kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Allah'a ve elçisine itaat
edin, ki merhamet olunasınız. (3/132)
Kim kötülük işler veya
nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı
bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur. (4/110)
Ne zaman ki (yaptıklarından
dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü
ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını görünce:
"Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa
kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler. (7/149)
(Musa yalvarıp) Dedi ki:
"Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat.
Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın." (7/151)
Dedi ki: "Bugün size karşı
sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin
(en) merhametlisidir." (12/92)
Kendisine ulaşmadan canlarınızın
yarısının telef olacağı şehirlere onlar, ağırlıklarınızı
taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir.
(16/7)
Veya onları bir korku
üzerinde yakalayıvermesinden (mi emindirler)? Öyleyse Rabbin,
gerçekten şefkatli ve merhamet sahibidir. (16/47)
Umulur ki, Rabbiniz size
merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz biz de
(sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz. Biz,
cehennemi kafirler için bir kuşatma yeri kıldık. (17/8)
Sizi en iyi Rabbiniz bilir;
dilerse size merhamet eder, dilerse sizi azablandırır. Biz
seni onların üzerine bir vekil olarak göndermedik. (17/54)
Sizin Rabbiniz, fazlından
aramanız için denizde gemileri sizin için yürütür. Gerçekten
O, size karşı merhametli olandır. (17/66)
Böylece, onlara Rablerinin
ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından
da daha yakın olanını vermesini diledik." (18/81)
Eyüp de; hani o Rabbine
çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni
sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın."
(21/83)
Görmedin mi, Allah, yerdekileri
ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza
verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar.
Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir.
(22/65)
Eğer onlara merhamet eder
ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taşkınlıkları içinde
şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler. (23/75)
Çünkü gerçekten benim
kullarımdan bir grup: "Rabbimiz, iman ettik, sen artık bizi
bağışla ve bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın,
derlerdi de," (23/109)
Ve de ki: "Rabbim, bağışla
ve merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."
(23/118)
Şüphesiz, senin Rabbin,
gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir. (26/9)
Dilediğini azablandırır,
dilediğine merhamet eder. O'na çevrilip-götürüleceksiniz.
(29/21)
Onda 'sükun bulup durulmanız'
için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda
bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir.
Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler
vardır. (30/21)
Muhammed, Allah'ın elçisidir.
Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi
aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde
edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde
izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları
budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini
çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış,
sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin
hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek
içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara
bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir. (48/29)
Sonra onların izleri üzerinde
elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı
da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin
kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak)
Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik).
Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna
da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman
edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
(57/27)
Sonra iman edenlerden,
sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine
tavsiye edenlerden olmak. (90/17)
Andolsun, biz Musa'ya
kitabı verdik ve ardından peşpeşe elçiler gönderdik. Meryem
oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le
teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı
bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak,
bir kısmınız da onu öldürecek misiniz? (2/87)
İşte bu elçiler; bir kısmını
bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle
konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu
İsa'ya apaçık belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik.
Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten
sonra, onların peşinden gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi.
Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi inkâr
etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah
dilediğini yapandır. (2/253)
Hani melekler: "Meryem,
şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına
üstün kıldı," demişti. (3/42)
Meryem, Rabbine gönülden
itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku
et." (3/43)
Bunlar, gayb haberlerindendir;
bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna
alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında
değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin. (3/44)
Hani Melekler, dediler
ki: "Meryem, doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır.."
(3/45)
(Bir de) İnkâra sapmaları
ve Meryem'in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri, (4/156)
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü
Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle
de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler
ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir
şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna
ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
(4/157)
Ey Kitap Ehli, dininiz
konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan
başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın
elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir
ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız;
"üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır.
Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir.
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah
yeter. (4/171)
Andolsun, "Şüphesiz, Allah
Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre düşmüştür. De ki:
"O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin
tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye)
kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah herşeye
güç yetirendir. (5/17)
Onların (peygamberleri)
ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem
oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan,
önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici
ve öğüt olan İncil'i verdik. (5/46)
Andolsun, "Şüphesiz Allah,
Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in
dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine
ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma
yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." (5/72)
Meryem oğlu Mesih, yalnızca
bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Onun annesi
dosdoğrudur, ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri
nasıl açıklıyoruz? (Yine) bir bak, onlar ise nasıl da çevriliyorlar?
(5/75)
İsrailoğullarından inkâr
edenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir.
Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir. (5/78)
Allah şöyle diyecek: "Ey
Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı
ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir
şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir
kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle
iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata)
çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde
onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir"
demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm."
