kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görsünler. Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün
idiler, toprağı alt-üst etmişler (ekmişler, madenler, sular
arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden
daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de, onlara açık delillerle
gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar
kendi nefislerine zulmediyorlardı. (30/9)
Süleyman için de, sabah
gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara
(boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık.
Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler
vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa,
ona çılgın ateşin azabından taddırırdık. (34/12)
Gökyüzünün erimiş maden
gibi olacağı gün; (70/8)
Siz O'na (peygambere)
yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler
ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma,
elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur
ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş, inkâra edenlerin de kelimesini (inkâr
çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/40)
Eğer onlar bir sığınak
ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı,
hızla oraya yönelip koşarlardı. (9/57)
O gençler, mağaraya sığındıkları
zaman, demişlerdi ki: "Rabbimiz, katından bize bir rahmet
ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı
kıl). (18/10)
Böylelikle mağarada yıllar
yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik).
(18/11)
(İçlerinden biri demişti
ki:)"Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından
kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının
da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın
ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın." (18/16)
(Onlara baktığında) Görürsün
ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında
onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın)
geniş boşluğundalardı. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah,
kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi saptırırsa
onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın.
(18/17)
Onlar mağaralarında üç
yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar. (18/25)
Sizlere, anneleriniz,
kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz,
erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi
emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın
anneleri, ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan
olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla
gerdeğe girmemişseniz size bir sakınca yoktur- sizin sülbünüzden
olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz
(evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir.
Şüphesiz Allah bağışlayandır esirgeyendir. (4/23)
Sağ ellerinizin malik
olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan 'evli ve özgür'
olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah'ın üzerinize
yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup
fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek
kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan hangi
şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız onlara ücret (mehir)lerini
tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tesbitinden
sonra karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda üstünüze
bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/24)
Andolsun, biz sizi biraz
korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden
eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.
(2/155)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
Birbirinizin mallarını
haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından
bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın. (2/188)
Onlara peygamberleri dedi
ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar:
"Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona
bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek
üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle)
demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve
bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir;
Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir." (2/247)
Mallarını Allah yolunda
infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta
yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah,
dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır,
bilendir. (2/261)
Mallarını Allah yolunda
infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa
kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri katındadır,
onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/262)
Ey iman edenler, Allah'a
ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun
diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı
geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan
bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü
mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından
hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kâfirler
topluluğuna hidayet vermez. (2/264)
Yalnızca Allah'ın rızasını
istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip- güçlendirmek
için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede
bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren
bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet
etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı
görendir. (2/265)
Onlar ki, mallarını gece,
gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri
Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun
olmayacaklardır. (2/274)
Şüphesiz inkâr edenler,
onların malları da, çocukları da kendilerine Allah'tan (gelecek
azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar.
(3/10)
Gerçekten inkâr edenlerin
ise, ne malları, ne çocukları, onlara Allah'tan yana bir
şey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli
olarak kalacaklardır. (3/116)
Andolsun, mallarınızla
ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine
kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette
çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder
ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. (3/186)
Yetimlere mallarını verin
ve murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin. Onların mallarını
mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir suçtur.
(4/2)
Allah'ın sizin için (kendileriyle
hayatınızı) kaim (geçiminizi sağlamaya destekleyici bir
araç) kıldığı mallarınızı düşük akıllılara vermeyin; bunlarla
onları rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel (maruf) söz
söyleyin. (4/5)
Yetimleri, nikaha erişecekleri
çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma
gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler
diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya
çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun)
bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman,
onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah
yeter. (4/6)
Gerçekten, yetimlerin
mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş
olurlar. Onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir. (4/10)
Sağ ellerinizin malik
olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan 'evli ve özgür'
olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah'ın üzerinize
yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup
fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek
kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan hangi
şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini
tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tesbitinden
sonra, karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda üstünüze
bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/24)
Ey iman edenler, mallarınızı,
sizden karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka
haksız 'nedenler ve yollarla' (batılca) yemeyin. Ve kendi
nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz, Allah, sizi çok esirgeyendir.
