kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

İnsanlardan öyleleri vardır
ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa
inanmış değillerdir. (2/8)
(Sözde) Allah'ı ve iman
edenleri aldatırlar. Oysa onlar yalnızca kendilerini aldatıyorlarlar
ve şuurunda değiller. (2/9)
Kalplerinde hastalık vardır.
Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından
dolayı onlar için acı bir azab vardır. (2/10)
Kendilerine: "Yeryüzünde
fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz"
derler. (2/11)
Bilin ki; gerçekten asıl
fesatçılar bunlardır ama şuurunda değildirler. (2/12)
Ve (yine) kendilerine:
"İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde:
"Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler.
Bilin ki gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama
bilmezler. (2/13)
İman edenlerle karşılaştıkları
zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında
ise derler ki: "Şüphesiz sizinle beraberiz. Biz (onlarla)
yalnızca alay ediyoruz." (2/14)
(Asıl) Allah, onlarla
alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına
(belli bir) süre tanır. (2/15)
İşte bunlar, hidayete
karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alışverişleri
bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır. (2/16)
Bunların örneği ateş yakan
adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı
zaman Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde
karanlıklar içinde bırakıverir. (2/17)
Sağırdırlar, dilsizdirler,
kördürler. Bundan dolayı dönmezler. (2/18)
Ya da (bunlar) karanlıklar,
gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü 'gökten şiddetli bir
yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki yıldırımların
saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını
tıkarlar. Oysa Allah, kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
Çakan şimşek neredeyse
gözlerini kapıverecek; önlerini her aydınlattığında (biraz)
yürürler üzerlerine karanlık basıverince de kalakalırlar.
Allah dileseydi işitmelerini de görmelerini de gideriverirdi.
Şüphesiz Allah herşeye güç yetirendir. (2/20)
Ki, (bunlar) Allah'ın
ahdini onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar Allah'ın
kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve
yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar işte
bunlardır. (2/27)
İnsanlardan öylesi vardır
ki dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve
kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı
bir düşmandır. (2/204)
Ona: "Allah'tan kork"
denildiği zaman büyüklük gururu onu günaha sürükler kuşatır.
Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o. (2/206)
Sana Kitabı indiren O'dur.
O'ndan Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir;
diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar
fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan
müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan
başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık
tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden
başkası öğüt alıp-düşünmez. (3/7)
Sonra kederin ardından
üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi bir uyuklama ki
içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da canları derdine
düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara
kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki:
"Şüphesiz işin tümü Allah'ındır." Onlar sana açıklamadıkları
şeyi içlerinde gizli tutuyorlar "Bu işten bize bir şey olsaydı
biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde
olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine
devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah sinelerinizdekini
denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı).
Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir." (3/154)
Ey iman edenler, inkâr
edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları
sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı ölmezlerdi
öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah bunu onların
kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve
öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (3/156)
İki topluluğun karşı karşıya
geldiği gün size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi.
(Bu Allah'ın) mü'minleri ayırdetmesi; (3/166)
Münafıklık yapanları da,
belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin Allah'ın yolunda savaşın
ya da savunma yapın" denildiğinde "Biz savaşmayı bilseydik
elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar imandan çok
küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla
söylüyorlardı. Allah onların gizli tuttuklarını daha iyi
bilir. (3/167)
Onlar kendileri oturup
kardeşleri için: "Eğer bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi"
diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz ölümü kendinizden
savın öyleyse." (3/168)
Sana indirilene ve senden
önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin
mi? Bunlar tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler;
oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları
uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister. (4/60)
Onlara: "Allah'ın indirdiğine
ve elçiye gelin" denildiğinde o münafıkların senden kaçabildiklerince
kaçtıklarını görürsün. (4/61)
Öyleyse nasıl olur da,
kendi ellerinin sundukları sonucu onlara bir musibet isabet
eder sonra sana gelerek: "Kuşkusuz biz iyilikten ve uzlaştırmaktan
başka bir şey istemedik" diye Allah'a yemin ederler? (4/62)
İşte bunların, Allah kalplerinde
olanı bilmektedir. O halde sen onlardan yüz çevir onlara
öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici
söz söyle. (4/63)
Biz elçilerden hiç kimseyi
ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka
bir şeyle göndermedik. Onlar, kendi nefislerine zulmettiklerinde
şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi
de onlar için bağışlama dileseydi elbette Allah'ı tevbeleri
kabul eden esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)
Hayır öyle değil; Rabbine
andolsun aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp,
sonra senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın
tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.
(4/65)
Eğer gerçekten biz onlara:
"Kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış
olsaydık onlardan az bir bölümü dışında bunu yapmazlardı.
Onlar kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi bu şüphesiz
onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu. (4/66)
Şüphesiz içinizden ağır
davrananlar vardır. Şayet size bir musibet isabet edecek
olsa: "Doğrusu Allah bana nimet verdi çünkü onlarla birlikte
olmadım" der. (4/72)
Eğer size Allah'tan bir
fazl (zafer) isabet ederse o zaman da sanki onunla aranızda
hiçbir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; "Keşke onlarla
birlikte olsaydım böylece ben de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa'
erseydim." (4/73)
Kendilerine; "Elinizi
(savaştan) çekin namazı kılın zekatı verin" denenleri görmedin
mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında onlardan bir grup
insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli
bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz ne diye
savaşı üzerimize yazdın bizi yakın bir zamana ertelemeli
değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır ahiret
ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki
ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksİnız."
