kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Her neyi nafaka olarak
infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah
onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur. (2/270)
Küçük, büyük infak ettileri
her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka
Allah'ın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını
vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır. (9/121)
(Boşadığınız) Kadınları,
gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun,
onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin.
Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını
yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için
(çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. (Durum
ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam'a
uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine
girerseniz, bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası
emzirebilir. (65/6)
Geniş-imkanları olan,
nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan
da, artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah,
hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz.
Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir.
(65/7)
Onlar, gaybe inanırlar,
namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
infak ederler. (2/3)
Namazı dosdoğru kılın,
zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
(2/43)
Sabır ve namazla yardım
dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için
ağır (bir yük)dır. (2/45)
Hani İsrailoğullarından,
"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara,
yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel
söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye
misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve
(hâlâ) yüz çeviriyorsunuz. (2/83)
Namazı dosdoğru kılın,
zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim
ederseniz, onu Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah,
yaptıklarınızı görendir. (2/110)
Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar
için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in
makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi,
tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler
için temizleyin" diye ahid verdik. (2/125)
Ey iman edenler, sabırla
ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle
beraberdir. (2/153)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
Namazları ve orta namazını
(üstlerine düşerek, titizlik göstererek) koruyun ve Allah'a
gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun. (2/238)
İman edip güzel amellerde
bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler;
şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara
korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/277)
O mihrapta namaz kılarken,
melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O,
Allah'tan olan bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan, efendi,
iffetli ve salihlerden bir peygamberdir." (3/39)
Ey iman edenler, sarhoş
iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta
olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın.
Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da
su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/43)
Kendilerine; "Elinizi
(savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri
görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan
bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha
da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz,
ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli
değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret,
ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki
ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksİnız."
(4/77)
Yeryüzünde adım attığınızda
(yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir
kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda
sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin
apaçık düşmanlarınızdır. (4/101)
İçlerinde olup onlara
namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte
dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde
ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan
diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma
araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız
bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız
(erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur
dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı
bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi
alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azab
hazırlamıştır. (4/102)
Namazı bitirdiğinizde,
Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin.
Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü
namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.
(4/103)
Gerçek şu ki, münafıklar
(sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır.
Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara
gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar. (4/142)
Ancak onlardan ilimde
derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce
indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler,
Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara
büyük bir ecir vereceğiz. (4/162)
Ey iman edenler, namaza
kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı
da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer
hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız
da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah
size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki
nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (5/6)
Andolsun, Allah İsrailoğullarından
kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici
göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim.
Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları
savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz,
şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten,
altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra
sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."
(5/12)
Sizin dostunuz (veliniz),
ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan
ve zekatı veren mü'minlerdir. (5/55)
Onlar, siz birbirinizi
namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler.
Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.
(5/58)
Gerçekten şeytan, içki
ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı
anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz
değil mi? (5/91)
Ey iman edenler, sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında,
aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya
yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden
olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak
olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size):
"Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz
ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz
elbette günahkarlardan oluruz." diye Allah adına yemin etsinler.
(5/106)
Bir de: "Namazı kılın
ve O'ndan korkup-sakının (diye de emrolunduk.) Huzuruna
(götürülüp) toplanacağınız O'dur. (6/72)
İşte bu (Kur'an), önündekileri
doğrulayıcı ve şehirler anası (Mekke) ile çevresindekileri
uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır. Ahirete iman edenler
buna inanırlar. Onlar namazlarını (özenle) koruyanlardır.
(6/92)
De ki: "Şüphesiz benim
namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi
olan Allah'ındır." (6/162)
Kitaba sımsıkı sarılanlar
ve namazı dosdoğru kılanlar, şüphesiz biz salih olanların
ecrini kaybetmeyiz. (7/170)
Onlar, namazı dosdoğru
kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak
ederler. (8/3)
Haram aylar (süre tanınmış
dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz
yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün
geçit yerlerini kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa
ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir. (9/5)
Eğer onlar tevbe edip
namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin
dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (9/11)
Allah'ın mescidlerini,
yalnızca Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru
kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar
onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar
bunlardır. (9/18)
İnfak ettiklerinin kendilerinden
kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları,
namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken
infak etmeleridir. (9/54)
Mü'min erkekler ve mü'min
kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder,
kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı
verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın
kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün
ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/71)
Onlardan ölen birinin
namazını hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü
onlar, Allah'a ve elçisine (karşı) inkâra saptılar ve fasık
kimseler olarak öldüler. (9/84)
Musa ve kardeşine (şöyle)
vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi
namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı
dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele." (10/87)
Dediler ki: "Ey Şuayb,
atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız
konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin
namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu,
aklı başında (reşid bir adam)sın." (11/87)
Gündüzün iki tarafında
ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz
iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.
