kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

...Kendilerine nimet verdiklerinin
yoluna,... (1/6)
Ey İsrailoğulları, size
bağışladığım nimetimi hatırlayın ve ahdime bağlı kalın,
ki ben de ahdinize bağlı kalayım. Ve yalnızca benden korkun.
(2/40)
Ey İsrailoğulları, size
bağışladığım nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere muhakkak
üstün kıldığımı hatırlayın. (2/122)
Her nereden çıkarsan,
yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Siz de) Her nerede
olursanız yüzünüzü onun yönüne çevirin. Öyle ki, onlardan
zulmedenlerin dışında insanların, size karşı bir delilleri
olmasın. Onlardan korkmayın, Benden korkun, üzerinizdeki
nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz. (2/150)
İsrailoğullarına sor,
onlara nice açık ayet(ler) verdik. Kendisine geldikten sonra
kim Allah'ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz
Allah, cezası pek şiddetli olandır. (2/211)
Kadınları boşadığınızda,
bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle
tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip
zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle
yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın
ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği
nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitab'ı ve hikmeti
anın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herşeyi
bilendir. (2/231)
Allah'ın ipine hepiniz
sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki
nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin
arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler
olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken,
oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye,
Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (3/103)
Onlar, Allah'tan bir nimeti,
bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin ecrini
boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler. (3/171)
Bundan dolayı, kendilerine
hiçbir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan
bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allah'ın rızasına uydular.
Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (3/174)
Kim Allah'a ve Resul'e
itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği
peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle
beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? (4/69)
Şüphesiz içinizden ağır
davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek
olsa: "Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte
olmadım" der. (4/72)
Ölü eti, kan, domuz eti,
Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek
bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,-
dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla
yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden
(dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi
kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size
din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha
eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek
kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
Ey iman edenler, namaza
kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı
da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer
hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız
da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah
size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki
nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (5/6)
Allah'ın üzerinizdeki
nimetini ve: "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde sizi,
kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın. Allah'tan korkup-sakının.
Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir. (5/7)
Ey iman edenler, Allah'ın
üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size
ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini
sizlerden geri püskürtmüştü. Allah'tan korkup-sakının. Mü'minler
yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler. (5/11)
Hani, Musa kavmine (şöyle)
demişti: "Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın;
içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı
ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi." (5/20)
Korkanlar arasında olup
da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: "Onların
üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz.
Eğer mü'minlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül edin."
dedi. (5/23)
Eğer, Kitap Ehli iman
edip sakınsalardı, elbette onların kötülüklerini örter ve
onları 'nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık. (5/65)
Ve eğer onlar Tevrat'ı,
İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı)
ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından
(sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil)
bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür!
(5/66)
Allah şöyle diyecek: "Ey
Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı
ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir
şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir
kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle
iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata)
çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde
onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir"
demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm."
(5/110)
Sizi uyarmak için aranızdan
bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikr'in gelmesine
mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler
kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını
(veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini
hatırlayın, ki kurtuluş bulasınız." (7/69)
(Allah'ın) Ad (kavminden)
sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve
servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde
köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde
Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın." (7/74)
Nedeni şu: Bir kavim (toplum),
kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak
bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir,
bilendir. (8/53)
Rableri onlara katından
bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli
bir nimet bulunan cennetleri müjdeler. (9/21)
İman edenler ve salih
amellerde bulunanlar da, Rableri onları imanları dolayısıyla
altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmış cennetlere
yöneltip-iletir (hidayet eder). (10/9)
Ve andolsun, kendisine
dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, kuşkusuz;
"Kötülükler benden gidiverdi" der. Çünkü o, şımarıktır,
böbürlenendir. (11/10)
Ey kavmim, Rabbinizden
bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten
sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze
güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin." (11/52)
Böylece Rabbin seni seçkin
kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana
öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini)
tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini
tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir." (12/6)
Hani Musa kavmine şöyle
demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani
O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz
işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı
boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir
sınav vardır." (14/6)
Allah'ın bu nimetini inkâra
değiştirenleri ve kavimlerini 'yıkım ve azab' yurduna konduranları
görmedin mi? (14/28)
Size her istediğiniz şeyi
verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu
sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan
pek zalimdir, pek nankördür. (14/34)
Eğer Allah'ın nimetini
saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak
bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(16/18)
Nimet olarak size ulaşan
ne varsa, Allah'tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda
(yine) ancak O'na yalvarmaktasınız. (16/53)
Allah rızıkta kiminizi
kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin
altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici
değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
(16/71)
Allah size kendi nefislerinizden
eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar
yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar,
batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
(16/72)
Allah, sizin için yarattığı
şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler
kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda
(zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. İşte
O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki
teslim olursunuz. (16/81)
Onlar, Allah'ın nimetini
biliyorlar, sonra da inkar ediyorlar; onların çoğu inkâr
edenlerdir. (16/83)
Allah bir şehri örnek
verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her
yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük
etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık
ve korku elbisesini tattırdı. (16/112)
Öyleyse Allah'ın sizi
rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin;
eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin.