(4/29)
Allah'ın, bazısını bazısına
üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle
erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha
kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl
koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz
kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız
bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse
aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.
(4/34)
Ve onlar, mallarını insanlara
gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe
de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü
bir arkadaştır o. (4/38)
Mü'minlerden, özür olmaksızın
oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad
edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad
edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır.
Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cihad
edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
(4/95)
Ondan nehyedildikleri
halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere
yemeleri nedeniyle (öyle yaptık.) Onlardan kafir olanlara
pek acıklı bir azab hazırlamışızdır. (4/161)
Yetimin malına, o erginlik
çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın.
Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. hiçbir nefse, gücünün
kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz
zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa
gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur
ki öğüt alıp-düşünürsünüz." (6/152)
Bilin ki, mallarınız ve
çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah
yanında ise büyük bir mükafaat vardır. (8/28)
Gerçek şu ki, inkâr edenler,
(insanları) Allah'ın yolundan engellemek için mallarını
harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara
yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır.
İnkâr edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.
(8/36)
Gerçek şu ki, iman edenler,
hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla
cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım
edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman
edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin
onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur. Ama din konusunda
sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür.
Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun
aleyhinde değil. Allah, yaptıklarınızı görendir. (8/72)
İman edenler, hicret edenler
ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin
Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve
mutluluğa' erenler bunlardır. (9/20)
De ki: "Eğer babalarınız,
çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız
mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza
giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun
yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın
emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna
hidayet vermez. (9/24)
Ey iman edenler, gerçek
şu ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden
çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın
yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah
yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele. (9/34)
Hafif ve ağır savaşa kuşanıp
çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad
edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. (9/41)
Allah'a ve ahiret gününe
iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak
için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.
(9/44)
Şu halde onların malları
ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları
dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkâr içindeyken
zorlukla çıkmasını ister. (9/55)
Sizden önceki (münafıklar
ve kâfirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü,
mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla
yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi
paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla
yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar
gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri
(amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.
(9/69)
Allah'ın elçisine muhalif
olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler
ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin
görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki:
"Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.
(9/81)
Onların malları ve evlatları
seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada
azablandırmak ve canlarının onlar inkâr içindeyken zorluk
içinde çıkmasını istiyor. (9/85)
Ama Resul ve onunla birlikte
olan mü'minler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler;
işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır.
(9/88)
Onların mallarından sadaka
al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara
dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için 'bir sükûnet ve
huzurdur.' Allah işitendir, bilendir. (9/103)
Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden
-karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını
ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar,
öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve
Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan
daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız
bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük
kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/111)
Musa dedi ki: "Rabbimiz,
şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında
bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz,
Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını
yerin dibine geçir ve onların kalblerinin üzerini şiddetle
bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler."
(10/88)
Ey Kavmim, ben sizden
buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca
Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar
gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik
etmekte olan bir kavim görüyorum. (11/29)
Dediler ki: "Ey Şuayb,
atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız
konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin
namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu,
aklı başında (reşid bir adam)sın." (11/87)
Bir yolcu-kafilesi geldi,
sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını
sarkıttı. "Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan
çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa
Allah, yapmakta olduklarını bilendi. (12/19)
Sonra onlara karşı size
tekrar 'güç ve kuvvet verdik', size mallar ve çocuklarla
yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık.
(17/6)
Erginlik çağına erişinceye
kadar, -o da en güzel bir tarz olması- dışında yetimin malına
yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur.
(17/34)
Onlardan güç yetirdiklerini
sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların
üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak
ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." Şeytan, onlara aldatmadan
başka bir şey vadetmez. (17/64)
(İkisinden) Birinin başka
ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken
arkadaşına dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim,
insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm." (18/34)
Bağına girdiğin zaman,
'Maşaallah, Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez
miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az
(güçte) görüyorsan." (18/39)
Mal ve çocuklar, dünya
hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar'
ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır,
umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (18/46)
Onlardan önce nice insan-
nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve
tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.
