kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Onlara bir musibet isabet
ettiğinde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz
O'na dönücüleriz." (2/156)
İki misline uğrattığınız
bir musibet size isabet edince mi: "Bu nereden" dediniz?
De ki: "O, sizin kendinizdendir." Şüphesiz Allah, herşeye
güç yetirendir. (3/165)
Öyleyse, nasıl olur da,
kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet
eder, sonra sana gelerek: "Kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan
başka bir şey istemedik" diye Allah'a yemin ederler? (4/62)
Şüphesiz içinizden ağır
davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek
olsa: "Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte
olmadım" der. (4/72)
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle
hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin
bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın.
Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları
nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz,
insanların çoğu fasıklardır. (5/49)
Ey iman edenler, sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında,
aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya
yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden
olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak
olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size):
"Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz
ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz
elbette günahkarlardan oluruz." diye Allah adına yemin etsinler.
(5/106)
(Bütün bunlar,) Sakinlerinden
sonra yeryüzüne mirasçı olanları doğruya erdirme(ye veya
ortaya çıkarmaya yetmez) mi? Eğer biz dilemiş olsaydık onlara
günahları nedeniyle bir musibet isabet ettirirdik; ve kalplerine
damgalar vururduk da onlar böylelikle işitmeyenler olurlardı.
(7/100)
Sana iyilik dokunursa,
bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz
önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp
giderler. (9/50)
Onlar ki, Allah anıldığı
zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere
sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden
infak edenlerdir. (22/35)
Kendi ellerinin öne sürdükleri
dolayısıyla, onlara bir musibet isabet ettiğinde: "Rabbimiz,
bize de bir elçi gönderseydin de böylece senin ayetlerine
uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni
göndermezdik). (28/47)
Size isabet eden her musibet,
(ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu
da affeder. (42/30)
Yeryüzünde olan ve sizin
nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur
ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın.
Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. (57/22)
Allah'ın izni olmaksızın
hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah'a iman
ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, herşeyi bilendir.
(64/11)
Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır.
Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, onu altından ırmaklar
akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük
kurtuluş ve mutluluk budur. (4/13)
Eğer size Allah'tan bir
fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda
hiçbir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; "Keşke onlarla
birlikte olsaydım, böylece ben de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa'
erseydim." (4/73)
Allah dedi ki: "Bu, doğrulara,
doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için,
içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler
vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır.
İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur." (5/119)
O gün, kim ondan (azabtan)
alıkonursa, elbette, O, onu esirgemiştir. İşte apaçık olan
'kurtuluş ve mutluluk' budur. (6/16)
İman edenler, hicret edenler
ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin
Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve
mutluluğa' erenler bunlardır. (9/20)
Allah, mü'min erkeklere
ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından
ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler
vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür.
İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (9/72)
Allah onlar için, süresiz
kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı.
İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/89)
Öne geçen Muhacirler ve
Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut
olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah)
onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan
cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk'
budur. (9/100)
Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden
-karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını
ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar,
öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve
Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan
daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız
bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük
kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/111)
Müjde, dünya hayatında
ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik
yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (10/64)
(Kıyametin) Geleceği günde,
O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan
kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır.
(11/105)
Mutlu olanlar da, artık
onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve
yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi
olmayan bir ihsandır. (11/108)
Allah dilediğine rızkı
genişletir-yayar ve daraltır da. Onlar ise dünya hayatına
sevindiler. Oysaki dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk
yanında geçici) bir meta'dan başkası değildir. (13/26)
İman edip salih amellerde
bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı
(onlarındır). (13/29)
Bugün ben, gerçekten onların
sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa
ve mutluluğa' erenlerdir." (23/111)
Kim Allah'a ve Resûlü'ne
itaat ederse ve Allah'tan korkup O'ndan sakınırsa, işte
'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır. (24/52)
Gerçek şu ki, bugün cennet
halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler.
(36/55)
Şüphesiz, bu, asıl büyük
'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir. (37/60)
Ve onları kötülüklerden
koru. O gün Sen, kimi kötülüklerden korumuşsan, gerçekten
ona rahmet etmişsin. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
(40/9)
Ve içlerinde 'sevinç ve
mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler, (44/27)
Senin Rabbinden, bir fazl
ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur.
(44/57)
Artık iman edip salih
amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları kendi rahmetine
sokar. İşte apaçık olan 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.
(45/30)
(Bütün bunlar,) Mü'min
erkekleri ve mü'min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak
üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini
örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu, Allah katında 'büyük
kurtuluş ve mutluluk'tur. (48/5)
Rablerinin verdikleriyle
'sevinçli ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini 'çılgınca
yanan cehennemin' azabından korumuştur. (52/18)
O gün, mü'min erkekler
ile mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken
görürsün. "Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar
(olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte
'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (57/12)
Ateş halkı ile cennet
halkı bir olmaz. Cennet halkı 'umduklarına kavuşup mutluluk
içinde olanlardır.' (59/20)
O da sizin günahlarınızı
bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn
cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte 'büyük
mutluluk ve kurtuluş' budur. (61/12)
Sizi toplanma günü için
bir arada toplayacağı gün; işte bu aldanma (teğabün) günüdür.
Kim Allah'a iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah)
onun kötülüklerini örter ve içinde ebedi kalıcılar olmak
üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük
'mutluluk ve kurtuluş (fevz)' budur. (64/9)
Gerçek şu ki, muttakiler
için 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır. (78/31)
Şüphesiz iman edip salih
amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar
akan cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk'
budur. (85/11)
O gün, öyle yüzler de
vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler. (88/8)
(Kıyametin) Geleceği günde,
O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan
kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır.