(16/114)
O'nun nimetlerine şükrediciydi.
(Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti. (16/121)
İnsana bir nimet verdiğimizde
sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da
umutsuzluğa kapılır. (17/83)
Dedi ki: "Rabbimin beni
kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet
ve imkan), daha hayırlıdır. Madem öyle, bana (insani) güçle
yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel
kılayım." (18/95)
İşte bunlar; kendilerine
Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan,
Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim
ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden
ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın
ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Onun uğultusunu bile duymazlar.
Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi
kalıcıdırlar. (21/102)
Mülk, o gün yalnızca Allah'ındır.
O, aralarında hükmedecektir. Artık iman edip salih amellerde
bulunanlar; nimetlerle donatılmış cennetler içindedirler.
(22/56)
İşte (yeryüzünün hakimiyetine
ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır. (23/10)
Bana karşı lütuf-dediğin
nimet de, İsrailoğullarını köle kılmandan dolayıdır." (26/22)
Beni nimetlerle-donatılmış
cennetin mirasçılarından kıl," (26/85)
Süleyman, Davud'a mirasçı
oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili
öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten
bu, apaçık bir üstünlüktür." (27/16)
(Süleyman) Bu sözü üzerine
tebessüm edip güldü ve dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama
verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir
amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların
arasına kat." (27/19)
Dedi ki: "Rabbim, bana
verdiğin nimetler adına, artık suçlu günahkarlara destekçi
olmayacağım." (28/17)
Görmediler mi ki, çevrelerinde
insanlar kapılıp-yağma edilirken, biz Harem (Mekke'y)i güvenilir
(ve dokunulmaz) kıldık? Yine de onlar, batıla inanıp Allah'ın
nimetlerine nankörlük mü ediyorlar? (29/67)
(Ancak) Gerçekten iman
edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle-donatılmış
cennetler vardır. (31/8)
Görmüyor musunuz ki, şüphesiz
Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış,
açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır.
(Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme
dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan
Allah hakkında mücadele edip durur. (31/20)
Görmüyor musun ki, size
ayetlerinden (bazılarını) göstermesi için, gemiler Allah'ın
nimetiyle denizde akıp gitmektedir! Hiç şüphesiz bunda,
çok sabreden, çok şükreden için gerçekten ayetler vardır.
(31/31)
Artık hiçbir nefis, yaptıklarına
karşılık olmak üzere kendileri için gözler aydınlığı olarak
nelerin (sayısız nimetlerin) saklandığını bilmez. (32/17)
Ey iman edenler, Allah'ın
üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti;
böylece biz de onların üzerine, bir rüzgar ve sizin görmediğiniz
ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görendir. (33/9)
Hani sen, Allah'ın kendisine
nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye:
"Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan
çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı
tutuyordun; oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha layıktı.
Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, biz onu seninle evlendirdik;
ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini
kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme
konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın
emri yerine getirilmiştir. (33/37)
Ey insanlar, Allah'ın
üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran
Allah'ın dışında bir başka yaratıcı var mı? O'ndan başka
ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz? (35/3)
Nimetlerle donatılmış
(naim) cennetlerde. (37/43)
Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı,
muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan
olacaktım. (37/57)
İnsana bir zarar dokunduğu
zaman, gönülden katıksızca yönelmiş olarak Rabbine dua eder.
