kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
Ey iman edenler, öldürülenler
hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı
özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin
(hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi
veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken)
örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle
(diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir
rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun
için elem verici bir azab vardır. (2/178)
Müşrik kadınları, iman
edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza
gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri
de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir köle,
-hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır.
Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izniyle cennete
ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur
ki öğüt alıp-düşünürler. (2/221)
Bir mü'mine, -hata sonucu
olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim
bir mü'mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne
kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi
gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka.
Eğer o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan
ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan
ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min
köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü
için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki
ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/92)
Allah sizi, yeminlerinizdeki
'rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu
tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı
sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere
yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya
da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır.
(Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu,
yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir.
Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar,
umulur ki şükredersiniz. (5/89)
Sadakalar, -Allah'tan
bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde
görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular,
Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/60)
İçinizde evli olmayanları,
kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin.
Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder.
Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir. (24/32)
Bana karşı lütuf-dediğin
nimet de, İsrailoğullarını köle kılmandan dolayıdır." (26/22)
Kadınlarına "zıhar"da
bulunanlar, sonra söylediklerinden geri dönenlerin, birbirleriyle
temas etmeden önce bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaları
gerekir. İşte size bununla öğüt verilmektedir. Allah, yaptıklarınızı
haber alandır. (58/3)
Sarp yokuşun ne olduğunu
sana öğreten nedir? Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük
vermek)tir. (90/12-13)
Eğer biz dileseydik, onu
bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı),
hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp
soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin
durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun
durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler.
(7/176)
Sen onları uyanık sanırsın,
oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları
sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu
uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan
kaçardın, onlardan içini korku kaplardı. (18/18)
(Sonra gelen kuşaklar)
Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların dördüncüsü köpekleridir."
Ve: "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler.
(Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların
sekizincisi köpekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim, onların
sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse
bilemez." Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan
başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir
şey sorma. (18/22)
Ey iman edenler bir kavim
(bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha
hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin) belki
kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi
kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü
lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir
isimdir. Kim tevbe etmezse işte onlar, zalim olanların ta
kendileridir. (49/11)
O size yalnızca kötülüğü
çirkin-hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri
söylemenizi emreder. (2/169)
Allah onu lanetlemiştir.
O da (şöyle) dedi: "Andolsun kullarından 'miktarları tesbit
edilmiş bir grubu' (kendime uşak) edineceğim." (4/118)
"Onları -ne olursa olsun-
şaşırtıp-saptıracağım en olmadık kuruntulara düşüreceğim
ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini
emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini
emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli)
edinirse kuşkusuz o apaçık bir hüsrana uğramıştır. (4/119)
Onların tümünü toplayacağı
gün: "Ey cin topluluğu, insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize
kullar) edindiniz" (diyecek). İnsanlardan onların dostları
derler ki: "Rabbimiz kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim
için tesbit ettiğin süreye ulaştık." (Allah) Diyecek ki:
"Allah'ın dilediği dışta olmak üzere ateş sizin içinde süresiz
kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin, hüküm
ve hikmet sahibi olandır, bilendir. (6/128)
Ey iman edenler, şeytanın
adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa (bilsin
ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü
emreder. Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı
sizden hiçbiri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah
dilediğini temize çıkarır. Allah işitendir bilendir. (24/21)
"(Yine de) Ben nefsimi
temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis -Rabbimin kendisini
esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz
benim Rabbim, bağışlayandır esirgeyendir." (12/53)
Andolsun insanı biz yarattık
ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz.
Biz ona şahdamarından daha yakınız. (50/16)
Şüphesiz Allah, adaleti
ihsanı yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan
(fahşadan) kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size
öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz. (16/90)
Kim salih bir amelde bulunursa
kendi lehinedir, kim de kötülük ederse o da kendi aleyhinedir.
Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir. (41/46)
Kim salih bir amelde bulunursa
kendi lehinedir kim kötülük yaparsa artık o da kendi aleyhinedir.
Sonra siz, Rabbinize döndürüleceksiniz. (45/15)
(Bunlar) Büyük günahlardan
ve çirkin -utanmazlıklardan kaçınanlar ve gazablandıkları
zaman bağışlayanlar (42/37)
Kötülüğün karşılığı onun
misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah
ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah'a
aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez. (42/40)
Kim zulme uğradıktan sonra
nusret bulur (hakkını alır)sa artık onlar için aleyhlerinde
bir yol yoktur. (42/41)
Yol ancak, insanlara zulmeden
ve yeryüzünde haksız yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların'
aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azab vardır. (42/42)
Sana iyilikten her ne
gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da
kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik;
şahid olarak Allah yeter. (4/79)
Kim güzel bir aracılıkla
aracılıkta (şefaatte) bulunursa ondan kendisine bir hisse
vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa ondan
da kendisine bir pay vardır. Allah, herşeyin üzerinde koruyucudur.
(4/85)
Ey iman edenler, Allah'ın
şiarlarına haram olan ay'a kurbanlık hayvanlara (onlardaki)
gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek
Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan
çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz sakın
sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda
yardımlaşın günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan
korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (5/2)
Kötülükler kazanmış olanlar
ise; her bir kötülüğün karşılığı kendi misliyledir. Bunları
bir zillet sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiçbir
koruyucu yok. Onların yüzleri sanki bir karanlık gecenin
parçalarına bürünmüş gibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar;
orada süresiz kalacaklardır. (10/27)
Artık kim zerre ağırlığınca
bir şer (kötülük) işlerse onu görür. (99/ 8)
Kim bir iyilikle gelirse
kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse
onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa
uğratılmazlar. (6/160)
Yoksa kötülükleri yapanlar
bizi (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hükmediyorlar?
(29/4)
Ey insanlar, yeryüzünde
olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını
izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır.
(2/168)
O, size yalnızca, kötülüğü,
çirkin-hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri
söylemenizi emreder. (2/169)
Allah, zulme uğrayanlar
dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah işitendir,
bilendir. (4/148)
Ey insanlar, sizi ve sizden
öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız.