(5/110)
Havariler: "Ey Meryem
oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?"
demişlerdi. O da: "Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup-sakının"
demişti. (5/112)
Meryem oğlu İsa: "Allah'ım,
Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız
için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır,
Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti. (5/114)
Allah: "Ey Meryem oğlu
İsa, insanlara, beni ve anneni Allah'ı bırakarak iki ilah
edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim,
hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu
söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı
bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri
(gaybleri) bilen Sen'sin Sen." (5/116)
Onlar, Allah'ı bırakıp
bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve
Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah'a
ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka
ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.
(9/31)
Kitap'ta Meryem'i de zikret.
Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
(19/16)
Böylece onu taşıyarak
kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı
bir şey yaptın." (19/27)
İşte Meryem oğlu İsa;
hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz". (19/34)
Biz, Meryem'in oğlunu
ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli
ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik. (23/50)
Hani biz peygamberlerden
kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den,
Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan. Biz onlardan sapasağlam
bir söz almıştık. (33/7)
Meryem oğlu (İsa) bir
örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle
söz edip) kahkahalarla gülüyorlar. (43/57)
Sonra onların izleri üzerinde
elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı
da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin
kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak)
Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik).
Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna
da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman
edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
(57/27)
Hani Meryem oğlu İsa da:
"Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan
gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı
ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim"
demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu,
açıkça bir büyüdür" dediler. (61/6)
Ey iman edenler, Allah'ın
yardımcıları olun: Meryem oğlu İsa'nın havarilere: "Allah'a
(yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi.
Havariler de demişlerdi ki: "Allah'ın yardımcıları bizleriz."
Böylece İsrailoğullarından bir topluluk iman etmiş, bir
topluluk da inkâr etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına
karşı destekledik, onlar da üstün geldiler. (61/14)
İmran'ın kızı Meryem'i
de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan
üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik
etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı. (66/12)
Gerçek şu ki, Allah, Adem'i,
Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine
seçti; (3/33)
Onlar birbirlerinden (türeme
tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (3/34)
Hani İmran'ın karısı:
"Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe
kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz
işiten bilen Sensin Sen" demişti. (3/35)
Fakat onu doğurduğunda
-Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim,
doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir.
Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş
(kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım." (3/36)
Bunun üzerine Rabbi onu
güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi
yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her
ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem,
bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah katındandır.
Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.
(3/37)
Oruç gecesinde kadınlarınıza
yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz,
siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize
ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve
sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin
için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik
siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra
geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz
zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara
ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (2/187)
De ki: "Rabbim adaletle
davranmayı emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi
(O'na) doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O'na
dua edin. "Başlangıçta sizi yarattığı" gibi döneceksiniz."
(7/29)
Ey Ademoğulları, her mescid
yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin.
Çünkü O, israf edenleri sevmez. (7/31)
Şirk koşanların, kendi
inkârlarına bizzat kendileri şahidler iken, Allah'ın mescidlerini
onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. İşte bunlar, yaptıkları
boşa gitmiş olanlardır. Ve bunlar ateşte süresiz kalacak
olanlardır. (9/17)
Allah'ın mescidlerini,
yalnızca Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru
kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar
onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar
bunlardır. (9/18)
Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek),
mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine
karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten
başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah
onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
(9/107)
Sen bunun (böyle bir mescidin)
içinde hiçbir zaman durma. Daha ilk gününden takva temeli
üzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere)
durmana daha uygundur. Onda, arınmayı içten-arzulayan adamlar
vardır. Allah arınanları sever. (9/108)
Bir kısım ayetlerimizi
kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan,
çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren
O (Allah) yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir. (17/1)
Eğer iyilik ederseniz
kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz
o da (kendi) aleyhinizedir. Sonunda vaad geldiği zaman,
(yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi 'kötü duruma
soksunlar', birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)e
girsinler ve ele geçirdiklerini 'darmadağın edip mahvetsinler.'
(17/7)
Böylece, Allah'ın va'dinin
hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını
bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına)
onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında
durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların
üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir."
Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine
mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler. (18/21)
Böylelikle (Zekeriya)
mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları)
işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin." (19/11)
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz
Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından
sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini
kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar,
kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı
mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne
yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah,
güçlü olandır, aziz olandır. (22/40)
Şüphesiz mescidler, (yalnızca)
Allah'a aittir. Öyleyse, Allah ile beraber başka hiçbir
şeye (ve kimseye) kulluk etmeyin (dua etmeyin, tapmayın).