Sonra ona kendinden bir nimet verdiği zaman, daha önce O'na
dua ettiğini unutur ve O'nun yolundan saptırmak amacıyla
Allah'a eşler koşmaya başlar. De ki: "İnkârınla biraz (dünya
zevklerinden) yararlan; çünkü sen, ateşin halkındansın."
(39/8)
İnsana bir zarar dokunduğu
zaman, bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan
ettiğimizde, der ki: "Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla
verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir.
Ancak çoğu bilmiyorlar. (39/49)
İnsana nimet verdiğimiz
zaman, yüz çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman
ise, artık o, geniş (kapsamlı ve derinlemesine) bir dua
sahibidir. (41/51)
Onların sırtlarına binip-doğrulmanız,
sonra doğrulduğunuz zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz
ve: "Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne yücedir,
yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık" demeniz
için. (43/13)
O, yalnızca bir kuldur;
kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek
kıldık. (43/59)
Ve içlerinde 'sevinç ve
mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler, (44/27)
Kendinden (bir nimet olarak)
göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi.
Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler
vardır. (45/13)
Biz insana, 'anne ve babasına'
iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle
taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması
ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik)
çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: "Rabbim,
bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin
razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et;
benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip
Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım." (46/15)
Öyle ki Allah, senin geçmiş
ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini
tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. (48/2)
Ve (daha) başka (nice
nimetler de, ki,) siz henüz onlara güç yetirmiş değilsiniz;
(ama) gerçekten Allah, onları kuşatmıştır. Allah, herşeye
güç yetirendir. (48/21)
Allah'tan bir fazl (bir
ihsan ve lütuf) ve bir nimet olarak. Allah, bilendir hüküm
ve hikmet sahibidir. (49/8)
Hiç şüphesiz muttakiler,
cennetlerde ve nimet içindedirler; (52/17)
Şu halde sen, öğüt verip-hatırlat;
çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun. (52/29)
Öyleyse, Rabbinin hangi
nimetlerinden şüphe ediyorsun? (53/55)
Tarafımızdan bir nimet
olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz. (54/35)
Şu halde Rabbinizin hangi
nimetlerini yalanlayabilirsiniz? (55/13, 16, 18, 21, 23,
25, 28, 30, 32, 34, 36, 38, 40, 42, 45, 47, 49, 51, 53,
55, 57, 59, 61, 63, 65, 67,69, 71, 73, 75, 77)
Nimetlerle-donatılmış
cennetler içinde; (56/12)
Ve rızkınızı (Kur'an'dan
yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan
ibaret mi kılıyorsunuz? (56/82)
Bu durumda rahatlık, güzel
rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur). (56/89)
Sen, Rabbinin nimetiyle
bir mecnun değilsin. (68/2)
Doğrusu, muttaki olanlar
için Rableri katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır.
(68/34)
Eğer Rabbinden bir nimet
ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda
(karaya) atılmış olacaktı. (68/49)
Onlardan her biri, nimetlerle
donatılmış cennete gireceğini mi umuyor (tamah ediyor)?
(70/38)
Eğer onlar (insanlar ve
cinler), yol üzerinde 'dosdoğru bir istikamet tuttursalardı',
mutlaka Biz onlara bol miktarda su içirir (tükenmez bir
rızık ve nimet verir)dik. (72/16)
Yalanlamakta olan nimet
(refah ve servet) sahiplerini sen bana bırak ve onlara az
bir süre tanı. (73/11)
Her nereye baksan, bir
nimet ve büyük bir mülk görürsün. (76/20)
Şüphesiz ebrar olanlar,
elbette nimetler(le donatılmış cennetler) içindedirler.
(82/13)
Gerçek şu ki, ebrar olanlar,
elbette nimetler içindedirler. (83/22)
Nimetin parıltılı-sevincini
sen onların yüzlerinde tanırsın. (83/24)
O gün, öyle yüzler de
vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler. (88/8)
Fakat insan; ne zaman
Rabbi kendisini bir denemeden geçirse, ona bir keremde bulunsa,
nimetler verse: "Rabbim bana ikram etti" der. (89/15)
Onun yanında hiç kimsenin
karşılığı verilecek bir nimeti (borcu) yoktur. (92/19)
Rabbinin nimetini durmaksızın
anlat. (93/11)
Sonra o gün, nimetten
sorguya çekileceksiniz. (102/8)
Allah, sizi yeminlerinizdeki
rastgele söylemelerinizden boş amaçsız sözlerden dolayı
sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı
sorumlu tutar. Allah bağışlayandır yumuşak davranandır.
