kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Ey iman edenler, öldürülenler
hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı
özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin
(hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi
veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken)
örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle
(diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir
rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun
için elem verici bir azab vardır. (2/178)
Hem dünya (konusun)da,
hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki:
"Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları
aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir.
Allah bozgun (fesad) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırdeder).
Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah
güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (2/220)
Allah'ın ipine hepiniz
sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki
nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin
arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler
olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken,
oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye,
Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (3/103)
Ey iman edenler, inkâr
edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları
sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi,
öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu onların
kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve
öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (3/156)
Onlar, kendileri oturup
kardeşleri için: "Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi"
diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden
savın öyleyse." (3/168)
Çocuklarınız konusunda
Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer
onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu
durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye
bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir,
çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda
annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman
annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin)
Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır.
Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar
bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar)
Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/11)
Eşlerinizin, eğer çocukları
yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları
varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları)
borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir.
Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte
biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa
geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır.
(Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun
düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın,
çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi
bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer
bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette
ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın
onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir,
Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır. (4/12)
Sizlere anneleriniz, kızlarınız,
kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin
kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz,
süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle
(gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz
altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz,
size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik)
haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/23)
Senden fetva isterler.
De ki: "Allah, 'çocuksuz ve babasız olanın (kelale'nin)'
mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok
da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız
kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi
(erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise,
geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar)
erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin
iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar.
Allah, herşeyi bilendir. (4/176)
(Musa:) "Rabbim, gerçekten
kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse
bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır." dedi. (5/25)
Sonunda nefsi ona kardeşini
öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı;
böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.
(5/30)
Derken, Allah, ona, yeri
eşiyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir
karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar
olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık
o, pişman olmuştu. (5/31)
Babalarından, soylarından
ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik
ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (6/87)
(Allah) diyecek: "Cinlerden
ve insanlardan sizden önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe
girin." Her bir ümmet girişinde kardeşini (kendi benzerini)
lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca,
en sonra yer alanlar, en önde gelenler için: "Rabbimiz,
işte bunlar bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat arttırılmış
bir azab ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için kat kattır.
Ancak siz bilmezsiniz" diyecek. (7/38)
Ad (toplumuna da) kardeşleri
Hud'u (gönderdik.) (Hud, kavmine:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk
edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Hala korkup-sakınmayacak
mısınız?" dedi. (7/65)
Semud (toplumuna da) kardeşleri
Salih'i (gönderdik. Salih:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin,
sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık
bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size
bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın,
ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar"
dedi. (7/73)
Medyen (toplumuna da)
kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: "Ey
kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız
yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir.
Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını)
eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha)
konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın.
Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız." (7/85)
Dediler ki: "Onu ve kardeşini
şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı ertele), şehirlere
de toplayıcılar yolla"; (7/111)
Musa ile otuz gece için
sözleştik ve ona bir on daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği
süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a "Kavmimde
benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma"
dedi. (7/142)
Musa kavmine oldukça kızgın,
üzgün olarak döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü
temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle
mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup
kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu
topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve
neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları
sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla
birlikte kılma (sayma)" dedi. (7/150)
(Musa yalvarıp) Dedi ki:
"Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat.
Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın." (7/151)
(Şeytan'ın) Kardeşleri
ise, onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar.
(7/202)
Eğer onlar tevbe edip
namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin
dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (9/11)
Ey iman edenler, eğer
imana karşı inkârı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı
ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli
edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir. (9/23)
De ki: "Eğer babalarınız,
çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız
mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza
giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun
yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın
emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna
hidayet vermez. (9/24)
Musa ve kardeşine (şöyle)
vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi
namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı
dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele." (10/87)
Ad (halkına da) kardeşleri
Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin,
sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar)
düzenlerden başkası değilsiniz. (11/50)
Semud (halkına da) kardeşleri
Salih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet
edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden
(topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse
O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz
benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir." (11/61)
Medyen (halkına da) kardeşleri
Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet
edin, O'ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik
tutmayın; gerçekten sizi bir 'bolluk ve refah (hayır)' içinde
görüyorum. Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün
azabından korkuyorum." (11/84)
(Babası) Demişti ki: "Oğlum,
rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar.
Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır." (12/5)
Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde
soranlar için ayetler (ibretler) vardır. (12/7)
Onlar şöyle demişti: "Yusuf
ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz,
birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça
bir şaşkınlık içindedir." (12/8)
(Kuraklık başlayınca)
Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları
halde kendisi onları hemen tanıdı. (12/58)
Onların erzak yüklerini
hazırlayınca dedi ki: "Bana babanızdan olan kardeşinizi
getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben
konukseverlerin en hayırlısıyım." (12/59)
Böylelikle babalarına
döndükleri zaman, dediler ki: "Ey babamız, ölçek bizden
engellendi. Bu durumda kardeşimizi bizimle gönder de erzağı
alalım. Onu mutlaka koruyacağız." (12/63)
Dedi ki: "Daha önce kardeşi
konusunda size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında
size güvenir miyim? Allah en hayırlı koruyucudur ve O, esirgeyenlerin
esirgeyicisidir." (12/64)
Erzak yüklerini açıp da
sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde,
dediler ki: "Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz
bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz,
kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz.
Bu (aldığımız) az bir ölçektir." (12/65)
Yusuf'un yanına girdikleri
zaman, o, kardeşini bağrına bastı; "Ben" dedi. "Senin gerçekten
kardeşinim. Artık onların yaptıklarına üzülme." (12/69)
Erzak yüklerini kendilerine
hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı,
sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "Ey kafile, sizler gerçekten
hırsızsınız." (12/70)
Böylece (Yusuf) kardeşinin
kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra
onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle
bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki
kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın
dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.
Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.
(12/76)
Dediler ki: "Şayet çalmış
bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı." Yusuf
bunu kendi içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı
(ve içinden): "Siz daha kötü bir konumdasınız" dedi. "Sizin
düzmekte olduklarınızı Allah daha iyi bilir." (12/77)
"Oğullarım, gidin de Yusuf
ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin
ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan
başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez." (12/87)
(Yusuf) Dedi ki: "Sizler,
cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor
musunuz?" (12/89)
"Sen gerçekten Yusuf musun,
sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da
kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufda bulundu. Gerçek
şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte
bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz." (12/90)
Babasını ve annesini tahta
çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki:
"Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim
onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan
çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra,
(O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini
pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm
ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
Bu, sana (ey Muhammed)
vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un
kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe
topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.
(12/102)
Onların göğüslerinde kinden
(ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar
üzerinde karşı karşıyadırlar. (15/47)
Çünkü saçıp-savuranlar,
şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine karşı
nankördür. (17/27)
"Ey Harun'un kız kardeşi,
senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz
(bir kadın) değildi." (19/28)
Ona rahmetimizden kardeşi
Harun'u da bir peygamber olarak armağan ettik. (19/53)
"Kardeşim Harun'u" (20/30)
"Hani kız kardeşin gezinip;
"Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?"
demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki,
gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün
de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden
geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın,
sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa." (20/40)
"Sen ve kardeşin ayetlerimle
gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın. (20/42)
Sonra Musa ve kardeşi
Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik. (23/45)
Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da
babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından
ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından
ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.
Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki
felah bulursunuz." (24/31)
Kör olana güçlük yoktur,
topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur;
sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın
evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin
evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın
evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden,
teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden)
ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur.
Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur.
Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir
yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah,
size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız.