(11/114)
Ve onlar-Rablerinin yüzünü
(hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar,
kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık
infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar,
bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar
içindir. (13/22)
İman etmiş kullarıma söyle:
"Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel,
dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
gizli ve açık infak etsinler." (14/31)
Rabbimiz, gerçekten ben,
çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan
bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar
diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının
kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden
rızıklandır. Umulur ki şükrederler." (14/37)
Rabbim, beni namazı(nda)
sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul
buyur." (14/40)
Güneşin sarkmasından gecenin
kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan)
Kur'an'ı, işte o, şahid olunandır. (17/78)
Gecenin bir kısmında kalk,
sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur
ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır. (17/79)
De ki: "Allah, diye çağırın,
'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel
isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da
kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse. (17/110)
Nerede olursam (olayım,)
beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı
ve zekatı vasiyet (emr) etti." (19/31)
Halkına, namazı ve zekatı
emrediyordu ve o, Rabbi katında kendisinden razı olunan
(bir insan)dı. (19/55)
Sonra onların arkasından
öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler
ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının
cezasıyla karşılaşacaklardır. (19/59)
Gerçekten Ben, Ben Allah'ım,
Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve beni
zikretmek için dosdoğru namaz kıl." (20/14)
Ehline (ümmetine) namazı
emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz,
biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır. (20/132)
Ve onları, kendi emrimizle
hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri,
namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet
edenlerdi. (21/73)
Onlar ki, Allah anıldığı
zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere
sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden
infak edenlerdir. (22/35)
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini
yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar,
zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar.
Bütün işlerin sonu Allah'a aittir. (22/41)
Allah adına gerektiği
gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size
bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu
gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da)
da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize
şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.
Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın,
sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
(22/78)
Onlar namazlarında hûşû
içinde olanlardır; (23/2)
Onlar, namazlarını da
(titizlikle) koruyanlardır. (23/9)
(Öyle) Adamlar ki, ne
ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru
namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz';
onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten
allak bullak olacağı) günden korkarlar. (24/37)
Dosdoğru namazı kılın,
zekatı verin ve elçiye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş
olursunuz. (24/56)
Ey iman edenler, sağ ellerinizin
malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş
olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte
izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü
çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin
için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara
da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin
yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır.
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (24/58)
Ki onlar, namazı dosdoğru
kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle
iman ederler. (27/3)
Sana Kitap'tan vahyedileni
oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar
(fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek
ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı
bilir. (29/45)
'Gönülden katıksız bağlılar'
olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru
namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (30/31)
Onlar, namazı dosdoğru
kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete
inanırlar. (31/4)
Ey oğlum, namazı dosdoğru
kıl, ma'rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden
(musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken
işlerdendir. (31/17)
Onların yanları (gece
namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine
korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak
verdiklerimizden infak ederler. (32/16)
Evlerinizde vakarla-oturun
(evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın
süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın;
namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine
itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri
(günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
(33/33)
Hiçbir günahkar bir başka
günahkarın günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan kimse
(bir başkasını) onu taşımaya çağırsa, -bu, yakın-akrabası
da olsa- kendisine ondan hiçbir şey yükletilmez. Sen, yalnızca
gayb ile Rablerinden 'içleri titreyerek-korkmakta' olanları
ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa,
artık o, kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır. Sonunda
dönüş Allah'adır. (35/18)
Gerçekten Allah'ın Kitabını
okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık
olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin
olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler. (35/29)
Rablerine icabet edenler,
namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile
olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak
edenler, (42/38)
Gizli konuşmanızdan önce
sadaka vermekten ürktünüz mü? Çünkü yapmadınız, Allah sizin
tevbelerinizi kabul etti. Şu halde namazı dosdoğru kılın,
zekatı verin ve Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat edin. Allah,
yaptıklarınızdan haberdardır. (58/13)
Ey iman edenler, cuma
günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye
koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin
için daha hayırlıdır. (62/9)
Artık namazı kılınca,
yeryüzünde dağılın. Allah'ın fazlını isteyip-arayın ve Allah'ı
çokca zikredin; umulur ki felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza)
kavuşmuş olursunuz. (62/10)
Ancak namaz kılanlar hariç;
(70/22)
Ki onlar, namazlarında
süreklidirler. (70/23)
Namazlarını (titizlikle)
koruyanlardır. (70/34)
Gerçekten Rabbin, senin
gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte
birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte
olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi
ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı
bildi, böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu
halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar
olduğunu, başkalarının Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde
gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını
bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun.
