kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Ey iman edenler, öldürülenler
hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı
özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin
(hangi katilin) lehine onun (maktulün) kardeşi (varisi veya
velisi) tarafından bağışlanırsa artık (yapılması gereken)
örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle
(diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir
rahmettir. Artık kim, bundan sonra tecavüzde bulunursa onun
için elem verici bir azab vardır. (2/178)
Ey temiz akıl sahipleri,
kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız.
(2/179)
Eğer ceza verecekseniz
size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz
andolsun bu sabredenler için daha hayırlıdır. (16/126)
Dedi ki: "Rabbim, bana
gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl
bir oğlum olabilir?" "Böyledir" dedi, "Allah dilediğini
yapar." (3/40)
Doğrusu ben, arkamdan
gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da
bir kısır (kadın)dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı
armağan et." (19/5)
Dedi ki: "Rabbim, karım
kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben
de yaşlılığın son basamağındayım." (19/8)
Veya erkekler ve dişiler
olarak çift (ikiz) verir. Dilediğini kısır bırakır. Gerçekten
O bilendir, güç yetirendir. (42/50)
Böylece karısı çığlıklar
kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın
(mı doğum yapacakmış)?" dedi. (51/29)
Allah'ın kullarından,
dilediğine kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak
ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla,
nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab
üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azab
vardır. (2/90)
Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine
gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan)
kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkâra döndürmek
arzusunu duydular. Fakat, Allah'ın emri gelinceye kadar
onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin.
Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (2/109)
İnsanlar tek bir ümmetti.
Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi
ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler
konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi.
Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine
karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa
düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece
Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe
kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya
yöneltir. (2/213)
Hiç şüphesiz din, Allah
katında İslam'dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim
geldikten sonra, aralarındaki 'kıskançlık ve hakka başkaldırma'
(bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini
inkâr ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk
görendir. (3/19)
Yoksa onlar, Allah'ın
kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?
Doğrusu biz, İbrahim ailesine Kitabı ve hikmeti verdik;
onlara büyük bir mülk de verdik. (4/54)
Eğer bir kadın, kocasının
nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa,
barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca
yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa
ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer
iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır. (4/128)
(Savaştan) Geride bırakılanlar,
siz ganimetleri almaya gittiğiniz zaman diyeceklerdir ki:
"Bizi bırakın da sizi izleyelim." Onlar, Allah'ın kelamını
değiştirmek istiyorlar. De ki: "Siz, kesin olarak bizim
izimizden gelemezsiniz. Allah, daha evvel böyle buyurdu."
Bunun üzerine: "Hayır, bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler.
Hayır, onlar pek az anlayan kimselerdir. (48/15)
O, gayb (haberlerin)e
karşı (söylediklerinden dolayı) suçlanamaz (ya da cimrilikte
bulunup kıskançlık yapmaz.) (81/24)
Ölü eti, kan, domuz eti,
Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek
bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,-
dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla
yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden
(dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi
kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size
din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha
eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek
kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
Bunlar, sana doğru haber
(kıssa) olarak aktardığımız (geçmişteki) nesillerin haberleridir.
Onlardan kimi ayakta kalmış, (hala izleri var, kimi de)
biçilmiş ekin (gibi yerlebir edilmiş, kalıntısı silinmiş)
dir. (11/100)
Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle,
en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana
aktarıyoruz, oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın.
(12/3)
Andolsun, onların kıssalarında
temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp
uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin
doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması'
ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.
(12/111)
Yeryüzünde birbirine yakın
komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve
çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır;
ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına
üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir
topluluk için gerçekten ayetler vardır. (13/4)
Gerçekten o, sanki her
biri saray olan bir kıvılcım saçar. (77/32)
Onların kalpleri üzerinde
(sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam
ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve
yerin Rabbi'dir; ilah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle
tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin
dışına çıkarız." (18/14)
Hani biz İbrahim'e Evin
(Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:)
"Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler,
rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut." (22/26)
O, kıyam ettiğin zaman
seni görüyor. (26/218)
De ki: "Size bir tek öğüt
veriyorum: "Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam
etmeniz, sonra düşünmeniz. Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız
olan Peygamber)de hiçbir delilik yoktur. O, yalnızca sizi,
şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır." (34/46)
Kıyamet
Sonra (yine) siz, birbirinizi
öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve
günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve
size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz.
Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz,
Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz?
Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık
olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli
olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil
değildir. (2/85)
Yahudiler dediler ki:
"Hıristiyanlar bir şey (herhangi bir temel) üzere değillerdir";
Hıristiyanlar da: "Yahudiler bir şey üzere değillerdir"
dediler. Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler)
de, onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Artık
Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında
hüküm verecektir. (2/113)
Allah'ın indirdiği Kitaptan
bir şeyi gözardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir
şeyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında ateşten
başkası değildir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve
onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azab vardır. (2/174)
İnkar edenlere dünya hayatı
çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle
alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların
üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (2/212)
Hani Allah, İsa'ya demişti
ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni
Kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim
ve sana uyanları kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne
geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında
anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim."
(3/55)
Allah'ın ahdini ve yeminlerini
az bir değere karşılık satanlar... İşte onlar; onlar için
ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla
konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar
için acı bir azab vardır. (3/77)
Hiçbir peygambere, emanete
ihanet yaraşmaz. Kim ihanet ederse, kıyamet günü ihanet
ettiğiyle gelir. Sonra her nefis ne kazandıysa, (ona) eksiksiz
olarak ödenir. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. (3/161)
Allah'ın, bol ihsanından
kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri
için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için
şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır.
Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan
haberi olandır. (3/180)
Her nefis ölümü tadıcıdır.
Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir.
Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o
gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan
başka bir şey değildir. (3/185)
Rabbimiz, elçilerine va'dettiklerini
bize ver, kıyamet gününde de bizi 'hor ve aşağılık' kılma.
Şüphesiz Sen, va'dine muhalefet etmeyensin." (3/194)
Allah; O'ndan başka ilah
yoktur. Kendisinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde
sizleri muhakkak toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü
kimdir? (4/87)
İşte siz böylesiniz; dünya
hayatında onlardan yana mücadele ettiniz. Peki kıyamet günü
onlardan yana Allah'a mücadele edecek kimdir? Ya da onlara
vekil olacak kimdir? (4/109)
Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar.
Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle
birlikte değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse:
"Size üstünlük sağlamadık mı, mü'minlerden size (gelecek
tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah, kıyamet günü
aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde
kesinlikle yol vermez. (4/141)
Andolsun, Kitap ehlinden,
ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü,
o da onların aleyhine şahid olacaktır. (4/159)
Ve: "Biz Hıristiyanlarız"
diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine
hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece
biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık.
Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir. (5/14)
Gerçek şu ki, inkâr edenler,
yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha
onların olsa, bununla da kıyamet gününün azabından (kurtulmak
için) fidye vermeye kalkışsalar, yine onlardan kabul edilmez.
Onlar için acı bir azab vardır. (5/36)
Yahudiler: "Allah'ın eli
sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden
dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl
dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen,
onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkârlarını arttıracaktır.
Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık
ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş
alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa
çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (5/64)
De ki: "Göklerde ve yerde
olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti kendi
üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde
elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte
onlar inanmayanlardır. (6/12)
De ki: "Allah'ın kulları
için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?"
De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet
günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (7/32)
İşte o zaman Rabbin, onlara
en kötü azabı yapacak kimse(leri) kıyamet gününe kadar üzerlerine
mutlaka göndereceğini bildirdi. Şüphesiz, Rabbin (ceza ile)
sonuçlandırması pek çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayandır,
esirgeyendir. (7/167)
Hani Rabbin, Adem oğullarının
sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine
karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"
(demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin), şahid olduk" demişlerdi.
(Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.
(7/172)
Allah hakkında yalan uydurup
iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Allah,
insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların
çoğu şükretmezler. (10/60)
Ve bu dünyada da, kıyamet
gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten
Ad (halkı), Rablerine (karşı) inkâr ettiler. Haberiniz olsun;
Hud kavmi Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi).
(11/60)
O, kıyamet günü kavminin
önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda
vardıkları yer, ne kötü bir yerdir... (11/98)
Onlar, burda da, kıyamet
gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bağış, ne
kötü bir bağıştır. (11/99)
Şimdi bunlar, kendilerine
Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden
veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız
gelmesinden kendilerini güvende mi buldular? (12/107)
Kıyamet gününde kendi
günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının
bir kısmını yüklenmeleri için. Bak, ne kötü yük yükleniyorlar.
(16/25)
Sonra (Allah) kıyamet
günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında
(mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?"
Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugün, gerçekten
aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir." (16/27)
Cumartesi, ancak onda
ihtilafa düşenlere (farz) kılındı. Şüphesiz Rabbin, onların
ihtilaf ettikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında
hükmedecektir. (16/124)
Biz, her insanın kuşunu
(işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet
gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap
çıkarırız. (17/13)
hiçbir ülke (veya şehir)
olmasın ki, kıyamet gününden önce biz onu (ya) bir yıkıma
uğratacağız veya onu şiddetli bir azabla azablandıracağız;
bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır. (17/58)
Demişti ki: "Şu bana karşı
yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe
kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz
kendime bağlı kılacağım. (17/62)
Allah, kimi hidayete erdirirse,
işte o, hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için O'nun
dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü, biz onları
yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz.
Onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi sükun buldukça,
çılgın alevini onlara arttırırız. (17/97)
Böylece, Allah'ın va'dinin
hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını
bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına)
onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında
durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların
üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir."
Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine
mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler. (18/21)
Kıyamet-saati'nin kopacağını
da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam,
şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım." (18/36)
İşte onlar, Rablerinin
ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların
yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için
bir tartı tutmayacağız. (18/105)
De ki: "Kim sapıklık içindeyse,
Rahman, ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni
-ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin
yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış,
öğreneceklerdir. (19/75)
Ve onların hepsi, kıyamet
günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir. (19/95)
Şüphesiz, kıyamet-saati
yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını
alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim."
(20/15)
Kim bundan yüz çevirirse,
şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir. (20/100)
O (yükün altı)nda ebedi
olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü
bir yüktür. (20/101)
Kim de benim zikrimden
yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır
ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (20/124)
Biz ise, kıyamet gününe
ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir
şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona
(teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak biz yeteriz.
(21/47)
Onlar, Rablerine karşı
gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler
ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.'
(21/49)
Ey insanlar, Rabbinizden
korkup-sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük
bir şeydir. (22/1)
Gerçek şu ki, kıyamet-saati
yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah
kabirlerde olanları diriltecektir. (22/7)
Allah'ın yolundan saptırmak
amacıyla 'gururla salınıp-kasılarak' (bunu yapar); dünyada
onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı
ona taddıracağız. (22/9)
Gerçekten iman edenler,
Yahudiler, yıldıza tapanlar (Sabii), Hıristiyanlar, ateşe
tapanlar (Mecusi) ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet
günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, herşeyin üzerinde
şahid olandır. (22/17)
İnkâr edenler ise, kıyamet-saati
onlara apansız gelinceye veya kesintiye uğramış (akim, verimsiz)
bir günün azabı onlara yetişinceye kadar ondan (Kur'an'dan)
yana şüphe içinde sür-git kalacaklardır. (22/55)
Allah, kıyamet günü, kendisinde
ihtilafa düştüğünüz şey hakkında aranızda hükmedecektir."