(72/18)
Bir kısım ayetlerimizi
kendisine göstermek için kulunu, bir gece Mescid-i Haram'dan
çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren
O (Allah) yücedir. Gerçekten O işitendir görendir. (17/1)
Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar
için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in
makamını namaz yeri edinin" İbrahim ve İsmail'e de "Evimi
tavaf edenler itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler
için temizleyin" diye ahid verdik. (2/125)
Her nereden çıkarsan yüzünü
Mescid-i Haram yönüne çevir. Şüphesiz bu Rabbinden olan
bir haktır. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir. (2/149)
Şüphesiz 'Safa' ile 'Merve'
Allah'ın işaretlerindendir. Böylece kim Evi (Ka'be'yi) hacceder
veya umre yaparsa artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi
için bir sakınca yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa
(karşılığını alır). Şüphesiz Allah şükrün karşılığını verendir
bilendir. (2/158)
Onları bulduğunuz yerde
öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.
Fitne öldürmekten beterdir. Onlar size karşı savaşıncaya
kadar siz Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle
savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte
böyledir. (2/191)
Haccı ve umreyi Allah
için tamamlayın. Eğer (düşman hastalık ve buna benzer nedenlerle)
kuşatılırsanız artık size kolay gelen kurban(ı gönderin).
Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin.
Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa onun ya
oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir).
Güvenliğe kavuşursanız hacca kadar umre ile yararlanmak
isteyene kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana
da hacc'da üç gün döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere bunlar
tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu ailesi Mescid-i Haram'da
olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah muhakkak
cezası pek çetin olandır. (2/196)
Ey iman edenler, Allah'ın
şiarlarına haram olan ay'a kurbanlık hayvanlara (onlardaki)
gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek
Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan
çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz sakın
sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda
yardımlaşın günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan
korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (5/2)
Onlar Mescid-i Haram'dan
(insanları) alıkoyarlarken ve onun (gerçek ve layık) koruyucuları
değilken Allah ne diye onları azablandırmasın? Onun (asıl)
koruyucuları yalnızca korkup-sakınanlardır. Ancak onların
çoğu bilmezler. (8/34)
Onların Beyt(-i Şerif)
önündeki duaları ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başkası
değildir. Artık inkâr ettikleriniz dolayısıyla tadın azabı.
(8/35)
Mescid-i Haram yanında
kendileriyle anlaştıklarınız dışında müşriklerin Allah katında
ve Resûlünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu halde o
(anlaşmalı olanlar) size karşı (doğru) bir tutum takındıkça
siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah
muttaki olanları sever. (9/7)
Hacılara su dağıtmayı
ve Mescid-i Haram'ı onarmayı Allah'a ve ahiret gününe iman
eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi
saydınız? (Bunlar) Allah katında bir olmazlar. Allah, zulmeden
bir topluluğa hidayet vermez. (9/19)
Bir kısım ayetlerimizi
kendisine göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan
çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren
O, (Allah) yücedir. Gerçekten O işitendir görendir. (17/1)
Gerçek şu ki, inkar edip
Allah yolundan ve yerlilerle dışarıdan gelenler için eşit
olarak (haram ve kıble) kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara
orada zulmederek adaletten ayrılanlara acı bir azab taddırırız.
(22/25)
Hani biz İbrahim'e, Evin
(Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:)
"Bana hiçbir şeyi ortak koşma tavaf edenler kıyam edenler
rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut." (22/26)
Sonra kirlerini gidersinler
adaklarını yerine getirsinler. Beyt-i Atik'i tavaf etsinler.
(22/29)
Onlarda sizin için adı
konulmuş bir süreye kadar yararlar vardır. Sonra onların
yerleri Beyt-i Atik'tir. (22/33)
Hani Melekler, dediler
ki: "Meryem, doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır.."
(3/45)
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü
Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle
de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler
ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir
şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna
ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
(4/157)
Ey Kitap Ehli, dininiz
konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan
başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın
elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir
ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız;
"üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır.
Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir.
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah
yeter. (4/171)
Mesih ve yakınlaştırılmış
(yüksek derece sahibi) melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle
çekimser kalmazlar. Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser'
davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların
tümünü huzurunda toplayacaktır. (4/172)
Andolsun, "Şüphesiz, Allah
Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre düşmüştür. De ki:
"O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin
tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye)
kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah herşeye
güç yetirendir. (5/17)
Andolsun, "Şüphesiz Allah,
Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in
dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine
ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma
yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." (5/72)
Meryem oğlu Mesih, yalnızca
bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Onun annesi
dosdoğrudur, ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri
nasıl açıklıyoruz? (Yine) bir bak, onlar ise nasıl da çevriliyorlar?
(5/75)
Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın
oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur"
dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar,
bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar.
Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? (9/30)
Onlar, Allah'ı bırakıp
bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve
Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah'a
ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka
ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.
(9/31)
Allah, mü'min erkeklere
ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından
ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler
vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür.
İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (9/72)
Biz, yaşama biçimleriyle
'refah içinde şımarıp azmış' nice şehri yıkıma uğrattık.
İşte meskenleri; çok az (bir zaman) dışında (onlarda) kendilerinden
sonra oturulabilmiş değildir. (Onlara) Varis olanlar biziz.
(28/58)
Rabbinin emriyle herşeyi
yerle bir eder. Böylece meskenlerinden başka, hiçbir şey(leri)
görünemez duruma düştüler. İşte biz, suçlu-günahkar bir
kavmi böyle cezalandırırız. (46/25)
Bağına girdiğin zaman,
'Maşaallah, Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez
miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az
(güçte) görüyorsan." (18/39)
Rabbinizden bir fazl istemenizde
sizce sakınca yoktur. Arafat'tan hep birlikte indiğinizde
Allah'ı Meş'ar-ı Haram'da anın. O, sizi nasıl doğru yola
yöneltip-ilettiyse, siz de O'nu anın. Gerçek şu ki, siz
bundan evvel sapmışlardandınız. (2/198)
Fakat Şeytan, oradan ikisinin
ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan
çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin
için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta
vardır" dedik. (2/36)
Kadınlara, oğullara, kantar
kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara
ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici'
kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak
güzel yer Allah katında olandır. (3/14)
Her nefis ölümü tadıcıdır.
Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir.
Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o
gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan
başka bir şey değildir. (3/185)
Kendilerine; "Elinizi
(savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri
görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan
bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha
da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz,
ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli
değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret,
ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki
ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız."
(4/77)
(Allah) Dedi ki: "Kiminiz
kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte
kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır." (7/24)
Ama (Allah) onları kurtarınca,
hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey
insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir;
(bu) dünya hayatının geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz bizedir,
biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz. (10/23)
(Onlar için) Dünyada geçici
bir meta (vardır). Sonra dönüşleri bizedir; sonra da inkâra
sapışları dolayısıyla onlara şiddetli azabı taddıracağız.
(10/70)
Ve Rabbinizden bağışlanma
dileyin; sonra O'na tevbe edin. O da sizi, adı konulmuş
bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın
ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz
gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
(11/3)
(Allah) Gökten bir su
indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de
yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak
için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de
de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. İşte Allah, hak
ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır
gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır.
İşte Allah örnekleri böyle vermektedir. (13/17)
Allah dilediğine rızkı
genişletir-yayar ve daraltır da. Onlar ise dünya hayatına
sevindiler. Oysaki dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk
yanında geçici) bir meta'dan başkası değildir. (13/26)
Allah, size evlerinizi
(içinde) "güvenlik ve huzur bulacağınız yerler" kıldı; ve
size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem yerleşme gününde
kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler; yünlerinden, yapağılarından
ve kıllarından bir zamana kadar giyimlikler-döşemelikler
ve (ticaret için) bir meta kıldı. (16/80)
(Bu dünyada olup-biten)
Pek az bir metadır. Onlara ise acı bir azab vardır. (16/117)
İçinde oturulmayan ve
sizin için bir meta (yarar) bulunan evlere girmenizde bir
sakınca yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, sakladıklarınızı
da bilir. (24/29)
Nikah (imkanı) bulamayanlar,
Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli
davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden)
mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız-
mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara
verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını
korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim
onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından
sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir. (24/33)
Derler ki: "Sen yücesin;
senin dışında başka veliler edinmemiz bize yakışmaz, ancak
onları ve atalarını sen meta verip yararlandırdın, öyle
ki (senin) zikri(ni) unuttular ve böylece yıkıma uğrayan
bir kavim oldular." (25/18)
Onların 'meta ile yararlandıkları'
şey, kendilerini (görecekleri azabtan) bağımsız kılamaz.
(26/207)
Size verilen herşey, yalnızca
dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah katında olan ise,
daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak
mısınız? (28/60)
Şimdi, kendisine güzel
bir vaadde bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya
hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü
(azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir?
(28/61)
Şimdi, kendisine güzel
bir vaadde bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya
hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü
(azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir?
(28/61)
Kendilerine (nimet olarak)
verdiklerimize nankörlük etsinler diye. Öyleyse metalanıp-yararlanın,
artık yakında bileceksiniz. (30/34)
Biz onları az (bir şey
ve zaman) olarak metalandırıp yararlandırırız, sonra onları
ağır bir azaba katlandırırız. (31/24)
De ki: "Eğer ölümden veya
öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir
yarar sağlamaz; böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında
metalanıp-yararlandırılmazsınız." (33/16)
Ey kavmim, gerçekten bu
dünya hayatı, yalnızca bir meta (kısa süreli bir yararlanma)dır.