(11/105)
Mutsuz olanlar ateştedirler,
onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler
vardır. (11/106)
Demişti ki: "Rabbim, şüphesiz
benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu;
ben sana dua etmekle mutsuz olmadım." (19/4)
Anneme itati de. Ve beni
mutsuz bir zorba kılmadı." (19/32)
Sizden ve Allah'tan başka
taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum.
Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım." (19/48)
Bunun üzerine dedik ki:
"Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi
cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun." (20/117)
Dedi ki: "Kiminiz kiminize
düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size benden bir
yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık
o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." (20/123)
Dediler ki: "Rabbimiz,
mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk
imişiz." (23/106)
Allah'tan 'İçi titreyerek
korkan' öğüt alır-düşünür. Mutsuz-bedbaht' olan ondan kaçınır.
(87/10-11)
Bu, kendisinde şüphe olmayan,
muttakiler için yol gösterici olan bir kitaptır. (2/2)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
Onlar hayırdan her ne
yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah, muttakileri
bilendir. (3/115)
Rabbinizden olan mağfiret
ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın;
o, muttakiler için hazırlanmıştır. (3/133)
Kendilerine; "Elinizi
(savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri
görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan
bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha
da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz,
ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli
değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret,
ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki
ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksİnız."
(4/77)
Onların (peygamberleri)
ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem
oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan,
önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici
ve öğüt olan İncil'i verdik. (5/46)
Musa kavmine: "Allah'tan
yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır;
ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç
muttakiler içindir." dedi. (7/128)
Ancak müşriklerden kendileriyle
antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler
ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka; artık
antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz,
Allah muttaki olanları sever. (9/4)
Mescid-i Haram yanında
kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin Allah
katında ve Resûlünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu
halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum
takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının.
Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever. (9/7)
Yoksa Biz, iman edip salih
amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar
gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi
(bir) mi tutacağız? (38/28)
Bu, bir zikr'dir. Şüphesiz
muttakiler için, elbette varılacak güzel bir yer vardır.
(38/49)
Doğruyu getiren ve doğrulayanlara
gelince; işte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır. (39/33)
Veya: "Gerçekten Allah
bana hidayet verseydi, elbette muttakilerden olurdum" diyeceği,
(39/57)
Ve (daha nice) çekici-süsler
(de verirdik). Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının metaıdır.
Ahiret ise, Rabbinin katında muttakiler içindir. (43/35)
Muttakiler hariç olmak
üzere, o gün, dostların kimi kimine düşmandır. (43/67)
Muttakilere gelince; muhakkak
onlar, güvenli bir makamdadırlar. (44/51)
Çünkü onlar, Allah'tan
(gelecek) hiçbir şeyi senden savamazlar. Şüphesiz zalimler,
birbirlerinin velisidirler. Allah ise, muttakilerin velisidir.
(45/19)
Cennet de, muttakiler
için, uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır. (50/31)
Şüphesiz muttaki olanlar,
cennetlerde ve pınarlardadırlar; (51/15)
Hiç şüphesiz muttakiler,
cennetlerde ve nimet içindedirler; (52/17)
Hiç şüphesiz muttakiler,
cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler. (54/54)
Doğrusu, muttaki olanlar
için Rableri katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır.
(68/34)
Çünkü o (Kur'an, Allah'tan
sakınan) muttakiler için bir öğüttür. (69/48)
Şüphesiz muttaki olanlar,
gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır; (77/41)
Gerçek şu ki, muttakiler
için 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır. (78/31)
O Allah ki, O'ndan başka
ilah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir;
Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah,
(müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. (59/23)
(Ey Muhammed) iman edip
salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için
altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine
rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha
önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine)
benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler
vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır. (2/25)
De ki: "Cibril'e kim düşman
ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah'ın izniyle
kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet
ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur. (2/97)
Şüphesiz biz seni bir
müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kur'an) ile gönderdik.
Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın. (2/119)
Andolsun, biz sizi biraz
korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden
eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.
(2/155)
İnsanlar tek bir ümmetti.
Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi
ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler
konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi.
Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine
karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa
düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece
Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe
kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya
yöneltir. (2/213)
Kadınlarınız sizin tarlanızdır;
tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe
hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan
korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman
edenlere müjde ver. (2/223)
Allah'ın ayetlerini inkar
edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan
adaleti emredenleri öldürenler; işte onlara acıklı bir azabı
müjdele. (3/21)
O mihrapta namaz kılarken,
melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O,
Allah'tan olan bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan, efendi,
iffetli ve salihlerden bir peygamberdir." (3/39)
Hani Melekler, dediler
ki: "Meryem, doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır.."
(3/45)
Allah bunu (yardımı) size
ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun
diye yaptı. 'Yardım ve zafer' (nusret) ancak üstün ve güçlü,
hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın katındandır. (3/126)
Allah'ın kendi fazlından
onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından
henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiç bir
korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir. (3/170)
Onlar, Allah'tan bir nimeti,
bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin ecrini
boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler. (3/171)
Münafıklara müjde ver:
Onlar için gerçekten acıklı bir azab vardır. (4/138)
Elçiler; müjdeciler ve
uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra
insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın.
Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.
(4/165)
Ey Kitap Ehli, elçilerin
arası kesildiği dönemde: "Bize müjdeci de, bir uyarıcı da
gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan
elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir
artık. Allah her şeye güç yetirendir. (5/19)
Biz elçileri müjde vericiler
ve uyarıp-korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz.
Şu halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltirse,
artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
(6/48)
Rahmetinin önünde rüzgarları
bir müjde olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları
kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre
sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle
bütün ürünlerden çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız.