(22/69)
Sonra siz gerçekten kıyamet
günü diriltileceksiniz. (23/16)
Hayır, onlar kıyamet-saatini
yalanladılar; biz kıyamet saatini yalan sayanlara çılgınca
yanan bir ateş hazırladık. (25/11)
Kıyamet günü, azab ona
kat kat arttırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli
kalır. (25/69)
Biz, onları ateşe çağıran
önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler. (28/41)
Bu dünya hayatında onların
arkasına lanet düşürdük; kıyamet gününde ise, onlar çirkinleştirilmiş
olanlardır. (28/42)
Şimdi, kendisine güzel
bir vaadde bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya
hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü
(azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir?
(28/61)
De ki: "Gördünüz mü söyleyin;
Allah, kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce
sürdürecek olsa, Allah'ın dışında size aydınlık verecek
ilah kimdir? Yine de dinlemeyecek misiniz?" (28/71)
De ki: "Gördünüz mü söyleyin,
Allah kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce
sürdürecek olsa Allah'ın dışında size içinde dinleneceğiniz
geceyi getirecek ilah kimdir? Yine de görmeyecek misiniz?
(28/72)
Şüphesiz onlar, hem kendi
yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de
yüklenecekler ve kıyamet günü, düzüp uydurduklarına karşı
sorguya çekileceklerdir. (29/13)
(İbrahim) Dedi ki: "Siz
gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir
sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet
günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz
kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir
ve hiçbir yardımcınız yoktur." (29/25)
Kıyamet-saatinin kopacağı
gün, suçlu-günahkarlar umutsuzca yıkılırlar. (30/12)
Kıyamet-saatinin kopacağı
gün, (mü'minlerle kafirler birbirlerinden) ayrılırlar. (30/14)
Kıyamet-saatinin kopacağı
gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı)
yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.
(30/55)
Kıyamet saatinin bilgisi,
şüphesiz Allah'ın katındadır. Yağmuru yağdırır; rahimlerde
olanı bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç
kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah
bilendir, haberdârdır. (31/34)
Şüphesiz, senin Rabbin,
ihtilafa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü aralarında
'hükmünü verip ayıracaktır'. (32/25)
İnsanlar, sana kıyamet-saatini
sorarlar; de ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah'ın katındadır."
Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir.
(33/63)
İnkâr edenler, dediler
ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen
Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve
yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz.
Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız,
mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (34/3)
Eğer onlara dua ederseniz,
duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler.
Kıyamet gününde ise, sizin şirk koşmanızı tanımayacaklardır.
(Bunu herşeyden) Haberi olan Allah gibi sana (hiç kimse)
haber vermez. (35/14)
Siz, O'nun dışında dilediklerinize
ibadet edin." De ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet
günü hem kendilerini, hem yakınlarını hüsrana uğratanlardır.
Haberiniz olsun; bu apaçık olan hüsranın kendisidir." (39/15)
Kıyamet günü o kötü azabtan
kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere "Kazandığınızı
tadın" denmiştir. (39/24)
Sonra şüphesiz sizler,
kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız. (39/31)
Eğer yeryüzünde olanların
tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmuş
olsaydı, kıyamet günü o kötü azabtan (kurtulmak amacıyla)
gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa, onların
hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah'tan kendileri için
açığa çıkmıştır. (39/47)
Kıyamet günü, Allah'a
karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün.
Büyüklenenler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?
(39/60)
Onlar, Allah'ın kadrini
hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle
O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür.
O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. (39/67)
Ve ey kavmim, doğrusu
ben sizin için o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden korkuyorum."
(40/32)
Ateş; sabah akşam, ona
sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacağı gün: "Firavun çevresini,
azabın en şiddetli olanına sokun" (denecek). (40/46)
Şüphesiz kıyamet-saati,
yaklaşarak gelmektedir; bunda hiçbir kuşku yok. Ancak insanların
çoğu iman etmiyorlar. (40/59)
Bizim ayetlerimiz konusunda
çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin
içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle
gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı
gerçekten görendir. (41/40)
Kıyamet-saatinin ilmi
O'na döndürülür. O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan
çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Onlara:
"Benim ortaklarım nerede" diye sesleneceği gün, dediler
ki: "Sana arzettik ki, bizden hiçbir şahid yok." (41/47)
Oysa ona dokunan bir zarardan
sonra tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: "Bu benim
(hakkım)dır. Ve ben kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum;
eğer Rabbime döndürülsem bile, muhakkak O'nun katında benim
için daha güzel olanı vardır." der. Ama andolsun biz, o
kâfirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun onlara,
en kaba bir azabtan taddıracağız. (41/50)
Ki Allah, hak olmak üzere
Kitabı ve mizanı indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet-saati
pek yakındır. (42/17)
Onda acele edenler, (gerçekte)
ona inanmayanlardır. İman edenler ise, ona karşı bir korku
içindedirler ve onun gerçekten hak olduğunu bilirler. Haberiniz
olsun; kıyamet-saati konusunda tartışanlar, gerçekte uzak
bir sapıklık içindedirler. (42/18)
Onları görürsün; zilletten
başları önlerine düşmüş bir halde, ona (ateşe) sunulurlarken
göz ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler de: "Gerçekten
hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendi nefislerini,
hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır"
dediler. Haberiniz olsun; gerçekten zalimler, kalıcı bir
azab içindedirler. (42/45)
Şüphesiz o, kıyamet-saati
için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir
kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur. (43/61)
Onlar, hiç şuurunda değilken
kendilerine apansız geliverecek olan kıyamet-saatinden başkasını
mı gözlüyorlar? (43/66)
Göklerin, yerin ve ikisi
arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir.