Şüphesiz ahiret, (asıl) karar kılınan yurt odur." (40/39)
Size verilen herhangi
bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır.
Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir.
(Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir; (42/36)
Hayır; Ben onları ve atalarını,
kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar metalandırdım-yaşattım.
(43/29)
Ve (daha nice) çekici-süsler
(de verirdik). Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının metaıdır.
Ahiret ise, Rabbinin katında muttakiler içindir. (43/35)
Şüphesiz Allah, iman edip
salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere
sokar. İnkar edenler ise, metalanırlar ve hayvanların yemesi
gibi yerler; ateş, onlar için bir konaklama yeridir. (47/12)
Biz onu hem bir öğüt ve
hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık.
(56/73)
Bilin ki, dünya hayatı
ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama',
bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal
ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği
gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna
gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı
kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise
şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk
(rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka
bir şey değildir. (57/20)
Allah, hiç kimseye güç
yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı
lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan
veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz,
bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme.
Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma.
Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın.
Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et." (2/286)
Hayır, sizin mevlanız
Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır. (3/150)
Sonra gerçek mevlaları
olan Allah'a döndürülürler. Haberiniz olsun; hüküm yalnızca
O'nundur. Ve O, hesap görenlerin en süratli olanıdır. (6/62)
Geri dönerlerse, bilin
ki gerçekten Allah, sizin mevlanızdır. O, ne güzel mevladır
ve ne güzel yardımcıdır. (8/40)
De ki: "Allah'ın bizim
için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet
etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a
tevekkül etmelidirler." (9/51)
İşte orada, her nefis
önceden yaptıklarıyla imtihana çekilmiş olacak ve onlar
asıl-gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülecekler. Yalan
yere uydurdukları da, kendilerinden kaybolup uzaklaşacaklar.
(10/30)
Allah adına gerektiği
gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size
bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu
gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da)
da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize
şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.
Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın,
sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
(22/78)
Allah, yeminlerinizin
(keffaretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kıldı. Allah,
sizin mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (66/2)
Eğer sizler (Peygamberin
iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz
eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi
olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril
ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından
melekler de onun destekçisidirler. (66/4)
O, gökten su indirendir.
Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik
çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz.
Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar,
-birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden
ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde
ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)
(Kadın) Onların düzenlerini
işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları
yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri
soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık, onlara
(görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte)
görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler,
(şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih
ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir"
dediler. (12/31)
Onunla sizin için ekin,
zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden
bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler
vardır. (16/11)
Hurmalıkların ve üzümlüklerin
meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici
içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını
kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet
vardır. (16/67)
Sonra meyvelerin tümünden
ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver.
Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda
insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk
için gerçekten bunda bir ayet vardır. (16/69)
Allah'ın gökyüzünden su
indirdiğini görmedin mi? Böylece biz onunla, renkleri değişik
olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri
değişik ve siyah yollar (kıldık). (35/27)
İçinde yaslanıp-dayanmışlardır;
orda birçok meyve ve şarap istemektedirler. (38/51)
Kıyamet-saatinin ilmi
O'na döndürülür. O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan
çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Onlara:
"Benim ortaklarım nerede" diye sesleneceği gün, dediler
ki: "Sana arzettik ki, bizden hiçbir şahid yok." (41/47)
Orda sizin için birçok
meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz." (43/73)
Orda, güvenlik içinde
her türlü meyveyi istiyorlar; (44/55)
Takva sahiplerine va'dedilen
cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar,
tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren
şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda
onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir
mağfiret vardır. Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi), ateşin
içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça
koparan' kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? (47/15)
Onlara, istek duyup-arzuladıkları
meyvelerden ve etten bol bol verdik. (52/22)
Onda meyveler ve salkımlı
hurmalıklar var. (55/11)
İkisinde de her meyveden
iki çift vardır. (55/52)
Astarları, ağır işlenmiş
atlastan yataklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de
meyve-devşirmesi (ordakilere) yakın (kolay)dır. (55/54)
İçlerinde (her türden)
meyve, eşsiz-hurma ve eşsiz-nar vardır. (55/68)
Arzulayıp-seçecekleri
meyveler, (56/20)
Üstüste dizili meyveleri
sarkmış muz ağaçları, (56/29)
Ve (daha) birçok meyveler
arasında, (56/32)
Ve canlarının çekip-arzu
ettiği meyveler (arasındadırlar). (77/42)
Meyveler ve otlaklıklar,
(80/31)
Siz (ise şöyle) demiştiniz:
"Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine
yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak,
mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı,
şu değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse)
Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır"
demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu
ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın
ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi.
(Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
(2/61)
Musa ve kardeşine (şöyle)
vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi
namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı
dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele." (10/87)
Onu satın alan bir Mısır'lı
(aziz,) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak),
umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz"
dedi. Böylelikle biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik
kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik.
Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.
(12/21)
Böylece onlar (gelip)
Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına
bastı ve dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik
içinde giriniz." (12/99)
Firavun, kendi kavmi içinde
bağırdı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda
akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek
misiniz?" (43/51)
Her kim Allah'a, meleklerine,
elçilerine, Cibril'e ve Mikail'e düşman ise, artık şüphesiz
Allah da kafirlerin düşmanıdır." (2/98)
Ey iman edenler, Allah'a
ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun
diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı
geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan
bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü
mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından
hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kâfirler
topluluğuna hidayet vermez. (2/264)
Müslüman oldular diye
sana minnet etmektedirler. De ki: "Müslümanlığınızı bana
karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönelttiği
için Allah size minnet etmektedir. Eğer doğru sözlüler iseniz
(bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)" (49/17)
Yetimlere mallarını verin
ve murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin. Onların mallarını
mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu büyük bir suçtur.
(4/2)
Anne ve baba ile akrabaların
bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır; anne ve baba
ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de bir pay
vardır. Bunun azından ve çoğundan farz kılınmış bir pay
vardır. (4/7)
(Mirası) Bölüşme sırasında
yakınlar yetimler ve yoksullar da hazır olursa onları ondan
rızıklandırın ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin. (4/8)
Arkalarında bıraktıkları
zayıf çocuklardan dolayı korku duyanların (vasiyetleri altında
olanlar için de) içleri ürpertiyle titresin. Allah'tan korksunlar
ve onlara doğru söz söylesinler. (4/9)
Gerçekten yetimlerin mallarını
zulmederek yiyenler karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar.
Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir. (4/10)
Çocuklarınız konusunda
Allah erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer
onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise bu durumda
yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa geriye bıraktığından
anne ve babadan her biri için altıda bir çocuğu olmayıp
da anne ve baba ona mirasçı ise bu durumda annesi için üçte
bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda
bir'dir. (Ancak bu hükümler ölenin) Ettiği vasiyet veya
(varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız oğullarınız
siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın
olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz
Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4/11)
Eşlerinizin eğer çocukları
yoksa geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları
varsa -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları)
borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir.
Sizin çocuğunuz yoksa geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri
onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa
geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır.
(Yine bu hükümler) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun
düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın
çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi
bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer
bundan fazla iseler bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette
ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın
onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir Allah
bilendir (kullara) yumuşak olandır. (4/12)
Ey iman edenler kadınlara
zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık
olan 'çirkin bir hayasızlık' yapmadıkları sürece onlara
verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız)
için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla
güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa belki
bir şey hoşunuza gitmez ama Allah onda çok hayır kılar.
(4/19)
Anne-babanın ve yakınların
geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık.
Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını
verin. Şüphesiz Allah herşeye şahid olandır. (4/33)
Senden fetva isterler.
De ki: "Allah 'çocuksuz ve babasız olanın (kelale'nin)'
mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok
da kız kardeşi varsa geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir.
Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa kendisi (erkek kardeşi)
ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise geride bıraktıklarının
üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar) erkekler ve kız
kardeşler ise bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır.
Allah -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar. Allah herşeyi
bilendir." (4/176)
Bundan sonra iman edip
hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler işte onlar
sizdendir. Akrabalar (mirasta) Allah'ın Kitabına göre birbirlerine
(mirasta) önceliklidir. Doğrusu Allah herşeyi bilendir.
(8/75)
Ey iman edenler sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman vasiyet hazırlanışında
aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya
yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa sizden
olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak
olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız onlar da (size):
"Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz
ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz
elbette günahkarlardan oluruz." diye Allah adına yemin etsinler.
(5/106)
Eğer o ikisi aleyhinde
kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi
olunursa bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki
bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler
ve: "Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz
daha doğrudur. Biz haddi aşmadık yoksa gerçekten zulmedenlerden
oluruz" diye Allah'a yemin ederler. (5/107)
Bu gerektiği gibi şahidliği
yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden
korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının ve
dinleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
(5/108)
Sizden misak almış ve
Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik ki:) "Size verdiğimize
sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın,
ki sakınasınız." (2/63)
Hani İsrailoğullarından,
"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara,
yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel
söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye
misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve
(hâlâ) yüz çeviriyorsunuz. (2/83)
Hani sizden "Birbirinizin
kanını dökmeyin, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın"
diye misak almıştık. Sonra sizler bunu onaylamıştınız, hâlâ
(buna) şahitlik ediyorsunuz. (2/84)
Hani sizden misak almış
ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize
(Kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi
ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkârları yüzünden buzağı
(tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız,
inancınız size ne kötü şey emrediyor?" (2/93)
Onların sana getirdikleri
hiçbir örnek yoktur ki biz (ona karşı) sana hakkı ve en
güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım. (25/33)
Sana nasıl örnekler vererek
saptıklarına bir bak artık onların bir yola güçleri yetmemektedir.