(2/21)
Eğer kulumuza indirdiğimiz
(Kur'an)'den şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri
bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka
şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı)
çağırın. (2/23)
Hani İsrailoğullarından,
"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara,
yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel
söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye
misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve
(hala) yüz çeviriyorsunuz. (2/83)
Allah'ın kullarından,
dilediğine kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak
ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla,
nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab
üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azab
vardır. (2/90)
Allah'ın boyası... Allah(ın
boyasın)dan daha güzel boyası olan kimdir? Biz (yalnızca)
O'na kulluk edenleriz. (2/138)
Onlara bir musibet isabet
ettiğinde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz
O'na dönücüleriz." (2/156)
Ey iman edenler size rızık
olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca
O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin.
(2/172)
Kullarım Beni sana soracak
olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği
zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da
Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur
ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (2/186)
İnsanlardan öylesi vardır
ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini
satın alır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır. (2/207)
(İddeti bekleyen) Kadınları
nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle
bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca
yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip)
anacağınızı bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında
onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya
kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin
ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık
ondan kaçının. Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır,
(kullara) yumuşak davranandır. (2/235)
Dinde zorlama (ve baskı)
yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır.
Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam
bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir,
bilendir. (2/256)
De ki: "Size bundan daha
hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin
katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan
cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah,
kulları hakkıyla görendir." (3/15)
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa,
de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim
ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim
oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir.
Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir.
Allah, kulları hakkıyla görendir. (3/20)
Her bir nefsin hayırdan
yaptıklarını hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla
kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü
(düşünün). Allah, sizi kendisinden sakındırır. Allah, kullarına
karşı şefkatli olandır. (3/30)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide)
gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir
şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer)
bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse,
deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız." (3/64)
Beşerden hiç kimsenin,
Allah kendisine Kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten,
sonra insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" deme
(hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, "Öğrettiğiniz ve ders
verdiğiniz Kitaba göre Rabbaniler olunuz" (deme görevindedir.)
(3/79)
Bu, ellerinizin önden
sunduklarıdır. Allah, gerçekten kullara zulmedici değildir.
(3/182)
Eşlerinizin, eğer çocukları
yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları
varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları)
borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir.
Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte
biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa
geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır.
(Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun
düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın,
çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi
bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer
bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette
ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın
onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir,
Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır. (4/12)
Allah, onu lanetlemiştir.
O da (şöyle) dedi: "Andolsun, kullarından 'miktarları tesbit
edilmiş bir grubu' (kendime uşak) edineceğim. (4/118)
Mesih ve yakınlaştırılmış
(yüksek derece sahibi) melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle
çekimser kalmazlar. Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser'
davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların
tümünü huzurunda toplayacaktır. (4/172)
Ey iman edenler, size
açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği
zaman sorarsanız, size açıklanır. Allah onu affetti. Allah
bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır. (5/101)
"Ben onlara bana emrettiklerinin
dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların
içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim.
Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici
Sen'din. Sen her şeyin üzerine şahid olansın." (5/117)
Eğer onları azablandırırsan,
şüphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan,
şüphesiz aziz olan, hakim olan Sen'sin Sen." (5/118)
O, kulları üzerinde kahredici
olandır. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
(6/18)
O, kulları üzerinde kahredici
(kahhar) olandır. Size koruyucular gönderiyor. Sonunda sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman, elçilerimiz onun 'hayatına
son verirler.' Onlar (bu işte, ne eksik ne fazla) kusur
etmezler. (6/61)
Bu, Allah'ın hidayetidir;
kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir. Onlar da
şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp-ettikleri 'onlar adına'
boşa çıkmış olurdu. (6/88)
İşte Rabbiniz olan Allah
budur. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır,
öyleyse O'na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.
(6/102)
Onların tümünü toplayacağı
gün: "Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize
kullar) edindiniz" (diyecek). İnsanlardan onların dostları
derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim
için tesbit ettiğin süreye ulaştık." (Allah) Diyecek ki:
"Allah'ın dilediği dışta olmak üzere, ateş sizin içinde
süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin,
hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir. (6/128)
De ki: "Allah'ın kulları
için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?"
De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet
günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (7/32)
Andolsun biz Nuh'u kendi
kavmine (toplumuna) gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a
kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu
ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım."
(7/59)
Ad (toplumuna da) kardeşleri
Hud'u (gönderdik.) (Hud, kavmine:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk
edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Hala korkup-sakınmayacak
mısınız?" dedi. (7/65)
Dediler ki: "Sen bize
yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta
olduklarınızı bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten
doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım." (7/70)
Semud (toplumuna da) kardeşleri
Salih'i (gönderdik. Salih:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin,
sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık
bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size
bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın,
ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar"
dedi. (7/73)
Medyen (toplumuna da)
kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: "Ey
kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız
yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir.
Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını)
eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha)
konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın.
Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız." (7/85)
Musa kavmine: "Allah'tan
yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır;
ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç
muttakiler içindir." dedi. (7/128)
Allah'tan başka taptıklarınız
sizler gibi kullardır. Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın
da size icabet etsinler. (7/194)
Bilin ki, 'ganimet olarak
ele geçirdiğiniz' şeylerin beşte biri, muhakkak Allah'ın,
Resûlün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.
Eğer Allah'a, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün,
iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (Bedir'de) kulumuza
indirdiğimize iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün).
Allah, her şeye güç yetirendir. (8/41)
Bu, ellerinizin önceden
takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara
zulmedici değildir. (8/51)
Onlar bilmiyorlar mı ki,
gerçekten Allah kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları
alacak olan O'dur. Şüphesiz, tevbeleri kabul eden, esirgeyen
O'dur. (9/104)
Şüphesiz sizin Rabbiniz,
altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden,
işleri evirip-çeviren Allah'tır. Onun izni olmadıktan sonra,
hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur,
öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek
misiniz? (10/3)
Allah'ı bırakıp kendilerine
zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk
ederler ve: "Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir"
derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği
bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan
uzak ve yücedir." (10/18)
Allah sana bir zarar dokunduracak
olsa, O'ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer
sana bir hayır isterse, O'nun bol fazlını geri çevirecek
de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir.