(4/77)
Her nerede olursanız ölüm
sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız
bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu Allah'tandır" derler;
onlara bir kötülük dokunsa: "Bu sendendir" derler. De ki:
"Tümü Allah'tandır." Fakat ne oluyor ki bu topluluğa hiçbir
sözü anlamaya çalışmıyorlar? (4/78)
Kim Resûl'e itaat ederse
gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse
Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik. (4/80)
"Tamam-kabul" derler.
Ama yanından çıktıkları zaman onlardan bir grup karanlıklarda
senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah karanlıklarda
kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a
tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (4/81)
Onlar hâlâ Kur'an'ı iyice
düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah'tan başkasının katından olsaydı
kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler ihtilaflar)
bulacaklardı. (4/82)
Kendilerine güven veya
korku haberi geldiğinde onu yaygınlaştırıverirler. Oysa
bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş
olsalardı onlardan 'sonuç-çıkarabilenler' onu bilirlerdi.
Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı azınız
hariç herhalde şeytana uymuştunuz. (4/83)
Şu halde münafıklar konusunda
ikiye bölünmeniz ne diye? Oysa Allah onları kazandıkları
dolayısıyla tepe taklak etmiştir. Allah'ın saptırdığını
hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa
artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın. (4/88)
Onlar kendilerinin inkâra
sapmaları gibi sizin de inkâra sapmanızı istediler. Böylelikle
bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar
onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. Şayet yine yüz çevirirlerse
artık onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz öldürün.
Onlardan ne bir veli (dost) edinin ne de bir yardımcı. (4/89)
Ancak sizinle aralarında
andlaşma bulunan bir kavime sığınanlar ya da hem sizinle
hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini
sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi
onları üstünüze saldırtır böylece sizinle çarpışırlardı.
Eğer sizden uzak durur (geri çekilir) sizinle savaşmaz ve
barış (şartların)ı size bırakırlarsa artık Allah sizin için
onların aleyhinde bir yol kılmamıştır. (4/90)
Diğerlerini de sizden
ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız.
(Ama) Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama)
dalarlar. Şayet sizden uzak durmaz barış (şartların)ı size
bırakmaz ve ellerini çekmezlerse artık onları her nerede
bulursanız tutun ve onları öldürün. İşte size onların aleyhinde
apaçık olan 'destekleyici bir delil' kıldık. (4/91)
Onlar insanlardan gizlerler
de Allah'tan gizlemezler. Oysa O kendileri sözden (plan
olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken'
onlarla beraberdir. Allah yaptıklarını kuşatandır. (4/108)
Eğer Allah'ın fazlı ve
rahmeti senin üzerinde olmasaydı onlardan bir grup seni
de saptırmak için tasarı kurmuştu. Oysa onlar ancak kendi
nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler.
Allah sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini
öğretti. Allah'ın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür. (4/113)
Onların 'gizlice söyleşmelerinin'
çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte
bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki
başka. Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa artık
ona büyük bir ecir vereceğiz. (4/114)
Kim kendisine 'dosdoğru
yol' apaçık belli olduktan sonra elçiye muhalefet ederse
ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa onu döndüğü
şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır
o!.. (4/115)
Gerçek şu iman edip sonra
inkâra sapanlar sonra yine iman edip sonra inkâra sapanlar
sonra da inkârları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir
onları doğru yola da iletecek değildir. (4/137)
Münafıklara müjde ver:
Onlar için gerçekten acıklı bir azab vardır. (4/138)
Onlar mü'minleri bırakıp
kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru
(izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz 'bütün
kuvvet ve onur' Allah'ındır. (4/139)
O size Kitapta: "Allah'ın
ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini
işittiğinizde onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar
onlarla oturmayın yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye
indirdi. Doğrusu Allah münafıkların ve kafirlerin tümünü
cehennemde toplayacak olandır. (4/140)
Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar.
Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle
birlikte değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse:
"Size üstünlük sağlamadık mı mü'minlerden size (gelecek
tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah kıyamet günü aranızda
hükmedecektir. Allah kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle
yol vermez. (4/141)
Gerçek şu ki münafıklar
(sözde) Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O onları aldatandır.
Namaza kalktıkları zaman isteksizce kalkarlar. İnsanlara
gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar. (4/142)
Arada bocalayıp dururlar.
Ne onlarla ne bunlarla. Allah kimi saptırırsa artık sen
ona yol bulamazsın. (4/143)
Ey iman edenler mü'minleri
bırakıp kafirleri veliler (dostlar) edinmeyin. Kendi aleyhinizde
Allah'a apaçık olan kesin bir delil vermek ister misiniz?
(4/144)
Gerçekten münafıklar ateşin
en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.
(4/145)
Ancak tevbe edenler, ıslah
edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız
olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle
beraberdirler. Allah, mü'minlere büyük bir ecir verecektir.