Ki ibret alasınız. (7/57)
De ki: "Allah'ın dilemesi
dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik
değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı
arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden
bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası
değilim." (7/188)
Allah, bunu, yalnızca
bir müjde ve kalblerinizin tatmin bulması için yapmıştı;
(yoksa) Allah'ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım)
yoktur. Hiç şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm
ve hikmet sahibidir. (8/10)
Ve büyük Hacc (Hacc-ı
Ekber) günü, Allah'tan ve Resûlü'nden insanlara bir duyuru:
Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resûlü de…
Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok
eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak
değilsiniz. İnkar edenleri acı bir azabla müjdele. (9/3)
Rableri onlara katından
bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli
bir nimet bulunan cennetleri müjdeler. (9/21)
Ey iman edenler, gerçek
şu ki, (yahudi) bilginlerinden ve (hristiyan) rahiplerinden
çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın
yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah
yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele. (9/34)
Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden
-karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını
ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar,
öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve
Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan
daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız
bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük
kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/111)
Tevbe edenler, ibadet
edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler,
rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten
sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün)
mü'minleri müjdele. (9/112)
Bir sûre indirildiğinde
onlardan bazısı: "Bu, hanginizin imanını arttırdı?" der.
Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır
ve onlar müjdeleşmektedirler. (9/124)
İçlerinden bir adama:
"İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için
Rableri katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver" diye
vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler:
"Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler. (10/2)
Müjde, dünya hayatında
ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik
yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (10/64)
Musa ve kardeşine (şöyle)
vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi
namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı
dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele." (10/87)
Öyle ki, Allah'tan başkasına
ibadet etmeyin. Gerçekten ben, sizi O'nun tarafından uyaran
ve müjdeleyenim; (11/2)
Andolsun, elçilerimiz
İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O
da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı
getirdi. (11/69)
Karısı ayaktaydı, bunun
üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u
müjdeledik. (11/71)
İbrahim'den korku gittiği
ve ona müjde geldiği zaman, Lut kavmi konusunda bizimle
çekişip-tartışmalara giriyor(du). (11/74)
Bir yolcu-kafilesi geldi,
sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını
sarkıttı. "Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan
çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa
Allah, yapmakta olduklarını bilendi. (12/19)
Müjdeci gelip de onu (gömleği)
onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına)
dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: "Ben, size bilmediğinizi Allah'tan
gerçekten biliyorum demedim mi?" (12/96)
Dediler ki: "Korkma biz
sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz." (15/53)
Dedi ki: "Bana ihtiyarlık
gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"
(15/54)
Dediler ki: "Seni gerçekle
müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma." (15/55)
Şehir halkı birbirlerine
müjdeler vererek geldi. (15/67)
Onlardan birine kız (çocuk)
müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir.
(16/58)
Kendisine verilen müjdenin
kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu aşağılanarak
tutacak mı, yoksa toprağa gömecek mi? Bak, verdikleri hüküm
ne kötüdür? (16/59)
Her ümmet içinde kendi
nefislerinden onların üzerine bir şahid getirdiğimiz gün,
seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz. Biz
Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, müslümanlara bir hidayet,
bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (16/89)
De ki: "İman edenleri
sağlamlaştırmak, müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak
üzere, onu (Kur'an'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs
indirmiştir." (16/102)
Şüphesiz, bu Kur'an, en
doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere,
onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.
(17/9)
Biz onu (Kur'an'ı) hak
olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir
müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. (17/105)
Dosdoğru (bir Kitaptır)
ki, kendi katından şiddetli bir azabla uyarıp-korkutmak
ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için
(onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır. (18/2)
Biz elçileri, müjde vericiler
ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz.
İnkar edenler ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak için
mücadele ediyorlar. Onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını
(azabı) alay konusu edindiler. (18/56)
(Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya,
şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz;
biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız." (19/7)
Biz bunu (Kur'an'ı) senin
dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve
direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için. (19/97)
Biz her ümmet için bir
"Mensek" kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği
(kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye.
İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na
teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver. (22/34)
Onların etleri ve kanları
kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır.
İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O'nun size
hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz için.
Güzellikte bulunanlara müjde ver. (22/37)
Melekleri görecekleri
gün, suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler
onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak."
(25/22)
Ve kendi rahmetinin önünde
rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten
tertemiz su indirdik; (25/48)
Biz seni yalnızca bir
müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. (25/56)
Mü'minler için bir hidayet
ve bir müjdedir. (27/2)
Ya da karanın ve denizin
karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde
rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile
beraber başka bir ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından
yücedir. (27/63)
Bizim elçilerimiz İbrahim'e
bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Gerçek şu ki,
biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı
zalim oldular." (29/31)
Size kendi rahmetinden
taddırması, emriyle gemileri yürütmesi ve O'nun fazlından
(rızkınızı) aramanız ile umulur ki şükretmeniz için, rüzgarları
müjde vericiler olarak göndermesi, O'nun ayetlerindendir.
(30/46)
Ona ayetlerimiz okunduğunda,
sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi,
büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir. Artık
sen ona acı bir azap ile müjde ver. (31/7)
Ey Peygamber, gerçekten
biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak
gönderdik. (33/45)
Mü'minlere müjde ver;
gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır. (33/47)
Şüphesiz biz seni, hak
ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiç
bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.
(35/24)
Sen ancak, zikre (Kur'an'a)
uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek
korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma
ve üstün bir ecirle müjdele. (36/11)
Biz de onu halim bir çocukla
müjdeledik. (37/101)
Biz ona, salihlerden bir
peygamber olarak İshak'ı da müjdeledik. (37/112)
Tağut'a kulluk etmekten
kaçınan ve Allah'a içten yönelenler ise; onlar için bir
müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver. (39/17)
Bir müjde verici ve bir
uyarıcı olarak. Ama çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar dinlemezler.
