
da büyük bir öfke (sebebi)dir. İşte Allah, her mütekebbir
zorbanın kalbini böyle mühürler." (40/35)
Dediler ki: "Bizi kendisine
çağırdığın şeye karşı kalblerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda
bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık
sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz."
(41/5)
Yoksa onlar: "Allah'a
karşı yalan düzüp-uydurdu"mu diyorlar? Oysa eğer Allah dilerse
senin de kalbini mühürler. Allah, batılı yok edip-ortadan
kaldırır ve kendi kelimeleriyle hakkı hak olarak pekiştirir
(gerçekleştirir). Çünkü O, sinelerin özünde olanı bilendir.
(42/24)
Şimdi sen, kendi hevasını
ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı,
kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde
çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim
hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?
(45/23)
Andolsun, biz onları,
sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde (size
vermediğimiz güç ve iktidar imkanlarıyla) yerleşik kıldık
ve onlara işitme, görme (duygularını) ve gönüller verdik.
Ancak ne işitme, ne görme (duyuları) ve ne gönülleri kendilerine
herhangi bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini
inkar ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşattı.
(46/26)
Onlardan kimi gelip seni
dinler. Nitekim yanından çıkıp-gittikleri zaman, ilim verilenlere
derler ki: "O biraz önce ne söyledi?" İşte onlar; Allah,
onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva (istek
ve tutku)larına uymuşlardır. (47/16)
İman edenler, derler ki:
"(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?" Fakat,
içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği
zaman, kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı
çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa
onlara evla (olan): (47/20)
Öyle olmasa, Kur'an'ı
iyiden iyiye düşünmezler miydi? Yoksa birtakım kalpler üzerinde
kilitler mi vurulmuş? (47/24)
Yoksa kalplerinde hastalık
bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını
mı sandılar? (47/29)
Mü'minlerin kalplerine,
imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu
ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır:
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (48/4)
Bedevilerden geride bırakılanlar,
sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul
etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar, kalplerinde
olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Şimdi Allah,
size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa,
sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir?
Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır." (48/11)
Hayır, siz Peygamberin
ve mü'minlerin, ailelerine ebedi olarak bir daha dönmeyeceklerini
zannettiniz; bu, kalplerinizde çekici kılındı ve kötü bir
zan ile zanda bulundunuz da, yıkıma uğramış bir topluluk
oldunuz. (48/12)
Andolsun, Allah, sana
o ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur,
kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu
ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık)
olarak vermiştir. (48/18)
Hani o inkâr edenler,
kendi kalplerinde, 'öfkeli soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti),
cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları
zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi
teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları
"takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten
onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla
bilendir. (48/26)
Şüphesiz, Allah'ın Resûlü'nün
yanında seslerini alçak tutanlar; işte onlar, Allah kalplerini
takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve
büyük bir ecir vardır. (49/3)
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü
içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette
sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu
kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkârı, fıskı
ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş
(irşad) olanlardır. (49/7)
Bedeviler, dedi ki: "İman
ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (Müslüman
veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş
değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederseniz, O,
sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (49/14)
Görmediği halde Rahman'a
karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş'
bir kalb ile gelen içindir. (50/33)
Hiç şüphesiz, bunda, kalbi
olan ya da bir şahid olarak kulak veren kimse için elbette
bir öğüt (zikir) vardır. (50/37)
İman edenlerin, Allah'ın
ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin 'saygı ve
korku ile yumuşaması' zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce
kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir
süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi
olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı. (57/16)
Sonra onların izleri üzerinde
elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı
da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin
kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak)
Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik).
Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna
da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman
edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
(57/27)
Allah'a ve ahiret gününe
iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a
ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk)
bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları,
ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun.
Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış
ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları,
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz
olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar
da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır.
Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını
gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)
Kitap Ehlinden inkâr edenleri
ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Onların çıkacaklarını
siz sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan
koruyacağını sanmışlardı. Böylece Allah(ın azabı) da, onlara
hesaba katmadıkları bir yönden geldi, yüreklerine korku
saldı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle
tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın.