Kıyamet-saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.
(43/85)
Ve onlara bu emirden açık
belgeler verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten
sonra, yalnızca aralarındaki 'hakka tecavüz ve azgınlıktan'
dolayı ihtilafa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ihtilafa
düştükleri şeyde kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
(45/17)
De ki: "Allah sizi diriltiyor,
sonra sizi öldürüyor, sonra kendisinde hiçbir kuşku olmayan
kıyamet günü O sizi bir araya getirip-toplayacaktır. Ancak
insanların çoğu bilmezler." (45/26)
Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (işte) o gün,
batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır. (45/27)
Gerçekten Allah'ın va'di
haktır, kıyamet-saatinde hiçbir kuşku yoktur" denildiği
zaman, siz: "Kıyamet-saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz
yalnızca bir zan (ve tahmin)da bulunup zannediyoruz; biz,
kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz.
(45/32)
Allah'ı bırakıp kıyamet
gününe kadar kendisine icabet etmeyecek şeylere tapandan
daha sapmış kimdir? Oysa onlar, bunların tapmalarından habersizdirler.
(46/5)
Artık onlar, kıyamet-saatinin
kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar?
İşte onun işaretleri gelmiştir. Fakat kendilerine geldikten
sonra öğüt alıp-düşünmeleri onlara neyi sağlar? (47/18)
Vakıa (kesin bir gerçek
olan kıyamet) vuku bulduğu zaman, (56/1)
Allah'ın göklerde ve yerde
olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun?
(Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta
olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı
da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar
mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet
günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi
bilendir. (58/7)
Ne yakın akrabalarınız,
ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz.
(Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı
görendir. (60/3)
Yoksa sizin için üzerimizde
kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne
hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye. (68/39)
İşte o gün, vakıa (bir
gerçek olan kıyamet) artık vuku bulmuş (gerçekleşmiş)tur.
(69/15)
Kıyamet günü ne zamanmış"
diye sorar. (75/6)
O ne zaman demir atacak?"
diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar. (79/42)
(Her yanı yaygın olarak
kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi? (88/1)
Fakat onu doğurduğunda
-Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim,
doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir.
Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş
(kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım." (3/36)
Eşlerinizin, eğer çocukları
yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları
varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları)
borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir.
Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte
biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa
geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır.
(Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun
düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın,
çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi
bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer
bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette
ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın
onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir,
Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır. (4/12)
Sizlere anneleriniz, kızlarınız,
kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin
kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz,
süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle
(gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz
altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz,
size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik)
haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/23)
Senden fetva isterler.
De ki: "Allah, 'çocuksuz ve babasız olanın (kelale'nin)'
mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok
da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız
kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi
(erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise,
geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar)
erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin
iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar.
Allah, herşeyi bilendir. (4/176)
Cinleri Allah'a ortak
koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye
dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular.
O ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir, uzaktır.
(6/100)
Kavmi ona doğru koşarak
geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler. "Ey
kavmim" dedi. "İşte benim kızlarım, bunlar sizler için daha
temizdir. Artık Allah'tan korkun ve beni misafirim önünde
küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan (reşid)
bir adam yok mu?" (11/78)
Dediler ki: "Andolsun,
senin kızlarında bizim haktan bir şeyimiz (ilgimiz ve arzumuz)
olmadığını sen de bilmişsindir. Bizim ne istediğimizi gerçekte
sen biliyorsun." (11/79)
Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız,
işte bunlar, benim kızlarım." (15/71)
Ve Allah'a kızlar isnad
ediyorlar, (haşa) O yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar)
da kendilerinindir. (16/57)
Onlardan birine kız (çocuk)
müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir.
(16/58)
Ey Harun'un kız kardeşi,
senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz
(bir kadın) değildi." (19/28)
Hani kız kardeşin gezinip;
"Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?"
demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki,
gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün
de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden
geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın,
sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa." (20/40)
Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da
babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından
ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından
ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.
Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki
felah bulursunuz." (24/31)
Kör olana güçlük yoktur,
topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur;
sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın
evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin
evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın
evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden,
teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden)
ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur.
Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur.
Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir
yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah,
size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız.
(24/61)
Ve onun kız kardeşine:
"Onu izle," dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken
onu uzaktan gözetledi. (28/11)
(Babaları) Dedi ki: "Doğrusu
ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere,
şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet
on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana
zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaallah salih olanlardan
bulacaksın." (28/27)
Ey Peygamber, gerçekten
biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve
Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden
sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte
hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının
kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini
peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği
mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca
sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi
eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda
onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size
bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.
Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (33/50)
Onlar için babaları, oğulları,
kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin
oğulları, kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri)
hakkında bir sakınca yoktur. (Ey Müslüman kadınlar) Allah'tan
sakının. Şüphesiz Allah, herşeye şahid olandır. (33/55)
Ey Peygamber, eşlerine,
kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden
(cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür
ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun
olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(33/59)
(Allah,) Kızları, erkek
çocuklara tercih mi etmiş? (37/153)
Yoksa O, yarattıklarından
kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayırdı? (43/16)
Yoksa kızlar O'nun da,
erkek-çocuklar sizin mi? (52/39)
İmran'ın kızı Meryem'i
de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan
üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik
etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı. (66/12)
Göğüsleri henüz tomurcuklanmış
yaşıt kızlar. (78/33)
Ve 'diri diri toprağa
gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman: (81/8)
Ve (yine) kendilerine:
"İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde:
"Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler.
Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama
bilmezler. (2/13)
Ve meleklere: "Adem'e
secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O
ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.
(2/34)
Ona: "Allah'tan kork"
denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır.
Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o. (2/206)
Kendilerini (övgüyle)
temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini
temizleyip yüceltir. Onlar, 'bir hurma çekirdeğindeki iplikçik
kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar. (4/49)
Mesih ve yakınlaştırılmış
(yüksek derece sahibi) melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle
çekimser kalmazlar. Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser'
davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların
tümünü huzurunda toplayacaktır. (4/172)
Ama iman edenler ve salih
amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek
ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. Çekimser davrananlar
ve büyüklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır
ve kendileri için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost
ve yardımcı bulamayacaklardır. (4/173)
(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde,
seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben
ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan
yarattın." (7/12)
(Allah:) "Öyleyse ordan
in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten
sen, küçük düşenlerdensin." (7/13)
Ayetlerimizi yalanlayanlar
ve onlara karşı büyüklenenler, işte onlar ateşin arkadaşlarıdır;
onda sonsuzca kalacaklardır. (7/36)
Şüphesiz ayetlerimizi
yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, onlar için
göğün kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden
geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları
işte böyle cezalandırırız. (7/40)
Burcun üstündeki adamlar,
kendilerini yüzlerinden tanıdıkları (ileri gelen birtakım)
adamlara seslenerek derler ki: "Ne (güç ve servet) toplamış
olmanız, ne büyüklük taslamanız (istikbarınız) size bir
yarar sağlamadı." (7/48)
Kavminin önde gelenlerinden
büyüklük taslayanlar (müstekbirler), içlerinden iman edip
de onlarca zayıf bırakılanlara (müstaz'aflara) dediler ki:
"Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor
musunuz?" Onlar: "Biz gerçekten onunla gönderilene inananlarız."
dediler. (7/75)
Büyüklük taslayanlar (müstekbirler
de şöyle) dedi: "Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız."
(7/76)
Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan
sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!"
demekten başka olmadı. (7/82)
Kavminin önde gelenlerinden
büyüklük taslayanlar (müstekbirler) dediler ki: "Ey Şuayb,
seni ve seninle birlikte iman edenleri ya ülkemizden sürüp-çıkaracağız
veya mutlaka bizim dinimize geri döneceksiniz." (Şuayb:)
"Biz istemesek de mi?" dedi. (7/88)
Firavun: "Ben size izin
vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı
burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir
tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz."
(7/123)
Bunun üzerine, ayrı ayrı
mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday
güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar
ve suçlu-günahkar bir kavim oldular. (7/133)
Yeryüzünde haksız yere
büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim. Onlar
her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşd
yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık
yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu,
onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları
dolayısıyladır. (7/146)
Şüphesiz Rabbinin katında
olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler; O'nu tesbih
ederler ve yalnız O'na secde ederler. (7/206)
Sonra bunların ardından
Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı ve Harun'u
ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler. Onlar
suçlu-günahkar bir kavimdi. (10/75)
Sonunda Musa'ya kendi
kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun
ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları
korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde
büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.
(10/83)
Ve andolsun, kendisine
dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, kuşkusuz;
"Kötülükler benden gidiverdi" der. Çünkü o, şımarıktır,
böbürlenendir. (11/10)
Ancak İblis, secde edenlerle
birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı. (15/31)
Dedi ki: "Ey İblis, sana
ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?" (15/32)
Dedi ki: "Ben, kuru bir
çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde
etmek için var değilim." (15/33)
Sizin ilahınız tek bir
ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır
ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlardır. (16/22)
Şüphesiz Allah, onların
saklı tuttuklarını ve açığa vurduklarını bilir; gerçekten
O, müstekbirleri sevmez. (16/23)
Öyleyse içinde ebedi kalıcılar
olarak cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların
konaklama yeri ne kötüdür. (16/29)
Göklerde ve yerde olan
ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve
onlar büyüklük taslamazlar. (16/49)
Kitapta İsrailoğullarına
şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk
çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle
kibirlenecek-yükseleceksiniz. (17/4)
Yeryüzünde böbürlenerek
yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca
ulaşabilirsin. (17/37)
Hani, meleklere: "Adem'e
secde edin" demiştik. İblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi.
Demişti ki: "Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde
eder miyim?" (17/61)
"Hani meleklere: "Adem'e
secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde
etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden
dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu
veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır.
(Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir."
(18/50)
"Allah'ın yolundan saptırmak
amacıyla 'gururla salınıp-kasılarak' (bunu yapar); dünyada
onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı
ona taddıracağız." (22/9)
"Çünkü onlara: "Allah'tan
başka ilah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı."
(37/35)
"İçinde ebedi kalıcılar
olarak cehennemin kapılarından girin. Artık mütekebbirlerin
konaklama yeri ne kötüdür." (40/76)
"Allah'a karşı büyüklenmeyin;
şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum." (44/19)
"Firavun'dan. Çünkü, o,
ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi." (44/31)
"İnkar edenlere gelince;
"Size karşı ayetlerim okunduğunda büyüklük taslayan (müstekbir
olan)lar ve suçlu-günahkar bir kavim olanlar sizler değil
miydiniz?"(45/31)
"Zikr (vahy) içimizden
ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş
bir şımarıktır." (54/25)
Onlar yalnızca; "Rabbimiz
Allah'tır" demelerinden dolayı haksız yere yurtlarından
sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın insanların kimini
kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı manastırlar,
kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı
mescidler muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne
yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah
güçlü olandır, aziz olandır. (22/40)
Ey iman edenler sizden
olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar, size kötülük ve zarar
vermeye çalışıyor size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden
hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur
sinelerinin gizli tuttukları ise daha büyüktür. Size ayetlerimizi
açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (3/118)
Ve: "Biz Hıristiyanlarız"
diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine
hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece
biz de kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık.