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir
borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden
takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir
ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan
mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (73/20)
Onlar: "Biz namaz kılanlardan
değildik" dediler. (74/43)
Fakat o, ne doğrulamış
ne de namaz kılmıştı. (75/31)
Ve Rabbinin ismini zikredip
namaz kılan. (87/15)
Namaz kıldığı zaman bir
kulu. (96/10)
Oysa onlar, dini yalnızca
O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece
Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten
başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam)
din budur. (98/5)
İşte (şu) namaz kılanların
vay haline, (107/4)
Ki onlar, namazlarında
yanılgıdadırlar, (107/5)
Şu halde Rabbin için namaz
kıl ve kurban kes. (108/2)
Eğer korkarsanız yaya
veya binekte iken kılın. Güvenliğe girdiğinizde ise yine
Allah'ı bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi zikredin.
(2/239)
Onlar Rablerine secde
ederek ve kıyama durarak gecelerler. (Furkan, 64)
Öyleyse (yalnızca) Beni
anın Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve
(sakın) nankörlük etmeyin. (2/152)
Sen onlar için ister bağışlanma
dile istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma
dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu gerçekten
onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır.
Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (9/80)
Andolsun biz insana tarafımızdan
bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alsak kuşkusuz
o (artık) umudunu kesmiş bir nankördür. (11/9)
Böylece biz seni kendisinden
önce nice ümmetler gelip-geçmiş olan bir ümmete (elçi olarak)
gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye.
Oysa onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O benim
Rabbimdir O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim
ve son dönüş O'nadır." (13/30)
Size her istediğiniz şeyi
verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız onu
sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki insan pek
zalimdir pek nankördür. (14/34)
Rabbiniz şöyle buyurmuştu:
"Andolsun eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve
andolsun eğer nankörlük ederseniz şüphesiz benim azabım
pek şiddetlidir." (14/7)
Allah bir şehri örnek
verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi rızkı da her
yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük
etti böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak ona açlık
ve korku elbisesini tattırdı. (16/112)
Kendilerine verdiklerimize
karşı nankörlük etmek için. Öyleyse yararlanın ilerde bileceksiniz.
(16/55)
Çünkü saçıp-savuranlar
şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine karşı
nankördür. (17/27)
Size denizde bir sıkıntı
(tehlike) dokunduğu zaman O'nun dışında taptıklarınız kaybolur-gider;
fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz.
İnsan pek nankördür. (17/67)
Veya sizi bir kere daha
ona (denize) gönderip üzerinize kırıp geçiren bir fırtına
salarak nankörlük etmeniz nedeniyle sizi batırmasına karşı
emin misiniz? Sonra onun öcünü Bize karşı alacak (kimseyi
de) bulamazsınız. (17/69)
Artık kim bir mü'min olarak
salih amellerde bulunursa onun çabası için (karşılık olarak)
küfran (nankörlük) yoktur. Şüphesiz biz onun yazıcılarıyız.
(21/94)
Şüphesiz Allah (müşriklerin
saldırı ve sinsi tuzaklarını) iman edenlerden uzaklaştırmaktadır.
Gerçekten Allah hain ve nankör olan kimseyi sevmez. (22/38)
Sizi diri tutan sonra
öldürecek sonra da diriltecek olan O'dur. Gerçekten insan
pek nankördür. (22/66)
Andolsun bunu onların
arasında öğüt alıp-düşünsünler diye çeşitli biçimlerde açıkladık.
