kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Hani Musa ile kırk gece
için sözleşmiştik. Ama sonra siz onun arkasından buzağıyı
(tanrı) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz. (2/51)
Bundan sonra (artık) şükredesiniz
diye sizi bağışladık. (2/52)
Ve hidayete eresiniz diye
Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı verdik. (2/53)
Hani Musa kavmine: "Ey
kavmim gerçekten siz buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize
zulmettiniz. Hemen kusursuzca yaratan (gerçek ilah)ınıza
tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu yaratıcınız katında
sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah)
tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir
esirgeyendir. (2/54)
Ve demiştiniz ki: "Ey
Musa biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız."
Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz
bakıp duruyordunuz. (2/55)
Sonra şükredesiniz diye
sizi ölümünüzden sonra dirilttik. (2/56)
Bulutları üzerinize gölge
kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size
rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar
bize zulmetmediler ancak kendi nefislerine zulmettiler.
(2/57)
Ve hatırlayın demiştik
ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin
yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır'
deyin; (biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların
(ecirlerini) arttıracağız." (2/58)
Ama zulmedenler kendilerine
söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin
yaptıkları bozgunculuğa karşılık üzerlerine gökten iğrenç
bir azab indirdik. (2/59)
(Yine) Hatırlayın; Musa
kavmi için su aramıştı o zaman biz ona: "Asanı taşa vur"
demiştik de ondan oniki pınar fışkırmıştı böylece herkes
içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin için
ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.
(2/60)
Siz (ise şöyle) demiştiniz:
"Ey Musa biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız Rabbine yalvar
da bize yerin bitirdiklerinden bakla acur sarmısak mercimek
ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı şu değersiz
şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin
çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır" demişti.
Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve
Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu kuşkusuz Allah'ın ayetlerini
tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi.
(Yine) bu isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
(2/61)
Sizden misak almış ve
Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik ki:) "Size verdiğimize
sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın
ki sakınasınız." (2/63)
Siz ise bundan sonra da
yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın üzerinizdeki fazlı (lütuf
ve ihsanı) ve rahmeti olmasaydı siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan
olurdunuz. (2/64)
Hani Musa kavmine: "Allah
muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi
alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan
Allah'a sığınırım" dedi. (2/67)
"Rabbine adımıza yalvar
da bize niteliklerini açıklasın" dediler. (Musa Rabbine
yalvardıktan sonra) "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin
ne de pek genç ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır.
Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi. (2/68)
(Bu sefer) dediler ki:
"Rabbine adımıza yalvar da bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim)
diyor ki: O bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir"
dedi. (2/69)
(Onlar yine:) "Rabbine
adımıza yalvar da bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü
bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaallah (Allah dilerse)
biz doğruyu buluruz" dediler. (2/70)
(Bunun üzerine Musa "Rabbim)
diyor ki: O yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa
alınmayan salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O
zaman): "Şimdi gerçeği getirdin" dediler. Böylece ineği
kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı. (2/71)
Andolsun biz Musa'ya kitabı
verdik ve ardından peşpeşe elçiler gönderdik. Meryem oğlu
İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le
teyid ettik. Demek size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı
bir şeyle gelse büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak
bir kısmınız da onu öldürecek misiniz? (2/87)
Dediler ki: "Bizim kalplerimiz
örtülüdür." Hayır; Allah inkârlarından dolayı onları lanetlemiştir.
Bundan dolayı pek azı iman eder. (2/88)
Andolsun Musa size apaçık
belgelerle geldi. Sonra siz onun arkasından buzağıyı (tanrı)
edindiniz. İşte siz (böyle) zalimlersiniz. (2/92)
Hani sizden misak almış
ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize
(Kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi
ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkârları yüzünden buzağı
(tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız
inancınız size ne kötü şey emrediyor?" (2/93)
Yoksa daha önce Musa'nın
sorguya çekildiği gibi siz de Resulünüzü sorguya mı çekmek
istiyorsunuz? Kim imanı inkâr ile değişirse artık o dümdüz
yoldan sapmış olur. (2/108)
Deyin ki: "Biz Allah'a;
bize indirilene İbrahim İsmail İshak Yakub ve torunlarına
indirilene Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden
verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz
ve biz O'na teslim olmuşlarız." (2/136)
Musa'dan sonra İsrailoğullarının
önde gelenlerini görmedin mi? Hani peygamberlerinden birine:
"Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi
O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?"
demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım?
Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)"
demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman
az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.
(2/246)
Kitap Ehli senden kendilerine
gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha
büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça
göster." Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı.
Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra buzağıyı
(ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik
ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik. (4/153)
Ve gerçekten sana daha
önceden hikayelerini anlattığımız elçilere anlatmadığımız
elçilere (vahyettik). Allah Musa ile de konuştu. (4/164)
Hani Musa kavmine (şöyle)
demişti: "Ey kavmim Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın;
içinizden peygamberler çıkardı sizden yöneticiler kıldı
ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi." (5/20)
"Ey kavmim Allah'ın sizin
için yazdığı (girmenizi emrettiği) kutsal yere girin ve
gerisin geri arkanıza dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak
çevrilirsiniz." (5/21)
Dediler ki: "Ey Musa orda
zorba bir kavim vardır onlar çıkmadıkları sürece biz oraya
kesinlikle girmeyiz. Şayet ordan çıkarlarsa biz de muhakkak
gireriz. (5/22)
Korkanlar arasında olup
da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: "Onların
üzerine kapıdan girin. Girerseniz şüphesiz sizler galibsiniz.
Eğer mü'minlerdenseniz yalnızca Allah'a tevekkül edin."
dedi. (5/23)
Dediler ki: "Ey Musa biz
onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen
ve Rabbin git ikiniz savaşın. Biz burda duracağız." (5/24)
(Musa:) "Rabbim gerçekten
kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse
bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır." dedi. (5/25)
(Allah) Dedi: "Artık orası
kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde
'şaşkınca dönüp duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluğuna
üzülme." (5/26)
Ve ona İshak'ı ve Yakub'u
armağan ettik hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de
Nuh'u ve onun soyundan Davud'u Süleyman'ı Eyyub'u Yusuf'u
Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz iyilik yapanları
işte böyle ödüllendiririz. (6/ 84)
Onlar: "Allah, beşere
hiçbir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı kadrinin hakkını
vererek takdir edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir
nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça)
kâğıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız
ve çoğunu gözardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve
atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki:
"Allah." Sonra Onları bırak içine 'daldıkları saçma uğraşılarında'
oyalanıp-dursunlar. (6/91)
Sonra biz Musa'ya iyilik
yapanların üzerinde (nimetimizi) tamamlamak herşeyi ayrı
ayrı açıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak Kitabı verdik.
Umulur ki, Rablerine kavuşacaklarına inanırlar. (6/154)
Sonra bunların (peygamberlerin)
ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun'a ve önde gelen çevresine
gönderdik; onlar ona (ayetlerimize) haksızlık ettiler. İşte
bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir
bak. (7/103)
Musa dedi ki: "Ey Firavun
gerçekten ben alemlerin Rabbinden (gönderilme) bir elçiyim."