(17/48)
Gökleri ve yeri bir örnek
edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir?
O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O herşeyi yaratmıştır. O
herşeyi bilendir. (6/101)
Olanca yeminleriyle, eğer
kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına
dair Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler, ancak Allah
katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz i-nanmayacaklarının
şuurunda değil misiniz? (6/109)
Semud (toplumuna da) kardeşleri
Salih'i (gönderdik. Salih:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin,
sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık
bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size
bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın,
ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar"
dedi. (7/73)
Medyen (toplumuna da)
kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: "Ey
kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız
yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir.
Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını)
eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha)
konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın.
Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız." (7/85)
Onlar: "Bizi büyülemek
için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine
de biz sana inanacak değiliz" dediler. (7/132)
Bunun üzerine, ayrı ayrı
mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday
güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar
ve suçlu-günahkar bir kavim oldular. (7/133)
Bir de derler ki: "Rabbinden
üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!.." De ki: "Gayb
yalnızca Allah'ındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle
birlikte bekleyenlerdenim." (10/20)
"Ey Hud" dediler. "Sen
bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz
de senin sözünle ilahlarımızı terketmeyiz. Sana iman edecek
de değiliz." (11/53)
İnkar edenler derler ki:
"Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya." Sen,
yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet
önderisin. (13/7)
İnkar edenler: "Ona Rabbinden
bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" derler. De ki: "Şüphesiz
Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, kendisine katıksızca
yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir." (13/27)
Andolsun, senden önce
de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın
izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi)
getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre)
için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır. (13/38)
Bizi ayet (mucize)ler
göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir
şey alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize)
olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla)
zulmetmiş oldular. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için
göndeririz. (17/59)
Andolsun, biz Musa'ya
apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğullarına
sor; onlara geldiği zaman Firavun ona: "Gerçekten ben seni
büyülenmiş sanıyorum" demişti. (17/101)
"Elini koltuğuna sok,
bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz
bir durumda çıksın." (20/22)
Öyle ki sana büyük mucizelerimizden
(birini) göstermiş olalım. (20/23)
Dediler ki: "Bize kendi
Rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?" Onlara
önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi? (20/133)
"Hayır" dediler. (Bunlar)
Karmakarışık düşlerdir; hayır, onu kendisi uydurmuştur;
hayır o bir şairdir. Böyle değilse, öncekilere gönderildiği
gibi bize de bir ayet (mucize) getirsin." (21/5)
Dilersek, onların üzerine
gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş
kalıverir. (26/4)
"Sen yalnızca bizim benzerimiz
olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen,
bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim." (26/154)
"Ve elini koynuna sok,
kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine
olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar,
fasık olan bir kavimdir." (27/12)
"Elini koynuna sok, kusursuz
olarak bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını
kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun
ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten
onlar, fasık bir topluluktur." (28/32)
Dediler ki: "Ona Rabbinden
ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?" De
ki: "Ayetler yalnızca Allah'ın katındadır. Ben ise, ancak
apaçık bir uyarıcıyım." (29/50)
Bir ayet (mucize) gördüklerinde
de, alay konusu edinip eğleniyorlar. (37/14)
Onlar bir ayet (mucize)
görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür"
derler. (54/2)
(Musa) Ona büyük mucizeyi
gösterdi. (79/20)
Öne geçen Muhacirler ve
Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut
olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah)
onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan
cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk'
budur. (9/100)
Andolsun Allah, Peygamberin,
Muhacirlerin ve Ensarın üzerine tevbe ihsan etti. Ki onlar
-içlerinde bir bölümünün kalbi nerdeyse kaymak üzereyken-
ona güçlük saatinde tabi oldular. Sonra onların tevbelerini
kabul etti. Çünkü O, onlara (karşı) çok şefkatlidir, çok
esirgeyicidir. (9/117)
Peygamber, mü'minler için
kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların
anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah'ın Kitabında
birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır.
Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar
Kitapta yazılmış bulunmaktadır. (33/6)
Muhammed'in
(A.S.) Peygamberliği
Şüphesiz biz seni bir
müjdeci ve bir uyarıcı olarak hak (Kur'an) ile gönderdik.
Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın. (2/119)
İşte bunlar Allah'ın ayetleridir;
onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin.