(4/146)
Ey Peygamber, kalpleri
inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudiler'den
küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar yalana
kulak tutanlar sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak
tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar kelimeleri yerlerine
konulduktan sonra saptırırlar "Size bu verilirse onu alın
o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah kimin fitne(ye
düşme)sini isterse artık onun için sen Allah'tan hiçbir
şeye malik olamazsın. İşte onlar Allah'ın kalplerini arıtmak
istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma ahirette
onlar için büyük bir azab vardır. (5/41)
İşte kalplerinde hastalık
olanları: "Zamanın felaketleriyle aleyhimize dönüp bize
çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini
görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya katından bir emir
getirecek de onlar nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı
pişman olacaklardır. (5/52)
İman edenler: "Olanca
yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına ilişkin
Allah'a yemin edenler bunlar mıdır? Onların bütün yapıp-ettikleri
boşa çıkmıştır böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır."
derler. (5/53)
Onlar hâlâ cahiliye hükmünü
mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü
Allah'tan daha güzel olan kimdir? (5/50)
Eğer yakın bir yarar ve
orta bir sefer olsaydı onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama
zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak
seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına
yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar.
Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor. (9/42)
Allah, seni affetsin;
doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları
da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin? (9/43)
Allah'a ve ahiret gününe
iman edenler mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak
için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.
(9/44)
Senden yalnızca Allah'a
ve ahiret gününe inanmayan kalbleri kuşkuya kapılıp kuşkularında
kararsızlığa düşenler izin ister. (9/45)
Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi
herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. Ancak Allah (savaşa)
gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını doladı ve; "(Onlara)
Siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi. (9/46)
Sizinle birlikte çıksalardı
size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve
aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi.
İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah zulmedenleri
bilir. (9/47)
Andolsun daha önce onlar
fitne aramışlardı. Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi.
Sonunda onlar istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın
emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı. (9/48)
Onlardan bir kısmı: "Bana
izin ver ve beni fitneye katma" der. Haberin olsun onlar
fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem
o inkâr edenleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır. (9/49)
Sana iyilik dokunursa
bu onları fenalaştırır bir musibet isabet edince ise: "Biz
önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp
giderler. (9/50)
De ki: "Allah'ın bizim
için yazdıkları dışında bize kesinlikle hiçbir şey isabet
etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a
tevekkül etmelidirler." (9/51)
De ki: "Siz bizim için
iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında
başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de Allah'ın ya kendi
katından veya bizim elimizle size bir azab dokunduracağını
bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun kuşkusuz biz de sizlerle
birlikte bekleyenleriz." (9/52)
De ki: "İsteyerek veya
istemiyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir.
Çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz." (9/53)
İnfak ettiklerinin kendilerinden
kabulünü engelleyen şey Allah'ı ve elçisini tanımamaları
namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken
infak etmeleridir. (9/54)
Şu halde onların malları
ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları
dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkâr içindeyken
zorlukla çıkmasını ister. (9/55)
Gerçekten sizden olduklarına
dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler.
Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur. (9/56)
Eğer onlar bir sığınak
ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı
hızla oraya yönelip koşarlardı. (9/57)
Onlardan sadakalar konusunda
seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse
hoşlanırlar kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar.
(9/58)
Eğer onlar Allah'ın ve
elçisinin verdiklerine hoşnut olsalardı ve: "Bize Allah
yeter; Allah pek yakında bize fazlından verecek O'nun elçisi
de. Biz gerçekten ancak Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi
(ya)!.. (9/59)
İçlerinden Peygamberi
incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler
vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a
iman eder mü'minlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler
için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet edenler...
Onlar için acı bir azab vardır." (9/61)
Bilmiyorlar mı kim Allah'a
ve elçisine karşı koymaya çalışırsa gerçekten onun için
onda ebedi kalmak üzere cehennem ateşi vardır? İşte en büyük
aşağılanma budur. (9/63)
Münafıklar kalblerinde
olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin aleyhlerinde
indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Şüphesiz
Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır." (9/64)
Onlara sorarsan andolsun:
"Biz dalmış oyalanıyorduk" derler. De ki: "Allah ile O'nun
ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?" (9/65)
Özür belirtmeyiniz. Siz
imanınızdan sonra inkâra saptınız. Sizden bir topluluğu
bağışlasak da bir topluluğunuzu gerçekten suçlu-günahkar
olmaları nedeniyle azablandıracağız. (9/66)
Münafık erkekler ve münafık
kadınlar bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler iyilikten
alıkoyarlar ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular;
O da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar fıska sapanlardır.
(9/67)
Allah erkek münafıklara
da kadın münafıklara da ve (bütün) kâfirlere içinde ebedi
kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu onlara yeter.
Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azab
vardır. (9/68)
Sizden önceki (münafıklar
ve kâfirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü
mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla
yararlanmaya baktılar; siz de sizden öncekilerin kendi paylarıyla
yararlanmaya kalkışmaları gibi kendi paylarınızla yararlanmaya
baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız.
İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri (amelleri)
boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır. (9/69)
Ey Peygamber, kâfirlerle
ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı
davran. Onların barınma yerleri cehennemdir ne kötü bir
yataktır o!.. (9/73)
Allah'a and içiyorlar
ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa andolsun onlar inkâr
sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır
ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama
kalkışmalarının kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından
zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe
ederlerse kendileri için hayırlı olur eğer yüz çevirirlerse
Allah onları dünyada da ahirette de acı bir azabla azablandırır.
Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı
yoktur. (9/74)
Onlardan kimi de: "Andolsun
eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz
ve salihlerden olacağız" diye Allah'a ahdetmiştir. (9/75)
Onlara kendi bol ihsanından
verince ise onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler;
onlar böyle sırt dönenlerdir. (9/76)
Böylece O da Allah'a verdikleri
sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle kendisiyle
karşılaşacakları güne kadar kalplerinde nifakı (sonuçta
köklü bir duygu olarak) yerleşik kıldı. (9/77)
Onlar bilmiyorlar mı ki
elbette Allah onların gizli tuttuklarını da fısıldaştıklarını
da biliyor. Gerçekten Allah gaybın bilgisine sahip olandır.
(9/78)
Sadakalar, konusunda mü'minlerden
ek bağışlarda bulunanlarla emeklerinden (cehdlerinden) başkasını
bulamayanları yadırgayarak bunlarla alay edenler; Allah
(asıl) onları alay konusu kılmıştır ve onlar için acı bir
azab vardır. (9/79)
Sen onlar için ister bağışlanma
dile istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma
dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu gerçekten
onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır.
Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (9/80)
Allah'ın elçisine muhalif
olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler
ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin
görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki:
"Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.
(9/81)
Öyleyse kazandıklarının
cezası olarak az gülsünler çok ağlasınlar. (9/82)
Bundan böyle Allah seni
onlardan bir topluluğun yanına döndürür de (yine savaşa)
çıkmak için senden izin isterlerse de ki: "Kesin olarak
benimle hiçbir zaman (savaşa) çıkamazsınız ve kesin olarak
benimle bir düşmana karşı savaşamazsınız. Çünkü siz oturmayı
ilk defa hoş gördünüz; öyleyse geride kalanlarla birlikte
oturun." (9/83)
Onlardan ölen birinin
namazını hiçbir zaman kılma mezarı başında durma. Çünkü
onlar Allah'a ve elçisine (karşı) inkâra saptılar ve fasık
kimseler olarak öldüler. (9/84)
Onların malları ve evlatları
seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünyada
azablandırmak ve canlarının onlar inkâr içindeyken zorluk
içinde çıkmasını istiyor. (9/85)
"Allah'a iman edin O'nun
elçisi ile cihada çıkın" diye bir sûre indirildiği zaman
onlardan servet sahibi olanlar senden izin isteyip: "Bizi
bırakıver oturanlarla birlikte olalım" dediler. (9/86)
(Savaştan) Geri kalanlarla
birlikte olmayı seçtiler. Onların kalbleri mühürlenmiştir.
Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar. (9/87)
Bedevilerden özür belirtenler
kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve elçisine
yalan söyleyenler de oturup kaldı. Onlardan inkâr edenlere
pek acı bir azab isabet edecektir. (9/90)
Yol, ancak o kimseler
aleyhinedir ki zengin oldukları halde (savaşa çıkmamak için)
senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birlikte
olmayı seçerler. Allah onların kalplerini mühürlemiştir.
Bundan dolayı onlar bilmezler. (9/93)
Onlara geri döndüğünüzde
size özür belirttiler. De ki: "Özür belirtmeyiniz size kesin
olarak inanmıyoruz. Allah bize durumunuzu haber vermiştir.
Yaptıklarınızı Allah görecektir O'nun elçisi de. Sonra gaybı
da müşahede edilebileni de bilen'e döndürüleceksiniz ve
O yaptıklarınızı size haber verecektir." (9/94)
Onlara geri döndüğünüzde
kendilerinden vazgeçmeniz için Allah'a and içecekler. Artık
siz onlara sırt çevirin. Onlar gerçekten pistirler. Kazanmakta
olduklarının bir cezası olarak barınma yerleri cehennemdir.
(9/95)
Kendilerinden hoşnut olmanız
için size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile
şüphesiz Allah fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz. (9/96)
Bedeviler inkâr ve nifak
bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği
sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.'
Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (9/97)
Bedevilerden öyleleri
vardır ki infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin
sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah
işitendir bilendir. (9/98)
Bedevilerden öyleleri
de vardır ki onlar Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve
infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin
dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz
olsun bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır. Allah da
onları kendi rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah bağışlayandır
esirgeyendir. (9/99)
Çevrenizdeki bedevilerden
münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa
çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin biz onları
biliriz. Biz onları iki kere azablandıracağız sonra onlar
büyük bir azaba döndürülecekler. (9/101)
Diğerleri günahlarını
itiraf ettiler onlar salih bir ameli bir başka kötüyle karıştırmışlardır.
Umulur ki Allah tevbelerini kabul eder. Hiç şüphesiz Allah
bağışlayandır esirgeyendir. (9/102)
Onların mallarından sadaka
al bununla onları temizlemiş arındırmış olursun. Onlara
dua et. Doğrusu senin duan onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur.'
Allah işitendir bilendir. (9/103)
Onlar bilmiyorlar mı ki
gerçekten Allah kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları
alacak olan O'dur. Şüphesiz tevbeleri kabul eden esirgeyen
O'dur. (9/104)
De ki: "Yapıp-edin. Allah
sizin yapıp-ettiklerinizi (amellerinizi) görecektir. O'nun
elçisi ve mü'minler de. Yakında gaybı ve müşahede edilebileni
Bilen'e döndürüleceksiniz ve O size yaptıklarınızı haber
verecektir." (9/105)
Diğer bir kısmı Allah'ın
emri için ertelenmişlerdir. O bunları ya azablandıracak
veya tevbelerini kabul edecektir. Allah bilendir hüküm ve
hikmet sahibidir. (9/106)
Zarar vermek inkârı (pekiştirmek)
mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine
karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten
başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya) Allah
onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
(9/107)
Onların kalbleri parçalanmadıkça
kurdukları bina kalblerinde bir şüphe olarak sürüp-gidecektir.
Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (9/110)
Bir sûre indirildiğinde
onlardan bazısı: "Bu hanginizin imanını arttırdı?" der.
Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır
ve onlar müjdeleşmektedirler. (9/124)
Kalblerinde hastalık olanların
ise iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış
ve onlar kâfir kimseler olarak ölmüşlerdir. (9/125)
Görmüyorlar mı ki gerçekten
onlar her yıl bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar
da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.
(9/126)
Bir sûre indirildiğinde
bazısı bazısına bakar (ve): "Sizi bir kimse görüyor mu?"
(der.) Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten onlar kavramayan
bir topluluk olmaları dolayısıyla Allah onların kalblerini
çevirmiştir. (9/127)
İnsanlardan kimi Allah'a
bir ucundan ibadet eder eğer kendisine bir hayır dokunursa
bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet
edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O dünyayı kaybetmiştir
ahireti de. İşte bu apaçık bir kayıptır. (22/11)
(Ya da) Zararı yararından
daha yakın olana tapar; ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır.
(22/13)
Doğrusu uydurulmuş bir
yalanla gelenler sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur;
siz onu kendiniz için bir şer saymayın aksine o sizin için
bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan
(bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene
ise büyük bir azab vardır. (24/11)
Hani münafık olanlar ve
kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü bize boş
bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı. (33/12)
Onlardan bir grup da hani
şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı artık sizin için
(burada) kalacak yer yok şu halde dönün." Onlardan bir topluluk
da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin
istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca
kaçmak istiyorlardı. (33/13)
Eğer onlara (şehrin her)
yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık
çıkarmaları) istenmiş olsaydı hiç şüphesiz buna yanaşır
ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı.
(33/14)
Oysa andolsun daha önce
'arkalarını dönüp kaçmayacaklarına' dair Allah'a söz vermişlerdi;
Allah'a verilen söz (ahid) ise (ağır bir) sorumluluktur.
(33/15)
De ki: "Eğer ölümden veya
öldürülmekten kaçıyorsanız kaçış size kesin olarak bir yarar
sağlamaz; böyle olsa bile pek az (bir zaman) dışında metalanıp-yararlandırılmazsınız."
(33/16)
De ki: "Size bir kötülük
isteyecek olsa sizi Allah'tan koruyacak veya size bir rahmet
isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar kendileri
için Allah'ın dışında ne bir veli ne bir yardımcı bulamazlar.
(33/17)
Gerçekten Allah içinizden
alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir.
Bunlar pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler. (33/18)
(Geldiklerinde de) Size
karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa
ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri
dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince
de, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin
dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar
iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa
çıkarmıştır. Bu Allah'a göre pek kolaydır. (33/19)
Onlar (münafıklar düşman)
birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer (askeri)
birlikler gelecek olsa çölde bedevi-Araplar arasında olup
sizin haberlerinizi (ordan) sormayı cidden arzu ediyorlardı.
Fakat içinizde olsalardı ancak pek az savaşırlardı. (33/20)
Andolsun sizin için Allah'ı
ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için
Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (33/21)
Çünkü Allah (sözüne bağlı
kalıp doğru olan) sâdıkları sadakatlerinden dolayı mükafaatlandıracak
münafıkları da dilerse azablandıracak veya tevbe (nasib
edip tevbe)lerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır
çok esirgeyendir. (33/24)
Kafirlere ve münafıklara
itaat etme eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et.
Vekil olarak Allah yeter. (33/48)
Andolsun eğer münafıklar
kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık
yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek
olurlarsa gerçekten seni onlara saldırtırız sonra orada
seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler. (33/60)
Lanete uğratılmışlar olarak;
nerede ele geçirilseler yakalanırlar ve öldürüldükçe (sürekli)
öldürülürler. (33/61)
(Bu) Daha önceden gelip-geçenler
hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde
kesin olarak bir değişiklik bulamazsın. (33/62)
İman edenler derler ki:
"(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?" Fakat
içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği
zaman kalplerinde hastalık olanların üzerine ölüm baygınlığı
çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa
onlara evla (olan): (47/20)
İtaat ve maruf (güzel)
sözdü. Fakat iş kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman
şayet Allah'a sadakat gösterselerdi şüphesiz onlar için
daha hayırlı olurdu. (47/21)
Demek 'iş başına gelip
yönetimi ele alırsanız' hemen yeryüzünde fesad (bozgunculuk)
çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız
öyle mi? (47/22)
İşte bunlar; Allah onları
lanetlemiş böylece (kulaklarını) sağırlaştırmış ve basiret
(göz)lerini de kör etmiştir. (47/23)
Öyle olmasa Kur'an'ı iyiden
iyiye düşünmezler miydi? Yoksa birtakım kalpler üzerinde
kilitler mi vurulmuş? (47/24)
Şüphesiz kendilerine hidayet
açıkça belli olduktan sonra gerisin geri (küfre) dönenleri
şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır. (47/25)
İşte böyle; çünkü gerçekten
onlar Allah'ın indirdiğini çirkin karşılayanlara dediler
ki: "Size bazı işlerde itaat edeceğiz." Oysa Allah sakladıkları
şeyleri (sır olarak konuştuklarını) biliyor. (47/26)
Öyleyse melekler yüzlerine
ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl
olacak? (47/27)
İşte böyle; çünkü gerçekten
onlar Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek
şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah) amellerini
boşa çıkardı. (47/28)
Yoksa kalplerinde hastalık
bulunanlar Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını
mı sandılar? (47/29)
Eğer biz dilersek sana
onları elbette gösteririz böylelikle onları simalarından
tanırsın. Andolsun sen onları sözlerin söyleniş tarzından
da tanırsın. Allah amellerinizi bilir. (47/30)
Andolsun biz sizden mücahid
olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya)
kadar deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız).