(41/4)
İşte Allah, iman edip
salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir.
De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiç
bir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki
iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene
karşılığını verendir. (42/23)
Oysa onlardan biri, O,
Rahman (olan Allah) için verdiği örnek ile (kız çocuğunun
doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak
kahrından yutkundukça yutkunur. (43/17)
Kendisine Allah'ın ayetleri
okunurken işitir, sonra müstekbirce (inatla büyüklük taslayarak)
sanki işitmemiş gibi ısrar eder. Artık sen onu acı bir azabla
müjdele. (45/8)
Bundan önce de, bir rehber
(imam) ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı var. Bu da,
zulmedenleri uyarmak ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak
üzere (kendinden önceki kitapları) doğrulayıcı ve Arapça
bir dil ile olan bir kitaptır. (46/12)
Şüphesiz, biz seni bir
şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
(48/8)
(Onlar yemeyince) Bunun
üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona
bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler. (51/28)
O gün, mü'min erkekler
ile mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken
görürsün. "Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar
(olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte
'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (57/12)
Hani Meryem oğlu İsa da:
"Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan
gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı
ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim"
demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu,
açıkça bir büyüdür" dediler. (61/6)
Ve seveceğiniz bir başka
(nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve
yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. (61/13)
Bu durumda sen, onlara
acı bir azab ile müjde ver. (84/24)
Bilin ki, mallarınız ve
çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah
yanında ise büyük bir mükafaat vardır. (8/28)
Onda ebedi kalıcıdırlar.
Şüphesiz Allah, büyük mükafaat katında olandır. (9/22)
De ki: "Bu mu daha hayırlı,
yoksa takva sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar
için bir mükafat ve son duraktır." (25/15)
Çok geçmeden, o iki (kadın)dan
biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam, bizim için
sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni
davet etmektedir." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup
bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler topluluğundan
kurtulmuş oldun." (28/25)
Çünkü Allah, (sözüne bağlı
kalıp doğru olan) sâdıkları sadakatlerinden dolayı mükafaatlandıracak,
münafıkları da dilerse azablandıracak veya tevbe (nasib
edip tevbe)lerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (33/24)
Bizim katımızda sizi (bize)
yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır;
ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar;
onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat
vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (34/37)
Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi.
(Kendisi ve getirdikleri) İnkâr edilmiş-nankörlük edilmiş
olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere. (54/14)
Şüphesiz, bu, sizin için
bir mükafaattır. Sizin çaba-harcamanız şükre değer (meşkur:makbul)
görülmüştür. (76/22)
Onlar (mü'minler ise)
şüphesiz Rableriyle karşılaşacaklarını ve (yine) şüphesiz
O'na döneceklerini bilirler. (2/46)
De ki: "Cibril'e kim düşman
ise (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı) Allah'ın izniyle
kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet
ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur." (2/97)
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin
hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
Onlara öyle bir yoksulluk öyle dayanılmaz bir zorluk çattı
ve öylesine sarsıldılar ki sonunda elçi beraberindeki mü'minlerle;
"Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz
Allah'ın yardımı pek yakındır. (2/214)
Elçi, kendisine Rabbinden
indirilene iman etti mü'minler de. Tümü Allah'a meleklerine
Kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında
hiçbirini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik.
Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler.
(2/285)
Mü'minler mü'minleri bırakıp
da kafirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah'tan
hiçbir şey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma gayesiyle
sakınma(nız) başka. Allah sizi kendisinden sakındırır. Varış
Allah'adır. (3/28)
Doğrusu insanların İbrahim'e
en yakın olanı ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir.
Allah mü'minlerin velisidir. (3/68)
Hani sen mü'minleri savaşmak
için elverişli yerlere yerleştirmek için evinden erkenden
ayrılmıştın. Allah işitendir bilendir. (3/121)
O zaman sizden iki grup
neredeyse 'çözülüp geri çekilmek' istemişti. Oysa Allah
onların (velisi) yardımcısıydı. Artık mü'minler yalnızca
Allah'a tevekkül etmelidir. (3/122)
Andolsun ki Allah mü'minlere
içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle
lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor onları
arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan
önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (3/164)
İki topluluğun karşı karşıya
geldiği gün size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi.
(Bu Allah'ın) mü'minleri ayırdetmesi; (3/166)
Onlar Allah'tan bir nimeti
bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin ecrini
boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler. (3/171)
İşte bu şeytan ancak kendi
dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın eğer mü'minlerseniz
Ben'den korkun. (3/175)
Allah murdar olanı temiz
olandan ayırd edinceye kadar, mü'minleri sizin kendisi üzerinde
bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. Allah sizi gayb
üzerine muttali kılacak değildir. Ama Allah elçilerinden
dilediğini seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman
edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız sizin için büyük bir
ecir vardır. (3/179)
İçinizden özgür mü'min
kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler o zaman sağ ellerinizin
malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin
imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları fuhuşta bulunmayan
iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin
izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf
(güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra
fuhuş yapacak olurlarsa özgür kadınlar üzerindeki cezanın
yarısı(nı uygulayın.) Bu sizden günaha sapmaktan endişe
edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır.
Allah bağışlayandır esirgeyendir. (4/25)
Artık sen, Allah yolunda
savaş kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü'minleri
hazırlayıp-teşvik et. Umulur ki Allah küfredenlerin ağır-baskılarını
geri püskürtür. Allah 'kahredici baskısıyla' daha zorlu
acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur. (4/84)
Bir mü'mine -hata sonucu
olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim
bir mü'mini 'hata sonucu' öldürürse mü'min bir köleyi özgürlüğüne
kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi
gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka.