(2/252)
Şüphesiz Allah'ın sana
gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana
Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu
olma. (4/105)
Ey peygamber Rabbinden
sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak
olursan O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni
insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah kafir olan bir
topluluğu hidayete erdirmez. (5/67)
De ki: "Ey insanlar ben
Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim.
Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka
ilah yoktur O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi
peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun
sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş
olursunuz. (7/158)
Biz elçileri müjde vericiler
ve uyarıp-korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz.
Şu halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltirse
artık onlar için korku yoktur onlar mahzun da olmayacaklardır.
(6/48)
De ki: "O gökleri ve yeri
yaratırken ve O (hep) besleyen (hiç) beslenmezken ben Allah'tan
başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten Müslüman
olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma."
(denildi.) (6/14)
Öyle ki Allah'tan başkasına
ibadet etmeyin. Gerçekten ben sizi O'nun tarafından uyaran
ve müjdeleyenim; (11/2)
İnkâr edenler derler ki:
"Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya." Sen yalnızca
bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.
(13/7)
Her ümmet içinde kendi
nefislerinden onların üzerine bir şahid getirdiğimiz gün
seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz. Biz
Kitabı sana herşeyin açıklayıcısı Müslümanlara bir hidayet
bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (16/89)
Sizi en iyi Rabbiniz bilir;
dilerse size merhamet eder dilerse sizi azablandırır. Biz
seni onların üzerine bir vekil olarak göndermedik. (17/54)
De ki: "Şüphesiz ben ancak
sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın
tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı
umuyorsa artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette
hiç kimseyi ortak tutmasın." (18/110)
Biz seni alemler için
yalnızca bir rahmet olarak gönderdik. (21/107)
De ki: "Ey insanlar gerçekten
ben sizin için yalnızca bir uyarıcıyım." (22/49)
Biz seni yalnızca bir
müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. (25/56)
(De ki:) "Ben ancak bu
şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki O burasını kutlu
ve saygıdeğer kıldı. herşey O'nundur. Ve Müslümanlardan
olmakla emrolundum." "Ve Kur'an'ı okumakla da (emrolundum).
Artık kim hidayete gelirse kendi nefsi için hidayete gelmiştir;
kim sapacak olursa de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım."
(27/91-92)
Muhammed sizin erkeklerinizden
hiçbirinin babası değildir; ancak o Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin
sonuncusudur. Allah herşeyi bilendir. (33/40)
Ey Peygamber gerçekten
biz seni bir şahid bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak
gönderdik. Ve kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan
bir çerağ olarak (gönderdik). Mü'minlere müjde ver; gerçekten
onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır. (33/45-47)
Biz seni ancak bütün insanlara
bir müde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların
çoğu bilmiyorlar. (34/28)
Şüphesiz biz seni hak
ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. hiçbir
ümmet yoktur ki içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.
(35/24)
Andolsun hikmetli Kur'an'a,
Gerçekten sen gönderilen (elçi)lerdensin. Dosdoğru bir yol
üzerinde(sin). (Kur'an) Güçlü ve üstün olan esirgeyen (Allah')ın
indirmesidir. Babaları uyarılmamış böylece kendileri de
gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin). (36/2-6)
Biz ona (Peygambere) şiir
öğretmedik; (bu) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen
Kitap) yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır. (36/69)
De ki: "Ben, yalnızca
bir uyarıcıyım. Bir olan, kahreden Allah'tan başka bir ilah
yoktur." "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların
Rabbidir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır." De ki: "Bu
(Kur'an), büyük bir haberdir." Sizler ise, ondan yüz çeviriyorsunuz.
"Mele-i Ala (yüce topluluk) tartışıp dururken, benim hiçbir
bilgim yoktur." "Bana ancak, yalnızca apaçık bir uyarıcı
olduğum vahyolunmaktadır." (38/65-70)
Allah'ın dışında birtakım
veliler edinenler ise; Allah onların üzerinde gözetleyicidir.
Sen onların üzerinde bir vekil değilsin. (42/6)
De ki: "Ben elçilerden
bir türedi değilim bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum.
Ben yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben apaçık
bir uyarıcıdan başkası değilim." (46/9)
Şüphesiz biz seni bir
şahid bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
(48/8)
Ki Allah'a ve Resûlü'ne
iman etmeniz O'nu savunup-desteklemeniz O'nu en içten bir
saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih
etmeniz için. (48/9)
Muhkem
ve Müteşabih Ayetler
Sana Kitabı indiren O'dur.
O'ndan Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir;
diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar
fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan
müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan
başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık
tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden
başkası öğüt alıp-düşünmez. (3/7)
Muhsin olanlara bir hidayet
ve bir rahmettir. (31/3)
|