(7/104)
"Benim üzerimdeki yükümlülük
Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size
apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğullarını benimle
gönder." (7/105)
(Firavun) Dedi ki: "Eğer
gerçekten bir ayet getirmişsen ve doğru sözlülerden isen
bu durumda onu getir (bakalım)." (7/106)
Böylelikle (Musa) asasını
fırlatınca anında apaçık bir ejderha oluverdi. (7/107)
Firavun kavminin önde
gelenleri dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür.";
(7/109)
"Sizi topraklarınızdan
sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?" (7/110)
Dediler ki: "Onu ve kardeşini
şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı ertele) şehirlere
de toplayıcılar yolla"; (7/111)
"Bütün bilgin büyücüleri
sana getirsinler." (7/112)
Sihirbazlar Firavun'a
gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak herhalde bize
bir karşılık (armağan) var değil mi?" (7/113)
"Evet" dedi. "(O zaman)
Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız." (7/114)
Dediler ki: "Ey Musa (ilkin)
sen mi atmak istersin yoksa biz mi atalım?" (7/115)
(Musa:) "Siz atın" dedi.
(Asalarını) atıverince insanların gözlerini büyüleyiverdiler
onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş
oldular. (7/116)
Biz de Musa'ya: "Asanı
fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de
baktılar ki o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor.
(7/117)
Böylece hak yerini buldu
onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı. (7/118)
Orada yenilmiş oldular
ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler. (7/119)
Ve sihirbazlar secdeye
kapandılar. (7/120)
"Alemlerin Rabbine iman
ettik" dediler. (7/121)
"Musa'nın ve Harun'un
Rabbine…" (7/122)
Firavun: "Ben size izin
vermeden önce O'na iman ettiniz öyle mi? Mutlaka bu halkı
burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir
tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz."
(7/123)
"Muhakkak ellerinizi ve
ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim."
(7/124)
(Onlar da:) "Biz de şüphesiz
Rabbimize döneceğiz" dediler. (7/125)
Oysa sen yalnızca bize
geldiğinde Rabbimizin ayetlerine inanmamızdan başka bir
nedenle bizden intikam almıyorsun. "Rabbimiz üstümüze sabır
yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür." (7/126)
Firavun kavminin önde
gelenleri dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da)
bozgunculuk çıkarmaları seni ve ilahlarını terketmeleri
için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek
çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız.
Hiç şüphesiz biz onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz."
(7/127)
Musa kavmine: "Allah'tan
yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki arz Allah'ındır;
ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç
muttakiler içindir." dedi. (7/128)
Dediler ki: "Sen bize
gelmeden önce de geldikten sonra da eziyete uğratıldık."
(Musa:) "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve
sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak böylece
nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (7/129)
Andolsun biz de Firavun
aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar
yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık. (7/130)
Onlara bir iyilik geldiği
zaman "Bu bizim için" dediler; onlara bir kötülük isabet
ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu
olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun Allah katında asıl
uğursuz olanlar kendileridir; ama onların çoğu bilmezler.
(7/131)
Onlar: "Bizi büyülemek
için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir yine de
biz sana inanacak değiliz" dediler. (7/132)
Bunun üzerine biz de ayrı
ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan çekirge
buğday güvesi kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük
tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular. (7/133)
Başlarına iğrenç bir azab
çökünce dediler ki: "Ey Musa, Rabbine -sana verdiği ahid
adına- bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden
çekip-giderirsen andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını
seninle göndereceğiz." (7/134)
Ne zaman ki onların erişebilecekleri
bir süreye kadar o iğrenç azabı çekip-giderdik onlar yine
andlarını bozdular. (7/135)
Biz de onlardan intikam
aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler
(gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk. (7/136)
Kendisine bereketler kıldığımız
yerin doğusuna da batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları
(müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına
olan o güzel sözü (vaadi) sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı
(yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve
yükselttiklerini (köşklerini saraylarını) da yerle bir ettik.
(7/137)
İsrailoğullarını denizden
geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa
rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları
(var; onların ki) gibi sen de bize bir ilah yap." O: "siz
gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi. (7/138)
Onların içinde bulundukları
şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler (ibadetler)
de geçersizdir. (7/139)
O sizi alemlere üstün
kılmışken ben size Allah'tan başka bir ilah mı arayacağım?
(7/140)
Hani size dayanılmaz işkenceler
yapan kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren
Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden
sizin için büyük bir imtihan vardı. (7/141)
Musa ile otuz gece için
sözleştik ve ona bir on daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği
süre kırk geceye tamamlandı. Musa kardeşi Harun'a "Kavmimde
benim yerime geç ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma"
dedi. (7/142)
Musa tayin edilen sürede
gelince ve Rabbi O'nunla konuşunca: "Rabbim bana göster
Seni göreyim" dedi. (Allah:) "Beni asla göremezsin ama şu
dağa bak; eğer o yerinde karar kılabilirse sen de beni göreceksin."
Rabbi dağa tecelli edince onu param parça etti. Musa bayılarak
yere düştü. Kendine geldiğinde: "Sen ne yücesin (Rabbim).
Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim" dedi. (7/143)
(Allah:) "Ey Musa" dedi.
"Sana verdiğim risaletimle ve seninle konuşmamla seni insanlar
üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden
ol." (7/144)
Biz, ona Levhalar'da herşeyden
bir öğüt ve herşeyin yeterli bir açıklamasını yazdık. (Ve:)
"Şimdi bunlara sıkıca sarıl ve kavmine de emret ki en güzeliyle
sarılsınlar. Size fasıkların yurdunu pek yakında göstereceğim"
(dedik). (7/145)
(Tura gitmesinin) Ardından
Musa'nın kavmi süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı
heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle
konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini
(hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler
de zulmedenler oldular. (7/148)
Ne zaman ki (yaptıklarından
dolayı pişmanlık duyup başları) elleri arasına düşürüldü
ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını görünce:
"Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa
kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler. (7/149)
Musa, kavmine oldukça
kızgın üzgün olarak döndüğünde onlara: "Beni arkamdan ne
kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız
öyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından
tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu
bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi)
ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları
sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla
birlikte kılma (sayma)" dedi. (7/150)
(Musa yalvarıp) Dedi ki:
"Rabbim beni ve kardeşimi bağışla bizi rahmetine kat. Sen
merhamet edenlerin en merhametli olanısın." (7/151)
Şüphesiz buzağıyı (tanrı)
edinenlere Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir
zillet yetişecektir. İşte biz 'yalan düzüp-uyduranları'
böyle cezalandırırız. (7/152)
Kötülük işleyip bunun
ardından tevbe edenler ve iman edenler; hiç şüphesiz Rabbin
bundan (tevbeden) sonra elbette bağışlayandır esirgeyendir.
(7/153)
Musa kabaran öfkesi (gazabı)
yatışınca Levhalar'ı aldı. (Onlardan bir) Nüshasında "Rablerinden
korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır" (yazılıydı.)
(7/154)
Musa belirlediğimiz buluşma
zamanı için kavminden yetmiş adam seçip-ayırdı. Bunları
da 'dayanılmaz bir sarsıntı' tutuverince dedi ki: "Rabbim
eğer dileseydin onları ve beni daha önceden helak ederdin.
(Şimdi) İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi
helak edecek misin? O da Senin denemenden başkası değildir.
Onunla sen dilediğini saptırır dilediğini hidayete erdirirsin.