(19/74)
Ayetlerimizi inkar edip,
bana: "Elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün
mü? (19/77)
Onlar sanıyorlar mı ki,
kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla (23/55)
Nikah (imkanı) bulamayanlar,
Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli
davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden)
mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız-
mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara
verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını
korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim
onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından
sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir. (24/33)
'Malın da, çocukların
da bir yarar sağlayamadığı günde." (26/88)
(Elçi hediyelerle) Süleyman'a
geldiği zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak
istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha
hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz"
dedi. (27/36)
İnsanların mallarından
artsın diye, verdiğiniz faiz Allah katında artmaz. Ama Allah'ın
yüzünü (rızasını) isteyerek verdiğiniz zekat ise, işte (sevablarını
ve gelirlerini) kat kat arttıranlar onlardır. (30/39)
Ve sizi onların topraklarına,
yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere
mirasçı kıldı. Allah, herşeye güç yetirendir. (33/27)
Ve: "Biz mallar ve evlatlar
bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da
değiliz" de demişlerdir. (34/35)
Bizim katımızda sizi (bize)
yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır;
ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar;
onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat
vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (34/37)
O da demişti ki: "Gerçekten
ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı
tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin
arkasına saklandılar. (38/32)
Gerçekten dünya hayatı,
ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. Eğer iman ederseniz
ve sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir ve mallarınızı
da istemez. (47/36)
Bedevilerden geride bırakılanlar,
sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul
etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar, kalplerinde
olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Şimdi Allah,
size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa,
sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir?
Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır." (48/11)
Mü'min olanlar, ancak
o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resûlü'ne iman ettiler,
sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla
ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların
ta kendileridir. (49/15)
Onların mallarında dilenip-isteyen
(ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de
bir hak vardı. (51/19)
Bilin ki, dünya hayatı
ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama',
bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal
ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği
gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna
gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı
kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise
şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk
(rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka
bir şey değildir. (57/20)
Ne malları, ne çocukları
onlara Allah'a karşı hiçbir şeyle yarar sağlamaz. Onlar,
ateşin halkıdır, içinde süresiz kalacaklardır. (58/17)
(Bundan başka bu mallar,)
Hicret eden fakirleredir ki, onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) arayıp, Allah'a ve O'nun Resûlü'ne yardım ederlerken
yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmışlardır. İşte
bunlar, sadık olanlar bunlardır. (59/8)
Allah'a ve O'nun Resulü'ne
iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda
cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.
(61/11)
Ey iman edenler, ne mallarınız,
ne çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten 'tutkuya kaptırarak-alıkoymasın';
kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
(63/9)
Mallarınız ve çocuklarınız
sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük
ecir (en güzel karşılık) O'nun katında olandır. (64/15)
Mal (servet) ve çocuklar
sahibi oldu diye, (68/14)
Malım bana hiçbir yarar
sağlayamadı." (69/28)
Ve onların mallarında
belirli bir hak vardır: (70/24)
Size mallar ve çocuklarla
yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin,
ırmaklar da versin." (71/12)
Nuh: "Rabbim, gerçekten
onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan
başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular." (71/21)
Ki Ben ona, 'alabildiğine
geniş kapsamlı bir mal' (servet) verdim. (74/12)
Malı 'bir yığma tutkusu
ve hırsıyla' seviyorsunuz. (89/20)
O: "Yığınla mal tüketip-yok
ettim" diyor. (90/6)
Tereddi edeceği (başaşağı
düşüşe uğrayacağı) zaman, malı ona hiç yarar sağlamaz. (92/11)
Ki o, malını vererek temizlenip-arınır.