Ama insanların çoğu nankörlük edip ayak direttiler. (25/50)
"Ve sen yapacağın işi
(cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin." (26/19)
Kendi yanında kitaptan
ilmi olan biri dedi ki: "Ben (gözünü açıp kapamadan) onu
sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında
durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır
O'na şükredecek miyim yoksa nankörlük edecek miyim diye
beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti).
Kim şükrederse artık o kendisi için şükretmiştir kim nankörlük
ederse gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye
ihtiyacı olmayan)dır Kerim olandır." (27/40)
Kendilerine verdiğimiz
(nimetler)e nankörlük etsinler ve yararlanıp-metalansınlar
diye. Ancak onlar yakında bileceklerdir. (29/66)
Görmediler mi ki çevrelerinde
insanlar kapılıp-yağma edilirken biz Harem (Mekke'y)i güvenilir
(ve dokunulmaz) kıldık? Yine de onlar batıla inanıp Allah'ın
nimetlerine nankörlük mü ediyorlar? (29/67)
Kendilerine (nimet olarak)
verdiklerimize nankörlük etsinler diye. Öyleyse metalanıp-yararlanın
artık yakında bileceksiniz. (30/34)
Andolsun biz bir rüzgar
göndersek de onu(n ekinini) sararmış görseler mutlaka ardından
nankörlük ederler. (30/51)
Onları kara gölgeler gibi
dalgalar sarıverdiği zaman dini yalnızca O'na 'halis kılan
gönülden bağlılar' olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar (dua
ederler). Böylece onları karaya çıkarıp-kurtarınca artık
onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi
gaddar nankör olandan başkası inkar etmez. (31/32)
Böylelikle nankörlük etmeleri
dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankörlük
edenden başkasını cezalandırır mıyız? (34/17)
İnkar edenlere gelince
onlar için de cehennem ateşi vardır. Onlar için ne karar
verilir ki böylece ölüversinler ne de kendilerine onun azabından
(bir şey) hafifletilir. İşte biz her nankör olanı böyle
cezalandırırız. (35/36)
Şayet onlar sırt çevirecek
olurlarsa artık Biz seni onların üzerine bir gözetleyici
olarak göndermiş değiliz. Sana düşen yalnızca tebliğdir.
Gerçek şu ki Biz insana tarafımızdan bir rahmet taddırdığımız
zaman ona sevinir. Eğer onlara kendi ellerinin takdim ettikleri
dolayısıyla bir kötülük isabet ederse bu durumda insan bir
nankör kesiliverir. (42/48)
(Buna rağmen) Kendi kullarından
O'na bir parça kılıp-yakıştırdılar. Doğrusu insan açıkça
bir nankördür. (43/15)
Siz ikiniz (ey melekler)
her inatçı nankörü atın cehennemin içine (50/24)
Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi.
(Kendisi ve getirdikleri) İnkâr edilmiş-nankörlük edilmiş
olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere. (54/14)
Biz ona yolu gösterdik;
(artık o) ya şükredici olur ya da nankör. (76/3)
Öyleyse Rabbinin hükmüne
sabır göster. Onlardan günahkar veya nankör olana itaat
etme. (76/24)
Kahrolası insan ne kadar
nankördür. (80/17)
Tersine o nankörler yalanlıyorlar.
(84/22)
Gerçekten insan Rabbine
karşı nankördür. (100/6)
O, gökten su indirendir.
Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik
çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz.
Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar,
-birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden
ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde
ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)
Asmalı ve asmasız bahçeleri,
hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları
-birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O'dur. Ürün verdiğinde
ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin.
Çünkü O, israf edenleri sevmez. (6/141)
(Hacc) ibadetlerinizi
bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız
gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın.
İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver"
der; onun ahirette nasibi yoktur. (2/200)
İşte bunların kazandıklarına
karşılık nasibleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir.
(2/202)
İşte böylece biz yeryüzünde
Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da)
dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi
nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.
(12/56)
Allah, inkâr edenleri
kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hiçbir hayra varamadılar.
Savaşta Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) mü'minlere
yetti. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır. (33/25)
Rabbim, beni bağışla ve
benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan
et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin." (38/35)
Kim ahiret ekinini isterse,
Biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız. Kim dünya ekinini
isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi
yoktur. (42/20)
Nebi
Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi
göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan,
onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış
olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir,
sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah,
gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (22/52)
 
|