(47/31)
Şüphesiz inkar edenler
Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça
belli olduktan sonra 'elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar'
kesin olarak Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler. (Allah)
Onların amellerini boşa çıkaracaktır. (47/32)
Bedevilerden geride bırakılanlar
sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul
etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar kalplerinde
olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Şimdi Allah
size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa
sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir?
Hayır Allah yaptıklarınızı haber alandır." (48/11)
Hayır siz Peygamberin
ve mü'minlerin ailelerine ebedi olarak bir daha dönmeyeceklerini
zannettiniz; bu kalplerinizde çekici kılındı ve kötü bir
zan ile zanda bulundunuz da yıkıma uğramış bir topluluk
oldunuz. (48/12)
(Savaştan) Geride bırakılanlar
siz ganimetleri almaya gittiğiniz zaman diyeceklerdir ki:
"Bizi bırakın da sizi izleyelim." Onlar Allah'ın kelamını
değiştirmek istiyorlar. De ki: "siz kesin olarak bizim izimizden
gelemezsiniz. Allah daha evvel böyle buyurdu." Bunun üzerine:
"Hayır bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler. Hayır onlar pek
az anlayan kimselerdir. (48/15)
Bedevilerden geride bırakılanlara
de ki: "Siz yakında zorlu savaşçı olan bir kavme çağrılacaksınız;
onlarla (ya) savaşırsınız ya da (onlar) Müslüman olurlar.
Bu durumda eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir ecir
verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz gibi (yine) sırt
çevirirseniz sizi acı bir azab ile azablandırır." (48/16)
O gün münafık erkekler
ile münafık kadınlar iman edenlere derler ki: "(Ne olur)
Bize bir bakın sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım."
Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya
çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur
çekilmiştir; onun iç yanında rahmet dış yanında o yönden
azab vardır. (57/13)
(Münafıklar) Onlara seslenirler:
"Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet ancak
siz kendinizi fitneye düşürdünüz (Müslümanları acıların
ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz (Allah'a ve
İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular
yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi;
ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak
hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu." (57/14)
Artık bugün sizden herhangi
bir fidye alınmaz ve inkâr edenlerden de.. Barınma yeriniz
ateştir sizin veliniz (size yaraşan dost) odur; o ne kötü
bir gidiş yeridir. (57/15)
'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından'
(kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri;
günah düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları
görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman seni Allah'ın
selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine:
"Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azab etse ya." derler.
Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o ne kötü
bir gidiş yeridir. (58/8)
Ey iman edenler kendi
aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman bundan böyle
günah düşmanlık ve Peygamber'e isyanı fısıldaşıp-konuşmayın;
birri (iyiliği) ve takvayı konuşun ve huzurunda toplanacağınız
Allah'tan sakının. (58/9)
Şüphesiz 'gizli toplantıların
fısıldaşmaları' (kulis) iman edenleri üzüntüye düşürmek
için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır. Oysa Allah'ın
izni olmaksızın o onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir.
Şu halde mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (58/10)
Allah'ın kendilerine karşı
gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinenleri
görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne onlardan. Kendileri
de (açıkça gerçeği) bildikleri halde yalan üzere yemin ediyorlar.
(58/14)
Allah onlara şiddetli
bir azab hazırlamıştır. Doğrusu onların yaptıkları ne kötüdür.
(58/15)
Onlar yeminlerini bir
siper edindiler böylece Allah'ın yolundan alıkoydular. Artık
onlar için alçaltıcı bir azab vardır. (58/16)
Ne malları ne çocukları
onlara Allah'a karşı hiçbir şeyle yarar sağlamaz. Onlar
ateşin halkıdır içinde süresiz kalacaklardır. (58/17)
Onların tümünü Allah'ın
dirilteceği gün sizlere yemin ettikleri gibi O'na da yemin
edeceklerdir ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını
sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten onlar yalan söyleyenlerin
ta kendileridir. (58/18)
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır;
böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar
şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası
hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (58/19)
Hiç şüphesiz Allah'a ve
Resûlü'ne karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp
kendileri sınır koymaya kalkışmakla) başkaldıranlar; işte
onlar en çok zillete düşenler arasında olanlardır. (58/20)
Allah'a ve ahiret gününe
iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki Allah'a
ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk)
bağı kurmuş olsunlar; bunlar ister babaları ister çocukları
ister kardeşleri isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun.