Bizim velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla bizi esirge;
Sen bağışlayanların en hayırlısısın." (7/155)
Bize bu dünyada da ahirette
de iyilik yaz şüphesiz ki biz Sana yöneldik. Dedi ki: "Azabımı
dilediğime isabet ettiririm rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır;
onu korkup-sakınanlara zekatı verenlere ve bizim ayetlerimize
iman edenlere yazacağım." (7/156)
Onlar ki yanlarındaki
Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi
haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o onlara
marufu (iyiliği) emrediyor münkeri (kötülüğü) yasaklıyor
temiz şeyleri helal murdar şeyleri haram kılıyor ve onların
ağır yüklerini üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar
destek olup savunanlar yardım edenler ve onunla birlikte
indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
(7/157)
De ki: "Ey insanlar ben
Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim.
Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka
ilah yoktur O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi
peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun
sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş
olursunuz." (7/158)
Musa'nın kavminden hakka
ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır. (7/159)
Biz onları (İsrailoğullarını)
ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak
ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: "Asan'la
taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı;
böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş
oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası
ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık
olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar
bize zulmetmedi ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(7/160)
Onlara: "Bu şehirde oturun
ondan istediğiniz yerden yeyin 'dileğimiz bağışlanmadır'
deyin ve kapısından secde ederek girin (biz de) hatalarınızı
bağışlayalım. İyilik yapanların (armağanlarını) arttıracağız"
denildiğinde (7/161)
Onlardan zulmedenler sözü
kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler. Biz
de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç
bir azab' indirdik. (7/162)
Sonra bunların ardından
Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı ve Harun'u
ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler. Onlar
suçlu-günahkar bir kavimdi. (10/75)
Onlara katımızdan hak
geldiği zaman dediler ki: "Bu kuşkusuz apaçık bir büyüdür."
(10/76)
Musa: "Size hak geldiğinde
(böyle) mi söylersiniz? Bu bir büyü müdür? Oysa büyücüler
kurtuluşa ermezler" dedi. (10/77)
Onlar: "Siz ikiniz bizi
atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde
büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz sizin ikinize
inanacak değiliz" dediler. (10/78)
Firavun: "Bana bütün bilgin
büyücüleri getirin" dedi. (10/79)
Büyücüler geldiğinde Musa:
"Atacağınız şeyleri atın" dedi. (Yunus, 80)
Onlar atınca Musa dedi
ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah
onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah bozgunculuk çıkaranların
işini düzeltmez." (10/81)
Allah suçlu-günahkarlar
istemese de hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.
(10/82)
Sonunda Musa'ya kendi
kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun
ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları
korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun gerçekten yeryüzünde
büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.
(10/83)
Musa dedi ki: "Ey kavmim
eğer siz Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız artık yalnızca
O'na tevekkül edin." (10/84)
Dediler ki: "Biz Allah'a
tevekkül ettik; Rabbimiz bizi zulmeden bir kavim için bir
fitne (konusu) kılma." (10/85)
"Ve bizi kâfirler topluluğundan
rahmetinle kurtar." (10/86)
Musa ve kardeşine (şöyle)
vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın evlerinizi
namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı
dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele." (10/87)
Musa dedi ki: "Rabbimiz
şüphesiz Sen Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında
bir çekicilik (güç ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz Senin
yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz mallarını yerin
dibine geçir ve onların kalblerinin üzerini şiddetle bağla;
onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler."
(10/88)
(Allah) Dedi ki: "İkinizin
duası kabul olundu. Öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve
bilgisizlerin yoluna uymayın." (10/89)
Biz İsrailoğullarını denizden
geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla
peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun):
"İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah
olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. (10/90)
Şimdi öyle mi? Oysa sen
önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.
(10)91)
Bugün ise senden sonrakilere
bir ayet (tarihi bir belge ibret) olman için seni yalnızca
bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz).
Gerçekten insanlardan çoğu bizim ayetlerimizden habersizdirler.
(10/92)
Andolsun biz İsrailoğullarını
hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz
şeylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye
kadar anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin aralarında
anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm
verecektir. (10/93)
Andolsun Musa'yı ayetlerimizle
ve apaçık olan bir delille gönderdik. (11/96)
Andolsun Musa'ya kitabı
verdik onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz
geçmiş (verilmiş) olmasaydı mutlaka aralarında hüküm verilmiş
olacaktı. Gerçekten onlar bundan (Kur'an'dan) yana kuşku
verici bir tereddüt içindedirler. (11/110)
Andolsun Musa'yı: "Kavmini
karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat"
diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden
ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır. (14/5)
Hani Musa kavmine şöyle
demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani
O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı onlar sizi en dayanılmaz
işkencelere uğratıyor kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
sınav vardır." (14/6)
Rabbiniz şöyle buyurmuştu:
"Andolsun eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve
andolsun eğer nankörlük ederseniz şüphesiz benim azabım
pek şiddetlidir." (14/7)
Musa demişti ki: "Eğer
siz ve yeryüzündekilerin tümü inkâr edecek olsanız bile
şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir övülmüştür."
(14/8)
Musa'ya kitap verdik ve
"Benden başka vekil edinmeyin" diye onu İsrailoğullarına
kılavuz kıldık. (17/2)
Andolsun biz Musa'ya apaçık
dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğullarına sor;
onlara geldiği zaman Firavun ona: "Gerçekten ben seni büyülenmiş
sanıyorum" demişti. (17/101)
O da: "Andolsun bunları
görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının
indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab
olmuş sanıyorum" demişti. (17/102)
Böylelikle onları o yerden
sürüp-sarsıntıya uğratmayı istedi biz de onu ve beraberindekileri
hep- birlikte boğuverdik. (17/103)
Ve onun ardından İsrailoğullarına
söyledik: "O toprak (yurt)ta oturun ahiret va'di geldiğinde
hepinizi derleyip-toplayacağız." (17/104)
Hani Musa genç yardımcısına
demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim
ya da uzun zamanlar geçireceğim." (18/60)
Böylece ikisi iki (deniz)in
birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık)
denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi
yolunu tuttu. (18/61)
(Varmaları gereken yere
gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi
getir bize andolsun bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten
yorulduk." (18/62)
(Genç-yardımcısı) Dedi
ki: "Gördün mü kayaya sığındığımızda ben balığı unuttum.
Onu hatırlamamı Şeytan'dan başkası bana unutturmadı; o da
şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu." (18/63)
(Musa) Dedi ki: "Bizim
de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye
doğru gittiler. (18/64)
Derken katımızdan kendisine
bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim
öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular. (18/65)
Musa ona dedi ki: "Doğru
yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana
tabi olabilir miyim?" (18/66)
Dedi ki: "Gerçekten sen
benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."
(18/67)
(Böyleyken) "Özünü kavramaya
kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" (18/68)
Musa:) "İnşaallah beni
sabreden (biri olarak) bulacaksın. hiçbir işte sana karşı
gelmeyeceğim" dedi. (18/69)
Dedi ki: "Eğer bana uyacak
olursan hiçbir şey hakkında bana soru sorma ben sana öğütle-anlatıp
söz edinceye kadar." (18/70)
Böylece ikisi yola koyuldu.
Nitekim bir gemiye binince o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa)
Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun
sen şaşırtıcı bir iş yaptın." (18/71)
Dedi ki: "Gerçekten benimle
birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini
ben sana söylemedim mi?" (18/72)
(Musa:) "Beni unuttuğumdan
dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma"
dedi. (18/73)
Böylece ikisi (yine) yola
koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar o hemen tutup
onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın
tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun sen kötü bir iş
yaptın." (18/74)
Dedi ki: "Gerçekte benimle
birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini
ben sana söylemedim mi?" (18/75)
(Musa:) "Bundan sonra
sana bir şey soracak olursam artık benimle arkadaşlık etme.
Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi. (18/76)
(Yine) Böylece ikisi yola
koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler fakat
(kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada)
yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular hemen onu inşa etti.
(Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık
bir ücret alabilirdin." (18/77)
Dedi ki: "İşte bu benimle
senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana üzerinde sabır göstermeye
güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim. (18/78)
"Gemi denizde çalışan
yoksullarındı onu kusurlu yapmak istedim (çünkü) ilerilerinde
her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (18/79)
"Çocuğa gelince onun anne
ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı onun kendilerine
azgınlık ve inkâr zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."
(18/80)
"Böylece onlara Rablerinin
ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı merhamet bakımından
da daha yakın olanını vermesini diledik." (18/81)
"Duvar ise şehirde iki
öksüz çocuğundu altında onlara ait bir define vardı; babaları
salih biriydi. Rabbin diledi ki onlar erginlik çağına erişsinler
ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu) Rabbinden bir rahmettir.
Bunları ben kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte
senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."
(18/82)
Kitap'ta Musa'yı da zikret.
Çünkü o ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
(19/51)
Sana Musa'nın haberi geldi
mi? (20/9)
Hani bir ateş görmüştü
de ailesine şöyle demişti: "Durun bir ateş gördüm; umulur
ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir
yol-gösterici bulurum." (20/10)
Nitekim ona gidince kendisine
seslenildi: "Ey Musa." (20/11)
"Gerçekten Ben Ben senin
Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen kutsal vadi olan
Tuva'dasın." (20/12)
"Ben seni seçmiş bulunuyorum;
bundan böyle vahyolunanı dinle." (20/13)
"Gerçekten Ben Ben Allah'ım
Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve beni
zikretmek için dosdoğru namaz kıl." (20/14)
"Şüphesiz kıyamet-saati
yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını
alması için onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim."
(20/15)
"Öyleyse ona inanmayıp
kendi hevasına uyan sakın seni ondan alıkoymasın; sonra
yıkıma uğrarsın." (Taha, 16)
"Sağ elindeki nedir ey
Musa?" (20/17)
Dedi ki: "O benim asamdır;
ona dayanmakta onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak
düşürmekteyim onda benim için daha başka yararlar da var."
(20/18)
Dedi ki: "Onu at ey Musa."
(20/19)
Böylece onu attı; (bir
de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).
(20/20)
Dedi ki: "Onu al ve korkma
biz onu ilk durumuna çevireceğiz." (20/21)
"Elini koltuğuna sok bir
hastalık olmadan başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz
bir durumda çıksın." (20/22)
"Öyle ki sana büyük mucizelerimizden
(birini) göstermiş olalım." (20/23)
"Firavun'a git çünkü o
azmış bulunuyor." (20/24)
Dedi ki: "Rabbim benim
göğsümü aç." (20/25)
"Bana işimi kolaylaştır."
(20/26)
"Dilimden düğümü çöz;"
(20/27)
"Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar."
(20/28)
"Ailemden bana bir yardımcı
kıl" (20/29)
"Kardeşim Harun'u" (20/30)
"Onunla arkamı kuvvetlendir."
(20/31)
"Onu işimde ortak kıl"
(20/32)
"Böylece seni çok tesbih
edelim." (20/33)
"Ve seni çok zikredelim."
(20/34)
"Şüphesiz sen bizi görüyorsun."
(20/35)
(Allah)Dedi ki:"Ey Musa
istediğin sana verilmiştir." (20/36)
"Andolsun biz sana bir
defa daha lütufta bulunmuştuk." (20/37)
Hani annene vahyolunan
şeyi vahyetmiştik (şöyle ki:) (20/38)
"Onu sandığın içine koy
suya bırak böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de
düşmanım onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde
yetiştirilmen için kendimden sana bir sevgi yönelttim."
(20/39)
"Hani kız kardeşin gezinip;
"Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?"
demekteydi. Böylece seni annene geri çevirmiş olduk ki gözü
aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün
de biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden
geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın
sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa." (20/40)
"Seni kendim için seçtim."
(20/41)
"Sen ve kardeşin ayetlerimle
gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın. (20/42)
"İkiniz Firavun'a gidin
çünkü o azmış bulunuyor." (20/43)
"Ona yumuşak söz söyleyin
umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." (20/44)
Dediler ki: "Rabbimiz
gerçekten onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından'
ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz." (20/45)
Dedi ki: "Korkmayın çünkü
ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum." (20/46)
Haydi ona gidin de deyin
ki: "Biz senin Rabbinin elçileriyiz İsrailoğullarını bizimle
birlikte gönder ve onlara (artık) azab verme. Sana Rabbinden
bir ayetle geldik. Selam hidayete tabi olanların üzerine
olsun." (20/47)
"Gerçekten bize vahyolundu
ki: Doğrusu azab yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir."
(20/48)
(Ona gidip aynı şeyleri
tekrarladıklarında Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz
kim ey Musa?" (20/49)
Dedi ki: "Bizim Rabbimiz
herşeye yaratılışını veren sonra doğru yolunu gösterendir."
(20/50)
(Firavun) Dedi ki: "İlk
çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?" (20/51)
Dedi ki: "Bunun bilgisi
Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve
unutmaz." (20/52)
Ki (Rabbim) yeryüzünü
sizin için bir beşik kıldı onda sizin için yollar döşedi
ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden
çiftler çıkardık. (20/53)
Yiyin ve hayvanlarınızı
otlatın. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler
vardır. (20/54)
Sizi ondan yarattık ona
geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.
(20/55)
Andolsun biz ona ayetlerimizin
tümünü gösterdik; fakat o yalanladı ve ayak diretti. (20/56)
Dedi ki: "Ey Musa sen
bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"
(20/57)
"Madem böyle biz de sana
buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen bir 'buluşma
zamanı ve yeri' tesbit et bizim de senin de karşı olamayacağımız
açık geniş bir yer olsun" dedi. (20/58)
(Musa) Dedi ki: "Buluşma
zamanımız (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı
kuşluk vakti (olsun)." (20/59)
Böylelikle Firavun arkasını
dönüp gitti hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) bir araya
getirdi sonra geldi. (20/60)
Musa onlara dedi ki: "Size
yazıklar olsun Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın sonra
bir azab ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten
yok olup gitmiştir." (20/61)
Bunun üzerine kendi aralarında
durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.
(20/62)
Dediler ki: "Bunlar her
halde iki sihirbazdır sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak
ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek
istemektedirler." (20/63)
"Bundan ötürü tuzaklarınızı
bir araya getirin sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük
sağlayan gerçekten kurtuluşu bulmuştur." (20/64)
"Ey Musa" dediler. "Ya
sen (asanı) at veya önce biz atalım." (20/65)
Dedi ki: "Hayır siz atın."
Sonra hemen (ne görsün) sihirlerinden dolayı onların ipleri
ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.
(20/66)
Musa bu yüzden kendi içinde
bir tür korku duymaya başladı. (20/67)
"Korkma" dedik. "Muhakkak
sen üstün geleceksin." (20/68)
"Sağ elindekini atıver
onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları
yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."
(20/69)
Bunun üzerine büyücüler
secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik"
dediler. (20/70)
(Firavun) Dedi ki: "Ben
size izin vermeden önce O'na inandınız öyle mi? Şüphesiz
o size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin
ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi
hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette hangimizin
azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."