(92/18)
Muhakkak o, mal sevgisinden
dolayı (bencil ve cimri tutumundan) çok katıdır. (100/8)
Ki o, mal yığıp biriktiren
ve onu saydıkça sayandır. (104/2)
Gerçekten malının kendisini
ebedi kılacağını sanıyor. (104/3)
Malı ve kazandıkları kendisine
bir yarar sağlamadı. (111/2)
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz
Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından
sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini
kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar,
kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı
mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne
yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah,
güçlü olandır, aziz olandır. (22/40)
Andolsun, sizden cumartesi
(günü) yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte biz,
onlara: "Aşağılık maymunlar olun" dedik. (2/65)
De ki: "Allah katında,
'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber
vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı
ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar;
işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok
sapmışlardır." (5/60)
Onlar, kendisinden sakındırıldıkları
'şeyi yapmada ısrar edip başkaldırınca' onlara: "Aşağılık
maymunlar olunuz" dedik. (7/166)
Gerçekten iman edenler,
Yahudiler, yıldıza tapanlar (Sabii) Hristiyanlar, ateşe
tapanlar (Mecusi) ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet
günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, her şeyin üzerinde
şahid olandır. (22/17)
Çevrenizdeki bedevilerden
münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa
çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin biz onları
biliriz. Biz, onları iki kere azablandıracağız sonra onlar
büyük bir azaba döndürülecekler. (9/101)
Medine halkına ve çevresindeki
bedevilere Allah'ın elçisinden geri kalmaları kendi nefislerini
onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu gerçekten onların
Allah yolunda bir susuzluk bir yorgunluk 'dayanılmaz bir
açlık' (çekmeleri) kâfirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak'
bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları
karşılığında mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış
olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini
kaybetmez. (9/120)
Onlardan bir grup da hani
şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için
(burada) kalacak yer yok şu halde dönün." Onlardan bir topluluk
da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin
istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca
kaçmak istiyorlardı. (33/13)
Andolsun eğer münafıklar
kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık
yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek
olurlarsa gerçekten seni onlara saldırtırız sonra orada
seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler. (33/60)
Kendilerinden önce o yurdu
(Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler
ise hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden
dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde
bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine
tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa işte onlar felah (kurtuluş) bulanlardır. (59/9)
Derler ki "Andolsun Medine'ye
bir dönecek olursak gücü ve onuru çok olan düşkün ve zayıf
olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır." Oysa izzet (güç
onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir.
Ancak münafıklar, bilmiyorlar. (63/8)
Siz, O'na (peygambere)
yardım etmezseniz Allah, O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler
ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma
elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah, O'na 'huzur
ve güvenlik duygusunu' indirmişti O'nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş inkâra edenlerin de kelimesini (inkâr
çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi yüce olandır.
Allah, üstün ve güçlüdür hüküm ve hikmet sahibidir. (9/40)
Görmediler mi ki, çevrelerinde
insanlar kapılıp-yağma edilirken biz Harem (Mekke'y)i güvenilir
(ve dokunulmaz) kıldık? Yine de onlar batıla inanıp Allah'ın
nimetlerine nankörlük mü ediyorlar? (29/67)
Ve şu emin beldeye (güvenilir
şehre). (95/3)
İşte bu (Kur'an) önündekileri
doğrulayıcı ve şehirler anası, (Mekke) ile çevresindekileri
uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır. Ahirete iman edenler
buna inanırlar. Onlar namazlarını (özenle) koruyanlardır.
(6/92)
Onlara karşı size zafer
verdikten sonra, Mekke'nin göbeğinde ellerini sizden ve
sizin de ellerinizi onlardan çeken O'dur. Allah, yaptıklarınızı
hakkıyla görendir. (48/24)
Hani Rabbin, Meleklere:
"Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti.
Onlar da: "Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis
ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak
birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin
bilmediğinizi ben bilirim" dedi. (2/30)
Ve Adem'e isimlerin hepsini
öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz,
bunları bana isimleriyle haber verin" dedi. (2/31)
Ve meleklere: "Adem'e
secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O
ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.
(2/34)
Her kim Allah'a, meleklerine,
elçilerine, Cibril'e ve Mikail'e düşman ise, artık şüphesiz
Allah da kafirlerin düşmanıdır." (2/98)
Ve onlar, Süleyman'ın
mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular.
Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar,
insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a
indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca
bir fitneyiz, sakın inkâr etme" demedikçe hiç kimseye (bir
şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını
açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça
hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine
zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı.
Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı
olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları
şey ne kötü; bir bilselerdi. (2/102)
Şüphesiz, inkâr edip kafir
olarak ölenler, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların
laneti bunların üzerinedir. (2/161)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
Onlar, bulut gölgeleri
içinde Allah'ın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve
(azap) emrinin gerçekleşmesini mi gözlüyorlar? Oysa bütün
işler Allah'a döner. (2/210)
Peygamberleri, onlara
(şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un
gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu
ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden artakalanlar
var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz
sizin için bir delil vardır." (2/248)
Elçi, kendisine Rabbinden
indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine,
Kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında
hiçbirini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik.
Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler.
(2/285)
Allah, gerçekten kendisinden
başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri
de O'ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler.
Aziz ve Hakim olan O'ndan başka ilah yoktur. (3/18)
O mihrapta namaz kılarken,
melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O,
Allah'tan olan bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan, efendi,
iffetli ve salihlerden bir peygamberdir." (3/39)
Hani melekler: "Meryem,
şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına
üstün kıldı," demişti. (3/42)
Hani Melekler, dediler
ki: "Meryem, doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır.."
(3/45)
O, melekleri ve peygamberleri
Rabler edinmenizi emretmez. Siz, Müslüman olduktan sonra,
size küfrü mü emredecek? (3/80)
İşte bunların cezası,
Allah'ın meleklerin ve bütün insanların lanetlerinin üzerine
olmasıdır. (3/87)
Sen mü'minlere: "Rabbinizin
size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi
size yetmez mi?" diyordun. (3/124)
Evet, eğer sabrederseniz,
sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse,
Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım
ulaştıracaktır. (3/125)
Melekler kendi nefislerine
zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki:
"Nerde idiniz?" Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar
(müstaz'aflar) idik." derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz
için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" derler. İşte onların
barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?21 (4/97)
Ey iman edenler, Allah'a,
elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği
kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını,
elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz uzak
bir sapıklıkla sapıtmıştır. (4/136)
Fakat Allah, sana indirdiğiyle
şahidlik eder ki, O, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler
de şahittirler. Şahid olarak Allah yeter. (4/166)
Mesih ve yakınlaştırılmış
(yüksek derece sahibi) melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle
çekimser kalmazlar. Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser'
davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların
tümünü huzurunda toplayacaktır. (4/172)
Ve derler ki: "Ona bir
melek indirilmeli değil miydi?" Eğer bir melek indirilseydi,
elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.
(6/8)
Onu eğer bir melek kılsaydık,
elbette erkek (suretinde bir melek) kılardık ve mutlaka
katmakta oldukları (şüpheleri) yine katardık. (6/9)
De ki: "Size Allah'ın
hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve
ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden
başkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu?
Yine de düşünmeyecek misiniz?" (6/50)
Böylece İbrahim'e, -kesin
bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu
gösteriyorduk. (6/75)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken
"Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir
benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir?
Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında
meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak
yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı
söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz)
dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz"
(dediklerinde) bir görsen... (6/93)
Gerçek şu ki, biz onlara
melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi
karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine
onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar.
(6/111)
Onlar, kendilerine meleklerin
gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin
bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden
bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya
imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar
sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz."
(6/158)
Andolsun, biz sizi yarattık,
sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere:
"Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde
ettiler; o, secde edenlerden olmadı. (7/11)
Şeytan, kendilerinden
'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için
onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı
yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi
yaşayanlardan kılınmamanız içindir." (7/20)
Siz Rabbinizden yardım
taleb ediyordunuz, O da: "Şüphesiz ben size birbiri ardınca
bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti. (8/9)
Rabbin meleklere vahyetmişti
ki: "Şüphesiz ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın,
inkâr edenlerin kalblerine amansız bir korku salacağım.