Onlar öyle kimselerdir ki (Allah) kalplerine imanı yazmış
ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları altlarından
ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak
kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş onlar da O'ndan
razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın fırkasıdır. Dikkat
edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar felah (umutlarını
gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)
Münafıklık edenleri görmüyor
musun ki Kitap Ehlinden inkâr eden kardeşlerine derler ki:
"Andolsun eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız
mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan
hiç kimseye hiçbir zaman itaat etmeyiz. Eğer size karşı
savaşılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah şahidlik
etmektedir ki onlar gerçekten yalancıdırlar. (59/11)
Andolsun (yurtlarından)
çıkarılacak olurlarsa onlarla birlikte çıkmazlar. Onlara
karşı savaşılırsa da kendilerine yardımda bulunmazlar; yardım
etseler bile (arkalarına) dönüp-kaçarlar. Sonra kendilerine
yardım edilmez. (59/12)
Herhalde içlerinde 'dehşet
ve yılgınlık uyandırma bakımından' siz Allah'tan daha çetinsiniz.
Bu şüphesiz onların 'derin bir kavrayışa sahip olmamaları'
dolayısıyla böyledir. (59/13)
Onlar iyice korunmuş şehirlerde
veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde
savaşmazlar. Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir.
Sen onları birlik sanırsın oysa kalpleri paramparçadır.
Bu şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla
böyledir. (59/14)
Şeytanın durumu gibi;
çünkü insana "İnkâr et" dedi inkâr edince de: "Gerçek şu
ki ben senden uzağım. Doğrusu ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan
korkarım" dedi. (59/16)
Münafıklar sana geldikleri
zaman: "Biz gerçekten şehadet ederiz ki sen kesin olarak
Allah'ın elçisisin" dediler. Allah da bilir ki sen elbette
O'nun elçisisin. Allah şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine
şahidlik eder. (63/1)
Onlar yeminlerini bir
siper edinip Allah'ın yolundan alıkoydular. Doğrusu ne kötü
şey yapıyorlar. (63/2)
Bu onların iman etmeleri
sonra inkâr etmeleri dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin
üzerini mühürlemiştir artık onlar kavrayamazlar. (63/3)
Sen onları gördüğün zaman
cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman
da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış
ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı
da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar
bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin;
nasıl da çevriliyorlar. (63/4)
Onlara: "Gelin Allah'ın
Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin" denildiği
zaman başlarını yana çevirdiler. Sen onların büyüklük taslamışlar
olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün. (63/5)
Senin onlar adına mağfiret
dilemen ile mağfiret dilememen onlar için birdir. Allah
onlara kesin olarak mağfiret etmeyecektir. Şüphesiz Allah
fasık bir kavme hidayet vermez. (63/6)
Onlar ki: "Allah'ın Resûlü
yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın
sonunda dağılıp gitsinler" derler. Oysa göklerin ve yerin
hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar.
(63/7)
Derler ki "Andolsun Medine'ye
bir dönecek olursak gücü ve onuru çok olan düşkün ve zayıf
olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır." Oysa izzet (güç
onur ve üstünlük) Allah'ın O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir.
Ancak münafıklar bilmiyorlar. (63/8)
De ki: "Rabbimin sözleri(ni
yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini
(bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden
önce, elbette deniz tükeniverirdi. (18/109)
Kim cihad ederse, yalnızca
kendi nefsi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, alemlerden
müstağnidir. (29/6)
Bu, kendilerine apaçık
belgelerle elçiler geldiği halde "bizi bir beşer mi hidayete
ulaştıracak?" demeleri ve bu yüzden inkâr edip saparak yüz
çevirmeleri nedeniyledir. Allah da (onlara karşı) müstağni
olduğunu (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Allah
Ğani'dir, Hamid'dir. (64/6)
Fakat kendini müstağni
gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise, İşte
sen, onda 'yankı uyandırmaya' çalışıyorsun.
Oysa, onun temizlenip-arınmasından
sana ne? (80/5-7)
Kim de cimrilik eder,
kendini müstağni görürse, Ve en güzel olanı yalan sayarsa,
Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız.
(92/8-10)
Hayır; gerçekten insan,
azar. Kendini müstağni gördüğünden. (96/6-7)
Kitap Ehlinden olan kafirler
ve müşrikler, Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini
arzu etmezler. Allah ise, dilediğine rahmetini tahsis eder.
Allah büyük fazl sahibidir. (2/105)
Dediler ki: "Yahudi veya
Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz." De ki: "Hayır, (doğru
yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden
değildi." (2/135)
Müşrik kadınları, iman
edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza
gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri
de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir köle,
-hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır.
Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izniyle cennete
ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur
ki öğüt alıp-düşünürler. (2/221)
İbrahim, ne Yahudi idi,
ne de Hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir Müslümandı,
müşriklerden de değildi. (3/67)
De ki: "Allah doğru söyledi.
Öyleyse Allah'ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim'in
dinine uyun. O, müşriklerden değildi." (3/95)
Andolsun, insanlar içinde,
mü'minlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri
bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın
olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan
(birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte
büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (5/82)
De ki: "O, gökleri ve
yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken,
ben Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana
gerçekten Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın
müşriklerden olma." (denildi.) (6/14)
(Bundan) Sonra onların:
"Rabbimiz olan Allah'a and olsun ki, biz müşriklerden değildik"
demelerinden başka bir fitneleri olmadı (kalmadı.) (6/23)
Gerçek şu ki, ben bir
muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim.