Allah yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir. (5/14)
Yahudiler: "Allah'ın eli
sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden
dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır nasıl
dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen onlardan
çoğunun taşkınlıklarını ve inkârlarını arttıracaktır. Biz
de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık
ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş
alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa
çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (5/64)
İbrahim ve onunla birlikte
olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine
demişlerdi ki: "Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan
gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle
aramızda siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi
bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir." Ancak İbrahim'in
babasına: "Sana bağışlanma dileyeceğim ama Allah'tan gelecek
herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez." demesi
hariç. "Ey Rabbimiz biz sana tevekkül ettik ve 'içten sana
yöneldik.' Dönüş sanadır." (60/4)
Doğrusu asıl ebter (soyu
kesik) olan sana kin duyandır. (108/3)
Bir de onlardan sonra
gelenler derler ki: "Rabbimiz bizi ve bizden önce iman etmiş
olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere
karşı bir kin bırakma. Rabbimiz gerçekten sen çok şefkatlisin
çok esirgeyicisin." (59/10)
Ve onlar sana indirilene
senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin
bir bilgiyle inanırlar. (2/4)
Yanınızda olan (Tevrat)ı
doğrulayıcı olarak, indirdiğime (Kur'an'a) iman edin; onu
inkâr edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerimizi az bir
değer karşılığında değişmeyin. Ve yalnızca benden korkun.
(2/41)
Onlardan bir kısmı ümmidir.
Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden
başkası değildir ve yalnızca zannederler. (2/78)
Artık vay hallerine; kitabı
kendi elleriyle yazıp sonra az bir değer karşılığında satmak
için "Bu Allah katındandır" diyenlere. Artık vay elleriyle
yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına.
(2/79)
Deyin ki: "Biz Allah'a;
bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına
indirilene Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden
verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz
ve biz O'na teslim olmuşlarız." (2/136)
Elçi, kendisine Rabbinden
indirilene iman etti mü'minler de. Tümü Allah'a meleklerine
Kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında
hiçbirini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik.
Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler.
(2/285)
De ki: "Biz Allah'a, bize
indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına
indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden
verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık
gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (3/84)
Ey iman edenler, Allah'a,
elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği
kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını,
elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse şüphesiz uzak bir
sapıklıkla sapıtmıştır. (4/136)
Kendilerine kitap verdiklerimiz
sana indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat (Müslümanların
aleyhinde birleşen) gruplardan onun bazısını inkâr edenler
vardır. De ki: "Ben yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na
ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak O'na davet ederim
ve son dönüşüm O'nadır." (13/36)
İçlerinde zulmedenleri
hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın
dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene
iman ettik; bizim ilahımız da sizin ilahınız da birdir ve
biz O'na teslim olmuşuz." (29/46)
İşte biz, sana böyle bir
Kitap indirdik. Bundan dolayı kendilerine Kitap verdiklerimiz
ona iman etmektedirler. Bunlar (putatapıcılar)dan da ona
iman edecek olanlar vardır. İnkârcılardan başkası bizim
ayetlerimizi inkar etmez. (29/47)
Eğer seni yalanlıyorlarsa
senden öncekiler de yalanlandı; elçileri ise; kendilerine
apaçık ayetler sahifeler ve aydınlatıcı kitaplar getirmişlerdi.
(35/25)
Andolsun Biz Nuh'u ve
İbrahim'i (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı
onların soylarında kıldık. Öyle iken içlerinde hidayeti
kabul edenler vardır, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
(57/26)
Kitap Ehlinden olan kafirler
ve müşrikler, Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini
arzu etmezler. Allah ise, dilediğine rahmetini tahsis eder.
Allah büyük fazl sahibidir. (2/105)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide)
gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir
şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer)
bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse,
deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız." (3/64)
Kitap Ehlinden bir grup,
sizi şaşırtıp saptırmayı arzuladı; fakat onlar ancak kendi
nefislerini şaşırtıp-saptırırlar da şuuruna varmazlar. (3/69)
Ey Kitap Ehli, siz şahid
olup dururken, ne diye Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?
(3/70)
Ey Kitap Ehli, neden hakkı
batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?(3/71)
Kitap Ehlinden bir bölümü,
dedi ki: "İman edenlere inene gündüzün başlangıcında inanın,
bitiminde ise inkar edin. Belki onlar da dönerler." (3/72)
Kitap Ehlinden öylesi
vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir;
öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen,
onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu onların
"ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap olmayanlar)
konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demiş
olmalarındandır. Oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde
Allah'a karşı yalan söylemektedirler. (3/75)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
Allah yaptıklarınıza şahid iken, ne diye Allah'ın ayetlerini
inkar ediyorsunuz?" (3/98)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
sizler şahidler olduğunuz halde, ne diye iman edenleri Alah
yolundan -onda bir çarpıklık bulmaya yeltenerek- çevirmeye
çalışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir."
(3/99)
Ey iman edenler, eğer
kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba boyun
eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler.
(3/100)
Siz, insanlar için çıkarılmış
hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam'a uygun) olanı
emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz.
Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı
olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu
fıska sapanlardır. (3/110)
Onların hepsi bir değildir.
Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta
durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. (3/113)
Bunlar, Allah'a ve ahiret
gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır
ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır.