(59/2)
Bir de onlardan sonra
gelenler, derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman
etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman
edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen,
çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin." (59/10)
Onlar, iyice korunmuş
şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu
bir halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çarpışmaları ise
pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri
paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim
olmaları dolayısıyla böyledir. (59/14)
Hani Musa, kavmine demişti
ki: "Ey kavmim, gerçekten benim sizin için Allah'tan gönderilmiş
bir elçi olduğumu bildiğiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?"
İşte onlar eğrilip-sapınca Allah da onların kalplerini eğriltip
saptırmış oldu. Allah, fasık bir kavmi hidayete erdirmez.
(61/5)
Bu, onların iman etmeleri
sonra inkâr etmeleri dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin
üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar. (63/3)
Allah'ın izni olmaksızın
hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah'a iman
ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, herşeyi bilendir.
(64/11)
Eğer sizler (Peygamberin
iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz
eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi
olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril
ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından
melekler de onun destekçisidirler. (66/4)
Sözünüzü ister gizleyin,
ister açığa vurun. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı duranı
bilendir (67/13)
De ki: "Sizi inşa eden
(yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne
az şükrediyorsunuz?" (67/23)
Biz o ateşin koruyucularını
meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr
edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine
kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin
de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman
edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık
olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle
neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır,
dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendisinden
başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca
bir öğüttür. (74/31)
O gün yürekler (dehşet
içinde) hoplayacak. (79/8)
Asla, hayır; onların kazandıkları,
kalpleri üzerinde pas tutmuştur. (83/14)
Ki o, yüreklerin üstüne
tırmanıp çıkar. (104/7)
'Sinsice, kalplere vesvese
ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden. (114/4)
Kalpleri
Isındırılacaklar
Sadakalar -Allah'tan bir
farz olarak- yalnızca fakirler düşkünler (zekat) işinde
görevli olanlar kalbleri ısındırılacaklar köleler borçlular
Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah
bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (9/60)
Hani Rabbin, Adem oğullarının
sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine
karşı şahidler kılmıştı: "Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?"
(demişti de) onlar: "Evet şahid olduk" demişlerdi. (Bu)
Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.
Ya da: "Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz
ise onlardan sonra gelme bir kuşağız; işleri batıl olanların
yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?" dememeniz
için. (7/172-173)
Onlar için demirden kamçılar
vardır. (22/21)
Bundan dolayı, Rabbin,
onların üzerine bir azab kamçısı çarpıverdi. (89/13)
Sakın onlardan bazılarını
yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne
kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger. (15/88)
Ve mü'minlerden, sana
tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger. (26/215)
Elini koynuna sok, kusursuz
olarak bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını
kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun
ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten
onlar, fasık bir topluluktur." (28/32)
Hamd, gökleri ve yeri
yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler
kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz
Allah, herşeye güç yetirendir. (35/1)
Onlar, üstlerinde dizi
dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları
Rahman (olan Allah')tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz
O, herşeyi hakkıyla görendir. (67/19)
De ki: "O bizim de Rabbimiz,
sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla)
tartışmalara mı giriyorsunuz? Bizim amellerimiz bizim, sizin
de amelleriniz sizindir. Biz, O'na gönülden bağlanmış (muhlis)
olanlarız." (2/139)
Ey insanlar Rabbinizden
size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apaçık bir
nur (Kur'an) indirdik. (4/174)
Andolsun kadın onu arzulamıştı,
-eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını
görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle
biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil
gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı. (12/24)
Kim Allah ile beraber
ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın
başka bir ilaha taparsa, artık onun hesabı Rabbinin katındadır.
Şüphesiz inkâr edenler kurtuluşa eremezler. (23/117)
Şüphesiz o, ne kötü bir
karargah ve ne kötü bir konaklama yeridir." (25/66)
Orda ebedi olarak kalıcıdırlar;
o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir.
(25/76)
Evlerinizde vakarla-oturun
(evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın
süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın;
namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine
itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri
(günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
(33/33)
|