O, bağışlayandır, esirgeyendir. (10/107)
"Allah'tan başkasına kulluk
etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından
korkarım" (dedi). (11/26)
Göklerin ve yerin gaybı
Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk
edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan
habersiz değildir. (11/123)
Andolsun kadın onu arzulamıştı,
-eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını
görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle
biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil
gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı. (12/24)
"Sizin Allah'tan başka
taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiç bir delil
indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan
başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden
başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din
işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler." (12/40)
Kendilerine kitap verdiklerimiz,
sana indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat (müslümanların
aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkar edenler
vardır. De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na
ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak O'na davet ederim
ve son dönüşüm O'nadır." (13/36)
Resulleri onlara dediler
ki: "Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak
Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni
olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey
değil. Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler."
(14/11)
İman etmiş kullarıma söyle:
"Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel,
dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
gizli ve açık infak etsinler." (14/31)
Hani İbrahim şöyle demişti:
"Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk
etmekten uzak tut." (14/35)
Dedi ki: "Rabbim, beni
kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde
onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici
göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım."
(15/39) "Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna."
(15/40)
"Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan
sana uyanlar dışında, senin benim kullarım üzerinde zorlayıcı
hiç bir gücün yoktur." (15/42)
Haber ver kullarıma; şüphesiz
Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim. (15/49)
Kullarından dilediklerine,
melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka ilah
yoktur, şu halde benden korkup-sakının, diye uyarın." (16/2)
Şirk koşmakta olanlar
dediler ki: "Eğer Allah dileseydi, O'nun dışında hiç bir
şeye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız da; ve O'nsuz hiç
bir şeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı.
Şu halde elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı?
(16/35)
Andolsun, biz her ümmete:
"Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi
için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah
hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu.
Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları
sonucu görün. (16/36)
Göklerde ve yerde ne varsa
O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur.
Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?
(16/52)
Öyleyse Allah'ın sizi
rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin;
eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin.
(16/114)
Bir kısım ayetlerimizi
kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan,
çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren
O (Allah) yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir. (17/1)
(Ey) Nuh ile birlikte
taşıdıklarımızın çocukları! Şüphesiz o, şükreden bir kuldu.
(17/3)
Nitekim o ikiden ilk-vaid
geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize
gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar.
Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü. (17/5)
Eğer iyilik ederseniz
kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz
o da (kendi) aleyhinizedir. Sonunda vaad geldiği zaman,
(yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi 'kötü duruma
soksunlar', birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)e
girsinler ve ele geçirdiklerini 'darmadağın edip mahvetsinler.'
(17/7)
Biz, Nuh'tan sonra nice
kuşakları yıkıma uğrattık. Kullarının günahlarını haber
alıcı, görücü olarak Rabbin yeter. (17/17)
Rabbin, O'ndan başkasına
kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti.
Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa,
onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel
söz söyle. (17/23)
Şüphesiz senin Rabbin,
rızkı dilediğine -genişletir- yayar ve daraltır. Gerçekten
O, kullarından haberi olandır, görendir. (17/30)
Kullarıma, sözün en güzel
olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp
bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.
(17/53)
"Benim kullarım; senin
onlar üzerinde hiç bir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur."
Vekil olarak Rabbin yeter. (17/65)
De ki: "Benimle aranızda
şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle
haberdardır, görendir." (17/96)
Hamd, Kitabı kulu üzerine
indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.
(18/1)
Derken, katımızdan kendisine
bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim
öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular. (18/65)
İnkar edenler, Beni bırakıp
kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz
cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız. (18/102)
(Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya
rahmetinin zikridir. (19/2)
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz
ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni
peygamber kıldı." (19/30)
Gerçek şu ki, Allah benim
de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin.
Dosdoğru yol budur. (19/36)
"Babacığım, şeytana kulluk
etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldırandır."
(19/44)
Adn cennetleri (onlarındır)
ki, Rahman (olan Allah, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir.
Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.(19/61)
O cennet; biz, kullarımızdan
takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız. (19/63)
Göklerde ve yerde olan
(herkesin ve her şeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca
kul olarak gelecektir. (19/93)
Andolsun, biz Musa'ya
vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara
denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye
kapılmadan." (20/77)
"Rahman (olan Allah) çocuk
edindi" dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar
(melekler) ikrama layık görülmüş kullardır. (21/26)
Andolsun, biz Zikir'den
sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi
olacaktır" diye yazdık. (21/105)
Gerçek şu ki kulluk eden
bir topluluk için bunda (Kur'an'da) 'açık bir mesaj' (veya
gerçek bir çıkış yolu) vardır. (21/106)
(Ey insan) Bu, senin ellerinin
önden takdim ettikleridir. Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici
değildir. (22/10)
Andolsun, biz Nuh'u kendi
kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki:
"Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. Onun dışında sizin başka
ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (23/23)
Onları ve Allah'tan başka
taptıklarını bir araya getirip toplayacağı ve: "Şu kullarımı
siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?"
diyeceği gün; (25/17)
Sen, asla ölmeyen ve daima
diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et.
Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter. (25/58)
O Rahman (olan Allah)ın
kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler
ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman "Selam"
derler. (25/63)
Musa'ya: "Kullarımı gece
yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik. (26/52)
Hani, babasına ve kavmine:
"Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti. (26/70)
Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a
bir ilim verdik: "Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre
üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler. (27/15)
(Süleyman) Bu sözü üzerine
tebessüm edip güldü ve dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama
verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir
amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların
arasına kat." (27/19)
Andolsun, biz Semud (kavmine
de) kardeşleri Salih'i: "Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye
(demek üzere) gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbirlerine
düşman kesilmiş iki gruptur. (27/45)
Dedi ki: "Hamd Allah'ındır
ve selam O'nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha
hayırlı yoksa onların ortak koştukları mı?" (27/59)
Dün, onun yerinde olmayı
dileyenler, sabahladıklarında: "Vay, demek ki Allah, kullarından
dilediğinin rızkını genişletip-yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır.
Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı.
Vay, demek gerçekten inkar edenler felah bulamaz" demeye
başladılar. (28/82)
İbrahim de; hani kavmine
demişti ki: "Allah'a kulluk edin ve O'ndan sakının, eğer
bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." (29/16)
"Siz yalnızca Allah'tan
başka birtakım putlara tapıyor ve bir takım yalanlar uyduruyorsunuz.
Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size
rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın katında
arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz."
(29/17)
Medyen'e de kardeşleri
Şuayb'ı (gönderdik) Böylece dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a
kulluk edin ve ahiret gününü umud edin ve yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın." (29/36)
Ey iman eden kullarım,
şüphesiz benim arzım geniştir; artık yalnızca bana ibadet
edin. (29/56)
Allah, kullarından dilediğine
rızkı yayıp-genişletir, (ve) kısar da. Şüphesiz Allah, her
şeyi bilendir. (29/62)
Allah, rüzgarları gönderir,
böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır
ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun
akıp çıktığını görürsün. Sonunda kendi kullarından dilediğine
verince, hemen sevince kapılıverirler.(30/48)
Onlar, gökten ve yerden
önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer biz
dilersek, onları yerin-dibine geçirir ya da gökten üzerlerine
parçalar düşürürüz. Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Allah'a)
yönelen' her kul için bir ayet vardır. (34/9)
Ona dilediği şekilde kaleler,
heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen
kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın."
Kullarımdan şükredenler azdır. (34/13)
De ki: "O'na (kulluk etmede)
eklemekte olduğunuz ortakları bana gösterin. Asla (onlar
ona gerçek ortak olamazlar); hayır, O, güçlü ve üstün olan,
hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'tır." (34/27)
De ki: "Şüphesiz benim
Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar ve
ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine
bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
(34/39)
İnsanlardan, hayvanlardan
ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır.
Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri
titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır,
bağışlayandır. (35/28)
Sonra Kitabı kullarımızdan
seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine
zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle
hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir.
(35/32)
Eğer Allah, kazandıkları
dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı,
(yerin) sırtı üzerinde hiç bir canlıyı bırakmazdı, ancak
onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda
ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını
görendir. (35/45)
"Bana ne oluyor ki, beni
yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O'na döndürüleceksiniz."
(36/22)
Yazıklar olsun kullara;
ki onlara bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
(36/30)
"Ey adem oğulları, ben
size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü,
o, sizin için apaçık bir düşmandır;" (36/60)
"Bana kulluk edin, doğru
yol budur." (36/61)
Alemler içinde selam olsun
Nuh'a. (37/79)
Gerçekten biz, ihsanda
bulunanları böyle ödüllendiririz. (37/80)
Şüphesiz o, bizim mü'min
olan kullarımızdandı. (37/81)
İbrahim'e selam olsun.
(37/109)
Biz, ihsanda bulunanları
böyle ödüllendiririz. (37/110)
Şüphesiz o, bizim mü'min
olan kullarımızdandır. (37/111)
Musa'ya ve Harun'a selam
olsun. (37/120)
Şüphesiz biz, ihsanda
bulunanları böyle ödüllendiririz. (37/121)
Şüphesiz ikisi, bizim
mü'min olan kullarımızdandılar. (37/122)
Fakat onu yalanladılar;
bundan dolayı gerçekten onlar, (azab için getirilip) hazır
bulundurulacak olanlardır. (37/127)
Ancak, muhlis olan kullar
başka. (37/128)
İlyas'a selam olsun. (37/130)
Şüphesiz biz, ihsanda
bulunanları böyle ödüllendiririz. (37/131)
Şüphesiz o, bizim mü'min
olan kullarımızdandı. (37/132)
Andolsun, (peygamber olarak)
gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: (37/171)
Gerçekten onlar, muhakkak
nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. (37/172)
Sen onların söylediklerine
karşı sabret ve bizim güç sahibi kulumuz Davud'u hatırla;
çünkü o, (her tutum ve davranışında Allah'a) yönelen biriydi.
(38/17)
Doğrusu biz dağlara boyun
eğdirdik, akşam ve sabah kendisiyle birlikte (Allah'ı) tesbih
ederlerdi. (38/18)
Biz Davud'a Süleyman'ı
armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a)
yönelip-dönen biriydi. (38/30)
Kulumuz Eyyub'u da hatırla.
Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab
dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti. (38/41)
"Ve eline bir deste (sap)
al, böylece onunla vur ve andını bozma." Gerçekten, Biz
onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima
Allah'a) yönelip-dönen biriydi. (38/44)
Güç ve basiret sahibi
olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da hatırla.
(38/45)
Dedi ki: "Senin izzetin
adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım."
(38/82)
"Ancak onlardan, muhlis
olan kulların hariç." (38/83)
Eğer inkar edecek olursanız,
artık şüphesiz Allah size karşı hiç bir ihtiyacı olmayandır
ve O, kulları için inkara rıza göstermez. Ve eğer şükrederseniz,
sizin (yararınız) için ondan razı olur. Hiç bir günahkar,
bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz,
böylece yaptıklarınızı size haber verecektir. Şüphesiz O,
sinelerin özünde saklı olanı bilendir. (39/7)
De ki: "Ey iman eden kullarım,
Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir
iyilik vardır. Allah'ın arz'ı geniştir. Ancak sabredenlere
ecirleri hesapsızca ödenir." (39/10)
Onların üstlerinde ateşten
tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah, kendi
kullarını bununla tehdit edip-korkutuyor. Ey kullarım öyleyse
Benden sakının. (39/16)
Tağut'a kulluk etmekten
kaçınan ve Allah'a içten yönelenler ise; onlar için bir
müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver. (39/17)
Allah, kuluna yeterli
değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah,
kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.
(39/36)
De ki: "Ey gökleri ve
yeri yaratan, gaybı ve müşahede edilebileni bilen Allah'ım.
Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında sen
hüküm vereceksin." (39/46)
(Benden onlara) De ki:
"Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım.
Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün
günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir."
(39/53)
Kişinin (yana yakıla)
şöyle diyeceği (gün): "Allah yanında (kullukta) yaptığım
kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana). Doğrusu ben, (Allah'ın
diniyle) alay edenlerdendim." (39/56)
De ki: "Ey cahiller, bana
Allah'ın dışında bir başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?"
(39/64)
"Hayır, artık (yalnızca)
Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol." (39/66)
Öyleyse, dini yalnızca
O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua (kulluk) edin; kafirler
hoş görmese de. (40/14)
Dereceleri yükselten Arş'ın
sahibi (Allah), 'toplanma ve buluşma' günü ile uyarıp-korkutmak
için, kendi emrinden olan ruhu kullarından dilediğine indirir.
(40/15)
"Nuh kavmi, Ad, Semud
ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir gün).
Allah, kullar için zulüm istemez." (40/31)
"İşte size söylediklerimi
yakında hatırlayacaksınız. Ben de işimi Allah'a bırakıyorum.
Şüphesiz Allah, kulları pek iyi görendir." (40/44)
Büyüklenen (müstekbir)ler
derler ki: "Biz hepimiz (ateşin) içindeyiz; gerçekten Allah,
kullar arasında hüküm verdi (artık)." (40/48)
De ki: "Bana apaçık belgeler
gelince, sizin Allah'tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten
kesin olarak menedildim ve alemlerin Rabbine teslim olmakla
emrolundum." (40/66)
Ama Bizim dayanılmaz-azabımızı
gördükleri zaman, imanları kendilerine hiç bir yarar sağlamadı.
(Bu,) Allah'ın kulları arasında sürüp-giden sünnetidir.
İşte kafirler burada hüsrana uğramışlardır. (40/85)
Onlara "Yalnızca Allah'a
kulluk edin" diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelince,
dediler ki: "Eğer dileseydi Rabbimiz melekler indirirdi.
Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi
inkar edicileriz." (41/14)
Kim salih bir amelde bulunursa,
kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir.
Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir. (41/46)
Allah, kullarına karşı
lütuf sahibidir; dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir,
azizdir. (42/19)
İşte Allah, iman edip
salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir.
De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiç
bir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki
iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene
karşılığını verendir. (42/23)
Kullarından tevbeyi kabul
eden, kötülükleri affeden ve işlediklerinizi bilen O'dur.
(42/25)
Eğer Allah, kulları için
rızkı (sınırsızca) geniş tutup-yaysaydı, gerçekten yeryüzünde
azarlardı. Ancak O, dilediği miktar ile indirir. Çünkü O,
kullarından haberi olandır, görendir. (42/27)
Böylece sana emrimizden
bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun.
Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi
hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola
yöneltip-iletiyorsun. (42/52)
(Buna rağmen) Kendi kullarından
O'na bir parça kılıp-yakıştırdılar. Doğrusu insan, açıkça
bir nankördür. (43/15)
Onlar, ki Rahmanın kulları
olan melekleri dişiler kıldılar. Kendileri yaratılışlarına
şahit mi oldular? Onların şahitlikleri yazılacak ve (bundan
dolayı) sorumlu tutulacaklar. (43/19)
O, yalnızca bir kuldur;
kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek
kıldık. (43/59)
"Şüphesiz Allah, O, benim
de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O'na kulluk edin.
Dosdoğru yol budur." (43/64)
"Ey kullarım, bugün sizin
için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız." (43/68)
"Allah'ın kullarını bana
teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim"
(demişti). (44/18)
(Allah da:) "Öyleyse,
kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz."
(diye duasını kabul edip cevap verdi). (44/23)
Ad'ın kardeşini hatırla;
onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti;
hani o, Ahkaf'taki kavmini: "Allah'tan başkasına kulluk
etmeyin, gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından
korkarım" diye uyarmıştı. (46/21)
(Bunlar,) 'İçten Allah'a
yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir
zikirdir. (50/8)
Kullara rızık olmak üzere.
Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden
sonra) diriliş de böyledir. (50/11)
"Huzurumda söz değişikliğe
uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim." (50/29)
"Şüphesiz, biz bundan
önce O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol,
esirgemesi çok olanın ta kendisidir." (52/28)
Böylece O'nun kuluna vahyettiğini
vahyetti. (53/10)
Hemen, Allah'a secde edin
ve (yalnızca O'na) kulluk edin. (53/62)
Kendilerinden önce Nuh
kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar
ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.'(54/9)
Sizi karanlıklardan nura
çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz
Allah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir.
(57/9)
De ki: "Ey Yahudi olanlar,
eğer siz, (bütün) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin
gerçekten Allah'ın velileri (dost ve sevgili kulları) olduğunuzu
öne sürüyorsanız, şu halde ölümü temenni edin; eğer doğru
sözlü iseniz (bunu çekinmeden yapın)." (62/6)
Allah, inkar edenlere,
Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan
salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara
ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan
gelen hiç bir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe
diğer girenlerle birlikte girin" denildi. (66/10)
Öyle ki, onu sizlere bir
ibret (hatırlatma ve öğüt) kılalım. 'Gerçeği belleyip kavrayabilen'
kullar da onu belleyip-kavrasın.'(69/12)
"Allah'a kulluk edin,
O'ndan korkun ve bana itaat edin." (71/3)
"Çünkü Sen onları bırakacak
olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar,
kötülükten sınırı aşan (facir'den) kafirden başkasını doğurmazlar."
(71/27)
Şüphesiz mescidler, (yalnızca)
Allah'a aittir. Öyleyse, Allah ile beraber başka hiç bir
şeye (ve kimseye) kulluk etmeyin (dua etmeyin, tapmayın).
(72/18)
Şu bir gerçek ki, Allah'ın
kulu (olan Muhammed,) O'na dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında,
onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi.
(72/19)
Allah'ın kullarının kendisinden
içtikleri bir kaynak; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtırlar.