(20/71)
Dediler ki: "Bize gelen
apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz.
Neyde hükmünü yürütebileceksen durmaksızın hükmünü yürüt;
sen yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin."
(20/72)
"Gerçekten biz Rabbimize
iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine
karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah
daha hayırlıdır ve daha süreklidir." (20/73)
Gerçek şu ki kim Rabbine
suçlu-günahkar olarak gelirse hiç şüphe yok onun için cehennem
vardır. Onun içinde ise ne ölebilir ne dirilebilir. (20/74)
Kim O'na iman edip salih
amellerde bulunarak O'na gelirse işte onlar onlar için de
yüksek dereceler vardır. (20/75)
İçlerinde ebedi kalacakları
altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve
işte bu arınmış olanın karşılığıdır. (20/76)
Andolsun biz Musa'ya vahyetmiştik:
"Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir onlara denizde kuru
bir yol aç yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan."
(20/77)
Firavun ise, ordularıyla
peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.
(20/78)
Firavun, kendi kavmini
şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi. (20/79)
Ey İsrailoğulları, andolsun
sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle
vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
(20/80)
Size rızık olarak verdiklerimizden
temiz olanlarından yiyin bu konuda azgınlık yapmayın yoksa
gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: benim gazabım
kimin üzerine inerse muhakkak o tepetaklak düşmüştür. (20/81)
Gerçekten ben tevbe eden
inanan salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen
kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım. (20/82)
"Seni kavminden 'çarçabuk
ayrılmaya iten' nedir ey Musa?" (20/83)
Dedi ki: "Onlar arkamda
izim üzerindedirler hoşnut kalman için Sana gelmekte acele
ettim Rabbim." (20/84)
Dedi ki: "Biz senden sonra
kavmini deneme (fitne)den geçirdik Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."
(20/85)
Bunun üzerine Musa, kavmine
oldukça kızgın üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim Rabbiniz
size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya
da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize
kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz
sözden caydınız?" (20/86)
Dediler ki: "Biz sana
verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik ancak o kavmin
(Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik
onları (ateşe) attık böylece Samiri de attı." (20/87)
Böylece onlara böğüren
bir buzağı heykeli döküp çıkardı "İşte sizin ve ilahınız
Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler. (20/88)
Onun kendilerine bir sözle
cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya
gücü olmadığını görmüyorlar mı? (20/89)
Andolsun Harun bundan
önce onlara: "Ey kavmim gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz
(denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman'dır; şu halde bana
uyun ve emrime itaat edin" demişti. (20/90)
Demişlerdi ki: "Musa bize
geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde
eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız." (20/91)
(Musa da gelince:) "Ey
Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni
(Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?" (20/92)
"Niye bana uymadın emrime
baş mı kaldırdın?" (20/93)
Dedi ki: "Ey annemin oğlu
sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben senin: "İsrailoğulları
arasında ayrılık çıkardın sözümü önemsemedin" demenden endişe
edip korktum." (20/94)
(Musa) Dedi ki: "Ya senin
amacın nedir ey Samiri?" (20/95)
Dedi ki: "Ben, onların
görmediklerini gördüm böylece elçinin izinden bir avuç alıp
atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey)
gösterdi." (20/96)
Dedi ki: "Haydi çekip
git artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın")
deyip yerinmendir. Ve şüphesiz senin için kendisinden asla
kaçınamayacağın (azab dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne
kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz
onu mutlaka yakacağız sonra darmadağın edip denizde savuracağız."
(20/97)
Sizin ilahınız yalnızca
Allah'tır ki O'nun dışında ilah yoktur. O ilim bakımından
herşeyi kuşatmıştır. (20/98)
Andolsun biz Musa'ya ve
Harun'a takva sahipleri için bir aydınlık ve bir öğüt (zikir)
olarak hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı verdik.
(21/48)
Sonra Musa ve kardeşi
Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik. (23/45)
Firavun'a ve ileri gelen
çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar 'büyüklenen-zorba'
bir topluluktu. (23/46)
Dediler ki: "Bizim benzerimiz
olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki onların kavimleri
bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar." (23/47)
Böylece onları yalanladılar
ve yıkıma uğrayanlardan oldular. (23/48)
Andolsun biz Musa'ya kitabı
verdik belki onlar hidayete erer diye. (23/49)
Böylece onlara: "Ayetlerimizi
yalanlayan kavme gidin" dedik; sonunda onları (Firavun ve
çevresini) kökünden darmadağın ettik. (25/36)
Hani senin Rabbin Musa'ya
seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git;" (26/10)
"Firavun'un kavmine hâlâ
sakınmıyorlar mı?" (26/11)
Dedi ki: "Rabbim gerçekten
ben onların beni yalanlamalarından korkuyorum." (26/12)
"Göğsüm sıkışıyor dilim
dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi
için Cibril'i) gönder." (26/13)
"Üstelik onların bana
karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var;
bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum." (26/14)
(Allah:) "Hayır" dedi.
"İkiniz de ayetlerimle gidin şüphesiz sizinle birlikteyiz
(ve) işitmekteyiz." (26/15)
"Gecikmeksizin Firavun'a
giderek deyin ki: Gerçekten biz alemlerin Rabbi'nin elçisiyiz"
(26/16)
"İsrailoğullarını bizimle
birlikte göndermen için (sana geldik)." (26/17)
(Gittiler ve Firavun:)
Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik
mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
(26/18)
"Ve sen yapacağın işi
(cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin." (26/19)
(Musa) Dedi ki: "Ben onu
yaptığım zaman şaşkınlardandım." (26/20)
"Sizden korkunca da hemen
aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi
ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı." (26/21)
"Bana karşı lütuf-dediğin
nimet de İsrailoğullarını köle kılmandan dolayıdır." (26/22)
Firavun dedi ki: "Alemlerin
Rabbi nedir?" (26/23)
Dedi ki: "Göklerin yerin
ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin
bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)." (26/24)
Çevresindekilere dedi
ki: "İşitiyor musunuz?" (26/25)
(Musa:) Dedi ki: "O sizin
de Rabbiniz geçmişteki atalarınızın da Rabbidir." (26/26)
(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz
size gönderilmiş bulunan elçiniz gerçekten bir delidir."
(26/27)
"Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız
O doğunun da batının da ve bunlar arasında olan herşeyin
de Rabbidir" dedi (Musa). (26/28)
(Firavun) dedi ki: "Andolsun
benim dışımda bir ilah edinecek olursan seni mutlaka hapse
atacağım." (26/29)
(Musa) Dedi ki: "Sana
apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" (26/30)
(Firavun) Dedi ki: "Eğer
doğru sözlü isen onu getir." (26/31)
Bunun üzerine asasını
bırakıverdi bir de (ne görsünler) o açıkça bir ejderha oluverdi.
(26/32)
Elini de çekip çıkardı
bir de (ne görsün) o bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'.
(26/33)
(Firavun) Çevresindeki
önde gelenlere: "Bu" dedi "Doğrusu bilgin bir büyücüdür."
(26/34)
"Büyüsüyle sizi yurdunuzdan
sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" (26/35)
Dediler ki: "Bunu ve kardeşini
oyala şehirlere de toplayıcılar gönder" (26/36)
"Bütün uzman-bilgin büyücüleri
sana getirsinler." (26/37)
Böylelikle büyücüler bilinen
bir günün belli vaktinde bir araya getirildi. (26/38)
Ve insanlara da: "Siz
de toplanıyor musunuz?" dendi. (26/39)
"Umarız ki eğer galip
gelirse biz de büyücülere uyarız." (26/40)
Büyücüler geldiklerinde
Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek bize bir ücret var
gerçekten değil mi?" dediler. (26/41)
"Evet" dedi. "Üstelik
şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."