Eğer o mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan
ise bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan
ise bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min köleyi
özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü
için gereken imkanı) Bulamayan ise kesintisiz olarak iki
ay oruç tutmalıdır. Bu Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/92)
Kim bir mü'mini kasıtlı
olarak (taammüden) öldürürse cezası içinde ebedi kalmak
üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış onu lanetlemiş
ve ona büyük bir azab hazırlamıştır. (4/93)
Ey iman edenler, Allah
yolunda adım attığınız (savaşa çıktığınız) zaman gerekli
araştırmayı yapın ve size (İslam geleneğine göre) selam
verene dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: "Sen
mü'min değilsin" demeyin. Asıl çok ganimet Allah katındadır
bundan önce siz de böyle idiniz; Allah size lütufta bulundu.
Öyleyse iyice açıklık kazandırın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan
haberi olandır. (4/94)
Mü'minlerden özür olmaksızın
oturanlar ile Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad
edenler eşit değildir. Allah mallarıyla ve canlarıyla cihad
edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır.
Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah cihad
edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
(4/95)
Namazı bitirdiğinizde
Allah'ı ayaktayken otururken ve yan yatarken zikredin. Artık
'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz
mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır. (4/103)
Kim kendisine 'dosdoğru
yol' apaçık belli olduktan sonra elçiye muhalefet ederse
ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa onu döndüğü
şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır
o!.. (4/115)
Onlar mü'minleri bırakıp
kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru
(izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz 'bütün
kuvvet ve onur' Allah'ındır. (4/139)
Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar.
Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle
birlikte değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse:
"Size üstünlük sağlamadık mı mü'minlerden size (gelecek
tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah kıyamet günü aranızda
hükmedecektir. Allah kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle
yol vermez. (4/141)
Ey iman edenler, mü'minleri
bırakıp kafirleri veliler (dostlar) edinmeyin. Kendi aleyhinizde
Allah'a apaçık olan kesin bir delil vermek ister misiniz?
(4/144)
Ancak tevbe edenler, ıslah
edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız
olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle
beraberdirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir.
(4/146)
Ancak onlardan ilimde
derinleşenler ile mü'minler sana indirilene ve senden önce
indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar zekatı verenler
Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar Biz bunlara
büyük bir ecir vereceğiz. (4/162)
Bugün, size temiz olan
şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği
size helal sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden
özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine)
kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da namuslu
fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak
-onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size
(helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa elbette
onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
(5/5)
Ey iman edenler, içinizden
kim dininden geri döner (irtidat eder)se Allah (yerine)
kendisinin onları sevdiği onların da kendisine sevdiği mü'minlere
karşı alçak gönüllü kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu'
Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan
bir topluluk getirir. Bu Allah'ın bir fazlıdır onu dilediğine
verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır bilendir. (5/54)
Sizin dostunuz (veliniz)
ancak Allah O'nun elçisi rüku' ediciler olarak namaz kılan
ve zekatı veren mü'minlerdir. (5/55)
Andolsun insanlar içinde,
mü'minlere en şiddetli düşman olarak, Yahudileri ve müşrikleri
bulursun. Onlardan iman edenlere sevgi bakımından en yakın
olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu onlardan
(birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte
büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (5/82)
"(Bu) Bir Kitap'tır ki
onunla uyarıp korkutman için ve mü'minlere bir öğüt olmak
üzere sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir
sıkıntı olmasın." (7/2)
Sana savaş-ganimetlerini
sorarlar. De ki: "Ganimetler Allah'ın ve Resûlündür. Buna
göre eğer mü'min iseniz Allah'tan korkup-sakının aranızı
düzeltin ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin." (8/1)
Mü'minler ancak o kimselerdir
ki Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri
okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül
ederler. (8/2)
Onlar, namazı dosdoğru
kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak
ederler. (8/3)
İşte gerçek mü'minler
bunlardır. Rableri katında onlar için dereceler bağışlanma
ve üstün bir rızık vardır. (8/4)
Rabbin seni evinden hak
uğrunda (savaşa) çıkardığında mü'minlerden bir grup isteksizdi.
(8/5)
Onları siz öldürmediniz
ama onları Allah öldürdü; attığın zaman da sen atmadın ama
Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan
etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah işitendir bilendir. (8/17)
Eğer fetih istiyor idiyseniz
(ey kâfirler) işte size fetih; ama eğer (inkârdan ve eski
yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Yok geri dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz çok da
olsa size bir şey sağlayamaz. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.
(8/19)
Onlar seni aldatmak isterlerse,
şüphesiz Allah sana yeter. O seni yardımıyla ve mü'minlerle
destekledi. (8/62)
Ey Peygamber, sana ve
seni izleyen mü'minlere Allah yeter. (8/64)
Ey Peygamber mü'minleri
savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. Eğer içinizde sabreden
yirmi (kişi) bulunursa iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler.
Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, bunlar da
kâfirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan
bir topluluktur. (8/65)
İman edenler, hicret edenler
ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar
ve yardım edenler işte gerçek mü'min olanlar bunlardır.
Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. (8/74)
Onlar (hiç) bir mü'mine
karşı ne 'akrabalık bağlarını' ne de 'sözleşme hükümlerini'
gözetip tanırlar. İşte bunlar haddi aşmakta olanlardır.
(9/10)
Yoksa siz içinizden cihad
edenleri ve Allah'tan ve Resûlü'nden ve mü'minlerden başka
sır-dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan'
bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan
haberdardır. (9/16)
(Bundan) Sonra Allah elçisi
ile mü'minlerin üzerine 'güven duygusu ve huzur' indirdi
sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkâr edenleri azablandırdı.