(3/114)
Onlar hayırdan her ne
yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah, muttakileri
bilendir. (3/115)
Şüphesiz, Kitap Ehlinden,
Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a
derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. Onlar
Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın
almazlar. İşte bunların Rableri katında ecirleri vardır.
Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir. (3/199)
Ne sizin kuruntularınızla,
ne de Kitap Ehlinin kuruntularıyla değil. Kim kötülük yaparsa,
onunla ceza görür; o, Allah'tan başka bir veli (dost) ve
bir yardımcı bulamaz. (4/123)
Kitap Ehli, senden kendilerine
gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha
büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça
göster." Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı.
Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı
(ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik
ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik. (4/153)
Andolsun, Kitap ehlinden,
ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü,
o da onların aleyhine şahid olacaktır. (4/159)
Ey Kitap Ehli, dininiz
konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan
başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın
elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir
ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız;
"üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır.
Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir.
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah
yeter. (4/171)
Ey Kitap Ehli, Kitaptan
gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan
geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık
bir Kitap geldi. (5/15)
Ey Kitap Ehli, elçilerin
arası kesildiği dönemde: "Bize müjdeci de, bir uyarıcı da
gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan
elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir
artık. Allah her şeye güç yetirendir. (5/19)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
yalnızca Allah'a, bize indirilene ve önceden indirilene
inanmamız ve sizin çoğunuzun fasıklar olmanız nedeniyle
mi bizden hoşlanmıyorsunuz?" (5/59)
De ki: "Allah katında,
'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber
vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı
ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar;
işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok
sapmışlardır." (5/60)
Eğer, Kitap Ehli iman
edip sakınsalardı, elbette onların kötülüklerini örter ve
onları 'nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık. (5/65)
Ve eğer onlar Tevrat'ı,
İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı)
ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından
(sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil)
bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür!
(5/66)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta
tutmadıkça hiç bir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun, Rabbinden
sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkarlarını
arttıracaktır. Sen de kafirler topluluğuna karşı üzüntüye
kapılma. (5/68)
De ki: "Ey kitap Ehli,
haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce
sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir
topluluğun heva (istek ve tutku)larına uymayın." (5/77)
İçlerinde zulmedenleri
hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın
dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene
iman ettik; bizim ilahımız da, sizin ilahınız da birdir
ve biz O'na teslim olmuşuz." (29/46)
İşte biz sana böyle bir
Kitap indirdik. Bundan dolayı kendilerine Kitap verdiklerimiz
ona iman etmektedirler. Bunlar (putatapıcılar)dan da ona
iman edecek olanlar vardır. İnkarcılardan başkası bizim
ayetlerimizi inkar etmez. (29/47)
Kitap ehlinden onlara
arka çıkanları da kalelerinden indirdi ve onların kalplerine
korku düşürdü. Siz (onlardan) bir kısmını öldürüyordunuz,
bir kısmını ise esir alıyordunuz. (33/26)
Ve sizi onların topraklarına,
yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere
mirasçı kıldı. Allah, her şeye güç yetirendir. (33/27)
Öyle ki, Kitap Ehli (yahudi
ve hristiyanlar) Allah'ın fazlından hiç bir şeye 'güç yetirip-sahip
olmadıklarını' ve fazlın muhakkak Allah'ın elinde olduğunu,
onu dilediğine verdiğini bilip-öğrensin. Allah, büyük fazl
(üstün lütuf ve ihsan) sahibidir. (57/29)
Kitap Ehlinden inkar edenleri
ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Onların çıkacaklarını
siz sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan
koruyacağını sanmışlardı. Böylece Allah(ın azabı) da, onlara
hesaba katmadıkları bir yönden geldi, yüreklerine korku
saldı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle
tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın.
(59/2)
Münafıklık edenleri görmüyor
musun ki, Kitap Ehlinden inkar eden kardeşlerine derler
ki: "Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız,
mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan
hiç kimseye, hiç bir zaman itaat etmeyiz. "Eğer size karşı
savaşılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah, şahidlik
etmektedir ki onlar, gerçekten yalancıdırlar. (59/11)
Kitap ehlinden ve müşriklerden
inkar edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar,
(bulundukları durumdan) kopup-ayrılacak değillerdi. (98/1)
(O delil de) Allah'tan
gönderilmiş-bir elçi (ki,) tertemiz sahifeleri okumaktadır;
(98/2)
Onların içinde dosdoğru
'yazılı-hükümler' vardır. (98/3)
Kitap ehlinden olanlar,
ancak kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra fırkalara
ayrıldılar.
(98/4)
Şüphesiz, kitap ehlinden
ve müşriklerden inkar edenler, içinde sürekli kalıcılar
olmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar, yaratılmışların
en kötüleridir. (98/6)
Boşanmış kadınlar kendi
kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler.
Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde
yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu
süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından)
daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki
maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar
üzerinde bir derece var. Allah Aziz'dir. Hakim'dir. (2/228)
Yine onu (kadını üçüncü
defa) boşarsa, (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça
ona helal olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa, onlar (ilk
koca ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını
sanıyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için
günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; bilen
bir topluluk için bunları (böyle) açıklar. (2/230)
Kadınları boşadığınızda,
bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa -birbirleriyle maruf
(bilinen meşru biçimde) anlaştıkları takdirde- onlara, kendilerini
kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın. İşte, içinizde
Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere bununla (böyle) öğüt
verilir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah,
bilir de siz bilmezsiniz. (2/232)
(Kadın ile kocanın) Aralarının
açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden
bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar,
(arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı
sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır. (4/35)
Eğer bir kadın, kocasının
nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa,
barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca
yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa
ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer
iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır. (4/128)
Vay bana" dedi (kadın).
"Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken
doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!.." (11/72)
Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da
babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından
ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından
ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.
Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki
felah bulursunuz." (24/31)
Yalnızca geri kalanlar
içinde bir kocakarı hariç. (26/171)
Vay bana" dedi (kadın).
"Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken
doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!.." (11/72)
Ramazan ayı... İnsanlar
için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden)
ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir.
Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun.
Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca
diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk
dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru
yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız
içindir. Umulur ki şükredersiniz. (2/185)
Haccı ve umreyi Allah
için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle)
kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin).
Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin.
Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun
ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir).
Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak
isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana
da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere,
bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i
Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki
Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. (2/196)
Sonunda nefsi ona kardeşini
öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı;
böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.
(5/30)
Sen af (veya kolaylık)
yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden
yüz çevir. (7/199)
Sizin için hayvanlarda
da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki
fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin
boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.
(16/66)
Sonra meyvelerin tümünden
ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver.
Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda
insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk
için gerçekten bunda bir ayet vardır. (16/69)
Allah, size evlerinizi
(içinde) "güvenlik ve huzur bulacağınız yerler" kıldı; ve
size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem yerleşme gününde
kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler; yünlerinden, yapağılarından
ve kıllarından bir zamana kadar giyimlikler-döşemelikler
ve (ticaret için) bir meta kıldı. (16/80)
O gençler, mağaraya sığındıkları
zaman, demişlerdi ki: "Rabbimiz, katından bize bir rahmet
ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı
kıl). (18/10)
(İçlerinden biri demişti
ki:)"Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından
kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının
da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın
ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın." (18/16)
Kim iman eder ve salih
amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır.
Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz." (18/88)
Biz bunu (Kur'an'ı) senin
dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve
direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için. (19/97)
"Bana işimi kolaylaştır."
(20/26)
Belki onlar öğüt alıp-düşünürler
diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.
(44/58)
Andolsun Biz Kur'an'ı
zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt
alıp-düşünen var mı? (54/17)
Andolsun Biz Kur'an'ı
zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt
alıp-düşünen var mı? (54/22,32,40)
Astarları, ağır işlenmiş
atlastan yataklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de
meyve-devşirmesi (ordakilere) yakın (kolay)dır. (55/54)
Yeryüzünde olan ve sizin
nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur
ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın.
Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. (57/22)
Ancak buna (imkan) bulamayanlar
(için de) birbirleriyle temas etmeden önce, kesintisiz iki
ay oruç (yüklenmiştir); buna güç yetiremeyenler altmış yoksulu
doyursun. Bu (kolaylık), Allah'a ve O'nun Resûlü'ne iman
etmeniz dolayısıyltzadır. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır.
Kafirler içinse acı bir azab vardır. (58/4)
İnkar edenler kesin olarak
diriltilmeyeceklerini öne sürdüler. De ki: "Hayır, Rabbim
adına andolsun, siz, muhakkak diriltileceksiniz; sonra mutlaka
yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu da Allah'a göre
oldukça kolaydır." (64/7)
Kadınlarınızdan artık
adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların
iddet (bekleme süre)leri, -eğer şüpheye düşecek olursanız
(bilin ki)- üç aydır. Hamile kadınların bekleme-süresi ise,
yüklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah'tan korkup-sakınırsa
(Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir. (65/4)
Geniş-imkanları olan,
nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan
da, artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah,
hiç bir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz.
Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir.
(65/7)
Gerçekten Rabbin, senin
gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte
birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte
olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi
ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı
bildi, böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu
halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar
olduğunu, başkalarının Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde
gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını
bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun.
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir
borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden
takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir
ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan
mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (73/20)
Kafirler içinse hiç kolay
değildir. (74/10)
(Meyvelerin) Gölgeleri
onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış.
(76/14)
Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
(80/20)
O, kolay bir hesap (sorgu)
ile sorguya çekilecek, (84/8)
Ve seni kolay olan için
başarılı kılacağız. (87/8)
Biz de onu kolay olan
için başarılı kılacağız. (92/7)
Biz de ona en zorlu olanı
(azaba uğramasını) kolaylaştıracağız. (92/10)
Demek ki, gerçekten zorlukla
beraber kolaylık vardır. (94/5)
Gerçekten güçlükle beraber
kolaylık vardır. (94/6)
Allah'a ibadet edin ve
O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya yanınızdaki
arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına
güzellikle davranın. Çünkü Allah her büyüklük taslayıp böbürleneni
sevmez. (4/36)
Ey iman edenler inkâr
edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları
sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı ölmezlerdi,
öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu onların
kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve
öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (3/156)
Şüphesiz içinizden ağır
davrananlar vardır. Şayet size bir musibet isabet edecek
olsa: "Doğrusu Allah bana nimet verdi çünkü onlarla birlikte
olmadım" der. (4/72)
Eğer size, Allah'tan bir
fazl (zafer) isabet ederse o zaman da sanki onunla aranızda
hiçbir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; "Keşke onlarla
birlikte olsaydım böylece ben de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa'
erseydim." (4/73)
Ey iman edenler toplu
olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arka çevirmeyin
(savaştan kaçmayın). (8/15)
Kim onlara böyle bir günde
-yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe
katılmak için yer tutanın dışında- arkasını çevirirse gerçekten
o Allah'tan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir.
Ne kötü bir yataktır o. (8/16)
Allah'a ve ahiret gününe
iman edenler mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak
için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.
(9/44)
Onlardan bir kısmı: "Bana
izin ver ve beni fitneye katma" der. Haberin olsun onlar
fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem
o inkâr edenleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır. (9/49)
Gerçekten sizden olduklarına
dair Allah adına y |