(76/6)
Ey mutmain (tatmin bulmuş)
nefis, (89/27)
Rabbine, hoşnut edici
ve hoşnut edilmiş olarak dön. (89/28)
Artık kullarımın arasına
gir. (89/29)
Engellemekte olanı gördün
mü? (96/9)
Namaz kıldığı zaman bir
kulu. (96/10)
Gördün mü? Ya o (kul)
doğru yol üzerinde ise, (96/11)
Oysa onlar, dini yalnızca
O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece
Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten
başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam)
din budur. (98/5)
Allah, onların kalplerini
ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler
vardır. Ve büyük azab onlaradır. (2/7)
Ya da (bunlar) karanlıklar,
gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir
yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların
saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını
tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
Onları -ne olursa olsun-
şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim
ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini
emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini
emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli)
edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (4/119)
Ey Peygamber, kalpleri
inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudiler'den
küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana
kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak
tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine
konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın,
o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye
düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir
şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak
istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette
onlar için büyük bir azab vardır. (5/41)
Onlar, yalana kulak tutanlardır,
haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya
onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan,
sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında
hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm
yürütenleri sever. (5/42)
Biz onda, onların üzerine
yazdık: Can'a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak,
dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır.
Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir
keffarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte
onlar, zalim olanlardır. (5/45)
Onlardan seni dinleyenler
vardır; oysa biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak)
kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık
kıldık. Onlar, hangi 'apaçık-belgeyi' görseler, yine ona
inanmazlar. Öyle ki, o inkâr etmekte olanlar, sana geldiklerinde,
seninle tartışmaya girerek: "Bu, öncekilerin uydurma masallarından
başka bir şey değildir" derler. (6/25)
Andolsun, cehennem için
cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık).
Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır
bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler.
Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte
bunlar gafil olanlardır. (7/179)
Onların yürüyecek ayakları
var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri
mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortak koştuklarınızı
çağırın, sonra bir düzen (tuzak) kurun da bana göz bile
açtırmayın." (7/195)
İçlerinden Peygamberi
incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler
vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a
iman eder, mü'minlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler
için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet edenler...
Onlar için acı bir azab vardır." (9/61)
De ki: "Göklerden ve yerden
sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan
kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir?
Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir.
Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?
(10/31)
Ancak kulak hırsızlığı
yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler. (15/18)
Onlar, Allah'ın, kalplerini,
kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil
olanlar onların ta kendileridir. (16/108)
Hakkında bilgin olmayan
şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi
ondan sorumludur. (17/36)
Ve onların kalbleri üzerine,
onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına
da bir ağırlık koyduk. Sen Kur'an'da sadece Rabbini "bir
ve tek" (ilah olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette'
gerisin geriye giderler. (17/46)
Böylelikle mağarada yıllar
yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik).
(18/11)
Kendisine Rabbinin ayetleri
öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden
gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir?
Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını
engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk.
Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla
hidayet bulamazlar. (18/57)
Yer yüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve
işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler
kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir. (22/46)
O, sizin için kulakları,
gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz.
(23/78)
Bunlar (şeytanlara) kulak
verirler ve çoğu yalan söylemektedirler. (26/223)
Ona ayetlerimiz okunduğunda,
sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi,
büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir. Artık
sen ona acı bir azap ile müjde ver. (31/7)
Sonra onu 'düzeltip bir
biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak,
gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (32/9)
Dediler ki: "Bizi kendisine
çağırdığın şeye karşı kalblerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda
bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık
sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz."
(41/5)
Böylece biz de onlara
dünya hayatında aşağılanma azabını taddırmak için, o uğursuz
(felaketler yüklü) günlerde üzerlerine 'kulakları patlatan
bir kasırga' gönderdik. Ahiret azabı ise daha (büyük) bir
aşağılanmadır. Ve onlara yardım edilmeyecektir. (41/16)
Eğer biz onu A'cemi (Arapça
olmayan bir dilde) olan bir Kur'an kılsaydık, herhalde derlerdi
ki: "Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana,
A'cemi (Arapça olmayan bir dil)mi?" De ki: "O, iman edenler
için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında
bir ağırlık vardır ve o (Kur'an), onlara karşı bir körlüktür.
İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir." (41/44)
Hani cinlerden birkaçını,
Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna
geldikleri zaman, dediler ki: "Kulak verin;" sonra bitirilince
kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler. (46/29)
Hiç şüphesiz, bunda, kalbi
olan ya da bir şahid olarak kulak veren kimse için elbette
bir öğüt (zikir) vardır. (50/37)
Çağırıcının, yakın bir
yerden çağrıda bulunacağı güne kulak ver; (50/41)
Biz, o uğursuz (felaket
yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine 'kulakları patlatan
bir kasırga' gönderdik. (54/19)
De ki: "Sizi inşa eden
(yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne
az şükrediyorsunuz?" (67/23)
Doğrusu ben, onları bağışlaman
için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına
tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça
büyüklük gösterip-direttiler.' (71/7)
(Öyle) Bir gün ki, yeryüzü
ve dağlar titremeye-tutulur ve dağlar göçüveren bir kum
yığını olur. (73/14)
Sana içkiyi ve kumarı
sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar
için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından
daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar.
De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini
açıklar; umulur ki düşünürsünüz; (2/219)
Ey iman edenler, içki,
kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden
olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki
kurtuluşa erersiniz. (5/90)
Gerçekten şeytan, içki
ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı
anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz
değil mi? (5/91)
Çevrelerinde gümüşten
billur kablar, kupalar dolaştırılır. (76/15)
Ramazan ayı... İnsanlar
için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden)
ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir.
Öyleyse sizden kim, bu aya şahid olursa artık onu tutsun.