(26/42)
Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı
atın." (26/43)
Onlar da iplerini ve asalarını
atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına hiç tartışmasız
üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler. (26/44)
Böylelikle Musa da asasını
bırakıverdi bir de (ne görsünler) o uydurmakta olduklarını
yutuveriyor. (26/45)
Anında büyücüler secdeye
kapandılar. (26/46)
(Ve:) "Alemlerin Rabbine
iman ettik" dediler. (26/47)
"Musa'nın ve Harun'un
Rabbine." (26/48)
(Firavun) Dedi ki: "Ona
ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz o size
büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz.
Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim
ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım." (26/49)
"Hiç zararı yok" dediler.
"Çünkü biz gerçekten Rabbimize dönücüleriz." (26/50)
"Doğrusu biz iman edenlerin
ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını
umuyoruz." (26/51)
Musa'ya: "Kullarımı gece
yürüyüşe geçir çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik. (26/52)
Bunun üzerine Firavun
şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. (26/53)
"Gerçek şu ki bunlar azınlık
olan bir topluluktur;" (26/54)
"Ve elbette bize karşı
da büyük bir öfke beslemektedirler." (26/ 55)
"'Biz ise uyanık bir toplumuz"
(dedi). (26/56)
Böylelikle biz onları
(Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;
(26/57)
Hazinelerden ve soylu
makam(lar)dan da. (26/58)
İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını
mirasçı kıldık. (26/59)
Böylece (Firavun ve ordusu)
güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. (26/60)
İki topluluk birbirini
gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık"
dediler. (26/61)
(Musa:) "Hayır" dedi.
"Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir; bana yol gösterecektir."
(26/62)
Bunun üzerine Musa'ya:
"Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik
yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. (26/63)
Ötekileri de buraya yaklaştırdık.
(26/64)
Musa'yı ve onunla birlikte
olanların hepsini kurtarmış olduk. (26/65)
Sonra ötekileri suda boğduk.
(26/66)
Şüphesiz bunda bir ayet
vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler. (26/67)
Hani Musa ailesine: "Şüphesiz
ben bir ateş gördüm" demişti. "Size ondan ya bir haber veya
ısınmanız için bir kor ateş getireceğim." (27/7)
Oraya gittiğinde kendisine
seslenildi: "Ateş (yerin)de olanlar da çevresinde bulunanlar
da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir."
(27/8)
"Ey Musa gerçekten Ben
güçlü ve üstün hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım." (27/9)
"Asanı bırak;" (Bıraktı
ve) onun çevik bir yılan gibi hareket etttiğini görünce
geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. "Ey Musa korkma;
şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz."
(27/10)
"Ancak zulmeden başka;
sonra kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse artık şüphesiz
Ben bağışlayanım esirgeyenim." (27/11)
"Ve elini koynuna sok
kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin (bu) Firavun ve kavmine
olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar
fasık olan bir kavimdir." (27/12)
Ayetlerimiz onlara gözler
önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: "Bu apaçık
olan bir büyüdür." (27/13)
Vicdanları kabul ettiği
halde zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler.
Artık sen bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına
bir bak. (27/14)
Mü'min olan bir kavim
için hak olmak üzere Musa ve Firavun'un haberinden (bir
bölümünü) sana okuyacağız. (28/3)
Gerçek şu ki Firavun yeryüzünde
(Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara
ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor
erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu.
Çünkü o bozgunculardandı. (28/4)
Biz ise yeryüzünde güçten
düşürülenlere lütufta bulunmak onları önderler yapmak ve
mirasçılar kılmak istiyoruz. (28/5)
Ve (istiyoruz ki) onları
yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım' Firavun'a
Haman'a ve askerlerine onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.
(28/6)
Musa'nın annesine: "Onu
emzir şayet onun için korkacak olursan onu suya bırak korkma
ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu
gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik).
(28/7)
Nihayet Firavun'un ailesi
onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü
konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun
Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi. (28/8)
Firavun'un karısı dedi
ki: "Benim için de senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin;
umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz."
Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi.
(28/9)
Musa'nın annesi ise yüreği
boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi
üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık
neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı. (28/10)
Ve onun kız kardeşine:
"Onu izle" dedi. Böylece o da kendileri farkında değilken
onu uzaktan gözetledi. (28/11)
Biz daha önce ona süt
analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben sizin adınıza
onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek)
bir aileyi size bildireyim mi?" dedi. (28/12)
Böylelikle gözünün aydın
olması üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu
bilmesi için onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların
çoğu bilmezler. (28/13)
O erginlik çağına ulaşıp
olgunlaşınca ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik. Biz
iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz. (28/14)
(Musa) Halkının haberi
olmadığı bir zamanda şehre girdi orda kavga etmekte olan
iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından şu da düşmanlarından.
Derken taraftarlarından olan düşmanlarından olana karşı
ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk attı ve
işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir;
o gerçekten açıkca saptırıcı bir düşmandır" dedi. (28/15)
Dedi ki: "Rabbim gerçekten
ben kendi nefsime zulmettim artık beni bağışla." Böylece
(Allah) onu bağışladı. Şüphesiz. O bağışlayandır esirgeyendir.
(28/16)
Dedi ki: "Rabbim bana
verdiğin nimetler adına artık suçlu günahkarlara destekçi
olmayacağım." (28/17)
Böylece şehirde korku
içinde (çevreyi) gözetleyerek sabahladı. Derken bir de baktı
ki dün kendisinden yardım isteyen (kişi bugün de) kendisine
yardım için bağırıyor. Musa ona dedi ki: "Sen açıkca bir
azgınsın." (28/18)
Sonunda ikisinin de düşmanı
olan (adam)ı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: "Ey
Musa dün birini öldürdüğün gibi bugün de beni mi öldürmek
istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun
ıslah edicilerden olmak istemiyorsun." (28/19)
Şehrin öbür yakasından
bir adam koşarak gelip dedi ki: "Ey Musa önde gelenler seni
öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler artık sen
çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim." (28/20)
Böylece oradan korku içinde
(çevreyi) gözetleyerek çıkıp gitti: "Rabbim zalimler topluluğundan
beni kurtar" dedi. (28/21)
Medyen'e doğru yöneldiğinde
de: "Umarım Rabbim beni doğru bir yola yöneltip iletir"
dedi. (28/22)
Medyen suyuna vardığı
zaman su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların
gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen)
iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini
sulamadıkça biz sürülerimizi sulayamayız; babamız yaşı ilerlemiş
bir ihtiyardır." dediler. (28/23)
Hemencecik onların sürülerini
suladı sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim doğrusu
bana indirdiğin her hayra muhtacım." (28/24)
Çok geçmeden o iki (kadın)dan
biri (utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam bizim için
sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni
davet etmektedir." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup
bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler topluluğundan
kurtulmuş oldun." (28/25)
O (kadın)lardan biri dedi
ki: "Ey babacığım onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle
tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli güvenilir
(biri)dir." (28/26)
(Babaları) Dedi ki: "Doğrusu
ben sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere şu
iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet on
(yıl)a tamamlayacak olursan artık o da senden. Ben sana
zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaallah salih olanlardan
bulacaksın." (28/27)
(Musa) Dedi ki: "Bu benimle
senin aranda olan (bir antlaşma)dır. Bu durumda iki süreden
hangisini yerine getirirsem artık bana karşı bir haksızlık
söz konusu olamaz. Allah söylediklerimize vekildir." (28/28)
Böylelikle Musa süreyi
tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca Tur tarafında
bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun gerçekten bir ateş
gördüm; umarım ondan ya bir haber ya da ısınmanız için bir
kor parçası getiririm." dedi. (28/29)
Derken oraya geldiğinde
o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: "Ey
Musa Alemlerin Rabbi olan Allah benim;" diye seslenildi.