(24/61)
Andolsun, biz Musa'ya
kitabı verdik ve onunla birlikte kardeşi Harun'u yardımcı
kıldık. (25/35)
Dediler ki: "Bunu ve kardeşini
oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder," (26/36)
Hani onlara kardeşleri
Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti. (26/106)
Hani onlara kardeşleri
Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti. (26/124)
Hani onlara kardeşleri
Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti. (26/142)
Hani onlara kardeşleri
Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti. (26/161)
Andolsun, biz Semud (kavmine
de) kardeşleri Salih'i: "Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye
(demek üzere) gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbirlerine
düşman kesilmiş iki gruptur. (27/45)
Ve onun kız kardeşine:
"Onu izle," dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken
onu uzaktan gözetledi. (28/11)
Biz, daha önce ona süt
analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza
onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek)
bir aileyi size bildireyim mi?" dedi. (28/12)
"Ve kardeşim Harun; dil
bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle
birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü
onların beni yalanlamalarından korkuyorum." (28/34)
(Allah) Dedi ki: "Pazunu
kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz; sizin ikinize de
öyle bir 'güç ve yetki' vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde
size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız."
(28/35)
Medyen'e de kardeşleri
Şuayb'ı (gönderdik) Böylece dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a
kulluk edin ve ahiret gününü umud edin ve yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın." (29/36)
Onları (evlat edindiklerinizi)
babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah katında daha
adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde
sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda
ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin
kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir. (33/5)
Gerçekten Allah, içinizden
alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir.
Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler. (33/18)
Onlar için babaları, oğulları,
kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin
oğulları, kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri)
hakkında bir sakınca yoktur. (Ey Müslüman kadınlar) Allah'tan
sakının. Şüphesiz Allah, herşeye şahid olandır. (33/55)
"Bu benim kardeşimdir,
doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var.
Buna rağmen "Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi
ve bana, konuşmada üstün geldi." (38/23)
Ad'ın kardeşini hatırla;
onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti;
hani o, Ahkaf'taki kavmini: "Allah'tan başkasına kulluk
etmeyin, gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından
korkarım" diye uyarmıştı. (46/21)
Mü'minler ancak kardeştirler.
Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan
korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (49/10)
Ey iman edenler, zandan
çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin
(birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin
gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz,
ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz.
Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul
edendir, çok esirgeyendir. (49/12)
Ad, Firavun ve Lut'un
kardeşleri, (50/13)
Allah'a ve ahiret gününe
iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a
ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk)
bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları,
ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun.
Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış
ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları,
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz
olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar
da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır.
Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını
gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)
Kendilerinden önce o yurdu
(Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler
ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden
dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde
bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine
tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (59/9)
Bir de onlardan sonra
gelenler, derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman
etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman
edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen,
çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin." (59/10)
Münafıklık edenleri görmüyor
musun ki, Kitap Ehlinden inkâr eden kardeşlerine derler
ki: "Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız,
mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan
hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. "Eğer size karşı
savaşılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah, şahidlik
etmektedir ki onlar, gerçekten yalancıdırlar. (59/11)
Kendi eşini ve kardeşini,
(70/12)
Kişi o gün, kendi kardeşinden
kaçar; (80/34)
Derken, Allah, ona, yeri
eşiyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir
karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar
olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık
o, pişman olmuştu. (5/31)
Karı-Kocanın
Arasını Düzeltmek
(Kadın ile kocanın) Aralarının
açılmasından korkarsanız bu durumda erkeğin ailesinden bir
hakem kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar (arayı)
düzeltmek isterlerse Allah da aralarında başarı sağlar.
Şüphesiz Allah bilendir haberdar olandır. (4/35)
Allah'ın indirdiği Kitaptan
bir şeyi gözardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir
şeyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında ateşten
başkası değildir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve
onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azab vardır. (2/174)
Hani İmran'ın karısı:
"Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe
kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz
işiten bilen Sensin Sen" demişti. (3/35)
Sizin için hayvanlarda
da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki
fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin
boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.
(16/66)
Allah, sizi annelerinizin
karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz
diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (16/78)
Allah, her canlıyı sudan
yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi
iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde
yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah,
herşeye güç yetirendir. (24/45)
Onun karnında (insanların)
dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı. (37/144)
Nihayet karınca vadisine
geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu,
kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında
olmaksızın sizi kırıp-geçmesin." (27/18)
Semud ve Ad (toplumları),
kâria'yı yalan saydılar. (69/4)
Gerçek şu ki Karun Musa'nın
kavmindendi ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz ona öyle
hazineler vermiştik ki anahtarları birlikte (taşımaya) davranan
güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti
ki: "Şımararak sevinme çünkü Allah şımararak sevince kapılanları
sevmez." "Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara dünyadan
da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği
gibi sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama.