Kim hasta ya da yolculukta olursa tutmadığı günler sayısınca
diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler zorluk
dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru
yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız
içindir. Umulur ki, şükredersiniz. (2/185)
Ey iman edenler, size
açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği
zaman sorarsanız size açıklanır. Allah, onu affetti. Allah,
bağışlayandır (kullara) yumuşak olandır. (5/101)
De ki: "Şahidlik bakımından
hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Allah, benimle sizin aranızda
şahiddir. Sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için
bana şu Kur'an vahyedildi. Gerçekten Allah'la beraber başka
ilahların da bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" De
ki: "Ben şehadet etmem." De ki: O, ancak bir tek olan ilahtır
ve gerçekten ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım.
(6/19)
Kur'an okunduğu zaman,
hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz.
(7/204)
Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden
-karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını
ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar
öldürürler ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta İncil'de ve Kur'an'da
O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok
ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız
bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük
kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/111)
Onlara ayetlerimiz apaçık
belgeler olarak okunduğunda bizimle karşılaşmayı ummayanlar
derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir."
De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem
benim için olacak şey değildir. Ben yalnızca bana vahyolunana
uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem gerçekten ben büyük günün
azabından korkarım." (10/15)
Bu Kur'an, Allah'tan başkası
tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu önündekileri
doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda
hiç şüphe yoktur alemlerin Rabbindendir. (10/37)
Senin içinde olduğun herhangi
bir durum onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir
şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki ona (iyice)
daldığınızda biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım.
Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta
(saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de daha büyüğü de yoktur
ki apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (10/61)
Gerçekten biz, akıl erdirirsiniz
diye onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. (12/2)
Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle
en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana
aktarıyoruz, oysa sen daha önce bundan haberi olmayanlardandın.
(12/3)
Eğer, kendisiyle dağların
yürütüldüğü yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu
bir Kur'an olsaydı (yine bu Kur'an olurdu). Hayır emrin
tümü Allah'ındır. İman edenler, hâlâ anlamadılar mı ki,
eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş
olurdu. İnkâr edenler, Allah'ın va'di gelinceye kadar, yaptıkları
dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının
yakınına inecek. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.
(Veya miadını şaşırmaz.) (13/31)
Elif Lam Ra. Bunlar kitabın
ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir. (15/1)
Andolsun sana çiftlerden
yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik. (15/87)
Ki onlar, Kur'anı parça-parça
kıldılar. (15/91)
Öyleyse Kur'an okuduğun
zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. (16/98)
Şüphesiz bu Kur'an en
doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere
onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.
(17/9)
Andolsun biz, bu Kur'an'da
çeşitli açıklamalar yaptık öğüt alıp-düşünsünler diye. Oysa
bu onların daha uzaklaşmalarından başkasını arttırmıyor.
(17/41)
Kur'an okuduğun zaman
seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde
kıldık. (17/45)
Ve onların kalbleri üzerine
onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına
da bir ağırlık koyduk. Sen, Kur'an'da sadece Rabbini bir
ve tek (ilah olarak) andığın zaman 'nefretle kaçar vaziyette'
gerisin geriye giderler. (17/46)
Hani biz, sana: "Muhakkak
Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır" demiştik. Sana gösterdiğimiz
o rüyayı insanları denemek için yaptık Kur'an'da lanetlenmiş
ağacı da. Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda büyük
bir azgınlıktan başka bir şey arttırmıyor. (17/60)
Güneşin sarkmasından,
gecenin kararmasına kadar namazı kıl fecir vakti (namazda
okunan) Kur'an'ı işte o şahid olunandır. (17/78)
Kur'an'dan mü'minler için
şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Oysa o, zalimlere
kayıplardan başkasını arttırmaz. (17/82)
De ki: "Eğer bütün ins
ve cin (toplulukları) bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek
üzere toplansa -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa
bile- onun bir benzerini getiremezler." (17/88)
Andolsun bu Kur'an'da
her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk.
İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler. (17/89)
Onu bir Kur'an olarak
insanlara dura dura okuman için (bölüm bölüm) ayırdık ve
onu safha safha bir indirme ile indirdik. (17/106)
Andolsun bu Kur'an'da
insanlar için biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk.
İnsan herşeyden çok tartışmacıdır. (18/54)
Biz, sana bu Kur'an'ı
güçlük çekmen için indirmedik, (20/2)
Böylece biz onu Arapça
bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü
şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da
onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur. (20/113)
Hak olan biricik hükümdar
olan Allah, yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan
evvel Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim ilmimi
arttır." (20/114)
Ve elçi dedi ki: "Rabbim,
gerçekten benim kavmim bu Kur'an'ı terkedilmiş (bir kitap)
olarak bıraktılar." (25/30)
İnkâr edenler dediler
ki: "Kur'an, ona tek bir defada toplu olarak indirilmeli
değil miydi?" Biz onunla kalbini sağlamlaştırıp-pekiştirmek
için böylece (ayet ayet indirdik) ve onu 'belli bir okuma
düzeniyle (tertil üzere) düzene koyup' okuduk. (25/32)
Ta sin. Bunlar Kur'an'ın
ve apaçık olan kitabın ayetleridir. (27/1)
Hiç şüphesiz bu Kur'an
sana hüküm ve hikmet sahibi olan (ve herşeyi gerçeğiyle)
bilen (Allah'ın) katından ilka edilmektedir. (27/6)
Gerçek şu ki, bu Kur'an
İsrailoğullarına hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin bir
çoğunu aktarıp anlatıyor. (27/76)
Ve Kur'an'ı okumakla da
(emrolundum). Artık kim, hidayete gelirse kendi nefsi için
hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa de ki: "Ben yalnızca
uyarıcılardanım." (27/92)
Şüphesiz sana Kur'an'ı
farz kılan, seni dönülecek yere elbette döndürecektir. De
ki: "Rabbim, hidayetle geleni de açıkca bir sapıklık içinde
olanı da daha iyi bilmektedir." (28/85)
Andolsun biz, bu Kur'an'da
insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz sen, onlara
bir ayetle geldiğin zaman o inkâr edenler mutlaka: "Siz
ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler. (30/58)
İnkâr edenler dedi ki:
"Biz, kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne ondan önceki
(indirile)ne." Sen o zulmedenleri Rableri huzurunda tutuklanmış
olarak görsen; sözü (suçlamaları) birbirlerine karşı evirip-çevirir
(birbirlerine yöneltirler). Za'fa uğratılan (müstaz'af)lar
büyüklük taslayanlara derler ki: "Eğer sizler olmasaydınız,
gerçekten bizler mü'min (kimse)ler olurduk." (34/31)
Andolsun hikmetli Kur'an'a
(36/2)
Biz ona (Peygambere) şiir
öğretmedik; (bu) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen
Kitap) yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır. (36/69)
Sad, Zikir dolu Kur'an'a
andolsun.(38/1)
Andolsun, biz bu Kur'an'da
belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten
verdik. (39/27)
Çarpıklığı olmayan Arapça
bir Kur'an'dır (bu). Umulur ki sakınırlar. (39/28)
Bilen bir kavim için ayetleri
(çeşitli biçimlerde, birer birer) 'fasıllar halinde açıklanmış'
Arapça Kur'an (veya okunan) kitaptır; (41/3)
İnkar edenler dediler
ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar
koparın. Belki üstün gelirsiniz." (41/26)
Eğer biz, onu A'cemi (Arapça
olmayan bir dilde) olan bir Kur'an kılsaydık herhalde derlerdi
ki: "Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana A'cemi
(Arapça olmayan bir dil)mi?" De ki: "O iman edenler için
bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında
bir ağırlık vardır ve o (Kur'an) onlara karşı bir körlüktür.
İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir." (41/44)
İşte biz sana böyle Arapça
bir Kur'an vahyettik; şehirlerin anası (olan Mekke halkı)nı
ve çevresinde olanları uyarman için ve kendisinde şüphe
olmayan toplanma gününü (haber verip onları) uyarman için
de. (O gün onların) Bir bölümü cennette bir bölümü çılgınca
yanan ateşin içerisindedirler. (42/7)
Gerçekten Biz, onu belki
aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur'an kıldık. (43/3)
Hani cinlerden birkaçını
Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna
geldikleri zaman dediler ki: "Kulak verin;" sonra bitirilince
kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler. (46/29)
Öyle olmasa Kur'an'ı iyiden
iyiye düşünmezler miydi? Yoksa birtakım kalpler üzerinde
kilitler mi vurulmuş? (47/24)
Kaf. 'Şerefli üstün' Kur'an'a
andolsun. (50/1)
Biz onların neler söylediklerini
daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin;
şu halde Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt
ver. (50/45)
Andolsun Biz Kur'an'ı
zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt
alıp-düşünen var mı? (54/17)
Kur'an'ı öğretti. (55/2)
Elbette bu bir Kur'an-ı
Kerim'dir. (56/77)
Şayet biz, bu Kur'an'ı
bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah
korkusundan saygı ile baş eğmiş parça parça olmuş görürdün.
İşte Biz belki düşünürler diye insanlara böyle örnekler
veririz. (59/21)
De ki: "Bana gerçekten
şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler:
-Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik"
(72/1)
Veya üzerine ilave et.
Ve Kur'an'ı belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku. (73/4)
Gerçekten Rabbin, senin
gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde yarısında ve üçte
birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte
olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi
ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı
bildi böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu
halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah, sizden hastalar
olduğunu başkalarının Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde
gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını
bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun.
Namazı dosdoğru kılın zekatı verin ve Allah'a güzel bir
borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden
takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir
ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan
mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır çok esirgeyendir.
(73/20)
Şüphesiz onu (kalbinde)
toplamak ve onu (sana) okutmak bize ait (bir iş)tir. (75/17)
Şu halde Biz onu okuduğumuz
zaman sen de onun okunuşunu izle. (75/18)
Gerçek şu ki, Kur'an'ı
senin üzerine 'safhalar halinde bir indirme tarzıyla (tenzil)'
indiren biziz biz. (76/23)
Kendilerine Kur'an okunduğunda
secde etmiyorlar. (84/21)
Hayır; o (Kitap) 'şerefli-üstün'
olan bir Kur'an'dır; (85/21)
Bunun üzerine, ayrı ayrı
mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday
güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar
ve suçlu-günahkar bir kavim oldular. (7/133)
Haccı ve umreyi Allah
için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle)
kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin).
Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin.
Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun
ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir).
Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak
isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana
da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere,
bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i
Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki
Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. (2/196)
Allah bize ateşin yiyeceği
bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmamamız konusunda
and verdi," diyenlere de ki: "Şüphesiz, benden önce nice
elçiler, apaçık belgeler ve söylediklerinizle geldi; eğer,
siz doğru idiyseniz, o halde onları ne diye öldürdünüz?"
(3/183)
Ey iman edenler, Allah'ın
şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki)
gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek
Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan
çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın
sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda
yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan
korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (5/2)
Onlara Adem'in iki oğlunun
gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak
birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş,
diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen)
Demişti ki: "Seni mutlaka öldüreceğim." (Öbürü de:) "Allah,
ancak korkup-sakınanlardan kabul eder." (5/27)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken
avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden)
öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir.
Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden
adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak
veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle
işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı
bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır.
Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir. (5/95)
Allah, Beyt-i Haram (olan)
Kabe'yi insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram
Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın
göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah'ın
gerçekten herşeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir. (5/97)
Sonunda ikisi de (Allah'ın
emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban
etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. (37/103)
Ve ona büyük bir kurbanı
fidye olarak verdik. (37/107)
Şu halde Rabbin için namaz
kıl ve kurban kes. (108/2)
(Hiç değilse kendilerini)
Kureyş'i 'bir araya getirip anlaştırdığı' (106/1)
Yaz ve kış yolculuğunda
onları (güvenliğe kavuşturduğu ya da başkalarıyla) ısındırıp
yakınlaştırdığı için (106/2)
Şu Ev (Ka'be'n)in Rabbine
kulluk etsinler; (106/3)
Ki O, kendilerini açlıktan
(kurtarıp) doyuran ve korkudan güvenliğe kavuşturandır.
(106/4)
Dediler ki: "Andolsun,
biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse,
bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz."
(12/14)
|