Öyleyse (ey Müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun
onların bütün parmaklarına." (8/12)
Melekleri, onların yüzlerine
ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkâr
edenlerin canlarını alırken görmelisin. (8/50)
Şimdi onların: "Ona bir
hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli
değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan
bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın.
Allah herşeye vekildir. (11/12)
Ben size Allah'ın hazineleri
yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu
söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, Allah
kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde
olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam)
gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir." (11/31)
(Kadın) Onların düzenlerini
işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları
yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri
soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık, onlara
(görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte)
görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler,
(şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih
ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir"
dediler. (12/31)
Gök gürültüsü O'nu hamd
ile, melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler..
O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar
ise Allah hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası)
pek çetin olandır. (13/13)
Onlar, Adn cennetlerine
girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından 'salih
davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler
onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) (13/23)
Eğer doğruyu söylüyor
isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin?" (15/7)
Hak olmaksızın biz melekleri
indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz. (15/8)
Hani Rabbin meleklere
demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan
bir beşer yaratacağım." (15/28)
Böylece meleklerin tümü,
topluca secde etti. (15/30)
Kullarından dilediklerine,
melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka ilah
yoktur, şu halde benden korkup-sakının, diye uyarın." (16/2)
Ki melekler, kendi nefislerinin
zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hiçbir
kötülük yapmıyorduk" diye teslim olurlar. Hayır, şüphesiz
Allah, sizin neler yaptığınızı bilendir. (16/28)
Ki melekler, güzellikle
canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza
karşılık olmak üzere cennete girin." (16/32)
(Küfre sapanlar) Kendilerine
meleklerin gelmesinden veya Rabbinin emrinin gelmesinden
başka bir şey mi gözlüyorlar? Onlardan öncekiler de öyle
yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine
zulmediyorlardı. (16/33)
Göklerde ve yerde olan
ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve
onlar büyüklük taslamazlar. (16/49)
Rabbiniz size erkekleri
seçti de meleklerden dişileri mi (kendine) edindi? Gerçekten
siz büyük bir söz söylemektesiniz. (17/40)
Hani, meleklere: "Adem'e
secde edin" demiştik. İblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi.
Demişti ki: "Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde
eder miyim?" (17/61)
Veya öne sürdüğün gibi,
gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve
melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin." (17/92)
De ki: "Eğer yeryüzünde
(insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı,
biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik."
(17/95)
Hani meleklere: "Adem'e
secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde
etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden
dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu
veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır.
(Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
(18/50)
(Ona gelen melek:) "İşte
böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: - Bu benim için kolaydır,
daha önce sen hiçbir şey değil iken, seni yaratmıştım."
(19/9)
Hani biz meleklere: "Adem'e
secde edin" demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde
etmişlerdi, o, ayak diremişti. (20/116)
Onları, o en büyük korku
hüzne kaptırmaz ve: "İşte bu sizin gününüzdür, size va'dedilmişti"
diye melekler onları karşılayacaklardır. (21/103)
Allah, meleklerden elçiler
seçer ve insanlardan da. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
(22/75)
Bunun üzerine, kavminden
inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz
olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük
elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş
olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan
da bunu işitmiş değiliz." (23/24)
De ki: "Eğer biliyorsanız
(söyleyin:) herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir?
Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor." (23/88)
Dediler ki: "Bu elçiye
ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır?
Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi
gerekmez miydi?" (25/7)
Bize kavuşmayı ummayanlar,
dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimizi
görmemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefislerinde
büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırdılar.
(25/21)
Melekleri görecekleri
gün, suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler
onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak."
(25/22)
Göğün bulutlarla parçalanacağı
ve meleklerin bir indirilme ile indirileceği gün; (25/25)
De ki: "Size vekil kılınan
ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş
olacaksınız." (32/11)
O'dur ki, sizi karanlıklardan
nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size
dua etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyicidir. (33/43)
Şüphesiz, Allah ve melekleri
Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat
edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin. (33/56)
O gün, onların hepsini
bir arada toplayacak (haşredecek), sonra meleklere diyecek
ki: "Size tapanlar bunlar mıydı?" (34/40)
Hamd, gökleri ve yeri
yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler
kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz
Allah, herşeye güç yetirendir. (35/1)
herşeyin melekutu (hükümranlık
ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz.