(28/30)
"Asanı bırak." (Attıktan
hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini
görünce arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı. "Ey
Musa dön ve korkuya kapılma. Şüphesiz güvendesin." (28/31)
"Elini koynuna sok kusursuz
olarak bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını
kendine doğru çek. İşte bunlar senin Rabbinden Firavun ve
önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten
onlar fasık bir topluluktur." (28/32)
Dedi ki: "Rabbim gerçekten
onlardan bir kişi öldürdüm beni öldürmelerinden korkuyorum."
(28/33)
"Ve kardeşim Harun; dil
bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır onu da benimle
birlikte bir yardımcı olarak gönder beni doğrulasın. Çünkü
onların beni yalanlamalarından korkuyorum." (28/34)
(Allah) Dedi ki: "Pazunu
kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz; sizin ikinize de
öyle bir 'güç ve yetki' vereceğiz ki ayetlerimiz sayesinde
size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız."
(28/35)
Musa onlara apaçık olan
ayetlerimizle geldiği zaman: "Bu düzüp uydurulmuş bir büyüden
başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik"
dediler. (28/36)
Musa dedi ki: "Rabbim
kimin kendisinden bir hidayetle geldiğini ve bu (dünya)
yurdun(un) sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir.
Gerçekten zulmedenler felah bulmazlar." (28/37)
Firavun dedi ki: "Ey önde
gelenler sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum.
Ey Haman çamurun üstünde bir ateş yak da bana yüksekçe bir
kule inşa et belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten
ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum." (28/38)
O ve askerleri yeryüzünde
haksız yere büyüklendiler ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini
sandılar. (28/39)
Bunun üzerine onu ve askerlerini
tutup suya attık. Böylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona
uğradıklarına bir bak. (28/40)
Biz onları ateşe çağıran
önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler. (28/41)
Bu dünya hayatında onların
arkasına lanet düşürdük; kıyamet gününde ise onlar çirkinleştirilmiş
olanlardır. (28/42)
Andolsun ilk nesilleri
yıkıma uğrattıktan sonra Musa'ya insanlar için (gözleri
hikmetle açıp aydınlatacak) basiretler hidayet ve rahmet
olmak üzere Kitap verdik. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler
diye. (28/43)
Musa'ya o işi (ilahi vahyi
verip) gerçekleştirdiğimiz zaman sen (Tur'un) batı yanında
değildin ve (buna) şahid olanlardan da değildin. (28/44)
Ancak biz birçok nesiller
inşa ettik de onların üzerinde (nice) ömür(ler) uzayıp geçti.
Ve sen Medyen halkı içinde yaşayıp da ayetlerimizi onlardan
okuyarak öğrenmiş değilsin. Ancak (bu bilgileri sana) gönderen
biziz. (28/45)
(Musa'ya) Seslendiğimiz
zaman da sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir
rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş
olan bir kavmi uyarman için (gönderildin). Umulur ki öğüt
alıp düşünürler diye. (28/46)
Kendi ellerinin öne sürdükleri
dolayısıyla onlara bir musibet isabet ettiğinde: "Rabbimiz
bize de bir elçi gönderseydin de böylece senin ayetlerine
uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni
göndermezdik). (28/47)
Fakat onlara kendi katımızdan
hak geldiği zaman: "Musa'ya verilenlerin bir benzeri buna
verilmeli değil miydi?" dediler. Onlar daha önce Musa'ya
verilenleri inkar etmemişler miydi? "İki büyü birbirine
arka çıktı" dediler. Ve: "Gerçekten biz hepsini inkar edenleriz"
dediler. (28/48)
Gerçek şu ki Karun Musa'nın
kavmindendi ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz ona öyle
hazineler vermiştik ki anahtarları birlikte (taşımaya) davranan
güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti
ki: "Şımararak sevinme çünkü Allah şımararak sevince kapılanları
sevmez." (28/76)
Karun'u Firavun'u ve Haman'ı
da (yıkıma uğrattık). Andolsun Musa onlara apaçık delillerle
gelmişti ancak yeryüzünde büyüklendiler. Oysa onlar (azabtan
kurtulup) geçecek değillerdi. (29/39)
Andolsun biz, Musa'ya
kitabı vermiştik; böylece sen ona kavuşmaktan kuşku içinde
olma. Biz onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık.
(32/23)
Hani biz, peygamberlerden
kesin sözlerini almıştık; senden Nuh'tan İbrahim'den Musa'dan
ve Meryem oğlu İsa'dan. Biz onlardan sapasağlam bir söz
almıştık. (33/7)
Ey iman edenler, Musa'ya
eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu demekte
olduklarından temize çıkardı. O Allah katında vecihti. (33/69)
Andolsun biz Musa'ya ve
Harun'a lütufta bulunduk. (37/114)
Onları ve kavimlerini
o büyük üzüntüden kurtardık. (37/115)
Onlara yardım ettik böylece
üstün gelenler oldular. (37/116)
Ve ikisine anlatımı-açık
kitabı verdik. (37/117)
Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
(37/118)
Sonra gelenler arasında
da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. (37/119)
Musa'ya ve Harun'a selam
olsun. (37/120)
Şüphesiz biz ihsanda bulunanları
böyle ödüllendiririz. (37/121)
Şüphesiz ikisi bizim mü'min
olan kullarımızdandılar. (37/122)
Andolsun biz, Musa'yı
ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik; (40/23)
Firavun'a Haman'a ve Karun'a.
Ama onlar: "(Bu) Yalan söyleyen bir büyücüdür" dediler.
(40/24)
Böylece o katımızdan kendilerine
bir hak ile geldiği zaman dediler ki: "Onunla birlikte iman
edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ
bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan
başkası değildir. (40/25)
Firavun dedi ki: "Bırakın
beni Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın.
Çünkü ben sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde
fesat çıkarmasından korkuyorum." (40/26)
Musa dedi ki: "Gerçekten
ben hesap gününe iman etmeyen her mütekebbirden benim de
Rabbim sizin de Rabbinize sığınırım." (40/27)
Firavun ailesinden imanını
gizlemekte olan mü'min bir adam dedi ki: "Siz benim Rabbim
Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o size
Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen
o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer
doğru sözlü ise (o zaman da) size va'dettiklerinin bir kısmı
size isabet eder. Şüphesiz Allah ölçüyü taşıran çok yalan
söyleyen kimseyi hidayete erdirmez." (40/28)
"Ey Kavmim bugün mülk
sizindir yeryüzünde hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat bize
Allah'tan dayanılmaz bir azab gelecek olursa bize kim yardımcı
olabilecek?" Firavun dedi ki: "Ben size yalnızca gördüğümü
(kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da
başkasına yöneltmiyorum." (40/29)
İman eden (adam) dedi
ki: "Ey Kavmim ben o fırkaların gününe benzer (bir günün
felaketine uğrarsınız) diye korkuyorum." (40/30)
Nuh kavmi Ad Semud ve
onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir gün). Allah
kullar için zulüm istemez. (40/31)
"Ve ey kavmim doğrusu
ben sizin için o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden korkuyorum."