(2/225)
Ey iman edenler, sabredin
ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah'tan korkun.
Umulur ki kurtulursunuz. (3/200)
Nuh'a ve ondan sonraki
peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e,
İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a,
Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da
Zebur verdik. (4/163)
Ve ona İshak'ı ve Yakub'u
armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce
de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u,
Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik
yapanları işte böyle ödüllendiririz. (6/84)
Andolsun biz Nuh'u kendi
kavmine (toplumuna) gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a
kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu
ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım."
Kavmimin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık
ve sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler. O: "Ey kavmim,
bende bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' yoktur; ama ben alemlerin
Rabbinden bir elçiyim." dedi. "Size Rabbimin risaletini
tebliğ ediyorum. (Ayrıca) Size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi
ben Allah'tan biliyorum. "Sakınıp rahmete kavuşmanız için,
içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile
bir zikir (Kitap) gelmesine mi şaştınız?" Onu yalanladılar.
Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık,
ayetlerimizi yalan sayanları suda-boğduk. Çünkü onlar kör
bir kavimdi. (7/59-64)
"Sizi uyarmak için aranızdan
bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikr'in gelmesine
mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler
kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını
(veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini
hatırlayın, ki kurtuluş bulasınız." (7/69)
Onlara, kendilerinden
öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin,
Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi
mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek
ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine
zulmediyorlardı. (9/70)
Onlara Nuh'un haberini
oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım
ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa
ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla
toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size
örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki
hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. Eğer yüz çevirecek
olursanız, ben sizden bir karşılık istemedim. Benim ecrim,
yalnızca Allah'a aittir. Ve ben, Müslümanlardan olmakla
emrolundum. Fakat onu yalanladılar; biz de onu ve gemide
onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık.
Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların
nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak. (10/71-73)
Andolsun, biz Nuh'u kavmine
gönderdik. (Onlara:) "Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum.
Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan)
acı bir günün azabından korkarım" (dedi). Kavminden, ileri
gelen inkârcılar: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden
başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan
başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü
de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi.
Dedi ki: "Ey Kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? Eğer ben
Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve Rabbim bana
kendi katından bir rahmet vermiş de (bu,) sizin gözlerinizden
saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak
mıyız? Ey Kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum.
Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ben iman edenleri
kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar.
Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum.
"Ey kavmim, ben onları kovarsam, Allah'tan (gelecek azaba
karşı) bana kim yardım edecek? Hiç düşünmez misiniz? Ben
size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da
bilmiyorum. Melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin
aşağılık gördüklerine, Allah kesin olarak bir hayır vermez
de demiyorum. Nefislerinde olanı Allah daha iyi bilir. Bu
durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman zalimlerdenim
(demek)dir." Dediler ki: "Ey Nuh, bizimle çekişip-durdun,
bu çekişmede ileri de gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bize
vaadettiğini getir (görelim.)" Dedi ki: "Eğer dilerse, onu
size Allah getirir ve siz (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz.
Eğer Allah sizi azdırmayı dilemişse, ben size öğüt vermek
istesem de, öğüdümün size yararı olmaz. O sizin Rabbinizdir
ve O'na döndürüleceksiniz." Onlar: "Bunu kendisi uydurdu"
mu diyorlar? De ki: "Eğer onu ben uydurduysam, günahım bana
aittir. Ama ben, sizlerin suç olarak işlemekte olduklarınızdan
uzağım." Nuh'a vahyedildi: "Gerçekten iman edenlerin dışında,
kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların işlemekte
olduklarından dolayı üzülme. Bizim gözetimimiz altında ve
vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda bana hitapta
bulunma. Çünkü onlar suda- boğulacaklardır." Gemiyi yapıyordu.
Kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında O'nunla
alay ediyordu. O: "Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz
gibi biz de sizlerle alay edeceğiz" dedi. "Artık, ilerde
bileceksiniz. Aşağılatıcı azab kime gelecek ve sürekli azab
kimin üstüne çökecek." Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır
feveran ettiği zaman, dedik ki: "Her birinden ikişer çift
(hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni
ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte çok azından
başkası iman etmemişti. Dedi ki: "Ona binin. Onun yüzmesi
de, demir atması (durması) da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz,
benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir." (Gemi) Onlarla
dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara
çekilmiş olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte
bin ve kâfirlerle birlikte olma." (Oğlu) Dedi ki: "Ben bir
dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın
emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur."
Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan
oldu. Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de
tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı)
üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar"
denildi. Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz
benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır.
Sen hakimlerin hakimisin." Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle
o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş
(yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden
isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt
veriyorum." Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden
istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni
esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum. Ey Nuh" denildi.
"Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam
ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kâfir)
Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı
bir azab dokunacaktır." Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb
haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun.
Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.
(11/25-49)
"Ey kavmim, bana karşı
gelişiniz, sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih
kavminin başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet
ettirmesin. Üstelik Lut kavmi size pek uzak değil." (11/89)
Sizden öncekilerin, Nuh
kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi
size gelmedi mi? Ki onları, Allah'tan başkası bilmez. Elçileri
onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına
götürüp (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: "Tartışmasız,
biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkâr ettik
ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku
verici bir tereddüt içindeyiz." (14/9)
(Ey) Nuh ile birlikte
taşıdıklarımızın çocukları! Şüphesiz o, şükreden bir kuldu.
(17/3)
Biz, Nuh'tan sonra nice
kuşakları yıkıma uğrattık. Kullarının günahlarını haber
alıcı, görücü olarak Rabbin yeter. (17/17)
İşte bunlar; kendilerine
Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan,
Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim
ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden
ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğunda,
ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Nuh da; daha önce çağrıda
bulunduğu zaman, biz onun çağrısına cevap verdik, onu ve
ailesini büyük bir üzüntüden kurtardık. Ve ayetlerimizi
yalanlayan kavimden 'ona yardım edip-öcünü aldık'. Şüphesiz
onlar, kötü bir kavimdi, biz de onların tümünü suya batırıp
boğduk. (21/76-77)
Eğer seni yalanlıyorlarsa,
onlardan önce Nuh, Ad, Semud kavmi de yalanlamıştı. (22/42)
Andolsun, biz Nuh'u kendi
kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki:
"Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. Onun dışında sizin başka
ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" Bunun üzerine,
kavminden inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin
benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı
üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini)
dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş
atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz. O, kendisinde delilik
bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre
gözetleyin." "Rabbim" dedi (Nuh). "Beni yalanlamalarına
karşılık, bana yardım et." Böylelikle biz ona: "Gözetimimiz
altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim bizim emrimiz gelip
de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer
çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş)
onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda
bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik.
"Böylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde o
zaman de ki: "Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a
hamdolsun." Ve de ki: "Rabbim, beni kutlu bir konakta indir,
sen konuklayanların en hayırlısısın." Hiç şüphesiz bunda
ayetler vardır ve biz gerçekten denemeden geçiririz. (23/23-30)
Nuh'un kavmi de, elçileri
yalanlandıklarında onları suda boğduk ve insanlar için bir
ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azab hazırladık.
(25/37)
Nuh kavmi de gönderilen
(peygamber)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz
mısınız?" demişti. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir
bir elçiyim.Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat
edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim
yalnızca alemlerin Rabbine aittir.Artık Allah'tan korkup-sakının
ve bana itaat edin. Dediler ki: "Sana, sıradan aşağılık
insanlar uymuşken inanır mıyız?" Dedi ki: "Onların yapmakta
oldukları hakkında benim bilgim yoktur. Onların hesabı yalnızca
Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız.) Ve ben
mü'min olanları kovacak değilim. Ben, yalnızca apaçık bir
uyarıcıyım." Dediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son
vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın."
Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı. Bundan
böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve
beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar." Bunun
üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla)
yüklü gemi içinde kurtardık. Sonra bunun ardından geride
kalanları da suda-boğduk. Gerçekten, bunda bir ayet vardır,
ama onların çoğu iman etmiş değildirler. (26/105-121)
Andolsun, biz Nuh'u kendi
kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik
olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken
tufan kendilerini yakalayıverdi. Böylece biz onu ve gemi
halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet (kendisinden
ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk. (29/14-15)
Hani biz peygamberlerden
kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den,
Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan. Biz onlardan sapasağlam
bir söz almıştık. (33/7)
Andolsun, Nuh bize (dua
edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik. Onu ve ailesini,
o büyük üzüntüden kurtarmıştık. Ve onun soyunu, (dünyada)
onları da baki kıldık. Sonra gelenler arasında ona (hayırlı
ve şerefli bir isim) bıraktık. Alemler içinde selam olsun
Nuh'a. Gerçekten biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandı. Sonra diğerlerini
suda boğduk. Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır.