Ve ben müşriklerden değilim." (6/79)
Rabbinden sana vahyedilene
uy. O'ndan başka ilah yoktur. Ve müşriklerden yüz çevir.
(6/106)
Üzerinde Allah'ın isminin
anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü bu fısk'tır (yoldan çıkıştır).
Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi
dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. Onlarla itaat ederseniz
şüphesiz siz de müşriklersiniz. (6/121)
Yine bunun gibi onların
ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü
gösterdiler. Hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde
dinlerini karmakarışık kılmak için. Allah dileseydi bunu
yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları
bırak. (6/137)
De ki: "Rabbim gerçekten
beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim'in
hanif (muvahhid) dinine… O, müşriklerden değildi." (6/161)
(Bu,) Müşriklerden kendileriyle
antlaşma imzaladıklarınıza Allah'tan ve Resûlü'nden kesin
bir uyarıdır. (9/1)
Ve büyük Hacc (Hacc-ı
Ekber) günü, Allah'tan ve Resûlü'nden insanlara bir duyuru:
Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resûlü de…
Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok
eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak
değilsiniz. İnkâr edenleri acı bir azabla müjdele. (9/3)
Ancak müşriklerden kendileriyle
antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler
ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka; artık
antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz,
Allah muttaki olanları sever. (9/4)
Haram aylar (süre tanınmış
dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz
yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün
geçit yerlerini kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa
ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir. (9/5)
Eğer müşriklerden biri,
senden 'eman isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü
dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere
ulaştır.' Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları
nedeniyledir. (9/6)
Mescid-i Haram yanında
kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin Allah
katında ve Resûlünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu
halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum
takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının.
Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever. (9/7)
Ey iman edenler, müşrikler
ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıllarından sonra artık
Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer ihtiyaç içinde kalmaktan
korkarsanız, Allah dilerse sizi kendi fazlından zengin kılar.
Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/28)
Müşrikler istemese de
O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini
hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (9/33)
Gerçek şu ki, Allah katında
ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın
kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte
dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize
zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz
de müşriklerle topluca savaşmayın. Ve bilin ki Allah, takva
sahipleriyle beraberdir. (9/36)
Kendilerine onların gerçekten
çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra
-yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri
peygambere ve iman edenlere yaraşmaz. (9/113)
Ve: "Bir muvahhid (hanif)
olarak yüzünü dine doğru yönelt ve sakın müşriklerden olma,"
(10/105)
De ki: "Bu, benim yolumdur.
Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar
da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."
(12/108)
Öyleyse sen emrolunduğun
şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. (15/94)
Gerçek şu ki, İbrahim
(tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat
eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi. (16/120)
Sonra sana vahyettik:
"Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O, müşriklerden
değildi." (16/123)
Zina eden erkek, zina
eden ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikahlayamaz;
zina eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten
başkası nikahlayamaz. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır.
(24/3)
Sana indirildikten sonra,
sakın seni Allah'ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine
çağır ve sakın müşriklerden olma. (28/87)
'Gönülden katıksız bağlılar'
olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru
namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (30/31)
(O müşrikler ki,) Kendi
dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça
olmuşlardır; ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç
duymaktadır. (30/32)
De ki: "Yeryüzünde gezip
dolaşın, böylece daha öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görün. Onların çoğu müşrik kimselerdi." (30/42)
Şundan ki: Allah, münafık
erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik
kadınları azablandıracak; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların
tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (33/73)
De ki: "Ben ancak sizin
benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın
bir tek ilah olduğu vahyolunur. Öyleyse O'na yönelin ve
O'ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin." (41/6)
O: "Dini dosdoğru ayakta
tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet
ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya
vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat
kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır
geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni
hidayete erdirir. (42/13)
Bir de; kötü bir zan ile
zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik
erkeklerle müşrik kadınları azablandırması için. O kötülük
çemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazablanmış,
onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları
yer ne kötüdür. (48/6)
Elçilerini hidayet ve
hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan
İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler
hoş görmese bile. (61/9)
(Mü'mini müşrikten, haklıyı
haksızdan) Ayırma günü için. (77/13)
Kitap ehlinden ve müşriklerden
inkâr edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar,
(bulundukları durumdan) kopup-ayrılacak değillerdi. (98/1)
Şüphesiz, kitap ehlinden
ve müşriklerden inkâr edenler, içinde sürekli kalıcılar
olmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar, yaratılmışların
en kötüleridir. (98/6)
Musa dedi ki: "Gerçekten
ben, hesap gününe iman etmeyen her mütekebbirden, benim
de Rabbim, sizin de Rabbinize sığınırım." (40/27)
Ki onlar, Allah'ın ayetleri
konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele
edip dururlar. (Bu,) Allah katında da, iman edenler katında
da büyük bir öfke (sebebi)dir. İşte Allah, her mütekebbir
zorbanın kalbini böyle mühürler." (40/35)
İçinde ebedi kalıcılar
olarak cehennemin kapılarından girin. Artık mütekebbirlerin
konaklama yeri ne kötüdür. (40/76)
Firavun'dan. Çünkü, o,
ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi. (44/31)
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir;
Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, (müşriklerin)
şirk koştuklarından çok yücedir. (59/23)
|