Bu inkârcıların cezasıdır. (9/26)
De ki: "Allah'ın bizim
için yazdıkları dışında bize kesinlikle hiçbir şey isabet
etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a
tevekkül etmelidirler." (9/51)
İçlerinden Peygamberi
incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler
vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a
iman eder mü'minlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler
için de bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet edenler...
Onlar için acı bir azab vardır." (9/61)
Sizi hoşnut kılmak için
Allah'a yemin ederler; oysa mü'min iseler hoşnut kılınmaya
Allah ve elçisi daha layıktır. (9/62)
Mü'min erkekler ve mü'min
kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder kötülükten
sakındırırlar namazı dosdoğru kılarlar zekatı verirler ve
Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine
rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür
hüküm ve hikmet sahibidir. (9/71)
Allah mü'min erkeklere
ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar
akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir.
Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş
ve mutluluk budur. (9/72)
Sadakalar konusunda mü'minlerden
ek bağışlarda bulunanlarla emeklerinden (cehdlerinden) başkasını
bulamayanları yadırgayarak bunlarla alay edenler; Allah
(asıl) onları alay konusu kılmıştır ve onlar için acı bir
azab vardır. (9/79)
Ama Resul ve onunla birlikte
olan mü'minler mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte
bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır.
(9/88)
De ki: "Yapıp-edin. Allah
sizin yapıp-ettiklerinizi (amellerinizi) görecektir. O'nun
elçisi ve mü'minler de. Yakında gaybı ve müşahede edilebileni
Bilen'e döndürüleceksiniz ve O size yaptıklarınızı haber
verecektir." (9/105)
Zarar vermek inkârı (pekiştirmek)
mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine
karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten
başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya) Allah
onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
(9/107)
Hiç şüphesiz Allah mü'minlerden
-karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını
ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar
öldürürler ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta İncil'de ve Kur'an'da
O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok
ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız
bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük
kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/111)
Tevbe edenler, ibadet
edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler,
rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten
sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün)
mü'minleri müjdele. (9/112)
Mü'minlerin tümünün öne
fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse, onlardan her bir topluluktan
bir grup çıktığında (bir grup da) dinde derin bir kavrayış
edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri
döndüğünde onları uyarıp korkutmak için (geride kalabilir).
Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar. (9/122)
Andolsun size içinizden
sıkıntıya düşmeniz, O'nun gücüne giden size pek düşkün mü'minlere
şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (9/128)
Ey insanlar Rabbinizden
size bir öğüt sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için
bir hidayet ve rahmet geldi. (10/57)
Musa ve kardeşine (şöyle)
vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın evlerinizi
namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı
dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele." (10/87)
Eğer Rabbin dileseydi
yeryüzündekilerin tümü topluca iman ederdi. Öyleyse onlar
mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın? (10/99)
Sonra biz elçilerimizi
ve iman edenleri böyle kurtarırız; mü'minleri kurtarmamız
bizim üzerimize bir haktır. (10/103)
De ki: "Ey insanlar, eğer
benim dinimden yana bir kuşku içindeyseniz ben sizin Allah'tan
başka ibadet ettiklerinize ibadet etmiyorum ancak ben sizin
hayatınıza son verecek olan Allah'a ibadet ederim. Ben mü'minlerden
olmakla emrolundum." (10/104)
"Eğer mü'minseniz, Allah'ın
bıraktığı (helal işlerden olan kazanç) sizin için daha hayırlıdır.
Ben sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim." (11/86)
Sana elçilerin haberlerinden
-kalbini sağlamlaştıracak- doğru haberler aktarıyoruz. Bunda
sana hak ve mü'minlere bir öğüt ve uyarı gelmiştir. (11/120)
Resulleri onlara dediler
ki: "Doğrusu biz sizin gibi yalnızca bir beşeriz ancak Allah
kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın
size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü'minler
ancak Allah'a tevekkül etmelidirler." (14/11)
"Rabbimiz hesabın yapılacağı
gün beni anne-babamı ve mü'minleri bağışla" (14/41)
Sakın onlardan bazılarını
yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme onlara karşı hüzne
kapılma mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger. (15/88)
Sonra (Allah) kıyamet
günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında
(mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?"
Kendilerine ilim verilenler dediler ki: "Bugün gerçekten
aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir." (16/27)
Erkek olsun, kadın olsun
bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa hiç şüphesiz
biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını
yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (16/97)
Şüphesiz bu Kur'an, en
doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere
onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.
(17/9)
Kim de ahireti ister ve
bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa
işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (17/19)
Kur'an'dan mü'minler için
şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Oysa o zalimlere
kayıplardan başkasını arttırmaz. (17/82)
Dosdoğru (bir Kitaptır)
ki, kendi katından şiddetli bir azabla uyarıp-korkutmak
ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için
(onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır. (18/2)
"Çocuğa gelince onun anne
ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı onun kendilerine
azgınlık ve inkâr zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."
(18/80)
Kim de bir mü'min olarak,
salih olan amellerde bulunursa artık o ne zulümden korksun
ne hakkının eksik tutulmasından. (20/112)
Artık kim bir mü'min olarak
salih amellerde bulunursa onun çabası için (karşılık olarak)
küfran (nankörlük) yoktur. Şüphesiz biz onun yazıcılarıyız.
(21/94)
Kendilerine zulmedilmesi
dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü'minlere savaşma)
izni verildi. Şüphesiz Allah onlara yardım etmeye güç yetirendir.
(22/39)
Mü'minler gerçekten felah
bulmuştur; (23/1)
Zina eden kadın ve zina
eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer
Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onlara Allah'ın
dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara
uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit bulunsun.