(37/75-83)
Hayır; o inkâr edenler
(boş) bir gurur ve bir parçalanma içindedirler. (38/2)
Kendilerinden önce Nuh
kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok) fırkalar
da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için) yakalamaya
yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak'
mücadeleye giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık
Benim cezalandırmam nasılmış? (40/5)
"Nuh kavmi, Ad, Semud
ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir gün).
Allah, kullar için zulüm istemez." (40/31)
O: "Dini dosdoğru ayakta
tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet
ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya
vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat
kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır
geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni
hidayete erdirir. (42/13)
Onlardan önce Nuh kavmi,
Ress halkı ve Semud (kavmi) de yalanladı. (50/12)
Bundan önce Nuh kavmini
de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi.
(51/46)
Daha önce Nuh kavmini
de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar. (53/52)
Kendilerinden önce Nuh
kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar
ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.'
Sonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım.
Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al." Biz de 'bardaktan
boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeri
de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir
edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere)
birleşti. Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş
gemi) üzerinde taşıdık; Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi.
(Kendisi ve getirdikleri) İnkâr edilmiş-nankörlük edilmiş
olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere. Andolsun, Biz bunu
bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Şu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış? (54/9-16)
Andolsun, Biz Nuh'u ve
İbrahim'i (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı
onların soylarında kıldık. Öyle iken, içlerinde hidayeti
kabul edenler vardır, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
(57/26)
Allah, inkâr edenlere,
Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan
salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara
ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan
gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe
diğer girenlerle birlikte girin" denildi. (66/10)
Şüphesiz, biz Nuh'u; "Kavmini,
onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine
(peygamber olarak) gönderdik. O da dedi ki: "Ey Kavmim,
gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım.Allah'a
kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin. Ki günahlarınızı
bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin.
Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir
bilmiş olsaydınız." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi
gece ve gündüz davet edip-durdum. Fakat davet etmem, bir
kaçıştan başkasını arttırmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman
için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına
tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça
büyüklük gösterip-direttiler.' Sonra onları açıktan açığa
davet ettim. Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim
ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim. Bundan
böyle" dedim. "Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten
O, çok bağışlayandır. (Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten
sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın. Size mallar ve
çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler
versin, ırmaklar da versin. Size ne oluyor ki, Allah'tan
bir vakarı ummuyorsunuz?" "Oysa O, sizi gerçekten tavır
tavır yaratmıştır. Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle
bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır? Ve ayı bunlar içinde
bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil
yapmıştır. Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi.
Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici)
bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır. Allah, yeri sizin için
bir yaygı kıldı. Öyle ki, onun içinde geniş yollarında gezip-dolaşırsınız,
diye." Nuh: "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler;
mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan
kimselere uydular. Ve büyük büyük hileli-düzenler kurdular.
Ve dediler ki: Kendi ilahlarınızı bırakmayın; bırakmayın
ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u, ne Ye'uk'u ve ne de Nesr'i.Böylece
onlar, çoğu kimseyi şaşırtıp-saptırdılar. Sen de o zalimlere
sapıklıktan başkasını arttırma." Bunlar, hataları dolayısıyla
suda boğuldular, sonra ateşe sokuldular. O zaman da Allah'ın
dışında hiçbir yardımcı bulamadılar. Nuh "Rabbim, yeryüzünde
kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma." dedi. "Çünkü
Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar
ve onlar, kötülükten sınırı aşan (facir'den) kafirden başkasını
doğurmazlar." "Rabbim, beni, annemi, babamı, mü'min olarak
evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları
bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma." (71/1-28)
Allah, iman edenlerin
velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura
çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları
nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar,
onda süresiz kalacaklardır. (2/257)
Ey insanlar Rabbinizden
size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apaçık bir
nur (Kur'an) indirdik. (4/174)
Ey Kitap Ehli, Kitaptan
gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan
geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık
bir Kitap geldi. (5/15)
Allah, rızasına uyanları
bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle
karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir.