(40/32)
"Arkanızı dönüp kaçacağınız
gün; sizi Allah'tan koruyacak yoktur. Allah kimi saptırırsa
artık onu doğruya yöneltecek bulunmaz." (40/33)
"Andolsun daha önce Yusuf
da size apaçık belgeler getirmişti. O zaman size getirdikleri
hakkında kuşkuya kapılıp durmuştunuz. Sonunda o vefat edince
demiştiniz ki; "Allah ondan sonra kesin olarak bir elçi
göndermez." İşte Allah ölçüyü taşıran şüpheci kimseyi böyle
saptırır." (40/34)
Ki onlar Allah'ın ayetleri
konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele
edip dururlar. (Bu) Allah katında da iman edenler katında
da büyük bir öfke (sebebi)dir. İşte Allah her mütekebbir
zorbanın kalbini böyle mühürler. (40/35)
Firavun (alayla) dedi
ki: "Ey Haman bana yüksek bir kule bina et; belki o yollara
ulaşabilirim" (40/36)
"Göklerin yollarına. Böylelikle
Musa'nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben onun yalancı olduğunu
sanıyorum." İşte Firavun'a kötü ameli böyle çekici kılındı
ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-düzeni 'yıkım ve
kayıpta' olmaktan başka (bir şey) olmadı. (40/37)
İman eden (adam) dedi
ki: "Ey Kavmim siz bana tabi olun ben sizi doğru yola iletip-yönelteyim."
(40/38)
"Ey kavmim gerçekten bu
dünya hayatı yalnızca bir meta (kısa süreli bir yararlanma)dır.
Şüphesiz ahiret (asıl) karar kılınan yurt odur." (40/39)
Kim bir kötülük işlerse
kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun
dişi olsun- bir mü'min olarak salih bir amelde bulunursa
işte onlar içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere
cennete girerler. (40/40)
"Ey kavmim ne oluyor ki
ben sizi kurtuluşa çağırıyorken siz beni ateşe çağırıyorsunuz."
(40/41)
"Siz beni Allah'a (karşı)
inkâr etmeye ve hakkında bilgim olmayan şeyleri O'na şirk
koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi üstün ve güçlü olan
bağışlayan (Allah')a çağırıyorum." (40/42)
"İmkanı yok; gerçekten
sizin beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin dünyada
da ahirette de çağrıda bulunma (yetkisi gücü değeri ve bağışlama)sı
yoktur. Şüphesiz bizim dönüşümüz Allah'adır. Ölçüyü taşıranlar
onlar ateşin halkıdırlar." (40/43)
"İşte size söylediklerimi
yakında hatırlayacaksınız. Ben de işimi Allah'a bırakıyorum.
Şüphesiz Allah kulları pek iyi görendir." (40/44)
Sonunda Allah onların
kurdukları hileli-düzenlerinin kötülüklerinden onu korudu
ve Firavun'un çevresini de azabın en kötüsü kuşatıverdi.
(40/45)
Ateş; sabah akşam ona
sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacağı gün: "Firavun çevresini
azabın en şiddetli olanına sokun" (denecek). (40/46)
Andolsun biz Musa'ya hidayeti
verdik ve İsrailoğullarına kitabı miras bıraktık. (40/53)
Andolsun Musa'ya kitabı
verdik fakat onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden (daha
önce) bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı mutlaka aralarında
hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Gerçekten onlar bundan
yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler. (41/45)
O: "Dini dosdoğru ayakta
tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet
ettiğini ve sana vahyettiğimizi İbrahim'e Musa'ya ve İsa'ya
vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat
kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır
geldi. Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni
hidayete erdirir. (42/13)
Andolsun Biz, Musa'yı
Firavun'a ve onun 'önde gelen çevresine' ayetlerimizle gönderdik.
O da dedi ki: "Gerçekten ben alemlerin Rabbinin elçisiyim."
Fakat onlara ayetlerimizle geldiği zaman bir de ne görsün
onlar bunlara (alay edip) gülüyorlar. Biz onlara biri ötekinden
daha büyük olmayan hiçbir ayet göstermedik. Belki dönerler
diye onları azabla yakalayıverdik. Ve onlar, dediler ki:
"Ey büyücü sende olan ahdi (sana verdiği sözü) adına bizim
için Rabbine dua et; gerçekten biz hidayete gelmiş olacağız."
Fakat onlardan azabı çekip-giderince bir de görürsün ki
onlar andlarını bozuyorlar. Firavun kendi kavmi içinde bağırdı;
dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta
olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?"
"Yoksa ben, şundan daha hayırlı değil miyim ki o aşağı (sınıftan)
bir zavallı ve neredeyse (sözü) açıklamadan yoksun olan
(biri)dir." "Bu durumda (eğer doğruysa) üzerine altından
bilezikler atılmalı, ya da yakınında yer almış vaziyette
onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?" Böylelikle
kendi kavmini küçümsedi onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten
onlar fasık olan bir kavimdi. Sonunda bizi öfkelendirince
biz de onlardan intikam aldık böylece onları toplu olarak
suda boğduk. Bu suretle onları sonradan gelecekler için
bir selef ve bir örnek kıldık. (43/46-56)
Bundan önce de bir rehber
(imam) ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı var. Bu da zulmedenleri
uyarmak ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak üzere (kendinden
önceki kitapları) doğrulayıcı ve Arapça bir dil ile olan
bir kitaptır. (46/12)
Dediler ki: "Ey kavmimiz
gerçekten biz Musa'dan sonra indirilen kendinden öncekileri
doğrulayan bir kitap dinledik; hakka ve doğru olan yola
yöneltip-iletmektedir." (46/30)
Musa (olayın)da da (düşündürücü
ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun'a
göndermiştik; Fakat o 'bütün kişisel ve askeri gücüyle'
yüz çevirdi ve: "(Bu) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.
Bunun üzerine Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık;
(ki o) 'kınanacak işler yapıyordu.' (51/38-40)
Yoksa Musa'nın sahifelerinde
olan kendisine haber verilmedi mi? (53/36)
Hani Musa kavmine demişti
ki: "Ey kavmim gerçekten benim sizin için Allah'tan gönderilmiş
bir elçi olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?"
İşte onlar eğrilip-sapınca Allah da onların kalplerini eğriltip
saptırmış oldu. Allah fasık bir kavmi hidayete erdirmez.
(61/5)
Musa'nın haberi sana geldi
mi? Hani Rabbi ona kutsal vadi Tuva'da seslenmişti: "Firavun'a
git; çünkü o azdı." Ona de ki: "Temizlenmek ister misin?"
"Seni Rabbine yönelteyim böylece (O'ndan) korkmuş olursun."
(Musa) Ona büyük mucizeyi gösterdi. Fakat o yalanladı ve
isyan etti. Sonra (karşı yönde) çaba harcayıp sırtını döndü.
Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı seslendi; Dedi ki:
"Sizin en yüce Rabbiniz benim." Böylelikle Allah onu ahiret
ve dünya azabıyla yakaladı. Gerçekten bundan 'içi titreyerek
korkacak' kimse için elbette bir ibret (ders) vardır. (79/15-26)
İbrahim'in ve Musa'nın
sahifelerinde. (87/19)
|