(24/2)
Zina eden erkek zina eden
ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikahlayamaz; zina
eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten
başkası nikahlayamaz. Bu mü'minlere haram kılınmıştır. (24/3)
Onu işittiğiniz zaman
erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri adına
hayırlı bir zanda bulunup: "Bu açıkca uydurulmuş iftira
bir sözdür" demeleri gerekmez miydi? (24/12)
Namus sahibi bir şeyden
habersiz mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar dünyada ve
ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab
vardır. (24/23)
Mü'minlere söyle: "Gözlerini
(harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar.
Bu onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah yaptıklarından
haberdârdır." (24/30)
Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Baş örtülerini yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini kendi kocalarından ya da babalarından
ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da
kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya
da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.
Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler umulur ki felah
bulursunuz." (24/31)
Aralarında hükmetmesi
için Allah'a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü'min olanların
sözü: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte felaha
kavuşanlar bunlardır. (24/51)
Mü'minler o kimselerdir
ki, Allah'a ve Resûlü'ne iman edenler onunla birlikte toplu(mu
ilgilendiren) bir iş üzerinde iken ondan izin alıncaya kadar
bırakıp-gitmeyenlerdir. Gerçekten senden izin alanlar işte
onlar Allah'a ve elçisine iman edenlerdir. Böylelikle senden
kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman dilediklerine
izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz
Allah bağışlayandır esirgeyendir. (24/62)
"Ve ben mü'min olanları
kovacak değilim." (26/114)
Ve mü'minlerden sana tabi
olanlara (koruyucu) kanatlarını ger. (26/215)
Mü'minler için bir hidayet
ve bir müjdedir. (27/2)
Ve gerçekten o mü'minler
için bir hidayet ve bir rahmettir. (27/77)
Musa'nın annesi ise yüreği
boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi
üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık
neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı. (28/10)
Kendi ellerinin öne sürdükleri
dolayısıyla onlara bir musibet isabet ettiğinde: "Rabbimiz
bize de bir elçi gönderseydin de böylece senin ayetlerine
uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni
göndermezdik). (28/47)
Birkaç yıl içinde. Bundan
önce de sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün mü'minler sevineceklerdir.
(30/4)
Peygamber, mü'minler için
kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların
anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de Allah'ın Kitabında
birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır.
Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar
Kitapta yazılmış bulunmaktadır. (33/6)
Mü'minler (düşman) birliklerini
gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu
Allah'ın ve Resûlü'nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü
doğru söylemiştir." Ve (bu) yalnızca onların imanlarını
ve teslimiyetlerini arttırdı. (33/22)
Mü'minlerden öyle erkek-adamlar
vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler;
böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi kimi beklemektedir.
Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.
(33/23)
Allah, inkâr edenleri
kin ve öfkeleriyle geri çevirdi onlar hiçbir hayra varamadılar.
Savaşta Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) mü'minlere
yetti. Allah, çok güçlüdür üstün ve galib olandır. (33/25)
Şüphesiz Müslüman erkekler
ve Müslüman kadınlar mü'min erkekler ve mü'min kadınlar
gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a)
itaat eden kadınlar sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar
sabreden erkekler ve sabreden kadınlar saygıyla (Allah'tan)
korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar
sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar oruç tutan
erkekler ve oruç tutan kadınlar ırzlarını koruyan erkekler
ve (ırzlarını) koruyan kadınlar Allah'ı çokca zikreden erkekler
ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için
Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. (33/35)
Allah ve Resûlü bir işe
hükmettiği zaman mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için
o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a
ve Resûlü'ne isyan ederse artık gerçekten o apaçık bir sapıklıkla
sapmıştır. (33/36)
Hani sen, Allah'ın kendisine
nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye:
"Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan
çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı
tutuyordun; oysa Allah kendisinden çekinmene çok daha layıktı.
Artık Zeyd ondan ilişkisini kesince biz onu seninle evlendirdik;
ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini
kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman onlarla evlenme
konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın
emri yerine getirilmiştir. (33/37)
O'dur ki, sizi karanlıklardan
nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size
dua etmektedir). O mü'minleri çok esirgeyicidir. (33/43)
Mü'minlere müjde ver;
gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır. (33/47)
Ey iman edenler, mü'min
kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız
bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur.
Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar
verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin. (33/49)
Mü'min erkeklere ve mü'min
kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet
edenler ise gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
(33/58)
Ey Peygamber, eşlerine
kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden
(cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür
ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun
olan budur. Allah çok bağışlayandır çok esirgeyendir. (33/59)
Şundan ki: Allah münafık
erkekleri ve münafık kadınları müşrik erkekleri ve müşrik
kadınları azablandıracak; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların
tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır çok esirgeyendir.
(33/73)
Bu sizin yalanladığınız
(mü'mini kafirden haklıyı haksızdan) ayırma günüdür. (37/21)
Şüphesiz o bizim mü'min
olan kullarımızdandı. (37/132)
Firavun ailesinden imanını
gizlemekte olan mü'min bir adam dedi ki: "Siz benim Rabbim
Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o size
Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen
o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer
doğru sözlü ise (o zaman da) size va'dettiklerinin bir kısmı
size isabet eder. Şüphesiz Allah ölçüyü taşıran çok yalan
söyleyen kimseyi hidayete erdirmez." (40/28)
Kim bir kötülük işlerse,
kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun
dişi olsun- bir mü'min olarak salih bir amelde bulunursa
işte onlar içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere
cennete girerler. (40/40)
Şüphesiz mü'minler için
göklerde ve yerde ayetler vardır. (45/3)
Şu halde bil; gerçekten
Allah'tan başka ilah yoktur. Hem kendi günahın hem mü'min
erkekler ve mü'min kadınlar için mağfiret dile. Allah sizin
dönüp-dolaşacağınız yeri bilir konaklama yerinizi de. (47/19)
Mü'minlerin kalplerine
imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye 'güven duygusu ve
huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır:
Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (48/4)
(Bütün bunlar) Mü'min
erkekleri ve mü'min kadınları içinde ebedi kalıcılar olmak
üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini
örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu Allah katında 'büyük
kurtuluş ve mutluluk'tur. (48/5)
Andolsun Allah, sana o
ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur
kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu
ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık)
olarak vermiştir. (48/18)
Allah, alacağınız daha
birçok ganimetleri size va'detti bunu size hemencecik verdi
ve insanların ellerini sizden çekti ki (bu) mü'minler için
bir ayet olsun ve sizi dosdoğru bir yola yöneltsin. (48/20)
Ki onlar, inkâr ettiler
sizi Mescid-i Haram'dan ve durdurulmakta (bekletilmekte)
olan hediyeleri (kurbanları) yerlerine varmaktan alıkoydular.