(5/16)
Gerçek şu ki, biz Tevratı,
içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş
peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler
(Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını
korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler
olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan
korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık
satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar,
kafir olanlardır. (5/44)
Onların (peygamberleri)
ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem
oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan,
önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici
ve öğüt olan İncil'i verdik. (5/46)
Hamd, gökleri ve yeri
yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan Allah'adır.
(Bundan) Sonra bile, inkar edenler, Rablerine (bir takım
varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar. (6/1)
Onlar: "Allah, beşere
hiç bir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı, kadrinin hakkını
vererek takdir edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir
nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça)
kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız
ve çoğunu gözardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve
atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki:
"Allah." Sonra Onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında'
oyalanıp-dursunlar. (6/91)
Ölü iken kendisini dirilttiğimiz
ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz
kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamıyanın
durumu gibi midir? İşte, kafirlere yapmakta oldukları böyle
'süslü ve çekici' gösterilmiştir. (6/122)
Onlar ki, yanlarındaki
Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi
haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara
marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor,
temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların
ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona
inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla
birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler
bunlardır. (7/157)
Ey iman edenler, Allah'tan
korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur
ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi
bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (8/29)
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu
söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi
nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. (9/32)
Güneşi bir aydınlık, ayı
bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için
ona duraklar tesbit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak
ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle
birer birer açıklamaktadır. (10/5)
De ki: "Göklerin ve yerin
Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu
bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç
yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De
ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit
olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa
Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular
da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki:
"Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici
olandır." (13/16)
Elif, Lam, Ra. Bu bir
Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan
nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için
sana indirdik. (14/1)
Andolsun Musa'yı: "Kavmini
karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat"
diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden
ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır. (14/5)
Allah, göklerin ve yerin
nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir
kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki
incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan
kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki)
neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur
üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir.
Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.
(24/35)
(Bu nur,) Allah'ın, onların
yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir;
onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler. (24/36)
Ya da (inkar edenlerin
amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun
üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da
üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan
karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek.
Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur. (24/40)
Gökte burçlar kılan, onların
içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne yücedir.
(25/61)
O'dur ki, sizi karanlıklardan
nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size
dua etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyicidir. (33/43)
Ve kendi izniyle Allah'a
çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik). (33/46)
Allah, kimin göğsünü İslam'a
açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil
mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış
olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.
(39/22)
Yer, Rabbi'nin nuruyla
parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler
getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa
uğratılmazlar. (39/69)
Böylece sana emrimizden
bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun.
Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi
hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola
yöneltip-iletiyorsun. (42/52)
Bu (Kur'an), insanlar
için basiret (nuruyla Allah'a yönelten ayet)lerdir, kesin
bilgiyle inanan bir kavim için de bir hidayet ve bir rahmettir.
(45/20)
Sizi karanlıklardan nura
çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz
Allah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir.
(57/9)
O gün, mü'min erkekler
ile mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken
görürsün. "Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar
(olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte
'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (57/12)
O gün, münafık erkekler
ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "(Ne olur)
Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım."
Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya
çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur
çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden
azab vardır. (57/13)
Allah'a ve O'nun Resûlü'ne
iman edenler; işte onlar Rableri katında sıddîklar ve şehidler
(veya şahid)lerdir. Onların ecirleri ve nurları vardır.
İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise; işte onlar da
cehennem halkıdır. (57/19)
Ey iman edenler, Allah'tan
sakınıp-korkun ve O'nun elçisine iman edin, size kendi rahmetinden
iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz
bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (57/28)
Onlar, Allah'ın nurunu
ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu
tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. (61/8)
"Şu halde Allah'a, O'nun
Resûlü'ne ve indirdiğimiz nur (Kur'an)a iman edin. Allah
yaptıklarınızdan haberdardır." (64/8)
İman edip salih amellerde
bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın
apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim
iman edip salih bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde
süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere
sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir.
(65/11)
Ey iman edenler, Allah'a
kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah
sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere
sokar. O gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri
küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında
koşar-parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi
bağışla. Şüphesiz Sen, her şeye güç yetirensin." (66/8)
|