Çünkü Allah bozgunculuk yapanları sevmez." Dedi ki: "Bu
bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." Bilmez
mi ki gerçekten Allah kendisinden önceki nesillerden kuvvet
bakımından kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı bakımından
daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan
kendi günahları sorulmaz. Böylelikle kendi ihtişamlı-süsü
içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte
olanlar: "Ah keşke Karun'a verilenin bir benzeri bizim de
olsaydı. Gerçekten o büyük bir pay sahibidir" dediler. Kendilerine
ilim verilenler ise: "Yazıklar olsun size Allah'ın sevabı
iman eden ve salih amellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır;
buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz" dediler. Sonunda
onu da konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a
karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o kendi
kendine yardım edebileceklerden de değildi. Dün onun yerinde
olmayı dileyenler sabahladıklarında: "Vay demek ki Allah
kullarından dilediğinin rızkını genişletip-yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır.
Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı bizi de şüphesiz batırırdı.
Vay demek gerçekten inkâr edenler felah bulamaz" demeye
başladılar. İşte ahiret yurdu; biz onu yeryüzünde büyüklenmeyenlere
ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel)
Sonuç takva sahiplerinindir. (28/76-83)
Karun'u, Firavun'u ve
Haman'ı da (yıkıma uğrattık). Andolsun, Musa onlara apaçık
delillerle gelmişti, ancak yeryüzünde büyüklendiler. Oysa
onlar (azabtan kurtulup) geçecek değillerdi. (29/39)
Firavun'a, Haman'a ve
Karun'a. Ama onlar: (Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür"
dediler. (40/24)
(Yine) Böylece ikisi yola
koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat
(kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada)
yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa
etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık
bir ücret alabilirdin." (18/77)
Eğer dilemiş olsaydık,
her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik. (25/51)
Hangi biriniz ister ki,
altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi
olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun;
fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf
ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine)
ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah
size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz. (2/266)
Kara tarafında sizi yerin
dibine geçirmeyeceğinden veya üzerinize taş yığınları yüklü
bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? Sonra kendinize
bir vekil bulamazsınız. (17/68)
Böylece biz de onlara
dünya hayatında aşağılanma azabını taddırmak için, o uğursuz
(felaketler yüklü) günlerde üzerlerine 'kulakları patlatan
bir kasırga' gönderdik. Ahiret azabı ise daha (büyük) bir
aşağılanmadır. Ve onlara yardım edilmeyecektir. (41/16)
Biz, o uğursuz (felaket
yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine 'kulakları patlatan
bir kasırga' gönderdik. (54/19)
Biz de onların üzerine
taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini
(bu azabtan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık;
(54/34)
Ad (halkın)a gelince;
onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler.
(69/6)
Sonra kaşlarını çattı
ve yüzünü ekşitti. (74/22)
Yanlarına vardıkları zaman,
birbirlerine kaş-göz ederlerdi. (83/30)
Arkadan çekiştirip duran,
kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline;
(104/1)
Onlara binmeniz ve süs
için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha
sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? (16/8)
Ey iman edenler, belirli
bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan
bir katip doğru olarak yazsın, katip Allah'ın kendisine
öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak
olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın,
ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu),
düşük akıllı ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya güç
yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden
de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza
göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona
hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları
zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle
birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahitlik
için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır.
Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız
ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca
yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da,
şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz
için fısk (zulüm ve günah)tır. Allah'tan sakının. Allah
size öğretiyor. Allah herşeyi bilendir. (2/282)
Eğer yolculukta iseniz
ve katip bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter).
Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven
duyulan, Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini ödesin.
Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz,
onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.
(2/283)
Katiplerin ellerinde.
(80/15)
Hacc, bilinen aylardır.
Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se,
(bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya
girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah,
onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır.
Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup-sakının. (2/197)
(Musa) Halkının haberi
olmadığı bir zamanda şehre girdi, orda kavga etmekte olan
iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından, şu da düşmanlarından.
Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı
ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk attı ve
işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir;
o, gerçekten açıkca saptırıcı bir düşmandır" dedi. (28/15)
Güzel şehrin bitkisi,
Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise kavruktan başkası
çıkmaz. İşte biz, şükreden bir topluluk için ayetleri böyle
çeşitli biçimlerde açıklıyoruz. (7/58)
(Genç-yardımcısı) Dedi
ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum.
Onu hatırlamamı Şeytan'dan başkası bana unutturmadı; o da
şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu." (18/63)
Ey oğlum, (yaptığın iş)
gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister
bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde)
de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz
Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır." (31/16)
Azıcık verdi ve gerisini
kaya gibi sımsıkı elinde tuttu. (53/34)
Ve vadilerde kayaları
oyup biçen Semud'a? (89/9)
Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa,
Allah her birine 'genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından'
kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) Allah, (rahmetiyle) geniş
olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (4/130)
Kaynaktan (doldurulmuş)
kadehlerle çevrelerinde dolaşılır. (37/45)
Görmüyor musun; gerçekten
Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara
yürütüp-geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler
çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün.
Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz bunda,
temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders
(zikr) vardır. (39/21)
Yeri de 'coşkun kaynaklar'
halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı
(hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti. (54/12)
Allah'ın kullarının kendisinden
içtikleri bir kaynak; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtırlar.
(76/6)
Bir kaynak ki, yakınlaştırılmış
(mukarreb) olanlar ondan içer. (83/28)
Kaynar bir kaynaktan içirilirler.
(88/5)
Orda 'durmaksızın akan'
bir kaynak vardır. (88/12)
Onlardan önce Nuh kavmi,
Ad ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı. (38/12)
Dağları da birer kazık?
(78/7)
Ve kazıklar (ehramlar)
sahibi Firavun'a? (89/10)
Sekiz çift; koyundan iki,
keçiden de iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı? Yoksa
iki dişiyi mi, ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini
kapsadığı (yavruları) mı? Eğer doğru sözlüler iseniz bana
bir ilimle haber verin." (6/143)
Biz onda, onların üzerine
yazdık: Can'a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak,
dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır.
Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir
keffarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte
onlar, zalim olanlardır. (5/45)
Allah sizi, yeminlerinizdeki
'rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu
tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı
sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere
yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya
da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır.
(Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu,
yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir.
Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar,
umulur ki şükredersiniz. (5/89)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken
avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden)
öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir.
Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden
adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak
veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle
işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı
bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır.
Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir. (5/95)
Dediler ki: "Hükümdarın
su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan
olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim." (12/72)
Ahidleştiğiniz zaman,
Allah'ın ahdini yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri
bozmayın; çünkü Allah'ı üzerinize kefil kılmışsınızdır.
Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. (16/91)
Ya da altı üstüne gelmiş,
ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti
ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?"
Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu
diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün
veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz
yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz
bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara
ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl
bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?"
dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra
dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, herşeye
güç yetirendir." (2/259)
Yahudi olanlara her tırnaklı
(hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına
veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında
iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka
tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık.
Biz şüphesiz doğru olanlarız. (6/146)
Dediler ki: "Biz kemikler
haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten
biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" (17/49)
Bu, şüphesiz, onların
ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "Biz kemikler haline geldikten,
toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni
bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık cezalarıdır.
(17/98)
Demişti ki: "Rabbim, şüphesiz
benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu;
ben sana dua etmekle mutsuz olmadım." (19/4)
Orda kendileri için, 'kemikleri
çatırdatan inlemeler' vardır. Onlar orda işitmezler de.
(21/100)
Sonra o su damlasını bir
alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre
topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra
o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere
de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik.
Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. (23/14)
O, öldüğünüz, toprak ve
kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip)
çıkarılacağınızı mı va'dediyor?" (23/35)
Dediler ki: "Öldüğümüz,
bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi
diriltilecek mişiz?" (23/82)
Kendi yaratılışını unutarak
bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu
kemikleri kim diriltecekmiş?" (36/78)
Biz öldüğümüz, toprak
ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
(37/16)
Bizler öldüğümüz, toprak
ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip
sonra da) sorguya çekilecekmişiz?" (37/53)
Ve derlerdi ki: "Biz öldüğümüz,
toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
(56/47)
İnsan, onun kemiklerini
bizim kesin olarak bir araya getirmeyeceğimizi mi sanıyor?
(75/3)
Hayır; can, köprücük kemiğine
gelip dayandığı zaman, (75/26)
Biz çürüyüp dağılmış kemikler
olduğumuz zaman mı?" (79/11)
(Bu su,) Bel kemiği ile
kaburgalar arasında(ki organlar)dan çıkar. (86/7)
Şüphesiz, biz sana Kevser'i
verdik. (108/1)
birtakım beyinsiz insanlar:
"Onları daha önceki kıblelerinden çeviren nedir?" diyecekler.
De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da. O dilediğini doğru
yola yöneltir." (2/142)
Böylece biz sizi, insanlara
şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber
de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun
(yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları
üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırdetmek içindir. Doğrusu
(bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar
için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak
değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.
(2/143)
Biz, senin yüzünü çok
defa göğe doğru çevirip- durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette
seni hoşnud olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i
Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun
yönüne çevirin. Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler,
tartışmasız bunun Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu
elbette bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
(2/144)
Andolsun, kendilerine
kitap verilenlere her ayeti (delili) getirsen, yine onlar
senin kıblene uymaz; sen de onların kıblelerine uyacak değilsin.
Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine (bile) uymaz.
Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva
(istek ve tutku)larına uyacak olursan, o zaman gerçekten
zalimlerden olursun. (2/145)
Her nereden çıkarsan yüzünü
Mescid-i Haram yönüne çevir. (Siz de) Her nerede olursanız
yüzünüzü onun yönüne çevirin. Öyle ki, onlardan zulmedenlerin
dışında insanların size karşı bir delilleri olmasın. Onlardan
korkmayın, Benden korkun üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım.
Umulur ki, hidayete erersiniz. (2/150)
Ey iman edenler, içinizden
kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine)
kendisinin onları sevdiği, onların da kendisine sevdiği
mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü
ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından
korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır,
onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır,
bilendir. (5/54)
(Allah) Dedi: "Kınanıp
alçaltılmış ve kovulmuş olarak ordan çık. Andolsun, onlardan
kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım." (7/18)
Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle
kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad
istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine
emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak
ve elbette küçük düşürülenlerden olacak." (12/32)
Dedi ki: "Bugün size karşı
sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin
(en) merhametlisidir." (12/92)
İş hükme bağlanıp-bitince,
şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti,
ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim.
Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi
çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın,
siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de
beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı
da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır."
(14/22)
Kim çarçabuk olanı (geçici
dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi
çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona,
kınanmış ve kovulmuş olarak gider. (17/18)
Allah ile beraber başka
ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız
ve yardımcısız) bırakılmış olursun. (17/22)
Elini boynunda bağlanmış
olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret
(pişmanlık) içinde kalakalırsın. (17/29)
Bunlar, Rabbinin sana
hikmet olarak vahyettiği şeylerdir. Rabbin ile beraber başka
ilahlar kılma yoksa yerilmiş kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsın.
(17/39)
Ancak eşleri ya da sağ
ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu
konuda kınanmış değillerdir. (23/6)
Derken onu balık yutmuştu,
oysa o kınanmıştı. (37/142)
Bunun üzerine, Biz onu
ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak
işler yapıyordu.' (51/40)
Öyleyse sen, onlardan
yüz çevir; artık kınanacak değilsin. (51/54)
Şimdi birbirlerine karşı
kendilerini kınamaya başladılar. (68/30)
Eğer Rabbinden bir nimet
ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda
(karaya) atılmış olacaktı. (68/49)
Ancak kendi eşleri ya
da sağ ellerinin malik olduğu başka; çünkü onlar (bunlardan
dolayı) kınanmazlar. (70/30)
Ve yine hayır; kendini kınayıp duran
nefse de and ederim. (75/2)
|