Eğer kendilerini bilmediğiniz mü'min erkekler ve mü'min
kadınları bilgisizlik dolayısıyla darmadağın edip de bu
yüzden size 'dayanılmaz bir sıkıntı' dokunmayacak olsaydı
(o zaman durum farklı olurdu. Durumunun böyle olması) Allah'ın
dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer (karışık yaşayan
mü'minler) seçilip ayrılmış olsalardı muhakkak içlerinden
inkâr edenleri acı bir azab ile azablandırırdık. (48/25)
Hani o inkâr edenler,
kendi kalplerinde 'öfkeli soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti)
cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları
zaman hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi
teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları
"takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu. Zaten
onlar da buna layık ve ehil idiler. Allah herşeyi hakkıyla
bilendir. (48/26)
Mü'minlerden iki topluluk
çarpışacak olursa aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine
tecavüzde bulunacak olursa artık tecavüzde bulunanla Allah'ın
emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah'ın emrini
kabul edip) dönerse bu durumda adaletle aralarını bulun
ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah adil olanları
sever. (49/9)
Mü'minler ancak kardeştirler.
Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan
korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (49/10)
Mü'min olanlar, ancak
o kimselerdir ki onlar Allah'a ve Resûlü'ne iman ettiler
sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla
ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar sadık (doğru) olanların
ta kendileridir. (49/15)
Bu arada mü'minlerden
orda kim varsa çıkardık. (51/35)
Sen öğüt verip-hatırlat;
çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma mü'minlere yarar sağlar.
(51/55)
O gün mü'min erkekler
ile mü'min kadınları nurları önlerinde ve sağlarında koşarken
görürsün. "Bugün sizin müjdeniz içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz)
altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluş
ve mutluluk' budur. (57/12)
Şüphesiz 'gizli toplantıların
fısıldaşmaları' (kulis) iman edenleri üzüntüye düşürmek
için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır. Oysa Allah'ın
izni olmaksızın o onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir.
Şu halde mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (58/10)
Kitap Ehlinden inkâr edenleri
ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Onların çıkacaklarını
siz sanmamıştınız onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan
koruyacağını sanmışlardı. Böylece Allah(ın azabı) da onlara
hesaba katmadıkları bir yönden geldi yüreklerine korku saldı;
öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle
tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın.
(59/2)
O Allah ki, O'ndan başka
ilah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir;
Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah
(müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. (59/23)
Ey iman edenler, mü'min
kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman onları imtihan
edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet
(gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz
artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne
bunlar onlara helaldir ne onlar bunlara helaldir. Onlara
(kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin.
Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini)
verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük
yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın
ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min
kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu Allah'ın hükmüdür;
sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir. (60/10)
Ey Peygamber, mü'min kadınlar,
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak,
zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları
arasında bir iftira düzüp-uydurmamak, (gayri meşru olan
bir çocuğu kocalarına dayandırmamak) ma'ruf (iyi güzel ve
yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere sana biat
etmek amacıyla geldikleri zaman onların biatlarını kabul
et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayandır çok esirgeyendir. (60/12)
Ve seveceğiniz bir başka
(nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve
yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. (61/13)
Derler ki, "Andolsun Medine'ye
bir dönecek olursak gücü ve onuru çok olan düşkün ve zayıf
olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır." Oysa izzet (güç
onur ve üstünlük) Allah'ın O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir.
Ancak münafıklar bilmiyorlar. (63/8)
Allah; O'ndan başka ilah
yoktur. Öyleyse mü'minler (yalnızca) Allah'a tevekkül etsinler.
(64/13)
Eğer sizler (Peygamberin
iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz
eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi
olmaya kalkışırsanız artık Allah onun mevlasıdır; Cibril
ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından
melekler de onun destekçisidirler. (66/4)
Belki onun Rabbi -eğer
o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı
Müslüman mü'min gönülden itaat eden tevbe eden ibadet eden
oruç tutan dul ve bakire eşler' verir. (66/5)
Rabbim, beni annemi babamı
mü'min olarak evime gireni iman eden erkekleri ve iman eden
kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma.
(71/28)
Ve mü'minlere yaptıklarını
seyrediyorlardı. (85/7)
Kahrolsun Ashub-ı Uhdud,
'Tutuşturucu-yukıt dolu o ateş', Hani kendileri (ateş hendeğinin)
çevresinde oturmuşlardı. Ve müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Kendileri onlardan, yalnızca 'üstün ve güçlü olan,' öğülen
Allah'a iman ettiklerinden dolayı ihtikam alıyorlardı. Ki
O (Allah), göklerin ve yerin mülkü onundur. Allah, herşeyin
üzerine şahit olandır. (85/4-9)
Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle
mü'min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar sonra tevbe
etmeyenler; işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı
azab onlaradır. (85/10)
|