(36/83)
Ki onlar, Mele'i A'la'ya
kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar;
(37/8)
Yoksa onlar, şahidlik
etmekteyken biz melekleri dişiler olarak mı yarattık? (37/150)
Mele-i Ala (yüce topluluk)
tartışıp dururken, benim hiçbir bilgim yoktur." (38/69)
Hani Rabbin meleklere:
"Gerçekten ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti.
(38/71)
Meleklerin hepsi topluca
secde etti; (38/73)
Melekleri de arşın etrafını
çevirmişler olarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini
görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve: "Alemlerin
Rabbine hamdolsun" denilmiştir. (39/75)
Onlara "Yalnızca Allah'a
kulluk edin" diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelince,
dediler ki: "Eğer dileseydi Rabbimiz melekler indirirdi.
Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi
inkâr edicileriz." (41/14)
Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz
Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar
(yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın
ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin." (41/30)
Gökler, neredeyse üstlerinden
çatlayıp-parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile
tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz
olsun; gerçekten Allah, bağışlayan ve esirgeyen O'dur. (42/5)
Onlar, ki Rahmanın kulları
olan melekleri dişiler kıldılar. Kendileri yaratılışlarına
şahit mi oldular? Onların şahitlikleri yazılacak ve (bundan
dolayı) sorumlu tutulacaklar. (43/19)
Bu durumda (eğer doğruysa),
üzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında yer
almış vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?"
(43/53)
Eğer biz dilemiş olsaydık,
elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef
(yerinize geçenler) olurlardı. (43/60)
Öyleyse melekler, yüzlerine
ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl
olacak? (47/27)
Onun yakını olan (ve yanından
ayrılmayan melek) dedi ki: "İşte bu, yanımda hazır durumda
olan şey." (50/23)
Siz ikiniz (ey melekler),
her inatçı nankörü atın cehennemin içine, (50/24)
Göklerde nice melekler
vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz;
ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten
sonra başka. (53/26)
Gerçek şu ki, ahirete
iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.
(53/27)
Eğer sizler (Peygamberin
iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz
eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi
olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril
ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından
melekler de onun destekçisidirler. (66/4)
Melek(ler) ise, onun çevresi
üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz
(melek) taşır. (69/17)
Melekler ve Ruh (Cebrail),
ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.
(70/4)
Biz o ateşin koruyucularını
meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr
edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine
kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin
de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman
edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık
olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle
neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır,
dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendisinden
başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca
bir öğüttür. (74/31)
Ruh ve meleklerin saflar
halinde duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri
dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da,) Doğruyu
söyleyecektir. (78/38)
Rabbin(in buyruğu) geldiği
ve melekler dizi dizi durduğu zaman; (89/22)
Melekler ve ruh, onda
Rablerinin izniyle her bir iş için inerler. (97/4)
Denizi de sizin emrinize
veren O'dur ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan
süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara
yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından
aramanız ve şükretmeniz içindir. (16/14)
İkisinden de inci ve mercan
çıkar. (55/22)
Sanki onlar yakut ve mercan
gibidirler. (55/58)
Siz (ise şöyle) demiştiniz:
"Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine
yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak,
mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı,
şu değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse)
Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır"
demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu
ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın
ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi.
(Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
(2/61)
Eğer onların yüz çevirmeleri
sana ağır geldiyse, onlara bir ayet getirmek için yerde
bir tünel açmaya veya göğe bir merdiven dayamaya gücün yetiyorsa
(yap). Eğer Allah dileseydi, onların tümünü hidayet üzere
toplardı. Öyleyse sakın cahillerden olma. (6/35)
Eğer insanlar (Allah'a
karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı,
Rahman'ı (Allah'ı) inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar
ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık. (43/33)
Yoksa onların bir merdivenleri
mi var (ki) onunla (yükselip en yüce makamda konuşulanları)
dinliyorlar? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.
(52/38)
|